21 Ağustos 2011

Haydi Görüşürüz Guiza Başkan



Sevgili Guiza başkana bir ara çaresizlikten müzik eserleriyle sesleniyordum. Blogda en fazla müzik armağan ettiğimiz insan oldu, açık ara önde hem de. Son bir hoşçakal şarkısı seçtim kendisi için. Amerikan ergenlerinin mezuniyet törenine şarkı seçiyormuş gibi klişeye bağladık ama olsun, Seinfeld nedeniyle sonsuz kredisi var bu şarkının. Zaten adının "Good Riddance" olması nedeniyle duruma en uygun şarkı (Guiza başkan kusura bakma ama durum bu)

Another turning point
A fork stuck in the road
Time grabs you by the wrist
Directs you where to go
So make the best of this test
And don't ask why
It's not a question
But a lesson learned in time
It's something unpredictable
But in the end is right
I hope you had the time of your life

So take the photographs
And still frames in your mind
Hang it on a shelf in
Good health and good time
Tattoos of memories
And dead skin on trial
For what it's worth
It was worth all the while
It's something unpredictable
But in the end is right
I hope you had the time of your life

It's something unpredictable
But in the end is right
I hope you had the time of your life

It's something unpredictable
But in the end is right
I hope you had the time of your life
Devamı ...

24 Haziran 2011

Fenerbahçe'nin haybeye karnesi (4) - Hücum



Yeni sezon başlamadan eski sezonun değerlendirmesini bitirmek gerekir. Sırada hücum oyuncuları var.


Beni Yak Kendini Yak Mamadou Niang:

Ömer Üründül tipi çağdaş yorumcular olsun, Erkan tipi çağdaş taraftarlar olsun, Claudio Maldonado tipi çağdaş takım arkadaşları olsun; hepimiz yıllardır Hakan Şükür tipi çağdaş forveti bekliyorduk bu takımda. Son yirmi yılın neredeyse her sezonuna yeni bir yabancı forvetle giren Fenerbahçe, aradığı Hakan Şükür tipi çağdaş forveti, daha Hakan Şükür parlamamışken bulmuştu aslında Frank Pingel'in şahsında ama talihsiz takımız birader. Adam daha sezon başlamadan sakatlanınca, yine elimiz kursağımızda kaldı, yine Fadıl Vokri tipi arkaik, Aygün Taşkıran tipi pırpır forvetlerle gönül indirmek, Müjdat Yetkiner'den bile daha hareketsiz golcülerden mucize beklemek zorunda kaldık.

Neyse ki bu sezonun başında Senegal çöllerinden gelip, Saracoğlu'nda bir serap gibi arz-ı endam eden aslan parçası hasretimizi dindirdi. Mamadou tam da özlediğimiz forvet özelliklerini taşıyordu, sakatlanana kadarki performansıyla da ben dahil birçok taraftarın aklını aldı ama sakatlık dönüşü bir haller oldu çağdaş forvetimize. Hakan Şükür'ün çağdaş forvetlikten, sığ yorumculuğa, oradan da haybeye milletvekilliğine geçiş yapması gibi; bizim Mamadou da içinde çağdaşlık nâmına ne varsa o korkutucu MR cihazında bırakıp, halı saha maçında aldığı her topu ezen, götünü kaldırıp geriye koşmaya erinen, halı saha ücreti kişi başına 6 lira ise cebinde her nedense bir beşlik, bir de ellilik banknot bulunduğundan her seferinde bir lira eksik ödemesine göz yumulan esnaf forvete dönüştü. Her maç en az bir kere, kimsenin akıl erdiremeyeceği numaralarla rakibi kuru bamya gibi ipe dizecekmişçesine burnunun dikine gitmese olmuyor, her maç en az on kere Alex'in koşusunu görmeyip topu ezmese içi rahat etmiyordu.

Haksızlık, vefasızlık, kadirbilmezlik sızıyor mu bu satırlardan? Eh biraz! Ama Mamadou son düzlükte kendisini "çağdaş" kılan o özelliklerine yeniden kavuşup, kıyak bir takım oyuncusu olarak performansını yeniden yükseltmeyi başardı mı? Ona da evet. O vakit hep beraber: Beni yak / Kendini yak / Mamadou Niang...

(Yeni sezona ilişkin yakası açılmadık teorim de şu: Emenike, Niang'ı kesecek.)

Semih Şentürk:

Takımın en eski oyuncusunun yarattığı çağrışımlara bakar mısınız sevgili Erfurtlular: Yedek kulübesi, nöbet, öpe öpe aşınan yüzük, genç Semih, artık yaşlı Semih. Öyle talihsiz bir adamdan bahsediyoruz ki, sezon içinde anlaştığı rivayet edilen Deportivo sezon sonunda küme düşüyor. Öyle tevekkül dolu bir adamdan bahsediyoruz ki, Niang yetmiyormuş gibi bir de Emenike'nin alındığı sezonda üç yıllık sözleşmeye imza atıyor. Öte yandan öyle kıymetli bir adamdan bahsediyoruz ki, bu takımın altyapısından yetişip, hem Van Hooijdonk'un, hem de Mamadou Niang'ın yedeği olmayı başarabiliyor.

Semih Şentürk'ün Fenerbahçe macerası bir eşik hikâyesi aslında. Ne zaman ki Semih'in bu takımın birinci forveti ol(a)mayacağını ve ömrübillah iyi bir yedek olarak kalacağını idrak ettik, işte o zaman hem biz, hem de Semih rahata erdi. Zira taraftar onunla ilgili beklentisini makûl bir düzeye çekti, o da muhtemelen makus talihini kabullenerek rahat bir nefes aldı. Bu sezon böyle rahat bir Semih Şentürk'ü, böyle rahat bir ruh haliyle izledik ve Semih her sezon olduğu gibi beklentileri karşıladı, üzerine düşeni yaptı ve aslanlar gibi yeni sözleşmesini de yapıp kenara çekildi.

Semih Şentürk yedek kulübesindeki varlığıyla bile bu takımın en önemli oyuncularından biri ve emin olun, elli yıl sonra torunlarımıza anlatacağımız futbolculardan biri olacak. "Bir Semih vardı," diyeceğiz ateş başında etrafımızda toplanmış sarı-lacivert çubuklu formalı veletlere, "maç zora girince oyuna girer imzasını atardı her daim, tilki gibi golcüydü. 35 yaşında Messi'nin yerine oyuna girip golünü yazarken bile spikerler ondan 'Genç Semih' diye bahsediyorlardı. Ruhu gençti zahir..."

Daniel Güiza:

Söz konusu Güiza ise; Masumiyet'in Bekir'i oluyor, canımızı acıttıkça daha çok seviyoruz onu. Ya da Büyük Umutlar'ın Pip'i oluyor, ne yapsak unutamıyoruz kara kaşlı İspanyol'umuzu. Bize verdiği onca ezaya rağmen, evimize gelse misafir eder, kuş tüyü döşeklerde yatırırız onu, sokakta görsek boynuna sarılır, öperiz yanaklarından, müdavimi olduğumuz meyhaneye adım atsa, ahtapotuydu, beyiniydi, börülcesiydi en güzel mezelerden bir tabak yaptırıp gönderirirz masasına, olmaz ya boş kaleye gol kaçırsa, "Olsun be Güiza," deriz, "canın sağolsun, bir dahakini atarsın." (Gerçi bu sonuncuyu dedik lan herhalde.)

Güiza belki farkında değil ama, bütün olan bitene rağmen bu kadar çok sevilmesinin nedeni, tam da Fenerli'nin ruh haline denk düşen bir adam hüviyeti taşıması. Ortası yok Güiza'nın. Topu aldığında ya mucizevî bir gol atar ya da dünyanın en basit top kaybını yapar. Sahaya çıktığında ya son yılların en iyi forvet performansını sergiler ya da "Demir Hotiç'li yıllardan esintiler" filminin baş oyuncusu olur. Aynı anda hem büyük bir umut, parlak bir cevherdir Güiza; hem de dehşetli bir facia, korkunç bir kâbus. Biz de Güiza'yı işte bu yüzden severiz, aileden biri gibi görürüz. Ayrıca bu sezon şahane bir performans sergilediğini de unutmamak gerekir. Bu sezon tüm gol rekorlarını kıran Cristiano Ronaldo, 70 dakikada bir gol atarken; Güiza her 46 dakikaya bir gol sığdırmış. Gerçekten bak...

Gökhan Ünal:

Kendisi hakkındaki düşüncelerimi transfer olduğunda yazmıştım, ne yazık ki haklı çıktım. Yerli malı haftası şerefine yapılmış bir transfer gibiydi: Yerli Güiza! Yersen...

Serinin diğer yazıları:

Fenerbahçe'nin haybeye karnesi (1) - Kaleciler
Fenerbahçe'nin haybeye karnesi (2) - Savunma
Fenerbahçe'nin haybeye karnesi (3) - Orta Saha
Devamı ...

2 Eylül 2010

Güiza'ya Teklif Geldi, Reddettim



Merhaba arkadaşlar. Sabah saatlerinde çalan faksla uyandık. Real Madrid teknik direktörü kulübe ulaşamayınca fenerblog üzerinden bize ulaşmış ve bir teklifle geldi. İşte o faks... (Yukarıdaki resimden bahsediyorum). Önce Güiza'nın manevi öneminden bahsedip reddetmeyi düşündüm ama pek inandırıcı olmadı. Tam kabul edecektim ki internette Kurtlar Vadisi'nin tanıtım videosunu gördüm. Dikkatli bakan gözler son iki taksidi 2071 ve 2072'de ödemeye çalıştıklarını görecektir. Bu aslında takımın geleceğini garanti altına almak için iyi olurdu. Fakat izlediğim videoda 2023 yılında tüm Dünya Türk oluyordu. Yani bu euro denen para birimi zamanı gelince geçersiz olacak, beş para etmez, kağıt olarak bile kullanılmayacak bir konuma gelecek. Kendini teknik direktörlükte bir marka ilan eden çakal bunu bana yedireceğini sandı galiba. Yemezler. Güiza arkadaşımız yeni sezonda da sonuna kadar bizimle, kendisine güvenimiz sonsuzdur.
Devamı ...

23 Şubat 2010

20 Liralık Taraftar, Anca Böyle Olur


Santra

''Fenerbahçe komikliği başka komikliktir. Tarif edilemez...'' diyordu maç sonrası Fenerbahçe taraftarı olmayan birileri.

Son 15 yılda 3-4 şampiyonluk görmüş camianın taraftarındaki ruh halini gördüm. ''Bu sene Fenerbahçe'yi şampiyon yapmayacağız'' diyen 100 yıllık çınarı emanet ettikleri adam ne ola ki, onun ahkam kesen fındık beyinli taraftarı ne ola!

Futbol medyasına ve futbolu takip eden güruha bolca malzeme veriyordu Fenerbahçe camiası. Derinlemesine düşünüldüğünde, Fenerbahçe üzerinden yapılan esprilerin boyutu, diğerlerinden farklı mıydı!

Daha çok gazete sattırıyor. Daha çok zaman harcanıyor. Daha çok üzüyor, daha çok eğlendiriyor...

Fenerbahçe'nin tökezlediği zamanda kucak kucağa, sarmaş dolaş olan rakipleri izlemenin keyfi bambaşka oluyor. Tabirinizle, Türkiye'nin en kibirli taraftar topluluğunu, kibirli olmaya siz yönlendiriyorsunuz. Fenerbahçe ile yatıyor, Fenerbahçe ile kalkıyorsunuz.

Bu faslı burada bitirelim. Maraton ya, sene sonuna saklayalım biz de eğlencemizi...

Yorumlara bakıyorum.

''20 liralık taraftar ile böyle olur zaten..'' diyorlar.

Guiza'nın aylardan, haftalardan beri biriktirdiği öfkenin dışavurumunu 50 TL'lik taraftar başka, 20 liralık taraftar başka yorumluyor. Anlamsız kadro dışına, bir o kadar daha anlamsız kadro içi hamlesi ile Avrupai standartlarını belgeleyen yönetime tepkisizlik bir yana, 5 sezondur ne yaptığı meçhul Önder Turacı ve uzayan-kısalan saçları hafızamızda kocaman yer kapladı bile.

Aradaki 30 liraya göre adam yargılıyor, sosyolojik tespit ypıyorlar. 50 TL'lik taraftarı da çekirdekçi diye itin götüne sokuyorlardı pek kısa bir süre önce..

Hem de çekinmeden devam ediyorlar.. ''Stadyuma böyle ucuz taraftar alırsanız, olacağı bu...'' diyorlardı.

Guiza'nın gözleri doldu ya, o da artık bizden biri. O da ezilenlerden. O da kaderin, feleğin zırvalaması.

Milyonluk camianın içinde siz, biz ayırımı yapılıyor, milyonluk ülkede de ''40 yıldır fişliyorlar, artık biz fişliyoruz'' diyerek sizleşiyorlar, bizleşiyorlar. Ne kadar da benzeşiyoruz. Al bir sosyolojik tespit daha!

PVH fıkra anlattı. Ben de küçük bir alıntı ile bitireyim;

Gökberk Bilgin - Alman lisesi ve Floransa Güzel Sanatlar Akademisi Mezunu -
İtalya'da turizm isi yaparken Apo yakalanınca işleri bozulup Turkiye'ye dönmüş.

''Çok düşündüm diyor, ne yapayım diye.. Fazla IQ gerektirmeyen, fazla efor ve iş gücü gerektirmeyen, vasıfsız insanların yapacağı ama iyi paza kazandıran bir iş düşündüm, futbol yorumcusu oldum.''
Devamı ...

19 Şubat 2010

Ziyan


Guiza

Sevgili Güiza, dün maçı yabancı bir kanaldan izledim. Spiker senin ismini telaffuz ederken Ğuiza diyordu. Ğuiza, artık kafama böyle yerleştin, artık sana Güiza diyemiyorum. Ğuiza, tavernacı sakalın ve o Alex'e attığın pasla aklımdasın artık. Kalan maçlarda 59 gol atsan da bunu nasıl değiştireceksin bilmem. Sabahtan beri ortalarda Ğuiza diye dolanıyorum. Şu anda rakip takımların adlarını değiştirip dalga geçen ergenler gibi sana Ğuiza diye hitap etmekten manyakça bir keyif alıyorum. Sana daha önce şarkılar armağan ettim, ama sen anlamadın Ğuiza. İngilizce sözlü olduklarından mı anlamadın bilmiyorum. Artık bizden birisindir diye sana Orhan Gencebay seslensin madem. Yaşamak çok güzel, seninle ziyan Ğuiza.

Devamı ...

2 Kasım 2009

4-4-(1+Güiza)


Cristian

21 Eylül'de İBB maçı sonrası Güiza hakkında şunu yazmışız

aldığı her topu gol yapsın demiyoruz, fakat Fenerbahçe'nin şu sisteminde tek forvet verimli olmak zorunda. Zor pozisyonda topu kontrol edip sert bir şut çıkarır, bir kafa topu alır, bir adam eksiltir şutunu çeker, golü yine kaçırır ama takıma moral olur bu. Taraftarın da iştahı yerine gelir, takımı iterler. Güiza yöresine gelen her topu ezerek takımın iştahını kaçırıyor, taraftarın morali bozuluyor
Tek forvetli sistemi kastemişiz ama sistem fark etmiyor. Emre'nin Güiza'ya yaptıklarına ben kızamıyorum. Emre'ye en ufak sempati duymam, sahada yaptığı bu tür hareketlere öfkelenirim, geçen sene Deivid'e de yaptığında tepki gösterdik. Bu sefer kızamıyorum. Tek bir adam beceriksilikle, gamsızlıkla, yeteneksizlikle sizin iki dakika pres yapıp 50 metre sürdüğünüz her topu ezerse sinirlenirsiniz. Güiza takımın en çürük noktası. Sadece yapmadığı şeylerle 10 kişi oynatmıyor, takımın ve taraftarın iştahını kaçıran, moralini bozan bir numaralı adam.

Güiza'nın yalnız kaldığı ve yanında forvetle verimli olacağı söyleniyordu, böyle olmadığının kanıtı bugünkü maç. Birincisi Güiza 4-4-2 forveti değil, ikincisi Fenerbahçe bu kadro yapısıyla 4-4-2 oynamaz. Daha önce Diyarbakır'da Alex'in yokluğunda Semih-Güiza ile oynadık, sol kanadın daha formda olması ve Semih'in oyun zekasıyla yırttık orada, fakat bu sefer olmadı. Alex olsa da olmasa da Fenerbahçe tek forvet ve arkasında oyun kurucuyla oynamalı.

Birinci sebep, Fenerbahçe'nin bekleri. Özellikle Gökhan geniş alanı kullanan bir bek. Solda kim bek oynarsa o da benzer bir oyun tarzıyla oynamaya çalışıyor. 4-4-2 oynayıp önlerine kanat koymak onların özelliklerin faydalanmamızı engelliyor. Gökhan'ı yarı alanında 50 metrelik kanada sıkıştırmak ileri hücum yaparken bir kişi eksik kalmak demek.

İkinci sebep birincisi ile bağlantılı. 4-4-2'nin kanatlarında oynayacak yetenekte geniş alan oyuncumuz yok. Mehmet Topuz kesinlike 4-4-2'nin sağ kanadı olamaz, onu da dün kanıtladı zaten. Maç boyu ortalarda boş boş gezindi, Gökhan'la uyumları bozuldu. Gökhan ileri çıktıkça boş alan da bulamadı, savunmaya da katılmadı. Sağ kanadımız çöktü. Hücum olarak bir şey üretemediler, ikinci yarıda savunmanın sağ kanadı yoktu. Solda Vederson daha bir kanat oyuncusuna benziyor fakat o da adam geçme yeteneği olmayan, sürati düşük bir oyuncu. Eğer 4-4-2 oynuyorsak, şaka yapmıyorum, Uğur daha uygun bir oyuncu. Vederson son haftalarda yaptığı etkili ortaların hepsini önü boşken yaptı. Fenerbahçe kalabalık orta saha ile topa sahipken defansına yardıma gelen sağ bekin boşluklarını kullanıyordu Vederson. 4-4-2'ye geçtiğimiz an o kalabalık orta sahanın bir tanesini ileri atıp kenarlarını iyice kanada ittik. O da boş pozisyonda orta yapamadı. Zaten adam geçme ve süratli çizgiye inme yeteneği de yok, o da etkisiz kaldı.

Üçüncü sebep, Kazım-Güiza ikilisinden 4-4-2 çift forveti olmaz. Çift forvet oynamakta ısrarcıysanız yanındaki kim olursa olsun bir tanesi Semih olmalı. O da formsuz ama Güiza'dan kötü oynayamazdı. 2 forveti eğer forvetleriniz Anelka-Drogba ise oynayabilirsiniz. Bu oyuncular durmadan sağa sola çıkan, top sürebilen, adam geçen, etkili paslar veren oyuncular. Daha da önemlisi 2 forvetinizden en az birisinin sürekli geriye çıkıp boşluk bulması ve markajdan kaçması gerekiyor. Adamını beraber getirirse ne âlâ, diğeri tek markajcıyla kalır. Fakat bu işi ne Kazım ne de Güiza yapabilir. Kazım topla ilerleyebilen bir oyuncu ama sadece açık alanda. Forvete koyduğunuzda yanında bir markajcı garanti oluyor, zaten topu saklama, tutma, oyunu ve boş adamları okuma gibi bir yeteneği yok. Öyle olunca geri gelip boşluk bulma işini yapmaya çalışıp yapamadı. Bu işi Semih çok daha iyi yapıyor. Gelelim Güiza'ya. Tek olumlu özelliği çizgi defansın arkasına iyi sarkmak. Bu da arkasında çok teknik, hızlı düşünen, fiziğiyle topu saklayan, arkaya dengeli ve iyi pas atan bir oyun kurucuyu gerektiriyor. Yani Güiza formda olduğunda bile yanında bir forvetle değil, arkasında iyi bir oyun kurucu orta sahayla daha etkili olur. İki forvetli sistemde de gezip boşluk aramadığı, top alıp sürmediği, sağa sola gidip adam geçemediği için daha da etkisiz olur, dünkü rezalet oyunu oynar.

Volkan maç sonrası açıklamasında öne geçince geri yaslandık demiş, ona katılan da çok. Bence sorun o kadar basit değildi dün. Hiçbir noktası etkin olmayan bir takım vardı. Değişen sistem nedeniyle takımın bekleri de, kanatları da, forveti de etkisizleşti. Golü atmadan önce de, attıktan sonra da oyun düzeninde bir fark yoktu. Nerede duracağını bilmeyen oyuncular, orta sahanın 40 metre önünde bekleyen iki forvet, kenarlara sıkışmakla orta sahaya girmek arasında kararsız kalmış kanatlar... Yapılması gereken Bükreş deplasmanından çok açıktı. Alex yoksa bile 4-2-3-1 sistemi bozulmayacak, 4-4-2 gibi bize uymayan bir sisteme geçilmeyecek, Kazım tek forvete, Özer Alex'in yerine başlayacak, Mehmet de sağda oynayacaktı. Güiza, Kezman neden oynatılıyorsa o sebeple oynatılıyor, parasını çıkarmak için. Oynatılmaya devam ederse parasını değil de bizim kafalardaki keli ortaya çıkaracak. Berbat oynuyor. Galatasaray'ın 3, bizim 5 derbimiz kaldı, Sami Yen deplasmanına gideceğiz, puan farkı 3. Geçen haftaki galibiyetin hiçbir anlamı kalmamış oldu. Özer'i oynatmama ve sistem değiştirme pahasına Güiza'yı oynatma inadı kaç puan geri düşünceye kadar sürecek bakalım.
Devamı ...

Daniel Güiza'nın Keşfedilme Hikayesi



Lambuja'nın twitter'ında gördüm. Özellikle videonun başındaki ıskaları ve kaleciye teslimleri orijinaliyle aynı. Hayattan bezdirdin bizi Guiza.

Devamı ...

21 Eylül 2009

Çok Yorgunum
Beni Bekleme Kaptan


bilica ibb

Fenerbahçe bugün "fakat"lı yorumlar arasında yine kazanıyordu. Daum da maçtan sonra "takımın gidişatından memnun musuzun?" sorusuna, "Altıda altı yaptık, geçen sene altı maçta durum nasıldı?" sorusuyla cevap verip muhabbeti kilitleyen arkadaş rolüne giriyordu. Zaten yönetim 3 sene boyunca bize ölümü gösterip müthiş bir hamleyle kendisine razı ettiği için ölümü hatırlatma gereği duydu.

Konuşmasında takımın istediği seviyeye iki senede geleceğini de söyledi. İrdeleyince hiç garip bir açıklama değil, bir teknik adamın bir takımı alıp istediği oyun düzenini istediği oyuncularla oturtması iki sene sürer, fakat bu da asıl soruya ve soruna cevap değil. Fenerbahçe lige iyi oynayarak başlamasına rağmen neden sürekli geri gidiyor?

Emre'nin yokluğu

Emre uzun seneler sonra ilk kez istikrarlı biçimce iyi oynarken hakemin gözü önünde rakibine vurup, üzerine küfür ediyor, buraya kadar 2 maç cezayı garantilemişken üzerine bir de hakemi tartaklayıp bir maç daha ceza alarak cilalıyor. Kendisine sahada özellikle hakemler tarafından haksızlık yapıldığına inanıyorum fakat bu yaptıkları en hafif tabirle cahilce. Mehmet Topuz onun yerine hiç sırıtmadı fakat tam olarak Cristian'ı tamamlayacak özellikleri yok. Hücum presini Emre kadar etkili yapamıyor, top alıp taşıma yeteneği daha az, Mehmet tek pasla, verkaçlarla giden bir oyuncu. Fenerbahçe ise Cristian'dan dolayı adam geçerek topu taşıyacak bir orta sahaya ihtiyaç duyuyor. Emre'nin yokluğu Fenerbahçe'yi olumsuz etkiliyor.

Rotasyon

Bir tarafta Mustafa Denizli, her hafta as kadrodan 5 oyuncuyu değiştirip herkesi farklı bir mevkiye koyuyor; diğer tarafta Daum, en formsuz, yorgun oyuncuyu bile 7 günde 3 maça çıkarıyor. Geçen sezonla bu sezonun kadrosu kıyaslanınca gelen oyuncular Mehmet Topuz, Özer, Andre Santos, Bilica, Cristian. As kadrodan giden tek Edu var. Transferlerin hiçbirisi takımı tek başına başka bir seviyeye taşıyacak oyuncular değiller, fakat iyi yerliler ve eksik mevkilere alınan yabancıların geçen seneyle karşılaştırınca olumlu etki yaptığı yer kulübe oluyor. Kadro geçen seneye göre daha güçlü değil belki ama kesinlikle daha derin. Peki bu derinlik kullanılmayacaksa takımın geçen seneden ne farkı kalıyor?

Andre Santos ve Cristian her hafta daha kötü oynuyorlar. Cristian'ın top kaybı sayısı lineer olarak artıyor. Andre Santos oyundan çıkarken "abiler bi ambülans gönderin beni götürsün" diyecek gibi. Guiza ayrı alt başlığı hak ettiği için onu geçelim şimdilik. Oyuncu dinlendirmek demek Sion maçındaki gibi bütün yeteneksizleri aynı anda sahaya sürüp neredeyse turu kaybetmek anlamına gelmiyor. Bu maçta Andre Santos yerine Özer, hatta Uğur başlayabilir. Cristian yerine Abdülkadir, hatta Selçuk başlayabilir. Kazım yerine Deivid oynayabilir. Deivid kenarda oturuyor, bu haliyle sonradan gireceği maçlarda da en ufak bir katkı verme ihtimali yok. İç sahadaki nispeten rahat maçlarda oynayamayacaksa bütün sezonu oturarak geçirecek. Abdülkadir böyle bir maçta (rakip hiç rahatsız edemedi) çok top kaybeden Cristian yerine giremeyecekse ne zaman oynar? Andre Santos ve Alex'in ikinci yarı oyununa bakınca Özer onlardan bile kötü mü durur sahada? Neden Özer 6 maçta sadece 5 dakika oynayabildi?

Fenerbahçe çok yorgun. Eğer Daum her hafta iki oyuncuyu değiştirerek oynayacağı rotasyonlu bir sistemi oturtamazsa fiziksel olarak düşen Fenerbahçe ligde ilerleyen haftalarda seri puan kayıplarına başlar. Bu sene ligde bir maçta kaybedilecek iki puanın bile sonucunu kehanette bulunmaya gerek yok sanırım. Keşke bu maçta Guiza veya Kazım sarı kart görseydi, cezalı duruma düşerler haftaya Daum oyuncuları değiştirmek zorunda kalırdı.

Guiza

Fenerbahçe'nin ikinci yarı oyununa bakıp çok öfkeye kapılmamak gerek. İlk yarı bence bu sezon oynanan en iyi oyun oynandı. Guiza yüzünden güme gitti. Üst üste kalecinin üzerine vurduğu iki şuttan daha komiği Gökhan'ın ortasına yükselerek yaptığı ıskaydı. Fiziksel olarak da psikolojik olarak da çökmüş durumda, sebebini ben de bilmiyorum. Yaptığı tek olumlu hareket sağdan Vederson'un kucağına yaptığı orta, onun dışında sahada yürüdü. Takıma sadece kaçırdığı gollerle zarar vermiyor. Şu sistemde mevkisi oyun için çok kritik. Alex ikinci forvet gibi ama görevi tek forvete pozisyon hazırlamak. Kanatlarımız da ilk 30 dakika çok verimliydi. Çoğu pozisyonda pozisyon alamadı Guiza, top kontrolü de çok kötü. Ayağına aldığı her topu gol yapsın demiyoruz, fakat Fenerbahçe'nin şu sisteminde tek forvet verimli olmak zorunda. Zor pozisyonda topu kontrol edip sert bir şut çıkarır, bir kafa topu alır, bir adam eksiltir şutunu çeker, golü yine kaçırır ama takıma moral olur bu. Taraftarın da iştahı yerine gelir, takımı iterler. Guiza yöresine gelen her topu ezerek takımın iştahını kaçırıyor, taraftarın morali bozuluyor. Bugün Semih başlasa ilk yarı en az 2 fark olurdu, ikinci yarı da çok farklı geçerdi. Guiza çok kötü, bunun mazereti yok artık, oynamaması gerekiyor.

Bilica

Maçın en kötü oyuncusuna değinip en iyisini unutmayalım. Bilica için ön yargılar vardı, hâlâ var, o yüzden bu maçtan sonra bile hakkını veren çıkmazsa biz verelim. Bugün Guiza maçı 1 olumlu, 20 olumsuz hareketle bitirdiyse Bilica da tam tersi 20 olumlu 1 olumsuz hareketle bitirmiştir. Onlarca top kesti, topu hiç şişirmeden orta sahaya aktardı, bütün fiziksel mücadeleleri kazandı, hızlarını kullanmak isteyen forvetlere izin vermedi. Bugün maçı Vederson'la birlikte aldı. Önder'den çok daha iyi olduğu ortada, Lugano da her hafta daha iyi oynuyor, uyumları da artınca ve yanında maçla alakası olmayan Roberto Carlos olmayınca çok iyi maçlar çıkarıyor. Maçın tartışmasız yıldızıydı.
Devamı ...

8 Temmuz 2009

I Wanna Go Home, Let Me Go Home


guiza



Sanat dünyası Guiza'nın durumunu anlatmak için seferber olmuş durumda [1, 2]. 1966'da The Beach Boys da Guiza gibi genç, yürekli ama çekingen ve isyankar gençler için Sloop John B şarkısını yazmış (yazmamış ama düzenlemiş demek daha doğru). Şarkının aşağıdaki sözlerinde göreceğiniz My grandfather Aragones, Sheriff John Stone Aziz Yıldırım, Sloop John B de Valencia olsa gerek.

We come on the Sloop John B
My grandfather and me
Around Nassau town we did roam
Drinking all night
Got into a fight
Well I feel so broke up
I want to go home

So hoist up the John B's sail
See how the mainsail sets
Call for the Captain ashore
Let me go home, let me go home
I wanna go home, yeah yeah
Well I feel so broke up
I wanna go home

The first mate he got drunk
And broke in the Cap'n's trunk
The constable had to come and take him away
Sheriff John Stone
Why don't you leave me alone, yeah yeah
Well I feel so broke up I wanna go home

So hoist up the John B's sail
See how the mainsail sets
Call for the Captain ashore
Let me go home, let me go home
I wanna go home, let me go home
Why don't you let me go home
(Hoist up the John B's sail)
Hoist up the John B
I feel so broke up I wanna go home
Let me go home

The poor cook he caught the fits
And threw away all my grits
And then he took and he ate up all of my corn
Let me go home
Why don't they let me go home
This is the worst trip I've ever been on

So hoist up the John B's sail
See how the mainsail sets
Call for the Captain ashore
Let me go home, let me go home
I wanna go home, let me go home
Why don't you let me go home

Devamı ...

26 Nisan 2009

Why Can't I Touch It


guiza


Well it seems so real I can see it
And it seems so real I can feel it
And it seems so real I can taste it
And it seems so real I can hear it
So why can't I touch it?
So why can't I touch it?

Then it looks so real I can see it
And it feels so real I can feel it
And it tastes so real I can taste it
And it sounds so real I can hear it
So why can't I touch it?
So why can't I touch it?

Then it looks so real I can feel it
And it feels so real I can taste it
And it tastes so real I can hear it
And it sounds so real I can see it
So why can't I touch it?
So why can't I touch it?

Now it is so real I can see it
And it is so real I can feel it
And it is so real I can hear it
And it is so real I can be it
So why can't I touch it?
So why can't I touch it?

O da olacak bir gün Guizam, o da olacak.
Devamı ...

22 Nisan 2009

Jerry Seinfeld Guiza'nın Düşük Performansını Açıklıyor


guiza nuria

Blogun en iyi yorumcusu ödülünü verdiğim Sekhranikos ne zamandır bir Guiza yazısı istiyordu. Bir süre düşündüm, sezon başında "Guiza aslında iyi oyuncu, çok faydalı olabilir" teması içeren yazılarım da vardı. Gelinen noktada Guiza'nın başarılı olduğunu iddia edebilecek bir kişi bile yok. Teknik, taktik yorum yapmaya çalıştım o da çok verimli olmadı, herkesin bildiği şeyleri yazdım... Ben de samimi olarak ne düşündüğümü yazmaya karar verdim. Sonra aklıma Seinfeld'den bir sahne geldi, benden daha iyi açıklıyor Jerry olayı. Halka hizmet prensibiyle Türkçe altyazısını da divxplanet'ten bulup ekledim, işte Guiza'nın sorunu şudur



Daha iki hafta önce İtalya Şampiyonunun ilk 11 oyuncusu futbolu bıraktı. Neden? Sevgilisinden ayrılıp bunalıma girmiş. Koca Adriano'yu yıkan mankenler, yüzünden duygusallığı okunan Guiza'yı nasıl yıkmasın? Manken milletini futbolculardan uzak tutmazsak daha çok futbolcunun performansını Seinfeld referansıyla açıklarız. Devletin buna bir şey yapması lazım!

Devamı ...

30 Kasım 2008

Futbol mu Konuşalım?


fenerbahçe beşiktaş

Maçla ilgili yazacak ne var bilmiyorum. Fenerbahçe bu futbolla şampiyon olamaz onu biliyorum, Guiza iyi oyuncu ama kaçırdığı golleri mantığım almıyor onu biliyorum, bir de sahaya çıktığımız kadro çok garipti onu da biliyorum. Mutlaka orta saha oyuncusu almamız gerekiyor. Tek pasla geçilen bir orta sahamız var, dirençlisini çıkarınca bu sefer orta sahadan top çıkaramıyoruz. Şu anda tek orta saha oyuncumuz Selçuk, zaten onun performansının artmasının sebebi de defansif orta saha pozisyonunda tek oynaması. Josico orta sahadan çok yardımcı libero gibi, Maldonado'yu zaten biliyorsunuz. Hep aynı şeyleri söylüyoruz futbol adına, o yüzden futboldan başka şeylerden bahsedelim bari. Zaten Volkan'ın asist yapıp, Selçuk'un bir gol daha atması bize futbol üzerine çok konuşmamak gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor, bir üst seviyede Maldonado'nun 3 oyuncuyu geçip kalecinin üstünden topu aşırması var.

Guiza'nın Akıbeti

Büyük yıldız olarak alınan iki eski forvetimiz Kezman ve Anelka. İkisi de az gol atıp, hayal kırıklığı yarattılar. İlginç nokta ikisinin de hatrımızda kalan gollerini Beşiktaş'a atmaları. Kezman'ın İnönü'deki aşırtması ve Anelka'nın İnönü'de sağdan kaptırıp tavana asması... Kezman'ın golü şampiyonluğu getirmişti, belki Guiza'nın golü de böyle anılacak. Bu noktada benzerlik tartışılan Guiza'nın da attığı az sayıda golden birini Beşiktaş'a, hem de müthiş bir vuruşla atması. Guiza bu sezon patlamayı yapamasa bile sanırım sezon sonu gönderilmez, seneye de şans bulur. Umalım diğer iki ünlü golcümüzle benzer olmasın kaderi, onca kaçırdığı gole rağmen bundan sonra tek tük gol atmadığı maç olsun.

Lig TV

Olayı pek bilmiyordum ama ulusal basında da yer bulunca öğrendim ki antu'da Lig TV iptal kampanyası başlatılmış. Önce ne gereksiz işlerle uğraşıyorlar diye düşündüm. Bugün maçı izlerken Lig Tv abonesi olsam maçtan hemen sonra arayıp iptal ettirirdim. Bilmiyorum bu kampanyanın etkisiyle mi ama maçı sunan spiker hap alıp çıkmış gibiydi. Bu kadar fütursuzca ve cesurca amigoluk yapması bir meydan okuma mıydı yoksa her zaman böyleler ve benim ilk kez mi dikkatimi çekiyor bilmiyorum. Önce kırmızı kartın ardından "hakem konuşulmasın istedik ama işte" diye cümleye başlayıp kart konusunda kendi fikrini beyan etti. Daha sonra topun orta sahada hakeme çarpıp Fenerbahçeli futbolcularda kaldığı pozisyon atak olunca delirdi. "Adeta hakemin başlattığı atak"la başlayan cümleleri kurarken mizahtan çok kinaye vardı ses tonunda. Maç bitiminde milli maç sunarken yapmacıklığın zirvesine ulaşıp hakeme, rakibe, sahaya, çime, uçan kuşa laf sokan spikerlerden farksızdı. Rüştü hakeme gidip bir şeyler anlatırken "Rüştü gibi efendiliğiyle bilinen bir oyuncu bile" derken tamamen kontrolünü yitirdi ve içinden geldiği gibi konuşuyordu sanırım.

Fener Maçı Algoritması

Bundan yazı bile yazardım ama Beşiktaş işte, uğraşamam. Adamların Fenerbahçe maçları için geliştirdiği algoritma var, Fenerbahçe maçından bir hafta önce devreye giriyor.

Maç Öncesi Modu:
1: Geliyoruz ulan, bekleyin ulan gibi ulanlı mesajlar yaz, pankartlar hazırla.
2: Beşiktaş Feneri hep yener tespiti yap, başka bir ulanlı mesaj ver.
3: İzin verilmese bile deniz yolu ile gelip yakıp yıkacağını, alayına gideceğini beyan et.

Maç Modu:
4: Her fırsatta üçlü çek.
5: Oyuncular faul, ofsayt, korner veya başka bir düdükte durmasın devam etsin, gidip gol atsın.
6: Defanslar topa bakmasın bile, sadece ayağa vursun, İbrahim Üzülmez seri dirsek atsın.
7: Kırmızı kart gören olmazsa bir oyuncu üst üste 3 kere arkadan tekme atsın, kırmızı kart maç sonrası için şart.
8: Arada bir üçlüye devam et, en az 50 tane üçlü seti yap.

Maç Sonrası Modu:
9: Kırmızı kartı ve maç durduktan sonra atılıp verilmeyen golleri hatırlat, hakem yaktı bizi de.
10: Beşiktaşım süper mücadele etti, helal olsun şiirleri yaz.
11: Biz seni sevinmek için sevmedik ulan manileri yaz.
12: 2500 kişi süperdik, hep bizim sesizim çıktı, Kadıköy tırt, en büyük Çarşı, holey holey yaşasın Çarşı çok seviyorum hey heyyo
13: Bir dahaki Fenerbahçe maçında goto 1


Devamı ...

11 Kasım 2008

Guiza ne İş Yapar?


guiza

Guiza çok gol kaçırıyor, ona katılmayan yoktur ama yaptığı şeyleri görmezden gelmeyin. Özellikle şu "tribünden alkış için koşmak" kadar çirkin bir itham yok. Futbolcu koşsa suç koşmasa suç. Bir ortası olması lazım. Kaçırdığı basit golleri artık atması gerektiğinin o da farkında da sahada takımı adına yaptığı birçok olumlu şeyi silip atmayın. Evet golcünun ilk görevi gol atmak ama her futbolcu gibi mücadele ettiği zaman alkışı hakediyor. İşte bu da Galatasaray maçındaki ikinci golün öyküsü, bakalım Guiza tribünden alkış almak için mi koşmuş.

Top yarı sahamızdan geliyor, yüksekten indiği için göğüsle durdurmak zor.


Guiza topu kafasıyla arkaya doğru itip çok hızlı dönüyor, bir saniye önce arkasında olan oyuncuyu etkisiz bırakıyor


Uğur'la birlikte koşuya başlıyor


Ortada boş Semih var, ona atmak istiyor, defans çeviriyor, o sırada topu takibe başlamış


Ortaya yönelmeye önündeki rakiplerden önce başladığı için topla tekrar buluşuyor


Deivid'i görüyor, pası Deivid'e


İçeriye koşusuna başlıyor, top Semih'e geldiğinde ceza alanına girmiş


Semih topa vurma hazırlığındayken arka direğe koşuyor


Ya Emre Aşık kayarak uzaklaştıracak ya da Guiza topu kaleye yuvarlayacak


Topu indirip oyuncuyu geçmesi kusursuz, koşular mükemmel, takipçiliği pozisyonun yaratıcısı. Bu arada sadece Guiza değil Semih'in Galatasaraylı oyuncu topu kafayla uzaklaştırdıktan sonra aldığı pozisyona ve kaçtığı alanlara dikkat edin. Bunları yapacak çok oyuncu yok ligimizde, keyif almaya bakın.

Devamı ...

5 Eylül 2008

Guiza'nın Sigarası - Hoca Davidoff İç


guiza sigara

Guiza sigara içerken yakalanmış. Habere göre geçen hafta tatil gününde bir cafede, İspanyol arkadaşları ile birlikte bira ve sigara içmiş zat-ı alileri. Ancak esas haber olması gerekenin bizzatihi haberin kendisi. Zira haberde habercilik anlayışına uygun hiç bir şey yok. Tam manasıyla Vatan’a yaraşır bir habercilik anlayışı.

Haberin başlığı şu:
Ciğerine yazık Guiza.


Yadsıyacak değilim, manşette Vatan’ın şaşırtıcı derecede nitelikli başlık üretme ekibi klasını konuşturmuş. Daha önce “Atatürk’de Oradaydı” haberiyle Terim’in yardımcılarından birinin notlarını tuttuğu dosyayı “Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, tüm Türkiye’yi heyecana boğan maçı izleyenler arasındaydı.” diye lanse eden gazete için büyük ilerleme sayılabilir. En azından bu sefer manşet haberin içeriği ile orantılı. (bkz: Vatan’dan Gazetecilik Başarısı)

Haberin devamı ise şöyle:
F.BAHÇE’NİN yeni yıldızı Daniel Güiza’yı geçen gün görenler büyük şaşkınlık yaşadı. Geçen hafta izin gününde Bağdat Caddesi’nde bir Cafe-Bar’da İspanyol arkadaşları ile birlikte oturan golcü futbolcu, arka arkaya içtiği sigaralarla herkesi hayrete düşürdü. Geçen sezon İspanya’da gol kralı olan ve F.Bahçe’de henüz resmi maçlarda tek bir gol attığı için biraz sıkıntılı olan Güiza, yaklaşık 2.5 saat kaldığı mekanda 6 bira içerken, birini söndürüp, birini yaktığı 10 sigarayı bitirdi. Çevrede bulunan F.Bahçeli taraftarlar bir yandan İspanyol futbolcuyu izlerken, bir yandan da aralarındaki sohbetlerde “Yazık oluyor. Üst düzey bir futbolcunun bu kadar çok sigara içmesi çok kötü” yorumlarını yaptılar.


Haberin tarihi belli değil. Bu olay hangi gün olmuş, nerede olmuş gibi 5n1k sorulardan eser yok. Haberde bildirilen tek şey Guiza’nın sigara içtiği. Fotoğrafı da var. Aktarılış şekli ise şöyle:

“Daniel Güiza’yı geçen gün görenler büyük şaşkınlık yaşadı.” Büyük şaşkınlık? Anladığımız kadarıyla Guiza ile aynı cafede oturanlar için yer yerinden oynamış. Yerinde duramaz olmuşlar. Şaşkınlıktan ağızları açık kalmış, cafede ısmarladıkları tremisular boğazlarında kalmış, biralar içilememiş. “arka arkaya içtiği sigaralarla herkesi hayrete düşürdü” , “birini söndürüp, birini yaktığı 10 sigarayı bitirdi.” Bu cümlelerin hepsi tek cümleye sığdırılabilir:

"Daniel Guiza, t tarihinde, ispanyol arkadaşları ile beraber gittiği Bağdat Caddesi’ndeki bir cafe-bar’da bira ve sigara içerken görüntülendi. 2,5 saat kaldığı mekanda 10 adet sigara içen Guiza ayrıca 6 bira içti.”

Nokta. “herkesi hayrete düşürdü”, “birini söndürüp birini yaktı” ballandırma, mübalağa, abartma yok. Üstelik haber belli ki okuyucunun konu hakkındaki fikrine ve ne düşüneceğine de güvenmemiş. Bilinçli ve kasıtlı olarak anonim kişilerden atıfla ne düşünmemiz gerektiği bize beyan ediliyor “Yazık oluyor. Üst düzey bir futbolcunun bu kadar çok sigara içmesi çok kötü” e ne diyecekti insanlar? “Süper olmuş. Afiyet olsun. Üst düzey bir futbolcu sigara üstüne sigara yaksın, baca gibi tütsün” mü? Bu kadar beylik, bu kadar klişe bir lafın anonimleştirilmesi ise çok normal, zira gerçekte o cafede bunu gidip basın mensubuna söyleyen biri yok ancak herkes böyle söyleyebilir. Dolayısıyla varmış gibi rahatlıkla yazılabilir. İşin şaşırtıcı yanıysa bunların neden yazıldığı. Okuyucu anlamıyor mu? Debil mi okuyucu? Birini söndürüp birini yaktı, üstüste yaktı, çılgın attı, görenler dehşet içinde kaçıştı gibi ikinci sınıf amerikan macera filmi efektleri vermenin ne alemi var habere?

Ancak bu gazete alem, çatlasın elalem Vatan’ın habercilik çizgisi, klası, mefhumu bu. Daha akıllı bir magazin habercilik anlayışı konuyu futbol içen sporculara bağlar. İşte Rooney (fotoğrafta ortadaki) balayında sigara içerken yakalandı. Zidane soyunma odasında içtiydi. Spor ve sigara konusunda da bir doktordan görüş alır, mis gibi haber yaratır. Ballandırmaya, mübalağaya gerek yok.

Gerçi Reha Muhtar’ın, Can Ataklı’nın yazar olduğu gazeteden bahsediyoruz, Ateş Hattı’ndan fazla ne bekleyeceğiz ki?

Guiza'ya dip not: Davidoff iç abi. Günde üçtanesi keser. Bira da Guinness. Pilsner'e emanet etme mideni.
Devamı ...

28 Ağustos 2008

Uzaktan Atıp Tutmanın Dayanılmaz Hafifliği


cl logo

Üç ay önce de yazmıştık, daha geçen hafta da yazdık kadromuzun yetersiz olduğunu. Nedense tüm Türkiye'nin bunu görmesi için Aurelio'nun gitmesi ve tüm camianın olayı abartması için ligin ilk haftasında puan kaybı ve tüm camianın eyvah battık bittik demesi için Galatasaray'ın transfer yapması gerekiyormuş. Daha bir ay önce kadromuz açık ara iyi, bizim oyuncular maç seçtiği için şampiyonluğu verdik derken şimdi kadro olarak çok çok zayıfız, yönetim uyuma diyenleri görmek moral bozucu, ama CL'ye bir kez daha katılmanın keyfinin yanında zayıf kalıyor bu moral bozukluğu. Tabii kalıplaşmış cümlelerle eleştiri de eleştiri gibi durmuyor, panik havası yaratıyor zaten. Kadromuzun yetersiz olduğu doğru da, bunu görmek için puan kaybını bekleyip bir anda paniğe kapılmak ve saldıracak yer bulamamak bir garip.

Halkın Takımı Halkını Üzmeyendir
Kendi sahamızda canavarız maşallah. Avrupa kupası maçlarında İnter, Chelsea, Sevilla maçları dahil 8 maçtır berabere bile kalmıyoruz. Ne oluyorsa oluyor bu takım uçağa binince kimlik değiştiriyor. Kadıköy'de İnter kalesi önünde 9 aylık oynayan takım gidip düşme potasındaki takımları bile taraftarının önünde küçük düşürmek, yufka yürekli Anadolu insanının gönlünü kırmak istemiyor. Biz halkın takımıyız ulan!

Sörf Yemem Gol Yerim
Her gol yeme konusu açılınca yapılan bu iğrenç espriyi bir gün yapmam lazımdı, özür diliyorum. Takım gibi Volkan da bir garip. Sevmiyor rahat maç izletmeyi, heyecan ve aksiyon olsun, biletlere verilen 66 YTL'lerin hakkı 90 dakikanın 90'ında verilsin istiyor. İki senedir gol yemediği maç sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Üstelik saçma kırmızı kart görmesi falan örnek gösterilerek kalede alternatifsiz olmasının riskli olduğu söyleniyor ama hiç kart görmese, sakatlanmasa çok mu sağlam bu kale onu bilmiyoruz. Aslında biliyoruz ya... Hani bir maçı normal gol yiyerek bitirsin, "ne yapsın kaleci ama yahu" diyelim gollerde, olmuyor işte. O da olacak inşallah, daha yaşı genç.

Lugano'dan Enfes Hareketler
Lugano'yu eleştirecek değilim. Genel olarak iyiydi. Yalnız Edu'nun yokluğunda onun yerini de doldurmak için o kadar motive olmuş ki, Edu'nun kendi kalesine attığı gollerden bir de ben atarım, görevimi yaparım dedi. Attığı golde de ofsayt yoktu ama yediler işte adamın golünü. Pozisyonu izledim, izledim, sonra bir daha izledim ve Lugano'nun ne yapmaya çalıştığını anlamadım. Diyelim Volkan'ın kaleden çıkmadığını düşündü, o kadar yumuşak pas verirse ancak onu tokatlayarak kornere atacağını düşünmedi mi? O zaman neden sertçe kornere vurmadı? Diyelim Volkan uzaklaştırsın diye geri pası vermeye çalıştı, neden ayağının içiyle üst direğe çarpıp içeri girerek jeneriklere girecek bir gol pasıyla yapmaya çalıştı bunu? Tabii en son seçenek Volkan'ın çıktığını görmüş olması ve "hacı lan tam ayağıma oturdu olm hayatımda atamam bir daha" diyerek, hafif yükselen topa ayağının içiyle nefis bir vole ve Volkan'ın üzerinden aşan mükkkeemmel bir gol. Lugano'ya birisi sorsa keşke ne yapmaya çalıştığını. Saatlerdir çözemiyorum yeminle.

Guiza - Kazım
Guiza'yı "striker" diye aldık adam şahane forvet çıktı. Sağa sola yaptığı koşular, kanatlarda aldığı paslar, indirdiği toplar. Müthiş verimli oynadı. Adam geçmiyor, 4 kişiyi devirmiyor, orta sahadan gidip gol atmıyor belki ama doğru kullanılırsa faydalı olacak işte, gördük dün. Aslında Guiza ile tek forvet de oynarız ama ceza alanında çabuk çoğalmamız lazım, onun için fişek gibi kanat oyuncuları lazım. Yine kanat dedik yahu, 3 aydır kanatsız yazı çıkmadı blogda. Kazım var kanatların sağında. Siyasetteki muadillerinin aksine hiç muhafazakar değil. Bir gün birisinden dayak yer sahada. Topu sürüp sürüp sağda solda tonla boş adam varken çektiği saçma şutlar, pas vermeyip Anelkalığa özenmesi falan. Paslı oyna lan diye birisi girecek valla. Tuncay olsa o ilk adayım olurdu ama yok. Guiza sinirli adam gibi, ondan korksa iyi olur. Alex en fazla kendi kendine söylenir. Maldonado garibim zaten kimseye yaranamadı gitti. Geçen sene kaybedilen Gs maçında kadar hiç tepki görmeyen adam o maçın ve sezonun günah keçisi oldu. Bırakın bari yedek olarak kalsın, dün kim oynayacaktı Maldonado gitse?

Diğer Yakadan Haberler
Şimdi bu kulübün mali işlerine, futbolcuların maaşına falan kafayı taktık ya, o yüzden herhâlde dün gece oynanan diğer maça da kafayı takmak lazımdı. Gs elendi, aslında elese işimize yarayacak ve 3. torbaya çıkmamızı sağlayacaktı ama onlar olmadan çıktık zaten, üzerine de 5 milyon euro kadar ekstra para aldık, iyi oldu. Aslında taraftarın bu para pul işine bu kadar kafayı takmasını anlamıyorum ama eh kulübe fazladan para geldi yahu, Guiza'nın parasını kim veriyor diye sormazlar artık. Şu aralar yeni moda olan tiksinç yeni bir cümle türedi. Şimdi bunu da yanlış anlarlar falan açıklayayım, lafın tiksinçliği Gs ile ilgili olmasından değil de klişe olmasından, vasatlaştırılmasından. Her okuduğum cümle sonunda, Hagi demiştir ki "Galatasaray'ın olduğu yerde her zaman umut vardır", cümlesini görmekten baydım. Avrupa Şampiyonası sırasında "futbol 11 kişiyle oynanır sonunda Almanlar kazanır" yüzünden yanımda siyah poşet taşıyordum. Şimdi de bu çıktı. 3 ay daha duyarız, eyvah ki ne eyvah. Tabii Fener maçını izliyordum Galatasaray'ın maçını izleyemedim ama internette yazılanlara göre top toplayıcı çocuğa Hasan Şaş tokat mı atmış, kafa mı atmış, bir şey yapmış işte. Anladığım kadarıyla zaman geçirmeye çalışıyormuş. Tabii sanal ortamlarda çocuk piç, züppe, şerefsiz; annesi fahişe ilan edilmiş. Nedense aklıma hemen geçen sene Sami Yen'de oynanan kupa maçında Gökhan'ın oyundan atılmasına sebep olan çocuk geldi. O çocuk da maçın gizli kahramanı ilan edilmişti, aslanlar, kaplanlar havada uçuşuyordu. Acaba bu geçen seneki aslan, kaplan çocuk evde maçı izlerken bu top toplayıcının oyunu geciktirdiği pozisyonda şöyle ağzını doldura doldura "vay orrrroossspuuu çocuuğuuu" diye küfür etmiş midir?
Devamı ...

14 Ağustos 2008

Karamsar Sezon Öncesi Analizi


mtk maci

Tribünler karışmış, taraftarı düzeltmek için gerekirse Bizans oyunu yaparız denilmiş ve maratondaki bütün bloklar zaptedilmiş olsa da Şampiyonlar Ligi için oynanan maçı unutmamak, her ne kadar yıllar sonra seribaşı olarak kuraya girilmesi şaşkınlıkla karışık coşkunluk yaratsa da rakibi küçümsememek gerekiyor, ikinci maç da zor geçecek. Bu tur çok kritik çünkü Avrupa'da devamlılık için, kazanılan özgüvenin kaybedilmemesi ve Şampiyonlar Ligine katılmayı alışkanlık haline getirip tecrübe kazanmamız gerekiyor. Kısacası son yılların büyük kazanımlarını iki maçta kaybetmemek için bu turu geçmemiz şart. Bir maçın üzerinden konuşacaksak bu nasıl sezon analizi olacak diyenler olacaktır, fakat geçen sezonla bu sezonun bağlantısını kurmak için daha kötü maç oynayamazdık. Başımıza gelecek felaketleri önceden haber verdi, erken uyarı sistemini çalıştırdı bu maç. Bakalım erken uyarıyı duyup şalteri mi indireceğiz yoksa kaçarak uzaklaşacak mıyız.

Daha önce okumayanlar için sırayla

Geçen sezonun değerlendirmesini
Yeni teknik kadronun getireceği muhtemel değişiklikleri ve
Bu sezon transfer politikamızın nasıl olması gerektiğini

yazmıştık. Partizan maçı ışığında geçen sezon ligdeki başarısızlığı ve bu sezon yapılan transferleri de düşünerek gelecek sezon hakkında neden umutlu olamadığımı anlatayım.

Geçen sezon tüm başarısızlığın lig maçlarının hafife alınmasına ve ciddiyetsizliğe bağlanmasına katılmadığımı söylemiştim. Partizan maçında da rakibi ciddiye almadığımız için çok kötü oynadık, hatta kötü oynayıp fena olmayan bir skorla döndük dersek daha sezon başlamadan kendimizi kandırmaya başlamış oluruz. Bu blogda son iki aydır her yazıda geçen ortak kelime "kanat" bu yazıda da sıkça kullanılacak. Üstelik kanat yokluğunun yarattığı zaafiyetlere bir de orta saha yokluğunun yarattığı zaafiyet eklenmiş durumda. Partizan maçında yaşanılan sıkıntıları bu eksiklerle açıklamaya çalışınca önümüze geçen seneden farksız bir tablo çıkmıyor ve bu bize ligde yine büyük sıkıntılar yaşayacağımızı söylüyor.

Partizan gibi bir takıma karşı baskılı oynamaya çalışıyoruz, bu çok normal, ligde oynayacağımız maçların büyük kısmı da böyle olacak. Fakat dünkü sistem bu oyun anlayışına uygun mu? Oyunda baskı kurmaya çalışan bir takımın savunmayı önde kurması gerekiyor. Dün biz de bunu yaptık. İki tane ağır adamdan oluşan savunmanın göbeği bu kadar önde olunca rakibi orta sahada boğmanız gerekiyor, aksi halde dün yediğiniz ikinci golden her maçta yersiniz. Ağır defans önde kurulu olmasına rağmen rakibe orta sahada bu kadar rahat topla oynama ve istediği pasları yapma serbestliği verdiğimiz için sürekli defans arkasına adam sarkıtmaya çalıştılar. Bu yüzden dünkü maçta memleketin d-smartlı evlerinden ve kıraathanelerden bolca "yahu bu Volkan yine ileri çıkıyor" haykırışları duyduk. Orta sahanın bu kadar zayıf olmasının nedenini açıklamak çok zor değil. İlk 11'de bazen iyi oynayan ama genelde basit hatalar yapan ve vasat oynayan Selçuk dışında orta saha yok. Maça iki forvet ve orta sahada Selçuk'un yanına Alex'i koyarak başlamışız ve orta sahamız rakip için top yapmaya, oyunun temposunu ayarlamaya, uzun veya kısa pas denemeye müsait bir bölge haline gelmiş.

Daha önce kanatlara transfer yapmazsak bütün sezon Kazım ve Uğur'un günlerinde olması için dua ederek geçiririz demiştim. MTK maçlarından sonra dünkü maç ne demek istediğimi uygulamalı olarak anlatmış oldu. İki oyuncu da defansif olarak beklere yeterince destek vermediği gibi çok fazla top kaybederek orta sahada sıkışan takımı da rahatlatamadı. Defansımızda ayağa düzgün pas yapabilen tek oyuncu Carlos, ona bazen Gökhan katılıyor, Lugano ve Edu'dan çok şeyler beklemiyoruz bu konuda. Orta sahanın bütün yükünü verdiğimiz Selçuk'un da pas yapma yeteneği senelerdir biliniyor. Alex ayağında top saklayan, isabetli pas yapabilen bir oyuncu ama bunu forvet arkasında, hücuma yakın, defansı karıştırabileceği bölgelerde yapıyor. Onu alıp orta sahanın göbeğibe çekince bu özellikleri bir anda evrilip top kapan, en müsait oyuncuyu yakalayıp topu ona atan, top süren, adam eksilten bir oyuncu haline gelmiyor. O da top sürüp adam eksiltiyor ama bunları kalabalık orta sahada fiziksel mücadeleyle değil açık alanda defansları panik anında yakalayıp öldürücü paslar vererek veya müthiş şutlar çıkararak yapıyor. Alex orta saha oyuncusu olamaz, biraz daha geriye çekilse de olamaz, bu şekilde hem onun hücuma olan katkısını baltalıyoruz hem de orta sahamızda koca bir delik oluşuyor. Hücum ederken orta sahanın ortasında sıkışınca da ileriye topu taşımak için oyunu yaymanız, kanatları beklerin de desteğiyle kullanmanız gerekiyor fakat bizde o kapasitede kanat oyuncusu da yok.

Sürekli ileriye top şişirilmesine dikkat çekenler olmuş ve acaba Guiza geldiği için mi böyle diye soruyorlar. Bunun sebebi de Guiza değil, yine orta sahada kurulamayan oyun ve işlemeyen kanatlar. Göbekteki defans oyuncularımızın ve tek orta saha Selçuk'un oyun kurma becerilerinin üst düzey olmadığını, Alex'in de bu görevi yapacak meziyetleri olmadığını, ortada sıkışınca kanatları kullanarak oyun kurulacağını ama bizim istikrarsız kanat oyuncularımızın bunu yapamadığını söyledik. Bunun sonucunda top kaybetmek istemeyen oyuncular tabii ki topu uzaklaştırıyor ve ileride bir oyuncuya taşımak istiyorlar. Ömer Üründül'ün meşhur bloklarından ortada olanı bizde çok zayıf olduğu için oradan aşırıyoruz topu ve uzun topların isabetli olması için dua ediyoruz. Yani dün gördüğümüz sıkıntıların birçoğunu gerçek anlamda bir orta saha oyuncusu ve iyi kanatlarla çözebiliriz.

Kaleci sıkıntısından bahsedecektim fakat bu bence ciddi sorun olmasına rağmen o kadar bariz sorunlar var ki ona sıra bile gelmeyecek. Orta sahaya Emre'nin yanına Aurelio'nun yerini dolduracak bir oyuncu almamız gerekiyor ve en azından kanatların birisine iyi ve en azından iki maçın birisinde vasatın üstünde oynayacak bir oyuncu gerekiyor. Aslında iki kanat için de transfer gerekiyor fakat yabancı sınırı elimizi kolumuzu bağlıyor. Guiza ve ona verilen para yeni bir Kezman sendromu yaratacak gibi. Lig veya Avrupa olması farketmez, yukarıda saydığım nedenlerden dolayı Alex + 2 forvet oynamak bizi büyük sıkıntıya sokacak. Yine Semih yedek kalır mı, 15 milyon euroluk adam yedek kalır mı sorularıyla boğuşacağız, sanırım Alex'i kesmeyi düşünmez Aragones, yoksa düşünür mü? Emre hazır olduktan sonra elbette orta saha daha güçlü olacak fakat kanatlarımız şu anda Allah'a emanet. Uğur da Kazım da bir maç harikalar yaratıp bir ay hiçbir şey yapmama potansiyeline sahip. Defanstaki üç yabancının ve Alex'in kesinlikle oynayacağını düşünürsek Guiza yedek kalır ve bir kanat oyuncusu, bir orta saha oyuncusu alabiliriz. Bir de sürpriz yapıp M. Topuz veya Caner gibi bir oyuncuyla kanadın birine Türk oyuncu takviyesi yaparsak orta saha sıkıntımız kalmaz. Şu anda görünen ise bu kadroya kesinlikle transfer gerektiği ve geçen sene boyunca tek çözüm gibi sunulan 2 forvetli sistemin başımıza büyük dertler açacağı.
Devamı ...

9 Temmuz 2008

Aethewulf ve Kanatlar


hooters

aethewulf'un bir anda kanat sevdasına düşmesi ve "X ve kanatlar" yazı serisine başlaması amiyane tabirle beni de kıllandırdı. Sonra bu işten kim nemalanır diye düşündüm ve cevabı buldum. Türkiye'de seksi iç çamaşırı olarak piyasaya giremeyen kanat sektörünün ve yurtdışında pek yaygın olduğu bilinen 'hot wings'leri ile meşhur hooters sektörünün reklamını yapmak istiyor. Dış mihrakların bir maşası olarak Türk gencinin beynini bu yolla yıkamaya başlamış bile. Yakında yayımlayacağı "Acı sos ve kanatlar" başlıklı yazıda da acı soslu kanat öyle kuru kuru gitmez, şöyle taş gibi birisinin servis etmesi lazım diyerek direkt propogandaya da başlayacaktır.

Tutup Guiza transferini de oyun sistemi, taktik, kanatlar diye analiz etmeye çalışmasının ne gibi bir sebebi olabilir? İşin içine kanatları sokmak isteyince sokarsınız ama işte böyle eğreti durur, basındaki nadide kalemlerimize bakın hiç olaya böyle yaklaşan var mı? Olsa olsa maşanın birisi yazardı bunları zaten. Zaten Guiza transferi sadece bir oyuncu transferi olarak düşünülmemeli. Bu transfer Türk kıraathane kültürüne büyük katkıda bulunacaktır. Bir kere sadece Guiza diye anılmayacak artık. Adını her ağzınıza almadan önce 25 milyon dolarlık adam demezseniz Türkiye spor yazarları birliği tarafından 1301 no'lu yasaya muhalefetten şikayet edileceksiniz. Ayrıca bu 25 milyon Sudan'daki pirinç fiyatlarına endeksli olduğu için ve pirinç taneleriyle ödendiği için sene sonuna doğru artışa geçecek. Sezon sonunda "40 milyonluk transfer Guiza ne verdi bütün sezon" olacak bütün şen şakrak sohbetlerin başlangıç cümlesi. Eğer gol sayısı 15'ten az olursa bu rakamı 50-60 milyon civarına çekebilirsiniz. Rakı masasında ise dalgalı kur geçerli, içmeye başlamadan 30 milyon, ilk dubleden sonra 40 milyon, üçüncüden sonra 50-250 milyon arası dalgalanan kur geçerli olacak. Fakat her koşulda, fiyat ne olursa olsun bir fiyat telaffuz etmek gerekiyor. Bugün bir Middlesbrough nasıl ki Tuncaylı Middlesbrough ise Guiza da artık 25-50 milyon dolarlık Guiza'dır.

Ayrıca 3-4 maç gol atamazsa biliyorsunuz Guiza gibi 300 tane futbolcu vardır ikinci ligde, verilen paraya yazıktır. Hem o kadar paranın İspanya'ya akıtılması milli ekonomiye zarar. Zaten Fenerbahçe UEFA gibi, sponsoru Adidas gibi yabancı kaynaklardan beş kuruş para kazanmadığı için bütün parasını Türk ekonomisi içinde kullanmalıdır, diğer türlüsü hainlik, değer bilmezliktir. O yüzden mesela Kayserispor Mehmet Topuz ya da Gökhan Ünal için pazarlığı 8-10 milyon Euro'dan açarsa yerli malı yurdun malı herkes onu kullanmalı diyerekten bu paralar çatır çatır verilmelidir. Bu sistemi devam ettirmek için de yabancı sınırı 2'ye indirilmeli, ondan sonra İspanya ligi gol kralı için harcanan 15 milyon euro'ya sinirlenip "Lan o paraya 300 tane yetenekli genç gelirdi Arjantin'den ve Honduras'tan" tespiti yapılmalı. Bu 300 tane yetenekli genç alınmalı ve yabancı sınırı 2 olduğu için kendi aralarında 15'erli gruplara ayrılıp 20 takım kurulmalı ve 20 takımlı Dereağzı tesisleri 1. ligi tesis edilmeli. Böylece haftada 2 maç yapan bu gençlerden her sene 2 tanesi seçilip takıma kazandırılmalı, kalan bütün para Türk takımlarına akıtılmalıdır.

Ayrıca biliyorsunuz Guiza İspanya'nın Zafer Biryol'udur. Benzer şekilde Van Nistelrooy İspanya'nın Fatih Tekke'si, Eto'o İspanya'nın Okan Yılmaz'ı, Makaay İspanya'nın Gökhan Ünal'ı, Raul İspanya'nın Arif Erdem'i, aethewulf İspanya'nın Tuncay Özkan'ıdır. İkili eşlemelerle karşılaştırma yapılarak futbolcu kalitesini anlayabiliriz, çok kolay bu. "Guiza İspanya'nın Zafer Biryol'udur" cümlesi o yüzden mükemmel bir analiz fırsatı sunuyor bizlere. Mesela lig sıralamasına bakınca görürsünüz ki Barcelona da İspanya'nın Beşiktaş'ıdır. Umarız Şampiyonlar Ligi'nden elenirler ve Beşiktaş'la eşleşirler, UEFA'da denk güçlerin mücadelesini izleriz.

Bir de aslında fikir olan ama aslında ben söylediğim için bence kesin doğru olan teorimi ekleyeyim. Aragones ve Guiza transferleri ve Zico'nun gönderilmesi, ardından Aurelio'nun maliyeti nedeniyle gitmesine göz yumulması Aziz Yıldırım'ın Brezilya ekolünden sıkıldığının ve belki de Arsenal-Fransa veya Liverpool-İspanya tarzında bir Fenerbahçe-İspanya ekolü yaratmak istediğinin göstergesi. Alex'in sözleşmesi sona erince ona da güle güle diyeceğiz. Roberto Carlos'a da güle güle deriz demek isterdim ama aethewulf Roberto Carlos konusunda çok hassas. Reha Muhtar milli meselelere ne kadar hassassa aethewulf da Carlos konusunda öyle, laf ettirmiyor, edeni dövüyor, o yüzden o kalabilir. Şu anda Aragones konusunda görüş bildiremiyorum çünkü son yazımda kendisinden bahsederken yazıda hiç 'Dede' kelimesini kullanmadığım için 1301 no'lu Türk basın emekçileri kanununa muhalefetten yargılanıyorum. Mahkeme aşamasında olduğu için dava hakkında konuşmam yasak, fakat siz siz olun benzer bir hata yapmayın. Aragones'ten bahsederken mutlaka kendisini Dede olarak anın ve ardından 3 saniyelik içten bir gülüşün ardından sözlerinize devam edin.
Devamı ...

Guiza ve Kanatlar


guiza

28 yaşında, 1.82 boyunda. La Liga’da hiç penaltı kullanmadan gol kralı oldu. Gol sonrasında “Kiko”sal bir sevinç gösterisi yapıyor, çocukken idolüymüş. Normalde kirli sakallı ama Euro2008’de damatlık haliyle de gördük. Ernst Happel’de Rusya’ya çakarken bonservis bedeline birkaç milyon euro daha ekledi. Arsenal istedi, Arsene Wenger bu tipte futbolcuyu kaçırmaz, çok da yakınlaştılar ama belli ki torun dedenin lafından çıkmıyor. Şimdi bu sıkıcı bilgileri hepimiz bir kez daha tekrarladıysak biraz başka şeylere bakalım.

Geçen sezon tam 34 maç televizyonlardan evimize her spektrumda aynı ses iletildi, Fenerbahçe’nin forveti yok. Ligin en fazla gol atan ve gol kralını çıkartan takımına normal şartlar altında bunun denilmesi insanın akıl sağlığından şüpheye düşülmesine neden olur. Konu Türkiye olduğundaysa Edirne’den içeriye sızamayan “normal şartlar” nedeniyle bu söze haklılık vermemek elde değil. Gerçekten Fenerbahçe geçen sezon forvet sahibi olduğu için ligin en çok gol atan takımı olmadı, forveti olmamasına rağmen bunu başardı. Veya şöyle de söylenebilir, Fenerbahçe gol kralına maç başına toplamda 30 dakikadan az süre verdiği için yaşadığı forvet sıkıntısına rağmen ligin en çok gol atan takımıydı. (72 gol)

La Liga ise coğrafi olarak Edirne dışında kaldığından “normal şartlar”a sahip bir coğrafyada cereyan ediyor. Guiza akıl ve mantığın egemen olduğu koşullar coğrafyasında hiç penaltı atmadan gol kralı olduysa bunun altının kuvvetlice çizilmesi gerekir. Ancak bu çizgiyle beraber şu soru da sorulmalıdır: “Guiza bu golleri tek başına mı atmış” (Brecht'in ruhu şad olsun, generaller savaşı tek başlarına mı kazanmış?)

Elbet birileri pas vermiş, kontraatak futbolu oynayan Mallorca’da birileri kendisine orta açmış, koşu yoluna Ömer Üründül'ün sempatisini kazanmış bir top bırakmıştır. (bkz: rijkaard’ın şaşışehla olduğu gol) Bırakmış olmalıdır. Halbuki mevcut Fenerbahçe kadrosu içerisinde bırakalım orta açmayı neredeyse yıllardır Fenerbahçe’nin zirveye oynamasına sebebiyet veren defansif ortasaha oyuncuları (önlibero) yok. Geçen sezon kendini sakatlayan Deniz, yarım sezon içerisinde muhteşem yan pas yapabildiğinden başka bir şeyini göremediğimiz Maldonado, taraftarın sevgilisi Selçuk ve nihayetinde sakatlanıp sakatlanmayacağı bilinmeyen, bilinemeyen, bakla falları, medyum ücretleri ile kestirilmeye çalışılan Emrebiades. Aurelio’nun gidişi yalnızca bir futbolcu gidişi değildir, artık kanatlardan başka bir problemi daha var takımın –bizzat ortasaha-

Ve esas ölümcül problem. Fenerbahçe’nin kanatları yok! Geçen gün antu’ye bakıyorum bir zihniyet Roberto Carlos, Vederson, Uğur solda; Deivid, Gökhan Gönül, Colin Kazım ve Önder sağda gayet “yeterlidir” buyurmuş. Neden de şu: Türkiye ligi için daha fazlasına ne hacet? Bu zihniyetin antu.com delikanlı forum temsilcileri işte böyle sorunu çözüveriyorlar. Türkiye için gayyyyet yeterli! Nihayeten de kafi? Fazlası israf. Büyüyünce Yılmaz Özdil makalesi yazasıcaların kendi nihai standartları Türk Standartları Enstitüsü ile paralel, ahşap kaportalı Anadol’a gerçekten araba diyebilecek genişlikte bir mideye tekabül ediyor. Oysa böyle bir lafın elinden tutup sokakta dolaştırmak gerekir, çocuk dünya görsün. Ancak, neredeyse “yürüye yürüye şampiyon olmamız gerekirdi”, emekleye emekleye ikincilik, komodinde pinekleyerek kupa galipliği ile özdeşleştirilebilecek bu düşünce Fenerbahçe’nin hedeflerini Turkcell Super Lig başarılarına mahdum ve mahkum bıraktığı oranda yanlış. Biz Türkiye Ligi yeterliliklerini karşılamak ve yalnızca bunla yetinmek zorunda mıyız? Üstelik bizzatihi biz bunu istemiyoruz? Enternasyonel, uluslar arası, memleketleriçre ve Genelkurmay’ın kızmayacağı başka herhangi bir deyişle evrensel bir başarı istiyor, bekliyor, arzuluyoruz. Hedefimiz komodin pineklemesi ile olunacak bir şampiyonluğun veremeyeceği, vermeye de muktedir olmadığı “şan, şöhret, onur ve kıvancı”, “nasıl koyduk ama ibne cimboma” pansumanıyla kazanmak değil, bildiğin dörtdörtlük, her başı mahmur, normal şartlar altında olmayan coğrafyalarda da normal şartlar altındaki coğrafyalardaki kadar anlaşılabilen ve kabul edilen bir başarı. Böyle bir hedef varken dünyada hiçbir aklı başında insan Chelsea orta sahasına karşı bu ortasahanın iş yapabileceğine, yapabilmeye muktedir olduğuna inanmaz. Değil takım yürüse, koşsa da pentatlon yapsa da inanmaz. O halde yeterli olmayan bu kanatlara transfer lazım, 27 milyon € verilip Eto’o alınacağına Guiza, Kezman, Semih, Burak Yılmaz’dan mürekkep Deivid, Colin Kazım jokerli forvet hattı artık rahat bırakılsın bir tane-cik- kanat alınsın. Sol kanada. Bir de defansif orta saha, madem Aurelio gitti.

Seneye takımı, takım gibi görelim. Benim 34 maç boyunca "Fenerbahçe’nin kanadı yok" loopunu duymaya tahammülüm yok.
Devamı ...