21 Nisan 2010

Yönetimin Bilica Açıklaması Üstüne



Fenerbahçe yönetimi Bilica konusunda bir açıklama yaptı.

“Bilica'nın; futbol sahasında yaptığı sportmenlik dışı davranışın cezası, futbol oyun kuralları kitabında saptanmış olup; müsabakanın hakemi de bu kurala uygun şekilde; sarı kart ile futbolcumuzu cezalandırmıştır.”…… Kulübümüz; kendi iç disiplin talimatları, sözleşmesel şartlar ve bunlara ilişkin hukuki düzenlemeler çerçevesinde, olayın gereğini yapmıştır. Kulübümüz için; bu konu kapanmıştır.
Ne kadar da tanıdık bir üslup değil mi. Sanki işkence yapan polisler hakkında tenezzül edip iki satır bilgi veren bir Valilik açıklaması, ya da yolsuzluk yapan bir bürokratla ilgili suya sabuna dokunmak istemeyen bir Cemil Çicek basın toplantısından alınma sözler gibi.

Açıklamanın üstte alıntıldağım bölümünü bir değerlendirelim, Fenerbahçe yönetimi sportmenlik dışı hareketin sahada olup biten bir şey olduğunu düşünmüş, yine Silahlı Kuvvetlerin soruşturma sonucundan bilgi verir gibi bir üslüpla iç disiplin talimatlarına göre cezayı verdik, olay bizim için kapanmıştır demişler. Şimdi Fenerbahçe yönetimine soruyorum? Adamın yaptığı hareket milyonların gözünün önünde cereyan etmiş, pek çok insanın abartılı ya da normal tepkisini çekmiş, sen bu adamın hareketinin sportmenlik dışı olduğunu kendin de kabul etmişsin ama kamuoyuna “biz ceza işini aramızda hallettik “ minvalinde bir açıklama yapıyorsun.

Kamuya mal olmuş ya da kamu vicdanını rahatsız eden bir eylemin cezası verilecekse böyle verilmez. Cezayı tüm kamuoyuna duyurursun ki kulüp olarak böyle olaylar karşısında ilkelerin olduğunu, aynı şeylere tevessül edecek diğer sporculara da böyle bir olaya kalkışmamaları gerektiği mesajını vermiş olursun. Eğer “Bilica’ya ceza vermeye gerek duymuyoruz” gibi bir açıklama yapılsa bunu haklı bulmasam da anlarım ama “biz aramızda hallettik sizi ilgilendirmez” anlayışı maalesef artık kulüpte iyice içselleştirdiğimiz doğu tipi despotizm örneği.

Bilica’nın özel hayatına yönelik suçlamalara karşı oyuncunun kulüp tarafından desteklenmesini anlarım, haklı da bulurum, gerçekten de adamın öğrenim durumundan, çocuk sayısına kadar bütün niteliklerini afişe edip haklı bir ahlaki konumda olmasına rağmen adi bir üslup kullanmayı tercih eden insanları eleştirirsiniz ama oyuncuyu linç kampanyasından koruyorum diye "biz öpüşüp barıştık bizim için kapandı mesele" diyemezsiniz.

Ömer Aşık kulübe karşı yasal haklarını kullandığı ve ihtarname çektiği için iyileşmesine rağmen ve takımın ona çok ihtiyacı olmasına rağmen kadroya giremiyor. Sen bir sporcuyu sözleşmeden kaynaklanan hakkını kullandığı için kızağa çekeceksin diğer sporcunun yaptığı spor ahlakına yakışmayan hareketi sineye çekip hiçbir yaptırımda bulunmadan, bulunsan bile bunu afişe etmeden devam edeceksin. Sporcuya verilen mesaj şu “Başkana karşı gelirsen ne olursa olsun cezalandırılacaksın ama kulübün gelenekleriyle ters düşen Fenerbahçe’nin temsil ettiği değerleri kirleten sporcuysan bir çaresine bakarız”.

Fenerbahçe pek çoğumuzun övündüğü gibi bir futbol kulübü değil binlerce sporcunun spor yaptığı altyapıdaki pek çok gencin sarı lacivert çubuklu formayı ilk kez giydiğinde heyecandan titrediği devasa bir organizasyon. Sportmenlik dışı davranışları kendi bünyenizde cezalandırmazsanız Tanıl Bora’nın bugün Radikal’de dediği gibi kürekten yüzmeye atletizmden basketbola altyapıdaki oyunculara spor etiği konusunda ne söyleyeceksiniz.
Devamı ...

19 Nisan 2010

Bilica'yı Fenerbahçe'de istemiyorum



Son sözü baştan söyleyeyim. Tomas'ı Fenerbahçe formasını yere çaldığı için takımdan uzaklaştıranlar, Fenerbahçe formasına çok daha büyük bir saygısızlık yapan, o formaya atfettiğimiz bütün değerleri kramponunun ucuyla penaltı noktasının dibinden kazıyan Bilica adlı şahsı bir an önce takımdan göndermelidir. Başka Fenerliler'i bilmem ama ben böyle galibiyet de, böyle şampiyonluk da istemiyorum!

Şahane bir ilk yarı oynamışız. Maçta farka gidecek kadar net pozisyonumuz var. O pozisyonların hepsini futbolcularımızın zekasıyla, yeteneğiyle, mücadelesiyle bulmuşuz. Beşiktaş'ın verilmeyen ve verilen penaltıları dışında gol pozisyonu yok ve ben centilmenlik yoksunu, terbiye yoksunu, sorumsuz bir şark kurnazı yüzünden bu galibiyete sevinemiyor, takımımın iyi oynadığı ve kazandığı bir maçın ardından boğazımda bir yumruyla kalkıyorum televizyonun başından.

Hakemi, federasyonu, yıldırımları, demirörenleri siz tartışın, zaten bütün hafta konuşulacaktır. Ama benim derdim formayı kirleten o adamla. Ben rakip futbolcuya saygı duyan, futbol dışı yollara sapmayan, ucuz şark kurnazlıklarına meyil vermeyen, kazansa da kaybetse de o formanın zarafetine, haysiyetine, biricikliğine gölge düşürmeyen futbolculardan kurulu Fenerbahçe'yi sevdim ve böyle bir Fenerbahçe görmek istiyorum sahada. Penaltı noktasında kazı çalışması yaparak maç kazanmaya çalışan işgüzarları, kendini yere atan sahtekârları, yıllar geçtiğinde tarihin indinde hiçbir hükmü kalmayacak üç götü boklu puan için sarı-lacivert çubuklu formayı kirletenleri, kendi küçük hesaplarına alet edenleri, kazanmak için her yolu mübah görenleri takımımda istemiyorum.

Beşiktaş galibiyetini bana ve eminim birçok başka Fenerbahçeli'ye zehir eden Fabio Bilica bir an önce Fenerbahçe takımından uzaklaştırılmalıdır! Şampiyonluk böyle gelecekse de gelmesin, Meleklerimiz bize yeter!

Devamı ...

21 Eylül 2009

Çok Yorgunum
Beni Bekleme Kaptan


bilica ibb

Fenerbahçe bugün "fakat"lı yorumlar arasında yine kazanıyordu. Daum da maçtan sonra "takımın gidişatından memnun musuzun?" sorusuna, "Altıda altı yaptık, geçen sene altı maçta durum nasıldı?" sorusuyla cevap verip muhabbeti kilitleyen arkadaş rolüne giriyordu. Zaten yönetim 3 sene boyunca bize ölümü gösterip müthiş bir hamleyle kendisine razı ettiği için ölümü hatırlatma gereği duydu.

Konuşmasında takımın istediği seviyeye iki senede geleceğini de söyledi. İrdeleyince hiç garip bir açıklama değil, bir teknik adamın bir takımı alıp istediği oyun düzenini istediği oyuncularla oturtması iki sene sürer, fakat bu da asıl soruya ve soruna cevap değil. Fenerbahçe lige iyi oynayarak başlamasına rağmen neden sürekli geri gidiyor?

Emre'nin yokluğu

Emre uzun seneler sonra ilk kez istikrarlı biçimce iyi oynarken hakemin gözü önünde rakibine vurup, üzerine küfür ediyor, buraya kadar 2 maç cezayı garantilemişken üzerine bir de hakemi tartaklayıp bir maç daha ceza alarak cilalıyor. Kendisine sahada özellikle hakemler tarafından haksızlık yapıldığına inanıyorum fakat bu yaptıkları en hafif tabirle cahilce. Mehmet Topuz onun yerine hiç sırıtmadı fakat tam olarak Cristian'ı tamamlayacak özellikleri yok. Hücum presini Emre kadar etkili yapamıyor, top alıp taşıma yeteneği daha az, Mehmet tek pasla, verkaçlarla giden bir oyuncu. Fenerbahçe ise Cristian'dan dolayı adam geçerek topu taşıyacak bir orta sahaya ihtiyaç duyuyor. Emre'nin yokluğu Fenerbahçe'yi olumsuz etkiliyor.

Rotasyon

Bir tarafta Mustafa Denizli, her hafta as kadrodan 5 oyuncuyu değiştirip herkesi farklı bir mevkiye koyuyor; diğer tarafta Daum, en formsuz, yorgun oyuncuyu bile 7 günde 3 maça çıkarıyor. Geçen sezonla bu sezonun kadrosu kıyaslanınca gelen oyuncular Mehmet Topuz, Özer, Andre Santos, Bilica, Cristian. As kadrodan giden tek Edu var. Transferlerin hiçbirisi takımı tek başına başka bir seviyeye taşıyacak oyuncular değiller, fakat iyi yerliler ve eksik mevkilere alınan yabancıların geçen seneyle karşılaştırınca olumlu etki yaptığı yer kulübe oluyor. Kadro geçen seneye göre daha güçlü değil belki ama kesinlikle daha derin. Peki bu derinlik kullanılmayacaksa takımın geçen seneden ne farkı kalıyor?

Andre Santos ve Cristian her hafta daha kötü oynuyorlar. Cristian'ın top kaybı sayısı lineer olarak artıyor. Andre Santos oyundan çıkarken "abiler bi ambülans gönderin beni götürsün" diyecek gibi. Guiza ayrı alt başlığı hak ettiği için onu geçelim şimdilik. Oyuncu dinlendirmek demek Sion maçındaki gibi bütün yeteneksizleri aynı anda sahaya sürüp neredeyse turu kaybetmek anlamına gelmiyor. Bu maçta Andre Santos yerine Özer, hatta Uğur başlayabilir. Cristian yerine Abdülkadir, hatta Selçuk başlayabilir. Kazım yerine Deivid oynayabilir. Deivid kenarda oturuyor, bu haliyle sonradan gireceği maçlarda da en ufak bir katkı verme ihtimali yok. İç sahadaki nispeten rahat maçlarda oynayamayacaksa bütün sezonu oturarak geçirecek. Abdülkadir böyle bir maçta (rakip hiç rahatsız edemedi) çok top kaybeden Cristian yerine giremeyecekse ne zaman oynar? Andre Santos ve Alex'in ikinci yarı oyununa bakınca Özer onlardan bile kötü mü durur sahada? Neden Özer 6 maçta sadece 5 dakika oynayabildi?

Fenerbahçe çok yorgun. Eğer Daum her hafta iki oyuncuyu değiştirerek oynayacağı rotasyonlu bir sistemi oturtamazsa fiziksel olarak düşen Fenerbahçe ligde ilerleyen haftalarda seri puan kayıplarına başlar. Bu sene ligde bir maçta kaybedilecek iki puanın bile sonucunu kehanette bulunmaya gerek yok sanırım. Keşke bu maçta Guiza veya Kazım sarı kart görseydi, cezalı duruma düşerler haftaya Daum oyuncuları değiştirmek zorunda kalırdı.

Guiza

Fenerbahçe'nin ikinci yarı oyununa bakıp çok öfkeye kapılmamak gerek. İlk yarı bence bu sezon oynanan en iyi oyun oynandı. Guiza yüzünden güme gitti. Üst üste kalecinin üzerine vurduğu iki şuttan daha komiği Gökhan'ın ortasına yükselerek yaptığı ıskaydı. Fiziksel olarak da psikolojik olarak da çökmüş durumda, sebebini ben de bilmiyorum. Yaptığı tek olumlu hareket sağdan Vederson'un kucağına yaptığı orta, onun dışında sahada yürüdü. Takıma sadece kaçırdığı gollerle zarar vermiyor. Şu sistemde mevkisi oyun için çok kritik. Alex ikinci forvet gibi ama görevi tek forvete pozisyon hazırlamak. Kanatlarımız da ilk 30 dakika çok verimliydi. Çoğu pozisyonda pozisyon alamadı Guiza, top kontrolü de çok kötü. Ayağına aldığı her topu gol yapsın demiyoruz, fakat Fenerbahçe'nin şu sisteminde tek forvet verimli olmak zorunda. Zor pozisyonda topu kontrol edip sert bir şut çıkarır, bir kafa topu alır, bir adam eksiltir şutunu çeker, golü yine kaçırır ama takıma moral olur bu. Taraftarın da iştahı yerine gelir, takımı iterler. Guiza yöresine gelen her topu ezerek takımın iştahını kaçırıyor, taraftarın morali bozuluyor. Bugün Semih başlasa ilk yarı en az 2 fark olurdu, ikinci yarı da çok farklı geçerdi. Guiza çok kötü, bunun mazereti yok artık, oynamaması gerekiyor.

Bilica

Maçın en kötü oyuncusuna değinip en iyisini unutmayalım. Bilica için ön yargılar vardı, hâlâ var, o yüzden bu maçtan sonra bile hakkını veren çıkmazsa biz verelim. Bugün Guiza maçı 1 olumlu, 20 olumsuz hareketle bitirdiyse Bilica da tam tersi 20 olumlu 1 olumsuz hareketle bitirmiştir. Onlarca top kesti, topu hiç şişirmeden orta sahaya aktardı, bütün fiziksel mücadeleleri kazandı, hızlarını kullanmak isteyen forvetlere izin vermedi. Bugün maçı Vederson'la birlikte aldı. Önder'den çok daha iyi olduğu ortada, Lugano da her hafta daha iyi oynuyor, uyumları da artınca ve yanında maçla alakası olmayan Roberto Carlos olmayınca çok iyi maçlar çıkarıyor. Maçın tartışmasız yıldızıydı.
Devamı ...

31 Ağustos 2009

Aman Daum


semih gol sevinci

Geçen hafta blog yazarlarından Fatih'le konuşurken bir takım bir tane pas yapmayan adamı kaldırır, o da bizde Lugano demişti. Dün yaşadığımız sıkıntının sebeplerinden birisi, belki temeli bu sorundu. Gökhan olmayınca pas yapamayan oyuncu kontenjanını ikilemek gerekti, Daum Bilica'yı da kenara oturtunca sayı üçe çıktı, Fenerbahçe'nin 4-2-3-1'i çöktü.

Bilica'yı Diyarbakırspor maçında izledik ve yediği çalımlardan biraz endişe duyduk. Fakat dün bir kez daha kanıtlandığı üzere Önder aynı çalımları hatta daha kötülerini yemeye devam ediyor. Eğer seçiminizi Bilica ve Önder arasında yapacaksanız her zaman Bilica'yı seçersiniz. En azından kendine daha güvenen, ilk hamleyi daha doğru yapan, ayağında top olunca sahaya daha hakim ve uygun adamı bulup iyi pas verebilen bir oyuncu. Gökhan oynuyor olsa yabancı sınırı nedeniyle Bilica yerine Önder tercih edilebilir, fakat Bekir varsa bir de yanına Önder'i koymamanız lazım. En azından Bilica ile başlanıp Guiza yedeğe çekilebilirdi. Bilica kim ne derse desin hem defansif olarak, hem hücum başlatan oyuncu olarak her şekilde Önder'e ve Bekir'e tercih edilir.

Daha oyunun 10. dakikasında bu açık hissedilmeye başlandı, maç boyu da devam etti. Cristian'ın ileriye çok destek veremediğini, geride çok çakılı kaldığını herkes söylüyor, Bilica-Lugano ikilisi oynuyorken Cristian'ın bu oyun tarzının işimize yaradığını ve bunu tercih ettiğimi söylemiştim. Fakat Önder-Lugano-Bekir üçlüsünün oynadığı ve hiçbirinin orta sahaya yaklaşamayıp 5 metre dik pas atamadığı takımda Cristian da bunların yanında dördüncü çakılı oyuncu gibi duruyor.

Eğer Daum Guiza'yı da Andre Santos'u da kesmek istemiyorsa Önder Lugano ile başlasın yine fakat Cristian da oynuyorken sağ bekte Bekir'e gerek yok. Orada Mehmet Topuz oynatılabilirdi. Çok ağır kalan ve Önder abisinin veliahtı olduğunu kanıtlayan yanlış hamlelerle hiç ışık vermeyen Bekir'den defansif olarak da ofansif olarak da daha verimli oynardı. Diğer alternatif Andre Santos yerine Özer'in hatta ters ayaklı olsa da Mehmet Topuz'un oynatılması olabilirdi. Özer 18'de bile yoktu. Sion maçı sonrası Daum'un garanticiliği abarttığını ve hatalı kararlar aldığını söylemişti bir arkadaş yorumlarda. Bu maçta da benzer bir sorun vardı. Özer'in ve Mehmet Topuz'un bu takım geçen seneden farklı bir şeyler yapacaksa o takıma girmesi gerektiğini görmeli artık Daum. Bu oyuncular gerekiyorsa değişik mevkilerde denenmeli, gerekiyorsa Andre Santos'u kesmeli.

Dün hem Roberto Carlos hem Andre Santos çok kötü oynadı. Bekir sağ bekte sırıttı. Buna rağmen oyun sıkıştıkça sürekli kanatlardan zorladık. Bunun işlemediği görülünce maç içinde Bekir ve Andre Santos çıkarılıp Bilica ve Mehmet Topuz alınabilirdi. Önder sağ beke çekilir, beklerin özellikle Carlos'un çok çıkmaması söylenir, orta saha Emre-Cristian-Mehmet Topuz olarak üçlenir ve Kazım ileriye çekilir, ilerisi de Guiza-Alex-Kazım olarak üçlenerek 4-3-3'e dönülebilirdi. Bilica'nın da girmesiyle pas trafiği de bir nebze düzelmiş olurdu. Sürekli bu pas isabetinin öneminden bahsediyoruz. Onun önemini anlamak için yediğimiz gole bakmak lazım. Topu Cristian kaptırıyor fakat top kaybının sebebi Lugano'nun düşmana bomba atar gibi pas atması.

Daum başladığı 11'le hata yaptı. Teşhisi erken yapmayıp erken oyuncu değiştirmemesiyle ikinci hatayı yaptı. Semih ve Mehmet Topuz'u 73'e kadar bekleterek de hatasına devam etti. Zico ve Aragones'ten sonra Daum ilaç gibi fakat tanıdığımız inatçılığı iki maçtır kötü oynamamıza sebep veriyor. Umalım ki Özer, Mehmet Topuz gibi alternatifleri olduğunu fark edecek yakında. Ümit Özat'ı bile en verimli biçimde kullanan bir teknik adamın kendini kanıtlamış, özellikli oyuncuları daha etkili kullanmasını bekliyoruz.
Devamı ...

10 Ağustos 2009

Bilica Bu Formayı Seviyor


bilica

Geçen sene, 26 Eylül tarihinde, oynanan maç sonrası Bilica Fenerbahçe formasını kapmış. O maçtaki performansıyla hatıra diye aldığı forma, tüm sene sürdürdüğü performansla kalıcı oldu. Fubolda var böyle işler işte. Fotoğraf altı yazısı yazmak da ne zormuş arkadaş. Keşke ben de havaya bağlayaydım, fotoğraf her şeyi özetliyor filan diyeydim, gizemli, seksi bir şeyler olurdu. Kaldık burada. Bir başka resimde görüşmek üzere.

Devamı ...

Aaa Geriden Oyun Kuran Defans Buymuş Demek


bilica guiza

Geçenlerde bazı futbol terimlerinin sık kullanılmaktan somut anlamlarını yitirip sadece kavram olarak kaldığından bahsetmiştim. Geriden oyun kuran defans da bu deyimlerden. Kimdir bu adam, ne yapar, ne yapması gerekir, neden böyle bir adama ihtiyacımız vardır? Bence bizde bunlardan bir tane var, aşağıdaki videolardan izah edeyim.

Rıdvan'ın yorumlarını hâlâ severek dinliyorum, neden Rıdvan gibi bir yorumcuya gereksinimimiz var daha sonra başka bir yazıyla onu tartışırız da sürekli kendisiyle çelişmesi en büyük sıkıntım. Mehmet Topuz transferinin gereksiz olduğunu tekrarlıyor iki haftadır. Yabancı sınırına takılacak Deivid ve son 2 seneki istikrarsızlıkları başımızı yakan Kazım ve Uğur varken Mehmet Topuz en iyi yerli olarak alınması gereken bir oyuncudur. Özer tipik bir sağ kanat adamı değildir, evet orada da oynar ama Özer orta sahanın her yerinde direkt oynayabilecek kaliteli bir oyuncudur, yani Özer ve Mehmet Topuz alternatif olsun diye alınmadılar, Kazım ve Uğur'u alternatif yapmak için alındılar. Son senelerde en büyük derdimiz alternatifsiz kadroyken Rıdvan'ın sürekli Topuz transferinin gereksizliğinden bahsetmesini anlamıyorum. Eleştiri kısmını geçelim, konudan sapmayalım, konumuz Rıdvan değildi.

Rıdvan dün Fenerbahçe maçını yorumlarken yerinde bir tespit yaptı. Oyun alanında topu ileri taşırken üç alan varsa Fenerbahçe'nin ilk iki alandaki paslaşmaları biraz sorunlu ve oyun yavaş, fakat oyunu üçüncü alana taşıyınca Fenerbahçe seri ve isabetli tek paslarla hızlı gidiyor. Bu çok doğru bir tespit. Kendi ceza alanımız önü 1. bölge, orta alan civarı 2. bölge, rakip ceza alanına yakın kısım 3. bölge dersek Fenerbahçe topu üçüncü bölgeye taşıdığı anda Alex, Andre Santos, Guiza ve hatta Kazım ve Emre ile topu hızlıca rakip ceza alanına taşıyıp pozisyon buluyor. Dün en az 5 net pozisyon yakaladık, hepsi bu şekilde gelişti. Sol kanadı Uğur'dan Andre Santos'a yükseltmenin ödülü bu. Artık bir oyuncumuz daha var ayağına topu alıp gölgesine çalım atmaya çalışmayan, topu alıyor, kafasını kaldırıyor, pasını verip boşa kaçıyor. Alex için mükemmel partner olacak Andre Santos, Guiza'ya biraz alışsın ona da bolca asist yapacak.

2. bölgenin pas akışı rakibe göre değişiyor, Beşiktaş maçında zorlanmıştık fakat dün Emre ve Cristian'ı zorlayan yoktu, kanatlar da bu bölgedeki pas akışına yardım etti, ilk yarım saat tamamen oyunun kontrolü bizdeydi. Sonra yorulduk ve ikinci yarı o 40 dakikalık aradan sonra oynanan şeyi yorumlamak anlamsız ama 2. bölge de sağlam olursa bu sene bol pozisyonlu, keyifli maçlar izleriz.

1. bölgenin pas akışı Türkiye'de bütün takımlar için sorun. Galatasaray da Beşiktaş da bu bölgenin oyunan katılamamasının sıkıntılarını yaşıyor. Nedense geldiği günden beri hiç oynamadan bile eleştirilen Bilica hâlâ eleştiriliyor fakat Fenerbahçe'nin 1. bölgesinden isabetli top çıkarmasına büyük faydası var. Attığımız iki gol aşağıda




İlk golün 6. saniyesinde (Kazım'a pas) ve ikinci golün ilk saniyesinde (Deivid'e) topu 1. bölgeden ikinci bölgeye taşıyan isabetli pasları yapan oyuncu Bilica. İsabetli pas yapan ve topu şişiren defans oyuncusu arasındaki fark bu. Düşününce çok önemli bir ayrıntı gibi durmuyor fakat başlatılan iki oyun da gol oluyorsa bu avantajın yarattığı farkı siz düşünün. Bu arada aklıma hemen Servet'in 2004-2005 sezonunun 2. haftasında Samsunspor maçında yaptığı asist geliyor. Topu şişirmiş, top Tuncay'ın önüne düşmüş, Tuncay alıp topu taşıyıp golü yapmıştı. "İşte abi budur oyun kuran defans" yorumları gelmişti. Daha ilk maçtan Bilica'ya aynı rolü biçiyor gibi hissediyorum fakat 3 hazırlık maçı, 2 eleme maçı, 1 Süper Kupa maçı bir de lig maçı sonrası Bilica'ya Daum da bu rolü biçtiğine göre konuşmak için bence çok erken değil.

Daha önce Bilica'nın öz güveninden bahsetmiştim, söylemek istediğim son adamken gidip rakibi çalımlamaya çalışması değildi (dün böyle bir pozisyonda yine kaptırdı, Daum azaltacak bunları). Bahsettiğim öz güven yukarıda gördüğünüz ikinci golde topu alıp kafasını kaldırıp ileriye bakarak boş adama pası vermesiydi, Deivid'i hedefliyor ve yaklaşık 40 metreden onu buluyor. Bizim bildiğimiz tipik bir Türkiye Ligi defans oyuncusu o dakikada o topu boş tarafına doğru taca abanır, topu bu şekilde ileriye boş arkadaşınıza atarsanız da kontra atağı başlatırsınız, aradaki fark büyük, bir atak hatta gol kadar büyük. Fenerbahçe'nin bu sene derdi topu o üçüncü bölgeye taşımak ve orada en azından 4 oyuncu bulundurmak olacak, gerisi kendiliğinden gelir. Bu pas da onu yapıyor.

Lugano ile hâlâ pazarlık yaptığımızı söylemiş bizzat Lugano'nun menajeri. Bu güzel bir haber, Bilica'nın yanına sağlam bir defans gerekli, yalnız Bilica-Lugano hattı ağır olacak biraz, onu çözme işini de Daum'a havale ederiz. Lugano işi olmazsa da yanına hızlı, çevik bir defans alınırsa sağlam bir defans hattımız olur. Tabii Carlos da bir an önce iyileşsin artık...
Devamı ...