23 Şubat 2010

20 Liralık Taraftar, Anca Böyle Olur


Santra

''Fenerbahçe komikliği başka komikliktir. Tarif edilemez...'' diyordu maç sonrası Fenerbahçe taraftarı olmayan birileri.

Son 15 yılda 3-4 şampiyonluk görmüş camianın taraftarındaki ruh halini gördüm. ''Bu sene Fenerbahçe'yi şampiyon yapmayacağız'' diyen 100 yıllık çınarı emanet ettikleri adam ne ola ki, onun ahkam kesen fındık beyinli taraftarı ne ola!

Futbol medyasına ve futbolu takip eden güruha bolca malzeme veriyordu Fenerbahçe camiası. Derinlemesine düşünüldüğünde, Fenerbahçe üzerinden yapılan esprilerin boyutu, diğerlerinden farklı mıydı!

Daha çok gazete sattırıyor. Daha çok zaman harcanıyor. Daha çok üzüyor, daha çok eğlendiriyor...

Fenerbahçe'nin tökezlediği zamanda kucak kucağa, sarmaş dolaş olan rakipleri izlemenin keyfi bambaşka oluyor. Tabirinizle, Türkiye'nin en kibirli taraftar topluluğunu, kibirli olmaya siz yönlendiriyorsunuz. Fenerbahçe ile yatıyor, Fenerbahçe ile kalkıyorsunuz.

Bu faslı burada bitirelim. Maraton ya, sene sonuna saklayalım biz de eğlencemizi...

Yorumlara bakıyorum.

''20 liralık taraftar ile böyle olur zaten..'' diyorlar.

Guiza'nın aylardan, haftalardan beri biriktirdiği öfkenin dışavurumunu 50 TL'lik taraftar başka, 20 liralık taraftar başka yorumluyor. Anlamsız kadro dışına, bir o kadar daha anlamsız kadro içi hamlesi ile Avrupai standartlarını belgeleyen yönetime tepkisizlik bir yana, 5 sezondur ne yaptığı meçhul Önder Turacı ve uzayan-kısalan saçları hafızamızda kocaman yer kapladı bile.

Aradaki 30 liraya göre adam yargılıyor, sosyolojik tespit ypıyorlar. 50 TL'lik taraftarı da çekirdekçi diye itin götüne sokuyorlardı pek kısa bir süre önce..

Hem de çekinmeden devam ediyorlar.. ''Stadyuma böyle ucuz taraftar alırsanız, olacağı bu...'' diyorlardı.

Guiza'nın gözleri doldu ya, o da artık bizden biri. O da ezilenlerden. O da kaderin, feleğin zırvalaması.

Milyonluk camianın içinde siz, biz ayırımı yapılıyor, milyonluk ülkede de ''40 yıldır fişliyorlar, artık biz fişliyoruz'' diyerek sizleşiyorlar, bizleşiyorlar. Ne kadar da benzeşiyoruz. Al bir sosyolojik tespit daha!

PVH fıkra anlattı. Ben de küçük bir alıntı ile bitireyim;

Gökberk Bilgin - Alman lisesi ve Floransa Güzel Sanatlar Akademisi Mezunu -
İtalya'da turizm isi yaparken Apo yakalanınca işleri bozulup Turkiye'ye dönmüş.

''Çok düşündüm diyor, ne yapayım diye.. Fazla IQ gerektirmeyen, fazla efor ve iş gücü gerektirmeyen, vasıfsız insanların yapacağı ama iyi paza kazandıran bir iş düşündüm, futbol yorumcusu oldum.''
Devamı ...

10 Şubat 2010

Direniş ve Zafer


55 lira pankart

Daha dün Noam Chomsky'nin bir konuşmasında duyduğum ve işe yarayacağına ikna olduğum örgütlenmenin Fenerbahçe ile gözümüzün önünde yaşanması geleceğe dair ümitlendirimi arttırıyor. Chomsky, Dünya'nın içinde bulunduğu durumu aktarıp sorunların nasıl çözülebileceğinden bahsettikten sonra bir konuşmacının "Peki insanların büyük kısmının eğitimsiz olması konusunda ne yapılabilir? Birçok kişi zamanında Amerika'nın Saddam'ı desteklediğini bile bilmiyor." sorusuna verdiği örneklerle ne yapılması gerektiğini anlatıyordu. Savaş sırasında Vietnam'a daha fazla asker gönderilmesi kararı çıkmış fakat gönderilememişti çünkü ülke içinde savaş karşıtı hareket büyüyordu ve sivil bir ayaklanma durumunda savunmasız kalınacağı öngörülüyordu. Savaşa asker desteği bile gönderilmesini engelleyecek bu sivil hareket 2 yıl içinde doğup büyümüştü. Benzer şekilde 1960'lara kadar marjinal bir hareket olan kadın hareketi o senelerde birden ivmelenmişti ve kısa bir sürede birçok haklar elde etmişti. Çözüm insanlardı. İnsanların vicdanlarını ve mantıklarını dinlemek ve bunun çevresinden organize olmaktı.

Sene başında Fenerbahçe'nin bilet fiyatları 55 Lira olarak açıklanınca burada büyük tepki gösterdik ve sosyal, ekonomik sebeplerle neden yanlış olduğu üzerine uzun yazılar yazdık. Bizim tepkimiz uzaktandı ve tepkilerin sebebini ve amacını insanlara aktarmaktan ibaretti. Çok daha ciddi çalışan, direnen başka bir grup insan vardı. Bir avuçtan fazla değildiler fakat sesleri hemen duyuldu ve bilet fiyatları önce 44 Lira'ya indirildi. Pankartlar açtılar ve tribünlerde üzerlerine insanlar salındı, tehdit edildiler, İstanbul'un dört bir yanına haykırdılar, yılmadılar stada girip herkese dertlerini anlattılar. İnatçı ve haklı direniş sonunda aradığı hakka kavuştu ve bilet fiyatları artık 22 Lira.

Kimse bu fiyatları Fenerbahçe yönetiminin hediyesi olarak sunarak sadakacı kültürünün getirdiği acziyetle açıklamaya çalışmasın. Tehlikeye giren şampiyonlukta ve sıkıntılı geçen şampiyonluk yarışında taraftar desteğinin önemini anladıkları muhakkak. Yalnız taraftar desteği ve bilet fiyatları arasındaki bağlantıyı kurmalarının yönetimin bir meziyeti olmadığı açık. Eğer bu bağlantıyı kurabiliyor olsalar normale döndürdükleri fiyatın % 150 fazlasına satmaya çalışmazlardı. Bu bir avuç insanın direnişi taraftar desteğinin bilet fiyatlarıyla ters orantısını gözlerine sokmuş, karşı çıkan, çıkmayan herkesin beynine kazımıştır. Eğer desteğe ihtiyaç duyulduğu an akıllarına bilet fiyatlarını indirmek geldiyse en büyük başarı bu direnişçilerindir.

Fenerbahçe'yi arkadan hançerlemekle itham edildiğimiz günler uzak değil. Böyle konularda egemen güce tepki verince ulus devletlerin sığındığı "birlik ve beraberlik" limanı spor kulüpleri için de en verimli sığınak. Onun da ardından gelen "mutlak demokrasi mümkün değildir, iyi diktatör çarpık demokrasiden üstündür" savını çok duyduk, duymaya devam edeceğiz. Bu direniş ve zafer bunların hepsine teorik değil pratik cevaptır. Chomsky'nin bahsettiği vicdan ve akıl etrafında örgütlenme, "iyi diktatörden" üstün çıkmıştır. İnandığı bir kenara itilerek son derece pragmatik bir şekilde statükoya destek vermeye zorlanan mantığın fayda getirmediği ve ileride de getirmeyeceği, bu kadar büyük bir organizasyonu verimsizleştireceği ve kaynakları boşa harcatacağı bir kez daha görülmüştür. Yine pratikten kopmayalım; bu sezon boş oynanan maçlar da verimsiz kullanılan kaynakların pratik örneğidir.

Sezon sonunda şampiyonluk yarışı kızışır, arz-talep dengesi bozulur ve bilet fiyatları tekrar 55 Lira olabilir. O gün yine vicdanını ve mantığını dinleyenler ile mantığını pragmatizme zorlayanlar karşı karşıya gelecek. İlk grup yine sayıca az olacak, yine muhalefet yapmak için muhalif olmakla ve "birlik ve beraberliği" yıpratmakla suçlanacaklar. Onlar geri adım atmayacak. Geri adım atmayacağız. İnandıklarımızı anlatmaya devam edeceğiz. 300 milyonluk ülkede de bir spor kulübünde de vicdan ve inancın demokrasisi daha önce defalarca iyi diktatörlere karşı zaferle ayrılmışsa, bu ümitlerimizi taze tutmak için yeterlidir. Bu direnişi başlatan, inatla devam ettiren ve sonunda istediklerini elde eden herkese teşekkürler.

Tanjeviç, simdi sıra sende!
Devamı ...

24 Eylül 2009

55lira.com


55 Lira Tepki

55Lira.com'dan alıntı:

Sitemizin hiçbir dernek, grup ya da oluşumla ilgisi yoktur! 55Lira.com tamamen bağımsız bir internet sitesidir.

Tek derdimiz, tek amacımız Fenerbahçe tribünlerinin halktan koparılmasının önüne geçebilmektir.

Protestomuzun toplumun büyük bir kesimine ulaşabilmesi, ve hatta Fenerbahçe yönetiminin sesimizi duyabilmesi için vereceğiniz desteğin önemi çok büyük olacaktır.

MSN, Facebook, Twitter gibi sosyal ağlar üzerindeki arkadaşlarınıza sitemizden bahsederek; blogunuzda sitemizi duyurarak, üye olduğunuz topluluk forumlarında sitemize yer vererek bize destek olabilirsiniz.

Blogunuzda ya da sitenizde yazmış olduğunuz yazıları lütfen bizimle paylaşınız. Destek veren siteler, bu sayfa altında listelenecektir.

Bilet fiyatlarıyla ilgili daha önce yazdıklarımız

Bilet Fiyatları ve 2010 Model Manipülasyon Tekniği
İsyan Ediyoruz!
Fenerbahçe Halkındır, Müşterinin Malı Değil
Boş Koltukların Şöleni


Devamı ...

18 Eylül 2009

Boş Koltukların Şöleni


bos tribun

Dünkü maçla, Daum'la, Roberto Carlos'la, Guiza'yla ilgili yazılacak çok şey var ama bunları herkes bolca yazıyor, ben pas geçeyim. Fenerbahçe'yi kemiren başka bir hastalıktan bahsedeyim. Yukarıdaki fotoğrafa bakın, sonra da hemen aşağıdaki yazının fotoğrafına. Lig maçlarından alışığız ama böyle bir maçta gördüğünüz o boş, sarı koltuklar neyin habercisi? Dünkü oyunla ve mağlubiyetle o sarı koltukların ilgisi yok mu?

Fenerbahçe'nin en kötü döneminde bile Avrupa Kupası maçları şölendir, taraftarın bayramıdır. Avrupa Kupası maçı varsa kötü sonuçlar unutulur, stat tıklım tıklım dolar, taraftar coşkuludur. En kötü sezonumuzda Panathinaikos maçı tıklım tıklım doldu, Palermo maçı hafta içi olmasına rağmen son senelerde taraftarın en çok coştuğu maçtı, favori olmamamıza rağmen Feyenoord maçında tek sarı koltuk göremezdiniz ama bilmeyen birisine dünkü fotoğrafları gösterseniz Fortis Türkiye Kupası maçında çekildiğini söyler. Dün stadın boş olması için hiçbir neden yok. Fenerbahçe bizim tanıklık ettiğimiz en iyi lig başlangıcını yapmış, maçın kesin favorisi ve hemen hemen bütün taraftarlar Fenerbahçe'nin kazanacağını düşünüyor.

Maç sırasında bütün bunlara bir de takımın öne geçmesi ekleniyor. Bizim bildiğimiz, en azından benim bildiğim, o tribünlerin yıkılması için bütün şartlar oluşmuş. Buna rağmen olmuyor... Televizyon başından bile maratondan ufak bir grubun destek verdiğini, tribünlerin kalanının eşlik etmeye niyetli olmadığını anlıyoruz. Bir türlü coşkuyu sağlayacak o kritik eşik aşılamıyor, tribün o havaya bir türlü girmiyor. Sahada futbol uyutuyor, arkadan itmesi gerekenler daha fazla uyutuyor. Gol atılıyor bir uğultu bile olmuyor. Ev sahipliği Fenerbahçe'ye en ufak bir katkı sağlamadı dün. Fenerbahçe ilk yarının son yarım saatinde ve ikinci yarı başında motivasyona ihtiyaç duyuyordu, o dakikadan sonra oyunculara motivasyon sağlayacak olan da ne kenarda tepinen teknik adam ne devre arası ziyaret eden kulüp başkanı olabilir, sadece inançlı ve inatçı taraftar olur.

Kötü futbol ve sonuçta motivasyon sağlamak zor bir görevdir ama öne geçen takımı desteklemek çok daha kolaydır. Fenerbahçe taraftarı dün bırakın ihtiyacı olan takımı motive etmeyi, Fenerbahçe 1-0 öne geçtikten sonra bile coşku yaşayıp gereken baskıyı kuramadı. En kötü günde bile Avrupa Kupası maçlarını şölen olarak yaşayan, dev pankartlarla, bayraklarla tribünleri donatan, tek bir tane boş koltuk bırakmayan Fenerbahçe taraftarı dün küçük bir kısmı dışında aktif olarak tribünde yoktu, maçın da Fortis Kupası maçından farkı yoktu. Sebebi tabii ki belli. 2 aydır defalarca yazdık, fakat anlamamaya direnenler, isyan edenleri hainlikle suçlayanlar dünkü maçtan sonra muhtemelen teknik direktörü ve birkaç oyuncuyu suçlayacak ve yine gözlerinin önünde olanı görmeyecek. İşte 55 Liralık biletin sonu, sonucu budur. Yavaş yavaş değil, hızlı şekilde azalan taraftar sayısı, başarıya rağmen yok olan coşku, Fortis Kupası maçına dönen Avrupa Kupası maçı...

Biriktirdiğiniz 55 Liralık bilet paralarıyla alacağınız yeni 36'lık yıldızlara başarılar başkanım. Avrupa Kupası maçları bile şölen olamıyorsa Fenerbahçe'nin birçok insan için nasıl bir anlamı kalıyor, nasıl bir taraftar kitlesi oluşuyor acaba?
Devamı ...

7 Eylül 2009

Fenerbahçe Halkındır, Müşterinin Malı Değil



Türkiye bir muamma değil, ne olduğunu biliyoruz. Bu ülke insani gelişmişlik sıralaması bakımından 179 ülke arasında 76. ülkenin %18,6 ‘sı yoksulluk sınırı altında yaşıyor, işsizlik oranı ise %13,6. Şayet bu rakama güvenebilirseniz. Çünkü bu istatistikler umutsuzluk, yılgınlık gibi sebeplerle iş aramayanları, uzun süredir işsiz kaldığı için artık başvuruda bulunmayanları, mevsimlik işçileri ve diğer buna benzer kalemleri barındırmıyor. Şayet bunları da eklerseniz harika bir veri var elimizde, çalışabilir nüfusun beşte biri işsiz. 15 yaş üstündeki 51 milyon insandan ancak 25 milyonu işgücüne dahil sayıldığına göre Türkiye bir işsizler, fakirler, yoksullar ve fukaralar ülkesi demek.

Fenerbahçe’nin bilet fiyat politikası üzerinde çok konuşuldu ve bu konu hakkında söylenebilecek her şey söylendi. Evet bu fiyat politikası orta gelir grubuna dahil olanların bile ayda 2 kere maça gitmesine müsaade etmemektedir. Çocuğuyla maça giden bir babanın ayda 220 TL maça gitmek için ayırması aile bütçesi açısından çok önemli bir kalemdir. Türk-İş İstatistiklerine göre 4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırının 2396 Lira olduğu düşünülürse, bir memur ailesinin, bir işçi ailesinin çocuklarını Fenerbahçe maçına götürmesi mümkün değildir. Aynı ailenin kombine almak için bir çırpıda birkaç bin lirayı ayıramayacağı da kolayca kabul edilebilecekse, bu tipte bir fiyat politikasının belirlenmesi bu sınıflara mensup insanların Fenerbahçe ile bütünleşmesini engeller. Duygusal argümanlar da var, Fenerbahçe halkın takımıdır, yeni neslin çocuklarıyla Fenerbahçe’nin buluşması engellenmemelidir, Fenerbahçe değerleri zedelenmemelidir, Fenerbahçe mensubu bulunduğu ve içinden çıktığı kitleyle bağlantı kurmalıdır.

Bütün bunlar çok uzun süredir yazıldı çizildi, konu bütün yönleriyle ele alındı. Şayet yönetim dikkatsizlik, ihmal, bilgisizlik gibi bir sebeple bilet fiyatlarını böyle belirlemiş veya açıkça bir hata yaptığını düşünmüş olsaydı her halde bu argümanlar çoktan kabul edilirdi. Oysa görüyoruz ki Fenerbahçe aynı uygulamaya devam ediyor. Demek ki yönetim burada bir hata yapmış değildir, yönetim bilinçli olarak ve bu hareketin sonuçlarını öngörerek hareket ediyor. Daha önemlisi yönetim o sonucun gerçekleşmesini de istiyor.

İşçisiz, öğrencisiz, memursuz tribünler, birer steril yaşam projeleri, Ağaoğlu My World projeksiyonları var kafalarda. Yemeklerini yiyen zengin ve yüksek maaşlı çalışanlar, hanımlarıyla bir tür Tiyatro’ya veya Verdi’nin operasına gider gibi maçlara gidecekler, güzel Audi’lerinden BMW’lerinden inip süslü süslü içeri girecekler, müteahhitlerin özene bezene yarattıkları alttan ısıtmalı koltuklara küçücük kıçlarını koyup, Fenerbahçe’yi ahlarla vahlarla izleyecekler. Erkekler, maçın heyecanı ile yorgun bir günün stressini atarken, kadınlar da oyuncuların adonis kaslarını görmek veya six packlerini avuçlamak hayalleriyle biraz şehvetlenip kendilerini oyalayabilirler.

Bu Fenerbahçe değil. Bu mamül. Soralım, Fenerbahçe, statlarda sosisli sandvic yenilen, herkesin oturarak maçı izlediği ve hiçbir heyecanın, hiçbir gerçek ateşin, ihtirasın ve arzunun bulunmadığı bir beş yıldızlı stadyumda gerçekleşen “enteresan” bir olay haline mi dönüştürülmek isteniyor? Ürün güzelliğiyle, prestijiyle, statüsüyle satılacak bir mamül olarak bu ülkenin beyaz Türklerinin ıslak hayallerine servis ediliyor gibi, halkın olmadığı bir stat, ittihat ve terakki vatandaşlarının gezip gördüğü bir tür soyşıl enterteynment projesi.

Fenerbahçe bu değildir. Fenerbahçe var olmayan bir aristokrasinin veya Türkiye’de kimsenin sevmediği bir bürokratik oligarşi sınıfının baş tacı ettiği kulüp değildir. Sosyal zemini devlet dairelerine veya hülyalarla yarattığı asalete inanan frankofonlara değil, halka, çalışanlara, memurlara, bu ülkenin öğrencilerine, ayrımcılığa uğrayanlarına yani çevreye dayanır.

İttihat ve Terakki ne yaparsa yapsın, bu devletin asık suratlı bürokratik oligarşisi ne kadar çabalarsa çabalasın Fenerbahçe son kertede bu halkın geniş hareket zemininin çıktılarından biridir, ismini alışı, kalplere kazınışı şu veya bu devlet organının temsilcilerinin kendisini tutmasına değil, sıradan insanların hayallerine, sevgilerine, özlemlerine ve arzularına vesile olmasına dayanır. Bu halk yaratmıştır Fenerbahçe’yi ve tam da bu sebeple, bu halkla bağlantı kurmak isteyen omzu kalabalıklar, politikacılar, bürokratlar, gelecekte bir şey olacağım heveslisi dört yıldızlılar Fenerbahçe’ye yanaşmıştır. Fenerbahçe Spor Kulübü içerisinde bu adamlar bulunmuş veya hizmet etmiş ise bunun sebebi de Fenerbahçe’nin bir Franko rejimi takımı olmasında değil, bu insanların bu vasıtayla temas etmek istediği çevrenin temsilcisi olmasında aranmalıdır.

Fenerbahçe bu ülkenin çirkinlerini, esmer suratlılarını, öğrencileriyle, üniversitelileriyle buluşturur. Yamalı ceketlere ve pantolonlara sahip olanları İspanyol paça pantolarla maça giden yeni nesille kaynaştırır. Bütün bir 70ler boyunca bu halkın her sınıfından insan Fenerbahçe potasında bir araya gelmiş, küfürler etmiş, mutlu olmuş, ağlamış, çılgınlar gibi bağırarak ve hayvanlar gibi tezahürat ederek birbirleriyle kaynaşmıştır. Şu ülkenin sokaklarında bir dolaşın, stat önü köftecilerinden en güzel muhitlerdeki lokantalara kadar her yerde Fenerbahçe’nin izlerini görürsünüz. Ankara’nın en saygın işletmelerinden birinin sahibi diyordu “Fenerbahçe maçında masalar boş olur” çünkü bu ülkenin hali vakti yerindeleri de aynı varoşlardaki çocukları gibi Fenerbahçe sahaya çıktı mı onu izleyecekleri yerlere koşuşur.

Fenerbahçe’nin futbolcuları ve bütün büyük efsaneleri en nihayetinde birer “çevre” hikayesi sunarlar bize. Bu ülkenin az gelişmiş yerlerinden ve fakir mahallerinden yetenekleriyle çıkıp yine bu ülkenin altın armadasının formasını taşımıştır. Rıdvan Dilmen, Cemil Turan, Ziya Şengül sayısız örnek var, hepsi efsaneler arasına girebilecek bu insanlar Kadıköy Semtinde kraliyet ilan etmişler, bu ülkenin çocuklarına “başarabileceklerini” ispatlamışlardır. Neden anılır Alpaslan Eratlı, Zeki Rıza niçin asla unutulmayacak? Basit gerçek, çünkü bu isimler bugün daha akıllara geldiğinde bizlere neler yapabileceğimizi ve rüyalarımızı hatırlatır. Bunlar en aşağıdan en tepeye çıkanların herkese kıvanç veren şerefleri hikayeleridir artık.

Fenerbahçe’yi bunlardan alırsanız geriye bir şey kalmaz. Reisler kalır, iphone kalır, bigmac kadar gerçek maçlar, saniyesinde tüketilen nescafeler, hiçbir zaman bir espressonun zerafetini ve derinliğini bize hissettiremeyecek olan başı bozuk mamüller kalır. Bu takımı taraftarından, bu halkı formasından ayırırsanız elinizde sadece sarı ve lacivert parlak kumaştan gömlekler, trikolar, hiçbir zaman giyene onur vermeyecek olan bir takım markalar ve beratlar bulursunuz. Sokaklardan bu takımı alırsanız, cansız ve heyecansız kitleler, durgunlaşmış yüzler ve kendi diktatöryanızı rahatlıkla kutlayağınız saçma sapan bir hikaye olursunuz.

Yönetim Fenerbahçe’yi büyütmek için vardır, yok etmek için değil. Geliştirmek için vardır, özünden koparmak için değil. Bu taraftar her gün aldığı formalarla, kravatlarla, biletlerle ve dualarla bu takıma bu kadar destek verirken, insanları Fenerbahçe’den kopartırsanız fakir, nemrut ve aksi suratlı bir ihtiyar bırakırsınız geriye, başka bir şey değil.

Zira başlık içeriğiyle müsemma, Fenerbahçe halkındır, müşterinin malı değil.


Devamı ...

4 Eylül 2009

İsyan Ediyoruz!


vefakar taraftarimiza minnettariz

Çoğunluğu kombine bilet sahibi Fenerbahçe taraftarları olarak;

Fenerbahçe Yönetim Kurulu'nun kale arkası tribün biletlerine biçtiği 55 Liralık fiyatı protesto ediyoruz!

Localara ve/veya diğer pahalı tribünlerin kombine fiyatlarına yapılacak küçük bir düzenleme ile, aynı maddi fayda elde edilebilecekken, "yadsınamaz bir Türkiye gerçeği" olan dar gelirli kitlelerin, 55 Liralık biletle Fenerbahçe'den koparılmasını protesto ediyoruz!

Hemen hepsi çok başarılı birer işadamı olan yönetim kurulu üyelerinin bu basit matematik ve ticaret bilgisinden yoksun olmayacaklarını çok iyi bildiğimiz için, "zümre yaratmaktan" başka hiç bir amaca hizmet etmediği belli olan 55 Liralık biletleri protesto ediyoruz!

Kuruluşundan bu yana "Halkın Takımı" olduğu, diğer takımların kurucuları tarafından bile kabul edilen Fenerbahçe'nin halkından uzaklaştırılmasını protesto ediyoruz!

İşgal yıllarında top yekün savaş verip, kurtuluşa kavuşan halkın sahadaki gözbebeği olan Fenerbahçe'nin bu fiyatlarla, köklerine sırtını dönmesini protesto ediyoruz!

Haykırıyoruz!
Fenerbahçe'nin bir asırı devirmiş mazisindeki en büyük pay sahibinin, tribünleri dolduran ve efsane sporcuları bağrından çıkaran halk kitleleri olduğu unutulmasın.

O Fenerbahçe ve sporcular ki, müzede sergilenen kupaları her kaldırdıklarında, yine içerisinden çıktıkları halkın omuzları üzerinde şerefle yükseldiler.

Kale arkası biletinin 55 Lira olmasına isyan ediyoruz! Bilet fiyatları 20 Lira'ya çekilmeli; öğrenci bileti, çocuk bileti gibi uygulamalara bir an evvel başlanmalıdır.

Fenerbahçe Spor Kulübü; mazideki halkın, atideki halka bıraktığı bir sevda mirasıdır. Sevdamızı sömürmeyin.

Halkın Takımı Fenerbahçe

55 lira halt etmektir

Devamı ...

15 Ağustos 2009

Bilet Fiyatları ve 2010 Model Manipülasyon Tekniği


fenerbahce taraftari inonu

Fenerbahçe yönetimi 20. yüzyılın başında Edward Bernays'ın geliştirdiği ve günümüz sosyal ve ekonomik yaşamını etkileyen hatta yaratan halkla ilişkiler yöntemlerini 21. yüzyılın başında kendi ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde geliştiriyor. Bilet fiyatlarına yapılan son zam, bunun savunulma şekli ve aramızda bunu savunabilen taraftarlar olması Fenerbahçe yönetiminin 21. yüzyıl psikologlarını etkileyecek psikolojik yöntemler kullandığının göstergesi.

Tekniğin ilk aşamasında akıl almaz bir hatayı defalarca ve ısrarla yapmak var. Akıl almaz burada mecazi değil gerçek anlamıyla kullanılıyor. Gerçekten aklın almayacağı şeyler. Bilet fiyatlarının her sene enflasyonun 2-3 katı zamlanması akıl almayacak bir şey. Yapılmaması gereken bir şeyi bu kadar net ve göz göre göre, ısrarla yapınca bunu eleştirenleri köşeye sıkıştırmış oluyorsunuz. Bilet fiyatları 6-7 senedir sürekli eleştiriliyor. Eleştirilirken kullanılan yöntemlerin ilki Avrupa'daki fiyatlarla karşılaştırmak. İkincisi Türk halkının alım gücünü fiyatla kıyaslamak. Üçüncüsü bilet fiyatlarında izlenen politikanın Fenerbahçe'yi öğrencilerden ve halktan uzak tuttuğunu açıklamak. Bunlar o kadar açık ve net ki aslında uzun uzun açıklamaya bile gerek yok. Yani nasıl ki 3 x 5 = 15 çok net bir ifadeyse ve bunu yazdıktan sonra kanıtlamak için 5 tane 3'ü yan yana yazıp toplamıyorsanız Türkiye şartlarında Fenerbahçe'nin bilet fiyatlarının çok pahalı olduğunu ve daha düşük fiyata satılması gerektiğini söyleyebilirsiniz.

Fenerbahçe yönetimi buna karşı çıkmıyor, çıkamıyor da, yüksek fiyat Fenerbahçe'yi halkın bütün kesimlerinin takımı yapar, bizim fiyatlarımız Avrupa'daki muadillerimizle karşılaştırınca daha düşük, Türk halkı da hepsi birer lord, tuvalet kağıdı yerine euro kullanıyorlar diyemiyor. Onlar benim daha önce hiç karşılaşmadığım bir yöntem geliştirmişler, bunlara cevap vermek ya da pahalılığın mantığını anlatmak yerine her sene daha fazla zam yapıyorlar. Biz de bilet fiyatlarını eleştiren insanlar olarak aynı şeyleri yazıp duruyoruz, 6-7 senedir aynı şeyleri yaza yaza İnter'in, Bayern Münih'in, Barcelona'nın bilet fiyatlarını bu takımların taraftarlarından daha iyi öğrendik. Israrla bize aynı şeyleri yazdırarak da tepkimizin kuvvetini azaltıyorlar. 3 x 5 = 15 değildir diyen adama önce 3 kere 5 yazıp toplayıp, sonra 5 kere 3 yazıp toplayınca sonra çarpım tablosunu gösterince hâlâ yok 15 değil demesi gibi. Başka verecek tepkiniz kalmıyor, ısrarla aynı hata yapılınca ısrarla aynı şeyler üzerinden tepki gösteriyorsunuz, kendinizi tekrarlamaktan tepkisiz kalıyorsunuz.

Bu yöntem 21. yüzyılda çok tutar, politikacılar, devlet adamları bunu farkettikleri anda bu tekniğin üzerine atlar, Fenerbahçe adı da bu tekniği deneyip başarılı olan ilk kulüp olarak tarihe geçer. Tabii bu tekniği başarıyla uygulamak için güçlü bir otorite figürü şart. O otorite figürü de tabii ki Aziz Yıldırım ve onun yönetim şekli. Üç paragraftır bilet fiyatlarını eleştiremedim bile zira senelerdir aynı şeyleri yazmaktan çok sıkıldım, 5-6 senedir konuyla ilgili yazılanlara bakın insanlar bu kadar basit gerçeği nasıl dile getiriyor. Buna rağmen, bilet fiyatlarının pahalılığı, çok kolay görülen, 2 cümle ile açıklanabilecek kadar net bir gerçek olmasına rağmen bu fiyatları savunabilen taraftarlar var. İşte bu da toplu ve güçlü protestoyu engelleyip muhalif sesi minimuma indirmek ve biraz önce açıkladığım "çok net bir hatayı defalarca tekrarlayarak eleştirileri savuşturma tekniği" için şart.

Güçlü bir otoritenin boyunduruğu altında akıl erdirmesi veya kabullenmesi en zor şeyi yapmak bile olası. Bu ünlü Milgram Deneyi'nin seneler önce gösterdiği sosyolojik ve psikolojik bir gerçek. Eli kanlı diktatörlerin emirlerini dinleyip gözünü kırpmadan binlerce insanları yakan, tarayan, bombalayan insanların yaşadığı bir dünyada çok net biçimde pahalı olan bilet fiyatlarına normal diyecek insanlar bulmak zor değil. Yeteri kadar otorite figürü olan bir başkanınız olması yeterli... Aziz Yıldırım bu otoriteyi piyangodan kazanmadı tabii. Çeşitli politik yöntemleri sonuna kadar kullandı. İlk geldiğinde taraftar gruplarıyla arası mükemmeldi, binlerce bilet dağıttı, gerektiğinde taraftar gruplarını polisten korumak için aralarına girdi taraftarları kurtardı, gerektiğinde sahaya girip taş yağmurundan kurtulmaları için kapıları açtırdı. Tribüne hakim taraftar gruplarından yeteri kadar destek ve güç aldıktan sonra diğer yöneticilerle sürtüşmeleri başladı. Bu gücü kullanmak için birinci istifa-geri dönüşü yaptı. İstifa ardından binlerce insan toplanıp geri dönmesi için yürüyüşler yapınca "ben rakipsizim, bana muhtaçsınız" imajını oluşturdu. Bunu etkili biçimde kullanmak için da başka bir yöntem kullanmaya başladı. Önce adı çok duyulan ve güçlü insanlar olarak bilinen yöneticileri kadrosuna aldı, daha sonra bu yöneticileri yönetimden veya kulüpten ihraç ettirmeye başladı. İsmi çok bilinen insanları kulüpte tek yetkili olarak kovarak kamuyouna ne kadar güçlü olduğu imajını verdi. İşe de yaradı. İktidarı daha da kuvvetlendi, ayrıca bu strateji yeni yönetimlere girecek yöneticilere de mesaj oldu. Zaman zaman iktidar kuvvetinde zayıflama oldu fakat federasyonlar veya hakemler bu zamanlarda devreye girmek için biçilmiş kaftandı. Hataların yönlendirileceği birileri hep oldu. Sonunda Denizli'de kaybedilen şampiyonluk bütün bu gücü yıkabilecek kadar kuvvetli bir çığ başlatabilirdi, fakat o yine bir istifa-geri dönüş ile bunu lehine çevirdi. Camianın en hassas ve kırılgan olduğu günlerde karşısına çıkabilecek tek rakibi önce kulüpten ihraç ettirip rakipsiz kaldı sonra taraftarın kendisi için yürümesini bekledi ve yine "en kuvvetli benim, muhtaç olduğunuz benim, alternatifim yok" imajıyla daha da güçlü bir iktidarla döndü.

Bütün bunlar katlanarak kulüpte bir tek adam ve güçlü otorite simgesi yarattı. Şimdi o otoriteyi cansiparane savunacak insanlar bulmak zor değil, bu insanların varlığı insan doğasının bir gereği zaten. "Güçlü bir otorite neden zararlı olsun ki?" sorusunun cevabını en başta anlattığım strateji sanırım. Dün Fenerbahçe resmi sitesinden yapılan açıklamada bilet fiyatlarının neden arttığı anlatılıyordu ve orada şöyle bir madde vardı

"a-)Stat kirası‚ hakem ve gözlemci ücretleri‚ stattaki özel güvenlik ücretleri‚ stat temizlik ücretleri ‚stat ses sistemi giderleri‚ güvenlik güçleri kumanya masrafı‚ Access kontrol masrafları‚ kapı giriş görevlileri masrafları‚ stat bakım giderleri(elektrik‚ su‚ çim‚ v.s) ve stat personeli giderleri."

Fakat bu sene başında TFF, lig fikstürü çekildikten sonra şunu açıklıyordu

"Ayrıca yine özellikle Turkcell Süper Lig'de mücadele eden kulüplerin stadlarının daha iyi seviyelere gelmesi için gereken maddi yardımı ve danışmanlığı yapmaktayız. Son genel kurulda kulüplerimizle paylaştığımız bir hususu daha hatırlatmak isterim. Turkcell Süper Lig'de görev yapan hakem, gözlemci ve temsilcilerin maç başı ödemelerinin yeni sezonda Türkiye Futbol Federasyonu tarafından ödenecek olması, 18 kulübümüz toplamda 4 milyon lirayı bulan maddi bir yükten kurtarmış oluyor."


Bu kadar güçlü ve en basit hataları insanlara savunduran bir otorite yaptığı hataları savunurken tamaman doğruyu söylemez tabii ki. Fenerbahçe yönetimi bu otoriteyi kullanarak manipülasyon yapıyor, getirilen mantıklı ve doğru eleştirilere hiçbir cevap vermeyerek ve aynı hatayı ısrarla tekrar ederek muhalefetin gücünü eriten yeni bir teknik deniyor. Bütün bunları yapmak için gereken halk desteğini otoritesini kullanarak otomatik olarak sağlamış durumda. Bize yine her seneki cümlelerle 3 x 5 = 15 demek kalıyor ama Fenerbahçe'nin bu politik ve psikolojik ortamında buna inanan insan sayısı o kadar azaldı ki bunu söyleyerek suçlu bile ilan edilebilirsiniz. Yeni bilet fiyatlarımız ve gelecek sene yine yapılacak % 25 zammımız hayırlı olsun. Milan, Inter ve Barcelona'nın bilet fiyatlarını iyi saklayalım, kabak gibi bir gerçeği sürekli tekrarlamaktan sıkılmamayı başardıysanız gelecek sene yine kullanırsınız...
Devamı ...

18 Temmuz 2008

MTK'yı Elemek... Paha Biçilemez


taraftar

Bu fiyatlar MTK gibi bir Dünya devi ile oynadığımız için mi böyle yoksa sene boyunca uygulanacak fiyat politikasının ilk denemesi mi bilmiyorum. MTK maçı için açıklanan bilet fiyatlarına göre kale arkası tribünlerde maç izlemek için 66 YTL vermeniz gerekiyor. Temmuz'un sonu, ligler başlamamış, şampiyon olamadığınız için Şampiyonlar Ligi'nde 2 ön eleme turu oynayacaksınız ve bu ilki, oynadığınız takım vasat bir takım ve bu maça biçilen değer 66 YTL. Acaba kombine kartları özendirmek için mi uygulanıyor diye düşünüyoruz ama ısrarla Migros tribününe kombine kart çıkarılmıyor.

Başkan o tribünde rakip taraftarlar da var ve polis bıraktığı boşluk sabit olmuyor, insanları mağdur etmemek için orayı biletli taraftarların gideceği bir tribün olarak düşünüyoruz dedi. Yani kulüp de maça bilet alıp gelen taraftarlar olduğunun farkında ve zaten herkes Türkiye'de bir takımın 55 bin tane kombine satamayacağının farkında. Üstelik kombine fiyatları da sürekli dalgalanıyor ve her sene yıllık enflasyonun yaklaşık iki katı zamlı satılıyor, neye göre belirlendiğini biz de anlamıyoruz. 3 sene önce açık tribün kombinesinin fiyatı tüm maçlar için bilet almaktan daha pahalıya geliyordu. Ortada transfer politikası olmadığı gibi fiyat politikası da yok. Kombine fiyatları belirlenirken tribün gruplarına danışılmıyor çünkü zaten onlar Fenerbahçe'ye zarar veren hainler olarak damgalanmışlar bile. Şu anda başkanımızın tribünle alakalı uğraştığı en önemli konu Maraton E blok'un çevresine sur örmek olduğu için bilet, kombine fiyatları önemsiz bir konu durumunda. E blok'un çevresine sur örülünce tribünler şahlanacak, dertler bitecek, 12 numara tekrar ateşleyici günlerine dönecek, hatta insanlar şevkle 70 YTL verecek uyduruk takımlarla oynanan maçlara. Sadece bir hazırlık maçı olan Shakhtar maçı bilet fiyatının 33 YTL olmasına değinmedim bile, ihtiyaç duymuyorum. Ayıp...
Devamı ...

23 Nisan 2008

Her Derbi Öncesi... Yine Bilet Çilesi


foto

Dün haberlerde Galatasaraylıların bilet kuyruklarındaki fotoğrafları ve işkenceye dönüşen uzun kuyruklar vardı. Biletler bir saat içinde tükenmiş, saatlerce kuyrukta bekleyen binlerce insan bilet alamamış, karaborsacılar pazarlığı üç katından açmaya başlamış. Bu tür maçlardan önce tüm takımların taraftarlarının yaşadığı bir eziyet bu. Perşembe günü de Fenerbahçe tribünü biletleri çıkıyormuş, sayı çok daha az olduğu için daha büyük izdiham olacaktır.

Benzer bir işkenceyi 2004-2005 sezonunda bizzat yaşadım. O sene ya kale arkası tribünler için kombine çıkmamıştı, ya da ben almamıştım, her maç için bilet alıyordum. O maç da 33. haftada oynanan ve şampiyonluğu belirleyecek maçtı, talep tahmin edeceğiniz gibi çok fazlaydı. Biz de bütün sezona noktayı koyacak ve şölene dönüşecek bu maçı kaçırmak istemiyorduk elbet. Maç biletlerinin çıkacağı gün açıklandıktan sonra planlarımızı yaptık ve mükemmel uyguladık.

Önce en az yoğunluğun hangi bilet gişesinde olacağını tahmin etmek ve orada bekleme ve bilet alma sürecini planlamak gerekiyordu. Harbiye'deki gişenin Taksim, Merter, Caddebostan gibi gişelerden daha az yoğun olacağını daha önceki tecrübelerimiz de söylüyordu zaten. Bir arkadaş da arabasıyla lojistik destek verecekti. Saat 3 gibi kuyruğun oluşmaya başlayacağını tahmin ediyorduk. Hangi akla hizmetse gece 12'de gittik bir baktık çevreye, kimse yok. Arabayı park ettik, tekrar döndük gecenin bir vakti sap gibi gişenin önünde beliyoruz. Sanırım beş kişiydik... Bizden başka ne gelen var ne geçen, cadde bomboş. Baktık gelen giden yok, herhâlde erken geldik diye düşündük, gidelim Taksim'e biraz takılırız dedik. Yürüyerek Taksim'e gidiyoruz, o saatlerde Harbiye - Taksim arasında nasıl bir manzara olduğunu tasavvur etmek zor değildir sanırım. Taksim'e gittik, Bambi'de tost, portakal suyu, muhabbet, saat 3'e yaklaşınca tekrar dönelim dedik. İnsanlar gelmeye başlamıştır diye tahmin ediyoruz ama aynı ıssızlık duruyor Harbiye'de. Artık geri dönmeyelim bari diyoruz, başlıyoruz beklemeye. Allahtan hava sıcak, o saatte donarız yoksa. Saat 5'e kadar kimse gelmiyor, bu iki saat boyunca uyku bastırıyor, ayakta durmaktan yoruluyoruz, karton buluyoruz sağda solda, onların üzerine oturuyoruz. En büyük eğlencemiz yanımızdaki reklam panosundaki kız. Yanyana durup fotoğraf çektiriyoruz kendisiyle, hatta ismi de vardı ama unuttum şimdi. Bizden sonra gelen ilk vatandaşı 5'te karşılıyoruz, "sabahın köründe geldim, ilk sıraya girerim" diye düşünürken bizi görüyor muhtemelen. Onu da muhabbete katıyoruz.

Daha sonra 6'ya doğru iki kişi daha geliyor, 6'dan sonra zaten gün açtıkça sıra hızla artıyor, 7 civarı upuzun bir kuyruk var artık. 7-8 arası gelenler ve erken geldiğini düşünenlerin suratı kuyruğu görür görmez değişiyor. Güneşin açmasıyla iyice uyku çöküyor, ama kuyruk da uzamaya başlayınca ayakta beklemek zorundayız. İşte bu noktadan sonra her dakika saat gibi geliyor, muhabbet bitiyor, saatin gelmesini bekliyorsunuz. Biletler 9'da çıkacak diye biliyoruz, sıranın sonunu artık göremiyoruz ve bu upuzun sıranın en önünde biz varız. Saatler 9'a yaklaşırken suratını görseniz kaçacağınız tipler kuyruğun ön taraflarına doğru sağda, solda beklemeye başlıyorlar. Bunu hiç hesap etmemiştik ama sıranın en önünde olmamıza rağmen fazladan mücadele etmemiz gerektiğini hatırlıyoruz. Gişe açılıyor, içeride iki adet görevli beliriyor. Saat 9 oluyor ama satış yapacakları pencereyi açmıyorlar, sabırlar tükeniyor, homurdanmalar başlıyor. Pencereye tıklıyoruz, daha merkezden satışa çıkmadı, çıkınca açacağız diyorlar. Çevredeki tehlikeli tiplerin sayısı artıyor, homurdanmalarla beraber gerginlik de artıyor. Nihayet 10'a doğru satılmaya başlıyor biletler. Satış penceresi açılır açılmaz öne doğru saldırıyor çevremizi saran tipler. Neden iki saattir sağda solda bekledikleri anlaşılıyor. Doğaçlama ama akıllıca bir hareket yapıyoruz. Beş kişiden birini araya alıyoruz, kalan dört kişi onun çevresinde duvar oluşturuyor. Sağdan soldan sürekli itiyorlar ama dört kişi, bir de on saat beklemenin verdiği güçle duvarı yıktırmıyoruz. Beşimizde bu taktikle biletlerimizi alıyoruz, ama bu süreç çok hızlı gelişiyor çünkü ön tarafa yüklenenler daha da saldırgınlaşıyor. Biz biletleri alıp kuyruktan çıktıktan sonra arkamızdakiler mücadele edemiyor. Karaborsacılar virüs gibi en önü sarıyor, bu sefer onlar duvar örüyor, araya ne kadar adamları varsa sokuyorlar. Bu arada sıradakiler kavga çıkarıyor tabii ama öndeki akbabalar kavga, çirkeflik konusunda da tecrübeli. Bir kısmı kavga ederken diğerleri bilet çekmekle meşgul.

Biletlerimiz elde, mutlu mesut arabaya dönerken uykusuzluk ve mücadeleden iyice yorgun düşmüşüz, karaborsacılara lanet okuyoruz, orada bir polis görüyoruz, "Görmüyor musunuz, kavga bile çıkardılar, neden müdahale etmiyorsunuz?" diyoruz. Aldığımız cevap "Siktirin lan yiyin birbirinizi, bana ne!" oluyor. Sonradan öğreniyoruz ki o sıradan bizden başka kimse bilet alamamış. Tüm biletler 20 dakikada bitmiş. Odama dönüp uyumaya çalışıyorum ama aşırı yorgunluktan bir saat uyuyamıyorum, sonra 7 saat deliksiz bir uykuyla kendime geliyorum. O haftasonu Nobre'nin golüyle 1-0 kazanıyoruz, ilk kez Galasataray'ı yendiğimiz maçta şampiyonluğu kutluyoruz, önce statda, sonra Cadde'de şölen var. Yoruluyoruz ama değiyor... Bu Perşembe de muhtemelen aynı şeyleri yaşayacak maçı Sami Yen'de izlemek isteyenler. Umarım hakikaten maçta olmak isteyenlerin ve tribünde olmanın hakkını verebileceklerin eline geçer biletler.
Devamı ...