22 Eylül 2010
Kaprisli Diktatörden Geline Beşi Bir Yerde

Aziz Yıldırım'dan demokratik ya da insani bir hareket gelmesi konusunda zaten pek ümidim yok ama bu sefer padişahımız kantarın topuzunu fena kaçırmış. Bugün çeşitli gazetelerde Volkan Demirel'in düğün listesine bizzat müdahale edip "o gelirse ben gelmem " diye rest çektiğini öğreniyoruz.
Bunu diyen erkek tarafının huysuz yengesi ya da kız tarafının cadoloz görümcesi değil. Fenerbahçe Spor Kulübü'nün başkanı futbol takımının bir oyuncusunun düğün davetiyesine burnunu sokup, kimi davet edip etmeyeceğini de şahitlik yapmama santajıyla Volkan'a dikte ettirmiş. Evlenecek yaşa gelmiş ama düğün listesini kendi kararıyla alamayan kalecimiz de yeni padişahın uyarısıyla önceden davet ettiği eski padişahı konuk listesinden çıkarmış. Neresinden baksan elinde kalacak bir doğu tipi despotizm örneği.
Bu ülkedeki yönetici tipinin yaygın ama uç bir örneği Aziz Yıldırım. Oyuncuların her haltına karışarak kendi otoritesini gülendirdiğini zanneden bir despot. Bir ara Türk oyuncular kendileri değil menajerleri görüşmeye geliyor diye de delirmişti padişahımız. Yabancı oyuncuların menajerleriyle kanka olan, Juan Figer' i içimizden biri yapacak kadar içselleştiren başkan Türk oyuncuların transfer görüşmelerini menajerleriyle yapma söz konusu olunca kıyameti koparıyordu. Geçen yıl Semih'in opsiyon uzatma meselesinde oyuncuya meta muamelesi yapmadan çekinmeyen ,Ömer Aşık mevzusunda yine asabiyet krizlerine giren yüce başkan nedense yabancı oyunculara karşı çok daha müsamahakar.
Volkan örneğinde bir kez daha görüyoruz ki futbolcular da ne kadar bol sıfırlı sözleşme yaparlarsa yapsınlar iş, haklarını aramaya geldiğinde, temel haklarını savunma söz konusu olduğunda, asgari ücretle çalışan insanlardan bile daha çekimserler. Volkan çıkıp "bu benim düğünüm istediğim adamı çağırırım başkan sana ne" diyemiyor, bunu dese hayatının kayacağını düşünerek. Milyonlarca insanın örnek aldığı mahalle aralarında her çocuğun top oynarken ismini söylediği bu adamların bu kadar da zavallı duruma düşmelerine hakikaten üzülmemek elde değil. Kendi düğünü için inisiyatif alamayan bir adamın yan toplarda ya da oyun içinde inisiyatif kullanabileceğini düşünmek çok iyimser bir beklenti olmuyor mu?
Kendi hayatları, sözleşmeleri, kariyerleri, düğünleri hakkında bir sözü olmayan adamlardan bir futbol aklı, saha içi erdemleri de önemseyen bir fair play duruşu bekleyebilir miyiz?
Devamı ...
25 Haziran 2008
Aziz Reis

Aziz Yıldırım’ın kurumsallaşma kamuflajlı bir oyun bahçesine dönüştürdüğü takım nihayet yapılabilecek en saçma hamleyi yapıp Aragones’i takımın başına getirdi. İspanya dışında takım çalıştırmamış 70 yaşındaki bir adama hangi stratejiyle görev verilir, kendini Fenerbahçe’yle kanıtlayacak diye getirilen ve başarılı da olan Zico deneyiminden sonra niye ununu elemiş eleğini asmış bir antrenörle anlaşılır bunları bilemeyeceğiz. Zira her şeyi bilen başkanımızın hikmetinden sual olunmaz eylemlerine karşı boynumuz kıldan ince.
Aziz Yıldırım Fenerbahçe taraftarını kulübe katkı yapan özneye dönüştürme sürecinde ne kadar başarılıysa kendini dönüştürme konusunda o kadar başarısız. Ne medyayla ilişkilerinde ne diğer kulüplerle iletişiminde ne hoca tercihlerinde bir düzelme var on senedir. Herhalde dünyada bu kadar kurumsallaştırma lafı edip bu kadar kişiselleştiren başka bir başkan da yoktur. Aziz Yıldırım’ın nezaketten bihaber davranışlarına ve tutumlarına alışkın olduğumuz için ona buna hareket çeken bir adama 10 numara vermesine de, ırkçılıkla anılan bir antrenöre kulübün kaderini teslim etmesine de şaşırmıyorum. Futbol Federasyonunu rakiplerle işbirliği yapıyor diye eleştirip Basketbol Federasyonuyla kanka olmasını da anlıyorum. Zira Aziz Yıldırım’ın olduğu bir yerde prensipten söz edemeyiz. Aziz Yıldırım’ın Fenerbahçe’de kurumsallaştırdığı şey diktatörlük. Zaten kulüp kültürü olarak tek adamlara hayranlık duyan bir camianın bu geleneğini kullanarak kulübü tamamen diktatörlüğe çevirdi. Bu diktatörlüğün iyi ya da kötü olması konjonktüre göre değişen bir şey. Kulübün başında iyi bir diktatör var diye sevinmek de kötü bir diktatör var diye üzülmek de samimi değil. Kulübün başında sıfatını önemsemeden bir diktatör olması endişe verici. Aziz Yıldırım ın iyi diktatörlüğü sonunda kulüpteki durum belki Tito sonrası Yugoslayva’ya dönmeyecek ama kongre üyelerinin yapacağı tercih diktatörler arası bir tercih olacak. İşin vahim tarafı diğer kulüp taraftarlarının da ideal başkanlık tipinin Aziz Yıldırım olması.Türkiye’nin üç büyük kulüp taraftarı da başarının diktatörlükle gelebileceğini destekleyen hiç değilse reddetmeyen insanlarsa gerçekten bu ülkenin siyasi geleceği konusunda da iyimser olmak mümkün değil galiba. Demokrasi düşüncemizi askıya almadan da Fenerbahçe'yi seveceğimiz günlerin yakın olması umudunu kaybetmeyelim yine de.
Devamı ...








