29 Kasım 2012
Kadın Voleybol Takımı: Avrupa Şampiyonluğundan Enkaza
Geçen yıl sonunda önce oyuncular fazla para istiyor diye taraftar önüne atıldı, sonra Voleybol Federasyonu’nun ayak oyunlarıyla Şampiyonlar Ligi wild card’ını Galatasaray’a vermesine karşı “dostlar alışverişte görsünler” misali bir protesto tavrı sergilenip hiçbir sonuç alınamadı. Koçun kim olacağı, yabancıların kim olacağı , şubeye sponsor bulunup bulunmayacağı belli bile değildi.
Kulübün voleybol şubesi yöneticisi “Kim’den haber alamıyoruz nerede olduğunu bilmiyoruz” diye açıklama yaptığı sırada Kim Twitter’dan resim paylaşıyordu, Ali Koç devreye giremese muhtemelen Kim de takımda olmayacaktı. Takımı dağıttıktan sonra Şampiyonlar Ligi’ne katılmama meselesi ortaya çıktığında zevahiri kurtarmak için “geçen seneden daha iyi takım kuracağız” diyenleri ise uzun zamandır ortada göremiyoruz.
Adını koyalım Fenerbahçe kadın voleybol takımı şu an enkaz halinde. Ligde sondan ikinci sırada olan galibiyetsiz İba Kimya Ted Kolejliler maçında salondaydım. Müthiş bir taraftar desteğine, son derece zayıf bir rakibe rağmen takımın ve kenar yönetimin halinden bir Fenerbahçeli olarak utanç demeyeyim hadi ama büyük bir mahcubiyet duydum.Saha içindeki oyuncuların da kenar yönetimindkilerin de yetersizlikleri her hallerinden o kadar belliydi ki bu takım için bu seneye dair en ufak bir umut olmayacağını 10 Kasım akşamı itibariyle artık kendime kabul ettirdim.
Fenerbahçe’de Kim ve Eda dışında birinci sınıf oyuncu yok ,Seda’nın zaten uzun zamandır başının sakatlıktan kurtulmadığını düşünürsek onun performansına dayalı bir sezon başı planlaması yapmak başlı başına bir hata. Mari’nin nerde olduğu belli değil, Paula tam anlamıyla bitmiş,pasörlerimiz çok kötü ve libero performansı felaket. Nihan zaten geçen 3 yılda da bu takımın en zayıf halkasıydı, aynı manşet performansına devam ediyor, Galatasaray maçında aldığı mükemmel manşet oranı sadece %19 . Evet yanlış görmediniz bir de yazıyla yazalım “ on dokuz “ Biraz daha bilmeyenler için açıklayalım bu şaka gibi bir oranı, manşet alsın diye oynattığınız oyuncu gelen her 5 toptan 1’ini üç metre çizgisinin içindeki pasöre atabilmiş diğerlerini ya açık almış ya üç metre çizgisinin dışında pasöre ulaştırmış ya da doğrudan hata yapmış. Böyle bir manşet performansı gösteren liberonuz varsa zaten hücum gücünüz daha ilk adımda yarı yarıya azalıyor.
Liberodan gelen topları iyi kullanmada Nilay’ın da pek yetenekli olduğunu söyleyemeyiz. Doğru pas tercihini geçtim ben bu kadar faullü pas veren bir pasör hayatımda görmedim. 3-2 kaybettiğimiz Vakıfbank maçında 6-7 kez faullü pas verdiği için sayı kaybettik. Bu kadar temel iki pozisyonda bu kadar handikaplı olursanız diğer mevkilerdeki oyuncular ağzıyla kuş tutsa da bir şey olmuyor. Paula’nın zaten hücumda top öldürmesi mucize gibi bir şey, kafa olarak da fizik olarak da voleybolu bitirmiş bir halde. Sayı almak için topun illa Kim’i bulmasını bekliyoruz öyle ki salonda izlediğim İba Kimya Ted Kolej maçı sırasında oyun ilerledikçe hücumda topa Kim dışında birisi vurduğunda taraftar heyecanlanmıyordu bile. Her ne kadar Hakan Dinçay geçen seneden daha iyi kadromuz var gibi fantastik cümleler kursa da bu kadronun son derece zayıf bir kadro olduğu gerçeği ayan beyan ortada.
Koç olarak Kamil Söz’ün bu sezonu tamamlayamayacağı da ortada, takım da kimsenin kenar yönetimi salladığı yok, molalarda o kadar rezil oyuna rağmen lay lay lom edasında takılıyorlar. Koçun birikimine de oyun bilgisine de oyuncuların pek saygı duyduklarını sanmıyorum.
Avrupa Şampiyonu bir takım bir senede nasıl bu hale getirilir, hakikaten tebrik etmek lazım yönetimi. Geçen sene CEV’le yaşanılan sıkıntıların bizim taraftaki bir numaralı sorumlusu Violet Duca’nın görevini koruduğu bir şubeden bahsediyoruz. Avrupa Şampiyonu bir takıma sponsor bulamayan, saçma sapan ikinci sınıf oyuncuları müthiş kadro kuruyoruz diye taraftarı kandırarak transfer eden bir voleybol yönetimiyle Fenerbahçe kadın voleybol takımı daha sezon ortası gelmeden duvara çarptı.
CEV ve Türkiye Voleybol Federasyonu’nu Şampiyonlar Ligi’ne Fenerbahçe’yi almadığı için yerin dibine soktuk ama valla düşünmeden de edemiyorum Fenerbahçe yönetimi zaten küçülmeyi istediği için bu karardan önceden haberdar olmasına rağmen bile bile bir şey yapmamayı mı seçti diye.
Aziz Yıldırım takımın durumu iyiyken amatör şubelerdeki başarıdan haklı olarak bahsediyor iyi güzel de bu kadın voleybol takımını şu halde görmekten hiç mi canı sıkılmıyor. Fenerbahçe yarıştığı hiçbir branşta rakipler tarafından bir teferruat olarak görülemez, yarıştığı her branşta da şampiyonluk için kadro kurar. Böyle ikinci sınıf oyuncularla şampiyonluk için kadro kurduk diye bizi kandırmasınlar sponsor bulamıyorlarsa da çıksınlar doğru düzgün “valla biz daha iyi bir takım yapacaktık ama sponsor bulamıyoruz” desinler taraftar olarak biz bir organizasyon yapalım.
Ben Fenerbahçe’nin hiçbir branşını bu kadar aciz ve kaderine teslim olmuş olarak görmek istemiyorum arkadaş. Kimse bizden kadın voleybol şubesinin çöküşüne sessiz kalmamızı beklemesin. Bu branşın Avrupa şampiyonluğuyla sevinen her Fenerbahçeli bu takımın göz göre göre enkaz haline getirilmesine de sessiz kalmamalı. Kadın voleybol şubesi teferruat değil bu kulübün ana branşlarından biridir. Umarım artık uyuyanlar uyanır ve meleklerin düşüşü sona erer.
Devamı ...
22 Mayıs 2012
Kararımızı Görüşmeler Neticesinde Duyuracağız
Ne diyor Fenerbahçe resmi sitesindeki haber?
Bayan Voleybol Takımımızın CEV Şampiyonlar Ligi'ne katılım daveti almaması ile ilgili olarak kulübümüz Türkiye Voleybol Federasyonu ve CEV ile görüşmelerini devam ettirmektedir. Bu durumun düzeltilmesi adına yürütülen görüşmelerden alınacak sonuca göre kulübümüz tavrını belirleyecek ve kararını kamuoyu ile en kısa sürede paylaşacaktır.
Hiç lafı eğip bükmeye gerek yok.
Erol Ünal Karabıyık nam Fenerbahçe düşmanı şahsın planlarının sonunda işin geldiği yeri yeni mi öğrendiniz de açıklama yapıyorsunuz?
Yeni öğrendiyseniz rezalet.
Yeni öğrenmediyseniz de yeni görüşüyorsanız daha büyük rezalet.
Haydi hayırlı işler.
. Devamı ...
Federasyonun Wild Card Ahlaksızlığı ve Uyuyan Yönetim
Futboldaki Şampiyonlar Ligi’ne katılmama mevzusunun aynısıyla karşı karşıyayız. SS subayı federasyon başkanı Erol Ünal Karabıyık’ın CEV’in Fenerbahçe’ye wild card vermeme gerekçelerinin hepsi tamamen uydurma ve karar alındıktan sonra ulan bir şeyler söyleyelim diye söylenmiş sözler. Bu karar Türkiye Voleybol Federasyonun dahli olmadan alınmadı, CEV kafasına göre Türkiye’den şu takımı alayım ben diye karar vermedi, bizzat Türkiye Voleybol Federasyonu başkanının yönlendirmesinin bu kararda etkili olduğunu biliyoruz. İşin daha kötü tarafı Fenerbahçe yönetimi de böyle bir karar alınabileceğini, Federasyon Başkanı’nın tescilli bir Fenerbahçe düşmanı olduğunu bile bile bu kararın çıkmaması için kılını bile kıpırdatmadı.
Çanakkale’deki erkekler play-off finalleri sırasında otel lobisinde Hakan Dinçay’ı görüp yanına gittim. İyi akşamlar dileyip sade bir taraftar olarak sene başında kadınlarda Fenerbahçe’nin şampiyonluğuna mal olan statü değişikliğine itiraz edip etmediğimizi merak ettiğimi belirtip bu konuyu sordum.
Bu konuda belgelerle açıklama yapacağız, Federasyon Başkanı yalan söylüyor Çarşambayı bekleyindedi. Aradan dört-beş Çarşamba geçti ortada bir açıklama falan yok tabi. İkinci soru olarak da bu sene federasyon seçimlerinde Erol Ünal Karabıyık’ı devirmek için birşeyler yapılıp yapılmadığını sordum. Dinçay,
bizim kimsenin koltuğunda gözümüz yokdedi.
Fenerbahçe’nin koltuğunda gözü olanların koltuğunda da mı yokdedim bir şey söylemedi.
Şimdi sen 3 senedir seni alaşağı etmek için çevirmedik dolap bırakmamış, değiştirmedik statü koymamış bir adamı ordan indirmek için hiçbir şey yapmıyorsan tutup şimdi "ah bunlar niye bizim başımıza geliyor" diye ağlanıp sızlanma hakkın yoktur.
Erol Ünal Karabıyık CEV’in sunduğu gerekçelere kendisi inanmış mı acaba da bizi gerizekalı yerine koyuyor. Ülke federasyon başkanı olarak bu ne biçim gerekçe diye sormak yerine çok iyi oldu haklı adamlar noktasına gelmesi Fenerbahçe düşmanlığının geldiği nokta açısından ibret verici bir düzey gerçekten.
Fenerbahçe CEV’in belirlediği otelde kalmamış da, yok onların istediği formayla seromoniye çıkmamış da böyle ergen sevgili kaprisi bile olamayacak gerekçelerle Wild Card verilmemesi normalmiş. Ulan bir Allah’ın kulu da demiyor ki iki sene önce Cannes’ın anonsçusu maçı resmen manipüle ederken, Arkas’ın anonsçusu bu yıl Novosibirsk maçında servis atan rakibin kulağının dibinde mikrofonla “İzmir uyuma” diye bağırırken neredeymiş bu CEV. Bırak herhangi bir yaptırımı, para cezasını ilgili kulüplere bir tane resmi uyarı göndermiş mi? Olayın federasyon ayağı rezil ama beklenmedik değil. Bu adamın Fenerbahçe aleyhine bir fırsat bulsa kulübü kapatmayı isteyecek kadar azılı bir Fenerbahçe düşmanı olduğunu cümle alem biliyor peki Fenerbahçe yönetimi bu cinayeti göre göre nasıl suspus oluyor.
Fenerbahçe'nin voleybol şubesinin nasıl yönetildiği son üç aydır muamma. Universal ile sponsorluğun ne olduğu belli değil, koç gitti hangi koç gelecek o belli değil, CEV'le ilişkileri güya düzenleyecek Violet Duca'nın nerde olduğu belli değil,şube yöneticisi Hakan Dinçay transferini görüşeceğiz ama Kim'e ulaşamıyoruz diyor kız aynı gün Twitter'de takım arkadaşlarıyla yemek yerken resim paylaşıyor, taraftar tepki göstermesin diye oyuncular fazla para istiyor diye hedef gösteriliyor Ve bunun üstüne böyle skandal bir kararla wild card alamıyorsun. Kimse yok 3 Temmuz, yok şartlar şöyle düşmanlar şöyle falan bahaneleri bulmasın. Futbolda Şampiyonlar Ligi’ne katılmamayı bir katakulliyle kaybetmişsin, bu konularda ne kadar dikkatli olman gerektiğini biliyorsun kalkıp da Federasyonu aradan çıkarıp CEV başkanı Meyer'e bir telefon açamıyor musunuz arkadaş. Avrupa Şampiyonu’nun bir sonraki sene Şampiyonlar Ligi’ne katılamayıp lig dördüncüsünün gitmesi nerde görülmüş şu kararın alındığı bir yerde Fenerbahçe yöneticisiyiz diye utanmadan nasıl insan içine çıkacaksınız?
Takım Trabzon’da linç olmaktan kurtulur emniyete teşekkür edersiniz, Avrupa Şampiyonu olur havaalanında biber gazı yer tek kelime etmezsiniz, CAS davasına namus davası deyip ülke çıkarı diye geri çekersiniz, polis, provokasyonla 55.000 kişiyi gazlar, polisle işbirliği yapmaya hazırız dersiniz, hem Fenerbahçe’ye operasyon yapıldı deyip hem bizzat operasyon yaptığını iddia ettiğiniz adamların yakınlarını yönetime alırsınız, ilk icraat olarak Zaman Gazetesi’ne koşup cemaate barış mesajları veren bir yöneticiyi Divan Başkanı yaparsınız.
Size nasıl güveneceğiz bu kulübün haklarını koruma konusunda Allah aşkına ?
Taraftar gecesini gündüzüne katmış, mitinglerde helak olmuş,coplanmış, biber gazı yemiş, varını yoğunu kulübe adamış kazancının %10 unu kulübe vergi olarak ödeyeceksin deseler onu bile seve seve kabul edecek konumdayken Fenerbahçe’nin menfaatlerini korumakta bu kadar korkakça davranmayı Fenerbahçe tarihi affetmez. Fenerbahçe’nin çıkarlarıyla ülkenin çıkarları tamamen ayrıldı artık. Biz biber gazı yiyenlerin çıkarını savunun istiyoruz, siz biber gazı atanlarla kolkola girmekten çekinmiyorsunuz. Hepinize yazıklar olsun.
Devamı ...
11 Mayıs 2012
Armanın Gururu Küçük Melekler
Hayır, bu değil. Galatasaray kadın voleybol şubesini Fenerbahçe taraftarı yönetmediğine göre tasarruf kendilerinin.
Ya "Fenerbahçe karşısında senelerdir alamadıkları bir galibiyet için önlerindeki tek fırsat budur" ya "Bizim gençler Fenerbahçe'nin gençleri karşısında iş yapamaz" diye düşünmüşlerdir ya da hepsi birden. Sonuçta 15 yaşındaki kızların karşısına neredeyse tam bir A takım kadrosuyla çıkmakta sakınca görmemişlerdir. Yakışır.
Yakışır yakışmasına da... O zaman, Sayın Orkun Darnel beyefendiye bir soru sormak gerekir. Ne diyordu Çiçek Abbas'ta Şakir, Abbas'a? Hah! Havan kime yabancı?
Maçın başlamasına kısa bir süre kalmış. Ön sırada oturan bir çift, "dürüst insan" yerine koyup soruyorlar kendisine "Neredeyse A takım ile çıkacak gibisiniz. Neden böyle?" diye.
Başlıyor anlatmaya:
"O altyapıdan, bu altyapıdan, şu altyapıdan, bunlar genç, şunlar yıldız, onlar küçük"
Bir soru daha geliyor:
"E, hadi onlar öyle. Deniz ne? Calderon da mı altyapıdan?"
Cevap en katı yürekliyi merhamete sevk edecek cinsten:
"Efendim, oynamayacaklar da, kadroyu doldurmak için sahaya çıkardık da, esasen çok eksiklerimiz var da, Eczacı'nın karşısına bile bir sürü oyuncudan yoksun çıkacağız da"
Sonuç herkesin malumu.
Sonuç deyince skor anlaşılmasın.
3-0'lık kayba rağmen günün kazananı Fenerbahçe kız voleybol takımıdır.
Maç bittiğinde tribünde onları tezahürata çağıran bir taraftarları vardı.
Karşı taraf ise eğdi başını, kimsesiz soyunma odasına gitti. Ha, belki Florya'da karşılayanlar olur. Bilinmez.
Teşekkürler kızlar. Tarih sizi bu rezil sürecin kahramanları arasına yazdı bile.
Devamı ...
7 Nisan 2012
Şecaat Arz Ederken Voleybol Federasyonu...
Takıma tek söz yok. Hepsine helal olsun. Düt demeye dudak gerek.
Türkiye Voleybol Federasyonu, sonunda lig şampiyonluğunu kulüp takımından alıp müesseselerden birisine vererek emeline ulaştı. Artık NTVSpor'un Fenerbahçe her yenildiğinde sevinçten deliren programcısı ile birlikte tüm diğerleri, federasyon önderliğinde sirkat söylemeye ve "Fenerbahçe Geri Döndükten Sonra Kitlelere Daha Çok Açılan Voleybolun Yeniden Küçük Arka Bahçe Yapılması" hususunda çalışmalarına daha büyük bir şevkle devam edebilirler.
Hadi bunlar işi gücü bırakmış, "Fenerbahçe'yi nasıl engelleriz" diye konuşuyorlar. Ya bizim yönetici / idareci postunda oturanlar ne yapıyor? Kale kuşatılmış. Sallayan mancınığın, gelen güllenin haddi hesabı yok. Bizimkiler "Hancı bana şarap getir hahahahahahaa" modunda takılıyorlar. Ayıptır!
Koca şubenin iç - dış mücadele sorumluluğunu Hakan Dinçay'ın üzerine yüklemişler. Sadece kupa posterlerine girip, gündem programlarına katılıyorlar. Ne ala memleket.
İnsanlar "Ortada bir namussuzluk var" diye sinirle dört dönedursun, "Aldığım para ve başarılar sayesinde kazandığım itibardan başkası beni ırgalamaz. Kupa kıtlığına kıran girmiş değil ya. Aynı set seneye de var. Allah'tan ümit kesilmez. Elbet biz de bir tane alırız imanım" havasıyla ortada gezenler de var. "Yok" diyen beri gelsin.
Fenerbahçe'de gönüllü yönetici ya da profesyonel idareci olan insanların, arkadaki koca kitleden haberdar olmaması imkansız. Bu kuvvet elindeyken federasyon dayatmalarına tek bir kelime dahi edememek için bostanda korkuluk olarak iştigal etmek gerekiyor.
Türkiye Voleybol Federasyonu, her türlü manevra ile takımın önünü kesmeye çabalarken, muzaffer iletişim kanallarının tek bir saniyesini karşılık vermeye ayırmamasına ne demeli? Yakında taraftara adab-ı muaşeret dersi vermeye başlayacakmış gibi gözüken bildirilerin, ucundan kenarından voleybol federasyonuna dokunamaması... Yemiyor herhalde...
Fenerbahçe aylardır it dişiyle ayrı, domuz derisiyle ayrı uğraşıyor ama yöneticilerin neredeyse tamamı Lee Van Cleef - Clint Eastwood kapışmasında bar verandası altına saklanan çocuklar gibi ortada yoklar. Hadi politikaydı, hükümetti derken bir takım mevzularda "korku dağları bekler" hallerini anlıyor olalım. Voleybol Federasyonu da bu kadar kolay mı diş geçirecek Fenerbahçe'ye?
Bu federasyonun elinden bir de teşekkür plaketi alınmış. Yazıktır... Hafta başı olduğunda "Voleybol Federasyonu kurumsal zihniyetini" camiaya hedef göstermeyecek bir Fenerbahçe "yönetim kurulu" daha sonra hak aramaktan bahsetmesin.
Devamı ...
26 Mart 2012
Spor Medyası Pasajında Sesi Büzüşesiceler
Dün geceden beri Sabiha Gökçen Havaalanı'ndan dört bir yana yayılan Fenerbahçe ateşi konuşuluyor. Sarı meleklerin kazandığı Avrupa Şampiyonlar Ligi Kupası'nın ardından camiaya doyasıya kutlama yaptırmamaya yemin etmiş gözüken bazı tipler, hiç yoktan ortalığı bulandırdı, canlar yaktı.
İletişim çağı / sosyal medya sağ olsun; düzenin çanak yalayıcıları ve onların halka sunduğu haberler "tek bilgi alternatifi" olmaktan çıktığı için, artık kitleleri aydınlatmak biraz daha kolay.
Ama yine de en ufak bir bilgi kırıntısına / muhakeme yeteneğine sahip olmadan ekranlara çıkan, makyajın altında görünmez sandığı için "bin yıllık klişeleri" ekrana dökenler var ki evlerden ırak.
İşte bunlardan bir tanesi de NTVSpor'un kerameti kendinden menkul spikeri Dilara Gönder hanımefendiymiş de haberimiz yokmuş.
Dün gece yaşananlara (her koşulda "bunlar it kopuk" gözüyle bakılan taraftar kişilerden bin kat daha muteber olan) sporcular bile çok sert tepkiler verirken, Dilara Hanım "Olayları çıkaran taraftar ya da polistir diye ayırmamak gerek. Her olayın iki tarafı var birbirini ateşleyen" buyuruyor.
Bu, tek başına "Fetavayı Dilara Gönder Efendi" kitabına konacak cümleyi sarf ettikten sonra (başta Fenerbahçe'nin pasörü Naz Aydemir'den olmak üzere) gelen seri tepkileri görünce kaz kendiliğinden çevrilmeye başlıyor.
Önce "Orada değildim sadece arbedeyi gördüm yani sadece taraftarı suçlamıyorum fakat şiddet görüntüsü bile artık bunaltıyor" şeklinde bir "Çocuklar ölmesin, şeker de yiyebilsinler" tiradı sergiliyor.
Ama bu cevapta Naz'ın "Bizim otobüse vurmalarının cevabını kim verecek?" şeklindeki sorusuna yanıt yok.
Nitekim cevap az sonra "Bir halt ettik ama dur bakalım nereye varacak sonu" tınısında bir tempoyla geliyor:
"Siz öyle diyorsanız da öyledir. Ama taş atmayı yine de kabul etmiyorum. Hataya hatayla karşılık vermek bu"
Birincisi, tam manasıyla 'durduk yere' gazla, jopla, sopayla, taşla, bilumum alet edevatla, ana avrat yedi sülale söverek gelen bir polis kitlesine karşı "Memur bey, şuraya vurmadınız. Lütfen es geçmeyiniz" diyerek öbür yanağın çevrilmesi tavsiye ediliyor. İkincisi ve daha önemlisi ise burada Naz'ın sorusuna yanıt yok. Cümlenin kuruluşundan, sporcular Bakü'den gelirken ceplerine taş doldurmuşlar da ilk fırsatta polise fırlatmışlar zannı çıkıyor.
Naz Aydemir, olayı yerinde yaşayan birisi olarak Dilara Gönder hanımefendi gibi işkembe-i kübra müessesesini kullanmadığından, mantık silsilesi içerisinde açıklamalarına devam ediyor:
"Atkı vermek isteyen bir taraftarımızın tartaklanmasıyla başladı her şey. Gözümüzün önünde oldu. Kimse bir şeyi körüklememişti"
Dilara Hanım, artık baltayı taşa vurduğunu anlamış durumda.
"Hümanizm - Popülizm - Allah devletin polisine zeval vermesin" üçgeninde bir taşla bir kaç kuş vuracağını ve sorumlu yayıncılık ilkelerini yerine getireceğini düşünürken içine düştüğü cendereden kurtulmanın yolunu, kendisine hak verenlerde arıyor ve retweet coşkusu yaşanıyor.
"İşte burası Türkiye şiddete karşıyım kimden olursa olsun dersin sana da tepki gösterilir @dilaragonder" diye sevimli bir hayran kıssası geliyor.
Ama tabii sosyal medyanın duru durağı yok; acı henüz taze. İnsanlar sinirlenmeye devam ediyor. Dilara Hanım artık bu sinir vaziyetlerinin ortasında, en hassas duyguların insanı:
"Fenerbahçe düşmanı diyenlere son cevabım; gerçekten bu kadar öfke dolu musunuz? Bacağımı kırmak isteyen var. İnanamıyorum tepkinize" deyip, toplum olarak cinnete ne kadar yakın durduğumuzu vurguluyor ama hâlâ kendi bilgisiz fikir yürütmesi yüzünden insanların ne kadar incindiğinin farkında değil.
Ve bir süre sonra (bizzat o saçma sapan polis şiddetinden nasibini alan Fenerbahçe yöneticisi) Hakan Dinçay tarafından kendi kanalında kınamaya maruz kalınca, çıkıp canlı yayında özür diliyor.
Bitti mi? Bence hayır; asıl burada başlıyor.
Omuz omuza olmaktan büyük şeref duyduğum, muhabbetlerinden yüksek keyif aldığım bazı ağabeylerimden ve kardeşlerimden, bu süreç sonunda, ayrıldığım bir nokta var; "Özür dilemek erdemdir" cümlesine kesinlikle katılmıyorum.
Dilenen özrün erdem seviyesinde durması, ancak kabahatin boyunun küçük olması kıstasına bağlıdır. Dün orada kafa, kol, bacak ayırt edilmeden üzerine saldıran kitlenin içerisinde ölen birileri olabilirdi.
Hiç olmayacak bir anda, adeta 'Biraz da biz adam dövelim. Bunlar nasıl olsa futbol taraftarı değildir. Voleybol seven adamlardan ne olacak' kafasıyla yapılmış böyle izansız ve 'takım otobüsüne kadar sıçramış' bir müdahalenin arkasına "ama" kelimesini eklemek, basit bir özürle hoş görülemeyecek kadar büyük bir terbiyesizliktir.
"Kampanyalar yapalım. Dilara Gönder'i işinden edelim. Sürüm sürüm sürünsün" diyen yok elbette ama akıl baliğ bir insanmış gibi davranıncaya kadar sadece işini yapması, haberlere yorumunu katmaması iyi olur.
Şu zulmün binde birini görse, bütün kazandığını psikoloğa yatıracak tiplerin, 'güzel kadın' kontenjanından çıktıkları televizyon kanallarında ahkam kesmeyi kendilerine hak bilmesi başlı başına bir komedi.
Dilara Gönder, Avrupa şampiyonluğunu ülkeye getirmiş kadın sporcuların otobüsüne ve sabaha karşı onları karşılayan taraftarın üzerine saldıranları 'kendi ezberinden' mazur göstermeye çalışarak zulmün bayrağını göndere çekti.
Ülkenin dört bir yanında görülen sığ bir bakış açısına da destek verir mi acaba kendisi?
Hani bir 'Tecavüzü kimse desteklemez ama bunun olma ihtimalini bilen bilinçli kadın da olayı körüklemez' vardır. Ne kadar da benziyor kendisinin tespitine değil mi?
Kafa aynı kafa işte. Ve bu kafa özürle falan temizlenmez.
Avrupa Şampiyonu Fenerbahçe
Hikayeye nerden başlasak bilmiyorum, Fenerbahçe'ye dair şu yaşa kadar büyük hüzünler ve büyük mutluluklar yaşadım, son on yılda özellikle ikinci ligden birinci lige yükselip müessese saltanatını sallamaya başladığımız dönemde kadın voleybol takımıyla taraftar arasında müthiş bir bağ oluşmaya başladı. İstanbul'dan yüzlerce kilometre ötede yaşayan bir Fenerbahçeli olarak İstanbul'a dair en çok gıpta ettiğim şey şu kızların bir maçını salonda izleyememekti. 2006-2007 sezonunda yıllardır yenilmez bildiğimiz Eczacı'yı yendiğimiz maç en az futboldaki bir derbi zaferi kadar sevindirmişti beni, Özlemli Çiğdemli Bia'lı Seda'lı kadro Fenerbahçe'nin voleybol diye bir branşta da kafaya oynayabileceğini ispatlamıştı bize. 2008 de yine ucundan kaybettik şampiyonluğu Eczacı'ya.
O yaz Mardin'de bütün dünyayla ve dolayısıyla Fenerbahçe'yle ilişkimin sıfıra indiği askerlik sırasında Eda'yı Beşiktaş'tan transfer ettiğimizi okudum bir yerde. Askerde aldığım en güzel haberlerden biriydi, o sezona iyi başlamasak da Jan De Brant'ın gelişiyle kulüp tarihinin ilk şampiyonluğunu Eczacı'nın ucube salonunda almayı başardık, final serisinin 3. maçında salondaydım, 3 sezondur içinde olmayı çok istediğim topluluğun bir parçası olmak çok iyi hissettirmişti. İki gün sonra bir Pazartesi akşamı televizyonun önünde 5 sayı kaldı 4 sayı kaldı diye geriye sayarak ve son sayı geldiğinde Eda'nın Seda'nın Anja'nın gözyaşlarına eşlik ederek taşrada yalnız bir şekilde şampiyonluğu kutladım.
Müessese saltanatını kırmış voleybolda çağ değişimini başlatmıştık, Nati Gamova ve Naz transferleri ve Acıbadem sponsorluğuyla görülmemiş dominantlıkta bir takım kurmuştuk, Türkiye Ligi'ni güle oynaya kazansak da Şampiyonlar Ligi finalinde Bergamo'ya 5. sette kaybetmiş ve Avrupa Şampiyonluğu'nun sinyalini vermiştik.
Geçen yıl Avrupa Şampiyonluğu konusunda o kadar çok inandırmıştım ki , hayatım boyunca sürekli kontrolü, temkini elden bırakmayan biri olarak Vakıfbank'a elendiğimiz günkü kadar şaşkın bir halde hissetmemiştim kendimi. Çanakkale'den İstanbul'a giderken Cumartesi Vakıf maçı sonrası şöyle yaparım böyle yaparım diye plan yapmış, arkadaşımla sözleşmiştim, Vakıfbank son servisi atıp maçı kazandığında salonda öylece kalakaldım, Denizli faciasını Trabzon trajedisini yaşamış bir taraftar olarak aslında görkemli hayalkırıklıklarına alışmış olmam gerekirken bu mağlubiyetin bu kadar koyması enteresan gelmişti. Programımı falan iptal edip doğrudan otele gidip sıkıntılı sıkıntılı uyumayı bekledim, bir gün sonra kupanın Özge'nin elinde yükselmesini büyük bir kıskançlıkla izledim. Takım yarı finalde elenince takıma sinirlenmiştim ama 3. lük maçında takımı izlemeye gitmeyecek kadar -yani M.Ali Aydınlar kadar- gaddar değildim.
Bu seneki takımın Avrupa'nın en iyisi olduğunu sezon başından beri söyledim ve bu sene şampiyon olacağımız konusunda garip bir rahatlık vardı, en büyük rakibimiz olacak Vakıfbank ve Rabita Bakü'nün dışarıda kaldığı bir Final Four'u kazanacağımızı düşünüyordum. Dinamo Kazan maçının ilk başlarında bir ara geçen seneki Vakıfbank maçındaki ifadeleri gördüm oyuncuların yüzünde, ama ikinci seti kötü oynayıp kazandıktan sonra üçüncü sette o ifadeler düzeldi ve bugün de Cannes maçında takım dönüp arkasına bakmadan kolayca kazandı şampiyonluğu. İki senedir bir ucundan tutup kaybettiğimiz kupayı nihayet kazanabildik. Kulüp tarihinin ilk Avrupa Şampiyonluğu bir kez daha kutlu olsun
Takdir teşekkür bölümüne geçelim önce oyuncular, Nihan benim ve pek çok insanın en çok eleştirdiği oyuncuydu bu takımdaki, 2010 ve 2011 deki F4 lerde takımın en zayıf halkasıydı, bu sene kendisini müthiş geliştirdi, özellikle Final Four'da çok iyi savunma yaptı, takımın en zayıf halkası olarak başladığı bu senede böyle görkemli bir yükseliş gerçekten takdire şayan. Kim için "Asya'nın Gamova'sı" tabiri kullanılıyor ama bence Kim Gamova'dan daha iyi oyuncu, Eda için bir şey söylemeye gerek yok en az benim kadar Fenerli olduğunu biliyorum, taraftarın sahadaki temsilcisi gibi. Yağmur'dan Duygu'ya Fabi'den tüm sezonu sakat geçiren kaptan Çiğdem'e bütün oyuncuların emeklerine sağlık. Kulüp tarihinin en karanlık senesinde bize böyle bir sevinci yaşattıkları için. Ze Roberto geçen seneki Vakıfbank maçından sonra bir senedir bu maç için yaşıyordu turnuva başlamadan önce Eurosport'a verdiği röpörtajda Brezilya milli takımının rakiplerini bile doğru düzgün takip etmediğini aklının fikrinin F4 de olduğunu söylemişti, sonunda camiaya bu sevinci armağan ederek omuzundan büyük bir yük kalkmıştır herhalde. Tüm teknik ekibe de yarattıkları bu takım için teşekkürler.
Tabii en özel teşekkürü başkana yapmak lazım. Aziz Yıldırım'ı her konuda sert eleştiren birisi olarak futbol dışı sporlara verdiği destek için kendi adıma müteşekkirim. Bu kulübün her branşta Avrupa Şampiyonu olabileceği vizyonunu bizzat koyan irade Aziz Yıldırım'ın iradesinden başka bir şey değildi. Seda stres kırığı belasıyla uğraşırken her hafta antrenmana gidip ona moral vermeye çalışan, Eda'nın düğününe cezaevi revirinden mektup gönderen, oyuncularla tek tek ilgilenen bir başkana karşı bu kızlar da en anlamlı hediyeyi verdiler.
Fenerbahçe kuşatma altında bile pes etmeyeceğini, kadınıyla erkeğiyle her cephede kendisiyle uğraşanları geri püskürtebileceğini bir kez daha gösterdi, Bu kulüp son on yıldır bütün branşlarda Türkiye'nin lokomotifi haline gelmiş, olimpiyata gidecek sporcuların neredeyse yarısını bünyesinde barındırır durumdayken bu kulübü 3 Temmuz operasyonuyla tarihinin en büyük sıkıntısına sokanlar,Temmuz ateşine odun taşıyanlar şimdi Fenerbahçe'ye methiye düzüp kutlama kuyruğuna girmiş haldeler. Fenerbahçe de Fenerbahçeli de sizin yaşattıklarınızı asla unutmayacak. 3 Temmuz sonrası bu ülkeye aidiyet duygusu azalmış,Fenerbahçe'ye aidiyet duygusu üçe beşe katlanmış insanlar sizin kutlama telgraflarınızı zerre kadar samimi bulmuyor.
Fenerbahçe kulübüne en büyük kupayı ben getirdim diye gerim gerim gerinen M.Ali Aydınlar, takım destansı bir mücadele gösterip 3-2 Şampiyonlar Ligi finali kaybettiğinde "Fener'e Avrupa'da kupa hayal" başlığı atabilecek kadar dangalaklaşan Milliyet, Şampiyonlar Ligi finaline muhabir göndermeyi aklından geçirmeyen, bağlantı yapmaya bile gerek görmeyen ama Galatasaray'ın üçüncü sınıf Cev Cup finalini "Cimbom destan yazdı" diye lanse eden objektif spor kanalı Ntvspor, Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi Şampiyonu olduğu günün akşamı Cev Cup Finalisti Galatasaray Kadın Voleybol Takımıyla stüdyo programı yayınlayan Ligtv 3, Şampiyonlar Ligi final maçına iki dakika önce bağlanıp,dünyanın en önemli koçunu itip kalkan dil bilmeyen muhabirle rezil yayın yapan TRT, sizi üzdüğümüz için üzgünüz ama Fenerbahçe Avrupa Şampiyonu.
Fenerbahçe kendi ülkesinin yargısına, yürütmesine, yasamasına, medyasına karşı verdiği savaşı da kazanacak siz hiç merak etmeyin. Kim'in Eda'nın Logan'ın vurduğu toplar bugün zalimin tetikçiliğini yapanların da bir gün yüzünde patlayacak elbet... Şampiyonluk yazılarını dünyanın en güzel isim tamlaması Şampiyon Fenerbahçe diye bitiriyordum bu sefer değiştirdik dünyanın en güzel zincirleme isim tamlaması Avrupa Şampiyonu Fenerbahçe.
Devamı ...
11 Ekim 2011
Voleybol Federasyonunun Eyyamı ve Naz Aydemir Meselesi
Hatırlanacağı gibi Türkiye Voleybol Federasyon’u milli takım kampına davet edildiği halde gitmeyip kulübüyle antrenmanlara çıktığı gerekçesiyle Fenerbahçe oyuncusu Naz Aydemir’i ceza kuruluna sevk etmişti. Avrupa Şampiyonası bittikten sonra sessiz sedasız ceza kararı açıklandı.
TÜRKİYE VOLEYBOL FEDERASYONU BAŞKANLIĞINDAN
Federasyonumuzca bugüne kadar sporcu, idareci ve diğer spor elemanları hakkında TVF Ceza Kurulunca verilen kararların ifşa edilmesinden özenle kaçınıldığı malûmdur. Ancak bugün bazı internet sitelerinde sporcu Naz AYDEMİR hakkında verilen ceza resmen duyurulmuş gibi bir izlenim yaratılmış, bu nedenle aşağıdaki açıklamayı yapma zorunluluğu doğmuştur..
Türkiye Voleybol Federasyonu Ceza Kurulu tarafından; sporcu Naz AYDEMİR hakkında TVF Ceza Talimatının 57. maddesi doğrultusunda işlem yapılarak kendisine "1 ay resmi yarışmalardan men cezası" verilmiş, sonrasında Kurulca takdir yetkisi kullanılmak suretiyle cezanın, aynı Talimatın 25. maddesi doğrultusunda yarı yarıya indirilerek 15 gün resmi yarışmalardan men cezasına ve bu cezanın da yine aynı Talimatın 14.2.1.2. maddesi hükmü uyarınca "2 resmi yarışmadan men" cezasına çevrilmesine karar verilmiştir.
Sporcunun cezası, Kulübüne tebliğ edilmiştir.
Saygıyla duyurulur
Şimdi duyurudaki garipliğe bir bakalım Ceza Kurulunca verilen kararların ifşa edilmesinden özenle kaçınılmıyormuş. Şimdi burda durup kardeşim siz manyak mısınız sorusunu sormamız gerekiyor. Ceza Kuruluna sevk ettiğiniz kişinin cezasını tabii ki ifşa edeceksiniz, iki maç men cezası vereceğiz ama kimse duymasın diye mi karar alıyorsunuz, Federasyon garabet açıklamaya devam etmiş ifadeye gel vatandaş "resmen duyurulmuş gibi bir izlenim yaratıldı ama biz kulübe cezayı tebliğ ettik" diyorlar. Yani cezayı kulübe tebliğ edip kamuoyuyla paylaşmayınca ceza resmi olmuyor bu anlatma ve ifade yeteneği olmayan Federasyon’a göre
Gelelim ikinci paragrafa. Voleybol Federasyonu Naz’a Ceza Talimatı'nın 57. Maddesine istinaden ceza verildiğini açıklıyor. 57. Maddeye bir bakalım
Yarışmada Görevlendirilen Hakem, Gözlemci, Temsilci, Saha Komiseri ve Diğer Federasyon Mensuplarına Karşı İşlenen Suçlar
Kaba, Müstehzî, Küçük Düşürücü Hareket
Madde 57 – Spor gezisi, kamp, kongre, kurs, seminer, konferans ve sair toplantı yerleri ile çalışma ve yarışma yerlerinde yönetici ve yetkili mercilere karşı spor disiplini ve terbiyesine aykırı harekette bulunanlar suçları daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde ihtar cezası ile cezalandırılırlar.
İhtar cezası gerektiren bu tür eylemi birlikte işleyenler bir ay yarışmalardan men veya o kadar süre ile hak mahrumiyeti ve/veya 5.000.-TL’ye kadar para cezası ile cezalandırılırlar.
Yarışmadan önce, yarışma sırasında veya yarışmadan sonra görevli hakemlere, gözlemci, temsilci, saha komiseri ve Federasyon mensuplarına kaba, müstehzi ve küçük düşürücü söz sarf eden veya bu kabil hareketlerde bulunanlar yirmi günden üç aya kadar yarışmalardan men veya bir aydan üç aya kadar hak mahrumiyeti ve/veya 10.000.-TL’ye kadar para cezası ile cezalandırılırlar.
Bu hareketler protokol tribününde yapılırsa verilecek ceza bir misli artırılır."
Naz’ın ceza kuruluna sevk edilmesinin gerekçesini yukarıda belirtmiştik mazaretsiz milli takıma katılmaması yani yukarıdaki maddeyle ilgisi yok. Ceza talimatında milli müsabakalara mazaretsiz katılmama diye bir ceza maddesi olmasa hadi diyeceğim geniş yorumla bu maddeye dayandırabilirler verecekleri cezayı ama kapı gibi bir madde var talimatta. Buyrun size madde 42
Temsilî ve Millî Yarışmaya Katılmamak
Madde 42 – Görevlendirildikleri hususu; telefon, faks, elektronik posta veya Federasyonun Resmî İnternet Sitesi yoluyla ilan edilmesine rağmen, ilgililerce geçerli bulunmayan nedenlerle veya mazeretsiz olarak temsilî veya millî yarışmaya, millî takım kadrolarında yer almasalar dahi millî takım hazırlık çalışmalarına, Federasyonun voleybolun imajını yükseltme amaçlı organize ettiği kutlama, gala, tanıtım, iletişim ve benzeri etkinliklerine katılmayan, geç katılan, çalışma ve/veya yarışma ve/veya faaliyet yerini terk eden kişi üç aydan bir yıla kadar yarışmalardan men ve/veya 10.000.-TL’ye kadar para cezası ile cezalandırılır.
Olayın mahiyetine göre ilgili teşekkül altı aya kadar yarışmalardan men ve/veya 20.000.-TL’ye kadar para cezası ile cezalandırılabilir.
Teşekküle verilen bu ceza yerine resmî yarışma adedi ile men cezası uygulanabilir.
Görüldüğü gibi Naz’a bir ceza verilecekse 57. Değil 42. Maddeye göre verilmesi lazım. Şimdi federasyon Naz’a 42. maddeye göre verilecek ceza daha uzun süreli bir ceza olduğu için bunu vermeyi göze alamayıp 57. Maddeye göre ceza vermiş. Sonra da yetkisini kullanıp yarıya indirmiş, onu da yine başka bir yetkisini kullanıp 2 resmi maçtan men cezasına dönüştürmüş. Tam anlamıyla ceza verelim ama fazla da gürültü kopmasın diye alınmış garabet bir karar.
Fenerbahçe kulübü de federasyonun açıklaması üstüne yine suyu sabuna dokunmayan cezanın niye verildiğine dair bir eleştiri yapmadan bir açıklama yayınlamış
Bayan Voleybol Takımımız Fenerbahçe Universal’in Milli oyuncularından Naz Aydemir’in cezai durumuna dair yanlış bilgilendirmenin önüne geçmek isteriz.
Milli oyuncumuz Naz Aydemir, Türkiye Voleybol Federasyonu (TVF) Ceza Talimatı’nın ilgili maddesi uyarınca, ’2 resmi yarışmadan men cezası’ almıştır. Kulübümüze, 4 Ekim 2011 tarihinde tebliğ edilen bu karar neticesinde, oyuncumuz 5 Ekim 2011’de cezaya itiraz ederek; konuyu Spor Genel Müdürlüğü Tahkim Kurulu’na taşımıştır. Spor kamuoyunun bilgisine sunarız.
Voleybol Federasyonu ‘nun işi gücü milli takım, gücü yetse ligi kaldıracak Ünal Efendi. Naz milli takım kampına katılmadıysa ve sen de mazaretini geçerli bulmadıysan ceza kuralını uygula. Şark kurnazlığı yapıp ceza verelim ama çok da tepki çekmeyelim diye aptalca işler yapma. Kaldı ki bir gün bile verilecek ceza sakat olduğunu söyleyen, bunu raporla belgeleyen ve bu yüzden milli takımda olmayan birisinin en temel insan hakkının ihlalidir. Voeleybol federasyonu dangalakça bir takvimle senenin yarısını milli takımda geçiren sporcuların yükünü hafifleteceği yerde sağlıklarını riske etmelerini istiyor. Yakında Cenk Akyol'la ilişkisini onaylamıyoruz diye de Naz'a ceza verirlerse şaşırmayacağım.
Fenerbahçe yönetimine gelince, sporcuları milli maçta küfür yiyip ıslıklanırken, milli takım kamplarında sakat sakat oynatılmaya zorlanırken sporcunuzu savunmayacaksınız siz ne işe yararsınız. Bu rezil federasyon başkanına milli takımı Kuzey Kore gibi yöneten bu başkana bu ne iş diye sesini yükseltmekten sizi ne esirgiyor.
Devamı ...
21 Eylül 2011
Naz Aydemir ve Milli Takım Meselesi
Dünya durdukça başımızda kalmasını dilediğimiz Voleybol Federasyonu dün ilginç bir kararla sakatlığı nedeniyle Milli Takım kampına katılmayan Naz Aydemir'i ceza kuruluna sevk etmiş. Gerekçesi de Naz'ın sakat olduğunu belirtip ameliyat olacağını söylemesine rağmen kulübünde çalışmalara katılmasıymış.
Voleybol Federasyonu'na göre bildimiz gibi ligler oyuncular, kulüpler falan tamamen teferruat. Önemli olan milli takımın başarısı. Daha iki ay önce yabancı sınırını yerli oyuncular fazla süre alsın diye düşüren hatta sahadaki oyunculara milli olup olmadıklarına, yabancı olup olmadıklarına genç olup olmadıklarına göre belli puanlar vererek maçları bir ALES sınavı sorusuna çevirecek önerilier sunan bir federasyondan bahsediyoruz.
Şimdi bu federasyona göre bir oyuncunun sakat olmasının kendini kötü hissetmesinin falan hiç bir önemi yok. Milli takıma çağrılmışsan ayağın kopsa da oynayacaksın. Ameliyat olacaksan 3 ay ertelersin olur biter, kariyerinin geri kalan kısmını riske atmak falan hiç bir şey ifade etmiyor. Naz'ın durumu özelinde Naz'ın ameliyat olup olmayacağı kendisine bırakılmış bir mesele. Doktorlar iki farklı tedavi önermiş birisi ameliyat içeren birisi içermeyen. Oyuncu bu iki alternatif arasında henüz tercihini yapmamış ancak kesin bir durum var ki bu oyuncunun şu an voleybol oynaması ya da kısa vadede voleybol oynaması imkansız. Voleybol Federasyonu'nun bunu bile bile Naz'ı ceza kuruluna sevk etmesi bu ülkede görmeye alışık olduğumuz otoriter zihniyetin aptal bir göstergesi daha.
Şimdi bu durumu geçelim, Naz gerçekten oynayabilecek fiziki durumda ve sakat değil, ancak milli takımda oynamak istemediğini belirtip kampa katılmıyor. Bizim bütün federasyonlarda Türkiye Liginde görev yapan herhangi bir milli sporcunun davet edilip de milli takıma gelmemesi cezai yaptırıma neden oluyor. Oysa adı üstünde milli takıma oyuncu "davet" edilir, gelip gelmemek milli takım için oynayıp oynamamak oyuncunun tasarrufuna bırakılmalıdır. Bir sporcunun milli takımda oynamak istememesi hangi nedenle olursa olsun gayet doğal bir haktır, kendini kötü hissettiği, heyecan duymadığı, milliyetçi bir söylemin içinde yer almak istemediği gibi nedenlerle birisi milli takımda oynamadı diye linç edilip spor kariyeri federasyon yönetcisinin iki dudağına bırakılıyorsa oraya ileri demokrasi değil Kuzey Kore denir.
Başkaları için son derece radikal ya da Fenerbahçe kibri falan gelebilir ama ben zaten özellikle 3 Temmuz'dan bu yana hiç bir branşta milli takıma oyuncu verilmesini istemiyorum. Federasyonların bu pespaye tutumlarını, Fenerbahçe'ye karşı hoyratlıklarını görüp de hala bu ülkenin sporuna Fenerbahçe'nin katkısını istemek de bana göre fazla iyimserlik. Naz'ın ceza kuruluna sevk edilmesinin ardından keşke Milli Takım kampından Eda ve Seda 'da bu duruma tepki gösterip ayrılsa ne kadar iyi olurdu.
Federasyon doktorlarınca sakatlığı gizlenen, milli takımda sakatken oynamadı diye ceza verilmesi istenilen sporcular umarım bir gün kurşun asker olmadıklarını anlarlar. Vicdani reddin yasal olması gerektiğini tartışırken milli takıma gitmedi diye oyuncuya ceza verilmesi kadar dangalakça bir uygulama olamaz. Fenerbahçe kulübü de taraftarı Naz Aydemir'in arkasındadır. Fenerbahçe'ye kupa verirken dünyanın en hüzünlü adamı olan Erol Ünal Karabıyık'ın egosuna Naz'ı feda ettirmeyiz.
Devamı ...
30 Mayıs 2011
Mazi Güzeldir
Büyük bir televizyon kanalında program sunmaya başlayacak yeni yetme sunucunun heyecanı içindeyim. En beğendiğim Fenerbahçe blogu olan Papazın Çayırı'na, hayali cihan değen Fenerbahçe tarihinden enstantaneler ve amatör branş tribünlerinden izlenimlerle katkıda bulunmaya çalışacağım bundan kelli. Önce ekibe, benim de çayırda top koşturmama izin verdikleri için teşekkür edeyim, sonra da yukarıdaki fotoğrafla mesaiye başlayayım.
Fenerbahçe kadın voleybol takımı, 1970'li yılların ortalarına doğru, müessese kulüpleri kök salıp, maliyetler artana kadar Türkiye Ligi'nde oldukça güçlü bir kadroyla yer aldı. İstanbul ve Türkiye Şampiyonlukları kazandı.
Bu enstantane, 1973 yılında Portekiz deplasmanından memlekete dönmeden önce, büyükelçi davetiyle İtalya'ya uğrayan Fenerbahçe'yi gösteriyor.
Başkan Faruk Ilgaz, yönetici Rüştü Dağlaroğlu ve Şube Kaptanı Güneş Çapa, fotoğraftan çıkarabildiklerim. O zamanki yazılı tarihin not aldığı kadroya bakacak olursak, Sema‚ Tomris (Aylin abla'nın kardeşi) ‚ İnci‚ Gülören‚ Gülfer‚ Perran‚ Aynur‚ Nida‚ Feyza ve Nil isimlerini görüyoruz.
Fenerbahçe Spor Kulübü'nü dünkü çocuk sananlara duyurulur.
Siz portakalda vitaminken, hadi bilemediniz kısa pantolonla gezerken, Fenerbahçe'de kadınlar voleybol oynuyordu. Üstelik Fenerbahçe, ne taraftarına maçlarda adam başı 10 Lira veriyordu, ne de şirketlerden koca koca adamları takım elbiseyle koşturup, ellerine davul tutuşturuyordu.
Bilenler, bilmeyenlere anlatsın:
Fenerbahçe, Türk sporunun banisidir.
Devamı ...
11 Mayıs 2011
Meleklerin Saltanatı Sürüyor
Bu seneki iniş çıkışların mikro bazda bir canlandırmasıyla sezonu bitirdik. Çok iyi başlayıp 3-0 bitecekmiş gibi bir başlangıç, sonra rakibin gittikçe artan direncine karşı oyundan düşme ve bir klasik olarak 5. sete giden maç. Ve ilk maça benzer bir beşinci set sonunda ilk maçta da son set oyuna girip çok ciddi katkı yapan Yağmur'un 3 servisiyle dönen oyun ve gelen şampiyonluk... Erkek voleyboldan sonra kadın voleybolda da final serisini süpürerek şampiyon oluyoruz. Üst üste üçüncü şampiyonluğumuz. Sene içinde tökezlesek de, zaman zaman yere düşsek de saltanatı devam ettiriyoruz.
Voleybolda son 5-6 seneye kulüp olarak damga vurmamız sevindirici ancak bu sene Avrupa Şampiyonluğu'na o kadar şartlanmışız ki sanki bu şampiyonluğun coşkusu biraz da bu yüzden geçtiğimiz iki yıldan daha az şahsen benim için.
Bu sene yabancı kontenjanı nedeniyle takım olma konusunda çok ciddi problem yaşadık. Voleybol, basketbol gibi oyuncuların rotasyonunun çok sık olduğu bir branş olmadığı için tribüne çıkan ve sürekli oynamayan bir oyuncunun ritim bulması çok zor oluyor. Hele yılda oynadığın ciddi maç sayısının bir elin parmağını geçmediği bir ligde bu oyuncularla rotasyon yaparak bir ritim yakalamak oldukça zor. Sanırım bizim yönetimde elimizin altında bulunsun diye yabancıları toplamanın takım olma konusunda sorun yarattığını fark etmiştir. Seneye bir değişiklik olmazsa 2+1 olacak yabancı sınırı. Her maç oynayan 6 oyuncunun değişmediği rollerin daha belli olduğu bir takım yaratmak zorunda Ze Roberto. VGSTT'nin hakkını verelim, sene boyunca performanslar değerlendirilirse takım olmayı bizden daha iyi becerdikleri kesin ama Şampiyonlar Ligi'ni kazandıktan sonra bir düşüşe geçtiler. Belki büyük hedefe ulaşmanın verdiği bir doygunlukla onları ayırt edici yapan iştahlarını final serisinde kaybetmiş gibilerdi. Birbirine yakın iki takım oynuyorsa da daha çok isteyen takım bir adım öne çıkıyor.
Kulüp olarak voleybolda geldiğimiz nokta bir zirve, bir son hedef olarak görülmemeli, aynı heyecanla üst düzey yatırıma devam edilip doğru düzgün bir altyapı organizasyonu da kurulmalı. M. Ali Aydınlar kendince haklı nedenlerle vitrinde gözüken takıma yatırım yapıyor olabilir ama kulübün kaynak kullanımında düzenli bir voleybol altyapı organizasyonu geliştirmeye de para harcaması lazım. Kendi altyapımızdan oyuncu çıkarma ve diğer altyapılardan gelecek vaat eden oyuncuları erken yaşta toplama üzerine bir sistemide ihmal etmememiz lazım üst yapıda şaşaalı transferler yaparken.
İki üç sene sonra Acıbadem yatırımı çekerse ya da olası bir yönetim değişikliği sonucu yönetim futbol dışı branşları geri plana iterse en azından altyapıdan çıkabilecek bir iki üst düzey oyuncunun etrafında yine zirveyi zorlayan bir takım yaratılabilir. Yoksa tarihin bir yerinde birisi voleybola ilgi duyup para vermiş ve üç-dört tane şampiyonluk kazanılmış şeklinde bir hikaye olarak kalır bugün yaşadığımız şeyler.
Neyse şampiyonluk günü karamsar bir analiz oldu ama şampiyonluğun tadını da çıkarmak lazım. Emeği geçen herkese binlerce kez teşekkürler. Beşi bir yerdenin üçüncü halkasını da bitirdik. Umarım iki hafta sonra dördüncü halkayı da ekleyip bütün camia olarak erkek basketbol finaline odaklanırız.
Yine ve yeniden Türkçedeki en güzel sıfat tamlaması "Şampiyon Fenerbahçe".
Devamı ...
7 Mayıs 2011
Kuyudan Çıkarılan Galibiyet 3-2
Maça beklenildiği gibi yabancı kontenjanından Nati, Sokolova ve Fürst'le başladı Ze Roberto. Sete fırtına gibi girip Nikoliç ve Gözde'nin arasına attığımız uzun servislerle farkı açtık. VGSTT manşette çok büyük problem yaşadı ve doğru düzgün hücum edemedi, bizim sahaya geçirebildikleri toplarıda Sokolova ve Nati'nin hücumlarıyla değerlendirip ikinci teknik molayı 16-7 önde geçtik. Glinka biraz devreye girip top öldürse de iş işten geçmişti ve seti 25-14 gibi iki takım arasındaki farkı yansıtmayan suni bir farkla kazandık.
İkinci set VGSTT'nin ilk setteki gibi kolay teslim olmayacağı belliydi, önce manşetlerini düzelttiler ve sonra hücum silahları devreye girmeye başladı. İlk sette ortalıkta gözükmeyen Gizem'in arka alan savunması ortaya çıkınca ikinci teknik moladan sonra tamamen kontrolü ele geçirdiler. Hücumda ilk set çok iyi performans gösteren Nati stop etti, Seda bloklara takıldı ve Sokolova dışında top öldürebilen kimse çıkmayınca VGSTT set sonunu rahat getirerek ilk setteki aleyhinde skoru aynıyla mukabele etti. 25-15.
Üçüncü set ikinci setin kopyası şeklinde cereyan ederken Nati ile Aylin Abla arasında geçti de diyebiliriz. Nati top öldüremedikçe yayında Aylin Abla delirdi. VGSTT yine inatçı arka alan savunması ve bitirici olarak daha güçlü silahlara sahip olma avantajıyla seti lehine çevirdi. Fürtst, Nati ve Seda aynı anda durunca ikinci teknik moladan sonra farkı açan VGSTT, bu seti de güle oynaya kazandı. 25-17.
Dördüncü sete yine çok kötü başladık. İlk teknik molaya 8-4 geride girdik. 10'lu sayılara doğru taraftar, uyuyan takımı kendine getirdi. Arka arkaya beş sayıyla geriden gelip öne geçtik. Nati'nin yine tamamen etkisiz olduğu bu bölümde Naz'ın servis turunda momentumu çevirebildik. VGSTT mola sonrası tekrar öne geçse de ikinci teknik mola sonrası Sokolova'nın etkinliğiyle dört sayı farkı yakaladık set sonunda. VGSTT son bir hamleyle geri gelip farkı bire kadar indirse de o ana kadar pek de parlak bir performans çizmeyen Seda'nın en kritik yerde öldürdüğü iki top ve Nilay'ın hatasıyla maç son sete taşındı. 25-22.
Final seti karşılıklı sayılarla başladı, ilk kez iki farkı yakalayan VGSTT oldu 7-5'le. 10-7 ile de üç sayılık avantajı ele geçirdiler. Bu sırada Nati sakatlanıp yerine Yağmur girdi. Yağmur'un servis attığı bölümde Eda'nın bir hücum bir blok sayısıyla farkı kapattık. Bu bölümde VGSTT de en kritik yerde iki servis kaçırıp ekmeğimize yağ sürdü. Nikoliç'in hücum hatasıyla 15-14 öne geçip maçın kötülerinden Fürst'ün bloğuyla maçı kazandık. 16-14.
İstatistikere baktığımızda bu maçı nasıl kazandığımız pek anlaşılmıyor. VGSTT bizden daha iyi manşet almış, daha yüzdeli top öldürmüş, servisten aldığı-verdiği sayı bizden +6 daha iyi. Blok sayısı eşit. Yani ana parametrelerin hepsinde bizden iyiler. Bu kadar kötü oynadığımız bir maçı kazanmak gerçekten ilginç. İlk setten sonra dördüncü setin ortalarına kadar Fenerbahçe diye bir takım sahada yoktu. Sokolova dışında neredeyse kimse top öldüremedi bu bölümde. Nati'yi iki senedir izliyoruz daha önce İtalya Ligi'nden de biliyoruz. Ben kariyeri boyunca bu kadar kötü bir maç oynadığını hatırlamıyorum.İstatistiklere baktığımızda % 41 le hücum ettiği gözüküyor ama bunların büyük bölümü çok iyi oynadığı ilk setin etkisi. En iyi oyuncularımız Sokolova ve Naz'dı bugün, Sokolova 24 sayıyla en skorer oyuncumuzdu. Naz'ı da tebrik etmek lazım, o kadar felaket manşetlere rağmen yine de bir şekilde topu havaya kaldırabilmeyi başarabildiği için. Takımın en iyi manşet alması gereken liberosu 20 manşette 6 kez doğrudan hata yapmış. Mükemmel manşet yüzdesi % 40. VGSTT'nin liberosu Gizem ise 25 manşette 4 hata yaparken mükemmel manşet oranı %48.
Arka alan savunmasında da Gizem'in Songül'den çok daha etkili olduğunu belirtmek gerek. Maçın ilk üç setinin sonucunu doğrudan manşetler belirledi. İlk set biz Nikoliç ve Gözde'yi pasifize ettik, ikinci ve üçüncü sette ise onlar Nati'yi dağıttı. Zaten Nati'nin hücum performansının bu denli düşmesinin nedeni de manşette dağılmasıydı. Son set Nati sakatlandıktan sonra oyuna giren Yağmur maçı çeviren oyunculardan bir tanesiydi. Attığı iyi servisler ve son topta yaptığı savunmayı not etmek lazım. Ze Roberto'nun moral olarak tamamen dağılan Nati'nin yerine Yağmur'u ancak sakatlanınca düşünmesi de ilginç, muhafazakar antrenörlüğün şahikası Ze Roberto.
İyi tarafından bakarsak bu kadar kötü oynadığımız bir maçı kazanmak umut verici, kötü tarafından bakarsak takımın sağının solunun belli olmaması final serisinin kalan bölümü için endişe verici. Yine de beş sete uzayan bir maçı geriden gelip kazanmanın VGSTT'nin bize karşı olan psikolojik üstünlüğünü kırdığını düşünüyorum.
Aylin Abla Notu: Taraftar gibi maç yorumlamak pek çok insana sempatik geliyor tamam anladık ama bir oyuncuyu da canlı yayında bu kadar hedef gösterecek şekilde eleştirmek insafsızlık. Aylin Hanım biraz otokontrolü öğrensin artık.
Nati'ye de geçmiş olsun umarım sakatlığı ciddi değildir, bu maç kötü oynamış olabilir ama iki senedir bu takımın en değerli parçası olduğunu unutup bir maçlık performansla yerden yere vurulmayı hak etmiyor.
Devamı ...
4 Mayıs 2011
Vakıfbank Serisine Bir Bakış
En temel hak ve özgürlüklerin totaliter kafadaki bürokratların dudağından çıkan bir sözle yasaklanabildiği bir ülkede spora dair bir şey yazmak artık lüks gibi geliyor ama yine de kadın voleybolunun henüz yasaklanmadığı yalnız ve güzel ülkemizde final serisi hakkında bir şeyler karalayalım.
Beklenen final serisi Cuma günü başlıyor. Bu sene Türkiye Kupası ve Şampiyonlar Ligi yarı finalinden sonra bir kez daha VGSTT ile karşılaşacağız. Taraf olmayan ama voleybol seven birisi için müthiş heyecan verici bir final serisi olacağı kesin. Taraflardan birinin Fenerbahçe olduğu bir spor müsabakasında oyunun keyfine varmaktan ziyade doğal olarak taraftarlık içgüdüsüyle heyecan, sinir, stres eşliğinde maç izlediğimiz için işin güzellik tarafını doğal olarak ıskalayacağız.
VGSTT ile bu sene 4 kez karşılaştık. Ligdeki iki maçı biz, tek maçlı eleminasyon sisteminde oynan Türkiye Kupası ve Şampiyonlar Ligi Finali’ni onlar kazandı. Süper Kupa'yı sezon başı eksik ve yorgun kadrolarla oynandığı için kategori dışında değerlendirmek lazım.
Malum bu sene yabancı kontenjanına takıldığı için Fenerbahçe kadro istikrarını ve kimyayı bir türlü yakalayamadı. Şampiyonlar Ligi’nde bunun ceremesini çektikten sonra Seda’nın sakatlıktan çıkması ve form tutmasıyla daha dengeli bir hale büründük. Finale gelene kadar VGSTT maçı için ölçü olabilecek maç oynamadık. Zaten iki takım arasındaki en önemli farklardan biri bu sene yaptıkları zorluk düzeyi fazla olan maç sayısı. VGSTT Avrupa’da da Türkiye’de de Fenerbahçe’den daha fazla zorluk seviyesi yüksek maç oynadı ve takım kimyasını yaratma konusunda bu önemli bir aşama oldu onlar için.
Final serisi için çok büyük bir sürpriz olmazsa Fofao ve Skowronska yabancı sınırına takılacak. Sakatlık falan olursa radikal bir değişiklik olabilir ancak gözüken o ki Nati, Sokolova ve Fürst üçlüsüyle oynayacağız maçları. Bu sene en büyük problem olan hücumda top öldürememe sorunu final serisinde başımızı ağrıtacak en önemli şey olacak gibi gözüküyor. VGSTT ile oynanan Şampiyonlar Ligi maçında neredeyse uzun rallilerin hepsini VGSTT’nin kazandığını düşünürsek topun oyunda kalma süresinin artması VGSTT’nin sayı alma oranını arttırıcaktır.
VGSTT’nin hücumdaki iki silahı Glinka ve Nikoliç bizim iki hücum silahımız Sokolova ve Nati’ye göre daha bitiriciler. Bizim avantajımıza olabilecek şeyse servise karşı manşetlerde Nati ve Sokolova’nın rakip ikiliye göre daha sağlam olmaları. Manşette bizim zayıf halkamız, Seda onlarınki Nikoliç olacak.
Kadın voleybolunda servisin önemi her geçen gün artıyor. İyi bir taktik servis karşı takımın ne kadar etkili hücum silahı olursa olsun ona gelecek pasın niteliğini düşürdüğü için hayati önem taşıyor. VGSTT servis atma konusunda bizden daha iyi. Bizde Naz ve eskiye nazaran biraz daha kötü servis atsa da Eda’nın servise geldiklerinde fark yaratma ihtimalleri var. Ze Roberto servis için arada sırada Nihan’ı oyuna alıyor onun da yakın geçmesi muhtemel maçlarda alabileceği bir iki ekstra sayı önemli olacaktır. VGSTT, Gözde’nin servis turunda çok etkili olabiliyor, özellikle o meşum maçtaki beşinci sette VGSTT’nin 7-2’den geri dönüşünde Gözde’nin servisleri çok etkili olmuştu. Yarı finaldeki Eczacı serisinde de Gözde’nin servislerinin etkinliği sayesinde oyunun momentumunu çevirebildiler. Bir diğer servis spesiyalisti de Nilay. Guidetti, Ze Roberto’nun Nihan’a biçtiği rolü ona biçiyor ve o da fena yerine getirmiyor bu görevi. Yine servise geldiğinde problem çıkarabilecek bir oyuncu da Bahar. Gerçi Bahar’ın ortası yok ya çok iyi atıyor ya doğrudan hata yapıyor ama filenin hemen üstünden geçip birden yere düşen servis stilini tutturduğu gün ciddi problem çıkarabilir.
Bence final serisindeki en belirleyici değişken Poljak-Fürst ikilisinden hangisinin veriminin daha yüksek olacağı. Poljak VGSTT’nin Gözde’yle beraber en hırslı oyuncusu, blok sezgisinin ne boyutta olduğunu son Eczacı maçında bir kez daha gördük. Tek başına 10 blok yaptığı maçta Eczacı’nın toplam blok sayısı 8 idi. Fürst her ne kadar Avrupa’nın en iyi blokçusu olsa da bu sene yabancı kontenjanına takıldığı için doğru düzgün ritim bulamadı. Dolayısıyla bu kıyaslamada Poljak üstün gibi gözüküyor şimdilik, maç günü performans nasıl olur bilemiyoruz. Fenerbahçe özellikle son maçlarda ortayı neredeyse hiç kullanmıyor, Naz ile Eda arasında tuhaf bir iletişimsizlik var, ortayı kullanmama ya da kullanamama bu şekilde devam ederse ve olay tamamen 2 ve 4 numara hücumlarına kalırsa VGSTT’nin blokları çok daha etkin olacaktır.
İki takımın oyuncuları arasındaki bireysel kalite farkları üç aşağı beş yukarı birbirine yakın olsa da liberolar arasındaki eşleşme de Gizem’in Songül’e oranla bir gömlek üstün olduğunu düşünüyorum. Saha içi kıyaslamaları topluca düşündüğümüzde bu serinin favorisinin biz olmadığı sonucuna varabiliriz.
Biraz saha dışı mental, psikolojik durumlara da değinmek lazım. VGSTT -Şampiyonlar Ligi'nden sonra da yazmıştım- benim bu düzeyde gördüğüm mental olarak en sağlam takımlardan biri. Özellikle keskin düşüşlerin, duygusal reflekslerin birebir oyuna yansıdığı kadın voleybolunda işler kötü giderken pes etmemeleri, ayağa kalkabilmeleri onları farklı kılıyor. Eczacı serisinde teknikten taktikten ziyade bu psikolojik üstünlüklerini çok hissettirdiler. Ne zaman geriye düşseler çat diye geri geldiler, bu set toparlanamazlar dediğimiz yerde bile bir şekilde tutunmayı başardılar. Fenerbahçe açısından baktığımızda oyuncuların Şampiyonlar Ligi'ndeki travmadan sonra bu maça çok farklı bir gözle konsantre olacakları kesin. Bu sene elde kalan tek hedefi ellerinden kaçırmamak için tamamen bu final serisine odaklanmış olacaklardır. Ayrıca artık acı bir şekilde son setin son sayısını almadan VGSTT'nin maçı bırakmayacağına da idrak etmişlerdir.
VGSTT'nin psikolojik olarak bize karşı bir üstünlüğü var, özellikle bunu kırmak ve final serisinin başka bir şey olduğunu onlara hissettirmek için ilk maçı geriden gelip kazanmak sanki bütün serinin kaderini değiştirecekmiş gibi geliyor bana.
VGSTT iyi takım, mental olarak güçlü takım ama etkili ve rakibi boğan bir taraftar karşısında bu halleri aynı kalacak mı onu henüz bilmiyoruz. Şampiyonlar Ligi 'nde felaket bir seyirci vardı, maça zerre kadar etkisi olmayan,sadece "offff, ahhh, ayyy" ünlemleriyle takım destekleyen önemli bir kitle mevcuttu. Final serisinde gerçekten sağlam bir tribünün maça etki etme ihtimali var. Özellikle Poljak hakem kararlarına çok itiraz edebilen, zaman zaman kafayı buna takabilen bir oyuncu, onları sinirlendirip düzenden çıkarmayı başarabilirsek alışık olmadığımız şekilde oyundan düşebilirler belki. Çok zor maçlar bizi bekiyor. Üç haftadır Cuma günleri iyi haberler alıyoruz, bu Cuma da Burhan Felek'ten gelecek mutlu bir haberle başlayalım hafta sonuna.
Devamı ...
21 Mart 2011
Final Four Şarkısı : Olmasaydı Sonumuz Böyle
Nati'nin elinde kupayı görmeye gittiğimiz İstanbul'dan Gözde'nin elinde kupayı görerek döndük kürkçü dükkanına. Cuma günü İstiklal'de kahvaltı, öğleden sonra sinema ve kitapçılarda dolaşmayla başlayan İstanbul seyahatimiz akşamki derbi galibiyetiyle taçlandırılmış oldu. Maç sonrası kuytu masalarda hüzünle bira içen Galatasaraylı formalara inat büyük bir keyifle Taksim'de güzel müzik dinleyip keyif yaptık. Mütebessim bir başlangıç sonrası Cumartesi Burhan Felek'in yolunu tuttum. İlk yarı final maçından bir saat önce salona girdim, Rabıta-Pesaro maçını izledikten sonra bizim maçı kazananın kupayı kolaylıkla alacağı tahmin edilebilirdi zaten. Hooker'sız gücünün yarısını kaybetmiş Pesaro'yu çok da fazla zorlanmadan yendi Rabıta Bakü. Maça dair en dikkat çekici şey maç sonrası çalan Rabıta Bakü şarkısıydı.
"Rabıta rabıta voleybol kamandası, hem de en güzellerin yuvası" gibi acayip ilginç bir şarkıları vardı. Bizim maçın başlamasına yakın salonun doluluk oranı arttı. Ama bir türlü o istenilen ortam oluşmadı, salondaki dj'in saçma sapan gaza getirme çalışmaları işe yaramadı, oyuncular tek tek tribüne bile çağrılmadı. Alex'in sahada gözükmesi ve tirbünden inip oyunculara başarı dilemesi biraz canlandırsa da seyirci maçın içine 5. sete kadar giremedi.
Maça iyi başladık Gözde'ye attığımız servisler Vakıfbank'ın düzenini bozdu ve ilk set beklenilenden daha kolay geçti. İkinci setten itibaren Vakıfbank o bildiğimiz arka alan savunmasını yoluna koydu, hücumda top öldürememeye başladık, Fafoa'nın kısa olmasını çok iyi değerlendiren Özge, Glinka'yı oradan hücum ettirerek çok kolay sayılar buldu ve ikinci set sonrasında eşitlik sağlandı. Üçüncü sette bir dönem iyi oynasak da setin sonlarına doğru Vakıfbank'ın basit hatalarının artması işimizi kolaylaştırdı bir kez daha öne geçtik. Dördüncü sette Vakıfbank yine geri dönmeyi başardı. Final setinde seyircinin taraftar olduğunu ilk kez hatırlaması ve arka arkaya bloklarla 7-2'yi bulduk. Nati'nin smaçında galiba Nikoliç'in bloğuyla skor 7-3 oldu. Eğer Nati o topu öldürse saha değişimine 8-2 girip Vakıfbank'ı moral olarak çökertebilecektik belki de. Arka arkaya sayı vermeye başlayıp 6-0'lık seri yedik. 11-11'de son kez yakaladık ama basireti bağlanan takım bir 4-0 seri daha yiyip maçı verdi.
Kötümser ve tedbirli bir Fenerbahçeli olsam da maçın bitimiyle beraber mağlubiyete hiç hazırlıklı olmadığımı fark ettim. Sevinen ve üzülen oyuncuları görmeye bile içim el vermedi ve derhal salonu terkettim. Hayalkırıklığı yaşamaya alışkın bir camia olmamıza rağmen bizzat olay yerinde buna şahit olmak insanın canını daha çok acıtıyormuş tecrübeyle görmüş olduk.
Vakıfbank bizden daha iyi takım dün de öyleydi bugün de böyle yarın da öyle olacak. Biz Vakıfbank'ı eleseydik onlardan daha iyi bir takım olduğumuz için değil o gün oyuncuların daha iyi gününde olmasıyla yenebilirdik. Mesele de bu zaten, geçen yıl tüm sene sadece bir kez yenilen bir takımın güya daha güçlü ve homojen yapılandığını iddia edip nasıl olup da Vakıfbank ve Eczacı'dan daha kötü takım olabildiği.
Bir kere daha işler iyi giderken antrenör değişikliğinin lanetini ödedik. Futbolda Zico'nun basketbolda Aydın Örs'ün gönderilmesi sonrası nasıl belimizi uzun süre doğrultamadıysak Jan de Brant'in ahı da tutmuş oldu. Yerli oyuncular üzerine inşa edilip kaliteli yabancıların eklemlendiği bir kadrodan bütün yabancıları doldurup Türk oyuncuları figüranlaştıran bir anlayışa geçilmesi bu başarısızlığın en önemli nedeni. Vakıfbank'la bizim aramızdaki farkı da bu yarattı.
Gözde'nin, Özge'nin, Güldeniz'in, Nilay'ın sene başındaki peroformanslarıyla şu anki performansları arasında inanılmaz bir fark var. Bizim Türk oyunculardan ise geçen seneye göre daha iyi performans veren bir oyuncu yok. Eda ne ortadan ne iki numaradan kayarak top öldürebiliyor, Seda bu takımın en önemli oyuncusuyken, yüzüne bakılmayan yedeğe dönüştü. Naz da Türk voleybolunun altın yeteneğinden 40 yaşındaki pasörün arkasında bekleyen oyuncuya evrildi. Dünyanın en iyi voleybolcusu diye aldığımız Şaşkova'nın hali içler acısıydı. Sahadaki 12 oyuncunun en kötüsüydü. Glinka'nın, Nikoliç'in etkisini geçtim, Gözde'nin yaptığı katkının bile yarısını yapamadı. Üstelik bu kadar berbat oynamasına rağmen bir dakika bile kenara gelmedi. Guidetti üçüncü sette bir ara oyundan düşen Glinka'yı kenara alıp nefes almasını sağlayıp nasıl dördüncü sete daha etkin hazırladıysa aynı şeyi Ze Roberto da yapabilirdi ama o Skowranska ve Şaşkova'nın döküldüğü anları kenardan seyretmekle yetindi.
Guidetti'yi şu açıdan tebrik etmek lazım. Türk kadın voleybolcuların en büyük problemi zor durumda kolay pes etmek, hatanın diğer hataları tetiklemesi ve buna bağlı olarak mental direncin zayıf olmasıdır. Gözde'nin birinci set manşette göçtükten sonra tekrar ayağa kalkması, Glinka'nın 3. set çok kötü oynarken 4. sette mütiş bir geri dönüş yapması, Özge'nin özgüveni, Güldeniz'in, Bahar'ın, Gizem'in hata sonrası ayakta kalmaları takdire şayan. Alman Milli Takımında da bu şekildeydi ama biz koçun etkisinden ziyade Almanların iç disipliniyle açıklıyorduk bu durumu. Takımın her biriminden katkı aldığın ve her birini değerli hissettirdiğin zaman oyuncular da performanslarını ikiye katlayabiliyor.
Kimyayı tutturmuş bir takım da kimyası bozuk bir takımı kolaylıkla yenebiliyor. Bundan sonra ne olur nasıl bir yapılanmaya gidilir bilmiyorum ama Türk oyuncuların figüran olduğu bir takımdan bir şey beklememek gerek. Bir karar vermemiz lazım Naz iyi midir kötü müdür diye? Bu kararı verdikten sonra da oynatmak ya da göndermek lazım, iki senedir Dricx'in ve Fafao'nun arkasında beklemek Naz'a hiç bir şey katmadı, Fafao'nun kısa kaldığını bir kez bile blokta topa temas etmediğini göre göre Naz'ı hiç oynatmamanın , Skowranska dökülürken Seda'yı oynatmamanın nedenini ben anlamadım. Taraftar da üçüncülük maçı sonrası isimler anons edilirken en çok Seda'yı alkışlayıp gereken mesajı verdi Ze Roberto'ya.
Gözde-Özge meselesine gelelim,verdikleri demeçlerde çok abartılı bir şey bulmadım, bilmiyorum belki benim gözümden kaçan başka sözleri olmuştur ama doğal olarak Fenerbahçe'yi yenince sevineceklerdir. Kendilerine göre küçümsendiklerini düşünüyorlarsa bizi küçümsediler ama biz onların evinde final oynuyoruz demeleri de doğal. Tribünlere maç içinde anlık tepki verdi diye her rakip oyuncuyu çarmıha gereceksek ülkede oyuncu kalmaz. Gözde'yle Özge'ye sarmak yerine kendimize odaklanıp niye böyle oldu diye sormak çok daha anlamlı olur. Vakıfbank sonuna kadar hak ederek kazandı. 12'de 12 yaparak Avrupa Şampiyonu olmak kolay iş değil. Tebrik etmek lazım.
Gerçek hayatta takım kurmakla voleyball manager takımı kurmak arasında bir fark olduğunu da Mehmet Ali Aydınlar anlamıştır umarım.
Devamı ...
Rezillikler Silsilesi
Son 3 sezonda ülke içinde 2 şampiyonluk dahası kulüp tarihinin en önemli başarıları arasında sayılan Avrupa'nın 1 numaralı kupasında bir final bir de yarı final başarılarını bize yaşatmış olanların hiç birisinin emeklerine saygısızlık yapılamaz.
Doğru ve sabırlı bir yapılanmanın sonucunda müthiş bir sinerjiyle hakikaten hayalleri gerçeğe çevirebilen bir takım yaratıldı.Fenerbahçe'yle dolu ömrümüzün en heyecanlı günlerini yaşattılar bize.
Böyle övgü dolu sözler sözkonusu olunca, bu lafların hedefine ilk planda yöneticileri değil formayı giyip sahada bizzat ter akıtanları koymayı adet edinmişlerden olduğumuz için bu güne dek hep voleybolcu kızlarımızı taktir ettik ama yine de bu müthiş yükselişte oyuncular dışında emeği geçenlerin özellikle de M.Ali Aydınlar'ın bu blogda zaman zaman hakkını teslim ettik. Bir parçası olduğu Fenerbahçe yönetim kurulunun kulübün her şubesine her kurumuna yerleştirdiği sevgisiz ortamın aksine kız voleybol takımının bu kulübün bünyesindeki her unsura okutulması gereken bir ders niteliğindeki ortamının yaratılmasında onun emeklerini yok saymak olmaz. Olmaz ama, hafta sonu yaşanan ve nedense pek kimsenin dikkatini çekmeyen rezilliklerin de açıklaması olamaz.
Kendi organize ettiğin Avrupa şampiyonası dörtlü finalinde kadro olarak en güçlü ekip olmana rağmen 3. olmak değil bahsettiğim. Kızların canı sağolsun. Ama hem bu sonuçta payı olan hem de o salonu rakipler için cehenneme çevirmek varken sirke döndüren cıvıklıklara da sözümüz var. Her şey bir kenara, salonun iki başında duran o kocaman skorboardlarda yazan FBACIBADEM yazısının bir izahı olamaz. Fenerbahçe isminin bir sponsorla birlikte anılmasını çoktan geçtik ama Fenerbahçe Ülker, Fenerbahçe Acıbadem demek yerine FBUlker, FBAcıbadem ergen zırvalıklarına sanal ortamlarda patlayan Fenerbahçe taraftarının bizzat kendi kulübü ve sponsoru tarafından düzenlenen Avrupa'nın kulüpler bazındaki en önemli organizasyonunda takımının ismini bu şekilde tabelaya yazmasına ses çıkarmayışı geldiğimiz noktanın bir özetidir herhalde.
Bugünlere bu sponsorla geldik, sponsor desteği olmasa şimdi Nilüfer Belediye'yle aynı seviyede bir takım olurduk diyenler olacaktır. O halde gidin her sezon daha iyi takım kuran şirketlerin takımlarını destekleyin. Hiç bir sponsor Fenerbahçe'ye verdikleri hizmetler ne olursa olsun Fenerbahçe adını hiçe sayıp FB şeklinde kısaltarak kendi adını koca koca yazamaz oraya. Kazanılan başarılardaki payı ne olursa olsun...
Tek başına bu rezillik bile yeterli ama rezilliğe doymayan bir organizasyon vardı hafta sonunda. İlk gün maçlarına gitmedik, haliyle salondaki atmosferin uzağında kalarak sahada yaşananları tam olarak algılayabilmek pek mümkün değil. Ama 2. gün salona girdiğimiz andan itibaren ilk günkü V.G.S.T.T yenilgisinde organizasyon adına yaşanan cıvıklıkların nasıl bir payı olduğunu anlayabiliyorsunuz. Bu takımın, geride bıraktığımız 5 sene içerisinde 2. ligden çıkıp Dünya şampiyonu olma seviyesine yükselten değerleri hiçe sayan bir anlayışla tamamen rakiplerle dalga geçme üzerine kurulmuş bir kumpanya hazırlanmış.
Rakip hata yaptığında eşek osuruğuna benzeyen bir ses çıkartmaktan tutun da, Fenerbahçe öne geçtiğinde rakiple dalga geçen anonslara kadar... Zaten son 10 yılda yaratılan başarı şımarığı taraftar profilinin bir sonucu olarak Avrupa şampiyonluğunu garanti olarak gören diğer takımları oraya formalite maçları oynamaya gelmiş ilan eden şımarak tutumların V.G.S.T.T'li oyuncuları maça haddinden fazla motive ettiği ortada. Bir de hata yaptığında rakiple dalga geçen DJ'in çığrışlarını duyup da canını dişine takmayan oyuncu olmaz sahada. Rakibi bozmak üzerine değil aksine onu diriltmek için kurgulanmış ve şımarıkça sahnelenen bir kumpanya vardı sahada ve kendi evimizde düzenlenen final four'un kaybedilmesinde bu yanlışın payı büyüktü.
Kendi evinde düzenlediğin final four'un biletlerini sosyeteye dağıtıp, rakip üzerinde baskı kuracak orayı cehenneme çevirecek organizayonlar yerine maç sırasında ortalığı şenlik yerine çevirecek şımarıklıklar yaparsan maç sonunda cenaze evinde bulursun kendini. Skor tabelasına Fenerbahçe ismini tam olarak yazmayan, buna ses çıkartmayan bir camiaya dönüştük, Avrupa şampiyonluğu kazansak ne olur. Bu rezilliklere rağmen giydikleri formayı en iyi biçimde temsil etmeye çabalayan sarı meleklerin emeklerine sağlık. Bu ayıplar onların başarılarını gölgeleyemez. Devamı ...
28 Aralık 2010
Tribünleri Tıklım Tıklım Dolduran Takım
Bu fotoğraf Ankaragücü-Fenerbahçe kadın voleybol maçındanmış. 6500 kişilik salon tıklım tıklım, merdivenlerde bile oturanlar var. Sıradan bir lig maçı; derbi değil, en önemli rakip değil, Avrupa Kupası maçı değil fakat Ankaralılar, maçı izleyebilmek için salon dışında kuyruğa girmiş. Şu görüntüleri yaşattıkları için bile minnettarız bu takıma. Fenerbasket'te bir arkadaş yazmış "sanki bütün Ankara bu maçı bekliyormuş, salon doluydu, atmosfer süperdi." Her gittikleri yerde böyle karşılansınlar, hak ediyorlar.
Devamı ...
21 Aralık 2010
Armanın Gururu Sarı Melekler
Kaderde kıta şampiyonluk kupasını görmeden kıtalararası şampiyonluk kupasını da görmek varmış. Tümdengelim yöntemiyle başladık sezona. Avrupa şampiyonluğu ve lig şampiyonluğuyla bitirmemiz gerek bu yönteme göre. Kronoloji uygun, takımda da ışık var, neden olmasın? Bu takım, yani Fenerbahçe taraftarının nitelendirmesiyle söyleyelim, "sarı melekler" son üç-dört senedir çok şey yaşattı bize. Daha 6-7 sezon önce ikinci ligde mücadele ederken, önce Türkiye liginde Eczacı saltanatını yıkma sevinicini, daha sonra Avrupa'nın tepesinde olmanın gururunu, Avrupa şampiyonluğunu kıl payı kaçırmanın heyecanını ve şimdi de Türk spor tarihinde bir ilki başararak kıtalararası kupanın keyfini.
"Dış hatları yakarız senin için" diyen taraftarı yarın 11:00 civarı Atatürk Havalimanına tekrar bekliyoruz. Bu kızlar kendilerine gösterilen her türlü sevgi ve ilginin karşılığını bize sevinç gözyaşları olarak vermeyi adet haline getirdi artık. Unutmadan gazetelerde internet sitelerinde ya da sene sonu muhabbetlerinde yılın takımı diye bir tartışmaya falan denk geldiğimizde başka bir takım ismi işaretleyeni de meşe odunuyla kovalamak lazım.
Armanın gururu sarı meleklere ve bu takımı kuranlara, voleybolda çağ değiştirenlere binlerce kez teşekkürler. Bu kulüp her dalda dünyanın en tepesinde olmayı hak ediyor.
Devamı ...
17 Aralık 2010
Taraftarın Halleri ve Siena Maçı Üzerine
Biz Fenerliler ömrümüzünden on yıl götüren uğursuz günleri çokça yaşamış olmaktan mıdır bilinmez, hayata biraz karamsar bakarız. Bir mağlubiyet hayatımızı karartır, her şeyden umudu kesip geçmişle ilişkimizi koparıp siyahları kuşanırız. İki hafta önce Moskova'daki Dinamo Moskova karşısında 3-0 kaybedince birden herkes bu takımla finalin hayal olduğu, Gamova'sız takımın bir hiç olduğunu falan söyleyip karamsarlığı kuşanmıştı. Aynı takım bir hafta bile geçmeden Dinamo'yu İstanbul'da dağıtıp kara bulutları bir sonraki mağlubiyete kadar dağıtırken Perşembe gecesi Siena maçından sonra yine sarı lacivert gözleri siyah gözlükler örttü. Bu sefer de erkek basketbol takımından bir şey olmayacağı, Barcelona'yı herkesin yendiği, bu takımla büyük hedeflerin hayal olduğu falan konuşuldu.
Başarı bizim spor geleneğimizde bir kültür değil bir kült. Dolayısıyla başarıyı sistemli bir çabadan çok mucizeler destanlar üzerinden tanımladığımız için kıymetini de bilmiyoruz. Doğru tanımlamadığımız için bir anda beklenti müthiş yükseliyor sonra destanın mucizenin olmadığı bir günde de o beklenti aksi yönde bir yoksaymaya, bunlardan bir şey olmaza dönüşüyor. Geçen sene kadın voleybol takımının oynadığı Şampiyonlar Ligi finali sonrası bu yıl herkes aynı yere ulaşmaya kesin gözüyle baktığı için ilk mağlubiyette yer yerinden oynadı. Aynı şekilde Barcelona ve Siena galibiyetleri sonrası beklenti birden yükselip herkes Final Four konuşmaya başladığı için yine son derece doğal iki mağlubiyet sonrası takımdan bir halt olmaz noktasına gelindi.
Siena maçı özelinde Ukiç'siz ve Engin'in de olmadığı bir rotasyonla zaten bu maçı almamız imkansızdı. Sadece bizim değil Siena'yı herhangi bir Euroleague takımının sahasında yenmesi şu aşamada mümkün değil. Takımda bir düşüş olması çok doğal, sezon başındaki o dönemi zaten tüm seneye yaysak gidip Mayıs sonunda Lakers'le NBA finalini oynardık. Top 16 için yeni bir transfer yapılmayacağını Spahija açıkladığına göre takım içinde bir takım şeylere çözüm bulmaya çalışacağız şu bir aylık süre içerisinde. Herkesin de bildiği üzere sene başından beri takımın seviyesi çok yüksekteyken bile formsuzlukları dikkat çeken Emir ve Lavrinoviç'in düzelmesi için bir şeyler yapmak lazım. Greer sene başında olumlu gözüküyordu ama dün daha birinci dakikada avantajlı olduğu bir topta yere atlamayıp Mc Calebb'in topunu çalmasını seyretmesi ve o ilk beş dakikadaki "benim burda ne işim var hali" Spahija'yı çıldırtmış olmalı. Maç sonrası Spahija'nın bazı oyuncularla tekrar konuşup durumlarını gözden geçireceğiz demecindeki bazılarına muhtemelen Greer de giriyor olmalı.
Açıkcası Lavrinoviç yanında sert bir uzun olmadan çekilmesi zor bir oyuncu, hücumdaki katkısı üst düzey bir oyuncu olduğu için savunmadaki defolarını tolere edilebiliriz diye düşünüyordum ama hücumda da o bildiğimiz Lavrinoviç potansiyelinin yarısını bile sergileyemiyor. Rakibin el bile kaldıramadığı bomboş üçlükleri bile atamıyor. Kariyerinin hiç bir döneminde bu kadar kötü bir üçlük yüzdesi olduğunu tahmin etmiyorum. Emir konusunda da artık ümitvar cümleler kurmak pek mümkün değil. Bodiroga kumaşı gördüğümüz, all-around çocuk bu sene bambaşka birine dönüştü. Siena maçında top bile süremeyen hali, Barcelona maçındaki potaya değmeyen turnikelerini falan gördükçe hüzünleniyor insan. Daha 6 ay önce final serisinde en kritik anlarda bizi kurtarsın diye eline top verilen bir adamdan bu hale evrilmesi çok can sıkıcı.
Bardağın dolu yanını görürsek Cholet'i yenip ikinci torbadan Top 16'ya girmek de ciddi bir başarı aslında. Kurada üçüncü torbadan gelebilecek en güçlü takım Barcelona'yla eşleşmeyecek olmamız da ciddi bir avantaj. Eğer üç ya da dördüncü torbadan gelecek Caja Laboral'den de kurada kurtulursak fena bir grupta yer almamış oluruz. Top 16 öncesi sakatların iyileşmesi, yeni sakatların olmaması ve Engin'in bir an önce takıma dönmesi için de dua edelim. Top 16'da çok ufak detaylar belirleyecek kazananı kaybedeni, o yüzden Ukiç'in yokluğu bu aşamada tolere edilebilir ama Top 16'daki bir sakatlığın telafisi yok.
Bizde taraftar olarak şu ifratla tefrit arasında gidip gelen ruh halimizden biraz olsun sıyrılıp başarı odaklı takım desteklemeyi bırakıp renk odaklı desteğe devam etsek her şey daha güzel olacak. Taraftarlık başarılar üzerinden kibirlenip onu bunu küçük görmekle değil, başarıların emek karşılığında geldiğini bilip sahaya elinden geleni koyan sarı lacivert formanın yanında yer tutmaktır. Devamı ...
25 Kasım 2010
Sarı Melekler İyi Başladı
Çok iyi bir seyirci önünde İstanbul'a eksik gelmiş son şampiyon karşısında maça iyi başladık. Bloklarda Fürst etkisiyle ilk teknik molayı 8-5 geçtikten sonra kronik problemimiz servise karşı manşette hatalar başladı. İkinci teknik molaya 16-14 önde girsek de Seda'nın 4 numaradaki etkisizliği de manşet problemine eklenince önce yakalandık sonra da geri düşüp set sayısı şansı verdik Bergamo'ya. Sokolova'nın sayısıyla sete tutunup, blokla seti 26-24 kazanmayı başardık. Karşımızda geçen yıl Şampiyonlar Liginde final oynayıp kazanmış takımdan pek kimse olmayınca oyuncular biraz rahat ve nasıl olursa kazanacağız havasıyla oynadılar ilk seti büyük ihtimalle. İkinci sete bu sefer daha ciddi başladık, bloklarda etkinliğimiz sürdü, iki basit hataya rağmen ilk teknik molaya 8-6 önde girdik. İyi defans yapıp Fürst ve Eda'yla elde ettiğimiz sayılarla farkı açıp ikinci teknik molaya 16-11 önde girdik. Bu bölümde Çiğdem ve Naz, Skowranska ve Fofao'nun yerine oyuna girdiler. Karşılıklı sayılarla 20'li sayılara geçtikten sonra yine krize soktuk seti. Bergamo 24-23 e kadar getirdi seti ama yine son hamleyi yapamadılar. Çiğdem'in kayarak vurduğu tek ayakla set 25-23 sona erdi ve 2-0 öne geçtik.
3. set öncesi seyirci ailesiyle maça gelen Alex'i selamladı. Futbol takımının oyuncularını diğer branşlarda hiç değilse bazen salonda görsek fena olmaz aslında. Üçüncü sete yine Fafao ve Skowranska'yla başladı Ze Roberto. Rahat başlayıp ilk teknik molaya 8-4 önde girdik, Bergamo 3-0'lık bir seriyle moladan dönse de Skowranska'nın sayısıyla seriyi kırıp 3-0'lık seriyi bu sefer biz yapıp Bergamo'yo mola aldırdık. Bir iki kez top öldüremeyince fark biraz kapansa da Sokolova'nın sayısıyla ikinci teknik molaya 16-13 önde girdik. Skowranska'nın servis turunda farkı 5'e yükseltince Bergamo mola aldı. Seda'nın yine krize girmesiyle fark 2'ye kadar indi. Ze Roberto'nun yine ikili değişikliğinden sonra arka arkaya alınan sayılarla farkı 6'ya kadar çıkardık. Seti 25-18, maçı da 3-0 kazandık.
Eksik ve genç bir Bergamo önündeki bu galibiyet tabii ki ölçü değil, Ze Roberto geleli daha iki-üç gün oldu. Geçen seneye göre bu sene ortaları kullanma konusunda daha iyi olacağımızı düşünüyorum. Bu maçta Eda'yı Vakıfbank maçında Ergül'ü çok sık kullandık ki bu gayet olumlu bir gelişme. Geçen yıla oranla bu sene bloklarda da özellikle Fürst'ün etkisiyle ciddi bir ilerleme kat edeceğiz. Bu maçta da gördük neredeyse her Bergamo hücumunda top bloğumuza temas etti. Servise karşı manşetlerdeki problemde bu sene daha az olacaktır muhtemelen, Sokolova Rusya Milli Takımındaki o toparlayıcı rolüne bizim takımda da bürünürse Nihan epey rahatlar. Bugünkü maçtaki en can sıkıcı nokta Seda'nın performansı. İki yıl önceki performansına ulaşamadı bir türlü Seda. Bugün neredeyse hiç bir topu öldüremedi, üstelik karşısında da öyle üst düzey bir blok olmamasına rağmen.
Bu takım biribirine ve koça alıştıkça muhtemelen daha iyiye gidecek,Ocak ayında Bergamo'daki maç bu maçın kalitesinden bir kaç kat daha yüksek olacaktır.
Devamı ...
24 Kasım 2010
Aklın Bittiği Yerde TRT Başlar!
Artık TRT hakkında olumsuz şeyler yazmaktan bıktım ama gece gece yine delirttiler beni. TRT, bu yıl geçen yıl olduğu gibi Kadınlar Indesit Şampiyonlar Ligi'nin yayıncısı. Bu kupanın ilk hafta maçları da bu hafta oynanıyor. Şampiyonlar Ligi'nde haftanın en önemli ve prestijli maçı Fenerbahçe Acıbadem ile Bergamo arasında Perşembe akşamı 19:30'da oynanacak. Şampiyonlar Ligi'nin resmi yayıncısı olan TRT yayın programında bu maçı 00.00'da banttan vereceğini belirtmiş. Biraz önce TRT'yi arayıp maçı gerçekten yayınlayıp yayınlamayacaklarını sordum. Meclis TV yayını biterse vereceğiz diye bir cevap verdi telefondaki adam. Meclis TV yayınının o saatte bitmesi çok düşük ihtimal. Geçen yıl da aynı problemler yaşanmış ve Rusya'daki Dinamo Moskova maçının ilk seti meclis yayınının uzaması nedeniye yayınlanmamıştı.
Bilindiği gibi TRT'nin bin tane kanalı var. İsteseler kolaylıkla bu yayını bir başka kanala kaydırabilirler. İki yıldır voleybol maçlarını meclis görüşmelerinin keyfine göre yayınlayıp yayınlamamaya karar veren bu rezil kurum artık saçmalama sınırının da ötesine geçti. Bütün sporları halka tanıtma ve sevdirme konusunda kamusal yayıncılık yapması için var olan, bu yüzden vergilerden pay alan bir kanal bizden kestiği paralarla yayın hakkı alıp sonra "yav meclise göre bakarız artık" diye bir yayın politikası güdüyor. Üstüne yayınlamadığı maçlar için de geçmiş yıllarda yaptığı gibi FİVB'e tazminat ödüyor. Böyle kepaze bir yayın anlayışı nasıl olabilir? Şampiyonlar Ligindeki voleybolda değil de futbolda olsa şu maç aynı muameleyi yapabilecek mi TRT?
Şimdi bu hoyratça yönetilen kurum yüzünden binlerce Fenerbahçeli kendi takımlarının bu seneki en önemli maçlarından birini izleyemeyecek mi? Ülkede voleybolun sevilmesini birincil görevi addeden Voleybol Federasyonu TRT'ye siz ne yapıyorsunuz kardeşim diyemeyecek mi? Fenerbahçe Spor Kulübü ve bu kulübün sponsorları yayın hakkını elinde bulup keyfi olarak maç yayınlamayan bu kuruma ne tepki gösterecek? Cevaplarını bildiğimiz sorular aslında bunlar, hiç kimse hiç bir tepki göstermeyecek. Tepki gösterecekler yine bu formanın olduğu her yerde tutkuyla kulübü kovalayan üç beş taraftar olacak.
Arayıp TRT'ye sevgilerini iletmek isteyen üç beş tutkulu ve sinirli taraftar için TRT'nin telefon numaraları
0 312 463 23 60
0 312 463 46 20
Devamı ...