29 Mart 2011

Fenerbahçe'nin haybeye karnesi (1) - Kaleciler


- Volkan Abi kurtarma artık gözünü seveyim. Nüktedanların diline düşürecen beni...

Diyorum ki bizim başkana da, nüktedan başkana da, Mourinho muhibi öbür başkana ve hattâ bizim başkanın kankası devrik başkana da hiç bulaşmadan bir yazı yazayım. Bu yazının konusu Fenerbahçeli futbolcuların 2010-2011 sezonunda gösterdikleri performans olsun; şeklimiz serbest nesir, meşrebimiz ayarında bir fırlamalık, rehberimiz ise Müjdat Yetkiner olsun. Kalecilerle başlıyoruz...

Volkan Demirel:
Bu sezon henüz götüyle top durdurmamış olmasına rağmen, Fenerbahçe'deki en iyi sezonunu geçiriyor belki de. 26 lig maçının 24'ünde ve Avrupa maçlarının tamamında (böyle yazınca sanki bir sürü Avrupa maçı yapmışız gibi oluyor, bozmayın) oynamış. Birkaç yıl önce sorsanız, "Volkan olgunlaşır, durulur mu?" diye, mağrur bir dublaj Türkçesiyle, "Bu Hagi'nin tercümanının Türkçe öğrenmesinden bile daha zor dostum, anlıyor musun" diye cevap verirdim ama Volkan Demirel olgunlaşıyor, duruluyor, hatalarından arınıyor ve birkaç yıl sonrasının takım kaptanlığına şimdiden göz kırpıyor. Üstelik, bu sezon Sevilla'daki o geceyi hatırlatan arabesk hatalarını da tekrarlamadı. Volkan'ın ve diğer Türk futbolcuların performansındaki Aykut Hoca etkisini de gözardı etmemeli. ("Evlendi de ondan" diyecekler de vardır, ondan emin değilim. Ben neredeyse yedi yıldır evliyim, hâlâ olgunlaştığım, hatalarımı minimuma indirdiğim, herhangi bir yerde kaptanlığa göz kırptığım falan söylenemez.)

Fehmi Mert Günok: Bizim yedek kaleci film artisti gibi çocuk değil mi? Maşallahı var. Yıllar evvel minibüste kulak misafiri olmuş bir arkadaş. İki ihtiyar mahalle camisine atanan yeni imamdan söz ederken, bir tanesi, "Çok da yakışıklı maşallah. Yumurta gibi çocuk," diyesiymiş. Mert Günok'u fazla seyredemediğimiz için diyecek şey bulamıyor insan. Üçü lig, ikisi kupa beş maçta oynadı. İki gol yemesine rağmen deplasmandaki Trabzon maçı da dahil olmak üzere ben beğendim Fehmi Mert kardeşimi. "Fenerbahçe'nin geleceği emin ellerde," desem Lig TV'de vakit doldurmak için yayınlanan stüdyo programı hissiyatına bürünüp, despresyonun eşiğinden döneceksiniz; iyisi mi burada keseyim ben.

Serkan Kırıntılı: Fener'e geldi diye sevinmedim ama o kadar da kötü kaleci değil yahu bu çocuk. Talihsizliği sezon içindeki minör krizin doruğa eriştiği Buca maçında kalede olmasıydı. Deniz Barış'ın gidişinden sonra, şöyle sessiz sedasız bir günah keçisi bulamayan, "futbolcu-ıslıklayıcı, oyuncu-seçici, ben-bu-bilete-kaç-para-saydım-sen biliyon mu"cu taraftarın da yeni sevgilisi oldu. Bundan sonra işi zor Fener'de. Üçüncü kaleci olarak bir sezon daha geçirdikten sonra Manisaspor'un falan yolunu tutar.

Volkan Babacan: Kendisi hâlâ Fenerbahçe'nin futbolcusu. Nüktedan başkan kendisiyle ilgili yorumunu yaptı biliyorsunuz; Süleyman Hamid kardeşimiz sağolsun ertesi hafta da söz konusu yorumun sağlamasını.

Devamı ...

22 Eylül 2010

Kaprisli Diktatörden Geline Beşi Bir Yerde



Aziz Yıldırım'dan demokratik ya da insani bir hareket gelmesi konusunda zaten pek ümidim yok ama bu sefer padişahımız kantarın topuzunu fena kaçırmış. Bugün çeşitli gazetelerde Volkan Demirel'in düğün listesine bizzat müdahale edip "o gelirse ben gelmem " diye rest çektiğini öğreniyoruz.

Bunu diyen erkek tarafının huysuz yengesi ya da kız tarafının cadoloz görümcesi değil. Fenerbahçe Spor Kulübü'nün başkanı futbol takımının bir oyuncusunun düğün davetiyesine burnunu sokup, kimi davet edip etmeyeceğini de şahitlik yapmama santajıyla Volkan'a dikte ettirmiş. Evlenecek yaşa gelmiş ama düğün listesini kendi kararıyla alamayan kalecimiz de yeni padişahın uyarısıyla önceden davet ettiği eski padişahı konuk listesinden çıkarmış. Neresinden baksan elinde kalacak bir doğu tipi despotizm örneği.

Bu ülkedeki yönetici tipinin yaygın ama uç bir örneği Aziz Yıldırım. Oyuncuların her haltına karışarak kendi otoritesini gülendirdiğini zanneden bir despot. Bir ara Türk oyuncular kendileri değil menajerleri görüşmeye geliyor diye de delirmişti padişahımız. Yabancı oyuncuların menajerleriyle kanka olan, Juan Figer' i içimizden biri yapacak kadar içselleştiren başkan Türk oyuncuların transfer görüşmelerini menajerleriyle yapma söz konusu olunca kıyameti koparıyordu. Geçen yıl Semih'in opsiyon uzatma meselesinde oyuncuya meta muamelesi yapmadan çekinmeyen ,Ömer Aşık mevzusunda yine asabiyet krizlerine giren yüce başkan nedense yabancı oyunculara karşı çok daha müsamahakar.

Volkan örneğinde bir kez daha görüyoruz ki futbolcular da ne kadar bol sıfırlı sözleşme yaparlarsa yapsınlar iş, haklarını aramaya geldiğinde, temel haklarını savunma söz konusu olduğunda, asgari ücretle çalışan insanlardan bile daha çekimserler. Volkan çıkıp "bu benim düğünüm istediğim adamı çağırırım başkan sana ne" diyemiyor, bunu dese hayatının kayacağını düşünerek. Milyonlarca insanın örnek aldığı mahalle aralarında her çocuğun top oynarken ismini söylediği bu adamların bu kadar da zavallı duruma düşmelerine hakikaten üzülmemek elde değil. Kendi düğünü için inisiyatif alamayan bir adamın yan toplarda ya da oyun içinde inisiyatif kullanabileceğini düşünmek çok iyimser bir beklenti olmuyor mu?

Kendi hayatları, sözleşmeleri, kariyerleri, düğünleri hakkında bir sözü olmayan adamlardan bir futbol aklı, saha içi erdemleri de önemseyen bir fair play duruşu bekleyebilir miyiz?
Devamı ...

21 Eylül 2010

Penaltı Meselesi



mertozlu, t(i)rajik'te Fenerbahçe - Beşiktaş maçının değerlendirmesini şurada yapmış. Dikkatimi çeken iki nokta yenilen gollerde Volkan ve Lugano'nun kabahatlerine dikkat çekmesi. Volkan'ı penaltı pozisyonu olduğu saniyeden itibaren eleştiren çoktu fakat Lugano eleştirisiyle okumaya değer bir yazı olmuş. Ben bu eleştirilere pek katılamadığım için ve bunu görsellerle yorum kısmında anlatmam çok zor olacağından burada anlatmaya karar verdim.

Sık sık burada adını andığım Jonathan Wilson ayda bir "modern ofsayt kuralından sonra 70'lerin total futbolunu oynamak mümkün değil" der. Modern ofsayt kuralının eskisinden en temel farkı da pasif ofsayt kuralı. Bu kural sebebiyle defansı tam orta saha çizgisinde kurarak ve disiplinli bir ofsayt taktiğiyle bile oyun alanını sürekli daraltmanız mümkün olmuyor. Arkanızda 4 forvet kalmış olsa da önünüzden fırlayacak bir oyuncuya pas atılır ve o 4 forvet hareketsiz kalırsa ofsayt uygulanmıyor. Bu yüzden güvenlik için daha geride durmanız, hızlı defans oyuncularıyla ve hızla alan kapatan orta sahalarla oynamanız gerekiyor. Bu pozisyonda bahsedilen bu durumdan örnekler var.

Bobo'nun penaltısıyla sonuçlanan pozisyonda Guti'nin topu ayağından çıkarma anı aşağıda


Bilica marke ettiği Bobo'yu almış, Lugano Nobre'yi marke ediyor. Sarıyla gösterilen Lugano kendi markajındaki adamın ilerisinde, maviyle gösterilen Gökhan ve kırmızıyla gösterilen Andre Santos da Bobo'nun ofsaytını bozuyorlar. Zaten bu resimde durduklarına bakmayın, o pozisyon öncesinde Nobre de Bobo da önlerindeki okların yönünde hareketliler. Lugano'nun ters yöne koşan Nobre'yle birlikte Bobo'nun da çizgisini takip etmesini bekliyoruz yani. Bana göre neredeyse imkansız bir görev bu. Kendini bir adım öne atsa da dediğim gibi Gökhan ve Santos zaten bozuyorlar ofsaytı. Bu pozisyonda tek sorumlu bu kadar içeri gömülen takım. Gol öncesi Guti topu kalecisinden alıyor ve şu pozisyonda


Önündeki o boşluğun bir açıklaması var mı?


Topla ilerliyor ve şu pozisyonda. Fenerbahçe orta sahasının aldığı şekil ve o yayın Guti'ye uzaklığı (ve gittikçe uzaklaşması) anormal değil mi?


ve pas atıldığı anda bütün oyuncuların rakiplerden en az 2 metre uzakta kalması ve etkisiz bölgeleri savunmaları neden?

Şu pozisyonda Guti o kadar rahat ve opsiyonları o kadar fazla ki, o gollük pası atmasa başka bir pas atacak ve sonucunda başka türlü bir gol pozisyonu olacak. Cristian ve Ernst arasındaki açıklıktan yararlanıp onu ileriye itebilir, kanatlardaki boşluklardan birine yuvarlayabilir, hemen sağındaki bomboş oyuncuyla verkaç yapabilir. Şu son resimden takımın yerleşiminin ne kadar sağlıksız olduğu çok net görülebilir sanırım. Kayseri maçının ikinci yarısı da bundan farksızdı. Selçuk ve Cristian önde veya geride olduğumuzdan değil, doğuştan ayakları geriye kaçan oyuncular. Bu ikisini birlikte sahaya koyarsanız, bir de iyice yorulan Santos ve Mehmet'le sentezlerseniz yukarıdaki resim çıkar ortaya.

Volkan'a gelirsek İngilizlerin sıkça kullandığı deyimle anlatayım düşündüğümü; bu kadar fazla test edilen bir kalecinin bir noktada hata yapması doğal değil mi? Bence 20 metre boş top sürüp hâlâ önündeki en yakın rakiple arasında 3 metre mesafe bulunan Guti'nin o pası atabilmesi kadar doğal. Aynı korner taktiğini 30 saniye içinde iki kere tekrarlatan, rakibe bol bol ara pası atma, defans arkasına koşu şansı veren takımın kalecisi bir noktada dengesiz girecek, topu ıskalayacak ya da boşa çıkacak. Volkan'ın kafasının tamamen maçtan başka yerlerde olup tıngır mıngır kaleye giden topları izlediği maçları da biliyoruz ama bu maç onlardan değildi. Şu yukarıdaki şekilde takım savunmasına yerleşirseniz ve rakibe top verirseniz 100 pozisyonun sekseninde defansınız ofsaytı bozacak ya da kaleciniz bir dengesizlik yapacaktır. Çok klişe bir cümle olacak ama daha zarif nasıl ifade ederim bilmiyorum; bu pozisyon penaltı olmasa da kalan sürede tonla başka pozisyona gireceklerdi. Belki futbol tanrıları korurdu orasını bilemem ama saha kenarında oturanların işi o futbol tanrısının işini zorlaştırmak, ona gollük orta yapmak değil. Zaten şu şekilde sahaya yerleşen bir takım futbol tanrılarından bir şey talep etmesin, gücenirler.

Not: Bu kaleci meselesiyle paralel; Bilica'nın oynadığı futbolun hiç öyle aşağılanmaya değecek kadar kötü olduğunu düşünmüyorum. Karikatürleştirme kurbanı oldu. Unutmazsam yazarım onu da.
Devamı ...

9 Mart 2009

İyi, Kötü, Çirkin, Usta, Hoca, Zırva


alex semih

Bizim futbol kültürümüz de her şey gibi doğu batı sentezi olduğu, arada kaldığı için her türlü garip alışkanlığımız futbol maçlarında da ortaya çıkıyor. Bugün yeni ve güzel bir stat açılıyor, Fenerbahçe güzel oynuyor, istediğini yapıyor ve kazanıyor, Alex yine şov yapıyor fakat başka şeyler konuşuluyor, hatta insanlar başka şeyler konuşmak zorunda kalıyor.

Emre-Volkan

emre volkan

Emre "racon kesmem, kafa keserim" hareketi yapıyor. Bu iğrenç deyim Kurtlar Vadisi jargonundan sanırım, bir ara çok ünlü olmuştu. Gerçi bu hareket tribünlerin vazgeçilmezi, gönüllerin sultanı bir harekettir. Tribünde herkes eli titremez cellat kesilir. Sahada bu şekilde açık açık yapanı da ilk kez gördüm. Tribün-futbolcu bütünleşmesinin güzel bir örneği.

İşin garip yanı Aragones bunları gördü, Emre sadece kafa koparma değil ünlü "sen görürsün koçum" anlamındaki parmak sallama hareketini de yaptı. Kırmızı göreceği belliydi, Aragones çıkardı, Aragones'e tavır yaptı.

Antrenmanda şut çeken tercümana kızdığını söyleyen başkanımız bu sene her maçta oyundan çıkarken bir aksesuarını sahaya fırlatan Uğur'a, formaya havlu muamelesi yapan Deivid ve Kazım'a neden ceza verilmediğini de biliyordur sanırım. Şimdi her oyundan çıkan oyuncu yedek kulübesine gidip arkadaşlarına çemkirmekte, Aragones'e tavır yapmakta, malzemelerini sahanın ortasına fırlatıp çıkmakta haklı. Sonuçta ortada bir ceza yok, olan yine Aragones'e olacak, tüm suç ona yüklenecek. Emre zaten her maç kasten kırmızı kart görmelik hareketler yapıp bunun için uyarı bile almıyor, öyle olunca iğrenç bir hareketi herkesin ortasında da yapar, manevi evlat olarak hocasına posta da koyar. Kızmaya hakkımız yok. Bakın hemen ona sahip çıkmamız gerektiğini söyleyenler, Emre'ye tepki verenlere kızanlar çıkmış bile ortaya. Siz neye, neden kızıyorsunuz ki? Şampiyon olamazsak Aragones kovulur, "zaten Aragones kötü hocaydı, yeni hocamızla arkadaşlığımız pekişti" açıklamaları yapar yırtarlar. Seneye yine kafa koparmaya, canları isteyince kart görmeye çalışırlar.

Volkan efendinin hareketlerini savunanlar önünde saygıyla eğiliyorum. Gerçekten evladınız gibi savunuyorsunuz, öyle bir genişlik var. Savunmaların yoğunlaştığı noktanın Eren'in kırmızı kart görmesi gerektiği olması daha komik. Eren daha yerdeyken kasten tekme atıyor Volkan. Hakem zaten faul vermiş, Eren'e kart göstermeyeceğini nereden biliyor? Yani Eren'e kırmızı gösterse de Volkan o tekmeyi çoktan atmıştı, oyundan atılacaktı. Bunları bilmiyordu, öcünü almak için sinirle tekme attı deniliyorsa daha kötü. O durumda faul verildiğini görmemiş ve buna rağmen tekme atmış demek ki ve bu da beleş bir penaltı demek oluyor Kayserispor için. Bu kadar da mı düşünemiyorsunuz?

Volkan'ın maç sonrası açıklaması daha büyük skandal. Can havliyle vurdum diyor. Yahu o zaman sertlikten gösterilen her karta tepki verip kart görmek gerekiyor. Kırmızı kart bu hareketleri cezalandırmak için var. Eğer rakibin sert giriyor ve kart görmüyorsa hakemi suçlarsın, itiraz edersin, maçtan sonra isyan edersin ama daha hakemin kart gösterip göstermeyeceğini bile bilmiyorsun ve sana atılan tekmeye cevap veriyorsun. Yani o pozisyonda her türlü kırmızı görmek istedim, bu benim seçimimdi ve pişman değilim diye pişkin pişkin kameraya bakıp cevap veriyorsun. En azından yalandan bir özür dile, hakim olamadım kendime de.

Bugün futbolcular Aragones'e tavır alıyor, ben kasten kart gördüm pişman değilim açıklaması yapıyorsa kabahat onları her koşulda, ne yaparlarsa yapsınlar savunuruz diyen, fanatik bile değil, bağnazlaşmış taraftarlarındır. Bu oyuncular Fenerbahçe'ye zarar veriyor, bunu idrak etmek çok mu zor?

Alex

alex gol

Muhteşem top kontrolü, müthiş bir hamleyle topu rakipten çekme, bir vücut hareketiyle vücudu koruma ve normalde kullanmadığı ayakla boş köşeye sert bir vuruş. Alex mükemmel oynamaya başladı, Semih'in ilk 11 oynamaya başlaması ile ilgisi var mı acaba? Alex sezon sonuna kadar böyle giderse daha çok maç kazandırır. Ustaya saygı... Alex usta ile birlikte genç usta Gökhan'a da saygı. Hırs dediğin böyle olur, kafa keserek, tekme atıp kırmızı görerek değil.

Bünyamin Gezer

Hakemler rezalet. Bünyamin Gezer de onlardan bir tanesi. İlk yarıda çok komik bir pozisyon vardı. Uğur kontraya çıkarken tekme yiyor, en az sarı kartlık bir hareket, faul bile vermiyor, tam o pozisyonun tekrarı gösterilirken Deniz'e sarı kart çıkıyor. Bir bakıyoruz Deniz'in hareketi faul bile değil. Deniz'in yanına gidip 1-2-3 yapıyor. Tamam üç de pozisyon faul bile değil, haydi faul olduğunu düşündün, sert bir hareket değil. 3 faul 1 kart kuralı mı çıktı? Böyle saçma sapan bir kartın ardından 1-2-3 yapınca kendini aklamış mı oluyorsun? 3 korner 1 penaltı da yapsaydınız Kayseri 3 tane penaltı atardı bari.

Mehmet Topuz

Bu adam ruh hastası olabilir. İsmi sürekli Fenerbahçe ile anılıyor, Fenerbahçe'nin kendisini istediği söyleniyor fakat kendisi Fenerbahçe maçlarında sapıtıyor, ben gelmek istemiyorum demesi yeterli halbuki. Geçen haftalarda son dakikada yenilgiyi hazmedememiş ve rakibine kasıtlı tekme atmıştı, bugün de son dakikalarda Semih'e yaptı bir benzerini. 1-2-3 Bünyamin, Topuz için faul sayısını tutmamış olsa gerek 3 kere atılması gereken Topuz maçı bitirdi. O kadar istedik zamanında da almayalım bu arkadaşı Fener'e, uğraşa uğraşa sonunda tiksindirdi kendinden.

Aragones

Herkes kızıyor neden Emre yerine Guiza'yı aldın diye, ben de aynı şeyi yazmak yerine biraz övgüyle bahsedeyim. İkinci golü Carlos'un pasından itibaren değil de biraz öncesinden izlerseniz sene başından beri oturtmaya çalışıp oyuncuların beceremediği şeylerin yapıldığını görürsünüz. Sağ kanatta, Gökhan ya da Emre olabilir, bir oyuncumuza baskı var, fakat iki kişinin baskısına rağmen topu şişirmeyip vücuduyla tutuyor, pası ortaya açıyor, o noktadan sonra seri paslarla topu Carlos'a veriyoruz ve sonrasını biliyorsunuz. Lig başında ne o baskıya karşı top saklanır ne de o toplar seri şekilde ileriye taşınırdı. Aragones'in paslı sisteminin özünde bu vardı, son haftalarda Deniz ve Emre fena oynamıyor ve bunu yapabiliyoruz, orta saha istenileni yapınca takım da iyi şeyler yapıyor. Kayseri zaten gol atmakta zorlanan bir takım, ve bugün Volkan saçmalayana kadar kaleye de yaklaştırmadık. Bir düzelme olduğu kesin, fakat kredimizden o kadar çok yedik ki tüm rakiplerimizle deplasmanda oynuyoruz, işimiz çok zor.

Zırvalayanlar

Bu maçta sürekli ilklerden bahsedilmesiyle dalga geçen komik arkadaşlar var. Maç için tarihi gece, goller için tarihi gol yorumu yapanlar basındakiler. Böyle bir olayı abartıp bu şekilde sunmak istiyorlar. Fenerbahçe Kulübü işte rekorlarımız diye bunları yazmıyor, o sizin mizah yeteneğinizin ürünü. Fakat isteseniz de istemeseniz de bu maç tarihi bir maç, bir stadın açılışı, Kayserispor için bir festival. Kabul edemediğiniz nokta bu maç için Fenerbahçe'nin seçilmiş olması. Fenerbahçe'nin Anadolu için anlamını iyi biliyorsunuz, en ihtişamlı, en görkemli rakip o. Bu açılışın Fenerbahçe maçına yetiştirilmesinin sebebi de bu. Bunları görmezden gelip dalga geçerek yırtmaya çalışıyorsunuz, resmi siteleriniz takımınızı Türkiye ilan ediyor fakat bu iş resmi site duyurularıyla değil böyle oluyor. Siz komikliğe devam edin, sizin stadınızı da gelip açacağız.

Devamı ...