8 Ekim 2012

Alex - Aykut Hoca- Aziz Yıldırım: Sistem nerede?


Kaos'a ve kaotizme aşık bir ülkede, komplo teorilerinin kahvehane sayısı kadar bol, nezaketin aptallık, iyiniyetin saflık sayıldığı bir düşünsel kültürün göbeğinde, insanlarla iletişim gerektiren herhangi bir işi sağlıklı yapmak çok zor. Kaba, kızgın, öfkeli, bağırıp çağıran, ateşli, heyecanlı, ağzına geleni söyleyen, zenginlik ve statü sembollerini alabildiğine kullanan, beyaz gömlekli takım elbiseli her adamın İbrahim Tatlıses, Fatih Terim, Recep Tayyip Erdoğan hattında bir noktada statü elde ettiği bir yerde Alex ve Aykut Hoca gibi temelde mülayim, az konuşan, ciddi insanların toplumu tatmin edememesi de doğal.

Bu tatminsizlik öyle boyutlara ulaşıyor ki, bir büyük kitle iletişim mekanizması içerisinde insanları kendi varlıklarından, olayları da ağırlığından kopartıyoruz.

Hiç bir sağlıklı toplumda, seri katil olmadıkça, karısını evde kör testereyle kesmedikçe, bir yere bomba koyarken yakalanmadıkça veya çırılçıplak sahaya atlayıp edep yerlerini kitleye arz etmedikçe bir tercümanın istifa etmesi manşet olmaz. Savaşın eşiğinde yaşayan, 8 milletvekili, 108 gazateci, 500'ün üzerinde üniversite öğrencisinin tutuklu olduğu, sabah Bitlis gibi bir şehrinde roketatar saldırısının gerçekleştiği bir ülkede "manşet" haber buydu.

Hiçbir sağlıklı ülkede, bunca sorun varken, Bir Başbakan işinden ayrılmış bir futbolcuyu arayarak kendisini Kasımpaşaspora davet eden bir konuşma yapmaz. Lafı uzatmayayım ama içimde de kalmasın, Başbakan niye Alex'i arıyor arkadaş? Bu memlekette sorun mu yok? Hadi aradı, Başbakan niye Türkiye'de kal diyor? Adam gidecekse gider, neticede bir futbolcu. Hadi kal dedin, Kasımpaşa'nın idari menejeri misin, kulüp başkanı mısın, teknik direktörü müsün, niye "Seni Kasımpaşa'ya alalım" diyorsun? Belki adam 8 milyon € isteyecek senede, cebinden mi vereceksin? Ne yapacaksın? Başbakanların bunlarla uğraştığı bir ülkeye sağlıklı bir ülke, psikolojisi normal bir ülke gözüyle bakılır mı?


Bu sorun hepimizde olduğu için oturduğumuz yerden karakter tasarımına başlıyoruz. Üçüncü veya dördüncü vites yok. 1 yıl içerisinde Alex ve Aykut Hoca o kadar "kahraman" ve "hain" oldularki insan şaşırıyor. Halbuki, Alex'in aynı anda temiz bir aile babası, iyi bir kaptan, lider özellikleri taşıyan bir futbolcu, heykeli dikilecek bir efsane ve sinsi, yalancı, hain, kötü insan ilişkileri olan bir hıyanet abidesi olması mümkün değil. Aykut Hoca, bir yandan Fenerbahçe aşığı, "kocaman umutlarımızın sembolü", taraftarın önünde yerlere eğilecek kadar mütevazi, Yaşar Kemal'le sohbet etmeyi seçecek, bir mayıs dolayısıyla basın mensuplarının bayramlarını kutlayacak kadar düşünceli ve arkadan iş çeviren, Alex'i kıskanan, büyüklüğü kaldıramayan, küçük, hesapçı, sinsi bir insan da olamaz.

Tembel ve ahlak yoksunu bir medya ortamının ortasında yaşıyoruz. Bu medya için "gerçekler" değil sansasyon, skandal ve bunun en ucuzu matah. Çünkü "gerçekler" sıkıcı ve kolay değişmiyor. Televizyonun başında olup reklam izlemeniz için, internet sitelerine girip "tık" sayısını arttırmanız için medya yöneticilerinin genel politikası kadın poposu resmi koymak veya üzerinde konuşacağımız, birbirimize düşman olacağımız büyük sansasyonlar imal etmek.

Çünkü aslında hiç kimsenin 7/24 bir haber ajansına ihtiyacı yok. 7/24 haber ajansları Irak savaşından sonra kuruldu, zira gerçekten de medya çağında ilk kez 7/24 takip edilebilecek bir haber vardı. Bu iş bir iş olarak tanımlanınca da artık 7/24 takip edilebilecek tiynette haber yaratılma safhasına gelindi. Amerika'da da böyle, Türkiye'de de böyle, Almanya'da da böyle. 24 saat takip etmemiz gereken bir haber olmadığı için, 24 saat izlememiz, takip etmemizi gerektirecek, ucuz, basit, skandalı yoğun "dedikodular" haber olarak sunulmaya başlandı.

Beyler bayanlar, bu da bizim aklımızı iğfal etti. Hiçbir şeyi normal karşılamıyoruz.

Bakın baştan söylüyorum, Alex'i çok severim. Üstüne döktüğüm methiyeler bu blogda duruyor. Hiçbirinden pişman değilim. Ama arkadaş, Alex'in iş akdinin feshi "hıyanet", "insafsızlık", "zulüm" bandında tartışılabilecek bir konu değil? Senede 4 milyon, 5 milyon para alan bir futbolcu kulübünden ayrılmış. Aç yok, ortada kalan yok. Futbolculuk böyle bir meslek. Hiç kimse bu meslekte kimseye 8 yıl bir kulüpte oynama garantisi veremez. Ronaldinho'lar, Johan Cruyff'lar bu şansa sahip olmadı. Her futbolcunun iş akdi feshedilebilir. Bir futbolcunun iş akdinin feshini bir zulüm hikayesi gibi anlatmak akıl ile bağdaşır iş değil. Eğer birinin iş akdinin feshine isyan edeceksem, 13 milyon işsizin olduğu bu ülkede asgari ücretle 3 çocuk büyütmeye çalışan insanlar için isyan ederim. Gerçekten isyan edilecek şey, bu insanların yaşadığı dramdır. Üst yönetimde, üst seviye işlerde hiçbir profesyonel ömrü billah orada çalışmayı nasıl garanti edemezse, kurumlar da kişilere ölene kadar çalışmayı garanti edemez. Yılda 4 milyon kazanıyorsan, iş akdinin herhangi bir zaman diliminde sona erdirilebileceğini de kabul etmen lazım. Ortada bir felaket, katastrofi filan yok. Bu seviyedeki işlerin normal prosedürü budur, böyle olur, böyle olmaya da devam edecek.

Ancak bu olayı tartışmayalım demiyorum, tartışmayı doğru zeminde yapalım diyorum. Ne Alex'in işten ayrılması, ne kulübün onla çalışmak istememesi, Alex - Aykut Hoca - Aziz Yıldırım hattındaki dedikodular ve insani bir takım sorunlar mesele değil. İnsanların karakterlerini tartışma hakkımız da yok, bizi bu tartışmaya götürecek bir olay da yok. Yok soyunma odasına girdim, yok oradan çıktım, yok bacak bacak üstüne attı, yok tweet attı üzerinden gelen "kim daha terbiyeli" tartışması lise dönemleri için makul bir tartışmadır, insanlar birbirlerine küserler, ama bu seviyede, Fenerbahçe gibi bir kurumda böyle bir olayda masaya koyacağımız argümanlar bunlardan ibaret olamaz.

Esas sorun bir kaç soru ile net bir şekilde ortaya konabilir.

8 yıl takımda kalmış, kaptanlık yapmış, takıma katkısı çok yüksek, oyun zekası tartışmasız bir oyuncuyu nasıl bu kadar pespaye bir şekilde kaybettik?

Oyuncu takımdan ayrılabilir. Takıma katkısı düşüktür, yeni sistemle uyumlu değildir, mükemmel bir futbolcudur ama antremanlara çıkmıyordur, disiplinsizdir, insan ilişkisi zayıftır, aldığı ücret fazladır, ekonomik getirisi düşüktür veya basitçe kulübün yeni şemasında kendisine yer yoktur. Evet. Ama bir oyuncuyla bu şekilde ayrılınmaz.

Futbolcular teknik direktörlerle, teknik direktörler başkanlarla, başkanlar kendi yönetimleriyle, yöneticiler maaşlı çalışanlarla, maaşlı çalışanlar karılarıyla, karıları da kuaförlerle kavga edebilir. Hayat böyle bir şey. Emek yoğun işlerin tamamında insan faktörü önemlidir. Hele bu işler spor, sanat, siyaset gibi insan unsurunun kendi üretiminin belirleyici olduğu, ikamesinin de bulunmadığı alanlarda oluyorsa, daha da büyük çatışmalara gebedir.

Senede milyonlarca dolar kazanan, gazetelerde boy boy resimleri çıkan, sokakta iki adım attığında insanların ilgisine mashar olan, bizleri güldüren ve ağlatan insanların egosu da doğal olarak güçlü olur. Niye? Çünkü o bunlara sahip ve sen değilsin. Bu insanlar 20 - 35 yaş aralığındaysa, bunca maddi imkan ve manevi destek mekanizması ile karakterleri ve kendilerine duydukları hayranlık da büyür. Normal. Adamın heykelini dikecek kadar sevebiliyorsan, onun da kendisini sevmesine kızmaman gerekir. Sen heykel dikecek kadar önemsiyorsan, o da kendisini mutlaka önemseyecektir.

Yine böyle yapıları yöneten yöneticiler de egosu güçlü insanlardır. Onlar da yüksek bir gelir seviyesine sahiptir, onlar da değerlidir, kitlenin ilgisine / sevgisine mashar olur.

Bu iki güçlü egonun karşılaşmasında çatışma çıkması beş bilinmeyenli quantum denklemi değil. Ne oluyor? Sen de çalıştığın yerde patronunla kavga ediyorsun, arkasından söyleniyorsun, kafan bozuluyor, yoruluyorsun, moralin düşüyor, motivasyon bekliyorsun. Anlaşılmayacak bir şey yok.

Ancak büyük kulüpler, büyük olmaya devam etmek istiyorlarsa, ortaya çıkması muhtemel ihtilafları çözebilecek sistemler kurarlar. Sistem tanımlanmış görevleri olan ve bu görevleri belirli bir kalitede sürekli bir şekilde sunan insan istihdam etmek demek.

Kulübün sürekli oyuncuları izleyip, onların psikolojik durumlarını analiz edip, yönetime tavsiyelerde bulunan bir psikolog ekibi var mı? Ben bilmiyorum. Halbuki bu insanların psikolojilerinin doğru yönetilmesi, desteklenmesi temel bir öncelik. Oyuncu alırken de, oyuncuyu takımda kullanırken de nasıl fizik terapistine, masöre, doktora ihtiyacımız varsa, psikologa da var. Halbuki bu kadro boş.

İki, bu seviyedeki her kulüp futbolcularla yönetim arasında bir irtibat kurabilecek ara seviye yönetici ekipleri çalıştırmalıdır. Bu insanlar futbolcuların sosyal yaşamlarını takip etmeli, yaşadıkları ülkede karşılabilecekleri çevresel sorunları çözmeli, çocuklarını okula yerleştirmeli, çocuklarının okullarında sağlıklı ve güvenli eğitim alabilmesini takip etmeli, karılarını mutlu etmeli, çocukları arada bir yemeğe götürmeli, sosyal yaşam alanlarına sokmalı, doğru arkadaşlıklar edinmelerine yardımcı olmalı, dertleşmeli, paylaşmalı, sorunlarını dinlemeli ve bazen de hata yaptıklarını söylemeli. Bu kurum içi iletişim / destek mekanizması oyuncuların insani olarak ihtiyaç duydukları ilişkilerin yönetimini yapmalı, onların kulübe zarar verebilecek bir şekilde büyümesini engellemeli. Sen 8 yıldır çalıştırdığın kaptanınla bir Hakan Bilal Kutlualp, bir Volkan Ballı ayarında ilişki kuramıyorsan bu temelde senin sistem olarak hatan olduğunu gösterir. Parasını verdiğin insanla ilişkin de iyi olmak zorunda. Yapamıyorsan, hata senin.

Üç, bu seviyedeki her kulübün teknik direktörüne geniş bir ekip kurma şansı verilmeli. Üç kişiyle, 4 kişiyle olacak işler değil. Kulübün kendisine bağlı bir organizasyon takımı olmalı, basın müşavirliğinin yanı sıra teknik direktörün basın danışmanı olmalı, imaj danışmanı olmalı, yaratıcı içerik üretecek metin üretim ekipleri kurulmalı, hukuk danışmanı olmalı, psikoloğu olmalı, oyuncu takip ve izleme komiteleri kurulmalı, özel kalemi olmalı, ülke içerisindeki imajını güçlendirecek ve kamuoyuyla iletişimini sağlamlaştıracak, onun organizasyonlarını belirleyecek, yapacak ve onu bir iletişim aracı olarak kullanacak bir ekibi olmayan teknik direktör, 7/24 medya çağında köpekbalıklarının ortasına atılmış bir parça kırmızı etten başka bir manaya gelmez. Kardeşim Türkiye gibi bir ülkede yaşıyorsunuz, insanların nasıl bir fanatizm seviyesinde olduğunu, kamuoyu algısının nasıl üretildiğini, medyanın nasıl polarize olduğunu ve medya araçlarının propaganda aracı olarak algı üretimi için nasıl kullanıldığını görüyorsunuz. Doğru iletişim metotları ve strtejilerini uygulayamazsanız, çökmeye mahkumsunuz.

Dört, Fenerbahçe kendisine artık bir başkanlık katı kurmalı. Aziz Yıldırım her şeyden sorumlu insan değildir. Aziz Yıldırım'ın da bunu anlaması lazım. Her işi iyi yapamıyor. Her işi en iyi yapacak insan da kendisi değil. Aziz Yıldırım en iyi sekreter, en iyi faks çeken adam, en güzel görüntüleri bulacak kameraman, mali tabloyu en iyi takip edecek maliyeci, birinci sınıf bir inşaatçı, adına kürsü kurulacak bir hukukçu, müthiş bir hatip, benzersiz bir medya iletişim dehası değil. Nasıl kulübün masörü varsa ve o bu işi diğer herkesden iyi yaptığı için belirli bir ücretle istihdam edilip, o işi yapma sorumluluğu veriliyorsa, hayattaki başka diğer işler de personel istihdam etmeyi gerektirir. Aziz Yıldırım bu kadar kolay ulaşılan, soyunma odasına girip çıkan, oradan inşaata giden, oradan basına elini kolunu sallayarak çıkan bir insan görüntüsü veremez. Vermeyi tercih ettiğini biliyoruz, hakkı olmadığını da anlamamız lazım. Aziz Yıldırım'ın artık hukukçulara, medya iletişim danışmanlarına, 7/24 yanında olacak stratejik kararlar verecek ve bunları yönetecek danışmanlara ihtiyacı var. Daha önemlisi Aziz Yıldırım'ın da artık kendisini modern ekiplere emanet etmeye ihtiyacı var. Bunu Amerikan Başkanı yapıyor, Başbakan yapıyor, TOBB Başkanı, TÜSİAD Başkanı yapıyor. Salak mı bu adamlar? İş yapmayı mı bilmiyor? İletişim, siyasi strateji, kurum yönetiminden mi anlamıyorlar? Hayır. Bir insan bu kadar yoğun bir programda, bütün bu kamusal yönü olan ve hayatının gidişatını belirleyen her işi kendi yapamaz, sağlıklı karar alamaz, yorulur, disiplini bozulur. Bir insan bu işlerle bizzat kendi uğraşırsa, yöneticilik yapmaya vakti kalmaz. Eğer generaller siperlere gidip tüfekle ateş ederse, askere komutanlık edemez. Bizim Başkan'a ihtiyacımız var, eğer o inşaatçılık, idari menejerlik, teknik direktörlük ve gazetecilik yaparsa, Başkanlık yapmaya vakti kalmıyor demektir. Sözün gücünü iyi kullanmak, kitleyle dorğu bir şekilde iletişim kurmak, doğru pozisyonlamayı yapmak ve yönetmek için bu ekipler kuruluyor. Türkiye'de yetişmiş insanlar da var. Böyle bir ekip kurulması atla deve de değil. Fenerbahçe futbol takımına, en iyi futbolcuları, en iyi teknik direktörü, en iyi kondisyoneri layik görüyorsan, Fenerbahçe Başkanı da en iyi ekiplerle çalışmak zorunda.

Beşincisi, kardeşim her işi Başkan yapamaz. Başkan bu kadar kolay ulaşılabilir bir insan da olamaz. Yönetim nerede? Belirli yöneticilerin, bazı alanları yönetmesi ve bu sorunları halletmesi gerekir. Alex kadro dışı bırakılmış, duştan çıkıp başkanın yanına çıkıyor. Bu rezaletin daniskası. Fenerbahçe Başkanına kimse böyle langır lungur çıkamaz. Arada yönetici yok mu? Gitsin onlarla görüşsün, sorununu anlatsın, ara kademelerin çözemeyeceği büyüklük ve ehemmiyetteki sorunlarla Başkan muhatap olsun.

Altı, olay patladığı andan itibaren kriz yönetimi sıfırın altında. Alex bir tweet attı ve hepimiz altında kaldık. Halbuki böyle bir olay olduktan sonra medya ile görüşülür, doğru bilgilendirme yapılır -nasılsa öğrenecekler- bunun medya iletişimi planlanır, kim nereye ne zaman çıkacak ve ne diyecek sorusu belli olur.. Konu hakkındaki politika oluşturulur ve hareket edilir. Bu işi kendi haline bırakırsanız, sonuçta o tweet döner, sonra başka bir olay olur, sonra başka bir olay olur ve sizin muhalifleriniz bu süreçleri kullanarak işi yönlendirirler. İki artı iki dört. Medyayla zaten iyi ilişkileri olmayan, medyada sevilmeyen, temel medya yöneticilerinin hepsiyle bir çok bakımdan sorunlu bir kulübün bu süreci kendi haline bırakması, kendisini medyanın insafına bırakması demektir. Böyle bir şansımızın olmadığını anlamak için daha kaç kriz yaşamamız lazım?

Yedi, taraftarın da biraz sakin olması lazım. Bu kadar kolay ikiye ayrılacak, Alexciler Aykutcular üzerinden birbirine düşecek, birbirini hainlikle ve ağza alınmayacak laflarla suçlayacak bir kitle olmak sağlıklı değil. Tek bir olay üzerinden, binlerce başka iyi ve güzel olayın üstünü çizerek asalım, keselim, siktirsin gitsin noktasına gelmek kulübe hem zarar veriyor hem de zaten sıhhat durumumuz hakkında şüphe uyandırıyor. Bugün Alex'i kaybettik, aynı anda Aykut'u çok üzdük, Aziz Yıldırım'ı daha radikal haraketlere sürükledik, birbirimize düştük, sevgi bağlarını yok ettik. Sonuçlar, yaptıklarımızın doğru olmadğını gösteriyor. Böyle bir olayı doğru yorumlayıp, pozisyon alamayan ve kendini bu hale düşüren bir kitlenin belki sesi gür çıkar ama etkileme gücü olmaz. 3 Temmuz gibi bir süreci efsane olacak bir dayanışma ve isyan ruhuyla geçirmek duygusal hasletlerin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Ancak bu ruhu kendisini sürekli kulübün üzerinde sallanan bir demokles kılıcı haline getirir ve her olayı skandal bir komplonun uzantısı, hainlerin yeni oyunu, büyük bir savaşta atılmış fantastik bir adım olarak tanımlamak da iletişimi baştan engelliyor. Hayatta sadece hainler ve efsaneler yok. Esasında bunlar hiç yok, doğru ve yanlış hareketler yapan insanlar var. Roma'nın sahibi kitledir ve kitle sürekli kan isterse en sonunda yöneticiler verecek kan yoksa da birilerini kesip kitlenin önüne atmayı öğrenirler. Sürekli olay beklentisi içerisinde olursanız o olaylar mutlaka yaratılır. Biz de buna kulübe destek olmak değil, kaos bağımlılığı deriz ve bu sürecin de kulübe zarar verdiğini söylemek zorunda kalırız.

Alex gider, Aykut Hoca gider, Aziz Yıldırım da gider. Kulüpler kişilerle kaim değil. Ancak bu olaylar, kurumların eksiklerini görerek kendilerini yenileyebielcekleri bir alan olmalı. Ben daha güçlü bir Fenerbahçe istiyorum. Ben kişilerin "bizzat kendi yaptıkları" ile değil, bir lider olarak kuruma yaptırdıkları ile övündüğü bir Fenerbahçe istiyorum. Ben sosyal hayat içerisinde olan, Bitlis'te çocuklarla, Batman'da insanlarla oturan, İstanbul'da zor durumda olanların yanında olan, mazlumların arkasında, zalimlerin karşısında kendisini konumlamış, finansal durumu yüksek, kamuoyu iletişimi güçlü, sadece spor alanında değil ama sosyal hayatın her alanında söyleyecek sözü olan ve bu sözleri söyleyen, medya tarafından karanlık dehlizlerine yuvarlanmak yerine medyayı bir araç olarak kullanıp kendi düşüncelerini aksettirebilen, tıkır tıkır çalışan bir sistem istiyorum. Bunu kurabildiğimiz gün, Fenerbahçe sadece sahada kazanmayacak, Fenerbahçe kalpleri, gönülleri ve düşünceleri de kazanacak.

O kadar zor değil, başarmak için bir kaç küçük adım bekliyor sadece.
Devamı ...

9 Eylül 2012

Aykut Kocaman Röpörtajına Dair


Aykut Kocaman çok uzun bir aradan sonra bir canlı yayında bu kadar kapsamlı bir röpörtaj verdi. Söyledikleri, ima ettikleri ve söylemedikleriyle bir hayli ilginç bir röpörtajdı. Öncelikle hocanın kendini ifade etme yeteneğine, ego manyağı antrenörler gibi dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü düşünmeden açık sözlü haline saygı duymak lazım. Zaten Aykut Kocaman'a taraftarın duyduğu sevgi ve güven saha içi tercihler ya da kararlardan ziyade saha dışındaki bu şık duruşundan kaynaklanıyor.
Hocanın röpörtajda değindiği en önemli şey Alex mevzusunu kendi açısından değerlendirdiği bölümdü. Alex'e Spartak maçı için kendisini kullanmayı düşünmediğini 10 gün önce söylediğini Alex'in bu duruma fiili bir tepki göstermediğini Hoca'nın ağzından öğrendik. Aykut Kocaman ayrıca Gaziantep maçındaki "Aykut söyle Alex nerede" tezahüratını da organize ve planlı bir eylem olarak gördüğünü beyan etti. Benim anladığım kadarıyla Aykut Kocaman, Alex'in attığı tweet ve sonrasındaki spekülasyon ortamı ve tribün tepkisinin Fenerbahçe'ye karşı dışarıdan bir "görünmez el" tarafından planlandığını düşünüyor.

Burada kilit mesele Alex'in bu görünmez el tarafından dolduruşa getirilip böyle bir tavır takınması mı yoksa bizzat bu el tarafından planlanan operasyonda Alex'in inisiyatifi kendisinin alarak araçsal bir rol üstlenmesi mi? İkinci durum olduğunu düşünüyorsa Alex'in kadroda bir saniye kalması gibi bir şeyi düşünmek mümkün olmadığından belli ki ilk seçeneği düşünüyor. Yani Fenerbahçe üzerinde tartışma açmak isteyen bir grup vasıtasıyla Alex'in hocaya karşı dolduruşa getirildiğini düşünüyor.

Fenerbahçe'nin 3 Temmuz sonrası normalleşmesi epey bir zaman alacak bu gidişle. Kulüp öyle düşmanca bir muamelenin içinden geçti ki artık her görüş ayrılığı bir tehdit, her husursuzluk büyük bir komplo işareti gibi algılanıyor camia tarafından. Kulüp içi iletişim kanallarının çalışmaması, yönetimin yine tek adamlı bir monoblok olarak gözükmesi, ve yönetim kurulu üyelerinin son derece düşük profilli kişiler olması, ve kulüp muhalefetinin de ayan beyan değil bir yeraltı örgütlenmesi şeklinde olması nedenleri biraraya gelince Fenerbahçe bir spor kulübü değil Bizans İmparatorluğu haline geliyor. Bu normalleşmeyi nasıl sağlayacağız bilmiyorum o ayrı bir yazının konusu biz geçelim hocanın diğer açıklamalarına.

Aykut Kocaman'ın Alex'siz Fenerbahçe kurgusundaki en önemli gerekçelerinden biri Fenerbahçe'nin koşu mesafesinin Avrupa'nın elit takımlarından daha geride olması. Uzun vadede box to box oyuncu tipinin Fenerbahçe'ye hakim olacağını öğreniyoruz hocanın söylediklerinden. Hoca, koşma ve sprint mesafesinin önemini vurguladıktan sonra bunu fetişleştirmediğini de söylüyor, yani hem koşan ama hem de oyunun iki yönünü oynayabilen oyuncular istediklerini,ikisinin de eşdeğer önemde olduğunu belirtiyor. Hocanın söylediği teorik olarak doğru olabilir ama Fenerbahçe'de Alex'in oynamaması takımın fiziksel direncini diyelim %20 arttırırken takımın zekasını %50-%60 azaltıyor. Hoca Alex'siz bir takım yaratmak istiyorsa Alex'in oyun zekasının Christian, Topuz Selçuk ya da Meireles ile kapanmayacağını da hesap etmek zorunda.

Hocanın Spartak maçına dair söyledikleri de bir hayli tartışmalı. Aykut Kocaman Barcelona dışındaki hiç bir takımın Fenerbahçe'nin ikinci maçın ikinci yarısında yaptığı gibi Spartak'ı baskı altına alamayacağını söylüyor. Son 45 dakika ofansı düşündüğü zaman Spartak'ı baskı altına alabilen takımın neden 135 dakikalık bölümde son derece çekingen bir oyun oynadığını sormamız lazım Hoca'ya. Ayrıca strateji olarak Alex'siz oynanması düşünülen bir eşleşmede Fenerbahçe'nin etkili olduğu tek bölümün neden Alex'li bölüm olduğu da açıklanmaya muhtaç. Aykut Kocaman röpörtajda Spartak maçını çok önemsediğini, kaybedilen Galatasaray Süper Kupa finali ve ligdeki beraberliğin bu maça dair hesaplar yüzünden olduğunu belirtti. Ben burada Hoca'nın ciddi bir hata yaptığını düşünüyorum.

Bazen o an uğraştığımız şeye o kadar yoğunlaşırız ki onu bağlamından çıkarıp olduğundan daha önemli görürüz.Her doktorun uzmanlaştığı üstünde yıllarca çalıştığı alanı tıpın en önemli alanı olarak görmesi gibi. Bir hedefe içinde ezeli rakibinizle oynadığınız maçı feda edecek derecede odaklanmak o rakibi gözünde büyütmeyi/abartmayı da beraberinde getirir. Aykut Kocaman'ın Spartak maçını bu denli önemli görmesi Spartak'ı da gözünde büyütmesine yol açmış ve maça dair planlarını da tamamen rakip odaklı olarak yapmış. Ben Spartak'ın Aykut Kocaman'ın gözünde büyüttüğü kadar iyi bir takım olmadığını düşünüyorum. Daha genel olarak söyleyeyim her hangi bir branşta rakibe bu kadar odaklanmanın, kendi yapabileceklerinden ziyade rakibin kapasitesiyle ilgilenmenin sorunlu bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. İki senedir Galatasaray maçlarında yaşadığımız temel problem de bu. "Biz Galatasaray'a karşı ne yaparız" dan ziyade "Galatasaray bize karşı ne yapar" sorusunun daha baskın olması hocayı proaktif konumdan sürekli muhafazakar bir konuma sürüklüyor.

Hoşuma giden bir ayrıntıyı da belirteyim. Aykut Kocaman'ı oyunculuğunda bile bu kadar iddialı konuşurken görmemiştim, Takıma ve oyunculara güveninin sözde değil gerçekten içten olduğunu ifadesinden anlamak mümkün.Umarım bu güven duygusunu takıma da aşılayabilmeyi başarır.

Kimse eleştiriden muaf değil Aykut Kocaman da herkesin teknik direktör olduğu bu memlekette yaptıkları ya da yapmadıklarıyla eleştirilecek, bu gayet doğal. Fenerbahçelinin özen göstermesi gereken şey artık varlığından, 7/24 saat çalıştığından emin olduğumuz bir linç cephesinin değirmenine su taşıyacak şeyleri yapmamak. Antrenörü eleştirirken onu itibarsızlaştırmak için tetikte bekleyen bir cepheye lojistik destek sağlamamak.

Takım hakkında da hocanın sezon başı performansı hakkında da son derece karamsardım, ama Aykut Kocaman'ın iddialı hali ve 1,5 ay içinde takımın üst seviyeye çıkacağından gayet emin konuşması benim gibi kötümser birisinde bile temkinli iyimserliğe yol açtı. Aykut Kocaman ismini ilk duyduğumda 7 yaşında bir Antalya-Konya şehirler arası otobüsünde şöförün yanında bir taburede radyodan anlatılan maçı dinliyordum. Rize'de ilk yarı 0-0 bitmiş ikinci yarı oyuna giren Aykut 4 gol atmış ve biz 5-0 kazanmıştık. Şaşaalı 88-89 sezonunun ilk maçıydı. Yani Hoca'nın ismi de cismi de duruşu da 7 yaşından beri her daim bir umut vadetmiştir benim için. Umarım hayalindeki Fenerbahçe'yi gerçeğe dönüştürür.



Devamı ...

26 Ağustos 2012

Kocaman Alex


Aykut Kocaman ve Alex De Souza'yı canlı gözlerle seyretmiş çoğumuz için son günlerde yaşanan olayların aramızda bir sinir harbine dönüşmesi çok normal. Fakat iş o kadar kontrolden çıktı ki, 3 Temmuz sürecinin muazzam bir şekilde birleştirdiği taraftar sosyal medyada birbirini kesmeye(!) başladı. Sosyal medya deyip geçmemek lazım zira tribünlere yansıması çok da farklı olmuyor.

Öncelikle olayların çıkış noktasını hatırlamak lazım, toplum olarak günlük gündemimizle o kadar fazla haşır neşir oluyoruz ki, dün ve ondan önceki gün yaşananları tamamen unutuyoruz.

Aykut Kocaman, Fenerbahçe'den haksız ve vefasız bir şekilde gönderilen bir Fenerbahçe'li olarak sportif direktör olarak görevlendirildiği günden beri vakur, sakin, kararlı ve dik duruşuyla, 3 Temmuz sürecinde camianın üzerine ferahlatıcı etki yarattı. Bu deneyimi yaşamış olan bizler biliyoruz ki, Kocaman ne görev alırsa alsın iyi bir 'Lider' olduğunu tüm ülkeye çoktan ispatladı. Bu onun ilk liderlik gösterisi de değildi. Daha önce Daum'un gönderilmesi sırasında 'kötü adam' olmayı göze aldı ve yönetimi her türlü eleştiriden uzak tuttu.

Yönetim de bu işi sevdi. Tüm sorumluluk Aykut Kocaman'ın üzerindeyken, uzun yıllar boyu türlü olaylarla azalan kredileri etkilenmeden hayatlarına devam edebilme şansına sahip oldular. Bu şartlarda Aykut Kocaman'ın sahada olmak istemesi normaldi, yönetim de sportif direktör olarak sorumluluk yüklenen Aykut Kocaman'ın teknik direktör olarak da sorumluluğun tamamını almasına itiraz etmedi.

Malum 2010 - 2011 sezonunda yönetim de bu kararının arkasında durdu. İşler kötü giderken Aykut Kocaman'a gösterdikleri güven ve direnç ile sezon ortasında doruğa ulaşan kelle isteyen sesleri susturmak ve yola devam etmek mümkün oldu. Bu dönemde yönetim de Aykut Kocaman ile çalışmanın avantajlarını kullandı, yabancı teknik direktörler gibi söylenmeyen, kulübü ve reflekslerini bilen, kimi zaman öne çıkarak sorumluluğu paylaşan, bütçe yönetimi konusunda hassas bir teknik direktörle çalışmanın verdiği konfor onlar için de fazlasıyla büyüktü.

Gelelim Alex meselesine. O çoğumuz için Fenerbahçe'nin tam da kendisi. Bize yaşattıklarını asla unutamayız. Şu an Fenerbahçe taraftarı için Lefter ne ise Alex de o. Fenerbahçe'yi gördüğü anda Alex'i görmüş milyonlar var. Bu sevgi onu tanrılaştırdı. Taraflı tarafsız herkesin Alex'e olan sevgi ve saygısı Fenerbahçeliler için şartsız, koşulsuz, engellenemez bir sahiplenmeye dönüştü. Bu çok 'normal' olan durum ise, ne kadar profesyonel ve mütevazi görsek de Alex'i farklı davranışlar sergilemeye itti. Öyle ki, 0-0 giden ve etkisiz olduğu bir maçta bile 80. dakikada oyundan çıkmasına sinirlendi, itiraz etti, maç sonu eleştirel yaklaşımlar sergiledi. Taraftarın gözündeki 'tanrı' rolünü hiçbir şekilde kaybetmek ya da taviz vermek istemiyordu. Ben sakat değilsem, etkisiz de olsam 90 dakika oyunda kalmalıyım mesajını her defasında verdi taraftara.

Aykut Kocaman'ın sanıldığı gibi geldiğinden beri Alex'i göndermek istediğine kesinlikle inanmıyorum. Ama taktik anlayışına göre yedek bırakmak istediği çok maç olduğuna eminim. Taraftar ve yönetim baskısı ile çok maçta oynattığına da eminim. Yaşını ve yaşayabileceği sakatlıkları da düşünerek Alex'e bağımlı bir Fenerbahçe futbol takımı antrenörü olmak istemiyor. İlk senesinde bununla ilgili açık açık bir sürü demeç verdi. Denemeler yaptı, fakat Aziz Yıldırım'ın 3 sene üst üste şampiyonluk sözünün ilk senesinde bunu denemesinin bir kazaya sebep olabileceğini gören Başkan duruma müdahale etti. Fakat bu denemeler bile Alex'i motive etmeye yetmişti, arkasından müthiş bir performans göstererek Fenerbahçe'ye şampiyonluğu kazandırdı. Arkasından 3 Temmuz ile başlayan malum sezonda Alex gibi tecrübeli ve lider özellikleri olan bir futbolcuyu kaybetmek istemeyen Aykut Kocaman ondan hiç vazgeçmedi.

Bu sezon başında ise zaman zaman Alex'i yedek bırakacağını açık açık söylediği bir sezona girdik. Ve ilk kez bence çok da haklı olarak çok önemli bir maçta Moskova'da orta saha direncini arttırmak için yedek bıraktı Alex'i. Ne olduysa ondan sonra oldu ve Alex'in meşhur 'kıskançlık' mesajı geldi arkasından. Twitter'ı etki bir şekilde kullanan ve çok yakından takip edildiğini bile bile yine antrenörünün kişiliğine saldıran bir yazı yazmıştı. Zaten Aykut Kocaman'ın imajını ve dik duruşunu bozmak için tetikte bekleyen, 'mühürlenen villa' haberleriyle yoklamalar çeken medyanın eline bombayı bırakıyordu. Akıl aldığı ve dert yandığı arkadaşlarının bazılarının malum kişilere yakınlığı ve onların eline koz verecek o malum sms olayı ise tam bir facia.

Sonuç itibariyle iki akşam önecki kadro dışı bırakılma haberleri ve Alex'in yine twitter'dan 'mutsuzum' 'sakat değilim, hocanın karar' diye yazması ön yargılarla dolu ve geçen seneyi yaşanmamış gibi hafızasından silip atanların yemek tabağına bırakıyordu Aykut Kocaman'ı.

Bu kadar şey yazdık ve bir eksiklik gözünüze mutlaka çarpıyordur. YÖNETİM ve BAŞKAN. Onlar bu işin neresindeler, neden sesleri çıkmıyor, neden müdahale etmiyorlar? Sebebi çok basit, hem malum süreç bitmedi, devam ediyor hem de kimse Alex'i gönderen 'kötü adam' olmak istemiyor. Ve ilk göreve geldiği günden beri arkasına saklandıkları Aykut Kocaman'ı ön plana iterek arka tarafta sessizce bekliyorlar. Bu durum da Aykut Kocaman'ın hata yapmasına sebep oluyor.

Evet ilk günden beri bu krizi yönetemeyen ve Aykut Kocaman'ın kredisinden ve imajından faydalanarak arka planda kalan yönetimin bu 'kapı arkası' tavrı Aykut Kocaman'ın hata yapmasına ve harcanmaya çalışılmasına çanak tutuyor. Aykut Kocaman'ın teknik ve taktik olarak kusursuz olduğunu iddia edemeyiz, elbette ki birçok hatası vardır, bundan sonra da olacaktır. Alex konusunda da yanlışı vardır. Taraftarın ve camia'nın 'tanrı' gözüyle baktığı adamı idare etmek için özel seanslar düzenleyip, bir şekilde mutlu olmasını sağlayabilirdi. eğer hiç düşünmüyorsa kadroda (ki ben buna inanmıyorum, ondan faydalanmak istiyor ama sürekli değil) bunu sezon başında söylemeli ve yolları en başından ayırmalıydı.

Bir diğer faktör ise Emre'nin gönderilmesi ile orta sahaya bir türlü yapılmayan transferin de faturasının Aykut Kocaman'a çıkarılması. Ben ilk günden beri Emre gibi bir orta saha oyuncusunu kaybeden bir antrenörün orta sahaya transfer istememesine inanmıyorum. Aylarca orta saha için Hamit, Diarra, Costa gibi futbolcularla defalarca görüşmeler yapıp, alamayan yönetimin Aykut Kocaman transfer istemedi demesi 'alamadık' demesinden çok daha kolay tabi.

Son olarak, Alex, ben de dahil olmak üzere bir çoğumuzun 'tanrısı'... Ve Alex bunun feci olarak farkında.... Ama olaya derinlemesine şöyle bir bakarsak Aykut Kocaman'a hakaret etmek, istifasını istemek ve kelle avcılığına çıkmak için de olay çok 'iki taraflı'... Bize düşen ikisine de aynı oranda sahip çıkarak, sakince gelişmelere bakmak. İyi niyetli bakarsak bu tür krizler ve kaoslar hem Fenerbahçe için hem de Fenerbahçe efsaneleri Aykut ve Alex için bir motivasyon kaynağına dönüşebilir.

Yazar: Onur Kütük
Devamı ...

19 Eylül 2011

Alex'in Fenerbahçe'de Penaltı İstatistikleri


FB-BJK
(fotoğraf: www.fenerbahceliyiz.biz)

Önce toplam gol sayısı istatistiğine bir düzeltme: Dünyanın hiçbir yerinde seri penaltılarda atılan goller gol istatistiğine sayılmaz, o yüzden Alex'in toplam gol sayısı 155 değil 154'tür. 2004-05 Türkiye Kupası maçında Denizlispor'a seri penaltılarda attığı gol bu gol istatistiğine dahil değildir. Alex, Fenerbahçe kariyerinde 35 penaltı atışı kullandı (sadece maç içindeki penaltılar), bunlarda 31 tanesini gol yaptı, bu hafta Gaziantep'te 4. penaltısını kaçırdı. Yani penaltıyı gole çevirme oranı şu anda % 89. Penaltı kaçırdığı takımlar ise Samsunspor, Celta Vigo, Trabzonspor ve Gaziantepspor.

Premier ligde bu sezon hariç son 10 sezonun penaltıyı gole çevirme oranı % 81 [1], son 5 Dünya Kupasında maç içinde atılan penaltıların gol olma oranı yine % 81 [2]. Profesyonel futbolda penaltı atışları üzerine yapılan araştırmalardan da penaltıların gol olma oranınının % 80 civarında olduğunu söylemek mümkün. Yani Alex futbol ortalamasından daha iyi bir penaltıcı.

Simon Kuper, Soccernomics'te penaltılara bir bölüm ayırmış. Genel olarak argümanı şunu söylüyor: "Penaltıcılar atacakları tarafı rastgele bir düzende belirleyerek kalecilerin kurtarma şansını minimuma indiriyor. İyi bir penaltıcı topun başına geçtiğinde kendisi bile atacağı tarafı bilmiyor." Alex'in rakamları bunu doğruluyor:

Alex, kullandığı 35 penaltıdan 17 tanesini kendi soluna (kalecinin sağına), 17 tanesini sağına, 1 tanesini ortaya doğru kullanmış.

Tercih ettiği bir taraf olduğunu söylemek zor. Başka ilginç bir istatistik daha var.

Ortaya kullandığı tek penaltıyı kaçırdı (İzmir'deki Trabzonspor maçı). Kaçırdığı diğer üç penaltının hepsini de kendi soluna vurdu. Yani sol ayaklı olmasına rağmen kendi sağına vurduğu hiçbir penaltıyı kaçırmadı. Ayrıca kaçırdığı 4 penaltı da Kadıköy dışında (Trabzonspor maçı ceza nedeniyle İzmir'de ve diğer maçlar deplasmanda).

Gol yaptığı 31 penaltıdan 17'sini kendi sağına, 14'ünü kendi soluna kullanarak attı. Penaltılarının uyduğu bazı kalıplar da var: Kendi soluna attığı penaltıların tümünü direğin dibine doğru veya alçak vuruyor. Sağına kullandıklarının ise 10 tanesini direk dibine vururken 7 tanesini üst direğe yakın bir yere vuruyor. Yalnız artık üste doğru yaptığı vuruşları azalttı ve son 14 penaltısından 13 tanesini direk dibine doğru veya alçak attı (bunların 12 tanesi gol oldu).

Alex'in Fenerbahçe'de attığı penaltı gollerinde penaltıyı yaptıran oyuncuların ilk 3'ü: Kendisi (5 kez), Niang (3), Anelka (3).

En fazla penaltı golü attığı takımlar da şöyle: Beşiktaş (4), Ankaragücü (4), Eskişehirspor (3), Gençlerbirliği (3).
Devamı ...

25 Haziran 2011

Alex de Souza Fenerbahçe İstatistikleri - 6) Rakiplere Gol İstatistikleri



Bu sezonun en gözde istatistik bilgilerindendi bu. Özellikle Beşiktaş'a üç gol attıktan sonra bol bol bahsedildi hangi takıma kaç gol attığından. Aşağıdaki tabloların ilkinde ligde hangi rakibe kaç gol attığı, ikincisinde tüm resmî maçlarda hangi rakibe kaç gol attığı gösteriliyor. Ligde uzun süredir lider durumda olan Gençlerbirliği son haftalarda Ankaragücü'nün atağına karşı koyamadı ve ikinci sıraya geriledi. Beşiktaş istikrarı ile artık ligde olmayan Ankaraspor'un üçüncülüğüne ortak oldu. Tüm resmî maçlar tablosunda ise Beşiktaş ilk sırada, Ankaragücü'nün 5 gollük atağı ancak liderliği paylaştırmaya yetti. Genel tablodan Alex'in gol atmadığı takımlar çıkarıldı, özellikle Türkiye Kupası'nda forma giymediği çok maç var. Ligde ise tabloda görüldüğü gibi son 7 sezonda birinci ligde oynayan iki takıma karşı golü yok, Sakaryaspor ve Kocaelispor.


Alex'in 2010-11 sezonu sonunda ligde oynadığı rakiplere gol istatistikleri


Alex'in 2010-11 sezonu sonunda tüm resmî maçlarda oynadığı rakiplere gol istatistikleri


Son Güncelleme: 25 Haziran 2011
Devamı ...

20 Haziran 2011

Alex de Souza Fenerbahçe İstatistikleri - 5) Sezonluk İç ve Dış Saha İstatistikleri



İç saha ve deplasman istatistiklerinde takımların ceza alıp başka bir şehirde veya seyircisiz oynadıkları maçlar dikkate alınmadı. Tarafsız sahada oynanan kupa finalleri ise yine deplasman maçı olarak yazıldı. Aşağıdaki tabloların ilk ikinsinde lig istatistikleri, son ikisinde tüm maçlardaki istatistikleri var. Resimlerin üzerine tıklayarak daha net görebilirsiniz.


İlk tablo ligde iç saha maçları, ikincisi ligde dış saha maçları performansı.

Alex'in 2010-11 sezonu sonunda ligdeki sezonluk iç saha istatistikleri


Alex'in 2010-11 sezonu sonunda ligdeki sezonluk dış saha istatistikleri


Üçüncü tablo tüm resmi maçlarda iç sahadaki, sonuncu tablo da tüm resmi maçlarda dış saha performansını gösteriyor.

Alex'in 2010-11 sezonu sonunda tüm resmi maçlardaki iç saha istatistikleri (Lig, Türkiye Kupası, Avrupa Kupaları maçları)


Alex'in 2010-11 sezonu sonunda tüm resmi maçlardaki dış saha istatistikleri (Lig, Türkiye Kupası, Süper Kupa, Avrupa Kupaları maçları)



Son Güncelleme: 20 Haziran 2011

As: As başladığı maç sayısı.
Yedek: Sonradan girdiği maç sayısı.
Oynamadığı: Hiç süre almadığı maç sayısı.
Süre: Dakika cinsinden forma giydiği toplam süre.
Asist: Asist sayısı.
Toplam Gol: Gol sayısı.
Penaltı: Penaltıdan attığı gol sayısı.
Gol (Kafa): Kafa golü sayısı.
Sarı Kart: Gördüğü sarı kart sayısı.
Kırmızı Kart: Gördüğü kırmızı kart sayısı.
Devamı ...

11 Haziran 2011

Alex de Souza Fenerbahçe İstatistikleri - 4) "Büyük Maç" İstatistikleri



"Büyük maç" istatistiklerine Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor ve ön elemeler hariç Şampiyonlar Ligi maçları dahil. İç saha ve deplasman istatistiklerinde takımların ceza alıp başka bir şehirde veya seyircisiz oynadıkları maçlar dikkate alınmadı. Tarafsız sahada oynanan kupa finalleri ise deplasman maçı olarak yazıldı.

Alex'in 2010-11 sezonu sonunda Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor ve Şampiyonlar Ligi maçlarındaki performansı


As: As başladığı maç sayısı.
Yedek: Sonradan girdiği maç sayısı.
Oynamadığı: Hiç süre almadığı maç sayısı.
Süre: Dakika cinsinden forma giydiği toplam süre.
Asist: Asist sayısı.
Gol: Gol sayısı.
Devamı ...

7 Haziran 2011

Alex de Souza Fenerbahçe İstatistikleri - 3) Oyuna Etki İstatistikleri



Aşağıdaki tabloların ilk ikisinde Alex'in en az bir gol attığı maçlarda takımın performansı var. İlk tabloda ligdeki durum, ikincisinde tüm maçlardaki durum veriliyor. Örneğin 2010-11 sezonunda ligde Alex'in gol attığı 18 maçta 17 galibiyet 1 mağlubiyet var. Alex'in gol atmadığı (hiç süre almadığı maçlar da dahil) 16 maçta ise 9 galibiyet, 4 beraberlik, 3 mağlubiyet var. Sondaki sütunda galibiyet oranı var.

Sondaki iki tabloda ise Alex'in 70 dakika üzerinde süre aldığı maçlar ve 70 dakikadan az süre aldığı (hiç oynamadıkları da dahil) maçlardaki performanslar veriliyor. Üçüncü tabloda ligdeki durum, dördüncü tabloda tüm resmi maçlardaki durum gösteriliyor.

Alex'in 2010-11 sezonu sonunda ligde gol attığı ve gol atmadığı maçlarda takımın performansı

Alex'in 2010-11 sezonu sonunda tüm resmi maçlarda gol attığı ve gol atmadığı maçlarda takımın performansı

Alex'in 2010-11 sezonu sonunda ligde 70 dakikadan fazla süre bulduğu maçlarda takımın performansı

Alex'in 2010-11 sezonu sonunda tüm resmi maçlarda 70 dakikadan az süre bulduğu maçlarda takımın performansı

Son Güncelleme: 7 Haziran 2011

G: Galibiyet.
B: Beraberlik.
M: Mağlubiyet.
Devamı ...

6 Haziran 2011

Alex de Souza Fenerbahçe İstatistikleri - 2) Turnuva İstatistikleri



Aşağıdaki tabloların ilkinde farklı turnuvalardaki toplam istatistikleri, ikincisinde eleme maçları hariç UEFA Kupası ve Şampiyonlar Ligi'ndeki sezon istatistikleri var. Resimlerin üzerine tıklayarak daha net görebilirsiniz.

Not: Sezon içinde bazı gazeteler Alex istatistiklerini verirken Türkiye Kupası'nda 15 golü olduğunu yazmıştı. Bu istatistiğe 2004-05 sezonunda Denizlispor'la oynanan kupa maçındaki seri penaltılarda attığı golü de dahil ettikleri için bir fazla gol yazıyorlar. Alex'in Türkiye Kupası'nda aslında 14 golü var.

Lig: Türkiye Ligi.
TR Kupası: Türkiye Kupası.
Süper K.: Süper Kupa.
Av. K. El.: Avrupa Kupaları Eleme maçları.
UEFA K.: UEFA Kupası (Avrupa Ligi) maçları.
Şamp L.: Şampiyonlar Ligi maçları.

Alex'in 2010-11 sezonu sonunda turnuva istatistikleri


Alex'in 2010-11 sezonu sonunda eleme maçları hariç UEFA Kupası ve Şampiyonlar Ligi sezon istatistikleri


Son Güncelleme: 6 Haziran 2011

As: As başladığı maç sayısı.
Yedek: Sonradan girdiği maç sayısı.
Oynamadığı: Hiç süre almadığı maç sayısı.
Süre: Dakika cinsinden forma giydiği toplam süre.
Asist: Asist sayısı.
Toplam Gol: Gol sayısı.
Penaltı: Penaltıdan attığı gol sayısı.
Gol (Kafa): Kafa golü sayısı.
Sarı Kart: Gördüğü sarı kart sayısı.
Kırmızı Kart: Gördüğü kırmızı kart sayısı.
Devamı ...

5 Haziran 2011

Alex de Souza Fenerbahçe İstatistikleri - 1) Sezon İstatistikleri



Sezonun son maçlarında twitter hesabımızdan Alex'in istatistiklerini paylaşıyorduk. Alex'in Fenerbahçe'deki 7 sezonuna ait istatistikleri çıkarttık ve elimizdekileri bölüm bölüm paylaşacağız. Asist istatistiği çıkarmanın kesin bir yöntemi yok, şuradaki linkte nasıl hesapladığımız anlatılıyor. Elimizden geldiğince tutarlı olmaya çalıştık asist konusunda. Lig TV'nin, turkfutbolu.net'in, transfermarkt'ın ve Alex'in kendi sitesinin de asist istatistikleri de birbirini tutmuyor ama üç aşağı beş yukarı aynı sayıdalar, bizim sayılar da uyumlu. Zaten genel bir fikir vermesi açısından rakamlara bakıyoruz. İlk istatistikler sezonluk lig ve toplam istatistikleri.

Aşağıdaki tabloların ilkinde lig istatistikleri, ikincisinde tüm maçlardaki istatistikleri var. Resimlerin üzerine tıklayarak daha net görebilirsiniz.

Alex'in 2010-11 sezonu sonunda ligdeki sezon istatistikleri


Alex'in 2010-11 sezonu sonunda tüm resmi maçlardaki sezon istatistikleri (Lig, Türkiye Kupası, Süper Kupa, Avrupa Kupaları maçları)


Son Güncelleme: 5 Haziran 2011

As: As başladığı maç sayısı.
Yedek: Sonradan girdiği maç sayısı.
Oynamadığı: Hiç süre almadığı maç sayısı.
Süre: Dakika cinsinden forma giydiği toplam süre.
Asist: Asist sayısı.
Toplam Gol: Gol sayısı.
Penaltı: Penaltıdan attığı gol sayısı.
Gol (Kafa): Kafa golü sayısı.
Sarı Kart: Gördüğü sarı kart sayısı.
Kırmızı Kart: Gördüğü kırmızı kart sayısı.
Devamı ...

4 Mayıs 2011

Alex'li 4-3-3



Fenerbahçe'nin bu sezon maçın son 15 dakikasına önde girdiğinde uyguladığı bir 4-3-3 var. Maça başlanılan 4-2-3-1'in en önde oynayan oyuncusu sağ kanada geçiyor, Mehmet Topuz orta sahada sağ iç, Emre sol iç oynamaya başlıyor, Alex en öndeki oyuncu oluyor. Son kısmına önde girilen maçlarda orta sahaya bir tane fazla oyuncu koyup top rakipteyken 4-5-1 ile savunma yapmak için kullanıyoruz büyük ihtimalle. Büyükşehir Belediye maçında ise ilginç bir şey oldu ve ikinci yarıya bu şekilde başladık ve bütün yarıyı bu taktikle oynadık.

Önce takımın aldığı düzeni gösterelim. Bu sistemle oynarken defans düzenine yerleşen takım tepeden şöyle görünüyor. 4-5-1 düzenine geçip top kazanılmaya çalışılıyor. (Defanslar gri, orta saha üçlüsü lacivert, forvet üçlüsü sarıyla gösteriliyor).


Top kazanıldığında ise şöyle bir diziliş oluyor.


Aslında burada vurgulanması gereken nokta bu dizilişin Büyükşehir Belediye maçında tüm yarı oynanması ve 70. dakikada Caner ve Güiza girdikten sonra bile değişmemesi. Yani Güiza girdikten sonra Semih'in ikinci yarı pozisyonunda, sağ açıkta, oynamaya devam etti. Böyle bir taktikle takımın defansif gücünün arttığı doğru. Aşağıdaki gibi rakibin defansından topla çıktığı durumlarda kanatlardan gelen rakibi karşılayan oyuncu o kanada yakın oynayan orta saha oyuncusu oluyor. Burada soldan çıkan rakibi Mehmet Topuz karşılıyor.


Fakat son 10 dakikada skoru korumak için böyle oynamakla tüm yarıyı böyle oynamak arasında bir fark ortaya çıkıyor. Fenerbahçe 2-0 önde olduğu için kendi sahasında tüm yarıyı topu rakibe verip gelmesini bekleyerek oynayacak değil. Gol yememeyi garantilemek isterken bir gol daha arıyor ve paslı oyununa devam ediyor. Böyle olunca ortadaki üçlü tıpkı ilk yarıdaki gibi prese devam ediyor. Bu maçın ikinci yarısında birçok pozisyonda orta sahadan iki oyuncu aynı anda topa baskı yapmak için ileri çıktı. En uçtaki oyuncu ile aralarında başka oyuncu da kalmayınca oyun kuruculuk rolü de orta saha üçlüsünden ileri çıkan bu iki oyuncuya kalıyor. Böyle bir durumda top kaptırıldığında ise rakip atağı orta sahada oluşan boşluk nedeniyle çok hızlı gelişebiliyor. Aslında uyumlu bir takımla bu sorun giderilebilir. Örneğin aşağıdaki karede verdiğimiz en ciddi pozisyon var. Emre ve Mehmet aynı anda baskıya çıkıp topun ilerisinde kaldıkları için orta sahada büyük bir boşluk oluşuyor. Semih tehlikeyi sezip koşmaya başlıyor fakat birincisi defansif sezgilerinin zayıflığı nedeniyle geç kalması, ikincisi bir kanat oyuncusuna göre çok yavaş olması nedeniyle rakibine yetişemiyor.


Başka bir sorun da Alex'in en uçta oynayan oyuncu olduğunda veriminin düşmesi. Alex'i yıllardır tanıyoruz. En verimli olduğu pozisyon forvet arkasında, ceza alanına yakın topla buluşmaya elverişli olduğu pozisyon. Öndeki forvet oynamak için yavaş. Zaten Alex'in forvet koşuları da tipik bir bitirici forvetin yaptığı koşulardan değil. O, rakibi sürükleyip alan yaratmak değil, yaratılan boş alanları kullanmak için yaratılmış bir futbol dehası. Rıdvan'ın da söylediği gibi attığı kafa gollerinde sağında solunda bir forvet bulunması tesadüf değil. (Daha önce benzer bir yazı yazdığımız geldi aklıma).

Aşağıdaki 10 saniye bunun iyi bir örneği olmuş. Stoch topu aldığında normalde en uçta oynayan bir forvet oyuncusu o iki defansın arasına doğru koşar ve kenardan gelecek ortayı veya pası bekler. Alex ise senelerdir yapmaya alıştığı ve en iyi yaptığı şeyi yapıyor ve Stoch'un hep gerisinde kalıp onun beraberinde götürdüğü oyuncuların boş bıraktığı alana yöneliyor (videonun 8. saniyesinde yaptığı hamle). Bu arada pozisyon ölmüş oluyor. En uçta Alex yerine bir forvet olsa klasik forvet koşusunu yapacak ve arkadan gelen Alex yine Stoch ile forvetin boşalttığı alana koşusunu yapacaktı.



Fenerbahçe'nin Alex'in en önde olduğu 4-3-3'e geçtiğinde gol yememesi de gol atamaması da tesadüf değil. Bu sistemi çok maçta kısa sürelerde skoru korumak için yapmıştık. Büyükşehir Belediye maçında bütün yarıyı böyle oynamamız ilginç oldu. Belki böyle bir sistemi 25-30 dakika gibi uzun süre oynayacaksak en önde Alex yerine Niang gibi tipik bir forveti veya felaket bitiriciliğine rağmen Dia gibi hızlı bir oyuncuyu oynatmak daha verimli olabilir. Tabii bu durumda yenilecek bir gol sonrası takımı toparlayacak Alex'ten de vazgeçip fazladan risk almış oluyoruz.
Devamı ...

20 Nisan 2011

Alex'in Gol Sevinci



Kaptan'ın Gaziantep maçında son dakikada gelen golden sonraki sevinci.
(Biraz önce yüklediğim videonun görüntüsünde sorun vardı, güncelledim)
Devamı ...

22 Şubat 2011

Alex Liginde Son Durum



Türkiye deplasmanlı Alex liginde bu hafta sonu dengeler bir anda alt üst oldu. Ankara takımlarının arasına uzun bir süre sonra bir İstanbul takımı girmeyi başardı. Alex de Ankaralılara mesaj göndermiş oldu "Sizinle özel bir problemim yok!" Ligin 15. haftasında oynanan Karabükspor maçında Alex gol atarsa ligde gol atmadığı takım kalmayacaktı biliyorsunuz. Sonra attı da zaten. 15. hafta öncesi Alex'in gol attığı takımların listesi çıkarılıyordu. O maçtan önce Gençlerbirliği 9, Ankaraspor 8, Ankaragücü 7 olarak görünüyor. İlk üçü Ankaralılara bölüştürmüş, Ankara'nın en güzel yanı İstanbul'a dönüşü değil kalecileridir demiş. Listede Beşiktaş'a 5 golü varmış, hafta sonu etti 8. O arada Kayserispor'a, Gaziantepspor'a ve Ankaragücü'ne gol atmadığına göre Beşiktaş'ı ikinci sıraya yükseltmiş, Ankaraspor'a ortak etmiş. Yeni sıralama:

Gençlerbirliği 9
Beşiktaş 8
Ankaraspor 8
Ankaragücü 7
Gaziantepspor 7

Hak edilmiş, uzun süren disiplinli çalışmanın eseri olan bir ikincilik, şerefli ikincilik. Tebrikler.
Devamı ...

21 Şubat 2011

"Mükemmel bir teknik, kadife kafa"



Blogun 1000. yazısını Alex Kaptan'a ayırmasak haksızlık olurdu. Herkesin zafer sarhoşluğu yaşadığı gecede Alex evine gitmiş, önce Fenerbahçe taraftarına teşekkür ediyor sonra da twitter'da Diana Taurasi geri dönsün kampanyasına destek olalım diye sesleniyordu. Daha bu senenin başında "takım kaptanlığı başka bir iş, Alex kaptan olamaz, kaptan koşar" diyenleri hatırlıyoruz da şimdi gereği yok, onları hatırlamayalım da hatırlatmayalım da. Biliyoruz ki bugün "böyle oyna özür de dileriz" diyenler 2 maç formsuz olsa yine başlayacak modern futbol geyiğine. Şampiyonlar Liginde çeyrek final oynadığımız sezon belki hayatının en iyi sezonunu yaşayan Alex için "bu sene en iyi senesi, bunda Aykut Hoca'nın rolü büyük" diyenler en hafif tabirle saygısızlık yapıyor (teknik taktikle açıklayanları dışarıda tutalım tabii, işi askerî disipline bağlayanları işaret edelim). Sene başındaki lüzumsuz gerginlik olmasa Alex iyi oynamazmış yani, bu sezona kadar hiç oynamamış gibi. Alex'e de, Aykut Hoca'ya da diğer oyunculara da saygısızlık. Aykut Hoca takımı toparladı, bundan sonra önümüz açık, o da bir dahaki yazının konusu olsun ama şimdi konumuz Fenerbahçe'ye geldiği günden beri böyle oynayan ve saygıyı hep hak eden Alex. Dün attığı Fenerbahçe'nin 3. golünü izleyince sadece o kafa vuruşundan bile keyif almak mümkün. Aşağıda fotoğrafları var.

İlk karede vücudunun aldığı şekil topun nereye gideceğini belirliyor. Sol taraf boşmuş oraya vurayım değil, öyle bir vurayım ki Rüştü ancak yan hakeme elini kaldırabilsin vuruşu. İkinci karede de topun gittiği yer var. Tam direğin dibi, yan fileye asıyor topu. Top Emre'nin ayağından çıktığında tam da göndermek istediği yer, telefon operatörü kaleciye şans tanımayan nokta. Ya direğe çarpsa falan demiyor, oraya gönderirim diyor ve gönderiyor. Aşağıda 53. saniyede başlayan pozisyonun tekrarı defalarca izlemelik, topun süzülüşü, gittiği yer... Hani Ercan Taner vaktinde kadife ayaklar diye tarif ediyordu kendisini, bir de kadife kafa eklemek lazım sıfatlarına. Çok büyüksün Alex, çok büyük saygıyı hak ediyorsun.





Devamı ...

6 Şubat 2011

Hep Burada Kal Kaptan!



NTV'de Rıdvan yerine Mustafa Doğan'ı görüp, "ne oluyor la" sorusuna Rıdvan'ın kalp rahatsızlığı yaşadığı cevabını alıp üzülsek de günü güzelleştiren haber Alex'in 2 yıl daha Fenerbahçe'de kalacağı haberiydi. Bunun müjdesini Aykut Kocaman'ın vermesi daha bir güzeldi. Şimdi "o haber günün değil dünün haberi" diyecek çıkar da benim için günün haberi oluyor.

Yaklaşık 3.5 yıldır yurt dışında yaşadığımdan sabah kahvaltı sırasında maç keyfi yaşıyor, sonra öğle yemeği öncesi Rıdvan'ın yorumlarını dinliyorum. O yüzden Alex'in sözleşme haberini de hemen maçtan sonra, günün başında aldım, gün boyu da keyfini yaşarım. İşin başka bir yönü de bununla alakalı zaten. 3.5 yıldır ne Fenerbahçe'yi ne Alex'i canlı canlı izleyemiyorum. Alex'in gideceğini bilerek maç izlemek bu yüzden bile ayrı bir burukluktu. Önümüzdeki 2 sene nerede yaşarım bilmiyorum ama Alex gitmeden bir kere daha izlemek istiyorum. Şimdi yeniden bu şans doğdu ya, başka bir şey istemem.

Şimdi sözleşme uzatıldı, mutlaka "yanlış karar, orta sahada dirençli takım yapılanması" gibi şeyler okuyacağız. Hani bugünkü maçı izlemesek ya da Alex'i izlemesek bir anlamı olacak bunların da adam bir maçı daha tek başına çevirdi. Bu sezon kaç oldu sayamadım. Takım kırılgan, hücumda üretken değil, forvetlerin ayakta duracak hali yok, mücadele edilse de etkili atak yapılamıyor. Yenilen bir golle dağılıp gidecekken maçın başından sonuna aldığı her topu olumlu kullanan, topu saklayan, oyun hakimiyetini Fenerbahçe'ye veren Alex'i izliyoruz. Tek bu maçta da değil, sezonun genelinde böyleydi takım. Alex olmasa çoktan Beşiktaş'la UEFA mücadelesine başlamıştık.

Artık bu "modern futbol", "koşan oyuncu", "orta alanda mücadele" geyiklerine cevap vermenin bir anlamı yok. Richard Dawkins şikayet ediyor ya "Kimse bir fizikçiye yer çekimi yoktur, kimse buna inanmaz demiyor. Kimse bir matematikçiye 2x2 = 4 değildir diyerek itiraz etmiyor. İşi gücü bırakıp böyle saçmalıklarla uğraşmıyorlar. Biz ise sabah akşam evrim yoktur, yalandır diyen insanlara aynı şeyi defalarca açıklamak zorunda bırakılıyoruz, bu insanların tartışması bile akıl alır gibi değil" diye. Alex meselesi aynen böyle bir mesele oldu. Artık "modern futbolda yeri yok, pres yapmalı, adam kovalamalı, çağdaş orta saha isteriz" diyenlere defalarca istatistikli, görüntülü, kanıtlı, argümanlı cevap vermek Harun Yahya'ya evrim konusunda cevap yetiştirmek gibi. Ciddiye almaya, kafaya takmaya, cevap vermeye gerek yok. Altan Tanrıkulu karşısına bu adamları toplasın, sabahtan akşama kadar Alex'i eleştirip, inşallah, maşallah diye kafa sallasınlar. Bendeki imajları böyle artık. "Kedi canını senin" diyip geçmek lazım.

İsterse iki sene berbat oynasın; Alex benim için ve tanıdığım birçok Fenerbahçeli dost için Fenerbahçe efsanesidir. Takımda kalması için yeterli sebep bu da. Bir kere de bir olaya kulübün muhasebecisi, Brezilya spordan sorumlu bakanı, Fransa cumhurbaşkanı gibi yaklaşmayın. Ne getirir, ne götürür, kaç kilometre koşarı hesaplamayın. 3000. golü atsın diye milyon tane insanın dua ettiği efsane bırakın şu kulüpte kalsın, ağız tadıyla bir oyuncuyu emekli edelim, alkışlayarak gönderelim.

İlk isteğim şimdi gerçekleşti, sıra ikincisinde. Lig devam ederken İstanbul'a yolum düşsün de Alex'i bir kere daha izleyeyim, bir kere daha ayakta alkışlayayım, Alex de Souza diye avaz avaz bağırayım.
Devamı ...

6 Aralık 2010

Kral Alex, Komutan Alex, Başkan Alex, Büyük Kaptan Alex



Çok değil daha 1 ay önce bas bas bağırıyordunuz: Alex'in yaşı da geçti, zaten koşmuyor. 15 haftada 5 asist, 11 gol oldu. Son 5 maçta takımın açık ara en iyi oyuncusu. Hani Alex Niang'a pas atmıyordu? Hani takımda gruplaşma yaratıyordu? Andre Santos ve Cristian takımdan kesilince açılmasını takımda Senegalli grubu oluşturmasına mı bağlayacaksınız? Eee hani o kadar esip gürlemiştiniz? Bu kadar mı anlıyordunuz futboldan?

Açtım şimdi Alex için bugüne kadar yapılan klipleri izleyeyim dedim. Attığı gollerden 40, yaptığı asistlerden ayrı bir 40, jeneriklik hareketlerinden 50 tane klip çıkar. O kadar fazla gol atmış ki attığı muhteşem gollerin bazılarını tekrar izlemeden hatırlayamıyorsunuz. Avrupa'da yok dediğiniz adamın İnter maçında kırdığı bel, CSKA maçında attığı gole bakıyorum, sadece bu ikisini yapan futbolcu senelerce konuşulur. Gençlerbirliği'ne son dakikada 2 gol atıp maçı aldı, kafayla, topukla, sağla, solla, her bir yeriyle gol attı. O da yetmedi dün kaval kemiğiyle attı, koleksiyona ekledi. Bu takımda Kezman'ın attığı golleri bile tek tek sayarız fakat Alex'in gollerini hatırlayamıyoruz artık.

Şimdi iki forvetli, 3 orta sahalı kadrolardan siliyor musunuz hâlâ? Bu kaç oldu bilmiyorum. Alex 2 hafta kötü oynar, linçe başlarsınız, kovulsun, koşmuyor, onun yüzünden çok gol yiyoruz, takım ona bağımlı, modern futbolda kalmadı, bıraksak kimse almaz. Sonra çıkar takır takır atar gollerini tek kelime duymayız. 2 haftada koşmaya başlayıp modern futbola uygun futbolcu mu oluyor bu adam? 6 sene oldu, öğrenemediniz Alex konusunda atıp tutmamayı. Ondan sonra Altan Tanrıkulu gibi "ama tabii böyle oynarsa oynamalı" dersiniz. Alex böyle oynuyor ilk geldiği günden beri, Alex böyle yamultuyor ilk ayağı topa dokunmaya başladığından beri. Siz öğrenmemekte inatçısınız ama.

3000. golü atsın diye binlerce insan dualar etti, o gol ondan gelince gözleri doldu hepsinin. Bütün bu insanlar geri zekalı, siz çok biliyorsunuz değil mi? Alex kel kafalı, sempatik gülen, bizden biraz kısa boylu bir adam olduğundan bu kadar seviyoruz sanıyorsunuz değil mi? Futbolu bir siz biliyorsunuz da biz kendimize hayali bir kahraman bulmuş onun peşinde gidiyoruz değil mi? O kadar dua, o kadar sevgi böyle "modern futbola uygun değil yeaaa" kadar kolay açıklanabiliyor yani. Sayın Altan Tanrıkulu kusura bakmasın. Kendisi hangi gazetede yazıyor onu bile bilmiyoruz. Yarın oradan kovulsa ruhumuz bile duymayacak. Alex giderken arkasından göz yaşı dökecek yüz binler olacak. Bu sevgiyi pazarda kiloyla satıyorlar değil mi?

Alex'le futbolu bırakana kadar sözleşme yapılsın. Alex, istediği kadar Fenerbahçe'de kalsın. Alex sahaya çıksın, Alex topa vursun, Alex Maraton'un soluna doğru kanatlanarak uçsun biz izleyelim. Alexli Fenerbahçe, hayatım boyunca izlediğim en güzel Fenerbahçe oldu, 40 yıl sonra gençlere anlatacağım Fenerbahçe olacak; bu güzellik nereye kadar sürüyorsa sürsün. Diğer taraftakilerin dünkü kudurmalarından da anlamadınız mı ne kadar sevdiğimizi? Alex komutan, Alex başkan, Alex kaptan, Alex can.
Devamı ...

25 Kasım 2010

Rıdvan & Alex



Ne güzel fotoğraflar çekiyor insanoğlu.





Biraz boş vaktim ve çok sıkılmış bir canım vardı.
Devamı ...

23 Kasım 2010

Reyis



"Türkiye'de top oynayacağıma gider Dubai'de kayıkçı olurum daha iyi" dedi. "Dubai ne alaka lan?" dedim. "Bilmiyorum abi, Dubai'de kayıkçı yoktur zaten, orada kayıkçı olmak bile daha mantıklı" diye cevap verdi. Yüzünde komik bir sırıtış var. Hınzır hınzır bakıyor. "Abi Alex istatistikleri takla attırdı, adam gol atıyor, gol attırıyor, sahada izlenmeye değer ne varsa ondan geçiyor gene yaranamadı lan. Kemalettin gibi manyakça adamların üstüne üstüne koşmadığı için eleştiriliyor. En azından kafan rahat olur"

Ben gene de bu Dubai'de kayıkçılık işine alışamadım. Ayşe Arman ile kocası Dubai anılarını paylaşırken fotoğrafta görmüştüm, gondol gibi bir şeye binmişler Dubai'de bir salda seyrüsefer bir halleri var.

272 maçta 133 gol 120 asist yapmış Alex. Bu takımda 6 sezonda bir futbolcunun görevi ile ilgili ne yapması gerekiyorsa yapması gene de yetmiyor. Onun mevkisindeki bir oyuncudan gol atmasını ve gol pası vermesini bekleriz, bunu yapıyor, gene yaranamıyor. Aynı zamanda defans yapması, kale çizgisinden top çıkarması, ileride Hakan Şükür tipi basması, pres yapması, top çalması, orta açması ve kendi açtığı ortaya kafa vurması da gerekiyor. Fenerbahçe her maç kazanmak zorunda ve her maç bu işi tek başına yapması gereken adam nedense Alex.

Şu takımda 15 milyon € verilmiş M. Topuz'u tartışmıyoruz, Appiah - Aurelio ikilisinin kırılışından beri orta saha göbeğinin Baroni, Josico, Maldonado, Selçuk tipolojisine kalmasını tartışmıyoruz, doğru düzgün kanat oyuncusu olmadan geçen sezonları tartışmıyoruz, her sezon teknik direktör ve dolayısıyla oyun aklı değiştiren yönetimi, kötü transfer politikalarını, kadro yetersizliğini, irrasyonel ekonomik seçimleri, tribün - kulüp arasındaki gerilimleri, hiç birini değil, hamsi kavağa çıkar mı, alex bu takımda oynar mı?

"Abi" dedim "Alex'in tartışılmasına dayanamıyorum"

"Aman esasında" güldü "Murat Belge'ye akp yalakası dediler bu ülkede"

Bu ülke, Dubai'de kayıkçı olmanın herhangi bir şey olmaya göre daha cazip geldiği bir ülke.
Devamı ...

19 Eylül 2010

Alex Baskı Yapmadığından Çok Gol Yiyoruz



BJK maçı Alex varken 1-0, Alex yokken 0-1. Şimdi ligde oynanan 5 maçın Alexli ve Alexsiz istatistiklerini veriyorum.

Alex sahadayken
Dakika: 286
Atılan Gol Sayısı: 9
Yenilen Gol Sayısı: 2

Alex yokken
Dakika: 164
Atılan Gol Sayısı: 2
Yenilen Gol Sayısı: 6

Ortalama istatistikler şöyle:
Alex sahadayken 31 dakikada 1 gol atmışız, 143 dakikada 1 gol yemişiz.
Alex yokken 82 dakikada 1 gol atmışız, 27 dakikada 1 gol yemişiz.

Neyse, aynen devam.
Devamı ...

2 Eylül 2010

Cruzeiro Taraftarı ve Alex



Bu görüntüler geçen senedenmiş. Tribünler 5 yıl önce aralarından ayrılmış bir oyuncu için yıkılıyor. Alex, Cruzeiro taraftarları ve oyuncuları arasında neredeyse tapılan bir adam, kulübün efsaneleriyle birlikte mutlaka ismini sayıyorlar. Takımımızda büyük, çok büyük bir oyuncu var...

Devamı ...