11 Mayıs 2011
Meleklerin Saltanatı Sürüyor
Bu seneki iniş çıkışların mikro bazda bir canlandırmasıyla sezonu bitirdik. Çok iyi başlayıp 3-0 bitecekmiş gibi bir başlangıç, sonra rakibin gittikçe artan direncine karşı oyundan düşme ve bir klasik olarak 5. sete giden maç. Ve ilk maça benzer bir beşinci set sonunda ilk maçta da son set oyuna girip çok ciddi katkı yapan Yağmur'un 3 servisiyle dönen oyun ve gelen şampiyonluk... Erkek voleyboldan sonra kadın voleybolda da final serisini süpürerek şampiyon oluyoruz. Üst üste üçüncü şampiyonluğumuz. Sene içinde tökezlesek de, zaman zaman yere düşsek de saltanatı devam ettiriyoruz.
Voleybolda son 5-6 seneye kulüp olarak damga vurmamız sevindirici ancak bu sene Avrupa Şampiyonluğu'na o kadar şartlanmışız ki sanki bu şampiyonluğun coşkusu biraz da bu yüzden geçtiğimiz iki yıldan daha az şahsen benim için.
Bu sene yabancı kontenjanı nedeniyle takım olma konusunda çok ciddi problem yaşadık. Voleybol, basketbol gibi oyuncuların rotasyonunun çok sık olduğu bir branş olmadığı için tribüne çıkan ve sürekli oynamayan bir oyuncunun ritim bulması çok zor oluyor. Hele yılda oynadığın ciddi maç sayısının bir elin parmağını geçmediği bir ligde bu oyuncularla rotasyon yaparak bir ritim yakalamak oldukça zor. Sanırım bizim yönetimde elimizin altında bulunsun diye yabancıları toplamanın takım olma konusunda sorun yarattığını fark etmiştir. Seneye bir değişiklik olmazsa 2+1 olacak yabancı sınırı. Her maç oynayan 6 oyuncunun değişmediği rollerin daha belli olduğu bir takım yaratmak zorunda Ze Roberto. VGSTT'nin hakkını verelim, sene boyunca performanslar değerlendirilirse takım olmayı bizden daha iyi becerdikleri kesin ama Şampiyonlar Ligi'ni kazandıktan sonra bir düşüşe geçtiler. Belki büyük hedefe ulaşmanın verdiği bir doygunlukla onları ayırt edici yapan iştahlarını final serisinde kaybetmiş gibilerdi. Birbirine yakın iki takım oynuyorsa da daha çok isteyen takım bir adım öne çıkıyor.
Kulüp olarak voleybolda geldiğimiz nokta bir zirve, bir son hedef olarak görülmemeli, aynı heyecanla üst düzey yatırıma devam edilip doğru düzgün bir altyapı organizasyonu da kurulmalı. M. Ali Aydınlar kendince haklı nedenlerle vitrinde gözüken takıma yatırım yapıyor olabilir ama kulübün kaynak kullanımında düzenli bir voleybol altyapı organizasyonu geliştirmeye de para harcaması lazım. Kendi altyapımızdan oyuncu çıkarma ve diğer altyapılardan gelecek vaat eden oyuncuları erken yaşta toplama üzerine bir sistemide ihmal etmememiz lazım üst yapıda şaşaalı transferler yaparken.
İki üç sene sonra Acıbadem yatırımı çekerse ya da olası bir yönetim değişikliği sonucu yönetim futbol dışı branşları geri plana iterse en azından altyapıdan çıkabilecek bir iki üst düzey oyuncunun etrafında yine zirveyi zorlayan bir takım yaratılabilir. Yoksa tarihin bir yerinde birisi voleybola ilgi duyup para vermiş ve üç-dört tane şampiyonluk kazanılmış şeklinde bir hikaye olarak kalır bugün yaşadığımız şeyler.
Neyse şampiyonluk günü karamsar bir analiz oldu ama şampiyonluğun tadını da çıkarmak lazım. Emeği geçen herkese binlerce kez teşekkürler. Beşi bir yerdenin üçüncü halkasını da bitirdik. Umarım iki hafta sonra dördüncü halkayı da ekleyip bütün camia olarak erkek basketbol finaline odaklanırız.
Yine ve yeniden Türkçedeki en güzel sıfat tamlaması "Şampiyon Fenerbahçe".
Devamı ...
7 Mayıs 2011
Kuyudan Çıkarılan Galibiyet 3-2
Maça beklenildiği gibi yabancı kontenjanından Nati, Sokolova ve Fürst'le başladı Ze Roberto. Sete fırtına gibi girip Nikoliç ve Gözde'nin arasına attığımız uzun servislerle farkı açtık. VGSTT manşette çok büyük problem yaşadı ve doğru düzgün hücum edemedi, bizim sahaya geçirebildikleri toplarıda Sokolova ve Nati'nin hücumlarıyla değerlendirip ikinci teknik molayı 16-7 önde geçtik. Glinka biraz devreye girip top öldürse de iş işten geçmişti ve seti 25-14 gibi iki takım arasındaki farkı yansıtmayan suni bir farkla kazandık.
İkinci set VGSTT'nin ilk setteki gibi kolay teslim olmayacağı belliydi, önce manşetlerini düzelttiler ve sonra hücum silahları devreye girmeye başladı. İlk sette ortalıkta gözükmeyen Gizem'in arka alan savunması ortaya çıkınca ikinci teknik moladan sonra tamamen kontrolü ele geçirdiler. Hücumda ilk set çok iyi performans gösteren Nati stop etti, Seda bloklara takıldı ve Sokolova dışında top öldürebilen kimse çıkmayınca VGSTT set sonunu rahat getirerek ilk setteki aleyhinde skoru aynıyla mukabele etti. 25-15.
Üçüncü set ikinci setin kopyası şeklinde cereyan ederken Nati ile Aylin Abla arasında geçti de diyebiliriz. Nati top öldüremedikçe yayında Aylin Abla delirdi. VGSTT yine inatçı arka alan savunması ve bitirici olarak daha güçlü silahlara sahip olma avantajıyla seti lehine çevirdi. Fürtst, Nati ve Seda aynı anda durunca ikinci teknik moladan sonra farkı açan VGSTT, bu seti de güle oynaya kazandı. 25-17.
Dördüncü sete yine çok kötü başladık. İlk teknik molaya 8-4 geride girdik. 10'lu sayılara doğru taraftar, uyuyan takımı kendine getirdi. Arka arkaya beş sayıyla geriden gelip öne geçtik. Nati'nin yine tamamen etkisiz olduğu bu bölümde Naz'ın servis turunda momentumu çevirebildik. VGSTT mola sonrası tekrar öne geçse de ikinci teknik mola sonrası Sokolova'nın etkinliğiyle dört sayı farkı yakaladık set sonunda. VGSTT son bir hamleyle geri gelip farkı bire kadar indirse de o ana kadar pek de parlak bir performans çizmeyen Seda'nın en kritik yerde öldürdüğü iki top ve Nilay'ın hatasıyla maç son sete taşındı. 25-22.
Final seti karşılıklı sayılarla başladı, ilk kez iki farkı yakalayan VGSTT oldu 7-5'le. 10-7 ile de üç sayılık avantajı ele geçirdiler. Bu sırada Nati sakatlanıp yerine Yağmur girdi. Yağmur'un servis attığı bölümde Eda'nın bir hücum bir blok sayısıyla farkı kapattık. Bu bölümde VGSTT de en kritik yerde iki servis kaçırıp ekmeğimize yağ sürdü. Nikoliç'in hücum hatasıyla 15-14 öne geçip maçın kötülerinden Fürst'ün bloğuyla maçı kazandık. 16-14.
İstatistikere baktığımızda bu maçı nasıl kazandığımız pek anlaşılmıyor. VGSTT bizden daha iyi manşet almış, daha yüzdeli top öldürmüş, servisten aldığı-verdiği sayı bizden +6 daha iyi. Blok sayısı eşit. Yani ana parametrelerin hepsinde bizden iyiler. Bu kadar kötü oynadığımız bir maçı kazanmak gerçekten ilginç. İlk setten sonra dördüncü setin ortalarına kadar Fenerbahçe diye bir takım sahada yoktu. Sokolova dışında neredeyse kimse top öldüremedi bu bölümde. Nati'yi iki senedir izliyoruz daha önce İtalya Ligi'nden de biliyoruz. Ben kariyeri boyunca bu kadar kötü bir maç oynadığını hatırlamıyorum.İstatistiklere baktığımızda % 41 le hücum ettiği gözüküyor ama bunların büyük bölümü çok iyi oynadığı ilk setin etkisi. En iyi oyuncularımız Sokolova ve Naz'dı bugün, Sokolova 24 sayıyla en skorer oyuncumuzdu. Naz'ı da tebrik etmek lazım, o kadar felaket manşetlere rağmen yine de bir şekilde topu havaya kaldırabilmeyi başarabildiği için. Takımın en iyi manşet alması gereken liberosu 20 manşette 6 kez doğrudan hata yapmış. Mükemmel manşet yüzdesi % 40. VGSTT'nin liberosu Gizem ise 25 manşette 4 hata yaparken mükemmel manşet oranı %48.
Arka alan savunmasında da Gizem'in Songül'den çok daha etkili olduğunu belirtmek gerek. Maçın ilk üç setinin sonucunu doğrudan manşetler belirledi. İlk set biz Nikoliç ve Gözde'yi pasifize ettik, ikinci ve üçüncü sette ise onlar Nati'yi dağıttı. Zaten Nati'nin hücum performansının bu denli düşmesinin nedeni de manşette dağılmasıydı. Son set Nati sakatlandıktan sonra oyuna giren Yağmur maçı çeviren oyunculardan bir tanesiydi. Attığı iyi servisler ve son topta yaptığı savunmayı not etmek lazım. Ze Roberto'nun moral olarak tamamen dağılan Nati'nin yerine Yağmur'u ancak sakatlanınca düşünmesi de ilginç, muhafazakar antrenörlüğün şahikası Ze Roberto.
İyi tarafından bakarsak bu kadar kötü oynadığımız bir maçı kazanmak umut verici, kötü tarafından bakarsak takımın sağının solunun belli olmaması final serisinin kalan bölümü için endişe verici. Yine de beş sete uzayan bir maçı geriden gelip kazanmanın VGSTT'nin bize karşı olan psikolojik üstünlüğünü kırdığını düşünüyorum.
Aylin Abla Notu: Taraftar gibi maç yorumlamak pek çok insana sempatik geliyor tamam anladık ama bir oyuncuyu da canlı yayında bu kadar hedef gösterecek şekilde eleştirmek insafsızlık. Aylin Hanım biraz otokontrolü öğrensin artık.
Nati'ye de geçmiş olsun umarım sakatlığı ciddi değildir, bu maç kötü oynamış olabilir ama iki senedir bu takımın en değerli parçası olduğunu unutup bir maçlık performansla yerden yere vurulmayı hak etmiyor.
Devamı ...
4 Mayıs 2011
Vakıfbank Serisine Bir Bakış
En temel hak ve özgürlüklerin totaliter kafadaki bürokratların dudağından çıkan bir sözle yasaklanabildiği bir ülkede spora dair bir şey yazmak artık lüks gibi geliyor ama yine de kadın voleybolunun henüz yasaklanmadığı yalnız ve güzel ülkemizde final serisi hakkında bir şeyler karalayalım.
Beklenen final serisi Cuma günü başlıyor. Bu sene Türkiye Kupası ve Şampiyonlar Ligi yarı finalinden sonra bir kez daha VGSTT ile karşılaşacağız. Taraf olmayan ama voleybol seven birisi için müthiş heyecan verici bir final serisi olacağı kesin. Taraflardan birinin Fenerbahçe olduğu bir spor müsabakasında oyunun keyfine varmaktan ziyade doğal olarak taraftarlık içgüdüsüyle heyecan, sinir, stres eşliğinde maç izlediğimiz için işin güzellik tarafını doğal olarak ıskalayacağız.
VGSTT ile bu sene 4 kez karşılaştık. Ligdeki iki maçı biz, tek maçlı eleminasyon sisteminde oynan Türkiye Kupası ve Şampiyonlar Ligi Finali’ni onlar kazandı. Süper Kupa'yı sezon başı eksik ve yorgun kadrolarla oynandığı için kategori dışında değerlendirmek lazım.
Malum bu sene yabancı kontenjanına takıldığı için Fenerbahçe kadro istikrarını ve kimyayı bir türlü yakalayamadı. Şampiyonlar Ligi’nde bunun ceremesini çektikten sonra Seda’nın sakatlıktan çıkması ve form tutmasıyla daha dengeli bir hale büründük. Finale gelene kadar VGSTT maçı için ölçü olabilecek maç oynamadık. Zaten iki takım arasındaki en önemli farklardan biri bu sene yaptıkları zorluk düzeyi fazla olan maç sayısı. VGSTT Avrupa’da da Türkiye’de de Fenerbahçe’den daha fazla zorluk seviyesi yüksek maç oynadı ve takım kimyasını yaratma konusunda bu önemli bir aşama oldu onlar için.
Final serisi için çok büyük bir sürpriz olmazsa Fofao ve Skowronska yabancı sınırına takılacak. Sakatlık falan olursa radikal bir değişiklik olabilir ancak gözüken o ki Nati, Sokolova ve Fürst üçlüsüyle oynayacağız maçları. Bu sene en büyük problem olan hücumda top öldürememe sorunu final serisinde başımızı ağrıtacak en önemli şey olacak gibi gözüküyor. VGSTT ile oynanan Şampiyonlar Ligi maçında neredeyse uzun rallilerin hepsini VGSTT’nin kazandığını düşünürsek topun oyunda kalma süresinin artması VGSTT’nin sayı alma oranını arttırıcaktır.
VGSTT’nin hücumdaki iki silahı Glinka ve Nikoliç bizim iki hücum silahımız Sokolova ve Nati’ye göre daha bitiriciler. Bizim avantajımıza olabilecek şeyse servise karşı manşetlerde Nati ve Sokolova’nın rakip ikiliye göre daha sağlam olmaları. Manşette bizim zayıf halkamız, Seda onlarınki Nikoliç olacak.
Kadın voleybolunda servisin önemi her geçen gün artıyor. İyi bir taktik servis karşı takımın ne kadar etkili hücum silahı olursa olsun ona gelecek pasın niteliğini düşürdüğü için hayati önem taşıyor. VGSTT servis atma konusunda bizden daha iyi. Bizde Naz ve eskiye nazaran biraz daha kötü servis atsa da Eda’nın servise geldiklerinde fark yaratma ihtimalleri var. Ze Roberto servis için arada sırada Nihan’ı oyuna alıyor onun da yakın geçmesi muhtemel maçlarda alabileceği bir iki ekstra sayı önemli olacaktır. VGSTT, Gözde’nin servis turunda çok etkili olabiliyor, özellikle o meşum maçtaki beşinci sette VGSTT’nin 7-2’den geri dönüşünde Gözde’nin servisleri çok etkili olmuştu. Yarı finaldeki Eczacı serisinde de Gözde’nin servislerinin etkinliği sayesinde oyunun momentumunu çevirebildiler. Bir diğer servis spesiyalisti de Nilay. Guidetti, Ze Roberto’nun Nihan’a biçtiği rolü ona biçiyor ve o da fena yerine getirmiyor bu görevi. Yine servise geldiğinde problem çıkarabilecek bir oyuncu da Bahar. Gerçi Bahar’ın ortası yok ya çok iyi atıyor ya doğrudan hata yapıyor ama filenin hemen üstünden geçip birden yere düşen servis stilini tutturduğu gün ciddi problem çıkarabilir.
Bence final serisindeki en belirleyici değişken Poljak-Fürst ikilisinden hangisinin veriminin daha yüksek olacağı. Poljak VGSTT’nin Gözde’yle beraber en hırslı oyuncusu, blok sezgisinin ne boyutta olduğunu son Eczacı maçında bir kez daha gördük. Tek başına 10 blok yaptığı maçta Eczacı’nın toplam blok sayısı 8 idi. Fürst her ne kadar Avrupa’nın en iyi blokçusu olsa da bu sene yabancı kontenjanına takıldığı için doğru düzgün ritim bulamadı. Dolayısıyla bu kıyaslamada Poljak üstün gibi gözüküyor şimdilik, maç günü performans nasıl olur bilemiyoruz. Fenerbahçe özellikle son maçlarda ortayı neredeyse hiç kullanmıyor, Naz ile Eda arasında tuhaf bir iletişimsizlik var, ortayı kullanmama ya da kullanamama bu şekilde devam ederse ve olay tamamen 2 ve 4 numara hücumlarına kalırsa VGSTT’nin blokları çok daha etkin olacaktır.
İki takımın oyuncuları arasındaki bireysel kalite farkları üç aşağı beş yukarı birbirine yakın olsa da liberolar arasındaki eşleşme de Gizem’in Songül’e oranla bir gömlek üstün olduğunu düşünüyorum. Saha içi kıyaslamaları topluca düşündüğümüzde bu serinin favorisinin biz olmadığı sonucuna varabiliriz.
Biraz saha dışı mental, psikolojik durumlara da değinmek lazım. VGSTT -Şampiyonlar Ligi'nden sonra da yazmıştım- benim bu düzeyde gördüğüm mental olarak en sağlam takımlardan biri. Özellikle keskin düşüşlerin, duygusal reflekslerin birebir oyuna yansıdığı kadın voleybolunda işler kötü giderken pes etmemeleri, ayağa kalkabilmeleri onları farklı kılıyor. Eczacı serisinde teknikten taktikten ziyade bu psikolojik üstünlüklerini çok hissettirdiler. Ne zaman geriye düşseler çat diye geri geldiler, bu set toparlanamazlar dediğimiz yerde bile bir şekilde tutunmayı başardılar. Fenerbahçe açısından baktığımızda oyuncuların Şampiyonlar Ligi'ndeki travmadan sonra bu maça çok farklı bir gözle konsantre olacakları kesin. Bu sene elde kalan tek hedefi ellerinden kaçırmamak için tamamen bu final serisine odaklanmış olacaklardır. Ayrıca artık acı bir şekilde son setin son sayısını almadan VGSTT'nin maçı bırakmayacağına da idrak etmişlerdir.
VGSTT'nin psikolojik olarak bize karşı bir üstünlüğü var, özellikle bunu kırmak ve final serisinin başka bir şey olduğunu onlara hissettirmek için ilk maçı geriden gelip kazanmak sanki bütün serinin kaderini değiştirecekmiş gibi geliyor bana.
VGSTT iyi takım, mental olarak güçlü takım ama etkili ve rakibi boğan bir taraftar karşısında bu halleri aynı kalacak mı onu henüz bilmiyoruz. Şampiyonlar Ligi 'nde felaket bir seyirci vardı, maça zerre kadar etkisi olmayan,sadece "offff, ahhh, ayyy" ünlemleriyle takım destekleyen önemli bir kitle mevcuttu. Final serisinde gerçekten sağlam bir tribünün maça etki etme ihtimali var. Özellikle Poljak hakem kararlarına çok itiraz edebilen, zaman zaman kafayı buna takabilen bir oyuncu, onları sinirlendirip düzenden çıkarmayı başarabilirsek alışık olmadığımız şekilde oyundan düşebilirler belki. Çok zor maçlar bizi bekiyor. Üç haftadır Cuma günleri iyi haberler alıyoruz, bu Cuma da Burhan Felek'ten gelecek mutlu bir haberle başlayalım hafta sonuna.
Devamı ...
21 Mart 2011
Final Four Şarkısı : Olmasaydı Sonumuz Böyle
Nati'nin elinde kupayı görmeye gittiğimiz İstanbul'dan Gözde'nin elinde kupayı görerek döndük kürkçü dükkanına. Cuma günü İstiklal'de kahvaltı, öğleden sonra sinema ve kitapçılarda dolaşmayla başlayan İstanbul seyahatimiz akşamki derbi galibiyetiyle taçlandırılmış oldu. Maç sonrası kuytu masalarda hüzünle bira içen Galatasaraylı formalara inat büyük bir keyifle Taksim'de güzel müzik dinleyip keyif yaptık. Mütebessim bir başlangıç sonrası Cumartesi Burhan Felek'in yolunu tuttum. İlk yarı final maçından bir saat önce salona girdim, Rabıta-Pesaro maçını izledikten sonra bizim maçı kazananın kupayı kolaylıkla alacağı tahmin edilebilirdi zaten. Hooker'sız gücünün yarısını kaybetmiş Pesaro'yu çok da fazla zorlanmadan yendi Rabıta Bakü. Maça dair en dikkat çekici şey maç sonrası çalan Rabıta Bakü şarkısıydı.
"Rabıta rabıta voleybol kamandası, hem de en güzellerin yuvası" gibi acayip ilginç bir şarkıları vardı. Bizim maçın başlamasına yakın salonun doluluk oranı arttı. Ama bir türlü o istenilen ortam oluşmadı, salondaki dj'in saçma sapan gaza getirme çalışmaları işe yaramadı, oyuncular tek tek tribüne bile çağrılmadı. Alex'in sahada gözükmesi ve tirbünden inip oyunculara başarı dilemesi biraz canlandırsa da seyirci maçın içine 5. sete kadar giremedi.
Maça iyi başladık Gözde'ye attığımız servisler Vakıfbank'ın düzenini bozdu ve ilk set beklenilenden daha kolay geçti. İkinci setten itibaren Vakıfbank o bildiğimiz arka alan savunmasını yoluna koydu, hücumda top öldürememeye başladık, Fafoa'nın kısa olmasını çok iyi değerlendiren Özge, Glinka'yı oradan hücum ettirerek çok kolay sayılar buldu ve ikinci set sonrasında eşitlik sağlandı. Üçüncü sette bir dönem iyi oynasak da setin sonlarına doğru Vakıfbank'ın basit hatalarının artması işimizi kolaylaştırdı bir kez daha öne geçtik. Dördüncü sette Vakıfbank yine geri dönmeyi başardı. Final setinde seyircinin taraftar olduğunu ilk kez hatırlaması ve arka arkaya bloklarla 7-2'yi bulduk. Nati'nin smaçında galiba Nikoliç'in bloğuyla skor 7-3 oldu. Eğer Nati o topu öldürse saha değişimine 8-2 girip Vakıfbank'ı moral olarak çökertebilecektik belki de. Arka arkaya sayı vermeye başlayıp 6-0'lık seri yedik. 11-11'de son kez yakaladık ama basireti bağlanan takım bir 4-0 seri daha yiyip maçı verdi.
Kötümser ve tedbirli bir Fenerbahçeli olsam da maçın bitimiyle beraber mağlubiyete hiç hazırlıklı olmadığımı fark ettim. Sevinen ve üzülen oyuncuları görmeye bile içim el vermedi ve derhal salonu terkettim. Hayalkırıklığı yaşamaya alışkın bir camia olmamıza rağmen bizzat olay yerinde buna şahit olmak insanın canını daha çok acıtıyormuş tecrübeyle görmüş olduk.
Vakıfbank bizden daha iyi takım dün de öyleydi bugün de böyle yarın da öyle olacak. Biz Vakıfbank'ı eleseydik onlardan daha iyi bir takım olduğumuz için değil o gün oyuncuların daha iyi gününde olmasıyla yenebilirdik. Mesele de bu zaten, geçen yıl tüm sene sadece bir kez yenilen bir takımın güya daha güçlü ve homojen yapılandığını iddia edip nasıl olup da Vakıfbank ve Eczacı'dan daha kötü takım olabildiği.
Bir kere daha işler iyi giderken antrenör değişikliğinin lanetini ödedik. Futbolda Zico'nun basketbolda Aydın Örs'ün gönderilmesi sonrası nasıl belimizi uzun süre doğrultamadıysak Jan de Brant'in ahı da tutmuş oldu. Yerli oyuncular üzerine inşa edilip kaliteli yabancıların eklemlendiği bir kadrodan bütün yabancıları doldurup Türk oyuncuları figüranlaştıran bir anlayışa geçilmesi bu başarısızlığın en önemli nedeni. Vakıfbank'la bizim aramızdaki farkı da bu yarattı.
Gözde'nin, Özge'nin, Güldeniz'in, Nilay'ın sene başındaki peroformanslarıyla şu anki performansları arasında inanılmaz bir fark var. Bizim Türk oyunculardan ise geçen seneye göre daha iyi performans veren bir oyuncu yok. Eda ne ortadan ne iki numaradan kayarak top öldürebiliyor, Seda bu takımın en önemli oyuncusuyken, yüzüne bakılmayan yedeğe dönüştü. Naz da Türk voleybolunun altın yeteneğinden 40 yaşındaki pasörün arkasında bekleyen oyuncuya evrildi. Dünyanın en iyi voleybolcusu diye aldığımız Şaşkova'nın hali içler acısıydı. Sahadaki 12 oyuncunun en kötüsüydü. Glinka'nın, Nikoliç'in etkisini geçtim, Gözde'nin yaptığı katkının bile yarısını yapamadı. Üstelik bu kadar berbat oynamasına rağmen bir dakika bile kenara gelmedi. Guidetti üçüncü sette bir ara oyundan düşen Glinka'yı kenara alıp nefes almasını sağlayıp nasıl dördüncü sete daha etkin hazırladıysa aynı şeyi Ze Roberto da yapabilirdi ama o Skowranska ve Şaşkova'nın döküldüğü anları kenardan seyretmekle yetindi.
Guidetti'yi şu açıdan tebrik etmek lazım. Türk kadın voleybolcuların en büyük problemi zor durumda kolay pes etmek, hatanın diğer hataları tetiklemesi ve buna bağlı olarak mental direncin zayıf olmasıdır. Gözde'nin birinci set manşette göçtükten sonra tekrar ayağa kalkması, Glinka'nın 3. set çok kötü oynarken 4. sette mütiş bir geri dönüş yapması, Özge'nin özgüveni, Güldeniz'in, Bahar'ın, Gizem'in hata sonrası ayakta kalmaları takdire şayan. Alman Milli Takımında da bu şekildeydi ama biz koçun etkisinden ziyade Almanların iç disipliniyle açıklıyorduk bu durumu. Takımın her biriminden katkı aldığın ve her birini değerli hissettirdiğin zaman oyuncular da performanslarını ikiye katlayabiliyor.
Kimyayı tutturmuş bir takım da kimyası bozuk bir takımı kolaylıkla yenebiliyor. Bundan sonra ne olur nasıl bir yapılanmaya gidilir bilmiyorum ama Türk oyuncuların figüran olduğu bir takımdan bir şey beklememek gerek. Bir karar vermemiz lazım Naz iyi midir kötü müdür diye? Bu kararı verdikten sonra da oynatmak ya da göndermek lazım, iki senedir Dricx'in ve Fafao'nun arkasında beklemek Naz'a hiç bir şey katmadı, Fafao'nun kısa kaldığını bir kez bile blokta topa temas etmediğini göre göre Naz'ı hiç oynatmamanın , Skowranska dökülürken Seda'yı oynatmamanın nedenini ben anlamadım. Taraftar da üçüncülük maçı sonrası isimler anons edilirken en çok Seda'yı alkışlayıp gereken mesajı verdi Ze Roberto'ya.
Gözde-Özge meselesine gelelim,verdikleri demeçlerde çok abartılı bir şey bulmadım, bilmiyorum belki benim gözümden kaçan başka sözleri olmuştur ama doğal olarak Fenerbahçe'yi yenince sevineceklerdir. Kendilerine göre küçümsendiklerini düşünüyorlarsa bizi küçümsediler ama biz onların evinde final oynuyoruz demeleri de doğal. Tribünlere maç içinde anlık tepki verdi diye her rakip oyuncuyu çarmıha gereceksek ülkede oyuncu kalmaz. Gözde'yle Özge'ye sarmak yerine kendimize odaklanıp niye böyle oldu diye sormak çok daha anlamlı olur. Vakıfbank sonuna kadar hak ederek kazandı. 12'de 12 yaparak Avrupa Şampiyonu olmak kolay iş değil. Tebrik etmek lazım.
Gerçek hayatta takım kurmakla voleyball manager takımı kurmak arasında bir fark olduğunu da Mehmet Ali Aydınlar anlamıştır umarım.
Devamı ...
Rezillikler Silsilesi
Son 3 sezonda ülke içinde 2 şampiyonluk dahası kulüp tarihinin en önemli başarıları arasında sayılan Avrupa'nın 1 numaralı kupasında bir final bir de yarı final başarılarını bize yaşatmış olanların hiç birisinin emeklerine saygısızlık yapılamaz.
Doğru ve sabırlı bir yapılanmanın sonucunda müthiş bir sinerjiyle hakikaten hayalleri gerçeğe çevirebilen bir takım yaratıldı.Fenerbahçe'yle dolu ömrümüzün en heyecanlı günlerini yaşattılar bize.
Böyle övgü dolu sözler sözkonusu olunca, bu lafların hedefine ilk planda yöneticileri değil formayı giyip sahada bizzat ter akıtanları koymayı adet edinmişlerden olduğumuz için bu güne dek hep voleybolcu kızlarımızı taktir ettik ama yine de bu müthiş yükselişte oyuncular dışında emeği geçenlerin özellikle de M.Ali Aydınlar'ın bu blogda zaman zaman hakkını teslim ettik. Bir parçası olduğu Fenerbahçe yönetim kurulunun kulübün her şubesine her kurumuna yerleştirdiği sevgisiz ortamın aksine kız voleybol takımının bu kulübün bünyesindeki her unsura okutulması gereken bir ders niteliğindeki ortamının yaratılmasında onun emeklerini yok saymak olmaz. Olmaz ama, hafta sonu yaşanan ve nedense pek kimsenin dikkatini çekmeyen rezilliklerin de açıklaması olamaz.
Kendi organize ettiğin Avrupa şampiyonası dörtlü finalinde kadro olarak en güçlü ekip olmana rağmen 3. olmak değil bahsettiğim. Kızların canı sağolsun. Ama hem bu sonuçta payı olan hem de o salonu rakipler için cehenneme çevirmek varken sirke döndüren cıvıklıklara da sözümüz var. Her şey bir kenara, salonun iki başında duran o kocaman skorboardlarda yazan FBACIBADEM yazısının bir izahı olamaz. Fenerbahçe isminin bir sponsorla birlikte anılmasını çoktan geçtik ama Fenerbahçe Ülker, Fenerbahçe Acıbadem demek yerine FBUlker, FBAcıbadem ergen zırvalıklarına sanal ortamlarda patlayan Fenerbahçe taraftarının bizzat kendi kulübü ve sponsoru tarafından düzenlenen Avrupa'nın kulüpler bazındaki en önemli organizasyonunda takımının ismini bu şekilde tabelaya yazmasına ses çıkarmayışı geldiğimiz noktanın bir özetidir herhalde.
Bugünlere bu sponsorla geldik, sponsor desteği olmasa şimdi Nilüfer Belediye'yle aynı seviyede bir takım olurduk diyenler olacaktır. O halde gidin her sezon daha iyi takım kuran şirketlerin takımlarını destekleyin. Hiç bir sponsor Fenerbahçe'ye verdikleri hizmetler ne olursa olsun Fenerbahçe adını hiçe sayıp FB şeklinde kısaltarak kendi adını koca koca yazamaz oraya. Kazanılan başarılardaki payı ne olursa olsun...
Tek başına bu rezillik bile yeterli ama rezilliğe doymayan bir organizasyon vardı hafta sonunda. İlk gün maçlarına gitmedik, haliyle salondaki atmosferin uzağında kalarak sahada yaşananları tam olarak algılayabilmek pek mümkün değil. Ama 2. gün salona girdiğimiz andan itibaren ilk günkü V.G.S.T.T yenilgisinde organizasyon adına yaşanan cıvıklıkların nasıl bir payı olduğunu anlayabiliyorsunuz. Bu takımın, geride bıraktığımız 5 sene içerisinde 2. ligden çıkıp Dünya şampiyonu olma seviyesine yükselten değerleri hiçe sayan bir anlayışla tamamen rakiplerle dalga geçme üzerine kurulmuş bir kumpanya hazırlanmış.
Rakip hata yaptığında eşek osuruğuna benzeyen bir ses çıkartmaktan tutun da, Fenerbahçe öne geçtiğinde rakiple dalga geçen anonslara kadar... Zaten son 10 yılda yaratılan başarı şımarığı taraftar profilinin bir sonucu olarak Avrupa şampiyonluğunu garanti olarak gören diğer takımları oraya formalite maçları oynamaya gelmiş ilan eden şımarak tutumların V.G.S.T.T'li oyuncuları maça haddinden fazla motive ettiği ortada. Bir de hata yaptığında rakiple dalga geçen DJ'in çığrışlarını duyup da canını dişine takmayan oyuncu olmaz sahada. Rakibi bozmak üzerine değil aksine onu diriltmek için kurgulanmış ve şımarıkça sahnelenen bir kumpanya vardı sahada ve kendi evimizde düzenlenen final four'un kaybedilmesinde bu yanlışın payı büyüktü.
Kendi evinde düzenlediğin final four'un biletlerini sosyeteye dağıtıp, rakip üzerinde baskı kuracak orayı cehenneme çevirecek organizayonlar yerine maç sırasında ortalığı şenlik yerine çevirecek şımarıklıklar yaparsan maç sonunda cenaze evinde bulursun kendini. Skor tabelasına Fenerbahçe ismini tam olarak yazmayan, buna ses çıkartmayan bir camiaya dönüştük, Avrupa şampiyonluğu kazansak ne olur. Bu rezilliklere rağmen giydikleri formayı en iyi biçimde temsil etmeye çabalayan sarı meleklerin emeklerine sağlık. Bu ayıplar onların başarılarını gölgeleyemez. Devamı ...
28 Aralık 2010
Tribünleri Tıklım Tıklım Dolduran Takım
Bu fotoğraf Ankaragücü-Fenerbahçe kadın voleybol maçındanmış. 6500 kişilik salon tıklım tıklım, merdivenlerde bile oturanlar var. Sıradan bir lig maçı; derbi değil, en önemli rakip değil, Avrupa Kupası maçı değil fakat Ankaralılar, maçı izleyebilmek için salon dışında kuyruğa girmiş. Şu görüntüleri yaşattıkları için bile minnettarız bu takıma. Fenerbasket'te bir arkadaş yazmış "sanki bütün Ankara bu maçı bekliyormuş, salon doluydu, atmosfer süperdi." Her gittikleri yerde böyle karşılansınlar, hak ediyorlar.
Devamı ...
21 Aralık 2010
Armanın Gururu Sarı Melekler
Kaderde kıta şampiyonluk kupasını görmeden kıtalararası şampiyonluk kupasını da görmek varmış. Tümdengelim yöntemiyle başladık sezona. Avrupa şampiyonluğu ve lig şampiyonluğuyla bitirmemiz gerek bu yönteme göre. Kronoloji uygun, takımda da ışık var, neden olmasın? Bu takım, yani Fenerbahçe taraftarının nitelendirmesiyle söyleyelim, "sarı melekler" son üç-dört senedir çok şey yaşattı bize. Daha 6-7 sezon önce ikinci ligde mücadele ederken, önce Türkiye liginde Eczacı saltanatını yıkma sevinicini, daha sonra Avrupa'nın tepesinde olmanın gururunu, Avrupa şampiyonluğunu kıl payı kaçırmanın heyecanını ve şimdi de Türk spor tarihinde bir ilki başararak kıtalararası kupanın keyfini.
"Dış hatları yakarız senin için" diyen taraftarı yarın 11:00 civarı Atatürk Havalimanına tekrar bekliyoruz. Bu kızlar kendilerine gösterilen her türlü sevgi ve ilginin karşılığını bize sevinç gözyaşları olarak vermeyi adet haline getirdi artık. Unutmadan gazetelerde internet sitelerinde ya da sene sonu muhabbetlerinde yılın takımı diye bir tartışmaya falan denk geldiğimizde başka bir takım ismi işaretleyeni de meşe odunuyla kovalamak lazım.
Armanın gururu sarı meleklere ve bu takımı kuranlara, voleybolda çağ değiştirenlere binlerce kez teşekkürler. Bu kulüp her dalda dünyanın en tepesinde olmayı hak ediyor.
Devamı ...
24 Kasım 2010
Aklın Bittiği Yerde TRT Başlar!
Artık TRT hakkında olumsuz şeyler yazmaktan bıktım ama gece gece yine delirttiler beni. TRT, bu yıl geçen yıl olduğu gibi Kadınlar Indesit Şampiyonlar Ligi'nin yayıncısı. Bu kupanın ilk hafta maçları da bu hafta oynanıyor. Şampiyonlar Ligi'nde haftanın en önemli ve prestijli maçı Fenerbahçe Acıbadem ile Bergamo arasında Perşembe akşamı 19:30'da oynanacak. Şampiyonlar Ligi'nin resmi yayıncısı olan TRT yayın programında bu maçı 00.00'da banttan vereceğini belirtmiş. Biraz önce TRT'yi arayıp maçı gerçekten yayınlayıp yayınlamayacaklarını sordum. Meclis TV yayını biterse vereceğiz diye bir cevap verdi telefondaki adam. Meclis TV yayınının o saatte bitmesi çok düşük ihtimal. Geçen yıl da aynı problemler yaşanmış ve Rusya'daki Dinamo Moskova maçının ilk seti meclis yayınının uzaması nedeniye yayınlanmamıştı.
Bilindiği gibi TRT'nin bin tane kanalı var. İsteseler kolaylıkla bu yayını bir başka kanala kaydırabilirler. İki yıldır voleybol maçlarını meclis görüşmelerinin keyfine göre yayınlayıp yayınlamamaya karar veren bu rezil kurum artık saçmalama sınırının da ötesine geçti. Bütün sporları halka tanıtma ve sevdirme konusunda kamusal yayıncılık yapması için var olan, bu yüzden vergilerden pay alan bir kanal bizden kestiği paralarla yayın hakkı alıp sonra "yav meclise göre bakarız artık" diye bir yayın politikası güdüyor. Üstüne yayınlamadığı maçlar için de geçmiş yıllarda yaptığı gibi FİVB'e tazminat ödüyor. Böyle kepaze bir yayın anlayışı nasıl olabilir? Şampiyonlar Ligindeki voleybolda değil de futbolda olsa şu maç aynı muameleyi yapabilecek mi TRT?
Şimdi bu hoyratça yönetilen kurum yüzünden binlerce Fenerbahçeli kendi takımlarının bu seneki en önemli maçlarından birini izleyemeyecek mi? Ülkede voleybolun sevilmesini birincil görevi addeden Voleybol Federasyonu TRT'ye siz ne yapıyorsunuz kardeşim diyemeyecek mi? Fenerbahçe Spor Kulübü ve bu kulübün sponsorları yayın hakkını elinde bulup keyfi olarak maç yayınlamayan bu kuruma ne tepki gösterecek? Cevaplarını bildiğimiz sorular aslında bunlar, hiç kimse hiç bir tepki göstermeyecek. Tepki gösterecekler yine bu formanın olduğu her yerde tutkuyla kulübü kovalayan üç beş taraftar olacak.
Arayıp TRT'ye sevgilerini iletmek isteyen üç beş tutkulu ve sinirli taraftar için TRT'nin telefon numaraları
0 312 463 23 60
0 312 463 46 20
Devamı ...
7 Haziran 2010
Gelene Hoşgeldin, Gidene Hiçbir Şey
Salon sporlarında dünyanın en iyi isimleri transfer ediliyor, bir kaç sene öncesine dek ancak rüyalarımızda görebileceğimiz kadrolar kuruluyor, önümüzdeki sezon birden fazla takımımız branşlarında Avrupa'nın en üst düzey organizasyonlarında final oynarsa bu hiç kimse için sürpriz olmayacak.
Ama ne olursa olsun, 1.5 sezon çalıştırdığı takıma 6 kupa kazandırmış. Fenerbahçe tarihinin kulüpler bazında en büyük başarısını kazanan takımı saygınlığı, bilgisi, becerisi ve oyuncularına aşıladığı takım olma bilinciyle yaratmış bir hocanın ardından resmi sitende bir teşekkür bile etmiyorsan bu kulüp insani değerlerle yönetilmiyor demektir.
Büyük olmayı güçlü olmakla, zengin olmakla eşdeğer tutan yönetim zihniyeti. Bu kulübe emeği geçmiş insanları bir kalemde silmeye devam ettiği sürece o bizim bildiğimiz büyük kulübe dair tüm değerleri ne yazıkki aşındırmaya devam edecek.
Devamı ...
7 Mayıs 2010
'Yine' Şampiyon
Kulüp tarihinde sarı lacivertin en çok yakıştığı takımlarından olan bu takıma mükemmel bir sezon finali çok yakıştı. Yine yüzümüzü güldürdüler, yine bizi gururlandırdılar.
Devamı ...
6 Mayıs 2010
Namağlup Şampiyon
Geçen yıl Ezcacı'nın gecekondudan bozma salonunda kazandığımız şampiyonluktan sonra bunun bir hegemonya başlangıcı olmasını, müessese kulüplerinin yanlarına iliştirilmiş tekil bir şampiyonluk olmaması gerektiğini belirtmiş, bu hegemonyayı başlatacağımıza da inandığımızı yazmıştık. Bir yıl sonra bugün ikinci şampiyonluğu kutluyoruz. Üstelik namağlup bir şekilde. Normal sezonda oynadığı 22 maçı ve play-off ta oynadığı 8 maçı da kazanıp 30'da 30 yaparak elde edilmiş bir şampiyonluk... Erkeklerin de şampiyon olmasıyla voleybola damga vurduğumuz bir yıl oldu. Bu takım bizleri bu sene fazlasıyla gururlandırdı. Pek çok Fenerbahçe taraftarına kulübün sadece futboldan ibaret olmadığını, bu forma için terlerini sonuna kadar akıtan başkalarının da olduğunu ezberletti. Bu branşları takip eden taraftarlar zaten yıllardır bunun bilincinde ama sporu futboldan ibaret görüp haftalık sonuçlarla yaşayan bir ülkede geniş bir kitleye kendilerini fark ettirdiler bu kızlar.
Kadınların yarıştığı bir branşta spor kulüplerinin yatırım yapması ve iddialı olması çok önemli. Bugün Anadolu'da pek çok yerde kız çocuklarının bırakın spor yapmasını, beden eğitimi dersinde eşofman giymesini namus meselesi yapan, bunun için doktorlardan rapor dilenen adamlar var. Kadınların sosyal hayattan dışlandığı, erkek aşkının nesnesi olduğu müddetçe bir anlam kazandığı bir toplumda bu kızların kıracağı bir önyargı, spora teşvik edeceği bir kız çocuğu, çocuğunun spor yapmasına ikna edeceği bir muhafazakar baba bile büyük kazanç. O yüzden bu ülkenin kadınların spor yapabildiği bir ülke olması açısından bile belki küçük ama anlamlı bir adım atılmasında yardımcı oldu Fenerbahçe bu yıl başarıları sayesinde geniş kitlelere ulaşarak. Başarıda pay sahibi olan oyuncu yönetim ve taraftarların hepsinin emeklerine sağlık. Doğru yapılandığında bir takımın neleri başarabileceğini bu yıl gördük.
Bir parantezde Nati için açmak lazım. Final serisinde herhangi bir bireysel ödül almamış olabilir ama bence bu sezonun açık ara MVP'si kendisi. Hegemonyanın ikinci senesini de gördük, seneye Avrupa Şampiyonluğuyla taçlanmış bir lig şampiyonluğu daha bekliyoruz. Bu sene tribünde duymaktan en haz aldığım sözcüklerle bitireyim bir kez daha
"Armanın gururu sarı melekler"
Devamı ...
4 Mayıs 2010
Şampiyonluğa Bir Adım Kala
Bu sene izlediğimiz en kaliteli maçtı muhtemelen. Zaman zaman çok basit manşet hataları olsa da uzun rallilerin olduğu, iki takımın da bir an olsun maçı bırakmadığı ve her topa atladığı müthiş bir final maçı izledik. İlk maçta maçı çeviren Alice Blom ve Naz'la başlamayı tercih etti Jan de Brant. İlk sette belki de bu sezonki en iyi oyununu oynadı Fenerbahçe Acıbadem. Sadece köşelerden değil ortadan ve arka alandan da çok farklı hücum çeşitlemeleriyle ve müthiş bir blok performansıyla ilk seti fazla zorlanmadan kazandık. 25-16.
İlk set makine gibi oynayan takım, kadın voleybol takımlarında sık görülen bir şekilde bir anda evrim geçirip durdu. İlk set gayet iyi oynayan Naz bu set özellikle köşelere attığı paslarda sorun yaşamaya başladı. Dricx ve Seda'nın oyuna girmesi de gidişatı terse çeviremedi. Final serisinde manşetine bir haller olan Nati'nin üzerine üzerine servis atan Vakıfbank seti rahat bir şekilde kazanıp skoru eşitledi. 25-18.
Üçüncü set müthiş bir çekişmeye sahne oldu. Bol miktarda manşet hatalarımıza rağmen bloklardaki etkinlik ve setin sonlarına doğru Neslihan'ın arka arkaya hatalarıyla iki üç kez set sayısı da atmamıza rağmen 30'lara kadar uzayan seti Güldeniz'in servisini kötü karşılayınca hücumda bloğa yakalanarak Vakıfbank'a verdik. 31-29.
Dördüncü sete iyi başlayıp 4-0'ı yakalık. İkinci teknik molaya kadar farklı bir şekilde önde götürdük maçı... 20. sayıda Stam'ın servisleriyle krize girip 7-8'lerde dolaşan farkın 2 sayıya kadar düşmesine engel olamasak da Nati'ni blok-aut'uyla Stam'ın servisini kırıp arka arkaya sayılarla maçı artık Vakıfbank maçlarında bir zorunluluk olmaya başlayan final setine taşıyabildik. 25-20.
Türkiye Kupasındaki ikinci maçta da, final serisinin ilk maçında da 5. seti açık ara kazanmıştık. Bu sefer daha çekişmeli bir final seti oldu. Saha değişimine kadar bir kopma olmadı. İyi servis atıp 3 sayılık bir avantaj yakaladık 10'lu sayılara gelindiğinde. Gamova'nın nispeten daha etkisiz olduğu bu sette Nati'nin ağrlığını koymasıyla seti 15-11, maçı da 3-2 kazanarak final serisinde durumu 2-0 a getirdik. Şampiyonluk için tek bir galibiyete ihtiyacımız var. Perşembe günü 18:30'da ismi tweeter mesajı olabilecek uzunlukta bu takımı bir kez daha yenersek üstüste ikinci kez şampiyon olmuş olacağız.
İstatistiklere bakarsak yine fazlaca Nati ve Gamova yı kullamışız hücumda. Gamova'nın 49, Nati'nin 40 hücum girişimi var. Onlardan sonra hücumda en çok kullandığımız oyuncu 12 kezle Eda ve Seda. Görüldüğü gibi arada uçurum var. Naz'ın oynamasıyla ortaların daha çok kullanılacağını düşünülüyordu ama bugün ilk set dışında ortaları kullanma konusunda yine çok da yeterli değildik. Daha önceki maçlarda manşetine yüklendiğimiz Nikoliç bugün %83'le manşet almış. Mükemmel manşet oranı ise %48 olmuş. Bizim manşetine en güvendiğimiz oyuncu olan ama iki maçtır manşette sallanan Nati'nin manşet oranı ise %52 de kalmış. Onun mükemmel manşet oranı ise %37. İlk maçta Seda'nın aksaması ve onun yerine Blom'un girmesi manşette rahatlatmıştı bizi ama Nati'nin bu alışık olmadığımız manşet hataları bugün de maçın 5 sete uzamasında en büyük etkenlerden biriydi.
İki takımda 8 servis kaçırıp 3 kez servisten sayı almış. Burada mutlak bir eşitlik var. Bloklarda 20-15'lik bir üstünlüğümüz var. İlk maçta sadece 8 kez bloktan sayı alabilmişti Vakıfbank. Bu sefer sadece Poljak'ın 7 blok sayısı var. Bizde de Eda'nın 7 bloğu var. Naz mı Dricx mi oynamalı konusunda ben Naz'ın oynaması gerektiğini düşünüyorum ama ikisi arasındaki tercih nedenim pasları ve hücum opsiyonlarını nasıl kullandıklarından ziyade savunmaya katkıları. Naz'ın blok tutmada da arka alan savunmasında da Dricx'den çok daha iyi olduğu bir gerçek. Naz bugün özellikle köşelere gönderdiği paslarda epey bir hata yaptı, belki Dricx'den daha fazla da hata yapmış olabilir ama takıma totalde katkısı Dricx'den daha fazla. Zaten seneye büyük ihtimalle birinci pasör olacak Dricx'in gitmesiyle fakat final serisinde ilk maçı çeviren oyuncu olması, diğer maçlarda da ilk altı başlaması biraz kaybettiği özgüveninin yerine gelmesi açısından çok önemli. Eğer Türk voleybolunda bir hegemonya kuracaksak takımın ruhunu taşıyacak Türk oyuncular etrafında olacak bu. Yani Eda-Seda-Naz. Dolayısıyla bu üç isme güvenip sonuna kadar arkalarında olmamız, iki tane hata yaptı diye bu gitsin bu gelsin yorumları yapmamamız lazım.
Şampiyonluğun kenarındayız bunun keyfini çıkaralım, daha sonra bol bol konuşuruz zaten bunları. Perşembe bir kez daha kazanıp hasat mevsiminde ikinci şampiyonluğu almak dileğiyle.
Devamı ...
14 Nisan 2010
Altın Kızlar Altın Setle Şampiyon
Erkekler basketboldaki Türkiye Kupasından sonra sezonun ikinci Türkiye Kupas sarı meleklerden geldi. Alışıldığı gibi yine bıçak sırtında yürüyerek çok da geçmişi olmayan bu kupayı tarihimizde ilk kez kazandık. Geçen sene Türkiye Kupası finalinde Eczacı'ya ilk maçı 3-1 kaybettikten sonra ikinci maç 2-0 öne geçmiş ama sonra kılpayı üçüncü seti kaybedip oyundan düşmüş ve maçı 3-2 vererek Türkiye Kupasını kaybetmiştik.
Maça gayet iyi başlayıp Eda'nın etkili servisleri ve Gamova'nın smaçlarıyla ilk iki seti açık ara aldıktan sonra üçüncü set Özge'nin servisleri Neslihan'ın hücumlarıyla oyundan tamamen düşüp 2-1 e gelmesine engel olamadık. 4. set 20-15 i yakalamışken hücumda bir türlü top öldüremeyip Vakıfbank'ın geri gelmesine müsaade ettik. Nihan'ın bu anlardaki felaket manşetlerine de değinmek lazım. Genelde takımlar servisi liberodan kaçırarak diğer oyuncuların üzerine yıkmayı denerler oysa üçüncü ve dördüncü sette gerek Özge gerekse Güldeniz direkt olarak Nihan'ı hedef seçerek servis attılar. Dördüncü setin sonlarını felaket oynayınca maç 2-2 ye geldi. Beşinci sete çok da iyi başlamasak da fazla kopma olmadan saha değişimi oldu. Bir ara 11-9 geriye düşsek de Çiğdem'in servisleriyle maça tutunup Gamova'nın sayısıyla maçı alıp altın sete gittik.
Altın sette çok zorlanacağımızı ve işimizin hiç de kolay olmayacağını düşünüyordum ama Vakıfbank oyunu tamamen Neslihan'a yıkıp biz de Neslihan'a iyi blok getirince maç bir anda koptu. 13-2 gibi abuk bir skor çıktı ortaya pek görmeye alışkın olmadığımız. Rehavetten 3 sayı versek de Seda'nın öldürdüğü top ve manşet hatasından gelen sayıyla altın seti ve sezonun Süper Kupa'dan sonraki ikinci kupasını da kazandık. Geriye kaldı lig şampiyonluğu.
Bu final bize gösterdi ki şampiyonluk öyle çantada keklik değil Vakıfbank kolay kolay teslim olmayacaktır. Zayıf yönümüz olan manşet iyi servis atan takımlara karşı çok daha barizleşiyor. Bugün Nihan'ın 3 ve 4. setlerde manşette nasıl dağıldığını görmek gelecek için korkutucu. Takımın üç gün içinde bir deja vu hissine kapılıp 2-0 dan 2-2 ye gelmiş bir maçı ordan çevirebilmesi de ciddi bir mental sağlamlık göstergesi. Bu anlamda Jan de Brant'ı da tebrik edelim.
İki parantez açmamız lazım maçla ilgili bir tanesi Eda. Eda'nın Beşiktaş'tan bize transferini öğrendiğimde askerdeydim, gülümsemenin emre tabi olduğu bir yerde haberi aldıktan sonra mütebessim bir gün geçirmemi sağlamıştı en azından bir gün. Bu kızın yüzündeki ifadenin, kazanma hırsının, samimiyetin, heyecanın hastasıyım. İyi ki Fenerbahçelisin Eda. Son parantez de taraftar için müthiş bir tribün vardı bugün, Dış hatları yakmamıza gerek yok melekler için, salon her zaman böyle olsun onlara yeter.
Devamı ...
4 Nisan 2010
Teşekkürler Sarı Melekler
Her şeyden önce Türkiye'de futbol dışında bir sporu, bir hafta sonu bile olsa gündemde bir numaraya yükselttiği için bu takımı tebrik etmek lazım. Maalesef futbol dışındaki bütün sporlara gözünü kapamış insanların ve medyanın olduğu bir ülkede şu maç bile Fenerbahçe-Galatasaray'ın futbol rekabetinde birbirine üstünlüklerini dile getirme araçlarından biri olarak görülüyor forum ve sözlüklerde.
Aziz Yıldırım'ın yönetim tarzını kişilik özelliklerini falan ben de dahil olmak üzere bu blogdaki herkes kaç sefer ağır bir şekilde eleştirdik ama kendisinin hakkını verelim; futbol dışı branşlara verilen önemle Fenerbahçe'nin spor kulubü olduğunu diğer büyük kulüplerin başkanlarının aksine çok daha fazla özümsemiş bir başkan Aziz Yıldırım. Bugün ligde çok kritik bir maç oynanmasına rağmen yönetimin çok önemli bir bölümü voleybol maçında kızların yanında olmayı tercih etti. Bu bile çok önemli bir gösterge.
Maça dönersek Bergamo bizden daha komple bir takım. İtalyan voleybolunun ne düzeyde olduğu zaten belli geçen sene bu takımın omurgasını oluşturduğu İtalyan Milli takımı elini kolunu sallayarak Avrupa Şampiyonu oldu. Bizden daha iyi savunma yaptıkları, çıkmaz denilen topları bile çok acayip yerlerden defalarca çıkardıklarını gördük. İlk iki set 20'lere kadar başa baş götürsek de set sonunu bizden daha iyi oynayarak 2-0'ı buldular. Gamova'nın hiç devreye giremediğini ve çoğu zaman sadece Nati'yle ayakta kalabildiğimizi gördük kaybedilen iki sette. Üçüncü sette 16-13 gerideyken bir anda Bergamo'yu yakalayıp Eda'nın maç içindeki tek iyi servisiyle öne geçip zor da olsa üçüncü seti alıp maça geri döndük. Bu setin sonlarına doğru o ana kadar aldığı her topu paralele vurup öldüren Ortolani'yi durdurmayı da başardık. 4. sete yine müthiş başlayıp önce Nati sonra Gamova'yla farklı bir şekilde öne geçince Del Core ve Ortolani'yi biraz da 5. sete saklamak için İtalyan koç kenara aldı. Setin sonunda küçük çaplı bir krize girsek de fark çok açık olduğu için bir şekilde seti koparmayı başardık. Bu setin sonunda dağılmış olan Bergamo'yu tekrar maçın içine sokmamız 5. set için belirleyici oldu. 5. set de yine Gamova'yı maça sokamayıp Piccinini'nin smaçlarını karşılayamayınca fark açıldı ve kapatmak 15 sayılık bir sette mümkün olmadı. Özellikle beşinci sette iki takım arasında libero farkı maçın sonucunu büyük ölçüde belirledi. Merlo neredeyse imkansız topları bile çıkarırken Nihan'ın üstüste çok basit iki manşeti pasöre getirememesi setin momentumunu çevirdi. Sonuçta ilk kez katıldığımız Şampiyonlar Ligi'nde buralara gelmek çok ciddi bir başarı. Bu sene bayanlarda basketbol ve voleybolda tüm sezon boyunca sadece üç yenilgimiz var bu üç yenilginin sonucunda üç kupa kaybettik. Final sendromunu zaten dibine kadar yaşayan bir camia olarak kahredici bir istatistik daha.
Bu takım iki sene üstüste Eczacı'ya çok küçük farklarla şampiyonluk kaybettiğinde gördüğümüz göz yaşları geçen yılki şampiyonluğun habercisiydi. Umarım bu maçtan sonraki gözyaşları da gelecek yılki Avrupa Şampiyonluğu'nun habercisi olsun. Takıma bugüne kadar gösterdikleri müthiş mücadele ve bize yaşattıkları bu gurur için ne kadar teşekkür etsek az. Sadece futbol üzerinden takım tutanlara bir kez daha hatırlatalım: Fenerbahçe Spor Kulübüdür.
Son olarak Milliyet'in bu maçtan sonra attığı "Avrupa'da Kupa Hayal! " başlığını tam da Milliyet'in düzeyine yakışacak cinsten. Aklı sıra küçümsüyorlar bu kızların verdiği mücadeleyi. Çıplak poz veren voleybolcuları voleybolun kendisinden daha çok önemseyen Türk spor basınından da başka bir şey beklenmezdi.
Devamı ...
3 Nisan 2010
Finaldeyiz
Pek çoğumuzun ömrü hayatımızda gördüğümüz en unutulmaz maçtı herhalde bu maç. Aslında ilk dört sete baktığımızda karşılıklı iki set alınmış hiç bir sette çekişme olmamış kalite de bu seviyede beklenenin çok altındaydı. Ama öyle bir 5. set oldu ki final-four tarihine geçti. Dört sete dair tüm kalite eleştirilerini heyecan yüzünden çöpe atmamızı sağladı.
İlk sete manşette felaket başlayınca pat diye 6-0 oldu. Ondan sonraki süreç karşılıklı geçse de başta oluşan farkı kapatamayınca 25-18 verdik ilk seti. Fransızcadan çok Korece konuşur gibi konuşan anonsçunun tuhaf anonslarını da belirtelim adam resmen maça müdahale ediyor gibiydi bağıra çağıra. İkinci set ortama ve salona alışan kızlar kontrollü bir şekilde farkı açıp Gamova'nın dominant oyunuyla sonlara doğru fark biraz kapansa da 25-19'la maça dengeyi getirdiler.
Üçüncü sete yine çok iyi başlayıp kontrolü tamamen ele geçirdik. Yaneva'yı yakaladığımız servislerle farkı gittikçe açtık ve 25-18'le 2-1 öne geçtik. 4. set başa baş başladıktan ve ilk teknik molaya başa baş girdikten sonra ikinci teknik molaya kadar felaket bir süreç yaşadık. 6-1'lik seriyle ikinci teknik molaya 5 sayı önde giren Cannes'e karşı daha önceki maçlardaki gibi geriden gelip 20'lerde yakalayacağımızı düşünüyordum ki işler öyle gitmedi. Setin sonlarında bir ara pasör değişikliği ile dengeyi kurmayı denedik ama Naz da kar etmedi ve seti 25-17 kaybedip final setine bıraktık işi.
Bu seviyede ilk kez oynamanın ve evsahibine karşı olmanın 5. sete giden bir maçta tehlikeli olacağını düşünüyordum. Bu sette fark hiç 3'e çıkmadı. Tüm sene boyunca 38 maçta sadece bir kez 5 setlik maç oynamış takım için tam bir sinir harbiydi. İki takım da 5 kez maç sayısı atmış. En kritik yer tuhaf bir şekilde bizim alandan diğer alana geçen topta tekli blokta yakalanan Nati'nin inanılmaz blokuydu. Maç Cannes'a gitmek üzereyken ucundan tekrar tutunduk maça bu blokla. Nati servise geldi. Cannes hücumunda bir blokta Eda'dan gelince maç sayısı atma şansını ele geçirdik bir kez daha ve bu sefer Natin'nin iyi servisinde iyi manşet alamayan Cannes zor pozisyonda topu dışarı atınca bu 15'te bitecek inanılmaz seti 23'te bitirerek finale çıktık.
Bugün 1. seti ortama alışmaya strese falan bağlayalım ama 4. sette birdenbire maçtan kopmamız düşündürücü. 5. set neredeyse tüm pozisyonlarda Gamova'yı aradık. Seda 3. setin bir bölümü dışında çok kötüydü. Dricx'in zaten ortayı kullanma konusunda sorunları olduğunu biliyoruz bu maçta ortadan neredeyse doğru düzgün sayımız yoktu. Yarın için rakibin kim olacağı belli değil ama böyle oynarsak Novara'da çıksa Bergamo'da çıksa şansımız yok. Servise karşı manşetlerde liberomuz ve Seda başta olmak üzere kesinlikle daha iyi olmamız lazım. 4 ve 5. setlerde Buckova her hücumda geçti bizim bloğu savunmada top elimize değmedi neredeyse.Savunma olarak da pas tercihleri olarak da bir seviye yukarıya çıkmamız lazım yarın. Dricx'in de pas tercihlerini daha iyi yapması ve maçı bir oyuncunun üzerine yığmaması gerek. Bugün 5. sette tüm toplar Gamova'ya gitti. Gayet de iyi oynamasına rağmen bu kadar çok top alınca maçın sonlarında Gamova'da top öldürme konusunda zorlandı. Türk oyuncuların yüz ifadelerinden ne kadar gergin oldukları anlaşılıyordu yarın daha sakin olacaklarını düşünüyorum. Aslında belkide bu kadar stresli bir maçı yarı finalde oynamak bir avantaj da olabilir finalde.
Yarın da böyle bir maç yaşarsak rahatlıkla ömrümüzden bir on sene gidecek bu hafta sonu demek ki. Nati'nin son blokunda yukarıdan ilahi bir müdahale olduğunu düşünüp finalde de işlerin iyiye gideceğine mi yorsak şu maçı? Böyle epik bir yarı finalden sonra finali kazanmak çok yakışacak bu takıma, inşallah kupayla döneriz.
P.S: Bu arada maç sonunda yanındakilere sarılan İbrahim Kutluay'ı gördüm yanlış görmediysem. Bu adamın Fenerbahçeliliğini hala tartışanlara da bir not olarak belirtelim.
Devamı ...
1 Nisan 2010
Avrupa Şampiyonluğuna Yolculuk
Fenerbahçe kulüp tarihinin belki de en önemli maçlarından ikisine çıkacak Fenerbahçe Bayan Voleybol Takımı bu hafta sonu Artık 48 saatten daha az kaldı maça. Ligde 22 de 22 yle Türkiye Kupasında finali neredeyse garantilemiş bir şekilde Cannes’ a gidiyoruz. Bizim için Cannes pek iyi anıları olan bir yer değil. Osieck zamanında Uefa Kupası’nda eşleşip 4-0 ve 5-1 lik skorlarla elenmiş ardından ligde de Vanspor’a 1-0 yenilip yine o mutad krizli dönemlerden birine girmiştik 90’ların başında . “Önce Cannes sonra Van, dakika 90 gol Kurthan “diye bir başlık atmıştı Türkiye Gazetesi o zaman. Yıllar sonra farklı bir branşta Cannes ile Avrupa’da finale kalabilmek için oynayacağız. Maçın favorisi bahis sitelerine göre de voleybol severlere göre de biziz. Takımda son 20 gündür sanki biraz düşüş var umarım bu sadece zihinsel olarak Final –Four dışında başka bir şeye odaklanmanın zor olmasından kaynaklanıyordur. Özellikle Galatasaray ve Eczacıbaşı ile oynanan iki maçta servise karşı manşetlerde fena çuvalladık. Zaten pek çok voleybol takımının olduğu gibi bizimde servise karşı manşetler konusunda sıkıntılarımız var, Cannes da bunun üzerine gitmeye çalışacaktır, madalyonun bir de diğer yüzü var tabi bu arada, biz de çok iyi servis atabiliyoruz dönem dönem. Bizim yaşayabileceğimiz manşet sıkıntısının aynısını onlara da yaşatabilmemiz büyük olasılık. Ortama adapte olmakta zorlanmazsak ki- pek çok oyuncumuz bu düzeylerde maç oynadı- baskıyı onların üzerine yıkıp rahat bir galibiyet bile alabiliriz. Ben Cannes’i geçeceğimizi ama finalde Bergamo’ya karşı işimizin güç olacağını düşünüyorum. En az Sevilla ya da Chelsea maçları öncesindeki kadar heyecanla bekliyorum maçları.
Hatırlatalım Cumartesi günkü maç saat 17:00’de TRT 3 de. Ancak sporu yayıncılığının bir numaralı hayalkırıklığı TRT’de bizim maçtan sonra oynanacak Novara- Bergamo maçını 23:45 te banttan vermeyi uygun görmüş. Pazar günü üçüncülük maçı 15:30 da yine TRT 3 de yayınlanacak gözüküyor ancak final maçının saatini 23:45 de banttan diye göstermişler. Sanırım finale yükselen biz olursak Pazar 18:30’da TRT 1 den verirler maçı yükselemezsek Avrupa Şampiyonlar Ligi voleybol finalini gece yarısı banttan seyretmek zorunda kalacağız herhalde. 400 kadar Fenerbahçeli taraftarın Cannes’ gideceğini CEV’in resmi sitesi de duyurmuş ,hafta sonu için bütün biletler geçen hafta itibariyle bitmiş bunu da belirtelim. Haydi kızlar Avrupa Şampiyonu olarak dönmenizi bekliyoruz Cannes’dan
Devamı ...
14 Mart 2010
Kupaların Kupası Eurochallenge Kupası
Burcu Hakyemez NTVSPOR'da Burcu kontenjanından voleybol programı yapan eski bir voleybolcu. Arada sırada Ntvspor'un internet sitesinde de yazı yazıyor. Kendisi eksik olmasın 12 Mart Cuma günü bir yazı yazmış; başlığı "Galatasaray ve Fenerbahçe Acıbadem'in Avrupa başarısı".
Burcu Hanım için Şampiyonlar Ligi ile Eurochallenge Cup arasında pek bir fark yok, yani ikisi de aynı derecede büyük başarı. Kendisinin hakkını yemeyelim Galatasaray Fenerbahçe'den daha zorlu rakiplerle oynadı da yazabilirdi. İki takımında voleybola yatırım yapması bu başarıyı ve voleybola ilgiyi getiriyormuş Burcu Hanım'a göre. Bunu bir kez daha belirtelim Challenge Cup'daki final four'la Şampiyonlar Ligi final four'unun bırakın aynılaştırılması aynı yazıda bile bahsedilmesi ayıptır. Futbolda Şampiyonlar Ligi'yle Balkan Kupasını aynılaştırmakla eşdeğerdir. Burcu Hanım hem yazının başlığında hem içeriğinde bu saçma aynılaşmayı yaptığı gibi takımların isimlerinden bahsederken de hem başlıkta hem yazıda Galatasaray'a öncelik tanımış.
Burcu Hanım'ın bahsettiği gibi tüm gözler önce Eurochallenge Final Four'una çevrilecekse Galatasaray'ın olası bir şampiyonluğu Fenerbaçe'nin finalistliğinden daha başarılı olarak lanse edilmeye başlanacaktır o zaman. Geçen seneki Uleb Cup şampiyonluğunda olduğu gibi medya nasıl sanki bu ülkede bayan basketbolunu domine eden Fenerbahçe değilmiş gibi bir anda Galatasaray'ı 3. sınıf bir kupa kazandığı için baştacı ettiyse bu sene de aynı taktik voleybolda uygulanacak demek ki. Burcu Hanım da ilk tuğlayı koyarak bu güzelim manipülasyon sürecinin harcını koymuş olmuş bu yazıyla. Kardeşinin oynadığı takım inanılmaz zor takımların oynadığı birinci sınıf ülkelerin varını yoğunu ortaya koyduğu Eurochallenge kupasını alacak kolay değil, heyecanlanmakta haklı kendisi.
Devamı ...
11 Mart 2010
Final Four'a Gidiyoruz
Fenerbahçe tarihinin Avrupa'nın en üst düzey kupasındaki ilk final-four'una nihayet ulaşabildik. Avrupa Şampiyonluğu için kurulan takım belkide Türk spor tarihinin en dominant takımı haline geldi. Türkiye Ligi, Türkiye Kupası Şamiyonlar Ligi'nde üç kulvarda tek bir mağlubiyet almadan ve bütün maçlar dahil edildiğinde sadece 3 set vererek bu seviyeye gelmek inanılmaz bir başarı. Şimdi bu seviyeye geldikten sonra artık kupa için iki maç kaldı geriye. Bu sene Rus takımlarının bir üst seviyesinde olan İtalyan takımlarından Asystel Novara ve Scavolini-Bergamo ikilisinden biriyle final oynayacağız Cannes'i geçersek. Geçen sene şu anki kadromuzdan çok daha zayıf bir takımla CEV Cup Final Fourunda karşılaşmış ve kaybetmiştik Novara'ya. Vakıfbank eşleşmesinde gördük ki Novara Vakıfbank'ı kolay elese de bizden daha iyi bir takım değil. Scavolini'de ilk grup aşamasında Vakıfbank'ın grubundaydı ve izlediğimiz maçları göz önünde bulundurursak onlardan da iyi durumdayız. Cannes'in hiç bir maçını izlemedim ama bu iki İtalyan takımından daha iyi bir kadroları yok. İki sene üstüste şampiyonlukları var Kupa 1'de 2002 ve 2003'te. O yıllardaki dominasyonları yok son yıllarda ama evsahibi avantajı voleybolda tehlikeli bir şeydir. Beklenmeyen bir performans gösterebilirler.
Final-Four'un bir numaralı favorisi biz gözüküyoruz. Cannes, Novara ve büyük ihtimalle üçüncü takım olarak gelecek Scavolini Pesaro bizim kadar domine ederek gelmediler bu seviyeye. Tek korkum bu sene 5 seti geçtim 4 setlik bir maçı bile zor oynamamız. Eczacı'yla süper kupa ve Vakıfbank'la ligin ilk yarısındaki maç 4 set sürdü. Sadece Dinamo Moskova maçı 5 sete uzadı. Dengimiz bir takımla oynadığımızda maçın başa baş gitmesi durumunda bu duruma oyuncuların nasıl tepki verebileceğini bilmeyecek olmamız bir dezavantaj olarak görülebilir. Takımda son derece tecrübeli oyuncuların olması, defalarca buraları yaşamış "winner" oyuncuların olması bu durumla baş edebilmemiz konusunda bize yardımcı olacaktır yine de.
Bu arada Galatasaray bayan voleybol takımı da Eurochallenge Cup'da Final-Four oynayacak. Şimdi bu kupayı kazanırlarsa(ki rakiplerinin adını sanını Avrupa Voleyboluyla en ilgili kimsenin duymuşluğu bile yoktur) muhtemelen bizim hiç bir halttan anlamayan spor basını Galatasaray'ı yine Avrupa Şampiyonu ilan edecektir. 5.sınıf bir kupada 5. sınıf rakipleri yenerek elde edilen bir kupaya utanmadan Avrupa'nın en büyüğü falan demeye başlarlar. Geçen sene bayan basketbol takımının Eurocup gibi üçüncü sınıf bir kupada şampiyon olmasını Avrupa Şampiyonluğu diyerek veren Euroleague ile Euro Cup arasındaki dağlar kadar seviye farkını umursamayan bilgisiz medya ve taraftarından bu senede aynı saçmalığı bekliyoruz.
Umalım ki Final Four'a yükselmeyi yıllardır hak eden ama kah yönetimin transfer konusundaki son hamleyi yapmaması kah statünün azizliği kah son salise basketiyle yıllardır Final-Four'un bir adım ötesinde kalan Fenerbahçe Bayan Baketbol takımı da voleyboldaki hemcinslerinin başlattığı geleneği gelecek yıl devam ettirsinler. Erkeklerden umudumuz yok onlara Allah selamet versin ...
TRT'ye de bir çift laf edelim. İki haftadır bizim voleybol maçının saatleriyle Ermeni tasarısı oylamaları çakışıyor. TRT'de bu haberleri vereceğim diye ekranın neredeyse yarısını kaplayan bir çerceve koyuyor. Bin tane kanalın var git onlardan ver çok önemli buluyorsan haberi yok illa vereceğim diyorsan alt yazı geç, nedir bu maç yayınının içine etmek? 3-4 Nisan'da Ermeni tasarısı görüşmeyi planlayan meclis varsa da uyaralım. Final-Four maçları nedeniyle erteleyin kardeşim şu görüşmelerinizi de adam gibi maç seyredelim!
Devamı ...
15 Ocak 2010
TRT ve Tanjeviç
Tanjeviç ve TRT fena halde birbirlerine benziyorlar. İkisi de yönetim açısından rezalet haldeler, ama asıl benzeşen yönleri daha çok Wolfgang Becker'in Elveda Lenin filmindeki annenin ruh halinde olmaları. Dünyanın değiştiğini, eski anlayışların bittiğini, yeni trendlerin yeni çağda egemen olduğunu ikiside bilmiyorlar. Bazı şeylerin eskisi gibi olmadığını seziyorlar ama geçmişe sarılmak çağa ayak uydurmaktan çok daha zor geliyor. Acı tarafı ise duvarın yıkıldığının farkında olmayanların yıktığı duvarların altında kalanın da biz taraftarlar olması.
TRT geçen hafta yaptığı terbiyesizliği bu haftada da sürdürdü. Yüz tane kanalı olan TRT, Meclis TV yayını uzadığı için maç yayınına giremedi. Yine en ufak bir bilgilendirme ihtiyacı hissetmediler doğal olarak. Mevzuat gereği Meclis yayınını kesemiyorsan ver maçı TRT 2'den, TRT 4'den veya TRT Şeş'ten. Biliyorlar başlarına bir şey gelmeyeceklerini, sıradan bir futbol maçında yapsalar şu rezaleti yer yerinden oynar ama ne de olsa voleybol maçı. Kim konuşacak, iki gün sonra unutulur. Aldığı yayın hakkını kullanmayan bu rezil kurum bir de utanmadan milletin vergileriyle milyonlarca dolar verip futbol yayın ihalesine gireceğim diye uğraşıyor. Kamu televizyonu olduğunu unutup futbol peşinde koşan özel kanallarla yarışan aptalca bir televizyonculuk anlayışı. 5 sene önce yıllardır verdiği Fransa Açık Tenis Turnuvası'nın yayınlamayan TRT'ye Roland Garros'u niye vermediklerini sormuştum. 400.000 dolar civarında bir para istenildiği ve bu parayı karşılamayacaklarını söylemişlerdi. Oysa görüyoruz ki sadece Esra Ceyhan için verilebiliyor o parayı.
Maça geçelim; TRT yayına ikinci setin ortalarında geçebildi ancak, o sırada ikinci set de kopmuştu. "Her canlı elbet bir gün mağlubiyeti tadacaktır" diyerek kendimi mağlubiyete hazırlamıştım ki üçüncü setin sonlarında reanimasyon cihazından çıktı bizim kızlar. Setin sonunda silkinip üçüncü seti alınca takım yine bildik havasına döndü. Her topa el uzatılmaya, servisler iyileşmeye başlayınca da dördünücü set baştan koptu. İkinci setteki sürklase olan takım gitmiş sürklase eden takım gelmişti. Final seti hakikaten çok güzeldi bu sene ilk kez çekişmeli bir maç izleyen taraftarları da fena heyecanlandırdı. Yine geriden gelip 13'de yakaladık Moskova'yı ve Gioli'nin iki hücum hatasıyla (bir tanesi bizim Oksana'nın bize kıyağı da diyebiliriz) maçı aldık. Takımın geriye düştüğü bir maçta pes etmemesi yine çok sevindirici ve bir kez daha gördük ki set sonları başa baş olduğu zaman bu takımın winner bir tarafı var ve kolay kolay kimseye maç vermeyecek. Eda'yı çok arıyoruz, inşallah döner bir an önce sakatlıktan. Dinamo Moskova'yı iki maçta da yenmek muazzam oldu. Darısı İtalyan takımlarının başına.
Voleybol maçı bittikten sonra ikinci periyodun başından itibaren basketbol maçına döndük. Savunmada elini bile kaldırmaktan imtina eden oyuncular yine iş başındaydı. Maçın 6. dakikasında Fenerbahçe'de 10 oyuncu da sahaya ayak basmıştı. Ben böyle hızlı bir rotasyon gördüğümü hatırlamıyorum. Bir Litvanya takımının herhalde en çok istedikleri şey sertlik göstermeden yapılan bir alan savunmasıdır. Tanjeviç de sağolsun bunu denedi. Analarının karnından şutör doğan Litvanyalılar da şutları çatır çatır soktular. Üçüncü periyotta ise Tanjeviç ve oyuncular rakibe yeterince şut idmanı yapma şansını verdiklerini düşünmüş olmalılar ki bu sefer turnike idmanına döndü maç. Adamını geçen turnike attı ya da pick and roll'den devrilen uzun bomboş turnikeye girdi. En son pick and roll savunmayı bu denli beceremeyen takım olarak 2006 Dünya Şampiyonasındaki Yunanistan karşısında ABD'yi görmüştüm. Benim en çok merak ettiğim şey Fenerbahçe takımının idmanlarda ne yaptığı. Bu takım geçen yıl final serisinde Efes'e yenilirken Kaya'dan arka arkaya pick and rolllerle 5-6 tane boş turnike yedi mesela. Antrenmanlarda hiç mi çalışılmaz, devası olmayan bir hastalık mıdır bu pick and roll savunması anlamıyorum. Üçüncü periyotta maç bitmişti aslında, son periyotta savunma canlansa da bir an önce farkı kapatalım tavrı yüzünden seçilen saçma sapan şutlar ve top kayıpları yüzünden Top 16 hayal oldu. Son pozisyon için de bir şey söyleyelim. Zalgiris üç saniye kala mola aldığında son topu Marcus Brown'un kullanmayacağını düşünen birisi var mıydı diye merak ediyordum. Tanjeviçmiş o düşünmeyen. Mutlak son topu kullanacak adamı son saniyede Mrsiç'le tutmak nasıl bir akıl tutulmasıdır arkadaş, hadi oyun içinde olsa anlayacağım da molada kimin kiminle eşleşeceğini bir koç nasıl hesap etmez?
Top 16'da olmayı zaten haketmiyorduk, yani basketbol olarak adalet yerini buldu. Yönetim yarın bir Tanjeviç açıklaması yapar, sonuna kadar arkasındayız diye. Hafta sonu Bornova Belediyesi zaferiyle 2010 hedefimize emin adımlarla ilerleriz. "Şüphesiz ki bir karar verilecekse yönetimimiz en doğrusunu bilir" hadisine biat etmiş taraftarlar rahat uyumaya devam etsinler.
Devamı ...
5 Ocak 2010
"Voleybol TRT'de İzlenmez!"
Sanırım 1997 Avrupa Basketbol Şampiyonasıydı. Bosna Hersek'le oynuyor milli takım, akşam üstü oynanıyor maç. Avni Küpeli'nin rezil anlatımıyla maçı izlerken TRT 18:00 ya 19:00 haber bülteni miydi tam hatırlamıyorum birdenbire maç yayınını kesip haberleri vermeye başladı. 20-25 dakika alakalı alakasız protokol demeçleri, Mikronezya'da çarpışan gemiler falan gibi tuhaf haberlerden sonra tekrar basketbol maçına dönmüşlerdi. Şimdi olsa neler olur acaba bir milli maçı sorgusuz sualsiz hiç bir açıklama yapmadan kesip haberleri verip sonra tekrar maça dönmek ve bu sürede maçın yarısının geçmesini kim nasıl karşılar, o kanal bir daha maç verebilir mi?
Söz konusu TRT'yse hala herşey olabilir. Bugün saat 19:00 a doğru TRT 3'de Meclis TV yayınını görünce bir eyvah dedim ama Güldal Mumcu'nun 7'ye 2 kala Meclis oturumunu kapatmasıyla rahatlamıştım. TRT, voleybol maçını vermesi gerekirken Meclis TV'nin haberlerini vermeye başladı. Seda'nın servisini beklerken Baykal'ın gergin yüzüyle karşılaştım. Hiç bir altyazı ya da açıklama olmadan yayın devam etti ve haberler de bitti, ardından Olimpik Magazin diye bir programa geçtiler.
Bu sırada TRT 2 de bir arkadaş Telekom'un basket maçı öncesi spor haberlerini sunuyordu, ondan bir açıklama gelir diye kulak kesildim ama kendisi birazdan TRT 2'de Telekom-Spartak St. Petersburg maçını izlememizi söyledi sadece, bizim maçın neden yayınlanmadığına dair bir bilgi yine yoktu. Sinirle bir yandan maçı internetten takip edip bir yandan da TRT'ye lanetler yağdırırıken maçın başlangıcından 35 dakika sonra, ikinci set oynanırken yayın geldi. TRT'nin yüzsüz yetkilileri yayının Polonya Televizyonundan kaynaklanan bir nedenle verilemediğini sufle ettirmiş olacaklar ki spiker hemen savunma moduna geçip "bizim hatamız değil ama özür dileriz" diyebildi. 35 dakika boyunca hiç bir açıklama yapmadan altyazı geçmeye bile gerek görmeden alakasız yayın yapan da Polonya Televizyonuydu herhalde TRT'ye göre. Geçen senelerde de yayın hakkı elinde bulunmasına rağmen bazı Eczacı ve Telekom maçlarını canlı vermemeyi hatta bazılarını hiç yayınlamamayı seçti TRT. Bu yüzden CEV'e ceza ödemesi bile gündeme geldi. Bir kanal yayınlamayacağı ya da yayını Meclis TV ile çakışacak bir organizasyonun yayın hakkını neden alır Allah aşkına? Antu'da bir arkadaşın müthiş yaratıcı sitemiyle söylersek "Trt F4 yapacak takımın maçını F5 yaptırarak seyrettiriyor bize".
Maça dönersek son derece rahat bir maç oldu. Biala maçın hiç bir anında kazanacağına inanmadı. Daha doğrusu bizim kızlar o inancı hiç vermediler. Avrupa'daki 4. maçımızı da set vermeden kazandık. 25-19 25-21 ve 25-17'luk skorlarla Polonya deplasmanından da güle oynaya dönüyoruz. Gamova ve Nati yine bildiğimiz gibiydi, bloklarda da fena değildik. Naz hiç oynamadı galiba, Eda'da oynamadı. Takıma tebrikler, TRT'ye sitemler.
Devamı ...