22 Kasım 2009
Esir Şehrin İnsanları

Dün gece derbi mağlubiyetinden sonra saf saf internette gezinirken bir kaç blogda ve forumda Tanjeviç'in gittiği haberlerini okuyup bir an için şu ahir ömrümüzdeki bütün dertleri unutup mutlu oldum ama bir yandan da gece yarısı da olsa kulubün resmi sitesinden bir an önce doğrulanmasını bekledim. Gece 2 ye kadar ses seda gelmedi kesin gönderildiği yolundaki haberler bir kaç sitede daha gözükmeye başlandı. Kutlamaları Pazar günü yapacağımızı düşünüp uyudum öğlene doğru kalkıp şu iş resmileşsin diye kalbim çarparak bilgisayarı açtım, resmi siteye uğramadan önce Salsa'ya baktım gönderildiği haberini orda da gördüm. Kulüpten hala ses seda çıkmamıştı ama nihayet öğleden sonra kulüpten bir yalanlama geldi. Takriben 12-14 saatlik bir heyecanın ardından Tanjeviç'in gönderilmediği haberini gördüm. Yani bir süreliğine de daha düşman işgalinden kurtulmayı bekleyip cepheden işaret almaya çalışan sivil halk gibi hissetmeye devam edeceğiz. Ne ÖSS ne KPSS sonuçlarını bu kadar heyecanla beklememiştim. Sözlüğü ne zaman açsan sol frame de Bogdan Tanjeviç başlığı görmeyi dileyerek, Fenerbahçe forumlarında Tanjeviç Gönderildi başlığını okuyabilmeyi umarak yaşıyorum son bir haftadır.
Kemal Tahir'in "Esir Şehrin İnsanları" ruh halimizi anlatmak için daha teferruatlı ama itiraf edeyim ki Necip Fazıl'ın şu dörtlüğünü bile artık Tanjeviç' in gönderilmesini düşünerek seviyorum.
ne hasta bekler sabahı,
ne taze oluyu mezar,
ne de seytan bir gunahi,
seni bekledigim kadar.
şair bu dizelerde koçun istifasını beklediğini anlatmak istiyor öğretmenim.
otur sıfır! Devamı ...
Beşiktaş 3 - Fenerbahçe 0
TSL 21/11/2009

Düşünün bir hafta sonu ülkenin büyük takımlarından ikisi maç yapacak ama hafta içi konuşulanlar ve yazılanlar; tahrik vardı, iki hafta önce bu vahşet diyenlerden onurlu olmalarını bekliyoruz ki bir kadın üzerinden kendilerini aklamasınlar, tufan da cemal de bize bir, milli duyguları yüksek bir oyuncuydu, yetenekli oyuncuları uzun süreli cezalarla basketboldan soğutmayın hem futbol takımı kaptanımız Arda da domuz gribi, Daum yapmıştır abi, ahlaksızlar...
Sebep tek başına bir türlü kırmızı çizginin üzerine çıkamayan basın ahlakımız değildi elbette bu maçta keçiboynuzundan daha çok tat beklemeyenler de çoğunluktaydı.
PAPAZIN ÇAYIRI – Fenerbahçe son dört yıldır mağlup olmadığı rakibine iki tarafın da ‘yarım gol’ le alınacak bir galibiyete razı olduğu maçta sadece kendi taraftarını değil, en iyimser, en fanatik Beşiktaşlıları bile şaşırtan bir skorla 3-0 yenildi.
Beşiktaş maça hiç kimsenin çalışmadığı yerden başladı. İki hafta önce sadece Tabata ile ileriye giden Beşiktaşta bu işi yapan oyuncu sayısı bu defa üçtü ve Yusuf, Serdar Özkan, Bobo başlangıçta bu işi olduça iyi yapıyorlar. İlk on dakikada Beşiktaşın bariz üstünlüğü var.
5’ te Bobo aldığı pasla Fenerbahçe ceza sahasına girdi karşısından sadece Önder vardı ve Önder' in yerinde müdahalesiyle top kornere gitti
7’ de Beşiktaş orta sahada topu Ernst' le kaptı, Yusuf’ la ver kaç yaptılar ama top Ernst için çok hızlıydı.
8’ de Beşiktaş ilk gol kokan atak için geldi, Yusuf' un soldan getirdiği top diğer oyunculardan sekip en sonunda ceza alanı içinde Serdar Özkan’ ın önünde kaldı. Karşısında sadece Volkan ve kale vardı ama Serdar topa çok kötü vurdu: Aut...
11’ de İbrahim Toraman sağ kanattan taşıdığı topu ceza sahasına ortaladı uzak köşedeki Ekrem topla buluştu, Ekrem' in ortasını Önder uzaklaştırdı
Bu dakikalarda Fenerbahçe rakibinin ilk baskısını kırmış ve oyunu dengelemiş durumda. Oyuncular top dolaştırıp Beşiktaş defansının zaaf göstermesini bekliyorlar.
16’ da bu defa Fenerbahçe ‘gol olsun’ diye geldi: Alex pasını Andre Santos' a verdi. Andre Santos ceza sahasına yaklaşırken pasını tekrar Alex' e verdi ve Alex Mehmet Topuz' u gördü. Mehmet çaprazdan müsait durumda topa sert vurdu top az farkla auta gitti.
17’ de Andre Santos' un pasında Gökhan Gönül, mevkisinden uzakta sol çaprazda İbrahim Toraman' ı yatırdıktan sonra, boş pozisyonda kötü vurdu oysa ‘gol’ diye çoktan ayağa kalkmıştık.
18’ de Baroni sağ kanattan yarı sahayı hızlıca geçip ceza sahasına doğru ilerlemek istedi defansın müdahalesinde top kornere gitti. Alex korneri uzak köşedeki Roberto Carlos' a doğru kullandı. Brezilyalı yıldız sol çaprazdan sert vurdu ama top az farkla auta çıktı
19’ da Gökhan Gönül aldığı pasla hızlı bir şekilde Beşiktaş yarı sahasına geçti İbrahim Üzülmez' i geçen Gökhan Gönül ceza sahasına girdi ve kendini yerde buldu ama hakemin penaltı vermeye niyeti olmadığını gördük. Oysa penaltıydı. Hem de çok açık.
26’ da Emre Roberto Carlos' a mükemmel bir pas attı: Defansı geçen Roberto Carlos' u Rüştü karşılamak istedi o da boşa çıkınca kale boş kaldı ama Roberto Carlos topun kontrolünü kaybetmişti.
29’ da Mehmet Topuz Alex' i kaçırdı, Alex ceza sahasının hemen dışında topla buluştu hiç bekletmeden şutunu çekti ama vuruşu o kadar etkili değildi: Rüştü bu pozisyonda topu iki hamlede kontrol etti
32’ de Roberto Carlos ceza sahasının çok uzağından kaleye müthiş bir şut çekti Rüştü zorlukla şutu önledi, dönen top Andre Santos’ un önünde kaldı ama şutu oldukça zayıftı. Top Rüştü' de kaldı.
38’ de Serdar Özkan aldığı pasla zamanlama hatası yapan Lugano' yu geçti. Zamanlama hatası böyle yerlerde faul demek. Karşılaşmanın ilk sarı kartı Lugano'ya...
45’ te Alex aldığı pasla ceza sahasına girmek istedi ama kendini yerde buldu. Kullanılan serbest vuruşta Alex topa çok güzel vurdu ama üst direğin maça dair bir mesajı vardı. Direkten dönen topu Fenerbahçeli oyuncular tekrar kaleye yollamak istediler. Vuruş etkisiz olunca Rüştü rahatlıkla topa sahip oldu.
Hakem soyunma odasına giden Serdar Özkan ve Kazım' ı çağırdı ve ikisinide uyardı
İkinci yarıya iki takım da çok hızlı başladı.
46’ da Bobo soldan hızla ileri çıkan Ekrem' i gördü. Ekrem savunmanın arkasına sarktı ve ceza sahasına girer girmez kaleye şutunu çekti. Volkan güçlükle şutu önledi.
48’ de Kazım aldığı pasla ceza sahasına yaklaşır yaklaşmaz uzaktan sert bir şut çekti kaleye doğru ama şutu farklı bir şekilde auta gitti
53’ te hakemin düdüğünden sonra topa vuran Emre sarı kart gördü ve yüzündeki acı dolu ifade ile yedek kulübesine beni çıkarın diye işaret yaptı. Sanki Emre topa protesto amacıyla değil de can acısı sonrasında doğan bir refleks gibi. Beni bağışla yüce tanrı; biliyorum Emre’ nin tarafını tutmuş gibi oldum.
54’ te İnönü de gol zamanı: İbrahim Üzülmez' in sol kanattan sağ ayağıyla yaptığı ortaya Fenerbahçeli oyuncular müdahale edemedi. Belki de bu güzel gol olsun diyedir. Ceza alanı çizgisi üstünde Fink tam da Rıdvan’ ın anlattığı gibi vurdu. Yapılabilecek bir şey yoktu: 1- 0
56’ da sakatlanan Emre’ nin yerine Vederson oyunda.
57’ de Alex’ in vuruşuna izin vermeyen direkler bu defa Bobo’ nun yanındaydı. Ceza alanı içinde topla buluşan Bobo kimse ne olduğunu anlamadan topa vurdu ve en iyi yaptığı işi bir daha yaptı: Fenerbahçeye gol atmak: 2-0
66’ da Mehmet Topuz' un yerine Semih oyuna girdi.
69’ da Yusuf' un yerine Uğur İnceman oyuna dahil oldu.
70’ te Bobo pasını İbrahim Üzülmez' e verdi, İbrahim Üzülmez ceza sahası içindeki Uğur' a nefis bir pas verdi ama bomboş pozisyonda olan Uğur topa vuramadı.
71’ de Andre Santos uzun bir pasla topu Alex ile buluşturdu ama defansın müdahalesi istediği vuruşu yapmasına engel oldu.
73’ te Andre Santos' un yerine oyuna Özer Hurmacı girdi.
75’ te taca çıkan topu kontrol edemeyen Kazım suçu taç veren yan hakeme bulunca maçın hakemi yardımcısı ile konuştuktan sonra Kazım' a kırmızı kart gösterdi. Burada Kazım’ ın bu kartı haketmediğini söylemek yanlış olur. Zaten gördü ve bunun cezasını da umarım hem kulüp hem de federasyon nezdinde görecek. Ama yan hakemin o denli öfke dolu bir yüzle ve jestle ‘at şunu’ demesine neden olacak ne dediğini gerçekten merak ettim..
Oyun zaten bitmişti.
78’ de Bobo yerini Nobre' ye bıraktı.
83’ te İbrahim Üzülmez aldığı pasla yarı sahayı geçip ceza sahasına sokulmakta olan Uğur İnceman' a pasını verdi ve artık sadece golü atmak kalmıştı, o da attı: 3-0
Bu denli açık bir ofsaytı göremeyen bir yan hakemin neredeyse aynı çizgi üzerindeki oyuncular için verdiği kararları tartışmayalım artık.
Bu dakikalarda Beşiktaşlı futbolcular tek paslarla orta sahada top gezdiriyor ve taraftar ‘oley’ diyor.
90+3’ te Lugano' dan dönen top Ernst' in önünde kaldı, Ernst pasını Nobre' ye verdi Volkan ile karşı karşıya kalan Nobre' nin pozisyonu ofsayt.
Bu pozisyonun ardından hakemin çalan düdüğü beşiktaşın 3-0 lık galibiyetini ilan etti.
Bir özür: ‘Beşiktaş hep tek golle kazanıyor. Bu maçta fazla gol atabilir. Fenerbahçe derbisi Beşiktaş’ın patlama maçı olabilir. Camianın ihtiyacı da var. Derbi galibiyeti camiayı bütünleştirici bir tutkal işlevi görebilir.’ diyen Beşiktaş Yönetim Kurulu Üyesi Nedim Sarsmaz ve ‘Fenerbahçe’ yi farklı bir şekilde yeneceğimize inanıyorum. Gol yollarında biraz sıkıntı yaşıyoruz, ama bu durum Fenerbahçe maçında son bulacak.’diyen Beşiktaş Yöneticisi Bülent Deriş’ den herkesin önünde özür dilerim. Çünkü Beşiktaşın oynadığı oyuna ve attığı gole, Fenerbahçenin yediği gol sayısına bakarak ve bir sıfır olsun bizim olsun yerine bu lafları edebildikleri için kendileriyle kendi içimde ve halka açık bir çok yerde dalga geçmiştim. Bağışlasınların beni.
Ve bir selam: Beşiktaşlıların en güzeline ve gözlerinin göğünde saklı bulutlara selam olsun.
BEŞİKTAŞ-FENERBAHÇE: 3-0
Hakemler: Fırat Aydınus, Bülent Gökçü, Bahattin Duran
Beşiktaş: Rüştü, İbrahim Toraman, Sivok, Ferrari, İbrahim Üzülmez, Fink, Ernst, Yusuf (69 Uğur), Ekrem, Bobo (78 Nobre), Serdar Özkan (46 Tello)
Fenerbahçe: Volkan, Gökhan Gönül, Lugano, Önder, Roberto Carlos, Mehmet Topuz (66 Semih), Emre (56 Vederson), Cristian, Andre Santos (73 Özer), Alex, Kazım
Goller: Fink (54), Bobo (57), Uğur (83)
Sarı Kartlar: Ferrari/ Lugano, Emre
Kırmızı Kart: Kazım (75)
Devamı ...
19 Kasım 2009
Etik Nedir Neyle Gösterilir?

Cemal’in beş maçlık cezasını hazırlık maçlarında çekmesi zaten yeterince tuhaf bir durumdu, demek ki doping için yıl olarak değil maç adeti olarak ceza verilse Kerem Gönlüm’de 10 günde 50 tane hazırlık maçında oynayarak cezasını çekebilecekmiş. Bu basketbol federasyonun A’dan Z’ye bütün uygulamaları fiyasko.Bu olaydan sonra Galatasaray yönetiminden ziyade olaya el koyması gereken Federasyon zaten. Oyak Renault’nun itirazını yeterince araştırmayan tüm birimler ve kurumlardaki insanların görevden alınması lazım. Bu federasyonun kurulları kendi disiplin yönetmeliklerini inkar ederek Kerem’in cezasını 1 sene olarak açıkladı. İki yıl önceki Daçka-Beşiktaş maçının tekrarına neredeyse 6 ayda karar verdi,kendi hakemlerini bir takıma karşı objektif hislerini yitirdikleri için cezalandırdı, idari fiyaskoları zaten biliyoruz eğer Fiba’da en az Türkiye Basketbol Federasyonu kadar kirli bir kurum olmasa çoktan 2010 ev sahipliği Türkiye’den alınmıştı bu federasyonun iş bilmezliğinden dolayı.
Turgay Demirel federasyonu herkese mavi boncuk dağıtıp bütün olaylarda eyyamcı davranarak skandal üstüne skandala imza atıyor. Ergin Ataman’la kişisel problemi nedeniyle Efes’e kupa veremeyen bir basketbol federasyonu başkanı olur mu.Şimdi bu Cemal olayında Galatasaray’ın bu sahtecilik olayını federasyondan birileriyle görüşmeden örtülü destek görmeden yaptığını kimse anlatmasın. Yoksa göz göre göre bu riski göze alamazdı hiçbir Galatasaraylı idareci. Eğer bir temizlik yapılacaksa Galatasaray’dan önce Federasyon’da yapılmalı.
Gelelim Galatasaray’a. Kulübün tüm teknik ekibi görevden almalarını “yakışanı yaptı” “Galatasaraylılık duruşu” diye lanse edenler var. Tüm teknik ekibi görevden alıp basketboldan sorumlu yöneticiye herhangi bir yaptırım uygulamamak neden peki. TBF’nin disiplin yönetmeliğinin sahteciliği düzenleyen 23. maddesinin 3. fıkrası şöyle diyor
23.3. Kuruluşun sahtecilik ve kandırma suçlarına katılması halinde, olayın durumunagöre ligden ihraç edilme ve 10.000.YTL’ sına kadar para cezası verilir.
Şimdi söz konusu maddeye göre kuruluşun yani Galatasaray’ın sahtecilik ve kandırma suçlarına katılması demek Galatasaray Kulübünün yönetim kurulu üyelerinden birisinin bile olsa bu olaydan haberdar olması ya da sorumlu olması demek.. Ahmet Dedehayır ya da Yiğit Şardan’a yönelik böyle bir yaptırım uygulandığında Galatasaray zaten otamatikman 23/3 ün kendisine uygulanmasını fiilen kabul ediyor demek oluyor. O yüzden bu yöneticilere herhangi bir suç isnat etmeyip teknik kadroyu gözden çıkaracaklar. Federasyon da büyük ihtimalle daha önceden de alıştığımız üzere kendi yönetmeliğini çiğneyip 23/3 ü uygulayamayacak.
Oysa sahte belge göndermek ve resmi evrakta sahtecilik gibi iki tane suç var ortada ve Galatasaray teknik ekibinin suçu değil bu suçlar. O resmi belgenin altında Galatasaray koçu Okan Çevik’in kişisel imzası yok Galatasaray Spor Kulübünün antetli kağıtlarıyla ve Galatasaray Spor Kulübü adına gönderilen bir evraktan öncelikle kulüp sorumludur.
Üstelik Galatasaray yönetimi bu konuyu ya da böyle bir itirazı dün gece öğrenmiş falan da olamaz. Bir ay önce Oyak Renault’nun yaptığı itirazdan herhalde haberleri vardır ve basketbolla ilgili bir yönetici herhalde bu işin iç yüzü nedir diye bir araştırma yapmıştır. Kaldı ki bu meselenin dallanıp budaklanacağı ve bir takım görüntülerin de olduğunu herhalde derin kulislerin efendisi olan bir kulübün duymaması da beklenemez. Olay ispatlanıncaya kadar hiçbir şey yapmayıp kaçacak yer kalmayınca koçu göndermek yakışanı yapmak falan değildir.Ceza indirimi talep edecek bir iyi niyet göstergesi de değildir. Federasyona yalan söyleyip yalan ortaya çıkınca, gerekeni yaptık diyerek etik abidesi bir duruş sergilediğini iddia edenler Kant’ı mezarında ters döndürecek bir etikten bahsediyorar herhalde.
Galatasaray ligden ihraç edilir edilmez, ceza alır almaz bunlar beni ilgilendiren şeyler değil. Pek çok Galatasaraylı’nın iddia edebileceği gibi Galatasaray’ın ligden düşürülmesine kına falan da yakmayacağız.
Lafa gelince bin bir türlü cambazlıkla Batı’ya açılan pencere,dünya markası falan deyip icraat de her türlü pisliği yapıyorsan bunun bir cezası olmalı artık.
Kendilerine 4 farklı galibiyetin yettiği bir maçta ilk yarıdan 4-0 öne geçtikleri Trabzon maçını hiç düşünmeyip aynı anda oynanan Samsun maçında Fener’in şike yaptığını iddia edenler bir aynaya baksınlar artık bizim derdimiz bu.
Fenerbahçe olarak bu olaydan bir utanç payı çıkarmak gerekiyorsa baştan aşağı pisliğe batmış bu iğrenç Federasyonla hala el ele kol kola görünmenin bu kulübe yakışmadığı gerçeğidir.
Bir parantez de Salsabasket için açmamız lazım. Cemal Nalga olayını başından beri gündemde tutan ve artık unuttuğumuz bir fikr-i takip örneği sergileyen arkadaşa helal olsun. Plaza basının nasıl utanç verici bir durumda olduğunu kendi halinde bir blog yazarı gösterdi bize. Gazetecilik kamera arkasında sürekli duyduklarını yutup suya sabuna dokunmadan “oyunu seviyorum” geyiği yapmamaktadır. Le Bron’un 8 yaşındayken gittiği ilkokuldaki müzik öğretmenini bilip Cemal’in bu cezaları hangi maçlarda çektiği konusunda tek satır etmiyorsan kendine gazeteci demeyeceksin.
Türk basınının Genelkurmay sözcüsü çarşı iznindeki gazeteci Mehmet Ali Kışlalı örneğinde olduğu üzere Ergenekon olayına adları karışmış kişiler ya da Lockheed ‘den rüşvet aldığı iddiaları ayyuka çıkmış T.S.K mensupları konusuna söz gelince “bunları hiç merak etmiyorum “ deme yüzsüzlüğüyle konuşmaya devam etmesi ne kadar etikse Efes Pilsen’e ya da Federasyona “embedded” gazetecilik yapan adamların da “ben bunları hiç merak etmiyorum sahi Wade ortaokuldayken biyolojisi çok kötüymüş, Nowitzki sevgilisini takip etmek için F.B.I’yla anlaşmış tadında haberler yapmaya devam etmesi o kadar etiktir.
Devamı ...
Cemal Nalga Bu Düzeni Yıksın Artık

Cemal Nalga'nın hazırlık maçında rakibe yumruk atması akıl almaz bir iş. Kulübü de hiç geri kalmayıp hazırlık maçında sahtekarlık yaparak daha da akıl almaz başka bir işe imza atmış. Bununla dalga geçiyoruz, geyiğini yapıyoruz, daha da yapılır çünkü çok komik. Yalnız bunları yaparken görmemiz gerekenleri görmezden gelmeyin. Bu basketbol camiasında tek kulüp değil bu halde olan, camia baştan ayağa kokuyor. Fenerbahçe de hiç farklı bir konumda değil.
Bu rezil federasyonun yaptıkları o kadar akıl almaz şeyler ki, bunları bilenler için Bush'un gaf videoları bile komik değil artık. Bir kere bu Cemal olayında Tufan görünümlü Cemal olayına gelene kadar saçmalık üzerine saçmalık var.
Birincisi bu nasıl bir mantıktır ki sportmenlik dışı bir hareket nedeniyle verilen ceza hazırlık maçlarında çekilir? Hazırlık maçının oyuncuların antremanda kendi aralarında oynadıkları maçtan farkı nedir? Bir oyuncusu hazırlık maçında 10 maç ceza alan takım aynı gün içinde 10 hazırlık maçı ayarlayıp cezayı tamamlayamaz mı? Buna engel nedir? Takımın hazırlık maçını kendi genç takımıyla oynamasına engel nedir? Bu saçma sapan ceza sistemine neden 1.5 aydır basketbol dünyasındaki kimse sesini çıkarmamıştır? Mağdur olan takımlar Oyak Renault gibi Turgay Demirel'in ayak işlerinde faydalı olmayacak takımlar olunca Kaan Kuralların, Murat Didinlerin basketbolu kurtarma yazıları nerelerine kaçmıştır?
Galatasaray çıkıp "hazırlık maçında yapılan sahtekarlık nedeniyle cezamızı sadece hazırlık maçlarında çekmeliyiz" derse buna kim itiraz edebilir? İşte örnek orada, Cemal. Hazırlık maçında yaptığı hareketin cezasını sadece hazırlık maçlarında çekmiş, federasyon öyle diyor. O zaman Galatasaray neden resmi maçlarda ceza alsın? Bu mantıksızlığa, bu saçmalığa bugüne kadar neden ses çıkarmadı bu basketbol camiası?
Dünden beri kendi taraftarları dahil Galatasaray'a saydırmayan kalmadı. Bu meselede en büyük sorumlu "federasyon" nasıl bu işten yırtar? "Hazırlık maçının cezası hazırlık maçında çekilir" kararı vererek bir skandala imza atanlar bu adamlar. Verdikleri cezanın takibini yapmayan bu adamlar. Oyak Renault'u, Karşıyaka'yı haksız şartlarda yarıştıranlar bu adamlar. Bu adamların sorumluluğu daha büyük değil mi?
Peki bunu neden yaptılar? Nedeni de belli. Koltuk hırsı koca tepeleri aşmış bir adam, onun çevresinde her olup bitene kafa sallayan avanesi, bütün bu olup bitenden haberi olan ve boğazlarının derdi için bunlara ses etmeyen bir basketbol camiası. Turgay Demirel'in koltuk hırsı FİBA başkanlığına kadar uzandı. Kulüplerle girmediği kirli iş, yapmadığı pazarlık kalmamış, onu da bu son olaydan anlıyoruz. Bu işleri döndürmek için Galatasaray, Fenerbahçe, Efes Pilsen'e ihtiyacı var. Herkese mavi boncuk dağıtıyor, yalnız bu dağıtımın ucu öyle kaçtı ki sonunda bu saçmalık ortaya çıktı. Çıktı ama kabak Galatasaray takımının 3 tane teknik adamına patladı. Asıl suçlular yine suçsuz, yine güçlü.
Bugün Galatasaray'ın başına bu geldi diye sevinmesin kimse, yarın Fenerbahçe'nin başına da gelecek, Efes Pilsen'in de... Tanjeviç operasyonundan beri federasyonla vıcık vıcık ilişkilerin ortasında yuvarlanan bir Fenerbahçe var. Federasyonu İtalya'ya gitmekle tehdit eden Tanjeviç'e, Turgay Demirel tarafından Fenerbahçe'nin uygun görüldüğü ve bunun Fenerbahçe yönetimindeki insanlar tarafından gerçekleştirildiği söyleniyor. Böyle bir ilişkinin sağlıklı olması, kirli bir şeylere uzanmaması normal mi? Belki de insanların ellerinde dosyaları, belgeleri bile hazır, şimdilik saklıyorlar... Bu federasyonun iktidarını devamı için Fenerbahçe ile girdiği işler hiç ortaya çıkmayacak mı sanıyorsunuz? Keşke hepsi bir bir dökülse, belgelense, bu işlere kulüpte kim aracı olduysa ipi çekilse...
Daha bir ay önce federasyon kendi ceza yönetmeliğini çiğneyip Kerem Gönlüm'ün cezasını azaltmadı mı? Kendi kanunları açık seçik "eğer performans arttırıcı olarak madde almadığını kanıtlarsa ceza 1 yıla iner" derken bunlar gerekçelerine, "savunma yaparken çok şaşkındı ve ceza 1 yıla indirildi" yazmadılar mı? Bu olayın arkasında da Efes Pilsen'in desteğini kaybetmemek yok mu? Bu ceza indiriminin illegalliği bu kadar göz önündeyken gıkını çıkarmayan basketbol yazarı hangi yüzle Galatasaray'ı suçlayabilir? Şike sadece sahadaki oyuncuya para vererek mi olur? Kendi yönetmeliğini ihlal eden federasyon şike yapmış sayılmaz mı? Kerem Gönlüm fazladan tam 1 sene basketbol oynayabilecekken Cemal Nalga 2 tane hazırlık maçında oynamış, çok mu?
Bu federasyon daha 1 hafta önce kendi hakemlerini "taraflı yönetmekle" suçlamadı mı? Kendi hakemlerinin taraflı maç yönettiğini iddia eden bir federasyon o hakemleri bir anlamda şikeyle suçlamışken görevden almayıp "5 maç" ceza vermesi skandal değil mi? Bu konuda sevilen basketbol yazarları ne yazdılar? Bu yazarların federasyonla, Turgay Demirel'le ne ilişkisi var da bu kadar büyük skandalları es geçtiler?
Cemal olayında en büyük kabahatli federasyondur. 3 tane teknik adam ipe götürülerek bu iş çözülmez. Cemal Nalga bir düzeni yıkmıştır. Bu işlerin organizatörü federasyon Galatasaray'a, Fenerbahçe'ye, Beşiktaş'a, Efes'e zarar vermektedir. Bu kulüpleri yönetenlerin olan bitenden haberi vardır ya da yoktur ama son olayın gösterdiği şey budur. Eğer kulüp yöneticileri de bu işin içindeyse bu düzeni taraftar yıkmalıdır. Bu skandaldan sonra basketbol camiasında onurlu ne kadar adam kaldıysa bu federasyona savaş açmalıdır, bu federasyon yıkılmalıdır. Galatasaray'da, Fenerbahçe'de bu federasyonun maşalığını yapanlar bu camialardan kovulmalıdır. Bu irin Türk sporundan temizlenmelidir. Cemal olayı bunun için büyük fırsattır.
Devamı ...
18 Kasım 2009
Dünya Tufan Olsun

Kerem Gönlüm kardeşimiz içtiği çaydan dolayı haksız bir ceza almıştı. Federasyon iyi halden cezasını indirse de bir sene aramızda olamayacak. Bunun üzüntüsü kalplerimizi dağlıyordu. Fakat Didier Six'lerin, Ayşe Ablaların takımı bu konudaki tecrübesini konuşturdu, bu sorunu da çözdü. Efes Pilsen daha yolun başında, toy adamlar. Kerem'e sihirli 7 numaralı formayı giyerek neden oynatmayalım? Neden içtiği çayın cezasını çeksin bu bahtsız kardeşimiz? % 100 çalışıyor, mühendis onaylı. Okulda uzaklaştırma almıştım, Tufan formamla elimi kolumu sallayarak girdim bugün. 1 Tufan yetmez, 2 Tufan yetmez, dünya Tufan olsun!!!!!!!!
Devamı ...
Bir Cemal Var Tufan'dan İçeri

Türk sporunun batıya açılan penceresi etik abidesi, Galatasaray Spor Kulübü ufak bir dikkatsizlik yapmış yine, çok üzücü gerçekten. Oynatmayıp ceza çektiğini söyledikleri Cemal Nalga'yı Tufan Ersöz'ün formasıyla oynatıp oynatmadık numarası çekmişler federasyona. Federasyon'da Cemal'in oynamadığının beyan edildiği bu maçı 5 maçtan mahsup etmiş.
Konuyla ilgili salsabasket teki linkleri verelim:
http://www.salsabasket.net/2009/11/cemalin-tufan-formal-fotolar-vol2.html
http://www.salsabasket.net/2009/11/...a-tufann-formasyla.html
Eğer resimler fotoshop falan değilse ve olay hakikaten göründüğü gibiyse ne diyeceğiz acaba. Fenerliler tahrik etti o yüzden Cemal'i Tufan kılığında oynattık mı diyecek Galatasaray yönetimi.
Devamı ...
17 Kasım 2009
Acizlik - Küçüklük - Vicdansızlık

Galatasaray Yönetimi suçluyu buldu. 10 – 15.000 kişilik Abdi İpekçi’de dün gece gözlenen hayvanlığın sebebi şu yukarıdaki kadıncağızmış. Bu kadıncağız hareket çektiği için taraftar kendisine ve Fenerbahçelilere bozuk paralar, yabancı maddeler atmış, fiili saldırıda bulunmuş, küfür etmiş, olay çıkarmış. Hatta kadıncağız bunlara hakaret ettiği için gidip Kinsey’e saldırmışlar. Bu yüzden Galatasaray yönetimine Galatasaray'ın kendini sorumlu hissedeceği bir şey yok. Galatasaray taraftarı “tahrik edildiği” için ne bok yerse meşru. Şimdi bu manyakça, bu ahlaksızca, bu insanın yüreğini sıkan düşünce Serhat Ulueren’ler bilmemneler eliyle kamuya servis ediliyor. En sonunda şirazeden iyice çıkmışlar, “sizin yüzünüzden GS ceza alacak” demişler. Sizin ahlak namına, vicdan namına hiçbir hasletiniz yok mudur?
Tabi bütün bunları bir kişi dahi savunmaya cesaret edemiyor. Dünden beri baktım Fenerbahçeli bloglar kendi içlerinde olayların kritiğini yapmışlar, mesela Lambuja konunun özüne yönelik çok net bir analiz yapmış, geçmişe yönelik meşrulaştırma yolunun nasıl kısır bir döngüye bizleri sokacağını ihlal etmiş. Yetmez. Ayrıca taraftarın da kendi kulübü dahi yapsa, haksızlığa karşı durabilmesi, bir omurgasının olması gerekir. Şu blog dünyasında, Ercan Saatçi’nin 3 sene önce söylediği ve montajda çıkartılması gereken bir laf günlerce tartışıldı. Sayfa sayfa yazı yazdılar. Buyrun Adnan Polat orada, öyle bir açıklama yaptı ki hepimizin suratına karşı ananızı sikeyim diyor. Yazacak bir tane adam var mı? Bunlar yazılmazsa, bunlar eleştirilmezse, bunların ahlaksız olduğu söylenmezse o zaman bu adamlar da bu tip şeyleri yapacaklar. Ne olacak? En sonunda bir kadıncağızı halkın önünde günah keçisi diye oturtup fanatiklerin önüne atacaklar.
Şimdi televizyonda diyorlar ki “sizin yüzünüzden GS ceza aldı.” Hepimiz biliyoruz, görüyoruz çevremizde de var, tuttuğu takıma fanatik bir asker gibi bağlı insanlar dolaşıyor bu ülkede. Bu kadıncağızın adı açıklandı, yüzü belli, televizyona çıkartıldı, televizyonda milyonların önünde olanların sorumlusu olarak lanse edildi, yarın öbürgün manyağın biri bu kadıncağıza bir fenalık yapmayı düşünse bunun vebalini kim alacak? Bu manyağın kulübünün başkanı bu kadıncağızı zaten suçlu ilan etmiştir. Bundan sonrası bir durumdan vazife çıkartma meselesi. Öyle büyük bir hayasızlık var ki şu kadıncağızın hiçbir suçu yok, hiçbir günahı yok, 10.000 tane adamın tasmalarından boşanmasının mesulu haline getiriyorlar.
Bu kadıncağız acilen dava açmalıdır. Galatasaray yönetimi gerçek dışı ifadelerle olayların sorumlusunu bu kadın olarak lanse etmek suretiyle hanımefendinin toplum nezdindeki itibarını açıkça zedelemiştir. Hem hakaret davası hem de manevi tazminat davası açılabilir. Ayrıca kendisini kamu önünde suçlu ilan eden ve hedef gösteren medya kuruluşuna da yaptıkları basın ahlakına aykırı yayın sebebiyle manevi tazminat davası açılabilir. Bütün bunlar yapılmalıdır ve bu rezil adamlar ahlaksızlıkları sebebiyle ceza almalıdır. Olayların müsebbibi Galatasaray olduğunda eleştirmek için kullanabilecek iki kelime bulamayan adamlar bir tane kadıncağızı Fenerbahçeli diye hayvanlığın sorumlusu haline getiriyorlarsa bu vicdansız, bu ahlaksız adamlar bunun bedelini de ödemelidirler.
Şu olayları yazmayan, “bu topa girmeyen”, bir statta olay çıkartan, o olayları sahiplenen ve destekleyen, her şeyin suçlusunu yine bir kadıncağız üzerinden Fenerbahçe yapanlara edecek itirazı olmayanlar bundan sonra gitsinler Kolombiya, Uganda, Barbados liglerinden bahsetsinler. Gözleri önünde Türk spor tarihinin en büyük şerefsizliklerinden biri gerçekleşirken susacaklarsa zaten yapmaları gereken budur. Bir yönetim bütün unsurlarıyla taraftarının yaptığı sportmenlik ve ahlak dışı hareketleri sahipleniyor, bu hareketlerin mesulu olarak orada bir tane kadıncağızı parmakla göstermekten utanmıyor, o kadıncağızı suçlu damgasıyla halkın arasına atıyor, elindeki medyayla bilmem neyle de bunu pompalıyor ve bu insanlar bu ülkede susuyorlarsa artık ağızlarını bu ülke hakkında hiçbir şey için açmasınlar. İnek bokuyla oynayan deliler gibi gidip boklarını ellerini yüzlerine süre süre oynasın, anlatsın dursunlar. Efes maçıymış. Efes maçında taraftar sahaya girdi, maç boyu kendilerini tahrik eden Efesli oyunculara saldırdı, kulüp olaylardan dolayı özür diledi, üzüntü duyduğunu açıkladı, Fenerbahçe 5 maç ceza aldı, Fenerbahçe taraftarına vuran Kaya ise hiçbir ceza almadan devam etti. Fenerbahçe tek bir tane Efes taraftarını parmakla gösterip suçlu budur demedi, Fenerbahçe şu veya bu maçı örnek gösterip bunu unuttunuz mu deme acizliğinde bulunmadı, Fenerbahçe bu olayları sahiplenmedi, benimsemedi ve desteklemedi. Fenerbahçe acizlik yapmadı. Büyük bir kulüp olduğunu gösterdi. Galatasaray Yönetimi ise yaptıkları ile çirkef, aciz ve küçük bir kulüp yaratmıştır, bu küçüklüğe isyan etmeyenler de bu küçüklüğe layik olan küçük adamlardır.
Devamı ...
Sarı-Kırmızı Renkleri Sarmış Alçaklık

Adnan Polat net olarak yerini belli etti “Fenerbahçe’den özür dilemem” daha sonra da Yönetim Kurulu’ndan olaylarda bütünüyle Fenerbahçe’yi suçlayan, Fenerbahçe’nin Efes maçını emsalleyerek “ikiyüzlülük” ithamında bulunan, Kinsey’e ünlemli istihzai atıflarda bulunan rezil bir metin yayınladı. Bu metnin mesuliyeti bu saatten sonra Galatasaray yönetimindedir. Sahaya inip sporculara saldıran, tek bir kadına küfürler ederek çullanan, saha ortasına bozuk paralar çakmaklar atan bu taraftarlarla beraber omuz omuza yapmaya namzet bu yönetim, Türk sporunda bundan sonra çıkacak her türlü olayın da elbette sorumluluğunu üstüne almak zorundadır. (açıklama: http://www.galatasaray.org/kulup/haber/5340.php)
Biliyoruz ki “tarafsız”, “objektif” bloglarda bu açıklama ile ilgili eleştirel, kritik tek bir yazı okuyamayacaksınız. Onların ferasetleri kendi yaptıkları kötülükleri alkışlamaktan ötesine gitmez. Onların objektif blogculuğu konu Galatasaray oldu mu her şeyi kendilerine yontmalarından veya en fazla susmalarından başka bir şey değildir. Şurada vicdanı olan, ahlaki olan insanları infial ettirecek sözler karşısında onlar ancak Bolivya liginden, Kolombiya liginden maç kritiği yapma yöntemini seçeceklerdir. Rıdvan’ın bir tane sözü üstüne çullanarak haris hakaretler saçan bu dar kafalı tayfa, size Adnan Polat ve Galatasaray Yönetimi’nin kendi taraftarlarının yaptığı şiddet eylemi karşısındaki omurgasız, ikiyüzlü ve tahrikkar üslubunu da anlatmaz, bu adamların yaptığı açıkça rezil eylemler hakkında tek satır yazmaya da yüz bulamaz. Onlar geçmişin hikayeleri arasında kendilerine bir avuntu payı bularak bir yan hakemin “Galatasaraylılar centilmendir” sözünü bugüne tahvil ederler ama gözlerinin önünde sahaya giren, sahaya her tür maddeyi atan, açıkça hakaretler eden ve olay çıkartan bir taraftar kitlesiyle onlara alkış tutan yönetim anlayışı ile ilgili edecek tek laf bulamazlar. Onlar size 100 sene öncesinden menkibeler sunar, objektiflik adı altında “Roberto Carlos nasıl sarıldı” geyiği yaparlar ama yumruk atan Keita’yı aziz ilan etmekten de geri durmazlar. B Planları olmadığı gibi bir A Planları da yoktur bu adamların, ahlakları konu Galatasaray oldu mu suküte erer, büyük bir fırtınaya kapılmış gibi nefes bile çıkaramazlar. Öylesine biçarelerdir ki daha üç gün öncesine kadar Platini aforizmaları döşeyenler “nasıl koyduk” edebiyatı yapmaktan hiç çekinmezler. Çünkü konunun içinde Fenerbahçe olduğunda bu insanlardan geriye omurga namına bir şey bulmak mümkün değildir.
O yüzden bunu da burada ve inandığını söyleme cesaretine sahip diğer bloglarda okuyacaksınız. Bu bloglar size sahte bir tarafsızlık, sözde bir objektiflik vaad etmeyecek, gördüğünü gördüğü gibi söyleyen ve bir yargı belirtme cesareti gösteren her mevzi gibi katılacağınız veya şiddetle karşı çıkacağınız bir fikir söyleme cüretinde bulunacak. Bayık edebi kelimeler arasına sıkıştırılmış menkibeler, istihzai fotoğraf postlamalar, biraz objektif olur musunuz lütfen yalvarışları filan yok, katı bir şekilde inanılan hariç kelime bulamazsınız.
1) Adnan Polat ve Galatasaray Yönetimi yaptıkları bu açıklama ile omurgasız birer oportunist olduklarını alenen ifşa etmişlerdir.
Oportunizm oluşan olaylara karşı etik değerler kısıtı olmaksızın gösterilen fırsatçılık olarak tanımlanabilir. Bundan iki hafta önce Fenerbahçe – Galatasaray maçından sonra çıkan olaylar için maçın tatil edilmesini isteyen hatta hakemleri maçı oynattıkları için suçlayan, Fenerbahçeyi bilinçli bir şekilde gerginlik yaratmakla itham eden ve çıkan olaylar için çok daha ağır cezalar bekleyen yönetim bunu o gün elbette yapacaktır. Çünkü bunun kendilerine bir faydası vardır, bu yöntemle hem federasyonu hem de kamuoyunu baskı altında tutmakta, kendilerine karşı bir haksızlık yapıldığı, şiddete karşı oldukları gibi söylemlerle kendilerini mazlumlaştırmaktadır. Halbuki 2 hafta sonra aynı Galatasaray yönetimi çıkan olaylardan dolayı tek bir laf etmediği gibi, bütün olayların yükümlülüğünü de kendisine küfredilen, hakaret edilen ve fiili tacizde bulunan tek bir hanıma yıkmaktan geri durmamıştır. Demek ki Galatasaray yönetimi ahlaki bir duruş almamaktadır, Galatasaray yönetimi kendi futbolcuları Sabri kadar bile efendi değildir, Futbol takımının Fatih Terim’le, Ayhan’la, Hagi’yle, Sabri’yle, Bülent Korkmaz ve daha nice örnekle içselleştirdiği riyakarlık, çirkeflik ve şiddet kültürü görülüyor ki yönetime de sirayet etmiştir. Arda vurursa iyi – Arda’ya vurulursa kötü, Galatasaray sahaya su şişesi atarsa iyi – Galatasaray’a atılırsa kötü, Galatasaray taraftarı olay çıkartırsa “dış düşmanlar” – Rakip takım taraftarı olay çıkartırsa “kabul edilemez” ikileminde, iki ahlaklı, iki yüzlü ve çifte standartçı bir ikiyüzlülük yönetimin temel politikasıdır. Bu politika ve sürekli spor dünyasının kaynanası gibi söylenerek Galatasaray bir menfaat elde etmeyi bekliyorsa, hayır bunu elde edemeyecektir. Ne ahlaklılar, ne dürüstler, ne şerefliler ne de haklılar. Çirkeflikleri paçalarından akıyor ve rezil yüzleri yalnızca içimizi kaldırıyor.
2) Deplasman taraftarının alınmadığı, bütünüyle Galatasaray taraftarının doldurduğu bir stada çıkan olaylardan yalnızca Galatasaraylılar sorumludur.
Galatasaray taraftarı hiçbir Fenerbahçe taraftarının olmadığı bir arenada maçın beraberlikle bitiminden sonra olay çıkarmıştır. Tahrik ettiği iddia edilen hanımın karşı tribünündeki insanların sahaya girmesi, sporculara fiili saldırıda bulunması, sahaya yabancı maddelerin atılması bir kadının yaptığı bir el hareketinden olan olaylar değil, Fenerbahçe düşmanlığından ve yöneticilerin bu olayları durdurmak için ayağa kalkıp sarı çizmeli Mehmet ağa gibi bakmaktan başka hiçbir şey yapmamasındandır. Fenerbahçe’ye karşı fiili saldırıda bulunup gerginlik yaratan Galatasaray taraftarı elbette ceza almalıdır ancak yönetim de bu olayları eleştirebilecek ve en azından klasik bir “üç beş çapulcu” söylemine indirgeyerek dışsallaştıracak kadar adam olmalıdır. Bu olayları Efes maçıyla şu veya bu olayla karşılaştırarak meşrulaştırmaya çalışmak elbet her takımın da yapabileceği bir iştir ve her takım bu şekilde olayları meşrulaştırırsa yarın öbürgün çok daha büyük olaylar çıkabilir. Bu dil ve lisanla ne spor müsabakalarında barış sağlanabilir ne de olaysız tek bir maç geçer. Bugün bu olayları gören, Galatasaray yönetiminin de bu olayları sahiplendiğini hatta Fenerbahçe’yi suçladığını izleyen her Fenerbahçe taraftarı büyük bir öfke taşımaktadır.Galatasaray Türkiye’nin cici çocuğu olmadığı gibi, böyle İsrailvari sürekli tehdit, devamlı saldırı, ahlaksızca bir mazlum edebiyatı yapması insanların da hakkaniyet duygusunu incitmektedir. Türk Sporu ABD değildir, Galatasaray da İsrail olmamalıdır. Galatasaray yönetimi edepsiz ve hayasızca yaptığı açıklama ile sorumsuzluğunu ilan etmiştir. Bu sorumsuzluk onlara bir daha çıkabilecek hiçbir olay hakkında menfi tek bir söz bile söylememe mesuliyeti yükler. Bu dil ve kalıp ile Türk sporuna karşı açıkça hıyanet eden, türk sporunda sonu gelmeyecek bir yara açan bu yönetim mutlak Galatasaraycı, yalnız kendi çıkarını düşünen ve her şeyden pratik fayda elde etmeye çalışan yapısıyla Galatasaray adını da küçük düşürmektedir.
3) Bu yönetim Baba Gündüz değil Sabri’dir.
Galatasaray Yönetimi Özhan Canaydın’dan aldığı miras üstüne agresif bir Fenerbahçe düşmanlığı ve mazlum edebiyatı yerleştirerek sportif başarı elde etmeyi ummaktadır. Takıma genel bir eleştirilemezlik payesi yüklenmiş, yönetimin eleştirilmesi “günah” statüsüne getirilmiş, yöneticiler “ilahlaştırılırken”, Fenerbahçe sonsuz düşman ve kötülük sembolü olarak düşmanlaştırılmış, bu suretle radikal bir taraftar grubunda bulunması gereken anti sportif histeri Galatasaray kitlesinde yaygınlaşmıştır. Bugün bloglarda, internet mecralarında ve gazete yazılarında olaylar hakkındaki görüşlerle ortaya konulan hezeyan bu somut durumun dışavurumundan başka bir şey değildir. Dolayısıyla Galatasaray Sabrileşmiştir. Sahada rakibine her türlü müdahaleyi yapan faul verildiğinde hakemin üstüne yürüyen, bağırıp, çağıran ve bu yolla kitleleri ajite eden, bundan da alkış ve menfaat bekleyen bir zeka Galatasaray yönetiminin temel politikası haline gelmiştir. Dolayısıyla Galatasaray yönetiminin geçmişte yapayalnız bıraktığı Metin Oktay veya iyi bir insan olduğu kuşku götürmeyecek Baba Gündüz gibi Türk sporunun sembol isimlerinin arkasına saklanması mümkün değildir. Sadece başarı odaklı, bundan başka hiçbir şey görmeyen, her alanda kendini Fenerbahçe ile karşılaştırarak bu rekabeti negatif – pozitif her alanda geren, kendi taraftarını Fenerbahçe örnekleri ile ajite edip akıllarını donduran, onlardan gerekirse Fenerbahçeliler gibi kart almalarını gerekirse Fenerbahçe maçlarında çıkan olayları aynen ve misliyle çıkartmalarını talep eden bir yönetim kavrayışı bu olayları istemekte, arzulamakta ve bunlardan menfaat beklemektedir. Böyle bir yönetim anlayışı en basit ifadesiyle rezildir.
Bugün bu olaylar karşısında susan, Efes mefes maçlarını örnek veren tüm Galatasaraylılar ise nazarımda Sabri’dir. Bu adamların objektiflik, tarafsızlık çığırışları esasında Fenerbahçelilerin yalnızca Fenerbahçeyi itin götüne sokması, Galatasarayı ise hep ululaması anlamına gelir. Bu adamlar Galatasarayın eleştirildiğini görmeye bile tahammül edemezler ve bizim örneğimiz de bu sebeplee değiller. O sebeple yekten söylüyorum, Galatasaray yönetiminin bu rezilliği karşısında susanlar sizleri dinleyecek kulaklarımız yok, ahlaklı bir laf etmeye başladığınızda gelin görüşelim.
Hepimizi bekleyen terazi tam da şurası: “Sahaya giren, sahaya yabancı madde atan, sporculara saldıran bir taraftar güruhu doğru bir şey yapmış mıdır, bunu onaylayan yönetimin yaptığına ne denir?”
Devamı ...
16 Kasım 2009
Basketbol Nasıl Yönetilmez

Galatasaray taraftarının aptallıkları yüzünden Tanjeviç yine gündemden düştü en çok da bu yüzden olay çıkaranlara kızıyorum. Sonuçta bu maçta olay çıkacağı belli .10 yıldır "sürdürülebilir yenilgi" tezini ısrarla güncelleyen bir takım 20 yıldır Abdi İpekçi'yi ilk kez bir basketbol maçında doldurmuş, asabiyet ve kompleks bir yerden sonra devreye girmiş ve taraftar eline ne geçiyorsa atmaya başlamış olaylardan sonra ise Galatasaray yöneticileri taraftara teşekkür ederken coach Okan Çevik seyirci arkalarında böyle olursa başarılarının devamlı olacağından bahsediyor. Daha iki hafta önce Kadıköy'de terör ortamı yaratmakla suçladıkları kulübe karşı terör ortamı yaratan taraftara övgüler düzülüyor.
5-6 maç ceza verilir Galatasaray'a şimdi, zaten federasyon burnuna kadar pisliğe batmış durumda. Öyle kökten şiddeti önleyici hiç bir ceza veremez kimseye. Dünya Şampiyonası düzenlenecek ülkenin en önemli salonunda her maç 24 saniye ve skorboard bozuluyor, muhtemelen tarihte ilk kez bir basketbol salonu içerisinde yüzme şampiyonası düzenleniyor, bu kaos organizasyon düzenini yaratan Federasyon'dan oyunun saygınlığını yeniden kazandıracak bir hamle, karar beklemek ne saf bir iyimserlik.
Maça gelince Fenerbahçe'nin guard pozisyonunda oynayan Greer ve Mrsiç 50 dakikada toplam 4 asist yapabilmişler. Takımın nasıl bir organizasyon problemi çektiğinin en net göstergesi. Gricek zaten daha öncede belirttiğimiz gibi bitmiş, hiç bir hayır gelmeyeceği çok açık. Herkes Fenerbahçe'nin uzun avantajından bahsediyor, kağıt üstünde böyle bir avantaj var kabul de Fenerbahçe'nin uzunlarının bitiricilik vasfı neredeyse sıfır. Semih her pozsiyon miss-match olsa ve post-up pozisyonunda topla buluşsa da bunlardan asla sayı çıkaramıyor. Ömer zaten faul yapıldığı anda etkisizleşen bir uzun , Oğuz 'da felaket bir yüzdeyle hücum edince uzun avantajı diye bir şey söz konusu olmuyor.
Gelelim kısa rotasyonunda çoklu alternatifi olan takıma. İstikrarlı dış şutu olan da yok takımda. Mrsiç en etkili şutör; ona da pozisyon içinde hazırlanan bir set doğal olarak her Tanjeviç takımında olduğu gibi yok. İlk uzatmanın bitimine 6 saniye kala bir takımın koçu niye mola almaz çok merak ediyorum. Topu yarı sahaya taşıyabileceğinden hala habersiz mi acaba Tanjeviç, ya son 3 saniyedeki hücuma ne demeli aldığı molada o hücumu çizebiliyorsa ancak mola almadığı için kendisine kızmak anlamsız olacak gerçi. Maça derbi atmosferini bilen ve bu maçları seven Ömer Onan'la başlamamak, maça müthiş başlayan Ömer Aşık'a çat diye kemendi atıp rotasyon kurbanı yapmak akıl alır gibi değil. Adam her maç kendini aşıyor. Bir takım hangi türlü maç kaybedebilirse hepsini deniyor Tanjeviç.
Basketbol federasyonunun oyuncağı olmuş Fenerbahçe'nin basketbolunun başındaki kifayetsiz muhterislerden kurtulmadıkça bu takımdan hiç bir şey olmayacak. Fenerbahçe sahaya çıkmayacak diye bir açıklama yapılıp 10 dakika sonra sahaya çıkıyorsanız böyle bir durumda koçumuzun kararına göre oynayıp oynamayacağımız belli olacak gibi abuk bir açıklama yapıyorsanız başınıza gelen her şey mübah o zaman. Bu yönetim de bu koç da ve bazı ruhsuz oyuncularda bu kulüpte olmayı hak etmiyor.
Not: Kaan Kural ne yapmaya çalışıyor anlamış değilim onca olaydan sonra çıkıp gazetedeki yazısının başlığını "O Kadın Fanatikleri Nasıl Tahrik Etti" diye atan adama nasıl objektif diyeceğiz. Fatih Söylemezoğlu'nu babasına bile kuralı uygular diye yüceltip Fenerbahçelileri bilgisizlikle şuçlayan adam yine faturayı gizemli ve Fenerbahçeli "o kadın" a kesmiş. Utanmadan hala oyunu seviyorum falan palavraları atma bari de biz de ona göre okuyalım.
Devamı ...
Utanç Gecesi

Bir umutla birbirinin aynısı geyikleri sırayanları taklit edeceğimi düşünenler hayal kırıklığına uğrar. Şimdiden onlara yol verelim. 2 hafta önce ak dediğimize 2 hafta sonra kara diyecek kadar şahsiyetsiz insanlar değiliz. Derbilerde olay çıkıyor, çıkması normal, bundan sonra da çıkacak. 100 yıldır olan olayları yeniymiş gibi gösterip papağan gibi aynı şeyleri tekrarlamasın kimse. Bir halt yiyince ceza alıyorsun, o hakkaniyetli olsun başka bir şey istemiyoruz.
Utanç Fenerbahçe yönetiminin utancıdır. Elbette play-off ilk turunu geçeceği muamma olan bir takıma yenilen oyuncuların da kabahati vardır fakat şu maçta suçlanacak en son insanlar onlardır. Kimsenin fiziksel saldırıya uğrayıp, 10 dakika sonra aynı ortamda maça çıkıp tüm konsantrasyonlarıyla maç oynamasını beklemiyorum. Onları bu ortama kurban eden yöneticiler utanacak en başta.
Fenerbahçe basketbol şubesi Tanjeviç operasyonundan sonraki ilk senesinde yalancı bir bahar yaşadı. O operasyonun acıları yeni yeni çıkıyor. Bir kulüp geçmişini, prensiplerini, karakterini inkar edip böyle işlere girerse sonu böyle olur. Kucağında oturduğunuz federasyon sizinle açık seçik dalga geçer ve ses çıkaramazsınız. Dibe doğru yuvarlanan basketbol takımının durumu budur.
Önce Efes Pilsen maçındaki hakem rezaleti. Saha içinde oyuncular bile çıldırdı fakat yönetim gıkını çıkaramadı. Takım doğrandı ve Fenerbahçe yönetimi bunun karşısında sessiz kaldı. Kaya ve dopingçi Kerem'in direkt tribünlere yaptığı hakaretler, ettikleri küfürler cevapsız kaldı, yönetim buna da göz yumdu.
Doping rezaleti ortaya çıktı. Bizzat başkan Aziz Yıldırım bu işin peşini bırakmayacağını söyledi. Kerem'in cezası tüm kurallar çiğnenerek yarıya indirildi. Fenerbahçe yönetimi buna karşı çıkıp konuşmadı bile. Oysa TBF ve Efes Pilsen'i uluslararası kuruluşlara şikayet edip adaletli bir ceza için destek aramaları gerekiyordu. Bununla da ilgilenmediler.
Geçen hafta TBF Efes Pilsen - Banvit maçını yöneten üç hakemini "taraflı" yönetimle suçlayıp 5 maç ceza verdi. Fenerbahçe yine ses çıkarmadı. Taraflı yönettiği TBF tarafından onaylanan hakemlerin neden meslekten men edilmediğini ve sadece 5 maç ceza aldığını yönetim yine sormadan geçti.
Sonunda dün bu beceriksiz, alengirli, çapsız yöneticilik tavan yaptı. Basketbol maçında yaşananlardan sonra takım ve hakemler soyunma odasına gitti. Yöneticin çıkıp herkesin önünde "eğer salon boşaltılmazsa oynamıyoruz" dedi ve 15 dakika sonra takım sahaya çıkarıldı. Böyle bir ortamda hiçbir oyuncunun suçu, kabahati yok. Olan biten yöneticilerin beceriksizliğinden ibaret.
Bu tabloya tepeden bir bakınca Tanjeviç'in hayırlısıyla defolup gitmesinin bu takımı düzeltmeyeceği aşikar. Transferinden oyuncularla ilişkisine, taraftarla iletişimden gelecek planına kadar müthiş bir organizasyon bozukluğu almış başını gitmiş. Basketbolun yönetim kademesi en tepeden en alt pozisyonuna kadar temizlenip düzgün bir yapılanmaya gidilmezse 90'ların sonunda olduğu gibi olacak. Yani takım dağılacak, bütçe azalacak, iyi oyuncular gidecek (ve sonra gittikleri için suçlanacaklar), neticede orta sıralara oynayan vasat bir takım kurulacak. Biz hâlâ Remzilerle, Hakyemezlerle, üç günlük çözümlerle uğraşalım. 2010 masallarını yiyen yöneticilerin ve teknik idarecilerin tek tek istifa etmesi gerekiyordu fakat öyle bir karakterleri olmadığını federasyonun kucağında hoplamalarından biliyoruz.
Maçtaki olaylarla ilgili olarak da, maçın taraftarlı devam etmesi gelecekte olacaklar için yol verdi. Şimdi gelecek cezaya göre ikinci yol da verilir. Çok ceza verilmezse bizim için daha iyi olur. 2-3 maç ceza uygun. 5 maç taraftarsızdık 2 maç daha taraftarsız oynarız. Yalnız biliyorsunuz Fenerbahçe taraftarı olay çıkartmaya karar verirse ana haberleri işgal eder. Artık federasyon da ne kadarına yol verecek, bunu düşünüp kendisi tayin etsin. Kinsey kardeşimiz de o maçta oynamasın, tribünde yanımızda olsun.
Devamı ...





