2 Nisan 2009
Bu İspanya'yı Kasap da Şampiyon Yapar Abi!

İspanya ile üst üste iki maç oynadık ve unutuldu sandığım bir tespit yeniden yapılmaya başlanmış. Aragones Türkiye'ye ilk geldiğinde "abi şu İspanya'nın orta sahasına bak, bunu bizim kasaba versin şampiyon olur"cu arkadaşlar bu argümanı Aragones'in kovulmasını savunmak için sık sık kullanıyor. Bizim analiz uzmanlarını dinleyen İspanya federasyonu da "evet haklısınız" diyerek takımı Yeniköy kasabına teslim etti. İspanya takır takır galibiyetlere devam ederken argümanları doğru çıkmış gibi sevinerek "bak işte Beşiktaş'tan kovulan adam bile nasıl oynatıyor" diyorlar. Esasında öyle milli takımların hangi turnuvada ne yaptığını hatırlama konusunda ciddi sıkıntılarım var ama İngiltere'nin, İspanya'nın falan durumu nedir o kadar biliyoruz. Şimdi bir bakalım kasabın bile şampiyon yapabileceği İspanya'ya.
Aslında çok da zor değil bir iddia ortaya atmadan önce açıp doğruluğunu kontrol etmek.
http://en.wikipedia.org/wiki/Spanish_national_football_team#Competitive_record
Son 15 seneye bakalım
Dünya Kupaları
1994 Çeyrek Final
1998 1. Tur
2002 Çeyrek Final
2006 Son 16
Avrupa Şampiyonaları
1996 Çeyrek Final
2000 Çeyrek Final
2004 1. Tur
2008 Şampiyon
Yahu hani bu takımı manav bile Avrupa Şampiyonu yapıyordu? '84 Avrupa Şampiyonasından beri ilk kez çeyrek finalleri geçebilmişler, onda da şampiyon olmuşlar. 42 sene sonra ilk şampiyonlukları... Her defasında grupları silip süpürüp, daha sonra sonra yarı final göremeden turnuvadan elenmesiyle ünlenmiş İspanya'nın şampiyonluğunda teknik direktörün katkısı minimummuş ve adamları hocasız çıkarsan şampiyon olurlarmış. Bunları söyleyen insanların iki cümle sonra "abi bizim futbolcular maçları ciddiye almıyor, o da hocanın görevi artık, o motive edecek" adamları olması çok şaşırtıcı mı, değil. Aragones mükemmel iş çıkarıyor demiyoruz ama eleştirilecekse de bir mantığa oturtulsun bari. Sistemi eleştirilsin, oyuncu tercihleri, değişiklikleri tartışılsın. Artık şu "bu İspanya takımını bizim bakkal da böyle oynatır"ı bırakın, zaten komik de değil ki bu.
Devamı ...
24 Mart 2009
TV'nin Kaçık Soytarıları

Bursaspor maçından sonra Aragones bir basın toplantısı düzenliyor. Görüntülerden anlaşıldığı kadarıyla da konuşurken arada bir kaşınıyor. Buraya kadar inanılmaz, akıl almaz bir durumla karşılaştığını iddia edebilecek biri herhalde bu diyarlarda yoktur, zaten olmaması da gerekir, o tip adamları hayatımızın sirki olan televizyonda yorumcu yapıyorlar. Ahmet Çakar, bu görüntüleri “incelemeye” tabi tutmuş, Kanaltürk’teki programdaki iki ileri bir geri oynatıp soruyor: “Aragones neresini kaşıyor?”
Rezillik de nihayetinde bir sınır belirtmektedir. Biz rezillik tabirini kullanırken esasında normal ve düzgün bulduğumuz bir noktayı referans alır, yapılanı o noktayla karşılaştırır nihayetinde o karşıtlıktan da bir sonuç elde ederiz. Bir futbol programı için düzgünlük kriterini futbol analizi noktası üstünden kabul edelim. Buna göre programa katılanlar sahadaki olayları, taktikleri, pozisyonları, stratejileri tartışacaklar, buradan bize duymadığımız, bilmediğimiz kamuoyu olarak da bilmemiz gereken bir takım şeyleri göstereceklerdir. Şimdi alacağımız sabit nokta buysa, Aragones’in neresini kaşıdığı tartışmasını bundan yola çıkıp bir şeyle tanımlamamız gerekiyor, yemin ederim rezillik de bunu karşılamıyor. Rezillik futbol dışında bir takım olayları tartışmak olabilir, rezillik futbol ile gene kesken alaka ama bir yerden rabıtalı bir durumu masaya yatırmak olabilir ama bir maçın tamamını esgeçmek, o maçla ilgili teknik taktik hiçbir şey tartışmamak, basın toplantısında söylenenleri tamamen konu dışına bırakmak ve “nereyi kaşındığına” odaklanmak rezillikten de başka bir şey, ondan da daha alçak bir seviye.
Ahmet Çakar diyor ki
Kahvelerde kurnazlar yapar, veya çorabının içine sigara taşıyan yancılar vardır. Üzülüyorum bu adam Fenerbahçe teknik direktörü. Benim gördüğüm şu cinsel uzvunu veya civarındaki bölgeyi kaşımak, okşamak görünür o. Siz bacak diyorsunuz ben cinsel uzvu diyorum. Kusura bakmayın oraları kaşıyan okşayan teknik direktör görmedim kardeşim.Yahu Luis Aragones bu takımın başına geçtiğinden beri kendisine “dede” lakabı takılıp alenen alay edildi. Bu adam çattadıkapıspordan Fenerbahçe’ye gelmiş değil, İspanya Milli Takımı’nın Avrupa Kupasını kazanan teknik direktörü. Bu adam, kariyerinde Barcelona’yı çalıştırmış, Atletico Madrid’i çalıştırmış, Valencia’yı çalıştırmış. Bu adam teknik direktör olarak La Liga şampiyonu olmuş, İspanya kupasını 3 kere kaldırmış ve bizim kariyeri FIFA hakemi olmaktan mürekkep “futbol yorumcumuz” bir senedir süren “Aragones gönderilsin”den ibaret “analizine” Aragones’in cinsel uzvunu kaşıyıp kaşımadığı boyutunu ekliyor. Çünkü çapın bu. Çünkü biliyor ki, Aragones’in “teknik direktör” olmadığını iddia edemez. Mazallah o kaldırdığı kupa adamın gözleri önünde canlansa içinde patlar, la liga şampiyonluğu aklını alır, bunca başarı üstüne gidip Ahmet Çakar nasıl strateji tartışsın, hayatında yapmamış, yapamamış Aragones’e mi dil uzatacak?
O zaman işte soytarılık geliyor. Aragones Fenerbahçe teknik direktörü olmasa yanyana fotoğraf bile çektiremeyecek bu adam kalkmış, bir programda Aragones’in neresini kaşıdığını tartışıyor. Ben söyleyeyim, sizin içinizi kaşıyor kardeşim bu adam. İmzalı fotoğrafını alsanız çerçeveletip başucuna koyacağınız insanlarla bir vesile yanyana durabilmek, bir vesile onları “eleştiren” pozisyonunda olabilmek bahtını yaşadığınız için içinizi kaşıyor. Onun kalibresi, onun seviyesi o kadar yüksek ki, televizyonda görüntünüz yanyana geldiğinde bile artık uluslar arası bir değeriniz, bir ederiniz oluyor. Dünyanın neresine giderseniz gidin o görüntüyü gören biri sizi “Aragones’in yanındaki adam “diye anar ve bu da sizin hayattaki en büyük başarınız, tebrikler o kadraja sığdınız.
Del Basque’lar, Daum’lar, Zico’lar, Gerets’ler. Hakaret etmediğiniz adam bırakmadınız. Del Basque manav, Daum köylü, Zico stajyer oldu. Nasıl insanlarsınız ki size göre Real Madrid teknik direktöründen, dünyanın en büyük 10 futbolcusundan birine kadar kimse futboldan anlamıyor? Siz nasıl bir şeysiniz ki sizden başka futbol bilen yok, sizden başka futboldan anlayan yok ve herkese hakaret etme, alay etme hakkına da sahipsiniz. O kadar biliyorsunuz ki, futbol tartışma zahmetine bile girmiyorsunuz? Analiz yok, değerlendirme yok, bütün bir program süresi boyunca sadece hakaret, yalnızca alay, kavga nümayiş. Siz nasıl insanlarsınız ki, alenen bir futbol programında oturup bu görüntüleri yayınlıyor, geri ileri oynatıyor, hakemlerden federasyona, teknik direktörleredn futbolculara, başkanlardan masörlere kadar herkese saydırıyorsunuz? Yahu kendini kaybedip “Shaq adamsa Miami’yi şampiyon yapsın” diyen hallerinizi hiç düşünmeden, Aragones’i böyle eleştirmekten az biraz utanmıyor musunuz? Akıl baliğ olmanız bile kanuni bir karineden ibaretken, aksini kabul etmemiz için bu kadar çalışmanız normal mi yani?
Hanedanlık gibi. Şu rezaletler, şu kahvehanelerde yapılmayacak sohbetler yüzünden para kazanıyor, şu kendini bilmez, umursamaz, insanların manevi itibarlarına, yaptıklarına ve bütün olarak varlıklarına karşı saygısız lafları gayya kuyusunun dibinden çıkartıp sunduğunuz için gazetelerde, televizyonlarda çarşaf çarşaf resimleriniz çıkıyor. Mutlu musunuz yahu? “Ben bugün bunu tartıştım” , “Ben de bugün bunu söyledim” diye gururla evinizden çıkıyor, gazeteyi açıyor ve fotoğrafınız onun fotoğrafı yanında gözüktüğünde gülümsüyor musunuz? Onun yaptıklarının, onun futbola kattıklarının 500 de biri kadar bir değeri olmayan bu futbol kariyerinizi düşünükçe hiçbir eziklik hissetmiyor musunuz?
Nesiniz abicim siz, televizyon sirkinin kamuya açık delileri mi? Yeni şarlatanlar, kostümlü soytarılardan mı mürekkepsiniz? Arenadaki gerçek kahramanları aşağıladıkça, bir kahramanın olmadığını herkesin soytarı olduğunu gösteriyorsunuz belki ama, günün sonunda hep aynı sıfatla yatıyorsunuz yatağa, soytarı sizsiniz, gerçek ve hakiki soytarılardan ibaretsiniz.
Devamı ...
Daum - Zico - Aragones

Antu bir zamanlar şimdikinden çok daha güzeldi. Futbolu çok iyi bilen insanlar vardı, futbolu okuyup yazıyorlardı. Ortam kalabalıklaştı, kalite vasatlaştı, eski iyi yazarların çoğu gitti, kalanlar da arada bir yazıyor fakat yazıları o kadar patırtı gürültü içinde kayboluyor. Bu kalan üç beş yazarın yazdıklarını kaçırmamak için girip yazılarını arıyorum. Şu aşağıdaki yazıya da o şekilde denk geldim. Daum'un mirasının yenip yenmediği üzerine bir tartışma. Yazı Daum ve Zico'nun sistemlerinin farklı olduğu tespitine cevaben yazılmış. Yazarı DraganStojkovic, yazının linki de burada, ikinci mesaj. Bugünlerde teknik konularda yazmayı düşünüyordum, bu yazı takımın geldiği noktayı çok iyi analiz ediyor. Bu yazılar için başlangıç noktası olsun.
Sablon aynidir. (Zico ve Daum'un oyun şablonları)
Anlayis farklidir. (Zico ve Daum'un oyun anlayışları)
Daum Rinus Michels´in yaninda yetismis biri olarak "modern total futbol" anlayisini benimsemisti.
Modern total futboldan kastim‚ total futboldaki gibi toplu savunma‚ toplu hucum anlayisi‚ bunu gerceklestirmek icin bir futbolcunun mac icinde rotasyonlarda bulunarak gerektiginde 2-3 mevkiden birinde oynayabilmesi ve bunu gunumuz futbol sartlarina uygun bir saha ici dizilisle gerceklestirmekten bahsediyorum. (Daum´un zamaninda Koln´u calistiran Michels´in yaninda yetismis olmasi da tesaduf degildir zaten)
Simdi adam ortada boyle bir sistem kurmak icin ugrasti. Ote yandan bunun farkinda olmayan yonetim‚ sisteme aykiri‚ sadece sov amacli bir Anelka transferi yapti ki tarihimizin en buyuk kirilma noktalarindan biridir bu. Daum´un en buyuk yanlisi da biraz idari maslahatguzar olmasiydi. Bu transfere karsi resti cekemedi‚ cekemedigi gibi kadroda Anelka´ya yer acmaya calisti ve o siralar tamamen sekillenmis ve kati bir yapiya kavusmus olan 4-2-3-1 sablonu yumusak‚ asimetrik bir 4-2-2-2´ye donustu. 2005-06 sezonundaki calinan sampiyonlukta hirsizin suclari haricindeki en buyuk problem de buydu zaten.
Neyse...
Oyle ya da boyle o sezon sonunda bu adam gitti.
Cok cok buyuk bir hata yonetim adina...
Ama yonetim bazi seylerin azicik farkinda olsaydi‚ o zaman Daum´un yerine o duzeni benzer sekilde devam ettirebilecek birini getirebilirdi en azindan. Onlar gidip Zico´da karar kildi oysa ki Zico Japonya mill takimini yer yer 3-4-1-2‚ yer yer 4-3-1-2 oynatan‚ total futbol anlayisina da uzak duran birisiydi.
Zaten Zico ilk geldiginde garip bir 4-1-2-1-2 uygulamasina kalkismisti ve o sezon da tipki bu sezon gibi ikramci rakipler olmasa daha Kasim ayinda lige havlu atabilirdik.
Neyse ki Zico ogrenmeye acik bir yapiya sahipti ve oyun anlayisi acisindan olmasa da en azindan sablon acisindan Daum´dan kalan yapiya dondu. Ondan sonra da belimiz dogrultu.
Gecen sene de 100. yilda yaptiklarinin ustune koymustur Zico. Bunu isin icine hic Avrupa´yi katmadan soyluyorum. Avrupa´da cunu her seye ragmen 10 yilda gelebilecek bir basari elde ettik ve bunda on elemede Liverpool veya Milan yerine Anderlecht´le eslesmekten tutun‚ 2. turda Man Utd veya Barcelona yerine Sevilla ile eslesmeye varana kadar bir kura kismeti dahi etkili olmustur. (Yani bugun bircok kisi oynanan oyundan ziyade direkt "ceyrek final" payesine bakip gecen seneyi ovuyor‚ kuralar bahsettigim yonde gerceklesmis olsa belki de Avrupa acisindan cok fazla uzerinde durulmayan bir sezon gecirmis olacaktik ayni kisilerin gozunde)
Ancak yonetim Zico´nun ilk senesine gore daha fazla ileri gittigini de goremeyip bir yanlis daha yapti. Onu da gonderdi.
Simdi bir parantez daha acmak lazim. Daum´un Avrupa´daki en buyuk basarisizliklarindan biri oyun sablonu degil‚ anlayisiyla alakaliydi. O gune kadar aralarinda dogru durust top yapamamis oyunculara toplu savunma toplu hucum gibi oturtmasi cok zaman alacak bir anlayisi hemen uygulatmaya kalkti (sirf oyun ici rotasyonlarin kusursuz hale getirilmesi bile aylar hatta yillar alir bu anlayista) ve uygulamadaki aksakliklar da ters sonuclari beraberinde getirdi. Ozellikle hucumda yuklenmeye calisirken kaptirdigimiz toplarla saskin gibi yakalanip yedigimiz goller buna bir isarettir. Zico ise takimi daha sakin‚ daha kontrollu‚ her seyden once top kontrolunu elinde tutmaya calisan‚ top rakipteyken de tempoyu dusurup alan daraltmaya calisan bir yapida oynatti ki ligde cogu macta tikanmamizin ama Avrupa´da da bircok macta eskiye gore daha iyi sonuc almamizin nedenlerinin basinda bu geliyordu. Zico ile devam edilseydi adam belki yavas yavas o modern total futbol anlayisini da uygulamaya baslayacakti‚ zira Daum gibi aceleci bir yapisi yoktu Zico´nun ama akilli adamdi. Takim bazi seyleri uygulamaya basladiktan sonra bu girisimde de bulunabilirdi Zico ile...
Yonetim teknik acidan hicbir seyi goremedigi gibi bunu da goremedi.
Sonra 4 senedir Ispanya milli takimina‚ bizim 5 senedir uyguladigimiz sablonun disinda bir sablon uygulatan ama biraz da eldeki oyuncularin ustun meziyetlerinden oturu modern total futbol anlayisini o takimda gayet iyi uygulayan bir Aragones getirildi.
Bastan beri bu noktadaki yanlis suydu: Aragones´in kafasindaki bu farkliliklari takima uygulatacak kadar zamani olamayabilirdi cunku adam 70 yasindaydi. Ayrica Zico ile zaten belli bir noktaya gelinmisken silbastan yapmaya gerek yoktu ki bunun en iyi ornegi de Daum ile belli bir noktaya geldikten sonra Zico ile silbastan yaparak kaybettigimiz zamandi. Yine bu dogrultuda Aragones ile israrla devam edersek daha iyiye gidebilecegimiz sonucunu cikarabiliriz ama az once de dedigim gibi bir kere adamin yasi musait degil buna. Aragones´i acik acik onun kuracagi sistemi ilerletecek bir halefle birlikte getirselerdi ve bu konudaki planlari herkesle paylasip sabir isteselerdi belki su ankinden cok daha sakin olabilirdi bir kesim‚ en azindan benim gibilerin icinde bulundugu bir kesim.
DraganStojkovic, (23.03.2009 23:18) - Antu
Devamı ...
14 Mart 2009
Suçluların En Masumu

Takımın bu seneki performansından kimse mutlu değil. 24 maçlık periotta toplanan puan 44, ligin en çok gol atan takımlarından biri olmamıza rağmen (44), ilk 6 içerisinde en fazla gol yiyen ikinci takımız (birinci Galatasaray, 29 gol) Geçen sene 24. Haftada Fenerbahçe 51 puan toplamış, 48 gol atmış. Aynı performans bu sene gösterilseydi bugün 5 puan farkla liderdik. 2006- 2007 sezonunda 24. Haftada toplanan puansa 53, atılan gol 55, yani iki senede takımın performansı 9 puan geriye düşmüş, 11 gol daha az atılmış. Bu tabloya bakınca çıkarılacak sonuçlardan birinci sonuç şu: Luis, suçluların en masumu.
2 sene önce 24 haftada 53 puan toplayan takımın kadrosunda, Appiah, Aurelio ve Tuncay var. Bu üç ismin en büyük özelliği gösterdikleri mücadele. Üçü de dünyanın en teknik, en yetenekli futbolcuları değiller ama sahada gereken mücadeleyi son dakikaya kadar gösteriyorlar. Performansları genel olarak tutarlı. Yani Tuncay’ı takıma koyduğunuzda üç aşağı beş yukarı nasıl bir oyun sergileyeceğini kestirebiliyorsunuz, Aurelio aynı performansı istikrarlı bir şekilde 30 maç gösterebiliyor, 2008-2009 kadrosunda ise bu adamların yerine 22 lig maçının 14ünde oynayabilen Emre, ya çok kötü ya da ondan biraz daha iyi oynayan Uğur ve çok samimi olmasına karşın yetersiz bir Selçuk var (ki bu konuda çok istikrarlı). Orta saha blokunun yaşadığı bu kapasite erozyonunun sorumlusu Luis Aragones değil, adamın eline Mercedes diye doğan görünümlü şahin verilince, sürüş performansı da ona denk oluyor.
Kadronun erozyona uğradığı bir başka yön ise teknik kapasite. Bugün kadroda Alex ve Semih dışında adam eksiltebilecek oyuncu yok. Kazım ise, her ne kadar teknik yeteneklere sahip olsa da, hip hop yıldızı olduğu için değerlendirmeye tabi değil. Halbuki, 2006 kadrosunda Aurelio, Appiah, Tuncay ve Alex gibi dört kişi pozisyon üretip oyuna pozitif yönde katkı sağlıyordu. Kocaeli maçında gözlenen kısırlığın sebebi böylece açık olarak gözüküyor, elinizde kısır kapasiteli futbolcular varsa ikinci sınıf bir kısır yemekten başka da bir şey bekleyemezsiniz.
Bütün bunlar yetmezmiş gibi iki sezondur “laubalilik”, “rehavet” de takımı esir almış durumda. Bu tipte bir metafizik sıfatı ölçme değerlendirmeye tutmak zor ama takımın kazandığı ve kaybettiği maçların karşılaştırılmasından bu sıfat ile tasvire müsait bir olgu ortaya çıkıyor. Kaybedilen maçlar, Antep, Hacettepe, Kayseri, İstanbul Büyükşehir Belediye ve Gençlerbirliği. Sivas’ı 4-2 yenen, Kayseri gibi bir takımı evinde 2-0 yenen, Galatasaray’a 4 atan bir takım gidip bu takımlara yeniliyor, Eskişehir ile berabere kalıyor, Kocaelispor’dan 1 puanı zor çıkartıyorsa kimse bunun sebebinin hoca olduğunu söyleyemez. Luis Aragones, koşmayın, bol bol pas hatası yapın ve orta sahada rakip evinize gelmiş misafirmiş gibi, kız istemeye gelmiş aileymiş gibi ağırlayın mı diyecek? Çocuklar bu maç sizden beklediğimiz pres ve mücadele değil, refakat ve empati diye şablon mu verecek? Futbolcular mücadeleyi göstermiyorsa ve Lugano tek başına Thermopylae demostrasyonu yaparken, mücadele göstermeyen her futbolcu yerine mücadele göstermeyecek en az iki futbolcu varsa, 22 kişilik kadro yerine Alman Milli Takımı’nı sahaya süremeyecek olan Luis (el öpenleri çok olsun) ne yapsın? Bu takım gereken inancı gösterdiğinde herkesi yenebileceğini gösterdi, eğer yenemiyorsa, bunun sorumlusu yine ve bizzat gene oyuncular olmalı.
Ama tam da bu noktada büyük ve kocaman bir amma velakin var, oyuncular da Fenerbahçe’ye başvuruda bulunmuş, zorla tesisleri basmış, soyunma odasından formaları çalarak sahaya çıkmış örgütlü bir teşekkül değil. Bu futbolcular, paraları verilerek, bonservisleri ödenerek yani seçilerek bu takıma katıldılar. Bu futbolcuları seçen akıl, Aurelio ve Tuncay’ı gönderirken, bu futbolcuları takımda tutmayı, maaş vermeyi, bordroya bağlamayı, SSK primlerini ödemeyi de kabul etti. Dolayısıyla oyunculardan önce ve onlardan daha büyük sorumlu bu oyuncuları seçen, alan ve takımda tutan irade, namıyla yönetim.
O halde, şu suçlular skalasında bir numaralı suçlu da yönetim. Bu oyuncuları alan, bu kadroyu oluşturan, peygamber gelse “transferi onun dışında geliştiren” yönetim. Daum’u, Zico’yu gönderen, soyunma odalarına Azizsilin basan, bizzatihi gene ve hep bu yönetim. Takım bu haldeyse, suçlu ve sorumlu önce yönetim.
Sonra sahada güne gelmiş, fazla börek yemekten şişmiş ve halsiz kalmış, doymuş oyuncuların bizzatihi kendisi. Lugano’nun ağzı burnu kan içindeyken sahaya Rommel’in Kuzey Afrika ordusu gibi girişine bakıp “lan az kıçımı kaldırayım” demeyen futbolcuların yekünü ve topu, yeteneksizlikleri yüzünden değil, isteksizlikleri yüzünden suçlu ve sorumlu.
Bu yönetim ve bu kadroyla çalışan bir teknik direktör ise elbette üçüncül sorumlu. Diyebiliriz ki, baba gelmeyeydin, paraları almayaydın, İspanya Milli Takımı başında kalaydın, amma velakin Aragones’e soktuğumuz bu laf bizzatihi bizim sorunumuzu çözer mi? Aragones gelmese gelecek olanlardan hangisi ve hangi biri bu yönetim ve oyuncu kadrosu ile daha iyi bir performans gösterebilme sihirli değneğine, metafizik güçlere sahip ki? Bizim asli sorunumuz olan takımın performansı, yanisi sahada maçı kazanabilecek, kazanma ruhu ve yeteneği olan bir takım ortada yokken, yönetim ise böyle bir olasılığı da tamamen yok ederken, elinde mucizeleri ile peygamberliğini ilan etmek yerine Fenerbahçe teknik direktörü olmak isteyecek bir fani gözüküyor mu bu alemde? Nitekim buna en yakın şahıs, apar topar kovulmuş, anahtarlarını almaya bile yanına kimse gitmemiş, bir de arkasından olmadık hakaretler edilmiş iken, bir başka Zico daha bulmak futbol arenasında mümkün mü?
Öyle ise şu fenerbahçeli arkadaşlardan dostlardan rica ediyorum, terelelli işlerle uğraşmayalım, Aragones’in yaşına başına hürmetten değil, somut durumun somut şartlarından, bizzatihi bu sonuçları mümkün ve var eden olgulardan bahis açıp bu olgular üstüne kafa yoralım. Avrupa’nın en çok gelire sahip 19. Kulübünün elinde Selçuk, Deniz, Josico, Uğur Boral ve Kazım’dan mürekkep bir kadro varsa ve kadronun kalanının da karakteri bu kadar heyecansız ve isteksiz ise, doğru olanı dosdoğru söyleyelim, bütün suçlular içerisinde en az suçlu Luis Aragones, taksiratını taraftar affetsin.
Devamı ...
9 Mart 2009
İyi, Kötü, Çirkin, Usta, Hoca, Zırva

Bizim futbol kültürümüz de her şey gibi doğu batı sentezi olduğu, arada kaldığı için her türlü garip alışkanlığımız futbol maçlarında da ortaya çıkıyor. Bugün yeni ve güzel bir stat açılıyor, Fenerbahçe güzel oynuyor, istediğini yapıyor ve kazanıyor, Alex yine şov yapıyor fakat başka şeyler konuşuluyor, hatta insanlar başka şeyler konuşmak zorunda kalıyor.
Emre-Volkan

Emre "racon kesmem, kafa keserim" hareketi yapıyor. Bu iğrenç deyim Kurtlar Vadisi jargonundan sanırım, bir ara çok ünlü olmuştu. Gerçi bu hareket tribünlerin vazgeçilmezi, gönüllerin sultanı bir harekettir. Tribünde herkes eli titremez cellat kesilir. Sahada bu şekilde açık açık yapanı da ilk kez gördüm. Tribün-futbolcu bütünleşmesinin güzel bir örneği.
İşin garip yanı Aragones bunları gördü, Emre sadece kafa koparma değil ünlü "sen görürsün koçum" anlamındaki parmak sallama hareketini de yaptı. Kırmızı göreceği belliydi, Aragones çıkardı, Aragones'e tavır yaptı.
Antrenmanda şut çeken tercümana kızdığını söyleyen başkanımız bu sene her maçta oyundan çıkarken bir aksesuarını sahaya fırlatan Uğur'a, formaya havlu muamelesi yapan Deivid ve Kazım'a neden ceza verilmediğini de biliyordur sanırım. Şimdi her oyundan çıkan oyuncu yedek kulübesine gidip arkadaşlarına çemkirmekte, Aragones'e tavır yapmakta, malzemelerini sahanın ortasına fırlatıp çıkmakta haklı. Sonuçta ortada bir ceza yok, olan yine Aragones'e olacak, tüm suç ona yüklenecek. Emre zaten her maç kasten kırmızı kart görmelik hareketler yapıp bunun için uyarı bile almıyor, öyle olunca iğrenç bir hareketi herkesin ortasında da yapar, manevi evlat olarak hocasına posta da koyar. Kızmaya hakkımız yok. Bakın hemen ona sahip çıkmamız gerektiğini söyleyenler, Emre'ye tepki verenlere kızanlar çıkmış bile ortaya. Siz neye, neden kızıyorsunuz ki? Şampiyon olamazsak Aragones kovulur, "zaten Aragones kötü hocaydı, yeni hocamızla arkadaşlığımız pekişti" açıklamaları yapar yırtarlar. Seneye yine kafa koparmaya, canları isteyince kart görmeye çalışırlar.
Volkan efendinin hareketlerini savunanlar önünde saygıyla eğiliyorum. Gerçekten evladınız gibi savunuyorsunuz, öyle bir genişlik var. Savunmaların yoğunlaştığı noktanın Eren'in kırmızı kart görmesi gerektiği olması daha komik. Eren daha yerdeyken kasten tekme atıyor Volkan. Hakem zaten faul vermiş, Eren'e kart göstermeyeceğini nereden biliyor? Yani Eren'e kırmızı gösterse de Volkan o tekmeyi çoktan atmıştı, oyundan atılacaktı. Bunları bilmiyordu, öcünü almak için sinirle tekme attı deniliyorsa daha kötü. O durumda faul verildiğini görmemiş ve buna rağmen tekme atmış demek ki ve bu da beleş bir penaltı demek oluyor Kayserispor için. Bu kadar da mı düşünemiyorsunuz?
Volkan'ın maç sonrası açıklaması daha büyük skandal. Can havliyle vurdum diyor. Yahu o zaman sertlikten gösterilen her karta tepki verip kart görmek gerekiyor. Kırmızı kart bu hareketleri cezalandırmak için var. Eğer rakibin sert giriyor ve kart görmüyorsa hakemi suçlarsın, itiraz edersin, maçtan sonra isyan edersin ama daha hakemin kart gösterip göstermeyeceğini bile bilmiyorsun ve sana atılan tekmeye cevap veriyorsun. Yani o pozisyonda her türlü kırmızı görmek istedim, bu benim seçimimdi ve pişman değilim diye pişkin pişkin kameraya bakıp cevap veriyorsun. En azından yalandan bir özür dile, hakim olamadım kendime de.
Bugün futbolcular Aragones'e tavır alıyor, ben kasten kart gördüm pişman değilim açıklaması yapıyorsa kabahat onları her koşulda, ne yaparlarsa yapsınlar savunuruz diyen, fanatik bile değil, bağnazlaşmış taraftarlarındır. Bu oyuncular Fenerbahçe'ye zarar veriyor, bunu idrak etmek çok mu zor?
Alex

Muhteşem top kontrolü, müthiş bir hamleyle topu rakipten çekme, bir vücut hareketiyle vücudu koruma ve normalde kullanmadığı ayakla boş köşeye sert bir vuruş. Alex mükemmel oynamaya başladı, Semih'in ilk 11 oynamaya başlaması ile ilgisi var mı acaba? Alex sezon sonuna kadar böyle giderse daha çok maç kazandırır. Ustaya saygı... Alex usta ile birlikte genç usta Gökhan'a da saygı. Hırs dediğin böyle olur, kafa keserek, tekme atıp kırmızı görerek değil.
Bünyamin Gezer
Hakemler rezalet. Bünyamin Gezer de onlardan bir tanesi. İlk yarıda çok komik bir pozisyon vardı. Uğur kontraya çıkarken tekme yiyor, en az sarı kartlık bir hareket, faul bile vermiyor, tam o pozisyonun tekrarı gösterilirken Deniz'e sarı kart çıkıyor. Bir bakıyoruz Deniz'in hareketi faul bile değil. Deniz'in yanına gidip 1-2-3 yapıyor. Tamam üç de pozisyon faul bile değil, haydi faul olduğunu düşündün, sert bir hareket değil. 3 faul 1 kart kuralı mı çıktı? Böyle saçma sapan bir kartın ardından 1-2-3 yapınca kendini aklamış mı oluyorsun? 3 korner 1 penaltı da yapsaydınız Kayseri 3 tane penaltı atardı bari.
Mehmet Topuz
Bu adam ruh hastası olabilir. İsmi sürekli Fenerbahçe ile anılıyor, Fenerbahçe'nin kendisini istediği söyleniyor fakat kendisi Fenerbahçe maçlarında sapıtıyor, ben gelmek istemiyorum demesi yeterli halbuki. Geçen haftalarda son dakikada yenilgiyi hazmedememiş ve rakibine kasıtlı tekme atmıştı, bugün de son dakikalarda Semih'e yaptı bir benzerini. 1-2-3 Bünyamin, Topuz için faul sayısını tutmamış olsa gerek 3 kere atılması gereken Topuz maçı bitirdi. O kadar istedik zamanında da almayalım bu arkadaşı Fener'e, uğraşa uğraşa sonunda tiksindirdi kendinden.
Aragones
Herkes kızıyor neden Emre yerine Guiza'yı aldın diye, ben de aynı şeyi yazmak yerine biraz övgüyle bahsedeyim. İkinci golü Carlos'un pasından itibaren değil de biraz öncesinden izlerseniz sene başından beri oturtmaya çalışıp oyuncuların beceremediği şeylerin yapıldığını görürsünüz. Sağ kanatta, Gökhan ya da Emre olabilir, bir oyuncumuza baskı var, fakat iki kişinin baskısına rağmen topu şişirmeyip vücuduyla tutuyor, pası ortaya açıyor, o noktadan sonra seri paslarla topu Carlos'a veriyoruz ve sonrasını biliyorsunuz. Lig başında ne o baskıya karşı top saklanır ne de o toplar seri şekilde ileriye taşınırdı. Aragones'in paslı sisteminin özünde bu vardı, son haftalarda Deniz ve Emre fena oynamıyor ve bunu yapabiliyoruz, orta saha istenileni yapınca takım da iyi şeyler yapıyor. Kayseri zaten gol atmakta zorlanan bir takım, ve bugün Volkan saçmalayana kadar kaleye de yaklaştırmadık. Bir düzelme olduğu kesin, fakat kredimizden o kadar çok yedik ki tüm rakiplerimizle deplasmanda oynuyoruz, işimiz çok zor.
Zırvalayanlar
Bu maçta sürekli ilklerden bahsedilmesiyle dalga geçen komik arkadaşlar var. Maç için tarihi gece, goller için tarihi gol yorumu yapanlar basındakiler. Böyle bir olayı abartıp bu şekilde sunmak istiyorlar. Fenerbahçe Kulübü işte rekorlarımız diye bunları yazmıyor, o sizin mizah yeteneğinizin ürünü. Fakat isteseniz de istemeseniz de bu maç tarihi bir maç, bir stadın açılışı, Kayserispor için bir festival. Kabul edemediğiniz nokta bu maç için Fenerbahçe'nin seçilmiş olması. Fenerbahçe'nin Anadolu için anlamını iyi biliyorsunuz, en ihtişamlı, en görkemli rakip o. Bu açılışın Fenerbahçe maçına yetiştirilmesinin sebebi de bu. Bunları görmezden gelip dalga geçerek yırtmaya çalışıyorsunuz, resmi siteleriniz takımınızı Türkiye ilan ediyor fakat bu iş resmi site duyurularıyla değil böyle oluyor. Siz komikliğe devam edin, sizin stadınızı da gelip açacağız.
Devamı ...
22 Ekim 2008
Sorun da Belli Çözüm de

Al Bundy'den sonra kendimize örnek aldığımız, ilham verici lider, son yılların en iyi dizisi The Office'ten Michael Scott. Geçtiğimiz hafta yine hayat tecrübesini bize kelimelere dökerek aktarmış ve şöyle demişti Michael Scott:
- How do you tell somebody that you care about deeply, 'I told you so?'
- Gently? With a rose?
- In a funny way?..
- ...or do you just let it go, because saying it would just make things worse?
- Probably the funny way.
Yani diyor ki, "çok değer verdiğiniz birisine 'ben demiştim'i nasıl söylersiniz? Kibarca, bir gül vererek? Ya da komik bir şekilde mi söylerseniz yoksa daha kötü olacağını bildiğiniz için vaz mı geçersiniz? Muhtemelen komik yolu seçerek...". Ben demiştim demek sadece işleri kötüleştirmiyor bir de özellikle bizim kültürümüzde küstah imajıyla sıkı bir korelasyonu var. Fakat bugüne kadar komik olan yolu seçen ben kelimelerin tükendiği bu noktada "ben demiştim" diyeceğim, çünkü 200 milyon dolar bütçeli bir kulübü yönetenler yanında ben hiç kimseyim, ya da hiç kimse olmam gerekiyor.
Ben Demiştim Bölüm 1
http://papazincayiri.blogspot.com/2008/08/karamsar-sezon-oncesi-analizi.html
Bu Partizan maçından sonraki yazılmış bir yazı. "İki tane ağır adamdan oluşan savunmanın göbeği bu kadar önde olunca rakibi orta sahada boğmanız gerekiyor, aksi halde dün yediğiniz ikinci golden her maçta yersiniz. Ağır defans önde kurulu olmasına rağmen rakibe orta sahada bu kadar rahat topla oynama ve istediği pasları yapma serbestliği verdiğimiz için sürekli defans arkasına adam sarkıtmaya çalıştılar." demiştim. Bırakın Arsenal'i Kayseri ve Kocaeli bile bize bu golleri atıyor. O maçın üzerinden tam 2 ay geçmiş, düzelen ne? Yok. 2 ay önce vasat bir futbol yorumcusu bile olmayan bir insan bir teşhis yapıyor, bu sorun yüzünden her maç 4 tane gol yiyoruz. Bu takım iyi yönetiliyor diyen kim çıksın şimdi bir adım öne. Ben demiştim de değil bu durum, o sıralar herkesin dilindeydi. Hadi bizim sesimiz duyulmuyor Rıdvan bir hafta önce eliyle 5 parmağını sallayarak 5 yeriz dedi, onun da mı sesi duyulmuyor? Göz göre göre 5 gol yiyoruz? Kim suçlu bana bir söyleyin? Rıdvan diyor ki Aragones. Evet Aragones suçlu, durun yazayım.
Aragones
Geçiyorum Alex, Guiza, Semih'i ilk 11 başlatmasını, zaten elinde yedek mi var nasıl başlatsın diyorlar. Alex'in uzun ve isabetli paslar dışında oyuna toplu, topsuz alanda katkısı sıfır, orta sahayı elini kolunu sallayarak geçen bir rakip, kanatları kullanamayan bir Fenerbahçe... Ama yine geçelim. İşte oyuna başladığımız taktik şu

Maçı İngiliz kanalında izledim. Adamlar Gökhan'ın durumunu bilmiyor tabii, defalarca "pili bitmiş" dediler. Gökhan sakattı ve oynamayacaktı, öyle biliyorduk. Demek sakatlığı devam ediyor ve oynayabilecek durumda olduğu düşünülerek oynatıldı, eyvallah. Yalnız sahaya öyle bir kadroyla çıktık ki, Gökhan tek başına 100 metrelik koridorda, ileri gidiyor geri dönemiyor. İlk defa izleyen adam biyonik adam olmuş ve bu görevi almış sanacak. Biyonikliği de kâr etmiyor, çünkü sakat sakat oynatıyorsunuz bir adamı ve tüm sağ kanadın hücum ve defans görevini ona yüklemişsiniz. Bu mu elinden bir şey gelmeyen hoca? Ee tamam petrol olmayan yerden petrol çıkaramazsın ama petrol yok diye de elektriksiz yaşayalım o zaman demezsin, petrol çıkarma o zaman, kur, rüzgar santrali kur, pervane tak, ne bileyim nehir var orada, git baraj yapmaya çalış ama yap bir şey işte. Takımın yetersizliğiyle açıklanacak bir basiretsizlik değil oynayacağı son anda belli olan bir adama 100 metrelik koridorun tüm yükünü vermek. Beş haftada birbirinin kopyası 10 tane gol yemek de öyle kolayca açıklanacak bir durum değil. Nasıl düzelecek bu? Çok çalışarak. 10 haftadır çok çalışıyoruz gol sayısı istikrarla artıyor.
Ben Demiştim Bölüm 2
http://papazincayiri.blogspot.com/2008/05/0708analiz.html
Hadi geçelim Partizan maçı sonrasını, o zaman herkes konuşuyordu, transfer sezonunun bitmesine de az kalmıştı diyelim. Yukarıdaki yazı 22 Mayıs'ta yazılmış, herkesin değil ama çoğunluğun "ciddiyetsizlik nedeniyle kaybettik" dediği günlerde. Antrenmanda şut çeken tercüman ciddiyetsizliğinden asık suratlı teknik adam ciddiyetine değişen tek şey çeyrek finalde elenen takımdan bir haftadır 5 yiyeceğini bilinen bir takıma dönüşüm. Eee hani ciddiyetsizlikten kaybediyorduk geçen sene? Yenilen gollerin fazlalığından, defansın yavaşlığından, kalecinin vasatlığından, orta alanda oyunun sıkışıp kalmasından, beklerin alternatifsizliğini arada bir televizyonda maç izleyen ve stadta maç izleme şansı bile olmayan bir blog yazarı bahsediyor ama 200 milyonluk bütçe yaratmakla övünenler bunu görmüyor öyle mi? 5 ay önce yazılan sorunlar yüzünden her maç 4-5 yiyoruz ve bu yönetim başarılıdır diyoruz ısrarla öyle mi? Gözleri daha sıkı kapatın, daha mutlu olacaksınız.
Takım
Aethewulfla konuşuyoruz Fenerbahçe hakkında. Bazen böyle konuşurken kötü futbolcu örneği vermem gerekirse Selçuk diyorum. Bundan utandım dün. Önümüzde Edu örneği var, Maldonado var... Uğur ve Selçuk bunların yanında gerçekten ilk 11'i hak eden adamlar. Maldonado artık her maç ıslıklanarak çıkıyor, o da alıştı, tınlamıyor muhtemelen, alternatifi de yok. Edu'nun durumu ise inanılmaz. Bazıları Edu-Lugano ikilisini Uche-Högh'le bir tutuyor. Edu'ya gösterilen bu hoşgörü ve sempatiyi gerçekten akıl almıyor. Yavaş bir adam, Lugano da yavaş ama devrilmeyen, geçilirse deviren bir adam. Edu ise yumuşak, top geçince adam da geçiyor. Böyle yumuşak diyince bileği yumuşak gibi algılanıyor, alakası yok. Topla oynama yeteneği sıfır, yanındaki adama pas verirken bile top kaptıracak diye korkuyoruz. Bugüne kadar çıktığı kornerlerde, serbest atışlarda bir tane topu bırakın gol olmayı kaleyi bile bulmadı, ısrarla nereye çıkıyor onu da merak ediyorum (evet bir tek sulu Galatasaray deplasmanı var, o gün kafayla gol attı). Carlos'un alınma nedenini de anlamamıştım, bugün alternatifsiz kadroda olmasını da anlamıyorum. Sözleşme uzatma dedikodularını bırakın anlamayı, böyle bir şey düşünen varsa o beynin bir günlüğüne bana nakledilmesini istiyorum, yaşama bir de o gözlerle bakmak isterim. İngiliz spikerler 90 dakika boyunca bildiğiniz dalga geçti. Yaş 70 iş bitmiş esprileri havada uçuştu. Her ofsaytı bozduğu pozisyonu tekrar izleyip üzerine geyik yaptılar. Carlos'un 90 dakika oynaması ve yerinin garanti olması gerçekten inanılmaz.
Yönetim
Dikkat ettiyseniz yazının üslubu sakin başladı, gittikçe hırçınlaştı, şimdi patlayacak.
- Aragones Alex, Guiza, Semih'i oynatmasın, Arsenal karşısında orta saha kurgumuz zayıflar, zaten rahat geçiyorlar, kalemiz Osmanlı toplarına direnen Bizans surlarına döner.
Savunma: Arkadaşım yedeklere bak, kimi oynatsın.
- Carlos bir senedir kötü. Hücuma katkı vermiyor, savunmada sürekli kademe hatası yapıyor, pozisyonunu ve adamını kaybediyor, en zayıf takımlara karşı bile sol kanadımız düşüyor.
Savunma: Arkadaşım yedeklere bak, sol bek yedeği sakat, kimse yok.
- Edu da Lugano da çok yavaş, süratli forvetleri tutamıyorlar, hızlı orta sahayı geçen rakipler araya toplar atarak çok tehlikeli oluyor. Lugano gücüyle bunu kapatıyor ama Edu'yla bilrlikte defans hattı çok zayıf.
Savunma: Arkadaşım yedeklere bak, Yasin ve Can Arat.
- Volkan uzun süredir maç kurtarmadı, bazen çok basit goller yiyor, zaten oyun kurmaya katkısı hep yok denecek kadar azdı.
Savunma: Arkadaşım yedeklere bak, paf kalecisi.
Bu bahsettiğimiz Volkan, Yasin, Can, Edu, Lugano, Carlos, Semih bu sene gelmiş adamlar değil. Hepsinin kapasitesi belli, oyun tarzı belli, nasıl oynayacağı belli. O zaman bu savunmalar aslında savunma değil suçlama, yani göz göre göre takım zayıf bırakılmış. Peki nasıl oluyor bu? Transfer dönemi boş geçirilmiş. Transferi kim yapmıştır? Seçenekler
1. Aragones: Diyor ki petrol bulmamı beklemeyin. Takım zayıf diyor yani. Fenerbahçe'nin hocası olmayı kabul ettiğine göre takıma gelmeden izlemiş olmalı. Bu oyuncuların hepsi televizyonda Berbatov gibi, Cannavaro gibi görünmediğine göre takımın o gelirken de zayıf olduğunu görmüş olmalı. Peki transferi o yaptıysa neyi şikayet ediyor?
2. Yönetim: Demek ki transferi Aragones değil yönetim yapmış. Al sana takım bu denmiş.
Takım Denizli faciasından beri düşüşte. Şampiyon olduk, çeyrek final oynadık ama Daum döneminde iyice oturan futbol ve kadro gittikçe eridi, bugün dibe vurdu. Sürekli güç kaybettik, Tuncay, Aurelio gitti, plansız son dakika transferleriyle yerleri doldurulmaya çalışılıyor. Denizli maçından sonra Aziz Yıldırım istifa etti, herkes antrenmana başladı bizim ne bir yönetimimiz ne bir hocamız vardı. O günden beri bir güç gösterisi var kulüpte. Ben istediğimi yaparım, kimse eleştiremez, kimse soru soramaz havası hakim. Defans oyuncusu alacağız, yurtdışından bir Türk forvetle anlaştık, bir de büyük bir yıldız alacağız sözleri veriliyor ama aralarında tutulan söz yok. Kimsenin neden demesine izin verilmiyor, sormaya cesaret edenler hainlikle suçlanıyor. Bu yönetim koca şubelerin adını kongreye sormadan değiştirme gücünü kendinde buluyor, ses yok, iki tane transfer yalanı nedir ki? Zayıf olduğu bilinen takım gittikçe zayıflamış ve dibe vurmuş durumda. Hocanın transferden yetkili olması gerektiği gibi temel bilinen doğruları bile unutmuşuz artık, tamam yönetim alsın da bari iyisini alsın diyoruz. Aurelio gidiyor yerine gelen oyuncu yıllık maç ortalaması 25 olan Emre. 25'i ben atmadım, açın bakın Emre'nin istatistiklerine, yıllık ortalaması bu. Aurelio müthiş teknik, futbol zekası yüksek, çok güçlü değildi. En büyük gücü istikrarı ve pes etmeden savaşmasıydı. Onu yerini dolduracağı iddia edilen adam senede ortalama 25 maç oynayan bir adam, en iyi oyununu oynasa da Aurelio'nun yerini doldurmasına imkan yok yani. Fenerbahçe bu sene 50 tane maç oynayacak... Ben bilirim zihniyetinin yarattığı verimsizliğin transfer başarısı işte bu. Yönetim başarısızdır, Aragones kabahatlidir ama yönetim en büyük kabahatlidir. Takımın zayıf olmasının ilk sebebi yönetim kadrosu, daha da önemlisi yönetim anlayışıdır. Ya bu yönetim anlayışı değişecek ya da yönetim, başka bir çözüm yok artık.
Ben Demiştim Bölüm 3
Bugüne kadar yazılan şeyleri yine takrarladık, neye yarar bilmem ama tekrarladık. Şimdi önümüzdeki maçlara bakalım bakalım.
http://papazincayiri.blogspot.com/2008/10/allahn-seven-korner-atmaya-gelsin.html
Kiev Porto'nun üzerinde bitirir, Porto kötü demiştim, Kiev deplasmanda yendi Porto'yu. Porto gerçekten kötü. Porto'yu kendi sahamızda yenip 3. olma şansımız var ve bu hiç düşük değil. Ciddiyim. Olabilecek en kötü şey Arsenal'in Porto maçına tamamen yedeklerle çıkıp yenilmesi olur ama o bile zor. Porto'yu yenmeye odaklanmamız lazım. Bir dahaki Arsenal maçı için beklenecek mucizeden daha gerçekçi bu, enerjimizi de boşa kullanmamış oluruz. Aragones'in o güne kadar takımın düzelmesi için en azından çabalaması lazım. Çabalamıyorsa bir an önce gönderilmesi lazım, bu durumda yönetimin yapacağı en olumlu şey iyi bir hoca bulup getirmek olurdu ama en azından Ocak ayını bekleyeceklerdir maalesef. Şu durumdayken Uefa'ya kalarak devre arasına girersek ve ligin ilk yarısını en fazla 6-7 puan geride kapatırsak yeniden hayata dönme şansımız var, hatta herkes umutlanır. Yönetim üç senedir yaptığı hatalardan dönüp takıma müdahale etmeli, en büyük sorumlu kendileri, bunu kabul etsinler ve düzeltmeye çalışsınlar, başımıza gelecek en iyi şey bu olurdu şu anda.
Sakatlıkların ve yetersiz kadronun arkasına sığınarak 10 maçta 3 galibiyete bahane bulunduğu Fenerbahçe tarihinde ne zaman görülmüş? Rezalet bir durumdayız ve sorumlular onu bunu parmağıyla göstereceğine sorumluluklarını kabul etsin, şu takıma müdahale etsinler. Bu takım daha ne kadar kötü durumda olabilir?
Devamı ...
20 Ağustos 2008
Oralardan İyi Vurur

Antrenmandan sonra Alex ile Burak serbest vuruş çalışmışlar, Aragones dayanamayıp müdahale etmiş. En sonunda da topun başına kendi geçmiş. Büyük enerji orası kesin. Hocaya baktıkça yaşama azmiyle ayakta duran bir insan görüyoruz. Sanki seneler onu aşağı çekiyor oysa iradesiyle ayakta duruyor. Star Wars kahramanı gibi, Obi Van Kenobi gibi yaşıyor adam. İşin “edebi” yakasını bitirdiysek iddia kısmına geçelim. Frikik yarışması yapsalar bence Zico Dedeyi öttürür. Civa miva, dede mede, top başında “Zico o nosso rei”
Devamı ...
14 Ağustos 2008
Karamsar Sezon Öncesi Analizi

Tribünler karışmış, taraftarı düzeltmek için gerekirse Bizans oyunu yaparız denilmiş ve maratondaki bütün bloklar zaptedilmiş olsa da Şampiyonlar Ligi için oynanan maçı unutmamak, her ne kadar yıllar sonra seribaşı olarak kuraya girilmesi şaşkınlıkla karışık coşkunluk yaratsa da rakibi küçümsememek gerekiyor, ikinci maç da zor geçecek. Bu tur çok kritik çünkü Avrupa'da devamlılık için, kazanılan özgüvenin kaybedilmemesi ve Şampiyonlar Ligine katılmayı alışkanlık haline getirip tecrübe kazanmamız gerekiyor. Kısacası son yılların büyük kazanımlarını iki maçta kaybetmemek için bu turu geçmemiz şart. Bir maçın üzerinden konuşacaksak bu nasıl sezon analizi olacak diyenler olacaktır, fakat geçen sezonla bu sezonun bağlantısını kurmak için daha kötü maç oynayamazdık. Başımıza gelecek felaketleri önceden haber verdi, erken uyarı sistemini çalıştırdı bu maç. Bakalım erken uyarıyı duyup şalteri mi indireceğiz yoksa kaçarak uzaklaşacak mıyız.
Daha önce okumayanlar için sırayla
Geçen sezonun değerlendirmesini
Yeni teknik kadronun getireceği muhtemel değişiklikleri ve
Bu sezon transfer politikamızın nasıl olması gerektiğini
yazmıştık. Partizan maçı ışığında geçen sezon ligdeki başarısızlığı ve bu sezon yapılan transferleri de düşünerek gelecek sezon hakkında neden umutlu olamadığımı anlatayım.
Geçen sezon tüm başarısızlığın lig maçlarının hafife alınmasına ve ciddiyetsizliğe bağlanmasına katılmadığımı söylemiştim. Partizan maçında da rakibi ciddiye almadığımız için çok kötü oynadık, hatta kötü oynayıp fena olmayan bir skorla döndük dersek daha sezon başlamadan kendimizi kandırmaya başlamış oluruz. Bu blogda son iki aydır her yazıda geçen ortak kelime "kanat" bu yazıda da sıkça kullanılacak. Üstelik kanat yokluğunun yarattığı zaafiyetlere bir de orta saha yokluğunun yarattığı zaafiyet eklenmiş durumda. Partizan maçında yaşanılan sıkıntıları bu eksiklerle açıklamaya çalışınca önümüze geçen seneden farksız bir tablo çıkmıyor ve bu bize ligde yine büyük sıkıntılar yaşayacağımızı söylüyor.
Partizan gibi bir takıma karşı baskılı oynamaya çalışıyoruz, bu çok normal, ligde oynayacağımız maçların büyük kısmı da böyle olacak. Fakat dünkü sistem bu oyun anlayışına uygun mu? Oyunda baskı kurmaya çalışan bir takımın savunmayı önde kurması gerekiyor. Dün biz de bunu yaptık. İki tane ağır adamdan oluşan savunmanın göbeği bu kadar önde olunca rakibi orta sahada boğmanız gerekiyor, aksi halde dün yediğiniz ikinci golden her maçta yersiniz. Ağır defans önde kurulu olmasına rağmen rakibe orta sahada bu kadar rahat topla oynama ve istediği pasları yapma serbestliği verdiğimiz için sürekli defans arkasına adam sarkıtmaya çalıştılar. Bu yüzden dünkü maçta memleketin d-smartlı evlerinden ve kıraathanelerden bolca "yahu bu Volkan yine ileri çıkıyor" haykırışları duyduk. Orta sahanın bu kadar zayıf olmasının nedenini açıklamak çok zor değil. İlk 11'de bazen iyi oynayan ama genelde basit hatalar yapan ve vasat oynayan Selçuk dışında orta saha yok. Maça iki forvet ve orta sahada Selçuk'un yanına Alex'i koyarak başlamışız ve orta sahamız rakip için top yapmaya, oyunun temposunu ayarlamaya, uzun veya kısa pas denemeye müsait bir bölge haline gelmiş.
Daha önce kanatlara transfer yapmazsak bütün sezon Kazım ve Uğur'un günlerinde olması için dua ederek geçiririz demiştim. MTK maçlarından sonra dünkü maç ne demek istediğimi uygulamalı olarak anlatmış oldu. İki oyuncu da defansif olarak beklere yeterince destek vermediği gibi çok fazla top kaybederek orta sahada sıkışan takımı da rahatlatamadı. Defansımızda ayağa düzgün pas yapabilen tek oyuncu Carlos, ona bazen Gökhan katılıyor, Lugano ve Edu'dan çok şeyler beklemiyoruz bu konuda. Orta sahanın bütün yükünü verdiğimiz Selçuk'un da pas yapma yeteneği senelerdir biliniyor. Alex ayağında top saklayan, isabetli pas yapabilen bir oyuncu ama bunu forvet arkasında, hücuma yakın, defansı karıştırabileceği bölgelerde yapıyor. Onu alıp orta sahanın göbeğibe çekince bu özellikleri bir anda evrilip top kapan, en müsait oyuncuyu yakalayıp topu ona atan, top süren, adam eksilten bir oyuncu haline gelmiyor. O da top sürüp adam eksiltiyor ama bunları kalabalık orta sahada fiziksel mücadeleyle değil açık alanda defansları panik anında yakalayıp öldürücü paslar vererek veya müthiş şutlar çıkararak yapıyor. Alex orta saha oyuncusu olamaz, biraz daha geriye çekilse de olamaz, bu şekilde hem onun hücuma olan katkısını baltalıyoruz hem de orta sahamızda koca bir delik oluşuyor. Hücum ederken orta sahanın ortasında sıkışınca da ileriye topu taşımak için oyunu yaymanız, kanatları beklerin de desteğiyle kullanmanız gerekiyor fakat bizde o kapasitede kanat oyuncusu da yok.
Sürekli ileriye top şişirilmesine dikkat çekenler olmuş ve acaba Guiza geldiği için mi böyle diye soruyorlar. Bunun sebebi de Guiza değil, yine orta sahada kurulamayan oyun ve işlemeyen kanatlar. Göbekteki defans oyuncularımızın ve tek orta saha Selçuk'un oyun kurma becerilerinin üst düzey olmadığını, Alex'in de bu görevi yapacak meziyetleri olmadığını, ortada sıkışınca kanatları kullanarak oyun kurulacağını ama bizim istikrarsız kanat oyuncularımızın bunu yapamadığını söyledik. Bunun sonucunda top kaybetmek istemeyen oyuncular tabii ki topu uzaklaştırıyor ve ileride bir oyuncuya taşımak istiyorlar. Ömer Üründül'ün meşhur bloklarından ortada olanı bizde çok zayıf olduğu için oradan aşırıyoruz topu ve uzun topların isabetli olması için dua ediyoruz. Yani dün gördüğümüz sıkıntıların birçoğunu gerçek anlamda bir orta saha oyuncusu ve iyi kanatlarla çözebiliriz.
Kaleci sıkıntısından bahsedecektim fakat bu bence ciddi sorun olmasına rağmen o kadar bariz sorunlar var ki ona sıra bile gelmeyecek. Orta sahaya Emre'nin yanına Aurelio'nun yerini dolduracak bir oyuncu almamız gerekiyor ve en azından kanatların birisine iyi ve en azından iki maçın birisinde vasatın üstünde oynayacak bir oyuncu gerekiyor. Aslında iki kanat için de transfer gerekiyor fakat yabancı sınırı elimizi kolumuzu bağlıyor. Guiza ve ona verilen para yeni bir Kezman sendromu yaratacak gibi. Lig veya Avrupa olması farketmez, yukarıda saydığım nedenlerden dolayı Alex + 2 forvet oynamak bizi büyük sıkıntıya sokacak. Yine Semih yedek kalır mı, 15 milyon euroluk adam yedek kalır mı sorularıyla boğuşacağız, sanırım Alex'i kesmeyi düşünmez Aragones, yoksa düşünür mü? Emre hazır olduktan sonra elbette orta saha daha güçlü olacak fakat kanatlarımız şu anda Allah'a emanet. Uğur da Kazım da bir maç harikalar yaratıp bir ay hiçbir şey yapmama potansiyeline sahip. Defanstaki üç yabancının ve Alex'in kesinlikle oynayacağını düşünürsek Guiza yedek kalır ve bir kanat oyuncusu, bir orta saha oyuncusu alabiliriz. Bir de sürpriz yapıp M. Topuz veya Caner gibi bir oyuncuyla kanadın birine Türk oyuncu takviyesi yaparsak orta saha sıkıntımız kalmaz. Şu anda görünen ise bu kadroya kesinlikle transfer gerektiği ve geçen sene boyunca tek çözüm gibi sunulan 2 forvetli sistemin başımıza büyük dertler açacağı.
Devamı ...
10 Temmuz 2008
Don Aragones

8 Temmuz’da Alex’i fırçaladı, 9’unda Carlos’u. Roberto durumu idrak ettiğinden olacak hemen pikesini yaptı: “Luis Aragones oyuncular için bir rüyadır”. Aurelio gitmek istediğinde “Bırakın gitsin” diyerek resti çekti, yönetime 5 kişilik bir transfer listesi uzattı. Ortasahaya takviye istedi, yetmedi dün de kaleye oyuncu alın dedi. Bu gidişle maçlardan sonra Aziz Yıldırım’ın soyunma odasına girip girmediği tartışması da nihayet bulacak, Don Aragones başkanın da katına çıkıp gereken fırçayı basacak. Zira tatlı aile filmlerindeki sevimli dedelerinden değil bu, Corleone’lerden mübarek.
Bu iddia birkaç saatlik bir araştırmada kendini daha da iyi gösteriyor. Atletico Madrid’i yönetirken yaptırdığı çalışmada takımları çekmiş futbolcuların yanında koşuyor, hafif savsaklayan herkese fırçayı basıyor. Futbolcuların ısınma hareketlerinin tamamını yaparak yönetiyor. İspanyol spiker Aragones eğildiğinde kahkahayı basıyor ama futbolcuların surat ifadesinde tebessüm dahi yok, Ahmet Necdet Sezer ciddiyetiyle görev başındalar. (bkz: http://www.dalealplay.com/informaciondecontenido.php?con=86609 )
İkinci görüntü ise aşağıda, Türkiye’de akıllı bir futbol yorumcusu varsa Aragones’e bulaşmaz. Gerçi ben İspanyolca bilmediğim için tartışmada neler denildiğini anlamadım, ses tonundan, yüz ifadelerinden ve mimiklerden çıkardığım ise Aragones kalayı basıyor, Alfonso’yu yerin dibine sokup çıkartıyor.
Yaşının huysuzluğu mu, senelerin birikimi mi, doğal tabiatı mı bilemem, futbolcuların bu sene çok çalışmak zorunda olduğu belli. Maçlardan önce de The Godfather Theme çalar artık iyice havaya gireriz.
Devamı ...
5 Temmuz 2008
Aragones, Alex ve Kanatlar

Zico'nun gidişinden sonra Alex ile yeni teknik direktör arasında bir problem olabileceği spekülasyonları ortalığa yayılmıştı. Alex hiç de beklenen gibi davranmadı. Önce Aragones'in yaşıyla ilgili spekülasyonlara "akıl yaşta değil baştadır" kıvamında bir cevap verip topu Luis'nin önüne kesti, daha sonra da, Galatasaray yönetiminin anlayamayacağı şaşırtıcı bir hareket yaparak, bir brezilyalı olmasına rağmen, kampa zamanında geldi. Şimdi de yukarıdaki fotoğraf, muhabbetleri bozulmasın.
Görünürde Fenerbahçe Burak Yılmaz, Emre ve Aragones transferlerini yaptı. Herhalde Guiza da gelecek. Böylece Kezman, Semih, Deivid, Kazım dan oluşan forvet hattına iki takviye daha yapılmış oldu. Kazım kanada çekilse dahi hala daha bir kanat oyuncumuz yok. Sol kanada birini almayı düşünüyorlar mı? Ondan da haber yok. Bir ara Aragones'in orta sahaya takviye istediği söylenmişti, yönetim de bu sebeple Mehmet Topuz transferi için girişimlerde bulunmuş. Medya bunu basitçe "Fenerbahçe Topuz için Düğmeye Bastı" diyerek açıkladı, biz de sevinme düğmemize bastık, öyle böyle değil Nielsen'den beri ilk kez takıma kanat alınıyor. Bir haber çıkmadı.
Aurelio Betis ile anlaşmış. Senna ise Fenerbahçe'ye gelmiyor. Orta saha böylece daha da güçsüzleşti. Sahaya yürüyerek şampiyon olmak için full forvet çıkılmayacaksa, herhalde birileri alınacaktır, umuyoruz, MTK maçına kaç gün kaldı ki?
Devamı ...
4 Temmuz 2008
Aragones'lendik

Aragones İstanbul havalimanına inmiş, yanında Mahmut Uslu. Bu Uslu'nun uluslararası düzeydeki ilk başarısı oldu diyebiliriz, bu fotoğraf karesi içerisinde durması bundan bir kaç sene önce hayal dahi edilemezdi. Herhalde bundan sonra kimse takımın başında futboldan anlamayan bir teknik direktör olduğunu iddia etmez. Ahmet Çakar ve Gürcan Bilgiç'i ise bundan ayrı tutuyorum, Shaq'ın basketbol bilmediği iddiasının dillendirilebildiği bir ekip fantastik varlığı ile galaksinin bu tarafında değişik bir atmosfer sağlıyor. Fenerbahçe'nin bir teknik direktörü var artık, hala kanat yok, forvette sıkıntı sürüyor, bakalım kutumuzda daha ne süprizler var.
Devamı ...
30 Haziran 2008
Aragones - Sistem - Transfer

Bugün (sizin hatrınıza dün diyelim) şahane bir final maçı izledik, en azından keyifli, heyecanlı, gol pozisyonlu, penaltılarla bitmeyen, güzel bir maç oldu. Fenerbahçe'nin hocalığı için Aragones ismi ortaya atıldığından beri İspanya'yı daha farklı bir gözle izliyorduk. İspanya'nın kadrosu turnuvanın en iyi kadrolarından bir tanesi, belki de en iyisi, Aragones'in de bu kadroyu en iyi şekilde kullandığına şahit olduk.
Maç başında taktiksel dizilişleri gösterirken 4-1-4-1 olarak gösterseler de biz o aslında öyle değil 4-4-1-1 olacak desek, yok arkadaşım o öyle değil diyemez kimse. Senna daha bir defansif orta saha gibi oynamış olsa da onu 4-1-4'ün 1'ine yazmak yerine Fabregas'ı 4-4-1'in 1'ine yazmak daha doğru olur sanırım. İlk 5 dakika dışında orta sahada isabetli pas yapan, Almanların turnuva boyunca rakiplerini dağıtmak için kullandıkları kanatlara pas akışını kesen ve Alman orta sahasını çok da yaratıcı olmadığı orta sahanın ortasında oynamaya zorlayan İspanya hak ederek kazandı bu maçı. Bu oyun düzeninde özellikle Almanların hücumda etkili sol kanadını tamamen etkisiz hale getiren sisteme bakınca orta sahada kanatların defansa katkısının bu oyun düzeninde ne kadar önemli olduğunu anlarız. Peki turnuva boyunca rakiplerini çok iyi analiz eden, hepsini zayıf noktasından yakalayarak vuran Aragones Fenerbahçe'ye nasıl bir oyun oynatacak?
Aragones yukarıda anlattığımız 4-4-1-1 oyun düzenini Fenerbahçe'ye de oynatmak istiyorsa Fabregas yerine Alex'in oynayacağını, Uğur ve Kazım'ın bir maç Almanya maçındaki gibi oynayıp 10 maç markaj yemiş Ballack gibi oynayacağını bilmesi gerekiyor. Yok ben ısrarla bunu oynarım diyorsa da iki tane kanat oyuncusu kapıp gelmesi gerek. Aurelio'nun durumu belirsiz olduğu için orta sahanın ne olacağını da bilmiyoruz. Aurelio giderse Emre-Maldonado ikilisi ile mi oynayacağız yoksa Maldonado yerine bir futbolcu mu alınacak? Aslında daha önce de bahsetmiştik, Alex'i oynatmak istiyorsanız iki forvetle oynayamazsınız, bunu nerden biliyorsun diye soranlara Daum zamanında Alex - Nobre - Anelka üçlüsü oynarken kaybedilen puanları (sadece bu sistemde puan kaybetmiştik o yıl) ve Zico'nun ilk zamanlarında oynattığı sistemin düştüğü durum ve Newcastle maçı sonrası tek forvetli sistemin alkışlanmasını hatırlatabiliriz. Şu yazıda geçen seneler yaşadığımız sıkıntıları anlatmıştım ve aethewulf bu yazıya yaptığı yorumla Fenerbahçe'nin dizilişini tartışmıştı. Aslında Fenerbahçe'nin 4-5-1 gibi görünen dizilişine bakında Aragones'in istediğini yapma şansına sahip olduğunu söyleyebiliriz, fakat yine tartışma gelir orta sahada ve kanatlarda iki yönlü oynayabilen oyuncularda tıkanır. Emre'yi iki yönlü bir oyun oynayacağı umuduyla aldık. Umarım Appiah'ı sağ kanat oynattığımız gibi onu da sol kanatta oynatıp kanadın hücum üretme potansiyelini kırıp orta sahayı 10 metrekarelik alanda pas dağıtmaya çalışan oyunculara teslim etmeyiz. Bu yüzden Aurelio'nun kalmaya ikna edilmesi çok önemli. Aragones'in Deivid'i sağ kanatta oynatır mı bilmiyorum, oynatırsa nerede oynatır ona da emin değilim fakat sol kanadı Uğur ve Wederson ile idare edeceksek bile sağ kanatta ciddi bir sıkıntımız var. Üstelik oynayacağımız sistem nedeniyle sağ ve sol kanatlardaki oyuncuların Schweinsteiger tarzında hızlı ataklarda ve takım hücumda çoğalırken hücum sezgilerini kullanan, ikinci bir forvet gibi defansın arasına sızması gereken oyuncular olması gerekiyor. Bu durumda tek forvette Semih oynasa bile hücumda herhangi bir sıkıntı yaşamayız. Kısacası
Gökhan-----Lugano-----Edu-----Carlos
(Sağ Kanat)--Aurelio--Emre--(Sol Kanat)
-----------------Alex-----------------
---------------(Forvet)---------------
ideal bir diziliş olabilir. Bu durumda transfer yapılması gereken üç bölgeden iki tanesi için yabancı hakkımızı kullanacaksak bir tanesi için Türk oyuncu transfer etmemiz ya da elimizdeki Türk oyuncuları kullanmamız gerekiyor. Yabancı forvet transferi yapılacağını da bildiğimize göre şu anda kalan tek yabancı hakkını sağ kanattan yana kullanmak gerekiyor. Kezman ve Maldonado alternatifleri olan oyuncular olarak gönderilebilirler, Deivid ise forvet arkasına bir alternatif olarak düşünülebilir. Geçen sene Carlos sakatlandıktan sonra yaşanılan sıkıntıları yaşamamak için kulübeye bir sol bek, bir de defans transferi şart. Sağlam ve istikrarlı bir Emre, çok iyi bir sağ kanat oyuncusu ve hareketli bir forvetle geçen seneden çok daha iyi bir performans gösterecektir takım.
Aragones'e gelince; evet yaşı nedeniyle sempatik bakılmadığı kesin ama zaten Fenerbahçe'de 4 sene üst üste çalışan hoca bilmediğimiz için bunun çok önemi yok sanırım. Feldkamp'ı bilinen sağlık sorunları varken ve yıllardır takım çalıştırmamışken takımın başına getirmekle daha dün Dünya'nın en değerli kupalarından birini alan bir teknik adamı yaşları açısından benzetmek manipulasyondan başka bir şey değil. Aragones Avrupa Şampiyonası'nda müthiş bir iş çıkardı. "Zaten İspanya süper takım, o takımı şampiyon yapmak kolay" diyenlerle "Fenerbahçe yürüyerek şampiyon olmalıydı, bu kadro süper kadro, disiplinsizlik var" diyenlerin ortak kümesinin boş küme olmadığını şaşırmayarak iddia edebilirim. Oyuncularla arası nasıldır bilmiyorum, bugün (dün) hiç öyle bir zorunlulukları olmamasına rağmen hocalarını omuzlarına alan İspanyol oyuncuları gördükten sonra çok da kötü olmadığını söyleyebiliriz. Gerçi antrenmandaki tavrı bana bile itici gelmişti ama sadece mimikleri bile itici olan Fatih Terim'in futbolcular tarafından ne kadar sevildiğini gördükten sonra bu da çok geçerli bir ölçü olmaz sanırım. Umudum şu ki Aragones istediği sistemi oynatacağı oyuncularla beraber gelsin, derin ve alternatifli bir kadro kurulsun. Eğer elindeki kadro ile Avrupa Şampiyonası'nda yaptığı analizleri yapar ve taktiğin ve sistemin gücünü bu kadar iyi kullanırsa uzun yıllar unutamayacağımız bir futbol izleriz.
Devamı ...
25 Haziran 2008
Fenerbahçe Teknik Direktörü: Luis Aragones

En sonunda açıkladılar. Bu biraz ölümü gösterip sıtmaya razı etmek oldu. Deyimin kendisi sakat, Aragones de kesinlikle “sıtma” değil ama Fatih Terim dedikoduları çıktığından beri yaşadığımız bu. Aragones ile anlaşıldığının açıklanması neredeyse bir rahatlama yarattı, halbuki 55 yaşında Avrupa’da başarıya aç, sistemini oturtmuş ve futbolcularla ilişkisi üst düzeyde bir teknik direktörü ‘ekibi’ için gönderip sonra 70 yaşında, her başarıyı yaşamış ve kendi ekibinden zerre fedekarlık yapmayacak aksi bir hocayı almak hiçbir transfer rasyosuna uymuyor. Korkudan, tartışabilecek zamanımız olmadı. Bundan sonra Aragones’in ne getirip ne götüreceği uzun uzun tartışılır, Guiza getireceklerinden ilki, ırkçı olup olmadığı tartışmaları ikincisi. Her ne kadar Eto’o, Finidi ve Engonga ırkçı değildir diyorsa da, bizim medya sallamaz, polemiğe başlar, manşeti şimdiden görebiliyorum: "Alex ile Aragones anlaşabilecek mi?" Devamı ...








