26 Mart 2012
Avrupa Şampiyonu Fenerbahçe
Hikayeye nerden başlasak bilmiyorum, Fenerbahçe'ye dair şu yaşa kadar büyük hüzünler ve büyük mutluluklar yaşadım, son on yılda özellikle ikinci ligden birinci lige yükselip müessese saltanatını sallamaya başladığımız dönemde kadın voleybol takımıyla taraftar arasında müthiş bir bağ oluşmaya başladı. İstanbul'dan yüzlerce kilometre ötede yaşayan bir Fenerbahçeli olarak İstanbul'a dair en çok gıpta ettiğim şey şu kızların bir maçını salonda izleyememekti. 2006-2007 sezonunda yıllardır yenilmez bildiğimiz Eczacı'yı yendiğimiz maç en az futboldaki bir derbi zaferi kadar sevindirmişti beni, Özlemli Çiğdemli Bia'lı Seda'lı kadro Fenerbahçe'nin voleybol diye bir branşta da kafaya oynayabileceğini ispatlamıştı bize. 2008 de yine ucundan kaybettik şampiyonluğu Eczacı'ya.
O yaz Mardin'de bütün dünyayla ve dolayısıyla Fenerbahçe'yle ilişkimin sıfıra indiği askerlik sırasında Eda'yı Beşiktaş'tan transfer ettiğimizi okudum bir yerde. Askerde aldığım en güzel haberlerden biriydi, o sezona iyi başlamasak da Jan De Brant'ın gelişiyle kulüp tarihinin ilk şampiyonluğunu Eczacı'nın ucube salonunda almayı başardık, final serisinin 3. maçında salondaydım, 3 sezondur içinde olmayı çok istediğim topluluğun bir parçası olmak çok iyi hissettirmişti. İki gün sonra bir Pazartesi akşamı televizyonun önünde 5 sayı kaldı 4 sayı kaldı diye geriye sayarak ve son sayı geldiğinde Eda'nın Seda'nın Anja'nın gözyaşlarına eşlik ederek taşrada yalnız bir şekilde şampiyonluğu kutladım.
Müessese saltanatını kırmış voleybolda çağ değişimini başlatmıştık, Nati Gamova ve Naz transferleri ve Acıbadem sponsorluğuyla görülmemiş dominantlıkta bir takım kurmuştuk, Türkiye Ligi'ni güle oynaya kazansak da Şampiyonlar Ligi finalinde Bergamo'ya 5. sette kaybetmiş ve Avrupa Şampiyonluğu'nun sinyalini vermiştik.
Geçen yıl Avrupa Şampiyonluğu konusunda o kadar çok inandırmıştım ki , hayatım boyunca sürekli kontrolü, temkini elden bırakmayan biri olarak Vakıfbank'a elendiğimiz günkü kadar şaşkın bir halde hissetmemiştim kendimi. Çanakkale'den İstanbul'a giderken Cumartesi Vakıf maçı sonrası şöyle yaparım böyle yaparım diye plan yapmış, arkadaşımla sözleşmiştim, Vakıfbank son servisi atıp maçı kazandığında salonda öylece kalakaldım, Denizli faciasını Trabzon trajedisini yaşamış bir taraftar olarak aslında görkemli hayalkırıklıklarına alışmış olmam gerekirken bu mağlubiyetin bu kadar koyması enteresan gelmişti. Programımı falan iptal edip doğrudan otele gidip sıkıntılı sıkıntılı uyumayı bekledim, bir gün sonra kupanın Özge'nin elinde yükselmesini büyük bir kıskançlıkla izledim. Takım yarı finalde elenince takıma sinirlenmiştim ama 3. lük maçında takımı izlemeye gitmeyecek kadar -yani M.Ali Aydınlar kadar- gaddar değildim.
Bu seneki takımın Avrupa'nın en iyisi olduğunu sezon başından beri söyledim ve bu sene şampiyon olacağımız konusunda garip bir rahatlık vardı, en büyük rakibimiz olacak Vakıfbank ve Rabita Bakü'nün dışarıda kaldığı bir Final Four'u kazanacağımızı düşünüyordum. Dinamo Kazan maçının ilk başlarında bir ara geçen seneki Vakıfbank maçındaki ifadeleri gördüm oyuncuların yüzünde, ama ikinci seti kötü oynayıp kazandıktan sonra üçüncü sette o ifadeler düzeldi ve bugün de Cannes maçında takım dönüp arkasına bakmadan kolayca kazandı şampiyonluğu. İki senedir bir ucundan tutup kaybettiğimiz kupayı nihayet kazanabildik. Kulüp tarihinin ilk Avrupa Şampiyonluğu bir kez daha kutlu olsun
Takdir teşekkür bölümüne geçelim önce oyuncular, Nihan benim ve pek çok insanın en çok eleştirdiği oyuncuydu bu takımdaki, 2010 ve 2011 deki F4 lerde takımın en zayıf halkasıydı, bu sene kendisini müthiş geliştirdi, özellikle Final Four'da çok iyi savunma yaptı, takımın en zayıf halkası olarak başladığı bu senede böyle görkemli bir yükseliş gerçekten takdire şayan. Kim için "Asya'nın Gamova'sı" tabiri kullanılıyor ama bence Kim Gamova'dan daha iyi oyuncu, Eda için bir şey söylemeye gerek yok en az benim kadar Fenerli olduğunu biliyorum, taraftarın sahadaki temsilcisi gibi. Yağmur'dan Duygu'ya Fabi'den tüm sezonu sakat geçiren kaptan Çiğdem'e bütün oyuncuların emeklerine sağlık. Kulüp tarihinin en karanlık senesinde bize böyle bir sevinci yaşattıkları için. Ze Roberto geçen seneki Vakıfbank maçından sonra bir senedir bu maç için yaşıyordu turnuva başlamadan önce Eurosport'a verdiği röpörtajda Brezilya milli takımının rakiplerini bile doğru düzgün takip etmediğini aklının fikrinin F4 de olduğunu söylemişti, sonunda camiaya bu sevinci armağan ederek omuzundan büyük bir yük kalkmıştır herhalde. Tüm teknik ekibe de yarattıkları bu takım için teşekkürler.
Tabii en özel teşekkürü başkana yapmak lazım. Aziz Yıldırım'ı her konuda sert eleştiren birisi olarak futbol dışı sporlara verdiği destek için kendi adıma müteşekkirim. Bu kulübün her branşta Avrupa Şampiyonu olabileceği vizyonunu bizzat koyan irade Aziz Yıldırım'ın iradesinden başka bir şey değildi. Seda stres kırığı belasıyla uğraşırken her hafta antrenmana gidip ona moral vermeye çalışan, Eda'nın düğününe cezaevi revirinden mektup gönderen, oyuncularla tek tek ilgilenen bir başkana karşı bu kızlar da en anlamlı hediyeyi verdiler.
Fenerbahçe kuşatma altında bile pes etmeyeceğini, kadınıyla erkeğiyle her cephede kendisiyle uğraşanları geri püskürtebileceğini bir kez daha gösterdi, Bu kulüp son on yıldır bütün branşlarda Türkiye'nin lokomotifi haline gelmiş, olimpiyata gidecek sporcuların neredeyse yarısını bünyesinde barındırır durumdayken bu kulübü 3 Temmuz operasyonuyla tarihinin en büyük sıkıntısına sokanlar,Temmuz ateşine odun taşıyanlar şimdi Fenerbahçe'ye methiye düzüp kutlama kuyruğuna girmiş haldeler. Fenerbahçe de Fenerbahçeli de sizin yaşattıklarınızı asla unutmayacak. 3 Temmuz sonrası bu ülkeye aidiyet duygusu azalmış,Fenerbahçe'ye aidiyet duygusu üçe beşe katlanmış insanlar sizin kutlama telgraflarınızı zerre kadar samimi bulmuyor.
Fenerbahçe kulübüne en büyük kupayı ben getirdim diye gerim gerim gerinen M.Ali Aydınlar, takım destansı bir mücadele gösterip 3-2 Şampiyonlar Ligi finali kaybettiğinde "Fener'e Avrupa'da kupa hayal" başlığı atabilecek kadar dangalaklaşan Milliyet, Şampiyonlar Ligi finaline muhabir göndermeyi aklından geçirmeyen, bağlantı yapmaya bile gerek görmeyen ama Galatasaray'ın üçüncü sınıf Cev Cup finalini "Cimbom destan yazdı" diye lanse eden objektif spor kanalı Ntvspor, Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi Şampiyonu olduğu günün akşamı Cev Cup Finalisti Galatasaray Kadın Voleybol Takımıyla stüdyo programı yayınlayan Ligtv 3, Şampiyonlar Ligi final maçına iki dakika önce bağlanıp,dünyanın en önemli koçunu itip kalkan dil bilmeyen muhabirle rezil yayın yapan TRT, sizi üzdüğümüz için üzgünüz ama Fenerbahçe Avrupa Şampiyonu.
Fenerbahçe kendi ülkesinin yargısına, yürütmesine, yasamasına, medyasına karşı verdiği savaşı da kazanacak siz hiç merak etmeyin. Kim'in Eda'nın Logan'ın vurduğu toplar bugün zalimin tetikçiliğini yapanların da bir gün yüzünde patlayacak elbet... Şampiyonluk yazılarını dünyanın en güzel isim tamlaması Şampiyon Fenerbahçe diye bitiriyordum bu sefer değiştirdik dünyanın en güzel zincirleme isim tamlaması Avrupa Şampiyonu Fenerbahçe.
Devamı ...
25 Ağustos 2011
Yapanın Yanına Kâr Kalmayacağı ''Belirtildi''
Paylaşılan Hürriyet haberi oldukça ilginç diye söze başlamak bir blog yazısı için neredeyse standart ve oldukça doğru bir format olsa da, 3 Temmuz'dan beri çıkan gazete haberlerini düşününce aslında bu ''UEFA el koydu. Avrupa tehlikede'' haberinin pek de sönük kaldığını düşünüyorum. İşin gerçeği, haber ilginç falan değil. Ama şeytan ayrıntılarda gizlidir diyenler herhalde günlük hayatta kaşımızı kaldırmadığımız şeylere daha dikkatlice bakmamız gerektiğini bize anlatmak istemiş olmalı.
Haberi paylaşan Trabzonsporlu arkadaş, altına da bu haberin ana mesajını yapıştırmış. Şöyle:
UEFA Başmüfettişi’nin izlenimlerinin hiç de olumlu olmadığı ve takımlarımızın Avrupa kupalarına katılma şansının zayıfladığı belirtiliyor.
Burada ''belirtiliyor'' kelimesine dikkat!!. Habere gidiyorum, bunu kimin belirttiğini arıyorum: UEFA adamının savcı ile konuşup, hangi konularda bilgi aldığı yazılmış. Konular verilmiş, ancak müfettişin sorduğu sorulara verilen cevaplar yok (tabii ki. soruşturma gizli çünkü). Haberin hiçbir yerinde İtalyan müfettişin konuyla ilgili bir yorumu, açıklaması yok. Yalnızca ''savcıdan, polisten bilgi aldı, federasyon yetkilileriyle yemek yedi'' deniyor.
Hah! Şimdi ben de o zaman şunu anlıyorum: Bu yemekte bulunan federasyon yetkililerinden biri, UEFA müfettişinin izlenimlerinin hiç de iyi olmadığına dair bilgiyi basınla paylaşıyor. ''Belirten'' o kişi işte. Bu paylaşım olabilir, yapılabilir. Sıkıntı yok. Fakat kafa karıştıran bir başka şey var.
UEFA düne kadar yaptığı açıklamalarda TFF nin işine karışmadığını, evrensel hukuktaki masumiyet karinesine uygun bir duruş sergilediklerini açıklıyordu. Hatta Cornu ile yemekte bulunan Aydınlar, o gittikten sonra yaptığı açıklamada, topun kendilerinde olduğunu, adamın rapor bile hazırlamayacağını ifade etmişti. Demek ki federasyonun UEFA başmüffetişi ile olan yemeğinden bu haberi sızdıran kişi (federasyon görevlisi), Cornu'nun o yemekteki konuşmalarında, başkan Aydınlar'ın sezemediği havayı yakalamış olmalıydı. Bu bana pek mantıklı gelmiyor. Onun yerine ne mantıklı geliyor biliyor musunuz? İtalyan müfettişin gelip gelmemesinden alakasız olarak, o haberi sızdıran federasyon görevlisinin dün çıkacak, Fenerbahçe'nin kupaya alınmama kararını biliyor olması...
Peki çok komplo teorisi oldu bu, değil mi?. Siz yine de bu fikri bir evirip, çevirin kafanızda, sonra koyun bir yere. Bir ara geri dönmek gerekebilir belki. Biz, olayların kamuoyuna aksettiği şekilde yol alışından gidelim tekrar o zaman.
TFF başkanı Aydınlar, dün Teke Tek programında yalan söylemediyse, İtalyan müfettiş buraya geldiğinde bir tane bile belge görmedi. Ki zaten soruşturmanın gizliliği ilkesiyle Aydınlar'ın verdiği bu bilgi örtüşüyor.
Dün akşam Fenerbahçe TV'de ve sosyal medyada taraftarlar TFF başkanı Aydınlar'a öfke kustular ama Aydınlar ne dedi Fatih Altaylı'ya programda?
ifadelerini kullandı.
Bu açıklama, UEFA gibi ağırlığı olan bir kurumu tamamen taca atar. Düne kadar CL kura çekiminde Fenerbahçe'yi davetli görmek isteyen UEFA'nın bu ani dönüşünde savcı ve emniyet ile olan görüşmenin büyük rol oynadığı gerçek ise, yazıklar olsun!
Tabii savcı Berk, emniyet ve Baransu ekibine maledemeyiz bu başarıyı yalnızca. Perde arkasında emeği geçenlerin hakkını yemiş oluruz. Yine Aydınlar'a referans vereceğim. Zaman zaman şunun veya bunun, dünden sonra da özellikle Fenerbahçe'nin istenmeyen adamı TFF başkanı üç beş gün önce ne dedi?
Komplo teorisyeni olma rolünü hiç yakıştırmıyorum üzerime ama TFF'yi ve Fenerbahçe'yi UEFA'ya şikayet eden binlerce taraftar maili olduğunu zaten az çok biliyoruz da, Aydınlar'ın bunu malum kulübün çıkışından sonra söylemesi, adresi çok net olarak gösteriyor.
Bazıların elleri Avrupa'da oldukça uzun. Zamanında kazanılan başarılarının destanlarını yazarken bu sessiz kahramanları da gani gani anmadan geçmemişlerdi, hiçbir yerden değilse oradan biliyorum yani. Bazıların elleri ise Türkiye'de uzun. Bugün Fenerbahçe'nin yerine CL'ye alınanların Türkiye'de, bu hükümette iyi köşeleri kapanların desteğini aldıklarının farkında olacak kadar ilgili değilim aslında politikayla. Ama ligin son virajında ''şu şampiyon olsun, bu olmasın'' açıklamalarıyla kendilerini ben görmek istemesem de gözüme soktular, oradan biliyorum. Ha bir de Wikileaks'in dünyayı sallayan ama Türkiye'de nedense gazetecilerin hiç ilgisini çekmeyen sızıntılarına göre, gizli anlaşmalarla ve hesaplaşmalarla nerden geldiği nereye gittiği belli olmayan paraları bu kulübün kasasına sokarken ve çıkarırken deşifre olanlar var. Aynı grup, aynı lobi.
Bir de en sonunda dönüp aynaya da bakacağız. Bir Fenerbahçe taraftarı olarak, dün gece saatlerce süren kriz toplantısından sonra canlı yayına bağlanan Fenerbahçe ikinci başkanının iki kelimeyi bir araya getiremiyor oluşundan hicap duydum. Nihat Özdemir böyle de diğerleri farklı mı? ''Atlayın uçağa, sabaha Cenevre'ye inin, UEFA'ya derdinizi anlatın'' tavsiyesini TFF başkanından aldıktan sonra bile kılını kıpırdatamayan bir yönetim... Saatlerce süren kriz toplantısından sonra çıkıyor, Acıbadem ile sponsorluğunu iptal ettiğini açıklıyor. Bunu mu tartıştınız 4 saat?
Anlaşılıyor ki Aziz Yıldırım hiçbir işe koşmamış bu arkadaşları. Bir özelliklerini bulamamış, iş kotarabileceklerini düşünmemiş olmalı. Yıldırım'ın, özellikli olanları da, bir ipte iki cambaz oynamaz diye etrafından uzaklaştırmasının acı meyvelerini bugün hep beraber yiyoruz.
Ben şimdi yönetimden bir açıklama daha bekliyorum. ''Yapanın yanına kar kalmayacağı belirtildi'' şeklinde.
Peki çok komplo teorisi oldu bu, değil mi?. Siz yine de bu fikri bir evirip, çevirin kafanızda, sonra koyun bir yere. Bir ara geri dönmek gerekebilir belki. Biz, olayların kamuoyuna aksettiği şekilde yol alışından gidelim tekrar o zaman.
TFF başkanı Aydınlar, dün Teke Tek programında yalan söylemediyse, İtalyan müfettiş buraya geldiğinde bir tane bile belge görmedi. Ki zaten soruşturmanın gizliliği ilkesiyle Aydınlar'ın verdiği bu bilgi örtüşüyor.
Dün akşam Fenerbahçe TV'de ve sosyal medyada taraftarlar TFF başkanı Aydınlar'a öfke kustular ama Aydınlar ne dedi Fatih Altaylı'ya programda?
UEFA'ya binlerce mail, şikayet gitti. Ayrıca onların burada medya takibi yaptıklarını biliyoruz. Medyadaki haberler ve emniyetin 19 maçta şike tespit ettik açıklamaları, UEFA'nın kanaat oluşturması için yetti.
ifadelerini kullandı.
Bu açıklama, UEFA gibi ağırlığı olan bir kurumu tamamen taca atar. Düne kadar CL kura çekiminde Fenerbahçe'yi davetli görmek isteyen UEFA'nın bu ani dönüşünde savcı ve emniyet ile olan görüşmenin büyük rol oynadığı gerçek ise, yazıklar olsun!
Tabii savcı Berk, emniyet ve Baransu ekibine maledemeyiz bu başarıyı yalnızca. Perde arkasında emeği geçenlerin hakkını yemiş oluruz. Yine Aydınlar'a referans vereceğim. Zaman zaman şunun veya bunun, dünden sonra da özellikle Fenerbahçe'nin istenmeyen adamı TFF başkanı üç beş gün önce ne dedi?
Bizi UEFA'ya şikayet edenler büyük bir sorumluluğun altına da girmişlerdir. Tarih onları affetmeyecek!
Komplo teorisyeni olma rolünü hiç yakıştırmıyorum üzerime ama TFF'yi ve Fenerbahçe'yi UEFA'ya şikayet eden binlerce taraftar maili olduğunu zaten az çok biliyoruz da, Aydınlar'ın bunu malum kulübün çıkışından sonra söylemesi, adresi çok net olarak gösteriyor.
Bazıların elleri Avrupa'da oldukça uzun. Zamanında kazanılan başarılarının destanlarını yazarken bu sessiz kahramanları da gani gani anmadan geçmemişlerdi, hiçbir yerden değilse oradan biliyorum yani. Bazıların elleri ise Türkiye'de uzun. Bugün Fenerbahçe'nin yerine CL'ye alınanların Türkiye'de, bu hükümette iyi köşeleri kapanların desteğini aldıklarının farkında olacak kadar ilgili değilim aslında politikayla. Ama ligin son virajında ''şu şampiyon olsun, bu olmasın'' açıklamalarıyla kendilerini ben görmek istemesem de gözüme soktular, oradan biliyorum. Ha bir de Wikileaks'in dünyayı sallayan ama Türkiye'de nedense gazetecilerin hiç ilgisini çekmeyen sızıntılarına göre, gizli anlaşmalarla ve hesaplaşmalarla nerden geldiği nereye gittiği belli olmayan paraları bu kulübün kasasına sokarken ve çıkarırken deşifre olanlar var. Aynı grup, aynı lobi.
Bir de en sonunda dönüp aynaya da bakacağız. Bir Fenerbahçe taraftarı olarak, dün gece saatlerce süren kriz toplantısından sonra canlı yayına bağlanan Fenerbahçe ikinci başkanının iki kelimeyi bir araya getiremiyor oluşundan hicap duydum. Nihat Özdemir böyle de diğerleri farklı mı? ''Atlayın uçağa, sabaha Cenevre'ye inin, UEFA'ya derdinizi anlatın'' tavsiyesini TFF başkanından aldıktan sonra bile kılını kıpırdatamayan bir yönetim... Saatlerce süren kriz toplantısından sonra çıkıyor, Acıbadem ile sponsorluğunu iptal ettiğini açıklıyor. Bunu mu tartıştınız 4 saat?
Anlaşılıyor ki Aziz Yıldırım hiçbir işe koşmamış bu arkadaşları. Bir özelliklerini bulamamış, iş kotarabileceklerini düşünmemiş olmalı. Yıldırım'ın, özellikli olanları da, bir ipte iki cambaz oynamaz diye etrafından uzaklaştırmasının acı meyvelerini bugün hep beraber yiyoruz.
Ben şimdi yönetimden bir açıklama daha bekliyorum. ''Yapanın yanına kar kalmayacağı belirtildi'' şeklinde.
İşin esası, her işi gücü bırakıp, bizim, polisin,savcının şu ''belirtenleri'' bulması lazım. Bu ''belirtenleri'' bulup temizledik mi pür-i pak olur futbolumuz, siyasetimiz, ekonomimiz... Ha olmadı mı? Yetmedi mi? Fener'i düşürüp, sifonu çekerek temizleme opsiyonu her zaman var.
Devamı ...
18 Mart 2011
Gareth Bale
2009 – 2010 Şampiyonlar Ligi şampiyonu İnter, bu sene de grup maçlarına iyi başlamış, adeta kaldığı yerden devam ediyordu. Deplasmandaki Twente beraberliği ve kendi evlerinde Werder Bremen’ ı farklı mağlup ederek üçüncü haftaya gelmişlerdi.
Tottenham ise rüya gibi bir sezonun ardından elemeler yoluyla da olsa Şampiyonlar Ligi vizesi almış, gruplara da tıpkı İnter gibi bir beraberlik bir galibiyetle başlamıştı.
A Grubu üçüncü haftaya gelindiğinde İnter Tottenham’ ı konuk ediyordu ve maça fırtına gibi başlamışlar. Daha ikinci dakikada golü bulan İnterli oyuncular, otuz beşinci dakika dolmadan 4-0 öne geçmişlerdi. Her şey tarihi bir farka yol alırken, eminim ‘çarşı’ sı ve ‘duruşu’ ile ünlü bir semtimiz de olanları yakından takip ediyordu. Tottenham gibi ekibin bu hallere düşmesi ‘altı yemese, sekiz yemese’ bile çok şeyi unuttururdu.
İkinci yarı ortaya Gareth Bale diye bir oyuncu çıktı. Sırt numarası üç. Bu sırtta yalnızca numaraların, reklamın sadece göğüste olduğu zamanlarda defansın solunda oynayan oyuncunun numarası. Ama o her taraftaydı. Ve ikinci yarı üç gol birden atarak yenilginin acısını biraz olsun hafifletti.
Bu olay eski zamanlarda olsa ozanlarca yazılan epik şiirlerle tarihe kaydedilirdi. Ama modern zamanlarda şiir başka türlü yazılıyor.
İçimizde bu destansı anları bize yedi yıldır yaşatan 'ulu' Alex için de bunu yapacak bir Richard Swarbrick yok mudur?
Hatta 'üç sıfırdan dört üç diyalektiğine giriş' bu şekilde anlatılsa öğrenciler konuyu daha iyi anlamaz mı?
Devamı ...
25 Kasım 2010
Sarı Melekler İyi Başladı
Çok iyi bir seyirci önünde İstanbul'a eksik gelmiş son şampiyon karşısında maça iyi başladık. Bloklarda Fürst etkisiyle ilk teknik molayı 8-5 geçtikten sonra kronik problemimiz servise karşı manşette hatalar başladı. İkinci teknik molaya 16-14 önde girsek de Seda'nın 4 numaradaki etkisizliği de manşet problemine eklenince önce yakalandık sonra da geri düşüp set sayısı şansı verdik Bergamo'ya. Sokolova'nın sayısıyla sete tutunup, blokla seti 26-24 kazanmayı başardık. Karşımızda geçen yıl Şampiyonlar Liginde final oynayıp kazanmış takımdan pek kimse olmayınca oyuncular biraz rahat ve nasıl olursa kazanacağız havasıyla oynadılar ilk seti büyük ihtimalle. İkinci sete bu sefer daha ciddi başladık, bloklarda etkinliğimiz sürdü, iki basit hataya rağmen ilk teknik molaya 8-6 önde girdik. İyi defans yapıp Fürst ve Eda'yla elde ettiğimiz sayılarla farkı açıp ikinci teknik molaya 16-11 önde girdik. Bu bölümde Çiğdem ve Naz, Skowranska ve Fofao'nun yerine oyuna girdiler. Karşılıklı sayılarla 20'li sayılara geçtikten sonra yine krize soktuk seti. Bergamo 24-23 e kadar getirdi seti ama yine son hamleyi yapamadılar. Çiğdem'in kayarak vurduğu tek ayakla set 25-23 sona erdi ve 2-0 öne geçtik.
3. set öncesi seyirci ailesiyle maça gelen Alex'i selamladı. Futbol takımının oyuncularını diğer branşlarda hiç değilse bazen salonda görsek fena olmaz aslında. Üçüncü sete yine Fafao ve Skowranska'yla başladı Ze Roberto. Rahat başlayıp ilk teknik molaya 8-4 önde girdik, Bergamo 3-0'lık bir seriyle moladan dönse de Skowranska'nın sayısıyla seriyi kırıp 3-0'lık seriyi bu sefer biz yapıp Bergamo'yo mola aldırdık. Bir iki kez top öldüremeyince fark biraz kapansa da Sokolova'nın sayısıyla ikinci teknik molaya 16-13 önde girdik. Skowranska'nın servis turunda farkı 5'e yükseltince Bergamo mola aldı. Seda'nın yine krize girmesiyle fark 2'ye kadar indi. Ze Roberto'nun yine ikili değişikliğinden sonra arka arkaya alınan sayılarla farkı 6'ya kadar çıkardık. Seti 25-18, maçı da 3-0 kazandık.
Eksik ve genç bir Bergamo önündeki bu galibiyet tabii ki ölçü değil, Ze Roberto geleli daha iki-üç gün oldu. Geçen seneye göre bu sene ortaları kullanma konusunda daha iyi olacağımızı düşünüyorum. Bu maçta Eda'yı Vakıfbank maçında Ergül'ü çok sık kullandık ki bu gayet olumlu bir gelişme. Geçen yıla oranla bu sene bloklarda da özellikle Fürst'ün etkisiyle ciddi bir ilerleme kat edeceğiz. Bu maçta da gördük neredeyse her Bergamo hücumunda top bloğumuza temas etti. Servise karşı manşetlerdeki problemde bu sene daha az olacaktır muhtemelen, Sokolova Rusya Milli Takımındaki o toparlayıcı rolüne bizim takımda da bürünürse Nihan epey rahatlar. Bugünkü maçtaki en can sıkıcı nokta Seda'nın performansı. İki yıl önceki performansına ulaşamadı bir türlü Seda. Bugün neredeyse hiç bir topu öldüremedi, üstelik karşısında da öyle üst düzey bir blok olmamasına rağmen.
Bu takım biribirine ve koça alıştıkça muhtemelen daha iyiye gidecek,Ocak ayında Bergamo'daki maç bu maçın kalitesinden bir kaç kat daha yüksek olacaktır.
Devamı ...
24 Kasım 2010
Aklın Bittiği Yerde TRT Başlar!
Artık TRT hakkında olumsuz şeyler yazmaktan bıktım ama gece gece yine delirttiler beni. TRT, bu yıl geçen yıl olduğu gibi Kadınlar Indesit Şampiyonlar Ligi'nin yayıncısı. Bu kupanın ilk hafta maçları da bu hafta oynanıyor. Şampiyonlar Ligi'nde haftanın en önemli ve prestijli maçı Fenerbahçe Acıbadem ile Bergamo arasında Perşembe akşamı 19:30'da oynanacak. Şampiyonlar Ligi'nin resmi yayıncısı olan TRT yayın programında bu maçı 00.00'da banttan vereceğini belirtmiş. Biraz önce TRT'yi arayıp maçı gerçekten yayınlayıp yayınlamayacaklarını sordum. Meclis TV yayını biterse vereceğiz diye bir cevap verdi telefondaki adam. Meclis TV yayınının o saatte bitmesi çok düşük ihtimal. Geçen yıl da aynı problemler yaşanmış ve Rusya'daki Dinamo Moskova maçının ilk seti meclis yayınının uzaması nedeniye yayınlanmamıştı.
Bilindiği gibi TRT'nin bin tane kanalı var. İsteseler kolaylıkla bu yayını bir başka kanala kaydırabilirler. İki yıldır voleybol maçlarını meclis görüşmelerinin keyfine göre yayınlayıp yayınlamamaya karar veren bu rezil kurum artık saçmalama sınırının da ötesine geçti. Bütün sporları halka tanıtma ve sevdirme konusunda kamusal yayıncılık yapması için var olan, bu yüzden vergilerden pay alan bir kanal bizden kestiği paralarla yayın hakkı alıp sonra "yav meclise göre bakarız artık" diye bir yayın politikası güdüyor. Üstüne yayınlamadığı maçlar için de geçmiş yıllarda yaptığı gibi FİVB'e tazminat ödüyor. Böyle kepaze bir yayın anlayışı nasıl olabilir? Şampiyonlar Ligindeki voleybolda değil de futbolda olsa şu maç aynı muameleyi yapabilecek mi TRT?
Şimdi bu hoyratça yönetilen kurum yüzünden binlerce Fenerbahçeli kendi takımlarının bu seneki en önemli maçlarından birini izleyemeyecek mi? Ülkede voleybolun sevilmesini birincil görevi addeden Voleybol Federasyonu TRT'ye siz ne yapıyorsunuz kardeşim diyemeyecek mi? Fenerbahçe Spor Kulübü ve bu kulübün sponsorları yayın hakkını elinde bulup keyfi olarak maç yayınlamayan bu kuruma ne tepki gösterecek? Cevaplarını bildiğimiz sorular aslında bunlar, hiç kimse hiç bir tepki göstermeyecek. Tepki gösterecekler yine bu formanın olduğu her yerde tutkuyla kulübü kovalayan üç beş taraftar olacak.
Arayıp TRT'ye sevgilerini iletmek isteyen üç beş tutkulu ve sinirli taraftar için TRT'nin telefon numaraları
0 312 463 23 60
0 312 463 46 20
Devamı ...
5 Ocak 2010
"Voleybol TRT'de İzlenmez!"
Sanırım 1997 Avrupa Basketbol Şampiyonasıydı. Bosna Hersek'le oynuyor milli takım, akşam üstü oynanıyor maç. Avni Küpeli'nin rezil anlatımıyla maçı izlerken TRT 18:00 ya 19:00 haber bülteni miydi tam hatırlamıyorum birdenbire maç yayınını kesip haberleri vermeye başladı. 20-25 dakika alakalı alakasız protokol demeçleri, Mikronezya'da çarpışan gemiler falan gibi tuhaf haberlerden sonra tekrar basketbol maçına dönmüşlerdi. Şimdi olsa neler olur acaba bir milli maçı sorgusuz sualsiz hiç bir açıklama yapmadan kesip haberleri verip sonra tekrar maça dönmek ve bu sürede maçın yarısının geçmesini kim nasıl karşılar, o kanal bir daha maç verebilir mi?
Söz konusu TRT'yse hala herşey olabilir. Bugün saat 19:00 a doğru TRT 3'de Meclis TV yayınını görünce bir eyvah dedim ama Güldal Mumcu'nun 7'ye 2 kala Meclis oturumunu kapatmasıyla rahatlamıştım. TRT, voleybol maçını vermesi gerekirken Meclis TV'nin haberlerini vermeye başladı. Seda'nın servisini beklerken Baykal'ın gergin yüzüyle karşılaştım. Hiç bir altyazı ya da açıklama olmadan yayın devam etti ve haberler de bitti, ardından Olimpik Magazin diye bir programa geçtiler.
Bu sırada TRT 2 de bir arkadaş Telekom'un basket maçı öncesi spor haberlerini sunuyordu, ondan bir açıklama gelir diye kulak kesildim ama kendisi birazdan TRT 2'de Telekom-Spartak St. Petersburg maçını izlememizi söyledi sadece, bizim maçın neden yayınlanmadığına dair bir bilgi yine yoktu. Sinirle bir yandan maçı internetten takip edip bir yandan da TRT'ye lanetler yağdırırıken maçın başlangıcından 35 dakika sonra, ikinci set oynanırken yayın geldi. TRT'nin yüzsüz yetkilileri yayının Polonya Televizyonundan kaynaklanan bir nedenle verilemediğini sufle ettirmiş olacaklar ki spiker hemen savunma moduna geçip "bizim hatamız değil ama özür dileriz" diyebildi. 35 dakika boyunca hiç bir açıklama yapmadan altyazı geçmeye bile gerek görmeden alakasız yayın yapan da Polonya Televizyonuydu herhalde TRT'ye göre. Geçen senelerde de yayın hakkı elinde bulunmasına rağmen bazı Eczacı ve Telekom maçlarını canlı vermemeyi hatta bazılarını hiç yayınlamamayı seçti TRT. Bu yüzden CEV'e ceza ödemesi bile gündeme geldi. Bir kanal yayınlamayacağı ya da yayını Meclis TV ile çakışacak bir organizasyonun yayın hakkını neden alır Allah aşkına? Antu'da bir arkadaşın müthiş yaratıcı sitemiyle söylersek "Trt F4 yapacak takımın maçını F5 yaptırarak seyrettiriyor bize".
Maça dönersek son derece rahat bir maç oldu. Biala maçın hiç bir anında kazanacağına inanmadı. Daha doğrusu bizim kızlar o inancı hiç vermediler. Avrupa'daki 4. maçımızı da set vermeden kazandık. 25-19 25-21 ve 25-17'luk skorlarla Polonya deplasmanından da güle oynaya dönüyoruz. Gamova ve Nati yine bildiğimiz gibiydi, bloklarda da fena değildik. Naz hiç oynamadı galiba, Eda'da oynamadı. Takıma tebrikler, TRT'ye sitemler.
Devamı ...