4 Nisan 2012
Resmî Site Bir Hiçtir, Sosyal Medya Her Şey
Son hadise malumunuzdur.
Ülkemizde yaşayan bir kısım zevatın ne kadar zerzevat olabildiğini bilmeyenler için söyleyelim; Trabzonspor'un münevver (!) üniversiteli taraftarlarından bir kısmı, Fenerbahçe taraftarını fotoğrafla hedef gösterip, başlarına bir de ödül koymuşlar.
Buna karşılık ilk tepkiyi gösterenler ise tabii ki "meşhur sürecin her bir saniyesinde olduğu gibi" Fenerbahçe taraftarları olmuş.
Peki Fenerbahçe resmî sitesi ne yapmış? Şimdilik hiçbir şey. Yapar mı? Muamma. Haberleri var mıdır? Bilinmez. İş mi bu? Değil.
Fenerbahçe resmî sitesinin kendisine "dünya kulübü" diyen hiçbir kulübe yakışmayacağı ve fotoğraf seçimlerinden içeriklere kadar her şeyin baştan savma yapıldığı hemen herkes tarafından kabul gören bir gerçek
Lakin her ne kadar yavan bir tasarıma da sahip olsa, hiç değilse bazı can alıcı noktalarda "internet vasıtasıyla milyonlarca insana hitap edebilmesi" işlevsellik için yeterli.
Haklarını yemeyelim; bunu hiç yapmadılar mı? Yaptılar tabii. Örneğin sahaya lazer tutan bir Fenerbahçe taraftarının "Sayın muhbir vatandaş" tarafından kulübe ya da emniyet güçlerine bildirilmesini istemişlerdi.
Kulübün "koltuk kırılması ve sair hadiseler" yüzünden aldığı cezaları, genelleme yapa yapa duyurmaları ve sanki o genellenen taraftarlar kulübe hiç girdi yapmıyormuş gibi "Sizin yüzünüzden bilanço zarar gösteriyor işte" sızlanmalarıyla bildiri yayınlamaları da hafızalardan silinmedi.
Tabii ki bunlar resmi sitenin kendi tasarrufları değil. Ortada "Kurumsal İletişim" diye yönlendirici bir departman var. İsmini görünce fasulye gibi nimetten sayabileceğimiz bu bölümün henüz taraftar yararına bir iş yaptığına şahit olmadık.
Hiç değilse bu son olayın ardından kararlı bir tavır gösterilmesi ve böylesine hain bir tehdit peşinden, sürecin en kuvvetli dinamiği olan taraftarın arkasında durulması gerekir.
Eskiden bu ülkede "düğmesi altı aydan başlar" denenlerden bir tanesi de Fenerbahçelilerdi. Şimdi bu hal değişmişse, bunun sorumlusu "Taraftar=Para" kafasıyla bakan yöneticilerdir.
Fenerbahçe Spor Kulübü'nü yönetenler, taraftarlarına yönelen bu kahpeliği sergileyenleri ele güne karşı rezil etmeyi ve "bunu düşünebildikleri için" hepsini kanun yoluyla süründürmeyi başarabilirler ise gözlerde büyürler. Yok, yapmazlar ya da yapamazlar ise... Taraftar da tarih de burada. Şimdilerde her görüldüğünde "başkanım" hitabıyla göğsü kabaranlar, yarın bir gün halife postundan çıktıkları zaman gördükleri muameleye şaşar, kalırlar. Alimallah!
Devamı ...
9 Ocak 2012
Bordo Mavi Hükümet
Bugün Çevre ve Şehircilik Bakanı'nın Trabzon'un şampiyonluk kupasının gelmesi için ince ince çalıştıkları beyanını okuduk. Şaşırdık mı, Tabii ki hayır. Bakan böyle bir açıklamayı yapacak cesareti, cüreti nereden buluyor, sadece oy aldığı hemşehrilerinden mi yoksa içinde bulunduğu hükümetin politikasını mı açık ediyor. Trabzonsporla bugünkü iktidarın ilişkisini anlamak için epey bir geriye 9 sene önceye gitmemiz gerek.
2003-2004 sezonunun ikinci haftası. İlk hafta İstanbulspor karşısında şok bir mağlubiyetle sezona başlayan Fenerbahçe Trabzon deplasmanında Pierre Van Hoojdonk'un frikik golüyle maçı 1-0 kazanıyor. Maç öncesi sırası ve sonrasında Trabzon'da vaka-i adiyeden sayılan ve polisin müdahale bile etmediği tribün olayları olmuştu. Evsahibi Trabzon'la birlikte Fenerbahçe de PFDK'ya sevk edilmiş, ve iki kulüp de ceza almıştı. Fenerbahçe bu cezadan sonra ayağa kalkmış ve cezaya itiraz etmiş Başbakan Erdoğan da çıraklık döneminde de bugünkü gibi her konu hakkında atıp tuttuğu için deplasmana giden taraftar yüzünden Fenerbahçe'nin ceza almasını doğru bulmadığını beyan etmişti. Tahkim Kurulu Fenerbahçe'nin cezasını bozdu ve bu olay üzerine Trabzonspor Başkanı Özkan Sümer istifa etti.
Başbakan'ın etkisiyle Fenerbahçe'nin cezasının kalktığı yolunda şehirde başlatılan kampanya sonucu 2004 yerel seçimlerinde AKP Trabzon'da seçimi CHP'ye kaybetti. Başbakan'ın bu yenilgiye ne kadar üzüldüğünü o gün kazanılan bütün illere rağmen annesiyle telefon konuşmasında "Trabzon'u kaybettik anneciğim" diye hüznünü bildirdiğini medyadan biliyoruz.
AKP Trabzon ilindeki siyasi iktidarın Trabzonspor üzerindeki iktidarla mümkün olduğunu bu acı tecrübe sonunda öğrenmiş oldu. Önce Trabzonspor Başkanlığına AKP ye yakınlığıyla bilinen Albayrakar getirildi ama arka arkaya başarısız sonuçlar sonrası görevde fazla kalamadı. Kulüp ekonomik sıkıntı içindeydi. 2009'daki yerel seçimler öncesi kulup nerden akıllarına geldiyse Hidroelektrik Santrali işine girdi, dünyada bir kulübün hidroelektrik barajı yaparak para kazanmasına tek örnek olan bu işte siyaset Trabzonspor'a bir hayli yardımcı oldu. Trabzonspor yöneticisi Hayrettin Hacısalihoğlu'nun Trabzonspor'un resmi sitesinde yayınlanan şu sözlerine dikkat edelim
Göreve seçildikleri genel kurul öncesinde ziyaret ettikleri eski Enerji Bakanı Fahrettin Kurt’un kalıcı gelir kaynakları sağlanması doğrultusunda enerji sektörüne yönelmeleri gerektiği yönünde tavsiyede bulunduğunu belirten Hacısalihoğlu, “Bu öneri bize çok cazip ve doğru geldi. Transfer dönemi bittikten sonra ilk fırsatta HES projesiyle ilgilenmeye başladık. Bu konuda görüşmeler yaparken Başkan Yardımcımız Necmettin Aytekin’in enerji sektöründe çalışmalarının olduğunu öğrenerek kendisiyle fikir alışverişinde bulunduk. Tufan Bey de konuyla ilgili olarak düşüncelerini aktararak ellerindeki bir projeyi bize aktarabileceklerini söyledi. Biz de kendilerine sembolik bir hisse vererek işleri yürütmelerini istedik. Bu şekilde süreç başladı. Süreç içerisinde birçok eleştiri olmuştur. Oysa arkadaşlarımızın hiçbir karşılık beklemeden bu işle uğraşmaları takdir gerektiriyor” dedi.
Bir ülkenin Enerji Bakanı bir spor kulübüne kalıcı gelir için hidrolektrik santrali işine girmesini öneriyor. Herhalde dünyada bir ilktir, bu projeyi örnek alan Manchester United petrol aramaya, Barcelona linyit işletme işine falan girebilirler.
Enerji Bakanı'nın önerisiyle bu işe giren devletten yeteri kolaylığı alan ihaleyi alma garantisi verilen Trabzon 29 Mart yerel seçimlerinde iktidara büyük destek vererek AKP'li belediyeye kenti teslim etti. Ne tesadüftür ki seçimden 3 gün sonra 1 Nisan 2009'da Sabah'ın haberiyle de öğreniyoruz ki Trabzonspor HES ihalesini kazanıyor.(trabzon hes ihalesini kazandı)
Trabzonspor'a kaynak aktarmak artık hükümet için mutat bir işlem haline gelmiş olacak ki daha önce belirtilen Wikileaks belgelerinde Trabzonspor'a aktarılan paraları da gördük, bu meşhur tapelerde "devletten şöyle yapıyoruz diye 5 gösteririz 1 ini oraya veririz" diye kayıtlar da var ama tabi kimsenin bunları gördüğü yok. Hatırlanacağı gibi Faruk Özak son seçim öncesi kendisine yönelik eleştirilere Trabzonspor'a 25 milyon kaynak aktardıklarını belirterek Trabzonspor'a yardımın hükümet tarafından eğitim adalet, sağlık gibi asli işlerinden biri olarak addedilğini itiraf etmiş oldu.
Trabzon'un şampiyonluğu kaybedince bunun faturasını yine AKP'ye çıkardığını biliyoruz. Peki buna rağmen 2004 de Tahkim Kurulu Fener'in cezasını kaldırdı diye AKP'yi cezaladırmayı seçen Trabzon seçmeni kaçan şampiyonluğun faturasını lig sonrası AKP'ye keserken 20 gün sonra neden sandıkta bunu kuvveden fiile geçirmeyi denemedi? Trabzon'da 12 Haziran seçimlerinde neden AKP tepki oyu değil de %59 oyla kentte Cumhuriyet tarihinde kimseye verilmemiş bir siyasi desteği gördü. 20 günde yediği içtiği futbol olan insanlar bir anda niye fikir değiştirdi ? Acaba Trabzon'a fısıltı gazetesiyle verilen bir söz üstüne mi olmuştu? Herhalde bunu öğrenmek için de bir iki sene bir gaf özürlüsü Trabzonlu bakan bekleyeceğiz.
Nisan-Mayıs 2011 e dönelim. Hükümet açık açık Trabzonspor'un şampiyonluğunu istiyordu, kabinenin her Bakanı neredeyse şampiyonluk sürecinde bu konu hakkında beyan verdi. Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin bile Karabük -Fenerbahçe maçı öncesi Trabzon'un şampiyonluğunu istediğini yüksek sesle söylemekte beis görmedi. Ama hükümetin istediği olmadı. 2010 da Faruk Çelik önderliğinde Bursa'ya verilen destekle başarıya ulaşan Bakanlar Kurulu'nun resmi şampiyonluk adayı 2011 de tutmadı. Hükümet seçimlerde 8 milletvekili çıkaracak Trabzon'da zor durumda kaldı.
3 Temmuz'daki operasyonun amacı açık olarak Fenerbahçeydi. Eğer 10 Temmuz'daki 100.000 kişilik taraftar yürüyüşü olmasaydı ne Beşiktaş'tan ne Trabzon'dan kimse gözaltına alınacaktı. Hükümet onca medya manipülasyonuna, özel yetkili muhabirler yöntemiyle toplu lince rağmen Fenerbahçe taraftarının kulübe bağlılığını hesap edemedi. Dolayısıyla Beşiktaş ve Trabzon'dan da birilerini alarak yangını bir nebze söndürmeye çalıştı.
Ağustos'da UEFA-TFF işbirliğiyle ve bizzat siyasi iradenin icazeti ve teşvikiyle Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'nden men edilmesi üzerine Trabzon Şampiyonlar Ligi'ne gönderildi Hükümet doğrudan değil dolaylı olarak Trabzon'a Şampiyonlar Ligi parasını aktarmış oldu bu sefer de. Mehmet Ali Aydınlar "Trabzonun Şampiyonlar Ligi'ne alındığını biz de yeni öğrendik" derken yalan söylüyordu, Cumhurbaşkanı da dahil olmak üzere Şampiyonlar Ligi'ne Fenerbahçe yerine Trabzon'un gideceğini hükümet de biliyordu. Federasyonun kuklaları Helvacı ve Arıboğan'ın soruşturma sonunda Trabzon'un herhangi bir ceza almayacağı Fenerbahçe'ninse kurtulmasının mümkün olmadığı beyanıyla bu iş halledildi. Bu arada yeri gelmişken bu dürüstlük timsali objektif salon beyefendilerinin yalancılıkla suçladığı Cornu'ya hala dava falan açmadıklarını ve utanç duyguları alınmış bir şekilde aramızda dolaştıklarını belirtelim.
Sonuçta benim iddiam şu: Türkiye'de geçen seneki şampiyonluk Bakanlar Kurulu'nda belirlenmiş ve Trabzon'a verilmiştir. Fenerbahçe geçen sene bu kararı bozduğu için bugün bu süreçle baş başadır. İcraatın iyisini Başbakan'a kötüsünü cemaate havale etmek tam anlamıyla bir siyasi oportünizmdir. Hükümet bu sürecin en başından sonuna kadar TRT,medya, emniyet açıklamaları, yargı açıklamaları hepsi dahil olmak üzere Fenerbahçe'nin bilinçli ve sistematik lincine çanak tutmuştur. Öcalan'ın yargılanmasında bile görülmeyen bir nefret havası Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe hakkında yaratılmış, devletin bütün kurumları elbirliğiyle bu ateşe odun taşımıştır.
Şu aşamada göz göre göre artık bir Bakanın ince ince çalıştığı itirafını görüp hala adalete güveniyoruz açıklamalarıyla bir yere varılamaz. Fenerbahçe'nin mevcut dışarıdaki yönetiminin şu açıklamadan sonra bile işin yargıyla adaletle çözülebileceğini düşünmesi düpedüz saflık olur. Fenerbahçe yönetimi şu açıklamanın hesabını bu hükümete soramayacaksa bu rezil açıklamanın somut bir yaptırımı olmayacaksa Fenerbahçe büyüklüğünden falan bahsetmesin ve derhal istifa etsinler. Trabzon Şampiyonlar Ligi'ne gönderildiği gün Fenerbahçe bu kararın siyasi iradeden bağımsız olmadığını da açıklayarak ülkedeki bütün sportif faaliyetlerini askıya almalıydı. Böyle "mücadele edelim ama şunu incitmeyelim, şunu tam karşımıza almayalım" diye diye başımıza gelmedik şey kalmadı ve böyle giderse de sonu gelmeyecek.
Bunu da yüz kere yazdık ama bir kez daha yazayım taraftarın gösterdiği dirayet ve cesaretin onda birini bu yönetim gösterebilmiş olsaydı bu kulüp şimdi Şampiyonlar Ligi'ndeydi ve muhtemelen Aziz Yıldırım da dışarıdaydı. Size savaş ilan etmiş şeyin ismini koymaktan korkup koltuklarınıza gömüldüğünüz müddetce sadece bir gün değil her gün öleceğiz.
Devamı ...
18 Haziran 2011
Kaybedenler Kulübü Yıl Sonu Programı
Her yıl geleneksel olarak yapılan Kaybedenler Kulübü yıl sonu programı bu yıl iki branşta gönüllerin şampiyonu olan Galatasaray’ın evsahipliğinde gerçekleştirildi. Çırağan Sarayında yapılması planlanan program Kaybedenler Kulübünün kurucu üyesi Yıldırım Demirören’in "amatör şubelere çok masraf yapıyoruz karşılığı yok" ricası üzerine Ümraniye 57 Nolu Sınırlı Sorumlu Kamyoncular Lokalinde düzenlendi.
Geceye erkek voleybolda gönüllerin şampiyonu olan Arkas, kadınlar voleybolunda gönüllerin şampiyonu olan VGSTT, erkek basketbol ve kadın basketbolda gönüllerin şampiyonu olan Galatasaray ve futbolda gönüllerin şampiyonu olan Trabzonspor oyuncu ve yöneticileri katıldı.
Milli takım kampında bulunduğu için geceye katılamayan Galatasaray Medical Park kadın basketbol takım kaptanı Işıl Alben gönderdiği mesajda ”gönüllerin şampiyonu olacağımızı ilk kez Abdi İpekçi’de son topta yaptığım steps sırasında fark ettim, benim hatamla gönüllerin şampiyonu olmamız kariyerim açısından çok önemliydi" dedi.
Gecede tüm gönüllerin şampiyonları adına konuşan Trabzonspor başkanı Sadri Şener 61. Hükümetin 06 plakalı Ankara’da kurulmasının kafaları karıştıracağını, hükümetin Trabzon’da kurulmasının daha uygun olacağını belirtirken, gece sonunda gelen faturaya da gerekli mercilerde itiraz edeceklerini belirtti. Kamyoncular Derneği’nin Aziz Yıldırım’ın etkisinde kaldığını dile getiren Şener, böyle bir gecede sahneye çıkan grubu da beğenmediğini belirterek keşke daha net notalarla söyleselerdi o zaman biz de alkışlardık diye sözlerini noktaladı.
Gecede Arkas’ın Brezilyalı smaçörü Agamez’i Portekizce konuşurken gören Yıldrım Demirören’in futbol takımı için tam aradığım uzun boylu forvet hem de Portekizliymiş diyerek Brezilya’lı voleybolcuya 2+1 yıllık sözleşme imzalatmaya kalkması davetliler tarafından son anda önlenirken VGSTT koçu Giovanni’nin siparişini geç getiren garsona orta parmak işareti yapması sonrası yaşanan kısa süreli gerginlik kulübün en yeni üyesi Ünal Aysal’ın konuşmasıyla giderildi.
Aysal Fenerbahçe yenilgilerine uyum sağlamak için belli bir zamana ihtiyaçları olduklarını ama kısa sürede bunu başarmak için tüm yönetim kurulu olarak çalışacaklarını belirtirken çeşitli branşlarda temsili Fenerbahçe galibiyetleri ve Fenerbahçe formasının yakılmasıyla tören sona erdi.
Devamı ...
30 Mayıs 2011
Trabzonspor: Toplu Akıl Tutulmasının Tarifi
Dün Trabzonspor taraftarı bilindiği gibi Taksim’de ve Trabzon’da bir yürüyüş yaparak Aziz Yıldırım’ı federasyonu AKP’yi falan protesto ettiler. Tabii yollar yürümekle aşınmaz, izinsiz gösteri ve protesto yapma hakkı anayasal bir hak ve Trabzonspor taraftarı da bu hakkını kullanmış.
Gösteri sırasında Trabzon’da bir Fenerbahçe formasının yakılmasını da Trabzon gerçeklerini düşünürsek vaka-i adiyeden sayabiliriz. Aynı zamanda Taksim’deki gösteride bir Fenerbahçeli’ye saldırıldığını gencin sığındığı yere de girmek isteyen taraftarların polis tarafından engellenerek çıkarılabildiğini okuduk bugünkü gazetelerde.
Linç etmek isteyen taraf hakkında yine adet olduğu üzere herhangi bir adli girişim yapılmadığını da not edelim. Çoktandır beklediğimiz gerek medyanın gerek kendi kulüplerine aidiyetleri Fenenerbahçe nefretinden sonra gelen taraftarların katkılarıyla üzerinde Fenerbahçe forması olan kendi halinde birine linç girişimi de dün gerçekleşmiş oldu böylece.
Önce bize "Ferrari’sini satan bilge" olarak yutturulmaya çalışılan Şenol Güneş’in basın toplantısı, ardından nüktedan başkan ve saz arkadaşlarının internet açıklaması, ardından harekete geçirilen taraftarın da Fenerbahçe forması görünce forma sahibine çiçek vermesi beklenemezdi.
Şenol Güneş’in eline gazete kupürleri alıp, futbolcuları hakkında dünyanın her yerinde olabilecek transfer dedikodularını şampiyonluğun kaçma nedenlerinden biri diye göstermesi, kendi lehlerine verilen aptalca penaltılardan hiç söz etmeyip ikinci yarı hakem hatalarının raydan çıktığından söz etmesi, paraya karşı emeğin mücadelesini verdik gibi saçma sapan açıklamalarının ardından Trabzon yönetiminin açıklaması geldi. Açıklamada akıllara zarar iki bölüm var
Yaygın medyanın, yıllardır Güneydoğu insanının köşeye sıkıştırılmasının bugün karşımıza çıkardığı sonuçların bir benzerini Trabzonsporlular’a yaşatması ihtimalinin vebalini taşıyıp taşıyamayacağını sorgulamasının zamanı gelmiştir.
Şimdi açıklamanın bu bölümünden iki sonuç çıkarabiliriz. Birincisi Trabzon yönetimi bugün karşımızda olan Gündeydoğu meselesinin Güneydoğu insanının (Kürtlerin) köşeye sıkıştırılmasından dolayı olduğunu düşünüyor demektir ki Trabzon Uzunsokak’ta bu anlama gelen bir şeyler söyleseler muhtemelen yarım saat içinde linç girişimine uğrarlar. Bu bölümden çıkaracağımız ikinci anlam köşeye sıkıştırılma sonucunda Trabzon’un da topa tüfeğe sarılabileceği, halkın ayaklanacağı çıkarımıdır ki bu da düpedüz tehdit. Bir spor kulübünün aba altından sopa göstermesinin yeni sporda şiddet yasasına göre ağır cezaları olması lazım ama nefret öznesi Fenerbahçe olunca ayaklanma çağrısı bile mübah olabiliyor.
Açıklamanın ikinci garabet paragrafı daha da cüretkar.
Hiç kimse kulüp üzerinden siyasi rant sağlamaya çalışmasın. Trabzonspor hiçbir siyasinin emrinde değildir, aksine siyasilerin tamamı Trabzonspor’un emrinde olmalıdır.
Cümlenin girişi gelişmesi iyi birşeyler söylemişler nihayet diye insanın içini ferahlatacakken son cümleyle soğuk bir duş alıyoruz. Trabzon yönetim kuruluna göre siyasilerin tamamı Trabzonspor’un emrinde olmalıymış. Adama sormazlar mı sen kimsin diye. Dernekler kanununa göre kurulmuş bir spor kulübünün niye emrinde olmalı siyasiler. Paragrafın giriş cümlesinde siyasi rant sağlamaya karşı çıkan kulüp ikinci cümlede nasıl böyle kendiyle çelişir.
Yürüyüş yapanların ortak hedeflerinden biri AKP’ydi. Dünkü Trabzon’daki yürüyüşte AKP il binasına yürünürken İstanbul’da da AKP aleyhine bağırılmış. Hükümetin her üyesininn sırayla çıkıp Trabzon şampiyon olsun dediği, Meclis Başkanı’nın onursal başkanı olduğu kulübün Trabzon ve Fenerbahçe ile maçı olmasına rağmen Trabzon’un şampiyonluğunu istediği, büyükşehir belediye başkanının Fenerbahçe’ye kin kustuğu parti Trabzon’u şampiyon yapmadığı için protesto ediliyor. Lig kurulduğundan bu yana ortalama her 3 sene de bir şampiyon olmuş, son 11 yılda 5 kez şampiyon olmuş Fenerbahçe için 25 senedir şampiyon olamayan takım taraftarının “Fenerbahçe’nin şampiyonluğu hayaldi gerçek oldu” yazması da Trabzon’a özgü bir mizah ürünü olsa gerek.
Bu Fenerbahçe’yi tel’in yürüyüşüne destek olan Beşiktaş ve Galatasaray formalı taraftarlar da vardı. Şaşırdık mı, tabii ki hayır, anarşist takılıp Fenerbahçe’ye savaş açılacak dense gönüllü askere yazılacak kadar gözünü Fenerbahçe nefreti bürümüş insanların olduğu bir memlekette doğal birliktelikler.
Seneye bir Fenerbahçeli Taksim’deki çocuk kadar şanslı olmayıp Trabzonlu bir grubun arasında kalsa bunun hesabını kim verecek, çakma uzak doğu filozofu Şenol Güneş mi, nüktedan başkan Sadri Şener mi, Fenerbahçe formalı gencin linç edilme girişimini önemsemeyen, zarar gören Fenerbahçe oldu mu fair playciliklerini askıya alan “objektif” blog lar mı?
Artık Trabzonspor taraftarının yaptığı rezillikleri Karadeniz insanın anlık öfke kabarması ya da hassasiyeti diye otantikleştirmekten vazgeçelim. Biz bu saçma hassasiyetleri, kontrolsüz öfkelerin faturasını, gencecik çocukların kışkırtılmasının bedelini çok ağır ödemedik mi. Medyanın bu akıldışı nefret havasını eleştirmesi için illa sarı lacivert bir kan akması mı gerek. Sporda şiddeti önleme yasası yukarıdaki açıklamaları yapan bir kulüp için işletilmeyecekse kimin için işletilecek?
Devamı ...
18 Mayıs 2011
Haram Puanlar Tespit ve Takdir Komisyonu
Trabzonspor Yöneticisi Hasan Yener’in “Fenerbahçe’nin haram puanları olup olmadığını sizlerin takdirine bırakıyorum” demecinin ardından Trabzon Valiliğince görevlendirilen İl Müftülüğünden bir görevli, Trabzonspor yönetiminden iki üye, il garnizon komutanı, sivil toplum kuruluşlarından üç kişi, il bayındırlık müdürü ve dört il genel meclis üyesinden oluşan komisyonumuz Fenerbahçe’nin oynadığı 33 maçı izledi. Buna göre Fenerbahçe’nin oynamış olduğu 33 maçta elde etmiş olduğu 79 puanın 14’ünün İslami usullere uygun olmadığı, 7 puanınsa Hanefi mezhebince sahih ama Şafi mezhebince haram sayıldığı sonucuna varılmıştır.
Ayrıca Fenerbahçe’nin ligde attığı gollerin yarısından fazlasını atan Alex, Niang ve Lugano namlarıyla maruf gayrimüslim tebaaya mensup kimselerin attıkları gollerle kazanılan puanların haram sayılıp sayılmayacağı yönünde tartışma sonucunda İl Garnizon Komutanı’nın laiklik uyarısı yapıp çekimser kalmasına rağmen El Ezher Üniversitesi’nden görüş alınmasına karar verilmiştir.
Söz konusu komisyon görüşüne dayanılarak Fenerbahçe’nin puanının 82’den 68'e indirilmesi için Federasyon’a yazı yazılmasına, haram puanların bu sene çok kötü bir sezon geçirmekte olan Galatasaray’a bağışlanması yönünde tavsiye kararı alınmasına, oy çokluğuyla Fenerbahçe’den nefret edilmesine oy birliği ile karar verildi. Devamı ...
18 Nisan 2011
Plaka Kardeşliği
Nüktedan Başkan, gönül adamı Sadri Şener'in de belirttiği gibi Türkiye'nin dörtte üçü, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve dış temsilciliklerin üçte ikisi, Sahra altı Afrikası'nın yarısı ve North Carolina Endüstri Meslek Lisesi 11/A öğrencilerinin tamamı Trabzonspor'un şampiyon olmasını istiyor.
1950'lerin sonunda Demokrat Parti'nin her gece radyodan katılanların isimlerini neşrettiği Vatan Cephesi gibi her geçen gün birisi daha doğru yolu bulup Trabzon'un şampiyon olmasını isteyen cepheye katılımını gururla açıklıyor. Bugün Meclis başkanı da sanki hükümet (yürütme) yeterince renk vermemiş gibi Trabzon'un şampiyonluğunu arzuladığını belirtmiş. Yargı da ilerleyen günlerde Fenerbahçe'ye verilmeyen penaltıları Anayasaya uygun bulup Trabzon'un şampiyonluğunun laikliğe aykırı olmadığını falan açıklayabilir, belli olmaz.
Trabzonspor da bu karşılıksız sevgi karşısında mahcubiyetini bir yana bırakıp yavaş yavaş kendisine ilgi duyan kişiye kompliman yapmaya başlayan yeni ergenler gibi davranmaya başladı. Trabzon maçı için şehre gelen Bursaspor kafilesini "Son şampiyon Trabzon'a hoşgeldin" pankartıyla karşıladıkları haberini aldığımızda insanoğlunun değişim gücüne bir kez daha hayret ettik. Bordo-mavi ve kırmızı-beyaz renkleri dışında gördükleri bütün renklerin üzerine saldıran, taşla sopayla kafile karşılayıp, taşla sopayla kafile uğurlayan bir taraftar profilinden Mevlana hoşgörüsüne geçis yapmış bir taraftar profiline dönüşüm. Heyhat ne mübarek bir ilerleme.
Madem herkes bizi destekliyor biz de onlar için bir şeyler yapalım diye kafayı plakayla bozmuş tribün ahalisinin nabzından da kuvvet alarak plaka numaralarıyla birlik ve beraberlik gösterisi yapmak ve ilkokul müsameresi yaratıcılığında bir gösteri sergilemek de Trabzon'a yakıştı. Skorbord 28'i gösterdiğinde Şampiyon Giresun 51'i gösterdiğinde "Şampiyon Ordu", 53 gösterdiğinde" Şampiyon Rize" 55 geldiğinde "Şampiyon Samsun" yazarak aynı ligde mücadele eden bu dört takıma da aslında "ben onu değil seni seviyorum" mesajını verdiler çapkın bir yeniyetme edasıyla.
Fenerbahçe'ye karşı mücadele ediyorsak herkesi yanımıza almalıyız, herkes zaten bize yardımcı olmalı inancıyla, bütün rakiplerle dost ve kardeş olduklarını hatırladılar birdenbire. Herhangi bir vergi dairesinden "geçen yıla ait bir borcunuz yoktur" temiz kağıdını alamamaktan şikayetçi Bursaspor'un "borcumuzu ödemek istiyoruz" iradesine uygun tecelli eden bir oyun ve sonuçla son altı engelden birini daha geçmiş oldular.
Bu hafta kardeşlik ve Anadolu dayanışması inşa edilecek kent Eskişehir olacak. Trabzon yerel basını Eskişehir'in ilk Anadolu isyancısı olduğundan bahisle Orta Anadolu'ya saygılarını yollayacak, Eskişehir'in plaka numarasının Roma mitolojisinde neyi işaret ettiği araştırılıp 26'nın 61'le kardeşliği vurgulanacak. Trabzonspor "bir lokma bir hırka" felsefesinin futbol versiyonu olan tek farklı bir galibiyetle Eskişehir'den dönünce de ertesi hafta Gaziantepspor'u "Kadıköy Mücahitleri Trabzon'a Hoşgeldin" pankartıyla karşılarlar artık herhalde. Bu gidişle Trabzon kenti, her hafta rakipleriyle aslında kardeş olduğunu keşfedip güzellemelerle hoşgörü başkenti haline gelecek Mayıs sonuna kadar.
Bu aralar Trabzon'da saldırıya uğramadan bildiri falan dağıtmak istiyorsanız, "Abi devrim olunca Fenerbahçe şampiyon olamayacak" deyin, başınıza bir şey gelmez.
Devamı ...
16 Nisan 2011
Muhtıra
Burada doğrudan günlük siyasete yönelik bir şey yazmak pek adetimiz değil ama artık yeter. Trabzon'dan kazanılacak maksimum 6 milletvekili için Fenerbahçe taraftarına "sandıkta görüşürüz Tayyip Bey" pankartı açtırmayın, bu kadar zorlamayın, ayıp...
Devamı ...
14 Mart 2011
Trabzonspor Masum mu?
Centilmen ve nüktedan başkan Sadri Şener lütfetmişler de Fenerbahçe'nin basın toplantısına ortamı daha da germemek için cevap vermeyi ertelemişler. Türkçe'ye "bu hafta hakemler bize çalıştı, böyle olursa açıklama yapmayacağız ama ilk puan kaybımızda konuşacağız" diye de tercüme edilebilir. Kafayı bozmuş Türk medyası da bu garabet açıklamayı tansiyonu düşüren bir hareket diye kutsadı. Trabzon'a dair diğer saçmalıkları kutsadığı gibi.
Sadri Şener, Trabzonspor 9 puanla öndeyken sempatik, nüktedan başkandı, Aziz Yıldırım'ın devre arasında "bize penaltı verilmiyor" serzenişine "siz önce bir ceza sahasına girin bakalım" diye gevrek gevrek müstehszi gülümseyerek spor medyasının sempati ödülünü kazandı. İşler kötüye gidip puan farkı kapanınca nüktedan başkan saçmalamaya başladı. Kayseri maçında Volkan Babacan'ı alenen şike yapmakla suçladı, "Trabzon yerel medyasından çok baskı var bir şey söylemek zorunda kaldı" diye yine hoşgörüldü bu rezil söylem. Kayseri maçında aynı hata kendi lehlerine yapıldığında yine şakadan, nüktedanlıktan bahsetti Sadri Başkan şaka yaptım dedi.
Geçen hafta da Gençlerbirliği-Fenebahçe maçından sonra hakemin nüfus kütük bilgileri ve hemşehrilik bağlarını ortaya atarak yine saçma sapan bir açıklama yaptılar. Ancak Sadri Şener bu iki akıl dışı gafa rağmen hala sempatik nüktedan başkandı. Trabzon gibi milliyetçilikten her daim sınıfta kalmış, Ogün'lere Yasin'lere methiyeler düzülmüş, Türk bayrağı dışında Jamaika bayrağı görse tahrik olabilecek bir kentte bir hakemi ve kulüp başkanını Diyarbakırlı diye ortaya atıp hedef göstermek nüktedanlık sınırlarını fazlaca aşmış bir hareket.
Bir Allahın kulu da bu saçma sapan internet bildirisinin bu yönünü dile getirmiyor. Yani hakem Aydınlı, Tokatlı ve Aziz Yıldırım'da Aydınlı ya da Tokatlı olsa bu açıklama yapılacak mıydı acaba yoksa Diyarbakır vurgusu Trabzon'daki yerel hassasiyeti daha da körükleyeceği için bilerek mi seçildi? Aziz Yıldırım'a da yardımcı hakeme de ne söyleyeceksen söyle biz de sineye çekelim kabul ama Diyarbakırlı olmalarını işaret eden ve buna dikkat çeken yaklaşım fazlasıyla mide bulandırıcı. Üstelik bu mesajın muhataplarının zihnine kendilerine karşı kurulan büyük komplonun Diyarbakırlılıkla açıklanabileceği de nakşedilmiş olunuyor ki daha iki yıl önce Trabzon taraftarının Oğuz Sarvan'ı Ermeni olmakla suçlayan pankartın açıldığı bir yürüyüş yaptığını düşünürsek, bu tür etnik kökenli kışkırtmaların bu kentte nelere yol açtığını tecrübe etmemişiz gibi Fenerbahçe nefretine Diyarbakır sosu bulaştırmak da neyin nesi?
Yok nüktedan başkan, yok Uzakdoğu bilgeligi diye ikide bir sempatik diye yutturulmaya çalışılan Trabzon'un sempatik görünmesi lazım eşyanın tabiatı gereği. Bu filmi daha önce de gördük. 2006'da Fenerbahçe ile çekişen Galatasaray fakir ama gururlu çocuktu, 2008 de yine Brezilyalı takviyeli melez Fenerle çekişen Galatasaray saf Türk çocuklarından oluşan bir sempati figürüydü. Geçen yıl da Anadolu Devrimi sempatisiyle Fener karşısında Bursa sempati figürüydü. Dolayısıyla Fenerbahçe ile çekişen şampiyonluk adayı zaten "doğuştan sempatik" bulunuyor bu ülkede, ama şu aptalca açıklamalardan sonra dahi aklı selim sahibi insanların bile hala yok nüktedan yok Uzakdoğu bilgeliği falan diye ağızlarını açmaları da ayıp.
Yakında Şenol Güneş'i Konfüçyus ilan edip Dalai Lama'nın Trabzonspor'un şampiyonluğunu istediğini falan da yazarlar. Tabii birlik ve beraberliğe son derece duyarlı Trabzon taraftarı Çin'in birlik ve beraberliğini bozduğu için Dalai Lama posterlerini yakabilir de.
Not: Yazıların başka bir yerlerde yayınlanması, paylaşılması bizi ancak mutlu eder ama lütfen "abi internetten buldum iyiymiş" diyerek paylaşmak yerine blogtan alıntı yapıldığını göstererek paylaşalım. Böylesi çok daha şık olur sanırım.
Devamı ...
6 Mayıs 2010
Giden Kupanın Ardından
Kupa lanetini atamadık ama bu sefer bir şanssızlık ya da bahtsızlıktan söz edemeyeceğiz. 5-1 yenildiğimiz Galatasaray finalinde bile maçın büyük bir bölümünde Galatasaray’dan daha iyi oynamış Mondragon’a takılmıştık ama dün oynanan oyunun şanssızlıkla, talihsizlikle, teknik ve taktikle izah edilecek bir yanı yok. Kazanmayı istersen kazanma şansın vardır, kazanırısın ya da kazanmazsın; o günkü koşullar belirler, ama kazanmayı istemiyorsan asla kazanamazsın.
Dün belki de kupa finalleri tarihinde şansın en fazla bizim yanımızda olduğu maçtı. İlk yarıda Umut’un atamadıkları, ikinci yarı Burak’ın bir metreden atamadığı ve Colman’ın direkten dönen topu futbol şansının bizden yana olduğunun göstergesiydi. Ama sahadaki takım o denli ruhsuzdu ki şans da kapıyı on kere çalmıyor, bir yerden sonra benden bu kadar diyor.
Uzun zamandır herhangi bir final maçında bir takımın bu kadar umarsızca oynadığını görmemiştim. Maçın başlamasıyla gol yiyeceğimiz belli oldu, hasbelkader 1-0 öne geçtik, gol yiyeceğimiz yine belliydi, 1-1 olduktan sonra yine maçı izleyen herkes Trabzon’un her an gol atabileceğini düşünmüştür herhalde. Maçın her anında kazanmaya dair en ufak bir kıvılcım göstermedi takım.
Daum Fenerbahçe’ye ilk geldiği dönemdeki gibi değil bunu pek çok kişi söylüyor, zaman insanı biraz daha muhafazakar yapıyor bunu anlayabilirim de bu kadar muhafazakarlık da fazla. Van Hoojdonk’u en kritik Beşiktaş derbisinde orta sahada oynatıp maçı kazanmamızı sağlayan, Ümit Özat’ı Antep deplasmanında forvet arkasına koyup 3 gol atmasını sağlamış, maç krize girdiğinde muhakkak hamle yapan,değişik şeyler deneyen adam gitmiş, Bavyeralı ortalama bir Hristiyan Demokrat seçmen muhafazakarlığında bir adam gelmiş gibi davranıyor Daum. Dün oyun 2-1 olduktan sonra bile forvet sokma konusundaki tereddüdünü anlamak mümkün değil. Urfa’nın peygamberler şehri olması nedeniyle bir peygamber sabrıyla mı tahammül etti Guiza’ya acaba onu da anlamadım.
Sonuçta giden ikincil önemi olan bir kupa, ama 3 gün sonra başkentte de İstanbul dışında sinen, rakibe kuzu gibi boyun eğen bir takımla karşılaşırsak bunun bedeli çok daha ağır olur. Trabzon’u da tebrik etmemiz lazım, ortamı germeden, rakibe çamur atmadan bileklerinin hakkıyla kazandılar. Başkalarının sürekli sözle bahsettiği sahte bir duruşu değil ama belki de bu topraklarda alışık olmadığımız gerçek bir duruşu temsil eden Şenol Güneş’in başında olduğu bir takıma kaybetmek de bir nebze olsun üzüntümüzü hafifletebilir.
Not: Beşiktaş’ın jet hızıyla Trabzon’a kutlama mesajı yayınlaması çok ilginç, böyle bir gelenek başlattılarsa ne mutlu ama muhtemelen Fenerbahçe kaybettiği için böyle bir kutlamaya gerek duymuşlardır, bu hafta Ankaragücü’ne puan kaybedersek Pazar saat 21:45 de de Bursaspor’u şampiyonluklarından dolayı tebrik edip “yav ayıp oldu haftaya bizle oynuyorlarmış unutmuşuz” diye bir tekziple 1 saat sonra açıklamayı geri çekmelerini bekliyorum kendilerinden.
Devamı ...