7 Mayıs 2010

'Yine' Şampiyon



Kulüp tarihinde sarı lacivertin en çok yakıştığı takımlarından olan bu takıma mükemmel bir sezon finali çok yakıştı. Yine yüzümüzü güldürdüler, yine bizi gururlandırdılar.
Devamı ...

6 Mayıs 2010

İlk Raunt Bizim



Beklenildiği gibi son derece sert, savunmaların konuştuğu bir maç izledik final serisinin ilkinde. Maça belki de voleybol maçından çıkmış ve Üsküdar-Kadıköy arasında bir yerlerde olan taraftarın salondaki yokluğundan dolayı bir türlü giremedik. Hücumlarda tüm sene boyunca gördüğümüz akıcılıktan çok uzak organize olamadan oynadık ve pota altından verilen kolay sayılarla Galatasaray bir anda 7-8 sayı öne fırladı. Esmeral'in girmesiyle hücumda biraz kıpırdasak da savunmada gerek hücum ribauntlarından verdiğimiz sayılar gerekse Young'un orta mesafe şutlarıyla farkı bir türlü kapatamadık. İkinci periyotun ortalarına doğru 5-6 sayı civarlarında gidip gelen fark devre sonuna kadar korundu ve ilk yarıyı 31-25 geride kapattık.

İlk yarı dikkat çekici olan hiç üçlük isabetimizin olmaması ve Nevriye'nin bildiğimiz post-uplarını hiç kullanamaması ve0 sayıyla devreyi kapamasaydı. İkinci yarıya savunmada daha dirençli başladık, bu bölümde Penny'nin penetreleri ve Hoffman'ın istekli ve agresif oyunuyla skorda Galatasaray'ı yakalayıp öne geçtik. İlk yarı boyunca hiç kullanmadığımız Nevriye'yi kullanmayı akıl eder etmez ordan skor bulmaya başladık. Üçüncü çeyreği 41-39 önde geçtikten sonra Birsel'in üçlüğü, Penny ve Hoffman'dan gelen basketlerle bir anda fark çift hanelere çıktı. 7 dakika kala 11 sayı öndeydik. Sonra birden hücumda durduk. Bu bölümde momentumu bize çeviren Hoffman'ın kenarda unutulması ve Nevriye'nin sürekli üçlük çizgisi dışında top alması skorsuzluğun ana nedeniydi. Arka arkaya iki hatayla yediğimiz 5 sayı sonucu fark 1 sayıya kadar düştü. Maçın o ana kadar Powell ile beraber en kötü oyuncusu olan Tammie'nin pek de alışık olmadığımız orta mesafeli şutuyla farkı tekrar üç sayıya çıkarıp son dakikaya avantajla girdik. Bir sonraki hücumda Catchings'in topunu çalan ve ve faul atışlarından birini sayıya çeviren Birsel'le fark 4 sayıya çıktı ve o ona kadar faul hakkımızın dolmaması avantajını da kullanıp Galatasaray'a kalan sürede potayı göstermedik. Sonra da bir top daha çalıp Esmeral'in turnikesiyle maçı 57-51 kazandık.

Şimdi Federasyon iki gün içinde toplanıp "Fenerbahçe 1-0 öne geçti ama ikinci maç hafta sonuna denk geliyor diye 0-0'dan başlatıyoruz" gibi bir karar almazsa 1-0'ı yakaladık. Bugün Powell'dan hiç bir katkı almadık. Zaten 7 kişiyle oynayan, sınırlı rotasyonla idare eden bir takımız. Dolayısıyla skor beklediğimiz oyuncudan yeterli verimi alamamak bizi zora soktu. Galatasaray'dan daha fazla skor opsiyonumuz var her halükarda, onların Young ve Catchings dışında Tuğba'nın 3 tane üçlüğüyle maça tutunduklarını söyleyebiliriz. 51 sayının 44'ünü sadece 3 oyuncu bulmuş, maçı kaybettikleri yer bu aslında. Biz biraz daha eşit yaydık skoru oyuncular arasında. Oyun kurucu pozisyonundaki Birsel ve Esmeral bizim bu serideki en güçlü halkamız ve bugün maçın bize dönmesinde ikisinin katkısı başlıca nedendi. İki oyun kurucumuzdan istediğimiz skor katkısını almışız 24 sayıyla. Bu ikilinin problemi bugün bireysel skor katkısından daha ziyade organizasyonla ilgiliydi. İkisi de maçı sadece 1 asistle bitirmişler. Toplam asist sayımız ise 5. İkinci maç problem yaşamak istemiyorsak bu organizasyon problemini çözmemiz lazım.

İki takımın da şut yüzdeleri son derece düşük. Bunu da savunmaların sertlik derecesinin bir ürünü. Ribauntlarda 34-28 üstünlük sağlamışız. İlginç bir istatistik de bizde en fazla ribauntu alan oyuncu oyun kurucumuz. Birsel 8 ribaunt almış. Zaten bugün maçın oyuncusu seçilse açık ara o olurdu. Hakemler sertliğe müsaade ederek bence iyi bir maç oynanmasına katkıda bulundular,zaman zaman çalınmayan fauller iki takım adına oldu, sonlara doğru Catchings'e çalınmayan teknik faul dikkat çekiciydi.

Cumartesi bizi yine bu denli sert ve zor bir maç bekliyor. Bu kızların yaptığı şey kolay değil. 7 kişilik bir rotasyonla tüm sezonu götürmek ve sezon sonnuda bu maçları oynamak çok zor ama üstesinden gelebileceklerini biliyoruz. Haydi kızlar iki maç daha.
Devamı ...

Namağlup Şampiyon



Geçen yıl Ezcacı'nın gecekondudan bozma salonunda kazandığımız şampiyonluktan sonra bunun bir hegemonya başlangıcı olmasını, müessese kulüplerinin yanlarına iliştirilmiş tekil bir şampiyonluk olmaması gerektiğini belirtmiş, bu hegemonyayı başlatacağımıza da inandığımızı yazmıştık. Bir yıl sonra bugün ikinci şampiyonluğu kutluyoruz. Üstelik namağlup bir şekilde. Normal sezonda oynadığı 22 maçı ve play-off ta oynadığı 8 maçı da kazanıp 30'da 30 yaparak elde edilmiş bir şampiyonluk... Erkeklerin de şampiyon olmasıyla voleybola damga vurduğumuz bir yıl oldu. Bu takım bizleri bu sene fazlasıyla gururlandırdı. Pek çok Fenerbahçe taraftarına kulübün sadece futboldan ibaret olmadığını, bu forma için terlerini sonuna kadar akıtan başkalarının da olduğunu ezberletti. Bu branşları takip eden taraftarlar zaten yıllardır bunun bilincinde ama sporu futboldan ibaret görüp haftalık sonuçlarla yaşayan bir ülkede geniş bir kitleye kendilerini fark ettirdiler bu kızlar.

Kadınların yarıştığı bir branşta spor kulüplerinin yatırım yapması ve iddialı olması çok önemli. Bugün Anadolu'da pek çok yerde kız çocuklarının bırakın spor yapmasını, beden eğitimi dersinde eşofman giymesini namus meselesi yapan, bunun için doktorlardan rapor dilenen adamlar var. Kadınların sosyal hayattan dışlandığı, erkek aşkının nesnesi olduğu müddetçe bir anlam kazandığı bir toplumda bu kızların kıracağı bir önyargı, spora teşvik edeceği bir kız çocuğu, çocuğunun spor yapmasına ikna edeceği bir muhafazakar baba bile büyük kazanç. O yüzden bu ülkenin kadınların spor yapabildiği bir ülke olması açısından bile belki küçük ama anlamlı bir adım atılmasında yardımcı oldu Fenerbahçe bu yıl başarıları sayesinde geniş kitlelere ulaşarak. Başarıda pay sahibi olan oyuncu yönetim ve taraftarların hepsinin emeklerine sağlık. Doğru yapılandığında bir takımın neleri başarabileceğini bu yıl gördük.

Bir parantezde Nati için açmak lazım. Final serisinde herhangi bir bireysel ödül almamış olabilir ama bence bu sezonun açık ara MVP'si kendisi. Hegemonyanın ikinci senesini de gördük, seneye Avrupa Şampiyonluğuyla taçlanmış bir lig şampiyonluğu daha bekliyoruz. Bu sene tribünde duymaktan en haz aldığım sözcüklerle bitireyim bir kez daha

"Armanın gururu sarı melekler"
Devamı ...

Giden Kupanın Ardından



Kupa lanetini atamadık ama bu sefer bir şanssızlık ya da bahtsızlıktan söz edemeyeceğiz. 5-1 yenildiğimiz Galatasaray finalinde bile maçın büyük bir bölümünde Galatasaray’dan daha iyi oynamış Mondragon’a takılmıştık ama dün oynanan oyunun şanssızlıkla, talihsizlikle, teknik ve taktikle izah edilecek bir yanı yok. Kazanmayı istersen kazanma şansın vardır, kazanırısın ya da kazanmazsın; o günkü koşullar belirler, ama kazanmayı istemiyorsan asla kazanamazsın.

Dün belki de kupa finalleri tarihinde şansın en fazla bizim yanımızda olduğu maçtı. İlk yarıda Umut’un atamadıkları, ikinci yarı Burak’ın bir metreden atamadığı ve Colman’ın direkten dönen topu futbol şansının bizden yana olduğunun göstergesiydi. Ama sahadaki takım o denli ruhsuzdu ki şans da kapıyı on kere çalmıyor, bir yerden sonra benden bu kadar diyor.

Uzun zamandır herhangi bir final maçında bir takımın bu kadar umarsızca oynadığını görmemiştim. Maçın başlamasıyla gol yiyeceğimiz belli oldu, hasbelkader 1-0 öne geçtik, gol yiyeceğimiz yine belliydi, 1-1 olduktan sonra yine maçı izleyen herkes Trabzon’un her an gol atabileceğini düşünmüştür herhalde. Maçın her anında kazanmaya dair en ufak bir kıvılcım göstermedi takım.

Daum Fenerbahçe’ye ilk geldiği dönemdeki gibi değil bunu pek çok kişi söylüyor, zaman insanı biraz daha muhafazakar yapıyor bunu anlayabilirim de bu kadar muhafazakarlık da fazla. Van Hoojdonk’u en kritik Beşiktaş derbisinde orta sahada oynatıp maçı kazanmamızı sağlayan, Ümit Özat’ı Antep deplasmanında forvet arkasına koyup 3 gol atmasını sağlamış, maç krize girdiğinde muhakkak hamle yapan,değişik şeyler deneyen adam gitmiş, Bavyeralı ortalama bir Hristiyan Demokrat seçmen muhafazakarlığında bir adam gelmiş gibi davranıyor Daum. Dün oyun 2-1 olduktan sonra bile forvet sokma konusundaki tereddüdünü anlamak mümkün değil. Urfa’nın peygamberler şehri olması nedeniyle bir peygamber sabrıyla mı tahammül etti Guiza’ya acaba onu da anlamadım.

Sonuçta giden ikincil önemi olan bir kupa, ama 3 gün sonra başkentte de İstanbul dışında sinen, rakibe kuzu gibi boyun eğen bir takımla karşılaşırsak bunun bedeli çok daha ağır olur. Trabzon’u da tebrik etmemiz lazım, ortamı germeden, rakibe çamur atmadan bileklerinin hakkıyla kazandılar. Başkalarının sürekli sözle bahsettiği sahte bir duruşu değil ama belki de bu topraklarda alışık olmadığımız gerçek bir duruşu temsil eden Şenol Güneş’in başında olduğu bir takıma kaybetmek de bir nebze olsun üzüntümüzü hafifletebilir.

Not: Beşiktaş’ın jet hızıyla Trabzon’a kutlama mesajı yayınlaması çok ilginç, böyle bir gelenek başlattılarsa ne mutlu ama muhtemelen Fenerbahçe kaybettiği için böyle bir kutlamaya gerek duymuşlardır, bu hafta Ankaragücü’ne puan kaybedersek Pazar saat 21:45 de de Bursaspor’u şampiyonluklarından dolayı tebrik edip “yav ayıp oldu haftaya bizle oynuyorlarmış unutmuşuz” diye bir tekziple 1 saat sonra açıklamayı geri çekmelerini bekliyorum kendilerinden.
Devamı ...

4 Mayıs 2010

Şampiyonluğa Bir Adım Kala



Bu sene izlediğimiz en kaliteli maçtı muhtemelen. Zaman zaman çok basit manşet hataları olsa da uzun rallilerin olduğu, iki takımın da bir an olsun maçı bırakmadığı ve her topa atladığı müthiş bir final maçı izledik. İlk maçta maçı çeviren Alice Blom ve Naz'la başlamayı tercih etti Jan de Brant. İlk sette belki de bu sezonki en iyi oyununu oynadı Fenerbahçe Acıbadem. Sadece köşelerden değil ortadan ve arka alandan da çok farklı hücum çeşitlemeleriyle ve müthiş bir blok performansıyla ilk seti fazla zorlanmadan kazandık. 25-16.

İlk set makine gibi oynayan takım, kadın voleybol takımlarında sık görülen bir şekilde bir anda evrim geçirip durdu. İlk set gayet iyi oynayan Naz bu set özellikle köşelere attığı paslarda sorun yaşamaya başladı. Dricx ve Seda'nın oyuna girmesi de gidişatı terse çeviremedi. Final serisinde manşetine bir haller olan Nati'nin üzerine üzerine servis atan Vakıfbank seti rahat bir şekilde kazanıp skoru eşitledi. 25-18.

Üçüncü set müthiş bir çekişmeye sahne oldu. Bol miktarda manşet hatalarımıza rağmen bloklardaki etkinlik ve setin sonlarına doğru Neslihan'ın arka arkaya hatalarıyla iki üç kez set sayısı da atmamıza rağmen 30'lara kadar uzayan seti Güldeniz'in servisini kötü karşılayınca hücumda bloğa yakalanarak Vakıfbank'a verdik. 31-29.

Dördüncü sete iyi başlayıp 4-0'ı yakalık. İkinci teknik molaya kadar farklı bir şekilde önde götürdük maçı... 20. sayıda Stam'ın servisleriyle krize girip 7-8'lerde dolaşan farkın 2 sayıya kadar düşmesine engel olamasak da Nati'ni blok-aut'uyla Stam'ın servisini kırıp arka arkaya sayılarla maçı artık Vakıfbank maçlarında bir zorunluluk olmaya başlayan final setine taşıyabildik. 25-20.

Türkiye Kupasındaki ikinci maçta da, final serisinin ilk maçında da 5. seti açık ara kazanmıştık. Bu sefer daha çekişmeli bir final seti oldu. Saha değişimine kadar bir kopma olmadı. İyi servis atıp 3 sayılık bir avantaj yakaladık 10'lu sayılara gelindiğinde. Gamova'nın nispeten daha etkisiz olduğu bu sette Nati'nin ağrlığını koymasıyla seti 15-11, maçı da 3-2 kazanarak final serisinde durumu 2-0 a getirdik. Şampiyonluk için tek bir galibiyete ihtiyacımız var. Perşembe günü 18:30'da ismi tweeter mesajı olabilecek uzunlukta bu takımı bir kez daha yenersek üstüste ikinci kez şampiyon olmuş olacağız.

İstatistiklere bakarsak yine fazlaca Nati ve Gamova yı kullamışız hücumda. Gamova'nın 49, Nati'nin 40 hücum girişimi var. Onlardan sonra hücumda en çok kullandığımız oyuncu 12 kezle Eda ve Seda. Görüldüğü gibi arada uçurum var. Naz'ın oynamasıyla ortaların daha çok kullanılacağını düşünülüyordu ama bugün ilk set dışında ortaları kullanma konusunda yine çok da yeterli değildik. Daha önceki maçlarda manşetine yüklendiğimiz Nikoliç bugün %83'le manşet almış. Mükemmel manşet oranı ise %48 olmuş. Bizim manşetine en güvendiğimiz oyuncu olan ama iki maçtır manşette sallanan Nati'nin manşet oranı ise %52 de kalmış. Onun mükemmel manşet oranı ise %37. İlk maçta Seda'nın aksaması ve onun yerine Blom'un girmesi manşette rahatlatmıştı bizi ama Nati'nin bu alışık olmadığımız manşet hataları bugün de maçın 5 sete uzamasında en büyük etkenlerden biriydi.

İki takımda 8 servis kaçırıp 3 kez servisten sayı almış. Burada mutlak bir eşitlik var. Bloklarda 20-15'lik bir üstünlüğümüz var. İlk maçta sadece 8 kez bloktan sayı alabilmişti Vakıfbank. Bu sefer sadece Poljak'ın 7 blok sayısı var. Bizde de Eda'nın 7 bloğu var. Naz mı Dricx mi oynamalı konusunda ben Naz'ın oynaması gerektiğini düşünüyorum ama ikisi arasındaki tercih nedenim pasları ve hücum opsiyonlarını nasıl kullandıklarından ziyade savunmaya katkıları. Naz'ın blok tutmada da arka alan savunmasında da Dricx'den çok daha iyi olduğu bir gerçek. Naz bugün özellikle köşelere gönderdiği paslarda epey bir hata yaptı, belki Dricx'den daha fazla da hata yapmış olabilir ama takıma totalde katkısı Dricx'den daha fazla. Zaten seneye büyük ihtimalle birinci pasör olacak Dricx'in gitmesiyle fakat final serisinde ilk maçı çeviren oyuncu olması, diğer maçlarda da ilk altı başlaması biraz kaybettiği özgüveninin yerine gelmesi açısından çok önemli. Eğer Türk voleybolunda bir hegemonya kuracaksak takımın ruhunu taşıyacak Türk oyuncular etrafında olacak bu. Yani Eda-Seda-Naz. Dolayısıyla bu üç isme güvenip sonuna kadar arkalarında olmamız, iki tane hata yaptı diye bu gitsin bu gelsin yorumları yapmamamız lazım.

Şampiyonluğun kenarındayız bunun keyfini çıkaralım, daha sonra bol bol konuşuruz zaten bunları. Perşembe bir kez daha kazanıp hasat mevsiminde ikinci şampiyonluğu almak dileğiyle.
Devamı ...

Lige Erken Havlu Atanların Hüzünlü Öyküsü



Şimdi üç büyüklerimizden iki tanesi ligin bitmesine bir ay kala havlu attı ya, hatta ikisinin ipini de çeken Fenerbahçe oldu ya... Türkiye Ligi yine oluverdi Fenerbahçe ve diğer takımın şampiyonluk yarışı. Diğer takıma her maç için 3 puan yazılıyor, Fenerbahçe'nin oynayacaklarına nasıl gaz vereceklerini şaşırıyorlar ya... Geçen hafta Eskişehir maçından önce "Bak Rıza hocam sana bu adamlar seneler önce 'iki ekmek bir süt' pankartı açmıştı, ona göre git Kadıköy'e" yazısı bile gördük ya... Şimdi bu çaresizliğe, bu âcizliğe isim mi bulalım, örnek mi verelim? Örnek vermekten zorlanmıyoruz zaten, ezelî rakiplerimiz sağ olsun.

Birincisi şurada, Adnan Polat'ın açıklaması. Bir takım nedenler sıralayıp "Bu nedenlerle de Bursaspor'un şampiyon olmasını istiyoruz" diyor. Daha geçen hafta maç yaptınız, bu haftaya kadar rakibinizdi, belki dolaylı olarak oynayacağınız maçlar Bursaspor'u veya Bursaspor'un oynayacağı takımları da etkileyecek. Bu açıklamayı hangi mantıkla yaparsınız? Ses çıkaran yok tabii, şu lafı Aziz Yıldırım'ın ettiğini düşünün bir. Temiz futbolcu köşe yazarlarından tek tek bu konu hakkında yazı bekliyor olacağım fakat ligimiz Fenerbahçe ve diğer takımın ligine döndüğü için onlar İngiltere ve Almanya'daki heyecanlı lig mücadelesinden bahsedecektir. Adnan Polat'ın açıklamasına çok da şaşırmamak lazım aslında. Daha önce de "Beşiktaş kupayı alsın Galatasaray şampiyon olsun" dediklerini duyduk Bay Demirören'le kol kola girip.

Temiz futbol demişken tabii ona da değinmeden edemiyor. Kurdukları rüya takım ve modern zamanların total futbolunu yaratan teknik adamların Allahı şampiyonluğa bir ay kala havlu attı. Bir suçları yok elbette, suçlu futbol düzeni olmalı. Bakın ne diyor "Hakem hataları sürekli bir takım lehine, diğer takımların aleyhine oluyorsa kafalarda soru işaretleri oluşuyor. Rakip takımlarla oynanan müsabakalarda futbolcuların, kalecilerin performanslarına bakıyoruz, orada rahatsızlıklarımız var. Arzu ettiğimiz gerçek anlamda pırıl pırıl, tertemiz bir lig olduğunu söyleyemiyorum." Rakip takımla oynanan müsabakada kaleciniz 30 metreden Selçuk'un topunu içeri aldı, bence de bir zahmet sıkıntın olsun. Daha 30 saniye önce bitmemiş ligde alakasız iki takımın şampiyonluğu hakkında konuşan Sayın Polat temiz futbolcu oluverdi bakın. Arkasında da objektif, dünya futbolunu yakından takip eden, Fransa ikinci ligi takımlarının bile kalecilerini sayacak futbol uzmanları var, haklı da bulunur elbet. Dert etmeyin.

Diğer tarafta kopyası var. Kopyası da demeyelim, taklidi. Retorik uzmanı olduğunu sanan ama beşinci sınıf milliyetçi terminolojiden ürettiği söylemleri kullanan bir adam. Onun açıklaması da burada. O da diyor ki "Beşiktaş, futbolun aydınlık yüzüdür. Beşiktaş, sahada kazanmaya inanan tüm diğer takımların ve sporseverlerin önündeki tek 'büyük' örnektir. Türk futbolunda rekabeti gölgeleyenler, mücadeleyi saha dışına taşıyanlar yok olmaya mahkumdur." Ligden ümidi kesince "gönüllerin şampiyonu" pankartı açıp "haysiyet, emek" tezahuratlarına sarılan camiasının taraftarıyla paralel tabii, çok şaşıracak bir şey yok. Türkiye'nin en ünlü mafya liderini yurt dışına kaçıran, telefon kayıtlarıyla oyuncularının şike yaptığı ortaya çıkan, rakibi sindirmek için sahanın ortasında 'parmak atan' futbolcularına sahip çıkan, galibiyeti müjdelemek için beyaz çarşaflara kan püskürten fakat onurlu, haysiyetli, eşitlikçi, emekten yana bir camianın başkanı. Ne mutlu ki lige bir ay kala havlu attılar ve bu güzel sıfatları bir arada kullanma fırsatı buldular.

Lig yine Fenerbahçe ve diğer takımın mücadelesi ligine döndü. Bundan böyle akıl almaz şeyler duyacağız. Bursaspor'un şampiyonluğunun Türk futboluna çağ atlatacağını, futbolun kirli olduğunu, hakemlerin Fenerbahçe'yi yarışa ortak ettiğini, Ümit Özat'ın intikam alması gerektiğini, Trabzonspor'un 1996'yı unutursa haysiyetine ihanet edeceğini duyacağız. Daha şimdiden ligdeki yerleri belli, sıfır kupayla sezonu kapatmayı garantilemiş camialardan başka bir şey beklemeyin. Onlar ve arkalarındaki sürü için lig, Fenerbahçe yenilince temiz ve güzel. Bursaspor şampiyon olursa yine öyle olacak zaten, o güne kadar Avrupa Ligi özetlerini kaçırmamaya devam.

"Onların oynadığı futbolsa bizimki ne? Bu lig bitmiş zaten."
Devamı ...

"Anlamak gerekiyor onları"


Daum

Türkiye'de basının hali ortada, öyle olunca spor basınını ayrı bir yere koymaya gerek kalmıyor. Bir de son senelerde ortaya çıkan anti-çirkinfutbol basını var. Onlar da sürekli ne kadar çirkin bir futbolumuz olduğundan, bu düzenin ne kadar bozuk olduğundan bahsediyorlar. Aynı şeyleri taraftar forumlarına bakarak da gözlemlemek mümkün. Bir tarafta sürekli eleştiren ve kızan taraftarlar, diğer tarafta bunun takıma zarar verdiğinden sürekli şikayet edenler. Daum geçen hafta uzun bir açıklama yapmış, satır arasında bununla ilgili bir şeyler söylemiş. Senelerce Türkiye'de acımasızca eleştirilen bir teknik adam olarak artık bu durumla nasıl başa çıkacağını anlamış ve bu durumu sakince düşünerek karşılıyor. Sanırım anti-eleştiri cephesi de biraz sinirlerine hakim olmalı, zira eleştirilen isim bizzat aşağıdaki tespitleri yapmış

"Bazen Avrupa'dan gelince seni şok eden durumlarla karşılaşıyorsun ve bunu idare etmen gerekiyor. Bazen çok duygusal ortamlar oluşuyor ama bunun sakinleşeceğini, geçeceğini bilmen gerekiyor. Ben 7 yıllık tecrübemden bunu biliyorum. Teknik direktörün yüzü, futbolcularının aynasıdır. Bunları Rijkaard için değil, kendim için de söylüyorum. Benim yapmaya çalıştığım ve öğrendiğim o yüz ifadesinin çok önemli olduğudur. Sürekli gülen anlamında değil ama güçlü, takımına güvenen bir şekilde teknik direktörün takımın arkasında durması gerekiyor. Kaybedince, 'Neden oldu ?' diye üzgün bir ifade, takıma da etki yapabiliyor. Futbol her zaman duygusal bir spor ama Türkiye'de çok daha fazla duygusal. O yüzden bu duygusal ortamı zaman içinde kendi başarın için yönetmeyi öğrenmen gerekiyor. Bazen bu negatif duyguları da bir patlama yapmak için, daha iyiye ulaşmak için kullanabiliyorsun. Bunu öğrenmek lazım. İlk zamanlarımda, 90'lı yıllara neden benim başıma geliyor diyordum. Herkes eleştiriyordu. Bu yanlış, bunu yapmamak gerekiyor. Geçen zaman içinde bunu öğrendim. İlk geldiğimde Almanya'dan, iyi hocalardan biri olduğumu düşünüyordum. Yapılan eleştiriler nedeniyle bana hiç saygıları yok diyordum. Ama öyle değil asında. Gazeteciler hep bir şeyler söylüyorlar ama onlar da futbol hastası. Anlamak gerekiyor onları. Örneğin Kazım Kanat. Beni öyle bir eleştiriyordu ki, zor durumda kalıyordum ama dışarda yemek yediğimizde anlıyordum ki Beşiktaş sevgisinden yapıyordu bunları. Kişisel olarak bana çok saygıları vardı ama onların takımı Beşiktaş'ta hata yaptığımda, düşmanları oluyordum. Özellikle Kazım Kanat'la harika ilişkim vardı. Türk futbolunun farklı mantalitesini de bu gibi dostlardan öğrendim. İnişlere çıkışlara alıştıkça da, kendi yolunda hep devam etmen gerektiğini gördüm.

Oyuncularıma da bunu söylüyorum. Hep bu yolda eğitmeye çalışıyorum. Lider olmaları için en önemli şeyin bu olduğunu anlatıyorum."
Devamı ...

3 Mayıs 2010

Havada Durdum, Şahitlerim Var v.II


Havada Durdum

Haber aşağıda. "O konuşmaları nasıl yaptım ben de bilmiyorum. Bana bir şey oldu herhalde." ne demek yahu? Esra Ceyhan şefkatiyle, "Ayhan bey ne yapıyorsunuz?" diye sormak istedim.

F.Bahçe ve başkanı Aziz Yıldırım için "Yıldırım MHK'yı babasının çiftliği sanıyor. Fener'i yakarım" diyen A.Gücü Asbaşkanı Ayhan Atalay özür diledi. Bir TV programında "Tüm F.Bahçe camiasından, yöneticilerinden, başkanından, futbolcu ve taraftarlarından özür dilerim" diyen Atalay, "O konuşmaları nasıl yaptım ben de bilmiyorum. Bana bir şey oldu herhalde. Haddimi aştığımın farkındayım. Benim F.Bahçe hakkında kötü şeyler söylemem yakışık almadı" ifadesini kullandı. Atalay, futbol yorumcularından etkilendiğini de dile getirdi.
Devamı ...

Basketbol Federasyonu Neyin Peşinde?



Basketbol federasyonunun nasıl yönetildiği konusunda daha önce de bir şeyler yazmıştık. Saldım çayıra mevlam kayıra şeklinde bir yönetim tarzında her türlü abukluğu bekliyoruz bu federasyondan. Ama son icraatları iyice bardağı taşırdı. Kadınlar basketbol liginde bu sene akıllara zarar bir şey oldu. Sezon başında "normal sezonda taraflardan ikisinin de karşılıklı kazandığı maçlar durumunda bu iki takım play-off da karşılaşırsa seri 0-0 dan başlar" kuralı play-off'lar başladıktan sonra 1-1 olarak değiştirildi. Yani 0-0 başlaması gereken ve kazanılmış üç maç üzerinden oynanması gereken Galatasaray-Mersin Bşb serisi 1-1 başlayıp Galatasaray'ın iki maçı kazanmasıyla 3-1 sona ermiş oldu.

Üç yıl önce bu federasyon play-off'un ilk ve ikinci turunda normal sezonda iki maçı da kazanan takımın 1-0 önde başlamasını kabul edip final serisinin normal sezon maçlarına bakmadan 0-0 başlaması gerektiğine karar vermiş ama yine 0-0 başlayan seride de Fenerbahçe'nin şampiyonluğunu engelleyememişti. Bu sene uzun sürmesi beklenilen ve Fenerbahçe serisine yıpranmış gelebilecek bir Galatasaray'ın sorun olabileceğini düşünerek bu garip kuralı getirdiler. Gerekçe olarak da WNBA oyuncularının 15 Mayıs tarihi itibariyle ülkelerine dönmeleri için programın sıkışmasını belirttiler. WNBA'in sezon takviminin ne zaman başlayacağını Mayıs ayında öğrendiler herhalde. Normal sezonda iki hafta arasına maç koyup ligi iki hafta erken bitirip play-off'a erken başlamak mümkünken bunu yapmayıp sonra lig başında belirlenmiş statüyü lig devam ederken değiştirmek nasıl bir aymazlıktır, nasıl bir ben yaptım oldu mantığıdır anlamak mümkün değil.

Ligi namağlup bitirip iki rakibinin uzun sürecek bir seride yıpranmasını bekleyen Fenerbahçe'yi neredeyse normal sezonu namağlup bitirdi diye cezalandıracak federasyon. Kazanılmış üç maç üzerinden oynanması gereken Galatasaray-Mersin Bşb serisi bu kararla Fenerbahçe'nin 1-0 önde başladığı Botaş serisinden daha önce bitti.

Play-off'a normal sezonda iki maçı da kazanan takımı 1-0 önde başlatıp başlatmamak yerel lig yetkililerinin takdirinde olan bir şey Avrupa'da bunu uygulayan da var, 0-0'la başlatan da var. Ama play-off un ilk ve ikinci turunu 1-0 başlatıp finali 0-0 başlatmak diye bir kural olamaz. Bunun mantıklı bir açıklaması yok. Normal sezonda habire Fenerbahçe'ye kaybettiği için play-off a 1-0 geride başlayan Galatasaray'a bir şans daha verilmesi için üç yıl önce icat edilmiş bir düzenlemeye bu sene play off başlarken değişen kuralla bir halka daha eklendi. Fenerbahçe, futbol takımının şampiyonluk yarışıyla meşgulken başlayacak final serisi. Fenerbahçe yönetiminin de taraftarın da teyakkuz halinde olması lazım. Galatasaray'la oynanacak final serisinden kötü kokular geliyor.
Devamı ...

2 Mayıs 2010

Aziz Yıldırım'ın Ajandası!


Aziz Yildirim

Dünyada olup biten bütün olayların sorumlusu, küresel ısınmanın baş aktörü, Ortadoğu meselesinin bu hale gelmesinin en önemli nedeni; mazlum Beşiktaş ve Galatasaray camiasının bu halde olmalarının müsebbibi, Erman Toroğlu'nun ekmeğine mani olan zalimlerin şahı Aziz Yıldırım'ın şoke eden ajandasını ele geçirdik.

Cumartesi 15:00 Parma-Roma maçı için yardımcı hakemi aradım 7. dakikada Totti'nin bir pozisyonu olacak bayrak çekmeyeceksin capito. 150.000 euroya bağladım.

Cumartesi 16:00 Bizim maç için İveşa'ya Özer'in topunu elinden kaçıracaksın 25. dakikayı ayarladık pozisyon için ona göre dedim. 200.000 euroya bağladım.

Cumartesi 17:00 Vakıfbank'ın liberosu Gizem; 2-0 öne geçtikten sonra manşetleri salla. Bizimikiler için 3-2 ye ayarladık maçı ona göre. Bir senelik kuaför ücretine bağladım kızı.

Cumartesi 18:00 Villarealli Nilmar telefonda: koçum ilk on dakikada iki pozisyon geliyor sana bizim Valdes salağı yüzünden dışarı atıyorsun gözüm bunları anlaşıldı mı? 150.000 euroya bağladım.

Pazar 13:00 Gerard, düşündüm taşındım sen kaptan adamsın senden şüphelenmezler Drogba'ya bir asist yapıyorsun ilk yarı hatalı geri pası verdim hesabı, para ikinci yarıda cepte koçum hadi kolay gelsin. Pahalı oldu bu ama 500.000 euro çerez parası Chelsea için.

Pazar 14:00 Nac Breda'lı Feher'e sms: Koçum bu Twente için devreye girmemi istedi Hollanda Kraliçesi. 22. dk'da dalıyorsun bizim elemana, çat kırmızı kart hakemi de ayarladık mrk etme k.i.b grşrz bye. 250 kontöre ayarladım.

Pazar 14:30 Beşiktaş Küçük Bayan Baketbol Takımı Oyuncuları: Faulleri kaçırıyorsunuz, sen uzun boylu ilk yarı dört faul yapıyorsun tamam mı? 3 adet çikolatalı gofrete ayarladım.
Devamı ...

Tolunay Ne Dedi?


Tolunay

Bursaspor'un maçı nasıldı, doğal olarak, haberim yok fakat Tolunay Kafkas'ın maç sonu açıklamasını izledim. Enteresandı. Tolunay maçın 41. dakikasında iki oyuncu birden değiştirdi. Maç sonunda Lig TV muhabiri bununla ilgili bir soru sorunca şok edici bir cevap verdi. Önce sitem ediyor veya hakeme isyan ediyor sandım fakat daha sonra tekrar ettiği sözlerinden şike iması yaptığını anlamak zor değil.

Önce "Oyunla ilgili bir şey söylemek istemiyorum, Türkiye'de isteyenin istediğini kazandığı bir düzen var, buna da teknik adamlar bir şey yapamıyor, nefret ediyorum bu düzenden" dedi. Bunu duyunca iki senaryo geldi aklıma

1) Takımının iddiası olmasa da maça tam konsantre olması gerektiğini, futbol ahlakı ve iş disiplininin bunu gerektirdiğini düşünüyor olması ve futbolcularına bunu aktaramadığından şikayetçi olması.

2) Hakemin bariz hatalarla maçın kaderini etkilediği.

Daha sonra hakem konusunu açıkladı, klasik "ince ince doğradı" söyleminden başka bir şey yoktu şikayetinde, bariz bir hatadan da bahsetmedi. Yani ikinci senaryo değildi anlatmak istediği. Sonra "Bursaspor'u tebrik ederiz" dedi. Muhabir de ilk söylediğini tam anlamadı ve cümlesini tekrarlayıp ne anlama geldiğini sordu.

"Oyun anlayışında istediğimizi alamadık, özellikle iki oyuncu performanslarının altında oynadılar, ikinci yarı istediğimiz gibi oynadık ama olmadı. Bunları değiştirmemiz lazım, genç nesil olarak çırpınıyoruz fakat değiştiremiyoruz, bu böyle olmamalı Türkiye'de" dedi. İlk senaryodaki gibi bir derdi olsa burada sanırım daha net açıklardı. Özellikle "bu düzenden nefret ediyorum" dedikten sonra, "iki oyuncu maalesef çok kötüydü" demesi ve "ikinci yarı düzeldik ama iş işten geçti" demesi oyundan çıkardığı iki oyuncuyu kasıtlı olarak vasat oynamakla suçladığı anlamına gelmiyor mu? Belki de bir hatır şikesinden şikayetçi, belki kulağına maç öncesi bir şeyler geldi ve maç sırasında doğru olduğunu gördü. Ne anlama geliyor bu söyledikleri?

Açıklama Lig Tv sitesinde
Devamı ...

1 Mayıs 2010

Fenerbahçe 2 - Eskişehirspor 0
TSL 01/05/2010


Taraftar

NTVSPOR ve Ajanslar
Fenerbahçe, Eskişehirspor karşısına son haftalardaki temposuyla çıktı. Bunun karşılığını almakta da gecikmediler. 13. dakikada kazanılan frikik atışını Alex kullandı. Son frikik golünü 2006’da Galatasaray’la oynanan kupa maçında Aykut’a atan Brezilyalı, Ivesa’nın kıpırdamasına bile izin vermedi: 1-0.

24’te Özer sağ tarafta topla birtakım eksantrik hareketler sundu. Sonrasında şutu Doğa’nın ayağından sekti. 2.05’lik Ivesa’nın ellerinde tereyağı vardı. Top, o koca ellerden kayıp kaleye girdi: 2-0.

Eskişehirspor bir türlü rakip kale yakınlarına gidemiyordu. 34’te Alex’in ceza alanı dışından şutunu Ivesa köşeden kornere gönderdi. 36’da Gökhan sağdan indi (yahu bu adam hani Beşiktaş maçından sonra ameliyat olacaktı). Geriye doğru çıkardı. Özer penaltı noktasına yakın bir noktadan stratosfere yolladı topu. 39’da Mehmet Topuz’un şutunda Ivesa başarılıydı.

52’de Alex kaptığı topu Özer’e aktardı. Üzerine gelen Ivesa’nın üzerinden aşırtmak istedi Özer. Ama top dev vücuda çarptı. Maç tamamen Fenerbahçe’nin istediği tempoda gidiyordu. 73’te Alex yaydan vurdu. Top yan direkten geri geldi. 90+3’te Volkan kendi kendine Eskişehirspor’a pozisyon hediye etti. Bir ıska, bir elinden kaçırma. Ama Eskişehirli futbolcular, topu içeri gönderemedi.

Fenerbahçe artık gelecek hafta kazansa bile işin son kalacağının farkında. Peş peşe iki zorlu 90 dakika var önünde. Önemli olan Fenerbahçeli futbolcuların, bu maçın ilk yarısındaki tempoya ulaşıp ulaşmayacağında. Hafta içinde kupa finali var. Hani 27 yıllık hedef var ya o! Kısacası Fenerbahçe için gol yemezlik ve liderlik kolay korunacak şeyler değil. Maçlar çetin, rakipler çetin. Ama Alex diye bir adam var ve ligin son haftalarında bir yıldızın yapması gerekeni yapıyor. Gol atıyor ve takımını oynatıyor.

FENERBAHÇE: 2 - ESKİŞEHİRSPOR: 0
Stat: Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu
Hakemler: Bülent Yıldırım, Cem Satman, Ekrem Kan
Fenerbahçe: Volkan Demirel, Gökhan Gönül (Dk. 89 Bekir), Lugano, Bilica, Andre Santos, Mehmet Topuz, Selçuk, Emre (Dk. 78 Deivid), Özer, Alex, Güiza (Dk. 78 Semih)
Eskişehirspor: Ivesa, Sezgin, El Saka (Dk. 54 Erkan), Nadareviç, Volkan, Alper (Dk. 72 Ragıp), Doğa, Koray, Sezer, Mehmet, Ümit Karan (Dk. 58 Adem)
Goller: Dk. 13 Alex, Dk. 24 Özer (Fenerbahçe)
Sarı kartlar: Dk. 31 Koray, Dk. 85 Adem (Eskişehirspor), Dk. 40 Güiza (Fenerbahçe)
Devamı ...