12 Mart 2012

Devletten Trabzon'a Teşvik Primi



Trabzonspor ile devlet arasındaki ilişki hakikaten incelenmeye muhtaç. Geçen sene her Allah'ın günü bir hükümet üyesinin Trabzon şampiyon olsun beyanlarına anlam yüklemeye çalışırken Wikileaks belgelerinde hükümetin Trabzonspor'a örtülü ödenekten para aktardığı iddiasını öğrendik. Dünyada ilk kez bir spor kulübüne hidroelektrik santali işine girmesi için devlet eliyle teşvik verildiğini Bayındırlık Bakanı'nın bizzat enerji işine girin diye Trabzonspor'a tavsiyede bulunduğu günleri de gördük.

Varını yoğunu Trabzonspor'a gelir yaratmaya adamış bir Hükümetimiz var anladığımız kadarıyla. Bir yeni garabet durumu da bugün öğrendik Bugün Gazetesi'nden Tolga Atar'ın haberine göre:

İstanbul Kartal'da Maliye Bakanlığı'nca Trabzonspor'un kullanımına tahsis edilen gayrimenkulün 16 yıl süreyle intifa hakkını alan Opet Petrolcülük, akaryakıt istasyonunun faaliyeti durdurulunca kulübe ödediği 10 milyon 175 bin doları almak için dava açtı".


Şimdi bu haberi okuduktan sonra bir süre afalladım zira Maliye Bakanlığı'nın tahsis yetkisinin bu kadar geniş olduğunu bilmiyordum. Bu haberin doğru olduğu varsayımıyla yukarıdaki tuhaflığı size açıklamaya çalışayım. Maliye Bakanlığı'nın Hazineye ait taşınmazları tahsis etme yetkisi var. Bununla ilgili 10 Ekim 2006 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan "Kamu İdarelerine Ait Taşınmazların Tahsis ve Devri Hakkında Yönetmelik" de bu tahsis yetkisinin nasıl kullanılacağı açıklanmış.Bu yönetmeliğe göre tahsis şöyle açıklanmış

Tahsis: Mülkiyeti kendilerinde kalması koşuluyla kamu idarelerince, kanunlarında belirtilen kamu hizmetlerinin yerine getirilebilmesi amacıyla mülkiyetlerindeki taşınmazların, birbirlerine veya köy tüzel kişiliklerine; Hazineye ait taşınmazlar ile Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin ise, Maliye Bakanlığınca hizmetin devamı süresince kamu idarelerinin veya köy tüzel kişiliklerinin bedelsiz olarak kullanımına bırakılmasını ifade eder.



Bildiğimiz kadarıyla Trabzonspor bir kamu idaresi ya da köy tüzel kişiliği değil, bir spor kulübü, dolayısıyla Maliye Bakanlığı'nın böyle bir tahsisi neye dayanarak yaptığı bir muamma. Yani böyle bir tahsis varsa bu Kanuna uygun bir tahsis değil. Çünkü Yönetmeliğe göre devletin dernek statüsündeki herhangi bir yere tahsis yapma hakkı yok.

İkinci acayipliğe gelelim. Diyelim Maliye Bakanlığı kendi çıkardığı yönetmeliği delerek Trabzonspor'a bu gayrimenkulu tahsis etti. Eğer bir spor kulübüne bir yer tahsis edilmişse bu spor kulübünün faaliyet alanıyla ilgili olmalı. Peki Trabzonspor kendisine tahsis edilmiş bir yeri ne yapmış habere göre, bir benzin istasyonuna intifa hakkı kullandırarak para almış. Şimdi yukarıda bahsettiğim yönetmeliğe göre tahsis eğer tahsis edilen idarenin tahsis amacı dışında bir kullanımı söz konusuysa otomatikman biter.

Trabzonspor'un herhalde kulüp tüzüğündeki faaliyet amacı petrol işletmeciliğidir yazmıyor, dolayısıyla açıkca tahsis amacı dışında bir kullanım var. İkinci olarak kendisine bedelsiz olarak tahsis edilen bir yeri üçüncü kişilere devretme durumu gibi bir hakkı da yok ama sağolsun Devletten "yürü ya takımım" direktifini almış Trabzonspor Opet'e burayı bir nevi kiralayıp gelir elde ediyor. Ortada şöyle bir durum var. Devlete ait bir taşınmazı kullanan üçüncü bir şirketten Trabzonspor kira alıyor ve devlet buna göz yumuyor.

Bugün gariban bir adam 10 m2 lik yere bir tezgah kursa haksız kazanç sağladın diye vatanadaşın burnundan getiren devlet alenen kanunlara aykırı şekilde 10 milyon gelir elde eden Trabzonspor'a milyonuncu kez göz yumuyor.

Hidroelektrik santalleri, petrol istasyonları, örtülü ödenek paraları derken hakikaten anlıyoruz ki 61. Hükümet gerçekten Trabzon için kurulmuş.
Devamı ...

9 Ocak 2012

Bordo Mavi Hükümet



Bugün Çevre ve Şehircilik Bakanı'nın Trabzon'un şampiyonluk kupasının gelmesi için ince ince çalıştıkları beyanını okuduk. Şaşırdık mı, Tabii ki hayır. Bakan böyle bir açıklamayı yapacak cesareti, cüreti nereden buluyor, sadece oy aldığı hemşehrilerinden mi yoksa içinde bulunduğu hükümetin politikasını mı açık ediyor. Trabzonsporla bugünkü iktidarın ilişkisini anlamak için epey bir geriye 9 sene önceye gitmemiz gerek.


2003-2004 sezonunun ikinci haftası. İlk hafta İstanbulspor karşısında şok bir mağlubiyetle sezona başlayan Fenerbahçe Trabzon deplasmanında Pierre Van Hoojdonk'un frikik golüyle maçı 1-0 kazanıyor. Maç öncesi sırası ve sonrasında Trabzon'da vaka-i adiyeden sayılan ve polisin müdahale bile etmediği tribün olayları olmuştu. Evsahibi Trabzon'la birlikte Fenerbahçe de PFDK'ya sevk edilmiş, ve iki kulüp de ceza almıştı. Fenerbahçe bu cezadan sonra ayağa kalkmış ve cezaya itiraz etmiş Başbakan Erdoğan da çıraklık döneminde de bugünkü gibi her konu hakkında atıp tuttuğu için deplasmana giden taraftar yüzünden Fenerbahçe'nin ceza almasını doğru bulmadığını beyan etmişti. Tahkim Kurulu Fenerbahçe'nin cezasını bozdu ve bu olay üzerine Trabzonspor Başkanı Özkan Sümer istifa etti.

Başbakan'ın etkisiyle Fenerbahçe'nin cezasının kalktığı yolunda şehirde başlatılan kampanya sonucu 2004 yerel seçimlerinde AKP Trabzon'da seçimi CHP'ye kaybetti. Başbakan'ın bu yenilgiye ne kadar üzüldüğünü o gün kazanılan bütün illere rağmen annesiyle telefon konuşmasında "Trabzon'u kaybettik anneciğim" diye hüznünü bildirdiğini medyadan biliyoruz.

AKP Trabzon ilindeki siyasi iktidarın Trabzonspor üzerindeki iktidarla mümkün olduğunu bu acı tecrübe sonunda öğrenmiş oldu. Önce Trabzonspor Başkanlığına AKP ye yakınlığıyla bilinen Albayrakar getirildi ama arka arkaya başarısız sonuçlar sonrası görevde fazla kalamadı. Kulüp ekonomik sıkıntı içindeydi. 2009'daki yerel seçimler öncesi kulup nerden akıllarına geldiyse Hidroelektrik Santrali işine girdi, dünyada bir kulübün hidroelektrik barajı yaparak para kazanmasına tek örnek olan bu işte siyaset Trabzonspor'a bir hayli yardımcı oldu. Trabzonspor yöneticisi Hayrettin Hacısalihoğlu'nun Trabzonspor'un resmi sitesinde yayınlanan şu sözlerine dikkat edelim

Göreve seçildikleri genel kurul öncesinde ziyaret ettikleri eski Enerji Bakanı Fahrettin Kurt’un kalıcı gelir kaynakları sağlanması doğrultusunda enerji sektörüne yönelmeleri gerektiği yönünde tavsiyede bulunduğunu belirten Hacısalihoğlu, “Bu öneri bize çok cazip ve doğru geldi. Transfer dönemi bittikten sonra ilk fırsatta HES projesiyle ilgilenmeye başladık. Bu konuda görüşmeler yaparken Başkan Yardımcımız Necmettin Aytekin’in enerji sektöründe çalışmalarının olduğunu öğrenerek kendisiyle fikir alışverişinde bulunduk. Tufan Bey de konuyla ilgili olarak düşüncelerini aktararak ellerindeki bir projeyi bize aktarabileceklerini söyledi. Biz de kendilerine sembolik bir hisse vererek işleri yürütmelerini istedik. Bu şekilde süreç başladı. Süreç içerisinde birçok eleştiri olmuştur. Oysa arkadaşlarımızın hiçbir karşılık beklemeden bu işle uğraşmaları takdir gerektiriyor” dedi.


Bir ülkenin Enerji Bakanı bir spor kulübüne kalıcı gelir için hidrolektrik santrali işine girmesini öneriyor. Herhalde dünyada bir ilktir, bu projeyi örnek alan Manchester United petrol aramaya, Barcelona linyit işletme işine falan girebilirler.
Enerji Bakanı'nın önerisiyle bu işe giren devletten yeteri kolaylığı alan ihaleyi alma garantisi verilen Trabzon 29 Mart yerel seçimlerinde iktidara büyük destek vererek AKP'li belediyeye kenti teslim etti. Ne tesadüftür ki seçimden 3 gün sonra 1 Nisan 2009'da Sabah'ın haberiyle de öğreniyoruz ki Trabzonspor HES ihalesini kazanıyor.(trabzon hes ihalesini kazandı)

Trabzonspor'a kaynak aktarmak artık hükümet için mutat bir işlem haline gelmiş olacak ki daha önce belirtilen Wikileaks belgelerinde Trabzonspor'a aktarılan paraları da gördük, bu meşhur tapelerde "devletten şöyle yapıyoruz diye 5 gösteririz 1 ini oraya veririz" diye kayıtlar da var ama tabi kimsenin bunları gördüğü yok. Hatırlanacağı gibi Faruk Özak son seçim öncesi kendisine yönelik eleştirilere Trabzonspor'a 25 milyon kaynak aktardıklarını belirterek Trabzonspor'a yardımın hükümet tarafından eğitim adalet, sağlık gibi asli işlerinden biri olarak addedilğini itiraf etmiş oldu.

Trabzon'un şampiyonluğu kaybedince bunun faturasını yine AKP'ye çıkardığını biliyoruz. Peki buna rağmen 2004 de Tahkim Kurulu Fener'in cezasını kaldırdı diye AKP'yi cezaladırmayı seçen Trabzon seçmeni kaçan şampiyonluğun faturasını lig sonrası AKP'ye keserken 20 gün sonra neden sandıkta bunu kuvveden fiile geçirmeyi denemedi? Trabzon'da 12 Haziran seçimlerinde neden AKP tepki oyu değil de %59 oyla kentte Cumhuriyet tarihinde kimseye verilmemiş bir siyasi desteği gördü. 20 günde yediği içtiği futbol olan insanlar bir anda niye fikir değiştirdi ? Acaba Trabzon'a fısıltı gazetesiyle verilen bir söz üstüne mi olmuştu? Herhalde bunu öğrenmek için de bir iki sene bir gaf özürlüsü Trabzonlu bakan bekleyeceğiz.

Nisan-Mayıs 2011 e dönelim. Hükümet açık açık Trabzonspor'un şampiyonluğunu istiyordu, kabinenin her Bakanı neredeyse şampiyonluk sürecinde bu konu hakkında beyan verdi. Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin bile Karabük -Fenerbahçe maçı öncesi Trabzon'un şampiyonluğunu istediğini yüksek sesle söylemekte beis görmedi. Ama hükümetin istediği olmadı. 2010 da Faruk Çelik önderliğinde Bursa'ya verilen destekle başarıya ulaşan Bakanlar Kurulu'nun resmi şampiyonluk adayı 2011 de tutmadı. Hükümet seçimlerde 8 milletvekili çıkaracak Trabzon'da zor durumda kaldı.

3 Temmuz'daki operasyonun amacı açık olarak Fenerbahçeydi. Eğer 10 Temmuz'daki 100.000 kişilik taraftar yürüyüşü olmasaydı ne Beşiktaş'tan ne Trabzon'dan kimse gözaltına alınacaktı. Hükümet onca medya manipülasyonuna, özel yetkili muhabirler yöntemiyle toplu lince rağmen Fenerbahçe taraftarının kulübe bağlılığını hesap edemedi. Dolayısıyla Beşiktaş ve Trabzon'dan da birilerini alarak yangını bir nebze söndürmeye çalıştı.

Ağustos'da UEFA-TFF işbirliğiyle ve bizzat siyasi iradenin icazeti ve teşvikiyle Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'nden men edilmesi üzerine Trabzon Şampiyonlar Ligi'ne gönderildi Hükümet doğrudan değil dolaylı olarak Trabzon'a Şampiyonlar Ligi parasını aktarmış oldu bu sefer de. Mehmet Ali Aydınlar "Trabzonun Şampiyonlar Ligi'ne alındığını biz de yeni öğrendik" derken yalan söylüyordu, Cumhurbaşkanı da dahil olmak üzere Şampiyonlar Ligi'ne Fenerbahçe yerine Trabzon'un gideceğini hükümet de biliyordu. Federasyonun kuklaları Helvacı ve Arıboğan'ın soruşturma sonunda Trabzon'un herhangi bir ceza almayacağı Fenerbahçe'ninse kurtulmasının mümkün olmadığı beyanıyla bu iş halledildi. Bu arada yeri gelmişken bu dürüstlük timsali objektif salon beyefendilerinin yalancılıkla suçladığı Cornu'ya hala dava falan açmadıklarını ve utanç duyguları alınmış bir şekilde aramızda dolaştıklarını belirtelim.

Sonuçta benim iddiam şu: Türkiye'de geçen seneki şampiyonluk Bakanlar Kurulu'nda belirlenmiş ve Trabzon'a verilmiştir. Fenerbahçe geçen sene bu kararı bozduğu için bugün bu süreçle baş başadır. İcraatın iyisini Başbakan'a kötüsünü cemaate havale etmek tam anlamıyla bir siyasi oportünizmdir. Hükümet bu sürecin en başından sonuna kadar TRT,medya, emniyet açıklamaları, yargı açıklamaları hepsi dahil olmak üzere Fenerbahçe'nin bilinçli ve sistematik lincine çanak tutmuştur. Öcalan'ın yargılanmasında bile görülmeyen bir nefret havası Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe hakkında yaratılmış, devletin bütün kurumları elbirliğiyle bu ateşe odun taşımıştır.

Şu aşamada göz göre göre artık bir Bakanın ince ince çalıştığı itirafını görüp hala adalete güveniyoruz açıklamalarıyla bir yere varılamaz. Fenerbahçe'nin mevcut dışarıdaki yönetiminin şu açıklamadan sonra bile işin yargıyla adaletle çözülebileceğini düşünmesi düpedüz saflık olur. Fenerbahçe yönetimi şu açıklamanın hesabını bu hükümete soramayacaksa bu rezil açıklamanın somut bir yaptırımı olmayacaksa Fenerbahçe büyüklüğünden falan bahsetmesin ve derhal istifa etsinler. Trabzon Şampiyonlar Ligi'ne gönderildiği gün Fenerbahçe bu kararın siyasi iradeden bağımsız olmadığını da açıklayarak ülkedeki bütün sportif faaliyetlerini askıya almalıydı. Böyle "mücadele edelim ama şunu incitmeyelim, şunu tam karşımıza almayalım" diye diye başımıza gelmedik şey kalmadı ve böyle giderse de sonu gelmeyecek.

Bunu da yüz kere yazdık ama bir kez daha yazayım taraftarın gösterdiği dirayet ve cesaretin onda birini bu yönetim gösterebilmiş olsaydı bu kulüp şimdi Şampiyonlar Ligi'ndeydi ve muhtemelen Aziz Yıldırım da dışarıdaydı. Size savaş ilan etmiş şeyin ismini koymaktan korkup koltuklarınıza gömüldüğünüz müddetce sadece bir gün değil her gün öleceğiz.
Devamı ...