28 Ağustos 2008
Uzaktan Atıp Tutmanın Dayanılmaz Hafifliği

Üç ay önce de yazmıştık, daha geçen hafta da yazdık kadromuzun yetersiz olduğunu. Nedense tüm Türkiye'nin bunu görmesi için Aurelio'nun gitmesi ve tüm camianın olayı abartması için ligin ilk haftasında puan kaybı ve tüm camianın eyvah battık bittik demesi için Galatasaray'ın transfer yapması gerekiyormuş. Daha bir ay önce kadromuz açık ara iyi, bizim oyuncular maç seçtiği için şampiyonluğu verdik derken şimdi kadro olarak çok çok zayıfız, yönetim uyuma diyenleri görmek moral bozucu, ama CL'ye bir kez daha katılmanın keyfinin yanında zayıf kalıyor bu moral bozukluğu. Tabii kalıplaşmış cümlelerle eleştiri de eleştiri gibi durmuyor, panik havası yaratıyor zaten. Kadromuzun yetersiz olduğu doğru da, bunu görmek için puan kaybını bekleyip bir anda paniğe kapılmak ve saldıracak yer bulamamak bir garip.
Halkın Takımı Halkını Üzmeyendir
Kendi sahamızda canavarız maşallah. Avrupa kupası maçlarında İnter, Chelsea, Sevilla maçları dahil 8 maçtır berabere bile kalmıyoruz. Ne oluyorsa oluyor bu takım uçağa binince kimlik değiştiriyor. Kadıköy'de İnter kalesi önünde 9 aylık oynayan takım gidip düşme potasındaki takımları bile taraftarının önünde küçük düşürmek, yufka yürekli Anadolu insanının gönlünü kırmak istemiyor. Biz halkın takımıyız ulan!
Sörf Yemem Gol Yerim
Her gol yeme konusu açılınca yapılan bu iğrenç espriyi bir gün yapmam lazımdı, özür diliyorum. Takım gibi Volkan da bir garip. Sevmiyor rahat maç izletmeyi, heyecan ve aksiyon olsun, biletlere verilen 66 YTL'lerin hakkı 90 dakikanın 90'ında verilsin istiyor. İki senedir gol yemediği maç sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Üstelik saçma kırmızı kart görmesi falan örnek gösterilerek kalede alternatifsiz olmasının riskli olduğu söyleniyor ama hiç kart görmese, sakatlanmasa çok mu sağlam bu kale onu bilmiyoruz. Aslında biliyoruz ya... Hani bir maçı normal gol yiyerek bitirsin, "ne yapsın kaleci ama yahu" diyelim gollerde, olmuyor işte. O da olacak inşallah, daha yaşı genç.
Lugano'dan Enfes Hareketler
Lugano'yu eleştirecek değilim. Genel olarak iyiydi. Yalnız Edu'nun yokluğunda onun yerini de doldurmak için o kadar motive olmuş ki, Edu'nun kendi kalesine attığı gollerden bir de ben atarım, görevimi yaparım dedi. Attığı golde de ofsayt yoktu ama yediler işte adamın golünü. Pozisyonu izledim, izledim, sonra bir daha izledim ve Lugano'nun ne yapmaya çalıştığını anlamadım. Diyelim Volkan'ın kaleden çıkmadığını düşündü, o kadar yumuşak pas verirse ancak onu tokatlayarak kornere atacağını düşünmedi mi? O zaman neden sertçe kornere vurmadı? Diyelim Volkan uzaklaştırsın diye geri pası vermeye çalıştı, neden ayağının içiyle üst direğe çarpıp içeri girerek jeneriklere girecek bir gol pasıyla yapmaya çalıştı bunu? Tabii en son seçenek Volkan'ın çıktığını görmüş olması ve "hacı lan tam ayağıma oturdu olm hayatımda atamam bir daha" diyerek, hafif yükselen topa ayağının içiyle nefis bir vole ve Volkan'ın üzerinden aşan mükkkeemmel bir gol. Lugano'ya birisi sorsa keşke ne yapmaya çalıştığını. Saatlerdir çözemiyorum yeminle.
Guiza - Kazım
Guiza'yı "striker" diye aldık adam şahane forvet çıktı. Sağa sola yaptığı koşular, kanatlarda aldığı paslar, indirdiği toplar. Müthiş verimli oynadı. Adam geçmiyor, 4 kişiyi devirmiyor, orta sahadan gidip gol atmıyor belki ama doğru kullanılırsa faydalı olacak işte, gördük dün. Aslında Guiza ile tek forvet de oynarız ama ceza alanında çabuk çoğalmamız lazım, onun için fişek gibi kanat oyuncuları lazım. Yine kanat dedik yahu, 3 aydır kanatsız yazı çıkmadı blogda. Kazım var kanatların sağında. Siyasetteki muadillerinin aksine hiç muhafazakar değil. Bir gün birisinden dayak yer sahada. Topu sürüp sürüp sağda solda tonla boş adam varken çektiği saçma şutlar, pas vermeyip Anelkalığa özenmesi falan. Paslı oyna lan diye birisi girecek valla. Tuncay olsa o ilk adayım olurdu ama yok. Guiza sinirli adam gibi, ondan korksa iyi olur. Alex en fazla kendi kendine söylenir. Maldonado garibim zaten kimseye yaranamadı gitti. Geçen sene kaybedilen Gs maçında kadar hiç tepki görmeyen adam o maçın ve sezonun günah keçisi oldu. Bırakın bari yedek olarak kalsın, dün kim oynayacaktı Maldonado gitse?
Diğer Yakadan Haberler
Şimdi bu kulübün mali işlerine, futbolcuların maaşına falan kafayı taktık ya, o yüzden herhâlde dün gece oynanan diğer maça da kafayı takmak lazımdı. Gs elendi, aslında elese işimize yarayacak ve 3. torbaya çıkmamızı sağlayacaktı ama onlar olmadan çıktık zaten, üzerine de 5 milyon euro kadar ekstra para aldık, iyi oldu. Aslında taraftarın bu para pul işine bu kadar kafayı takmasını anlamıyorum ama eh kulübe fazladan para geldi yahu, Guiza'nın parasını kim veriyor diye sormazlar artık. Şu aralar yeni moda olan tiksinç yeni bir cümle türedi. Şimdi bunu da yanlış anlarlar falan açıklayayım, lafın tiksinçliği Gs ile ilgili olmasından değil de klişe olmasından, vasatlaştırılmasından. Her okuduğum cümle sonunda, Hagi demiştir ki "Galatasaray'ın olduğu yerde her zaman umut vardır", cümlesini görmekten baydım. Avrupa Şampiyonası sırasında "futbol 11 kişiyle oynanır sonunda Almanlar kazanır" yüzünden yanımda siyah poşet taşıyordum. Şimdi de bu çıktı. 3 ay daha duyarız, eyvah ki ne eyvah. Tabii Fener maçını izliyordum Galatasaray'ın maçını izleyemedim ama internette yazılanlara göre top toplayıcı çocuğa Hasan Şaş tokat mı atmış, kafa mı atmış, bir şey yapmış işte. Anladığım kadarıyla zaman geçirmeye çalışıyormuş. Tabii sanal ortamlarda çocuk piç, züppe, şerefsiz; annesi fahişe ilan edilmiş. Nedense aklıma hemen geçen sene Sami Yen'de oynanan kupa maçında Gökhan'ın oyundan atılmasına sebep olan çocuk geldi. O çocuk da maçın gizli kahramanı ilan edilmişti, aslanlar, kaplanlar havada uçuşuyordu. Acaba bu geçen seneki aslan, kaplan çocuk evde maçı izlerken bu top toplayıcının oyunu geciktirdiği pozisyonda şöyle ağzını doldura doldura "vay orrrroossspuuu çocuuğuuu" diye küfür etmiş midir?
Devamı ...
14 Ağustos 2008
Karamsar Sezon Öncesi Analizi

Tribünler karışmış, taraftarı düzeltmek için gerekirse Bizans oyunu yaparız denilmiş ve maratondaki bütün bloklar zaptedilmiş olsa da Şampiyonlar Ligi için oynanan maçı unutmamak, her ne kadar yıllar sonra seribaşı olarak kuraya girilmesi şaşkınlıkla karışık coşkunluk yaratsa da rakibi küçümsememek gerekiyor, ikinci maç da zor geçecek. Bu tur çok kritik çünkü Avrupa'da devamlılık için, kazanılan özgüvenin kaybedilmemesi ve Şampiyonlar Ligine katılmayı alışkanlık haline getirip tecrübe kazanmamız gerekiyor. Kısacası son yılların büyük kazanımlarını iki maçta kaybetmemek için bu turu geçmemiz şart. Bir maçın üzerinden konuşacaksak bu nasıl sezon analizi olacak diyenler olacaktır, fakat geçen sezonla bu sezonun bağlantısını kurmak için daha kötü maç oynayamazdık. Başımıza gelecek felaketleri önceden haber verdi, erken uyarı sistemini çalıştırdı bu maç. Bakalım erken uyarıyı duyup şalteri mi indireceğiz yoksa kaçarak uzaklaşacak mıyız.
Daha önce okumayanlar için sırayla
Geçen sezonun değerlendirmesini
Yeni teknik kadronun getireceği muhtemel değişiklikleri ve
Bu sezon transfer politikamızın nasıl olması gerektiğini
yazmıştık. Partizan maçı ışığında geçen sezon ligdeki başarısızlığı ve bu sezon yapılan transferleri de düşünerek gelecek sezon hakkında neden umutlu olamadığımı anlatayım.
Geçen sezon tüm başarısızlığın lig maçlarının hafife alınmasına ve ciddiyetsizliğe bağlanmasına katılmadığımı söylemiştim. Partizan maçında da rakibi ciddiye almadığımız için çok kötü oynadık, hatta kötü oynayıp fena olmayan bir skorla döndük dersek daha sezon başlamadan kendimizi kandırmaya başlamış oluruz. Bu blogda son iki aydır her yazıda geçen ortak kelime "kanat" bu yazıda da sıkça kullanılacak. Üstelik kanat yokluğunun yarattığı zaafiyetlere bir de orta saha yokluğunun yarattığı zaafiyet eklenmiş durumda. Partizan maçında yaşanılan sıkıntıları bu eksiklerle açıklamaya çalışınca önümüze geçen seneden farksız bir tablo çıkmıyor ve bu bize ligde yine büyük sıkıntılar yaşayacağımızı söylüyor.
Partizan gibi bir takıma karşı baskılı oynamaya çalışıyoruz, bu çok normal, ligde oynayacağımız maçların büyük kısmı da böyle olacak. Fakat dünkü sistem bu oyun anlayışına uygun mu? Oyunda baskı kurmaya çalışan bir takımın savunmayı önde kurması gerekiyor. Dün biz de bunu yaptık. İki tane ağır adamdan oluşan savunmanın göbeği bu kadar önde olunca rakibi orta sahada boğmanız gerekiyor, aksi halde dün yediğiniz ikinci golden her maçta yersiniz. Ağır defans önde kurulu olmasına rağmen rakibe orta sahada bu kadar rahat topla oynama ve istediği pasları yapma serbestliği verdiğimiz için sürekli defans arkasına adam sarkıtmaya çalıştılar. Bu yüzden dünkü maçta memleketin d-smartlı evlerinden ve kıraathanelerden bolca "yahu bu Volkan yine ileri çıkıyor" haykırışları duyduk. Orta sahanın bu kadar zayıf olmasının nedenini açıklamak çok zor değil. İlk 11'de bazen iyi oynayan ama genelde basit hatalar yapan ve vasat oynayan Selçuk dışında orta saha yok. Maça iki forvet ve orta sahada Selçuk'un yanına Alex'i koyarak başlamışız ve orta sahamız rakip için top yapmaya, oyunun temposunu ayarlamaya, uzun veya kısa pas denemeye müsait bir bölge haline gelmiş.
Daha önce kanatlara transfer yapmazsak bütün sezon Kazım ve Uğur'un günlerinde olması için dua ederek geçiririz demiştim. MTK maçlarından sonra dünkü maç ne demek istediğimi uygulamalı olarak anlatmış oldu. İki oyuncu da defansif olarak beklere yeterince destek vermediği gibi çok fazla top kaybederek orta sahada sıkışan takımı da rahatlatamadı. Defansımızda ayağa düzgün pas yapabilen tek oyuncu Carlos, ona bazen Gökhan katılıyor, Lugano ve Edu'dan çok şeyler beklemiyoruz bu konuda. Orta sahanın bütün yükünü verdiğimiz Selçuk'un da pas yapma yeteneği senelerdir biliniyor. Alex ayağında top saklayan, isabetli pas yapabilen bir oyuncu ama bunu forvet arkasında, hücuma yakın, defansı karıştırabileceği bölgelerde yapıyor. Onu alıp orta sahanın göbeğibe çekince bu özellikleri bir anda evrilip top kapan, en müsait oyuncuyu yakalayıp topu ona atan, top süren, adam eksilten bir oyuncu haline gelmiyor. O da top sürüp adam eksiltiyor ama bunları kalabalık orta sahada fiziksel mücadeleyle değil açık alanda defansları panik anında yakalayıp öldürücü paslar vererek veya müthiş şutlar çıkararak yapıyor. Alex orta saha oyuncusu olamaz, biraz daha geriye çekilse de olamaz, bu şekilde hem onun hücuma olan katkısını baltalıyoruz hem de orta sahamızda koca bir delik oluşuyor. Hücum ederken orta sahanın ortasında sıkışınca da ileriye topu taşımak için oyunu yaymanız, kanatları beklerin de desteğiyle kullanmanız gerekiyor fakat bizde o kapasitede kanat oyuncusu da yok.
Sürekli ileriye top şişirilmesine dikkat çekenler olmuş ve acaba Guiza geldiği için mi böyle diye soruyorlar. Bunun sebebi de Guiza değil, yine orta sahada kurulamayan oyun ve işlemeyen kanatlar. Göbekteki defans oyuncularımızın ve tek orta saha Selçuk'un oyun kurma becerilerinin üst düzey olmadığını, Alex'in de bu görevi yapacak meziyetleri olmadığını, ortada sıkışınca kanatları kullanarak oyun kurulacağını ama bizim istikrarsız kanat oyuncularımızın bunu yapamadığını söyledik. Bunun sonucunda top kaybetmek istemeyen oyuncular tabii ki topu uzaklaştırıyor ve ileride bir oyuncuya taşımak istiyorlar. Ömer Üründül'ün meşhur bloklarından ortada olanı bizde çok zayıf olduğu için oradan aşırıyoruz topu ve uzun topların isabetli olması için dua ediyoruz. Yani dün gördüğümüz sıkıntıların birçoğunu gerçek anlamda bir orta saha oyuncusu ve iyi kanatlarla çözebiliriz.
Kaleci sıkıntısından bahsedecektim fakat bu bence ciddi sorun olmasına rağmen o kadar bariz sorunlar var ki ona sıra bile gelmeyecek. Orta sahaya Emre'nin yanına Aurelio'nun yerini dolduracak bir oyuncu almamız gerekiyor ve en azından kanatların birisine iyi ve en azından iki maçın birisinde vasatın üstünde oynayacak bir oyuncu gerekiyor. Aslında iki kanat için de transfer gerekiyor fakat yabancı sınırı elimizi kolumuzu bağlıyor. Guiza ve ona verilen para yeni bir Kezman sendromu yaratacak gibi. Lig veya Avrupa olması farketmez, yukarıda saydığım nedenlerden dolayı Alex + 2 forvet oynamak bizi büyük sıkıntıya sokacak. Yine Semih yedek kalır mı, 15 milyon euroluk adam yedek kalır mı sorularıyla boğuşacağız, sanırım Alex'i kesmeyi düşünmez Aragones, yoksa düşünür mü? Emre hazır olduktan sonra elbette orta saha daha güçlü olacak fakat kanatlarımız şu anda Allah'a emanet. Uğur da Kazım da bir maç harikalar yaratıp bir ay hiçbir şey yapmama potansiyeline sahip. Defanstaki üç yabancının ve Alex'in kesinlikle oynayacağını düşünürsek Guiza yedek kalır ve bir kanat oyuncusu, bir orta saha oyuncusu alabiliriz. Bir de sürpriz yapıp M. Topuz veya Caner gibi bir oyuncuyla kanadın birine Türk oyuncu takviyesi yaparsak orta saha sıkıntımız kalmaz. Şu anda görünen ise bu kadroya kesinlikle transfer gerektiği ve geçen sene boyunca tek çözüm gibi sunulan 2 forvetli sistemin başımıza büyük dertler açacağı.
Devamı ...








