21 Mayıs 2012
Nevriye Yılmaz'ın Dramı (!)
Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi denebiliyor pekala. Lâkin uzunun olmadığı yerde, kısaya uzun demek pek de mümkün değil.
Masal bu ya...
Türkiye'de basketbol menajerliği işlerinin Don Barzini'si olan Tolga Tuğsavul da "ilk paragraftaki vaziyetin" bilinciyle kadın basktboldan sorumlu consiglieresi Ceren Ateş'i harekete geçirmiş ve Nevriye Yılmaz'ı Fenerbahçe ile pazarlığa oturtmuş.
Siz deyin yıllık 750.000 €, biz diyelim yıllık 900.000 €'lar ve üç senelik kontrat süreleri havada uçuşuyormuş.
Eflak ve Boğdan'ı istemişler mi, orası bilinmiyor.
Efendim Nevriye şampiyonluklar kazandırmış da, senelerdir Fenerbahçe formasını taşıyormuş da, bu parayı ona vermezsek kime verecekmişiz de!
Nevriye ve bunları söyleyenler özelinde çok basit bir şey sormak istiyorum?
Siz iyi misiniz?
Türkiye kadın basketbol pazarında, hele özkaynak düzenine dönerek milli takıma oyuncu yetiştirme çabaları bu kadar tartışılırken bu paraların verilme imkanı var mı?
Yarın öbür gün diğer oyuncuları nasıl tutacaksınız elinizde?
Bugün basketbolu bıraksa, herhangi bir yerde, o istediği paranın 100'de 1'ini (9000 €) maaş diye alamayacak sporculara bu paralar verilir mi?
Bakın daha işin Fenerbahçe yanına girmedik bile.
Kulübün canı çıkmış. Kuruluştan kurtuluşa emdiği süt burnundan gelmiş. Matmazel sene sonu boyunca hemen bütün maçlarda "Benimle imzalamadılar" diye trip yaptığı yetmiyormuş gibi şimdi de kontrat da kontrat diye tutturuyor. Sanki senelerdir üç kuruş paraya oynuyormuş gibi.
Bir "Topçu değil" denen Ziegler'in kaçan şampiyonluk sonrası hallerine bakıyorum, bir de önüne çıkan altyapı oyuncusu hayran hayran yüzüne bakarken "Çekil" diye kenara iten büyük kaptan Nevriye'ye. Sonra aklım hakiki büyük kaptan Ayten Salih'e gidiyor. Bırakın Galatasaray'a gitsin Nevriye Sultan. Demirden korksak trene binmezdik.
. Devamı ...
20 Nisan 2012
Hanedan Sürüyor ve "Galatasaray Yok"
O maç kişisel Fenerbahçe taraftarlık tarihimde en çok sevindiğim maçlardan biri olarak hala benim için özel bir yere sahiptir. O galibiyetin ve şampiyonluğun tekil bir galibiyet olmadığını kadın basketbolunda çağ açıp çağ kapattığını bugün bir kez daha gördük Bugün 7 si üst üste 10. kez şampiyon oldu taraftarın kendilerine verdiği adla potanın kraliçeleri.
Şöyle bir kişisel istatistiğim var, benim televizyondan izleyemediğim Galatasaray kadın basketbol maçlarını kaybediyoruz, son üç Türkiye Kupası finalini de bir şekilde izleyemedim ve kaybettik, Salı günü İstanbul B.B voleybol maçına gidersem kadın basketbol maçını kaybederiz diye burnumuzun dibine kadar gelen erkek voleybol takımının maçına gitmeyip basketbol maçını izleyeyim dedim, voleybol maçına bir buçuk saat kala bir arkadaşım arabayla evin önüne geldiğini söyleyince ona da söyledim "abi dedim voleybol maçına gidersek kadın basketbol maçını izleyemem ve kaybederiz" Neyse sonuçta arkadaş benim gerekçemi mantıklı bulmadı, eve kadar gelmişken onu da kırmak olmaz diyerek voleybol maçına gittik salona, telefonla skor takip ettik ve maçı kaybettik beklediğim gibi. Yani 3 .maçtaki sorumluluğu üzerime alıyorum.
Bugün maçın son periyotuna kadar oynadığımız oyun benim totemi de sorgulamama yol açtı. Benim televizyondan izlediğim bir maçı kaybedecek miyiz acaba diye şüpheye düşmedim değil ama sonunda bir şekilde kazanmayı becerdik.
Maçın başında yine klasik olarak içeriyi besledi Galatasaray topu hızlı bir şekilde getirip hemen Fowles la buluşturdular, Taurasi düzen içinde kalarak bu içeriyi besleme işini çok iyi becerdi. Biz Angel'in dağınık başladığı Birsel'in iyi oynamadığı bölümde Matoviç'in basketleriyle skorda tutunmaya çalışsak da dış şutları da iyi yüzdeyle atan Galatasaray karşısında 10 sayı geride bitirdik ilk periyodu 24-14
İkinci periyot Esmeral ve Zane'nin girmesiyle savunmamız biraz toparlandı, ribaunt aldığımız pozisyonlarda Cappie'nin hızlı bitirdiği hücumlarla farkı erittik. Esmeral ve Cappie'den bulduğumuz üçlüklerle skoru başa baş getirip periyot bitimine 2 dakika kala 40-41 öne geçmeyi de başardık. O sırada oyuncu değişiklikleri sonucu yine ritmi kaybedip 7-0 lık bir seri yedik ve devreye 47-41 geride girdik.
İkinci yarıya da çok iyi başladığımız söylenemez,Fowles'in etkinliği ikinci yarı itibariyle ilk yarıdaki gibi olmasa da Taurasi üçlüklerle canımızı epey yaktı. Angel ve Cappie'nin zaman zaman Taurasi'yle kişisel çekişme içine girip düzen dışına çıkarak yaptığı tercihler hücumda ritmi bir türlü bulamamıza yol açtı. Bu bölümde farkı 13 sayıya kadar çıkardı Galatasaray. Çeyreğin sonunda Cappie'nin üçlüğüyle fark 10 sayıya düştü 72-62
Son periyota da karşılıklı basketlerle başladı iki takımda. 6 dakika kalana kadar Galatasaray 10 sayılık farkı korudu. Diana Taurasi ne atsa sokmaya devam ediyordu ama Galatasaray'ın içerideki etkinliği epey azalmış durumdaydı. Matoviç-Zamane değişikliği bu bölümde maçın kaderini değiştirdi. Birsel savunmada topu getiren Işıl'a baskıya, Galatasaray'ın pas bağlantılarına Zane uzun kollarını sokmaya başladı. Angel hücumda devreye girdi farkı azaltmaya başladık. Angel'in getirip attığı üçlüğün ribauntunu alan Birsel'in Cappie'yi bulması ve onun üçlüğüyle farkı 3 e kadar indirdik 3 dakika kala. Şaziye'den bir ekstra üçlük yememize rağmen moral olarak oyundan düşmedik, Angel'in basketi ve Zane'nin hücum ribauntundan bulduğu sayıyla maçı tekrar kafa kafaya getirdik.
Son 2 dakikada ise hakikaten acayip şeyler oldu. Önce Birsel miss-match i iyi değerlendirip Fowles'a faul yaptırtıp faul çizgisinden beraberliği yakaladı. Sonra Işıl'dan maçın en kritik topunu çalıp Zane'ye asisti yaptı. Angel'e çalınan uydurma faulle Galatasaray skorda eşitliği yakaladı. Angel'la hücumdan boş dönsek de Taurasi'ye yapılan ikili sıkıştırmalar sonucu üst üste iki top kaybından 4 sayı bulup molayı aldırdık Galatasaray'a. Şaziye'den bir üçlük yiyip rakibi tekrar umutlandırsak da Angel'in basketi sonrası maçı kopardık. Taktik faulleri de iyi değerlendirip maçı kazanmayı başardık. 86-96
Son çeyrek skoru pek akıl alır gibi değil 34-14 üstün bitirmişiz maçın karar periyodunu, Maçın dönüm noktası o zamana kadar savunmada hiç bir sertlik göstermeyen takımın Dikeloukas'ın aldığı teknik faul sonrası birdenbire savunmayı hatırlaması oldu. Zane'nin özellikle son 5 dakikadaki efsanevi performansı maçın en önemli bireysel performansıydı. Angel zaman zaman dengesini kaybetse de maç sonunda mental olarak ayakta kaldı, Taurasi'ye yaptığı akıl almaz bloktan sonra Taurasi'nin oyundan epey koptuğunu da belirtmek lazım. Cappie yine kritik isabetlerle 29 sayı 4 ribaunt 3 asistle tamamladı maçı. Angel kötü bir saha içi yüzdesiyle de olsa 24 sayı 9 ribaunt 3 asistle bitirdi. Maçı getiren Zane Tamene 19 dakikada 12 sayıyla savunmadaki kilit rolüne hücum performansını da ekledi. Birsel de kötü başladığı maçın sonunu iyi oynadı 10 sayı 8 asist ve 5 ribauntla katkıda bulundu takıma.
Fowles'un 23 sayı 11 ribauntu, Taurasi'nin 32 sayı 8 asist 4 ribauntuna Şaziye'den de 14 sayılık ekstra bir katkı gelmesine rağmen Galatasaray maç sonunda Taurasi'nin pilinin bitmesiyle inisiyatifi Fenerbahçe'ye bıraktı. Maçın son üç dakikasında Fenerbahçe'nin bulduğu 6 sayı Galatasaray'ın üst üste yaptığı 3 top kaybı sonucu oldu. Taurasi'nin 8 top kaybı Galatasaray adına dikkat çekici bir faktördü. Fenerbahçe'nin kötü oynadığı bir bölümde bile topun kıymetini bilmesi ve maçı sadece 3 top kaybıyla bitirmesi de maçı döndürmesinin en önemli nedenlerinden biriydi.
Sonuçta yıllardır türlü kepazelikle uğraşan, her yıl kendisi şampiyon olmasın diye statü değiştirilen bir ligde 7. kez üst üste şampiyon olmayı başardı bu takım. Dünyanın en önemli oyuncularından üçüne sahip olmak da yetmedi Galatasaray'a. Takım kimyasının bireysel performansları her zaman yeneceğini bir kez daha ispat etti Fenerbahçe.
Maç sonu Abdi İpekçi'de maçı münferit olarak izlemiş ve hiç bir tahrik edici eyleme girişmemiş Fenerbahçe taraftarının karokola götürülüp ifadesinin alınması da bu sene Emniyet' in Fenerbahçe taraftarına yaptığı kimbilir kaçıncı abukluk. Caferağa'da bireysel olarak maç seyreden Galatasaraylılara bir şey yapılmazken aynı şeyi yapan Fenerlilere uygulanan bu çifte standardı nasıl açıklayacak acaba İstanbul Emniyeti. Yine bu vesileyle her türlü durumda başımıza vicdan polisi kesilen, romantikliği, solculuğu, objektifliği kimseye bırakmayan adamların tek laf etmemesi de bizi şaşırtmadı. Şu ülkede haksızlığa maruz kalan Fenerbahçeli olduğunda yaşanılan suskunluk kadar derin bir suskunuk bulmak zor. Siz haksızlığa karşı sırf olay Fener'in başına geliyor diye susmaya devam edin biz de dünyanın en güzel isim tamlamasını bir kez daha haykırmaya. "Şampiyon Fenerbahçe". Son olarak ünlü düşünür Cappie Pondexter'in da dediği gibi "Galatasaray yok"
Devamı ...
15 Nisan 2012
Cappie' den Galatasaray Yok Performansı 98-93
İkinci çeyrek Galatasaray tamamen içeriden bulduğu sayılarla direnmeye devam etti, Taurasi'nin ikili sıkıstırmaların hepsini asistle cezalandırması sonucu gerek Fowles gerek Tina kolay sayılar buldular. Hücumda Angel'in faul problemi sonucu kaybettiğimiz ritmi yine yakalayıp Matoviç ve Tamene ikilisinin üretimleriyle 5-6 sayılık farkı yakaladık. Periyot sonunda kolay pozisyonları değerlendirebilsek ve basit top kayıpları yapmasak fark çift hanelere çıkabilirdi ancak ilk yarıyı 4 sayıyla önde kapatabildik. 42-38. İlk yarıda Galatasaray'dan yediğimiz 38 sayının 28'ini iki uzundan yedik, Taurasi 2/9 la yine kötü şut atsa da özellikle Fowles'a yaptığı asistlerle Galatasaray hücumuna yön veren isim oldu.
İkinci yarıya Angel'in yokluğunda hücumda tüm sorumluluk Cappie'ye kaldı, Uzunları kullanmaya devam eden Galatasaray'a dışarıdan destek hiç beklenmeyen bir yerden Işıl'dan geldi. Birsel'in top kayıplarından bulduğu turnikelerle morali yerine gelen Işıl'ın hücumda bulduğu sayılarla Galatasaray maçta dengeyi sağladı. Bu bölümde Cappie'nin de son derece yüksek yüzdeyle oynayıp savunmanın tamamen düştüğü bölümde hücumda bir tıkanıklığa izin vermediğini belirtelim. Üçüncü periyotta Galatasaray'ın iyi oynamasına rağmen bir türlü skorda üstünlüğü ele geçirememesinin de maçın psikolojik olarak kırılma anlarından olduğunu söyleyebiliriz. Bir siz atın bir biz atalım havasında oynanan üçüncü periyotun büyük bir kısmı sonrası son 10 dakikaya 63-63 berabere girdik.
Dördüncü periyotun başında savunmayı tekrar hatırlayıp Galatasaray'a kolay sayı fırsatı vermezken hücumda Cappie'ye Angel'in de eşlik etmesiyle 4 dakikada 10 sayılık bir fark elde ettik. Tina ve Fowles kaynaklı sayılara karşı Angel ve Nevriye ile yanıt verip farkı koruduk. Son iki dakikaya da 10 sayılık farkı koruyarak girdik. Rahat bir galibiyet beklerken bütün taktik faulleri sokmamıza rağmen Galatasaray'ın bulduğu arka arkaya üçlükler maçı bir türlü bitirememize yol açtı. Bu bölümde Taurasi'den iki Prince'den bir tane üçlük yedik. 7 saniye kala farkı 3 e kadar indirmeyi başardılar.Cappie'nin bir kez daha faul çizgisinde hata yapmaması sayesinde maça noktayı zor da olsa koymayı başardık 98-93
Maçın yıldızı tartışmasız Cappie'ydi. "Galatasaray yok" söylemini eyleme döktü 29 sayıyla. Özellikle işlerin iyi gitmediği üçüncü periyotta Angel'in yokluğunda skorda geriye düşmemizi engelleyen isimdi. Savunmada ilk maçtaki kadar efektif olduğunu söyleyemeyiz, ama ikinci yarı hücumdaki performansı şahaneydi. Nevriye uzun zaman sonra hayata döndü 11 sayıyla. O görmeyi özlediğimiz orta mesafe şutlarını maçın kırılma noktalarında göndermeyi başardı Galatasaray potasına. Angel da faul problemi nedeniyle sadece 23 dakika oynayabildiği maçı 20 sayıyla kapattı. Şaziye'yle eşleştiğinde de Bahar'la eşleştiğinde de Galatasaray savunmasının başına bela oldu. Orta mesafede iyi şut attığı bir gün Angel'i tutmak mümkün değil. Matoviç de ilk maçın aksine skora ciddi katkı yaptı bu maç, 17 sayı 5 ribaunt ve 5 asistle takımın hücumunun en önemli parçası olduğunu bir kez daha gösterdi.
Nevriye hayata döndü dedik Esmeral'de de bir kıpırdama belirtileri görüyoruz, şu boş üçlükleri soksa ve bir numara oynadığı dönemlerde biraz saati kontrol etse çok daha iyi olacak. Birsel sahada çok uzun süre kalmanın da etkisiyle yorgunluğa bağlı hatalar yaptı, kaybettiği üç top da Işıl'ın boş turnikesi olarak döndü,kafaca bitmiş olan Işıl'ı da kendine getirdi bu top kayıpları.
Galatasaray'da 20 sayı ve üzerinde üç oyuncudan katkı almasına rağmen Caferağa'da bir mağlubiyete daha engel olamadı.Taurasi'nin 25 sayı 9 asist 4 ribauntu, Tina'nın 20 sayı 6 ribauntu ve Fowles'in 24 sayı 6 ribauntu galibiyete yetmedi. Işıl'dan kendilerinin bile beklemediği 13 sayı 5 ribaunt 5 top çalma 2 asist gibi bir katkı almalarına rağmen Cappie ve Angel'i savunamayınca mağlubiyet kaçınılmaz oldu.
Geçen maç olduğu gibi toplam ribauntlarda 34-26 üstünlük sağlamışız ama geçen maç üstün olduğumuz hücum ribauntu sayılarında 11-6 Galatasaray üstünlüğü var bu sefer. Top kayıplarında da 17-10 la 7 fazla top kaybetmişiz. Aslında ilginç bir istatistik de şu: Galatasaray ikilik ve üçlük atış olmak üzere toplam bizim potaya topu 78 kez atarken biz sadece 56 kez rakip potaya topu atabilmişiz. Yani bizden 22 kez fazla atış imkanı bulmuşlar. Bu seviyede bu kadar ciddi bir fark olmasına rağmen maçı kazanmamızın nedeni çoğu taktik faul olmak üzere 27 kez gittiğimiz serbest atış çizgisinden 25 isabet bulmamız.
Maçın hakemlerine gelelim, İsmail Aydın berbat bir hakem olduğunu iki hafta önceki Fenerbahçe-Banvit maçında zaten bir kez daha göstermişti, bu maçta da yine rezilce düdükler çaldı, Angel'a çaldın teknik faulü mimik ve el kol hareketi yaptın diye tamam anladık arkadaş da topu üzerine atan Taurasi'ye niye çalamıyorsun aynı teknik faulü.
Taurasi maçta 15 tane falan faul yapmasına rağmen iki tane taktik faulle maçın son saniyesinde ancak 5 faule ulaşabildi. Üstelik çıkarken hakemin düdüğünü de şöyle bir el attı ama yine teknik faul gelmedi kendisine. İki maçtır Fowles'a bir tane hücum faul çalınmaması da bir acayip.
Bazı durumlarda Galatasaray aleyhine çalamadıkları düdükleri direkt eyyam kokan telafi düdükleriyle mesela Taurasi'nin üç atış olması gereken faul pozisyonunda atış vermemeleri, ya da Tamane'nin Fowles'in eline vurduğu pozisyonu çalmamaları gibi pozisyonlarla dengelemeye falan çalıştılar akılları sıra. Ne olduğu anlaşılmayani bir başka durumda da maçın bitimine 7 saniye kala Taurasi'nin Cappie'ye yaptığı taktik faul sonunda oyuncular şöyle birbirlerine karşı bir horozlandılar ama daha sonra birbirlerinin arkalarına bir iyiniyet jesti olarak bir vurdular. Hakem önce karşılıklı teknik faul çaldı ama sonra sanırım bu teknik faulü diğer hakemin olayı izah etmesiyle geri aldılar. Cappie'ye o pozisyonda ikinci teknik faul çalınsa diskalifiye olacak ve ertesi maç da cezalı olacaktı. Gerçi maçın canlı anlatımını yapan TBF'nin internet sayfasında o pozisyonda Taurasi'nin taktik faulünden sonra Cappie'ye de bir faul çalındığı yazdı ama hakemin ne çaldığı hala muamma. Karşılıklı teknik faul yerine karşılıklı faul mü çaldı acaba diyeceğim ama oyun durmuşken karşılıklı faul de olmaz.
Şimdi seri Abdi İpekçi'ye taşınacak Salı günkü maçı yine çok ciddi oynamamız lazım. 2-0 önde olabiliriz ama yine kazandığımız bir şey yok. Bundan sonraki maçın yine 0-0 başlayacağını unutmadan ve kesinlikle 2-0 ın rehavetine girmeden bu seriyi bitirmek lazım. Galatasaray şu an bizi yenebileceğine inanmıyor, onları hiç uyandırmadan seriyi bitirip kupayı Abdi İpekçi'de kaldırabiliriz. Abdi İpekçi'de muhtemelen hakemler Cappie ve Angel'in üzerine fazla gidip aptalca fauller çalacaklardır, onların deplasmanda sakin kalması çok önemli, Biz eğer üçüncü maça iyi başlarsak ve oraya kazanmaya gittiğimiz inancını maçın başında verebilirsek Galatasaray'ın baskı altına girmesi kaçınılmaz. Az kaldı bir galibiyet daha alıp uzanalım 7. üst üste şampiyonluğa.
Taurasi maç sonunda yine kendine yakışanı yapmış, dünyanın en iyi oyuncusu olabilirsin çirkeflikte de bir numarasın. Gerçi geçen sene üç hafta üst üste doping kontrolüne girip bu sene sezon başından beri bir kez bile doping kontrolüne girmeyince, hakemlerin yüzüne top atıp düdüğünü ağzından alıp teknik faul yemeyince kadın nasıl olsa ne yapsam ceza almayacağım özgüvenini yaşıyor dolayısıyla tribüne hareket çekmesine falan bir ceza verilemeyeceği özgüveniyle parmak da kaldırır ayak da kaldırır çok şaşırmamak gerek. Üçüncü maçın hakemlerini merak ediyorum. İsmail Aydın kozu da yetmeyince zulalarındaki en değerli tetikçilerden Murat Biricik'i bekliyorum bakalım yanına da şöyle bir Türkiye Kupası'nı Galatasaray'a kazandıran Fatih Arslanoğlu fena olmaz.
Devamı ...
13 Nisan 2012
Finalin İlk Raundu Bizim 75-69
İkinci çeyrek Fowles-Tina ikilisinin etkinliğinin biraz düşmesi ve rotasyon gereği tek tek kenara gelmeleri nedeniyle Galatasaray içerden aldığı skor katkısını bulamamaya başladı. Tamane ve Esmeral'in girmesiyle savunmada sertleşip hücumda yavaş yavaş ritmimizi bulmaya başladık. Taurasi'nin kötü şut tercihleri sonrası içerden gelmeyen skor katkısı dışarıdan da gelmeyince Galatasaray hücumu tıkandı. Hücumda Fenerbahçe'nin ritim yakalamaya başladığı tehlikesini gören Ceyhun Yıldızoğlu alan savunmasına geçti ancak Birsel iki hücumda bu savunmaya cezayı çekince Fenerbahçe skorda 6-7 sayılık bir üstünlük sağladı. Devre sonunu Angel biraz iyi oynasa çift hanelerde bitirebilirdik ama kolay bir basket bulacağımız hücumda üç turnike kaçırıp Taurasi'den transition hücumda üçlüğü yiyince fark 3 e kadar düştü.
Tamane, Esmeral Angel ve Cappie'nin gavurların tabiriyle söyleyelim "fresh" olduğu bölümdeki savunmamız ikinci çeyrekte sadece 13 sayı yememizi sağladı. Fowles ve Tina kaynaklı sayıların gelmemeye başlaması seri öncesi de belirttiğimiz üzere Galatasaray'da oyunun hemen kişiselleştirmesine yol açtı. Önce Taurasi sonra Prince bu bölümde organizasyon dışı top kullanmaya başladılar, bu da bizim ekmeğimize yağ sürdü. İlk yarıyı 33-30 önde kapattık.
Üçüncü çeyreğe de içeriden iki hücumda dört sayı yiyip skorda geriye düşerek girdik. Birsel'in organizasyonuyla içeride biraz Matoviç'i beslemeyi başladık. Angel ve Cappie'nin sayılarıyla farkı yenien 6-8 sayı civarına çektik. Taurasi'nin 3 faulle kenara gelmesinden sonra Prince Galatasaray'ın hücumdaki tek opsiyonu haline gelmeye başladı. Son bölümde farkı 10 sayıya kadar çıkarsak da Prince'in son saniye üçlüğüyle son çeyreğe biraz olsun moralli girdi Galatasaray 54-47
Son periyota Şaziye'nin üçlüğüyle başlayıp farkı 4 e çektiler, Hücumda Tamane'nin ikinci periyottaki ribaunt hakimiyetini kaybetmesi sonucu ikinci üçüncü hücum şanslarıyla ayakta kaldılar, Fenerbahçe hücumu yine ritmini kaybetmişken Birsel köşeden bulduğu üçlükle bir kez daha oksijen takviyesi yaptı. Fowles'in içerden hücum ribauntlarından bulduğu sayılar ve Tina'nın orta mesafe şutları sayesinde Galatasaray 2 dakika kala farkı bir sayıya kadar indirmeyi başardı. Son iki dakikada o ana kadar aslında çok iyi yapmadığımız penetre yapmayı akıl ettik. Angel ve Cappie ile faul çizgisinden bulduğumuz sayılarla skorda önde kalmayı başardık. Cappie ve Angel'in iki orta mesafe basketi sonucu 3 sayı önde girdik son dakikaya. Cappie topu elinde fazla tutunca 24 saniye süresini eritip Galatasaray'a bir şans verdik ama Bahar'ın şutu sonrasında Cappie'nin Işıl'ın elinden söküp Angel'e verdiği pas sonucu bulduğumuz turnike maçın sonunu ilan etti. 75-69
Maç genelinde bir kez daha gördük ki Fenerbahçe Galatasaray'dan daha derli toplu, planlı ve düzenli olan takımdı.Dönemsel olarak bize üstünlük sağlayabildikleri iki uzunlu sistemi de aslında net ribaunt sonrası hızlı gelerek çok kolay cezalandırabiliriz, bir kaç sefer yaptık bunu ama daha fazlasını da yapabiliriz. İki uzunlu oynayınca ve dışarıda da Taurasi'yi tercih edince Galatasaray'ın delici ve penetreci özelliği olan tek kısası Prince'i kullanamaması onların hücum akışını bozuyor ve sadece içeriden tehdidi olan bir takım haline getiriyor. Atlamamamız gereken bir konuyu da yeri gelmişken söyleyelim Galatasaray'ın dışarıdan tek tehdidi olan Taurasi'yi Cappie'nin şahane bir şekilde savunması, penetrelerine kesinlikle izin vermemesi ve serbest atış çizgisine hiç getirmemesi, ayrıca hücumda da onu çabukluğu sayesinde faul problemine sokması maçın anahtarlarındandı.
Maçın akışını değiştiren oyuncu yine geçen F8 maçında olduğu gibi Tamane'ydi. Onun oyuna girmesiyle oyunun momentumu tamamen bize geçti, 13 sayı 8 ribauntla çok ciddi bir katkı yaptı tavşan adımlı uzunumuz, İkinci olarak yine kritik yerlerde sorumluluk alan ceza şutlarını sokan Birsel'i söyleyebiliriz. 14 sayı ve 5 asistle şahane bir performans sergiledi. Angel biraz savruk, biraz dengesiz olsa da 20 sayı 9 ribaunt 4 asistle maçın hem sayı hem ribaunt lideri oldu bizim tarafımızda. Angel'in da Şaziye'yi 5 faulle kenara götürdüğünü ekleyelim.
Özellikle Galatasaray'ın Türk rotasyonundan birini faul problemine sokmak stratejik açıdan son derece önemli, Şaziye oynasa ne olur oynamasa ne olur falan diye düşünebiliriz ama Şaziye çıkınca onun yerine biri girmiyor, mutlaka sahada iki üç kişinin de pozisyonu değişiyor, bu maçta bile bunun faydasını gördük, aslen 3 numara olmayan Bahar Şaziye 5 faulle çıkınca üç numaraya geçti, maçın en kritik topunu pozisyonu gereği o kullanmak zorunda kaldı, yine maçın en kritik hücumunda ayakları Angel'a göre çok yavaş kaldığı için faul yaptı ve iki kolay sayı bulduk son dakikada. Yani aslında önemsiz gözüken bir küçük ayrıntı bizim lehimize ciddi fark yarattı.
Matoviç ve Nevriye'den beklediğimiz katkının gelmediği 10/17 ile sezonun en berbat faul yüzdesiyle faul attığımız bir maçı kazanmak aslında oyunumuzun seviyesinin bir kademe daha yükselmesiyle ikinci maçı da kolaylıkla alabileceğimizin bir göstergesi. Toplam ribaunt sayılarında 41-36 ile Galatasaray'ı geçmemiz, bu zamana kadar başımızın belası olan hücum ribauntu konusunda 13-12 üstün olmamız maçın ilginç istatistiklerindendi. Ancak her ne kadar toplam ribauntlarda bir sorun yaşamamış gözüksek de son 5 dakikada fazlasıyla verdiğimiz hücum ribauntları yüzünden maçı kafa kafaya getirdiğimizi de unutmamak lazım.
Seride ilk maçı kazanmak önemliydi ama zaten Galatasaray'ın Caferağa'ya gelirken ki hedefinin bir maç kazanmak olduğunu düşünürsek henüz kazanılmış hiç bir şey olmadığını söyleyebiliriz. Savunmada ciddiyetimizi koruyup Cappie ve Angel'in penetre yeteneklerini efektif kullanabilirsek ikinci maçı da alıp dev bir adım atabiliriz. İkinci maç Matoviç'den ekstra bir performans bekliyorum bu maçta fena sinirlendi ve sinirlendiği zaman performansı yüzde yüz artıyor. İkinci maç Cumartesi 18:00 de 2-0 la Abdi İpekçi'ye yolcu ederiz umarım takımı. Devamı ...
10 Nisan 2012
Fenerbahçe-Galatasaray Final Serisine Bir Bakış
Bizde ise geçen seneki dar rotasyon bu sene de devam ediyor, tüm sezonu neredeyse 7 kişiyle oynadık, üstelik standart katkısı olan ve final serilerinde bunca zamandır farkı yaratan üç Türk oyuncudan ikisi Esmeral ve Nevriye belki de kariyerlerinin en kötü performanslarını sergilediler son bir ay içerisinde. Final 8 de Penny’nin sakatlanması da takımın oyun aklının bir anda bir seviye aşağı inmesini beraberinde getirecektir.
Fenerbahçe’nin Galatasaray’a göre artılarını değerlendirelim biraz, bir kere seriye saha avantajına sahip olarak başlamak oyuncuların özgüveni açısından son derece önemli, Caferağa’da son yıllarda Galatasaray’ın futboldaki Kadıköy fobisi gibi bir fobisi oluştuğunu da göz önüne alırsak küçümsenmeyecek bir psikolojik avantaj olarak görülebilir. İkincisi uzun süredir bir arada oynama alışkanlığı ve Galatasaray’ın Türk rotasyonuna kıyasla bizimkilerin bu seviyelerde daha sakin ve soğukkanlı kalabilmesi de önemli bir avantaj. Üçüncü üstün olduğumuz nokta hücum olarak Galatasaray’ın tersine bireysellikle değil daha çok post bölgesini merkez olarak kullanıp pas kanallarıyla baskete gitme gibi bir stratejiyi mükemmel bir şekilde uygulamamız. Fenerbahçe F8 ‘e kadar Avrupa’nın en iyi hücum eden takımıydı son bir aylık dilimde sezonun ilk bölümündeki ritimden biraz kopuk gözükse de hücum olarak Galatasaray’dan daha düzenli ve akıcı olduğu söylenebilir.
Galatasaray’ın takım olarak bize üstün olan taraflarını da değerlendirelim. Bir kere bizden daha iyi bir savunma yaptıklarını söyleyebiliriz, oyunun belli dönemlerinde Fenerbahçe’nin vidaları sıktığı bölümler oluyorsa da maç ve sezon geneline baktığımızda Galatasaray savunmasının bize oranla daha istikrarlı olduğunu görebiliriz. İkinci olarak serinin en kilit faktörlerinden biri olan ve Fenerbahçe’nin en zayıf karnı diyebileceğimiz ribaunt konusunda Galatasaray’ın Fowles ve Tina’yı da birlikte kullanabileceğini düşünürsek ribaunt kaynaklı ikinci şans sayılarının da önemli bir tehdit olduğu gözüküyor. Nitekim Türkiye Kupasında Galatasaray adına kazanılan maçın da en önemli parametresi hücum ribauntu sonrası bulunan sayılar olmuştu.
Yapısal üstünlük-eksiklik boyutundan biraz parke içinde neler olabileceğine geçelim. Fenerbahçe sezon başında kaybettiği Cumhurbaşkanlığı maçında da son kaybedilen Türkiye Kupası’nda da Tamane’yi çok aradı, Son olarak F8 deki maçta da gördük ki Galatasaray’ın dominant uzunlarına karşı pota altında bir numaralı savunma opsiyonu Tamane olmalı. Penny’nin sakatlığı olmasa bizim koç acaba Tamane’yi final serisinde tercih edecek miydi bilinmez ama final serisini Fenerbahçe kazanacaksa Zane’nin bu seriyi iyi oynaması ve Fowles-Tina ikilisine karşı ayakta kalabilmesi kilit nokta olacak. Ceyhun Yıldızoğlu belli bölümlerde sahada bulunan yabancılardan Prince’den vazgeçip Tina ve Fowles’u birlikte kullanma yoluna gidebiliyor. Özellikle ikisinin birlikte oynadığı dönemlerde net savunma ribauntu alabilirsek rakipteki iki uzunun ağırlığından yararlanıp Angel- Birsel –Cappie organizasyonuyla çok kolay sayılar da bulabiliriz, eğer ribauntu alamazsak ve ikinci üçüncü şansları verirsek ya da ikili sıkıştırmalar sırasında birbirlerine pas verebileceği pozisyonları engellemezsek ibre Galatasaray tarafına dönebilir.
Yazının başında Galatasaray’ın kimyasının oturmadığından bahsettik aslında bu final serisinde bizim en büyük kozumuzun bu olduğunu düşünüyorum, savunmada sertlik düzeyini biraz yükselttiğimiz anda Galatasaray sistem dışına çok kolay çıkabilen bir takım, son maçta ikinci yarı başında savunmamız biraz iyileştiğinde içeriyi beslemeyi tamamen unuttular ve Taurasi tek başına oynamaya başladı, Caferağa’daki sezonun ilk yarısındaki maçta da aynısı olmuştu, Taurasi takımdan kopuk tek başına hücumda sorumluluk almıştı, eğer içeriye top indirmezlerse gerek Prince gerek Taurasi hücumu tamamen kendi başlarına oynamaya elverişli oyuncular ve tek kişilik bir performansla da bizi yenmeleri çok zor. Onun için o bağlantıyı yani içerden dışarıya ve dışarıdan içeriye verilecek pas bağlantılarını iyi savunmak çok önemli.
Bizim açımızdan da şöyle bir tehlike var, diyelim bunu yaptık ve Taurasi oyunu tek başına oynamaya başladı ve attıklarını da sokuyor, bu durumda biz de de gerek Cappie gerek Angel oyunu kişiselleştirmeye ya da rövanş duygusuyla oyunu bireyselleştirmeye yatkın ve yüksek egolu oyuncular, böyle olası bir durumda Taurasi’yle bir meydan savaşına girmeyip düzen içindeki rollerine sadık kalmaları çok önemli,bizim hücumumuz bireyselliğe dayalı olmadığı için eğer topu Angel’in eline verip beklersek hücumda hiçbir şey üretemeyiz. Dolayısıyla Taurasi’nin dönemsel kişisel performansının arttığı bölümlerde Angel ve Cappie’nin kesinlikle bireysel zorlamalarla ona yanıt verme telaşına kapılmamaları lazım.
Taurasi ve Prince savunmalarına gelirsek bu iki oyuncuyu normalde Penny ve Birsel’le savunuyorduk. Prince’in ilk adımı Birsel’e göre çok daha hızlı olduğu için çok kolay geçip boş turnikeyi bulabiliyor, son maçta belli dönemlerde Angel’la tutmayı denedik Prince’i. Kadroda şu an Penny olmadığı için Angel’in Prince yerine Taurasi’yi savunması daha mantıklı olur. Cappie de Prince’i savunur. Birsel de bu bölümde iki numara olarak kim oynuyorsa Işıl ya da Melisa Can hücum tehditleri diğer iki oyuncua göre daha az olduğu için onu savunur.
Uzunlarımız zaten zebellah gibi iki uzunla uğraşacakları için savunmada kısaları kolay geçirip onlarla baş başa bırakmamız çok önemli. Yoksa şeffaf bir dış savunma yapıp her penetrede potaya kadar gitmelerine izin verirsek uzunlar direkt faul problemine girer. Tersi de geçerli özellikle Angel’in hücumdaki deliciliğinden ve atletizminden yararlanıp rakip uzunları faul problemine sokabileceğini de es geçmeyelim. Oyunun bazı bölümlerinde Şaziye ile falan eşleşirse her pozisyon potaya gitmesi şart.
Angel’in ayrıca faul problemine de çok dikkat etmesi lazım bazen saha içinde duygularına çabuk yenilebiliyor, geçen seneki final serisindeki performansını bu seneye yansıtırsa herşey bizim için daha kolay olur. Cappie’nin Mersin serisinde gösterdiği performans da son derece umut verici. Rusya yılları bildiğimiz deliciliğinden biraz bir şeyler götürmüş olsa da özellikle şut performansına çok ihtiyacımız var.
Galatasaray’ın bize karşı oyunun karar dönemlerinde tıpkı son iki maçta olduğu gibi alan savunması yapacağı zaten malum. Türkiye Kupası’nda alan savunmasına felaket hücum etmiştik F8 de ikinci yarı başında Birsel dış sutları çatır çatır sokunca alan savunması iflas etmişti. Bireysel şut performansı yine belirleyici olacaktır bu dönemlerde ,Esmeral sakatlık sonrası hiç kendine gelemedi, Cappie ve Birsel’in bulacağı dış şutlar rakibin bu en büyük savunma kozunu elinden alacaktır.
Nevriye konusunda da bir şeyler söylemek lazım son bir 1-2 aydır bildiğimiz Nevriye performansından çok uzak oynuyor kaptan. 0 sayıyla 2 sayıyla maç tamamlayıp peynir ekmek gibi soktuğu orta mesafe şutlarını potaya değdiremediği maçlar oldu bu dönemde, gerek bel sakatlığı gerekse sözleşme uzatmamasının bu performansa neden olduğu şeklinde söylentiler de var bilmiyorum ne kadar doğrudur ama Nevriye’nin final serisinde eski haline yaklaşması lazım, orta mesafede onun ve Matoviç’in şut ve pas tehdidi bizim temel hücum stratejimizin dayanak noktası.
Günlük değişkenler, bir hakem kararı, Şaziye’nin bulacağı ekstra iki üçlük, Kübra’nın iki pozisyon iyi savunması falan gibi küçük detaylar kazananı kaybedeni belirleyecek. İki takım arasında bu sezon oynanan 5 maçın 3 ünü biz 2 sini onlar kazandı. Üst üste 7. Kez şampiyonluk ve saltanatın devamı için Perşembe günü 20:00 de bir kez daha Caferağa’da yolculuğa başlıyoruz. Sakatsız keyifli ve kazananın sarı-lacivert olduğu bir seri dileğiyle
Devamı ...
27 Kasım 2011
Oyuncular Değişir Filmin Sonu Asla 96-82
Sezon başındaki Cumhurbaşkanlığı Kupası mağlubiyetini iki şeye bağlamıştım, birincisi Galatasaray'ın maçı bizden daha çok istemesi, ikincisi Işıl'ın cezası nedeniyle Prince'in ilk beş başlaması. O gün Fenerbahçe berabet ve isteksiz bir oyun oynamasına yerli oyunculardan neredeyse hiç verim alamamasına rağmen maçı kazanacak noktaya getirmiş ve Bahar Çağlar'ın maç sonundaki ekstra şutuyla maçı kaybetmişti.
Bugün o maçı kaybetmemize yol açan iki etkende ortada yoktu, Fenerbahçeli oyuncular maçı kazanmayı rakipten daha fazla istediler ve Fenerbahçe maçlarını etkisiz eleman statüsünde oynayan Işıl da çok şükür ki cezalı değil sahadaydı
Galatasaray geçen sene de bir içerde bir dışarda skorer buluyor ama üçüncü bir oyuncuyu maça dahil edemediği için Fenerbahçe'nin daha homojen dağılan skor opsiyonlarına çare bulamıyordu. Geçen yıl Fowles ve Augustus'un yanına tüm seri boyunca üçüncü bir skorer çıkaramadılar bugün de yine Taurasi ve Tina'nın yanına üçüncü bir skor opsiyonu çıkaramadılar.
İlk periyoda çok iyi başlayıp hücumda Matoviç ve Nevriye üzerinden sayılarla öne geçsek de Taurasi ve Bahar'la Galatasaray maça tutunmayı başardı. Birsel'in hücumu iyi organize ettiği bölümde Galatasaray'ın sert ve bol temaslı savunması karşısında içerden oynamaktan taviz vermememiz bizim açımıza olumlu puandı. Özellikle Tina'nın yorulduğu ve üç faullü olduğu bölümlerde hücum ribauntlarında bir hayli etkili olduk ancak Galatasaray'ın hızlı geldiği bölümlerde adamları bulmakta zorlandığımız için kolay şutlar sonucu maç sürekli başa baş geçti. Devreyi 40-38 önde bitirirken 3 faullü Tina'dan 16 sayı yemiştik.
İkinci yarıya çok iyi başlayıp arka arkaya üçlüklerle gömülü savunmayı cezalandırdık. Tina'ya ilk bölüme göre daha iyi savunduk ve Galatasaray bütün topları Taurasi üzerinden oynamaya başladı. Maç Fenerbahçe ile Taurasi arasında bir maça dönüştü ki aslında bu bizim istediğimiz bir şeydi. Biz arka arkaya Penny'den Birsel'den Matoviç'ten üçlükler bulup hücum ritmini yakalarken Galatasaray Taurasi'yle bunlara cevap verse de hücumda diğer oyuncuların hiç sorumluluk almaması bizim işimizi kolaylaştırdı.
Son periyot yine Galatasaray'ın savunmada adam kovalamayı unuttuğu anlarda Nevriye ve Matoviç'in dışarıdan içeriye indirdiği toplarla çok kolay sayılar bulduk Angel ve Penny'le ve fark 20 yi buldu. Son beş dakika maç bitti havasına girip savunmayı başlayınca fark 2 dakikada 9 a kadar indi ancak Penny'nin üçlüğüyle 5 dakika önce biten maçı tekrar bitirdik. 96-82
Fenerbahçe ile Galatasaray arasında yıllardır farkı yaratan istatistik bu maçta da değişmedi. Fenerbahçe yerli oyunculardan çok ciddi katkı alırken Galatasaray Bahar Işıl ve devşirme Melisa Can'dan toplam 11 sayı bulmuş. Bizse Nevriye-Esmeral- Birsel'den 38 sayı bulduk. Taurasi her ne kadar yüzdeli bir şekilde 33 sayı bulsa da hücumda tamamen tek opsiyon haline gelmesi diğer oyuncuların etkisizleşmesini de beraberinde getiriyor. Galatasaray'ın maç boyunca potaya attığı 69 topun 21' ini Taurasi tek başına kullanmış ki bu epey yüksek bir oran. Ayrıca Taurasi gibi bir oyuncunun takımı bu kadar ribaunt sıkıntısı yaşarken maçı 0 ribauntla bitirmesi de ilginç.Maçın en önemli kilit noktalarından biri olan ribaunt konusunda Fenerbahçe'nin Galatasaray' ı sürklase ettiğini görüyoruz. 45-24 le ikiye katlamışız Galatasaray'ı. Nevriye'nin Tina'dan daha fazla ribaunt aldığını da belirtelim.
Objektif Galatasaraylı basketbolsever bloggerlar geçen sene Fenerbahçe'nin faul çizgisinden bulduğu sayılara kafayı takmıştı, bu sene de devam etsinler Galatasaray 10 kez çizgiye gelmiş biz 18 kez gitmişiz kesin hakemleri almışız yine. Özellikle ilk yarı takım dayak yerken çalınmayan faulleri, hele hele Taurasi'ye çalınmayan sportmenlik dışı faulü falan görmez tabii onlar.
Oyuncular değişse de filmin sonu değişmiyor. Caferağa'dan bir kez daha boynu bükük ayrılıyorlar. Şimdi "Işıl'ın performanısını tartışmamız lazım artık yaa" tadında yorumlarıyla kendilerini baş başa bırakıyoruz.
Devamı ...
16 Ekim 2011
Yanlış Hesap Cumhurbaşkanlığından Döndü
Bugün maçı kaybetmemizin üç nedeni var. Birisi sahanın dışında. Teknik taktikten ziyade maçı kazanmayı rakipten daha fazla istemememiz Saha içindeki iki nedense Işıl'ın cezalı olması, ve bizim koçun yabancı kontenjanı için Tamane'yi değil Babkina'yı seçmesi. Biraz açalım.
Perşembe günü Galatasaray bir maç oynamış ve sıradan bir Euroleague takımı karşısında ribauntlarda zaman zaman ezilmiş, Tina Charles dışında ribauntu domine edebilecek oyuncusu yok dolayısıyla rakibin bu zaafını hücumda kullanmak gerek. Öte yandan savunmada bize en çok problem yaratacak Tina'yı da savunurken bir şeyler düşünmek gerek. Geçen sene Fowles'in bire bir savunmasında da çuvallamış ve sürekli ikili sıkıştırmalarla bu problemi atlatmıştık. Tina Charles'ı bire birde Matoviç ya da Nevriye'nin savunması zaten mümkün değil ona karşı arkasında daha iyi durabilecek ve ribaunt konusunda üstünlük sağlayabilecek Tamane'yi değil de Babkina'yı tercih etmek zaten maçın başında 1-0 mağlup başlattı bizi. Tina'ya karşı Fenerbahçe'nin iki uzunu Newlin'i de sayalım üç uzunu bırakın sert savunma yapmayı bir tane mesaj veren sert faul bile yapamadılar
Koç Babkina'yı kadroya almakla kalmayıp bir de ilk beşte başlatınca maçın başında Prints kaynaklı hücumlarla 10 sayı farkı buldu Galatasaray. Burda ikinci kaybetme nedenimize gelelim. Işıl cezalı olmasa muhtemelen Galatasaray maça Torrens'i Şaziye'nin yerine başlatıp Işıl'ı oynatacak ve Prints'i oturtacaktı. Babkina'nın felaket savunma zaafını Işıl Prints gibi değerlendiremeyeceği için de Prints'in yarattığı bu 10 sayılık farkın olması biraz zor olacaktı.
Kadın basketbolunda 10-12 farkları kapatmak erkeklere göre daha zor hele Fenerbahçe gibi hücumda rolleri oturmamış ve savunma yapamayan bir takım için. Fenerbahçe'yi yıllardır rakipleri karşısında üstün kılan şey yerli katkısıydı, bugün Bahar Nevriye'den daha fazla skor üretti, Birsel sayı atamadı, Esmeral bir şans basketi dışında potaya bile bakamadı. Yerli oyunculardan sıfır katkı aldığın bir maçı da kazanmanın imkanı yok.
Bir mağlubiyetle enseyi karartmak karalar bağlamak çok doğru değil tabi ama takımın çok ciddi sorunları olduğu gerçeğini de unutmamak lazım.
Penny kendisi istediği için mi yoksa hukuki olarak zor durumda kalacağı için mi burda olmayı tercih etti, kendisinden daha iyi bir oyuncu olmayan Babkina'nın ilk beş başlaması Birsel'i nasıl etkiledi, kadın basketbolunun en iyi orta mesafe şut atan oyuncusu Nevriye'nin bu acayip kötü şut performansının nedeni nedir bütün bunları iyi analiz etmek lazım.
Bu şube pek çok Fenerbahçeli'nin göz bebeği ama bu şubede üç senedir yaşanmadık skandal, dram, trajedi kalmadı, antrenör oyuncuların odasını dinlediği için gönderildi, oyuncuda doping çıktı sonra pardon dendi, başkanla anlaşamayan koç gönderildi, koçun tahtasını alıp taktik çizen oyuncu görüldü falan filan. Takım bir şekilde şampiyon olsa da sezon içinde bir şekilde kazan kaynamaya devam etti. Sağolsun bu kazanın kaynamasında en önemli rollerden birisi olan her devrin kadını menajerimizin halen orada olması da bizi biraz daha karamsarlığa itiyor.
Bugün Galatasaray bizden daha iyi bir takım olduğu için değil daha az istediğimiz için yenildik. Fenerbahçe oyuncusunun 20 sayıyla 30 sayıyla yenilmeye hakkı var ama rakibinden daha az maç kazanmayı istemeye hakkı yok umarım oyuncuların motivasyonsuz, savunmada elini bile kaldırmayan hallerinin bir açıklaması vardır yoksa bu sezon böyle bitmez. Devamı ...
22 Temmuz 2011
Uyuyan Yönetim ve Kadın Basketbol Şubesi
Fenerbahçe yönetimi "kağıttan kaplanlar koalisyonu" olduğunu 3 Temmuz'dan bu yana defalarca gösterdi. Başkanın ısrarla vurguladığı kurumsallaşmanın sadece Fenerium'u bağladığını gördük bu süreçte. Ne soruşturma sırasında uğranılan linçe doğru düzgün bir tepki gösterildi, ne taraftarın kulübü sahiplenme çabalarına rehberlik yapıldı. Taraftar polisin biber gazlı müdahalesine uğrarken de yönetimden ses yoktu. Fenerbahçe yönetimi kağıttan okunan bir metin dışında 18 gündür taraftarı sakinleştirebilecek, moral verecek, linç iddialarına, yargısız infazlara karşı "biz buradayız" mesajı verecek hiç bir şey yapmadı. Bir tane bile yönetici televizyon karşısına geçip, radyoda yayına bağlanıp Fenerbahçe taraftarına seslenemedi.
Daha önce de kriz yönetimi sırasında sessizliğe büründüklerini, ortalarda gözükmediklerini biliyoruz, bizim için çok da sürpriz olmadı bu tavırları. Bugün öğreniyoruz ki Fenerbahçe Spor Kulübü'nün medar-ı iftiharı olmuş kadın basketbol şubesinde sponsor olmadığı bahanesiyle küçülme kararı alınmış ve Birsel, Nevriye, Esmeral üçlüsüne kendilerine kulüp bulmaları tebliğ edilmiş. 18 gündür internet bildirilerinin arkasına saklanıp yüzlerini gösterme cesaretini toplayamayanlar yıllardır kulübün bayrağını taşımış oyunculara bunu söyleme yüzsüzlüğünü gösterebilmişler. Sponsor bulunmaması falan hikaye, geçen sene de sponsor yokken Taurasi transferi yaptı bu kulüp, yıllardır Euroleague de de sponsorsuz oynadı, sorun paraysa ve koca koca şirketlerin başında olan adamlar 4-5 milyonluk bir kaynak yaratmaktan acizse yüksek sesle söylesin taraftara. Biz kendi oyuncularımıza sahip çıkarız.
5 te 5 yapınca ısrarla "Fenerbahçe spor kulübüdür" mottosunu vurgulayan, kupaları kaldırırken kadraja sığma çabası gösteren yönetim ilk kriz anında bu kulübün en kıymetli şampiyonluğunu "her şeye rağmen" kazanmış oyunculara nasıl sırtını döner?
Fenerbahçe'yi internet sitesinden bildiri yayınlayarak yönetemezsiniz, kulüp linç edilirken göstermiş olduğunuz acziyet, kriz yönetiminde bir kez daha çuvallamanız, ve kurumsallaşma palavralarınızdan artık gına geldi. Bu muydu yıllardır bütün branşlara yatırım yapma vizyonu, sadece Aziz Yıldırım'ın iki dudağının arasından çıkan "yatırım yapıla" emri miydi bu kadar övündüğümüz amatör branşlar?
Siz yönetim kurulunun etkisiz elemanları, yönetim kurulu toplantılarında önünüzdeki boş kağıdı karalarken "kadın basketbola da para mı harcanır ya" diye mi düşünüyordunuz? Sponsorsuzluktan şikayet edecekseniz, bunun çaresi şubeyi küçültmek midir, sponsor bulma çabasına girişmek midir? Şimdi Barcelona örneğini verip "onlar da amatör branşlarda küçülme kararı aldı" falan diye saçmalamayın, kulüp tarihinin en zor günlerini geçirirken taraftarın gözünde en değerli branşlardan birindeki bütün oyuncularını ezeli rakibine pamuklar içinde sunma aymazlığını bu taraftara yaşatamazsınız.
Fenerbahçe'yi yönetemeyecekseniz kayyıma devredin. Fenerbahçe sizin için aktif pasif hanesindeki artılardan, Fenerium gelirlerinden, fenercell faturalarından ibaret olabilir, bizim için Birsel'in emeği, Nevriye'nin fedekarlığı, Esmeral'in çabasıdır. Şöyle bir günde 3-5 kuruşun hesabını yapmak, Guiza'nın onda biri kadar parayı yıllardır kupalara ambargo koymuş şubeden esirgemek akıl almaz bir basiretsizliktir. Bu kadar fütursuzlaşmayın, oyunculara ve şubeye hak ettiği değeri verin, hesap sorma konusunda hafızasını yeniden kazanmış taraftar bunun hesabını size de sorar merak etmeyin.
Devamı ...
7 Haziran 2011
Galatasaray Taraftarına Ales Sorusu
Malum iki gün sonra Abdi İpekçi'ye çıkacağız Galatasaray seyircisi önüne. Bu maç öncesi rakip seyirci psikolojisinin daha kolay anlaşılabilmesi için Abdi İpekçi'yi en son ziyaret ettiğimiz kadın basketbol maçı sırasındaki taraftar tezahüratı üzerine bir soru hazırladık.
Soru: Galatasaray taraftarı Galatasaray "Medical Park" ile Fenerbahçe arasında oynanan maç sırasında şu tezahüratı yapmıştır.
Bu sene baskette tarih yazalımBu tezahürata göre aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Kupaları şirketlere bırakmayalım.
a) Medical Park şirket değil hayır kurumudur.
b) Fenerbahçe basketbol takımı değil şirkettir.
c) Galatasaray taraftarı şirketlere bırakmayalım derken Botaş'ı kastetmiştir.
d) Galatasaray taraftarı aslında Fenerbahçe'yi desteklemektedir.
e) 40 yapar.
Süreniz başladı, iyi şanslar.
Devamı ...
1 Haziran 2011
Fenerbahçe Şampiyon. Merve Bodur İçin.
Sakarya'ya gittik, şampiyonluk gördük, döndük. Yolda bol bol makara yaptık. Şehri gezerken çok eğlendik. Maçta "rahat rahat kazanarak şampiyon olmanın" tadını çıkardık. Maçın sonunda kızlar Merve Bodur diye bağırırken duygulandık. İşbu yazı, Fenerbahçe Yıldız Kız Basketbol Takımı'nın 2011 Türkiye Şampiyonluğu'nu yerinde görmek için, bir pazar sabahı İstanbul'dan Sakarya'ya giden yedi kişinin hikayesidir.
Yıllar içinde amatör branşların A takımları kadar altyapılarını da izlemiş bir arkadaş grubumuz var. Aslında bu topluluğa aile demek daha doğru olur.
Sapanca'ya yapılan kürek çıkartması, Erdemir'e, Akyazı'ya ve Diyarbakır'a kadın basketbol deplasmanlarına giden bir minibüs insan, yine bir hafta içi Ankara'ya kadın voleybol play-off macerası, 2010'da Ziraat'ten alınan erkek voleybol şampiyonluğu ve nihayetinde küçük çaplı bir Sakarya seferi.
08:32 Bostancı hareketli Adapazarı Ekpresi, istasyona gelmeden otuz saniye önce, Haydarpaşa'dan binenler en arka vagonda olduklarını söylemek için aradılar. İçeri girdiğimizde vagonun köşesindeki masalarda yirmi tane gazete ve dergiden oluşan balyaya gömüldük. Kısa süre sonra matbuat alemi bir kenara bırakılıp, muhabbet başladığında vagonun diğer yolcuları olan, her yaştan bisiklet sporcuları da şamataya başlamıştı.
Bisikletçilerden bir tanesi olan 50'li yaşlardaki bey amcanın, simitçinin vagon rafına bıraktığı bir koli simitten bir kaç tanesini arkadaşlarına sattığı ve az sonra topluca Sapanca'da indikleri yolculuk, iki buçuk saate yakın sürdü ve Adapazarı son durakta inip, çay içecek bir yer aramaya başladık.
Aşırı dozda polene maruz kalan bünyeler, alerjik tepkimelerden dolayı telef olma noktasına gelince, Mado'nun bol ağaçlı bahçesine oturmamızla, çayları içip kalkmamız bir oldu. Pazar altılısını oynayacak ekip ile iddaa kuponu yapacak ekip için birer bayii aramak ve işlerimiz bittikten sonra kayıntı taam etmek için yola düştük.
Yukarıda, bayii arayışları sırasında önünden geçtiğimiz ve sevimli binası yüzünden durup, mahalle sakinlerinin "Napıyo lan bunlar?" bakışlarına maruz kalarak fotoğraf çektirdiğimiz Tığcılar Mahallesi Muhtarlığını görüyorsunuz. Bu fotoğrafı bastırıp, çerçeveletip, muhtara göndereceğiz.
Kuponları yatırdıktan sonra, "Sakarya'ya gelmişken ıslama köfte yemeden gitmek olmaz" fikrinden hareketle Meşhur Mustafa'ya gitmeye karar verdik. Hayli ilginç ara sokaklardan geçerek ana caddeye çıktıktan sonra, bir iki yere sorup mekanı bulduk. İnadına sanayileşmemiş, küçük kalmış ve bu yüzden de içtenliğinden ve kalitesinden hiç kaybetmemiş bir "Since 1912" bu lokanta.
Şıradan karabibere kadar her malzemeye nasıl özen gösterdiklerini uzun uzun anlatan emektar Yılmaz abi'nin yakın ilgisi ve tatlı sohbeti eşliğinde mükemmel bir yemek yerken, günün sürprizi çıktı karşımıza. Sabık İçişleri Bakanı ve "Galatasaray'ı sevmeyen ölsün" vecizesinin (!) sahibi Ali Tanrıyar, yanındakiler ile beraber karşı masaya kuruluverdi. Kendisi de artık Galatasaray'ı çok severmiş gibi durmuyordu açıkçası.
Havanın boğucu sıcaklığından ve son anda Yılmaz abi'nin ısrarına dayanamayarak yediğimiz tatlının etkisinden mütevellit "Reservoir Dogs" gibi karizmatik olmayan bir tempoda, elde kızlara şampiyonluk sonrası verilecek olan taç, t-shirt gibi malzemelerle salona yürümeye başladık.
Yarım saatlik sıkı bir yürüyüş sonrası, içeri girdiğimizde Beşiktaş - Botaş maçı oynanıyordu.
Sakarya'daki salon yapı olarak Caferağa'dan daha güzel. Hemen hiçbir büyük falso görülmüyor. Gerçi basketbol oynanan kısımla alakası yok ama söylemeden de geçmeyelim; erkekler tuvaletinin hali bir tuhaf. Tuvalet kabinlerinin pencerelerinden gökyüzü gözüküyor. Tuhaf olan bu değil tabii ki. Dışarıdan da içerisi gözüküyor. Orasını ne olarak düşündüler de sonradan tuvalet oldu, onu bilemedik.
Beşiktaş - Botaş maçında tribünlerde yer alanlar ekseriyetle çocuklar ve ailelerdi.
Durumu tek bir cümleyle özetlemeye çalışacağım:
"Eğer federasyonlar, sporcuların ruh sağlığını korumak istiyorsa, altyapı maçlarına velilerin girişini yasaklasınlar."
Yıllardır izlediğimiz maçlarda, her geçen gün daha net olarak anladığım en büyük gerçek bu.
Sahada 12 - 17 yaş arasında bir oyuncu. Şut kaçırıyor, ribaunt alamıyor, yanlış pas atıyor, steps yapıyor. Hasılı gelişme çağındaki her sporcuda olduğu ve olacağı gibi "sadece" hata yapıyor. Buna karşılık, "sporcu velisi" denen ekseriyetle orta yaşlı ve spordan nasibini almamış olduğu her yerinden belli olan insanların demediği kalmıyor. Şunu yap, bunu et, salak, aptal mısın sen, vs. vs. "Çok biliyorsan in de sen oyna, bakalım kaç dakika tıkanmadan sahada durabileceksin?" demek istiyorsun, olmuyor. Çıngar çıkar, biliyorsun. Tek çare, "Ya sabır".
Gerçi, molalardan bir tanesinde, Sshada kimse yokken ayağa kalkıp etrafa bakan koskorcuk abi'ye "Oturur musun? Göremiyorum" diyen bir veli, "Saha boş kardeşim. Çıksınlar otururuz. Devamlı görmek istiyorsan, çık yukarıya otur" cevabından sonra biraz daha uzatsaydı, sabır taşı az kalsın çatlıyordu.
Botaş'ın maçı kazanmasının ardından, bizim maçın başlamasına yakın, tribünler dolmaya başladı. Sakarya Üniversitesi'nden gelen az sayıda ama gayretli kardeşimize teşekkür ederiz. Yüksek çaba göstererek salonu hareketlendirdiler, atmosfere büyük katkıları oldu. Bizler de elimizden geldiğince, karşı tribünden kendilerine eşlik ettik.
Yine bizim bulunduğumuz yerde, en ön sırada oturan ve maç boyunca her fırsatta tezahürat eden küçük Zekican ve arkadaşlarına da buradan teşekkürü borç biliyorum. Maçtan önce açmaya çalıştıkları Fenerbahçe bayrağını tutmaktan yorulup, su şişeleriyle duvara sabitlediklerini görünce, bir koşu bakkala gidip, koli bandı aldık, bayrağı tribün demirlerine astık. Gerçi öğretmenleri, kupa törenini beklemeden hepsini alıp, götürdüğü için kutlamaya katılamadılar ama şampiyonlukta o çocukların da payı var.
1. Çeyrek Sonucu : 29 - 7
2. Çeyrek Sonucu : 49 - 29
3. Çeyrek Sonucu : 67 - 41
4. Çeyrek Sonucu : 78 - 52
Sonuçlardan da anlaşılacağı üzere, maça dair fazlaca bir şey yazmaya gerek yok.
Fenerbahçe kadın basketbol organizasyonu, senelerden beri mükemmel bir altyapı üretim merkezi halinde. Tabii bu üretimin A takıma yansıması noktasında "Sıfıra sıfır, elde var sıfır" konumunda olmamızın muhtelif sebepleri var.
Nihayet bu sene Fenerbahçe Koleji adı altında Türkiye Kadınlar Basketbol İkinci Ligi'nde oynayacak olan genç oyuncularımızla başlamasını beklediğimiz süreç, doğru yönetildiği takdirde, inanılmaz faydalı olacak.
Kerameti kendinden menkul, basketbol üstadı, büyük feylesof Mahmut Uslu'nun "Ne lan o öyle, okul mu burası?" diye küçümsediği ve uygulanmasını reddettiği "Bir koç, küçük takımda aldığı oyuncuları genç takıma kadar götürsün. Hem böylelikle oyuncuların her yaş grubundaki hocaya uyum sorunu ortadan kalkar, hem de antrenörün Fenerbahçe'de çalışacak kapasitede olup olmadığı anlaşılır" modeli, bir senedir denemede. Erkan Hoca'nın yıldız takımda başardığı da bu sürecin bir parçası.
Neyse, Sakarya'ya dönelim.
Maç bitip de oyuncularımız formalarının üzerine t-shirtlerini giydiğinde salona adeta duygu yağdı. Hastalandığı için arkadaşlarının arasında olamayan Merve Bodur'un resmiyle yaptılar sevinç gösterilerini. Tribüne de böyle gittiler. "Merve Bodur... Merve Bodur..." sesleri, şampiyonluğun manevi sahibine uzandı. İyi ki de böyle oldu. Kızlar, rahmetli Halit Çapın'ın "Biz Fenerbahçeliyiz. Bizden çok adam çıkar" cümlesini 2011'in Mayıs ayı sonunda bir kez daha kanıtladılar.
Ödül töreninde iki ödül birden alıp, en değerli oyuncu seçilen Hülya kupa tesliminden önce bir gurur peşrevi oldu Fenerbahçe için.
Basketbol oynamak, Fenerbahçe'de kalıcı olmak, hatta bayrak sporcular olmak için çok çalışmaları gerektiğini asla unutmamalarını temenni ederek izledik bu töreni de.
Ve bir kupa daha, bir kez daha, Fenerbahçeli sporcuların ellerinde havaya kalktı. Paşalı Birol'un "Şampiyonluk güzel şey be arkadaş" pankartında bihakkın anlattığı hislerle dolduk.
Sakat olduğu için koltuk değnekleriyle maçı izleyen oyuncumuz Fahriye'nin de katıldığı kutlamaların sonunda yapılan toplu fotoğraf çekimleri şampiyonluğun Merve'ye hediye edildiği anların zirvesi oldu.
Sahada oyuncular, tribünde bizler, kupa ve yaşanan güzellikler sayesinde mutlu mesut bir pazar gününü Sakarya'daki tribünlerde bitirmiş olduk.
18:55 Haydarpaşa Ekspresine binmek için dışarı çıktığımızda Sakarya'da yağmur atıştırmaya başlamıştı. Salonun karşısındaki bir yerde, harareti alması için birer çay içtikten sonra, yürüyerek istasyona geldik. Nevaleyi alıp, masaları müsait bir vagon aramaya başladık. Neşe-i muhabbet ve pazar dönüşü muazzam bir vagon kalabalığı eşliğinde Bostancı'ya geldiğimizde saat 21:15'di. Şampiyonluk bizim, kupa bizimdi.
Şimdi gelelim asıl en önemli mevzuya...
Bu şampiyonluğun manevi sahibi Merve Bodur'un bir maçı daha var. Kazanırsa alacağı kupa, onun sağlığı.
Yukarıda "Biz Fenerbahçeliyiz. Bizden çok adam çıkar" sözünün doğruluğundan bahsetmiştik. Şimdi bunu kanıtlama sırası bizlerde. Fenerbahçe'nin ve Fenerbahçeliliğin ne kadar sağlam bağlar oluşturduğunu hatırlayalım ve hatırlatalım.
Bu genç kardeşimizi savaşında yalnız bırakmayalım. Bu maçı birlikte alacağız, Merve. Başka yolu yok! Devamı ...
12 Mayıs 2011
Diana Taurasi: Midesiz MVP
Anladık oyuncular profesyonel, buraya para için geliyorlar falan da insan her ne kadar romantik taraftar profilinin gerçek hayatta artık bir karşılığı olmadığını içten içe bilse de yine de bir yerden sonra bu oyunculardan profosyonellik değil insanlık bekliyor biraz. Kem küm etmenin gereği yok, her ne kadar Fenerbahçe yönetiminin aptalca bir kriz yönetimi söz konusu olsa bile bu Taurasi'ye olan kızgınlığımızı (nefret diye de okunabilir) gideremez. Kendisi hakkında demediğini bırakmayan, suçsuz olduğu kantıladıktan sonra bile şampiyonluğa bok atmak için kendisini dopingci diye anmaktan çekinmeyen,sitesine kutlamalar sırasında uykunuz gelmesin diye modafinil resmi koyan bir camiaya giderek ne kadar geniş bir midesi olduğunu da göstermiş oldu Diana Taurasi.
Adına taraftar dediğimiz, başarıya tapan insanların dün söylediklerinin arkasında durmasını beklemiyoruz elbet. Galatasaray taraftarının iki günde nasıl 180 derece döndüğünü görmek bizi pek şaşırtmadı. Geçen hafta basketbol takımının koçları Olin Edirne maçından sonra "bu düzenden midem bulanıyor" dedikten bir hafta sonra Antalya'ya kaybedip Olin eşleşmesinden kurtulunca mide problemini ortadan kaldırmıştı. Camia olarak mide problemlerini kolay atlattıkları için hazım sorunu yaşamalarını bekleyemeyiz.
Taurasi sürecinin başından beri işi eline yüzüne bulaştıran bizim yönetime ne demeli? Penny ile sözleşme uzattıktan sonra muhtemelen nasıl olsa Diana'yı da ikna ederiz diye düşünüp Galatasaray'ın Diana'yı alacağına pek ihtimal vermediler. Penny ile aynı kentte yaşamak için Galatasaray'a gidebileceğini muhtemelen düşünmemişlerdir. Şubede korkuluk görevini icra eden Semih Özsoy ve içimizdeki İrlandalı Didem Akın'ın stratejik dehaları sayesinde rakibe kendilerinin bile hayal edemediği büyük bir koz vermiş olduk.
Geçen yıl koçla oyuncular arasındaki gerginlik ve koçun play-off başı apar topar istifası, bu sene Diana ve Penny'nin sene ortasındaki ayrılma olaylarıyla bir menajer ne işe yarar sorusunu yüzlerce kez bize sorduran Didem Akın yüce başkanımızın icazetiyle yine görevine devam ediyor. Her şeyin en doğrusunu ve en iyisini bilen yüce başkanımız şubedeki Galatasaraylı kontenjanından silemedi kendisini.
Öldük, bittik havalarına da girmeye gerek yok, Galatasaray'la her halükarda baş edebiliriz, yıldız transfer etmekle takım olmak aynı şey değil, üstelik kontenjan problemini de göz önünde bulundurursak Galatasaray'ın sağlam bir takım kimyası bulması kolay olmayabilir, Penny, Angel Babkina, Birsel, Esmeral kısa rotasyonu kolay kolay geri adım atacak bir oyuncu grubu değil.Pota altına sağlam bir transferle dengeyi yine lehimize çevirebiliriz.
Fenerbahçe taraftarının epey bir bölümünün Penny ile sözleşmenin de feshedilmesi gerektiği yolundaki görüşlerini de anlamıyorum. Bu kadın Diana Galatasaray'da oynayacak diye daha az mı mücadele edecek maçlarda, bizim bildiğimiz Penny sahaya çıkınca babasını bile tanımaz, çıkar en iyi mücadelesini verir. Diana, Penny ile birlikte yaşamak için boğazın diğer yakasına gitti diye Penny'i linç etmeye gerek yok, Penny silah zoruyla gelmedi, bu sene de takımın en önemli oyuncusu olarak gerekeni yapar kimse merak etmesin.
Diana Taurasi doping süresince kendisine binlerce destek mesajı atan, adına geri dönmesi için internet sitesi açan, Phoneix'deki yerel gazeteye kendisine destek vermek için ilan parası verebilen insanların sevdiği renkler için oynamayı değil, kendisini dopingci diye suçlayıp, temize çıkmasına rağmen işin içinde Amerika'nın olduğunu belirten, diyet ödendiğinden bahseden kulüp için oynamayı seçmiştir. Ataşehir'deki salona ilk ziyaretinde kendisini bu kadar sahiplenen insanların nefretinin de ne büyük olabileceğini bizzat tecrübe edecek artık.
Devamı ...
29 Nisan 2011
Penny Geri Döndü
İki hafta önce cuma günü basketbol ve voleybolda çok önemli iki galibiyet, geçen Cuma voleybolda skoru 2-0'a getiren Arkas galibiyeti ve Trabzon'un puan kaybıyla iki haftadır cuma günleri tam anlamıyla "hayırlı Cuma" oluyordu. Bu Cuma da saha içinden değil ama bir transfer haberi yine günümüzü aydınlattı. Sene ortasında doping tezgahından sonra Türkiye'den ayrılan, sarı lacivertin en çok yakıştığı oyunculardan Penny'miz geri döndü.
Galatasaray'ın Alba Torrens transerini açıklamasından bir saat sonra Fenerbahçe Galatasaraylıların hevesini bir kez daha kursağında bıraktı. Penny'nin dönüşüyle Taurasi'nin de gelme ihtimalinin artmış olduğu sır değil. Horakova ve Anete'nin Ekaterinburg'a gittiği de resmileşti. Taurasi gelirse kıta dışı kontenjanına takılacağından Angel ile yollar ayrılacaktır, Taurasi gelmezse Angel büyük ihtimal kalacaktır. Ntv'nin haberine göre Ratgeber'le de sözleşme yenilenmeyeceği söylenmiş, yerine Pokey Chatman düşünülüyorsa bence gitmesinde bir sakınca yok, umarım Aziz Yıldırım kendi dümen suyunda gidecek herhangi bir Türk koç falan düşünmüyordur.
Hacettepe'nin işgüzarlığıyla bizden çalınan oyuncularımızdan birini yeniden sarı lacivert forma altında görecek olmamız sevindirici, inşallah Diana'yı da alıp geçen yıl iç mihraklarca engellenen Avrupa Şampiyonluğunu önümüzdeki yıl kazanmayı beceririz. Tekrar hoşgeldin Penny Taylor.
Devamı ...
18 Nisan 2011
Işıl'a Mektup
Sevgili Işıl,
Ntvspor.net'teki açıklamalarını okudum. Bir Fenerbahçeli olarak sinirlendiğimi sanma sakın, bilakis bu açıklamalarla “Fenerbahçe’ye laf söyleyen oyuncuların kontratı en az iki yıl uzatılır” teamülüne göre iki sene daha Galatasaray’da olacağın için sevincimiz sonsuz.
Her Fener maçı öncesi sana güzelleme yazıp maç sonrası “keşke Birsel bizde olsa” diyen sizofren taraftarlarınızın yorumlarından bizi mahrum bırakmayacağın için de ayrıca müteşekkirim. Açıklamalarından anlıyoruz ki sizi hakem katkısıyla yenmişiz hatta geçen yıllarda da hep hakem hatalarıyla yeniyormuşuz. Geçen sene ligdeki iki maçı ve play-off'taki üç maçı da hakemlerle almışız demek ki. Bu yıl Euroleague’de içeride dışarıda 20 sayı fark attiğımız maçlarda Türk hakemlerinden yardım almaktan sıkılıp FİBA hakemlerinden yardım aldık mesela sürekli yerli hakem yardımından da sıkıldığımız için.
Belki farkında değilsin ama bu yıl ki final serisinin birinci maçında hakemlerden ziyade biraz kendine odaklansan akıl sağlığın da oyun zekan düzeyinde kalmayacak. Potaya bakacak cesareti kendinde bulabilsen çayda çıra oynar gibi bir hareketle top kaybı yapıp maçı kaybeden stepsi yapmayacaksın halbuki ama hatalı benim demek yerine Fener’e sallamak en kolayı. Belki Fenerbahçe’ye laf etmekten oyun kurallarıyla ilgilenmeye zaman bulamıyorsundur Işıl, ama topu aldığın zaman yere vurmadan birkaç adım atmamaya dikkat et yine de. Bir dahaki final serisinde daha yaratıcı top kayıpları bekliyoruz senden.
Her Fener maçında Birsel tarafından paspasa çevrildiğin için bu hezeyanlarını anlayışla karşılamak lazım, keşke sadece asist, oyun görüşü, oyun zekası gibi konularda Birsel'den geride kalsaydın. Modern tıp çok ilerledi belki bu alandaki eksikliklerini Sue Bird'den gen nakli yaptırarak falan kapatabilirsin ancak sporcu ahlakı konusunda da Birsel'den Esmeral'den Nevriye'den birkaç adım geridesin.
Senin için Galatasaray taraftarı "iyi ki Galatasaray'da" falan diyor ya inan biz Fenerbahçeliler de aynı şeyi söylüyoruz "iyi ki Galatasaray'dasın" kendine yakışan yerdesin, sen orada olduğun müddetçe yaptığın kritik top kayıplarıyla, hücumda almadığın sorumluluklarla şampiyonluklarımıza katkı vermeye devam edeceğini biliyoruz.
Açıklamanın bir yerinde de "Artık yapabileceğimiz başka bir şey yok. Ancak bu sene bu tepkiyi vermeliyiz ki, ileride şampiyonluğumuza engel olunmasın" buyurmuşsun. Laf aramızda Işıl ilerideki şampiyonluğunuzun muhtemel olabilmesi için senin yerine doğru düzgün bir oyun kurucu bulmaları gerek,bunu yüzüne karşı söylemek istemezdim ama ne yapalım? Basketboldan anlayan pek çok aklıselim sahibi Galatasaraylı da bunu görüyor ama, en zayıf noktalarına -Fenerbahçe nefretine- sürekli parmak bastığın için vazgeçilmezsin.
Yani Işıl illa şampiyonluk göreceğim diyorsan yönetimine söyle senin yerine bir oyuncu alsınlar, bastırsınlar parayı Sue Bird'ü falan getirsinler, seneye Hacettepe ile sponsorluk sözleşmenizin uzatılması durumunda şampiyonluk şansınız olabilir aksi halde "sarı saçlarından sen suçlusun" sevgili Işıl.
Seni hiç bir zaman sevmeyecek bir Fenerli.
Devamı ...
17 Nisan 2011
Arda Turan Sendromu
"Fenerbahçe'yi durdurmak için yola çıktık" diyerek paraları döktüler, takıma sponsor buldular, sadece Fenerbahçe maçları için WNBA'in en iyi oyuncularından birini getirip bir dahaki Fenerbahçe maçına kadar geri gönderdiler, yıllardır uygulanan play-off sistemi kendileri için değiştirildi ve sezon içindeki 2 galibiyetlere rağmen seriler 0-0'dan başlatıldı. Hiçbiri yetmedi Hacettepe hızır gibi imdatlarına yetişti. Yine beceremediler. Sezon ortasında her şeyini kaybeden Fenerbahçe'ye yine yenildiler. Sebebinin kabak gibi faul olan pozisyonlara faul verilmesi olduğunu düşünüp boşa zırlıyorlar. Bu kafayla daha çok maç kaybedecekler.
Fenerbahçe'yi yenemezler. En büyük sebebi Arda Turan, Işıl Albendir. Çıkıp alakasız televizyon programında "kesseler Fenerbahçe için oynamam" diye şov yapan Işıl, alakasız bir Avrupa Kupası maçından elenip aklına gelen ilk şey Fenerbahçe olan Arda yüzünden yenemeyecekler. Fenerbahçe ismini görünce adrenalin seviyeleri yükselen, bilinçlerini geçici olarak kapatan, takımlarının başarısından çok Fenerbahçe ismine konsantre olan bu oyuncular yüzünden başarılı bir takım da olamayacaklar. Yıllar önce Hasan Şaş'ın itiraf ettiği gibi, "Fenerbahçe maçlarına elleri ayakları titreyerek" çıkıyorlarsa sebebi budur.
Taraftarın içinde bulunduğu ruh halini de kafayı Fenerbahçe'ye takmış oyunculardan farklı tutmamak gerek. Taurasi ve Taylor bir komployla gönderilince şampiyonluğu garanti görüp ilk mağlubiyet sonrası akla, mantığa sığmayan "hakemler akıllı olsun" isyanları çıkaranlar şuursuzlukta oyuncularından geri kalmıyor. Sonuçta "Fenerin uşağı Selçuk Dereli" diye tezahurat yapmayı becerebilmiş bir kitleden bahsediyoruz. Selçuk Dereli gibi bir adama karşı isyan ederken bile akıllarına ilk gelen Fenerbahçe.
Fenerbahçe sadece ismiyle korkutmaya, sadece çubuklu ile yenmeye devam ediyor. Bu kafalarını değiştirmedikçe daha fazla mağlubiyet yaşayıp kabak gibi faul pozisyonlarına "böyle faul olmaz yeeaaaa" diye zırlamaya devam edecekler. Nevriye'nin toplam 2 ribaunt aldığı maçın ardından "ribaunt mücadelesinde faul yapıp avantaj sağlıyor" diyerek hakemden şikayetçi olacaklar. Arda Turanlar oynamaya devam ettikçe daha çok kendilerine getireceğiz.
Sırada play-off serisini ismi alfabede daha sonra gelen takım lehine 2-0 başlatma, Cemal Nalga'ya sahte kimlik düzenleyip kadın takımında oynatma ve takım doktorunu Hacettepe'den transfer edip Fenerbahçeli bütün oyunculara Hacettepe'den doping testi yaptırma var. Işıl bu sefer şampiyonluğu tadar belki.
Devamı ...
Her Şeye Rağmen Kraliçeler Şampiyon
Fenerbahçe'yi tutkuyla takip ettiğim takribi 25 yılda çok sevindiğim, çok üzüldüğüm maçlar oldu ama ilk kez bir maçın sonunda hüngür hüngür ağladığımı hatırlıyorum. Yapılabilecek her türlü pisliği yaparak bu takımın önünü kesmeye çalışanların hepsine bir tokat attı bu takım. Fenerbahçe Spor Kulübü tarihinin en önemli şampiyonluğunu aldı. İki senedir Galatasaray'ı Fenerbahçe'yle yarıştırmaya çalışmak için her türlü mevzuat hilesini yapan, play-off finaline 1-0 önde başlamayı değiştiren, geçen yıl 0-0 başlaması gereken Mersin-Galatasaray serisini 1-1 başlatan, Hacettepe işbirliğiyle doping tezgahıyla Avrupa Şampiyonluğuna taş koyan, kadın basketbolunun görüp görebileceği en büyük iki yıldızı Türkiye'den kaçıran bu şerefsizlere inat Fenerbahçe bir kez daha "düştü, toparlanamaz" denilen yerde ayağa kalkmayı başardı.
Fenerbahçe biraz da bu yüzden Fenerbahçe. Lig tarihindeki en kötü sezonlarından birini yaşattıktan sonra ertesi yıl 103 golle ayağa kalkabilen, son saniyede kaybedilen şampiyonluk sonrası ertesi yıl büyük yıkımdan 100. yıl şampiyonluğu çıkaran, uçurumun kenarında büyüklüğünü hatırlayıp inatla sevdayla tutkuyla bir kez daha ayağa kalkabildiği için de çok seviyoruz biz bu kulübü. Fenerbahçe'nin bütün iyi niteliklerinin tecessüm ettiği kadın basketbol takımımızı bir kez daha tebrik ediyorum. Ülke sporunun gördüğü en büyük rezillikle bu ülkeden koparılan Penny ve Taurasi'yi de teşekkür ediyoruz.
Sürekli Fenerbahçe'ye kaybederken kadın basketbolu sevdalısı numarasını çok iyi yapıp, şampiyonluk serisinde avantajlı olmalarından güç alınca "objektif blogger" maskesini indiren Galatasaraylılara İslam Çupi'nin sözleriyle yanıt verelim "Fenerbahçe yenilmez bu formayla dalga geçilmez"
Son söz Angel ve Horakova için. Valla bir daha hakkınızda ileri geri konuşmayacağım:)
Devamı ...
16 Nisan 2011
Şampiyonluğa Bir Adım Kaldı
Maça taraftarın tribündeki iştahını parkeye aksettirerek başlayan Fenerbahçe, Nevriye kaynaklı hücumlarla sayı bulurken savunmada topa baskıyı da iyi yaptı. Dış atışlarda iki takımın da isabet bulamadığı ilk bölümde Augustus-Fowles imzalı sayılarla skora tutunan Galatasaray, ilk periyot direnç koyup farkın açılmasını engellemeyi başardı. 18-16.
İkinci çeyrek yine savunmaların ön planda olduğu, Angel'in devreye girdiği ve kolay basketlerle farkın 8'e kadar çıktığı bölümde Fenerbahçe üstünlüğünü sahaya yansıttı. Ancak periyot sonu oynama konusunda çok da iyi sınavlar vermediği bu seride son iki dakikadaki basit hatalar ve top kayıplarıyla Galatasaray farkı biraz indirmeyi başarıp 4 sayı geride gitti soyunma odasına. 38-34.
İkinci yarıya 4-0'lık Galatasaray serisiyle ve skor eşitliği ile başladık. O dakikada maçın yıldızı bu olacak deseler hepimizin güleceği Horakova ilk sayılarını bu çeyrekte buldu. Anete'nin oyunda olduğu bölümde bulduğu iki üçlük ve Galatasaray'ın geriye koşarken adam bulamaması kaynaklı kolay sayılarla skorda üstünlüğü sürdürdük ancak Augustus'un orta mesafeli şutları ve Catchings'in hücumdaki sayılarıyla Galatasaray maçta kalmayı sürdürdü son periyota girerken. 61-57.
Son periyot hakkında bu nasıl "Dünya Şampiyonası MVP'si" diye diye dilimizde tüy biten Horakova sahneye çıktı, top çaldı, hücum ribauntu aldı, savunma yaptı ve kritik üçlüklerle tam isabet kaydetti. Son beş dakikaya girilerken farkı 10 sayıya kadar çıkardık. Angel'in kısa süreli dinlenip kenardan gelmesi ve hücumda yine inisiyatif almasıyla skor problemi yaşamadık. Galatasaray'ın berbat üçlük yüzdesi işimizi kolaylaştırdı, Birsel'in üçlüğüyle 2 dakika kala farkı tekrar 10'un üstüne çıkarıp hançeri saplamasıyla maç sona erdi. 80-68.
Maçın en önemli verisi seri boyunca bizi en çok zorlayan ribauntlar. 35-24'le bu alanda Galatasaray'ın önündeyiz. Fowles'un ribauntlarda çift haneleri bulamaması ve hatta Matoviç'in ondan daha fazla ribaunt alması (8-7) dikkate değer. Bir diğer ilginç veri, iki takımın da mükemmel serbest atış yüzdesi. Fenerbahçe 12'de 12 Galatasaray 11'de 11 le serbest atış çizgisinden dönmüş. Konsantrasyon göstergesi midir, Caferağa'nın içe dönük potaları mıdır bu işin esbab-ı mucibesi bilinmez. Bugün Fenerbahçe'nin hücumda akışkanlık sağlamasının iki temel sebebi var: Birincisi Nevriye'yi hücumun merkezi yapmamız bütün pas bağlantılarını onun üstünden kurmamız, ikincisi ise Angel'in topu alıp Battal Gazi gibi 1'e 5 şekilde dengesizce içeriye girmemesi. Birsel'in çok iyi olmadığı bir maçta bu iki şeyi düzgün yapınca maç bize döndü. Angel 22 sayı, 4 ribaunt, 5 asistle maçın en etkili oyuncusu. Horakova'nın 14 sayı, 6 ribauntu ve bu sayıların geldiği zaman diliminin kritikliği onu da maçın yıldızı konumuna getirdi. Savunmada Fowles'a özellikle ikinci yarıda içeride pek top geçirtmememiz en önemli veriydi. Augustus'u üçlük çizgisinin dışına doğru püskürtmeyi daha iyi becerebilseydik maç daha erken kopardı.
Catchings'in hakeme top atma girişimi sırasında çalınmayan teknik faulü de not edelim. Saha dışında iyi biri diye herhalde federasyon kendisine teknik faul çalınamaz diye bir yönetmelik çıkarmış haberimiz yok.
2-1 öne geçtik, kazanmamız gereken bir maç daha var. Yani hiç bir şey bitmedi, rehavete kapılacak ya da bu iş bitti diyecek bir halet-i ruhiyeye girmeye ne oyuncuların ne taraftarın hakkı var. Kendi evimizde bir maç daha kazanacağız ondan sonra konuşmak için bol bol zamanımız olacak. Kadın basketbol sevdalısı ayağına yatıp şampiyonluk ihtimali belirince mağduriyet dilenen, imalı imalı faul sayılarını yazan "objektif" Galatasaraylılar için bugün hiç mi iyi bir şey yok mu derseniz ebedi dostları, manevi sponsorları Hacettepe Üniversitesi'nin ikinci ligde dörtlü finale kaldığı haberini verelim de sevinsinler. Pazar günü 15:30'da şampiyonluk için Caferağa'ya çıkıyoruz. Bir maç daha istiyoruz kraliçeler, ha gayret...
Devamı ...
14 Nisan 2011
Galatasaray'ın Utanma Sınırı Nerde Başlar?
Gerçeklikle ilgisi kesilmiş Galatasaraylılar Caferağa'daki finalin üç ve dördüncü maçları öncesi gsbasket.org'un girişine ilk ve ikinci maçın hakemlerini koyup altına da bir uyarı metni koymuşlar.
Maddeler de şunlar:
1-"Nevriye her ribaunt mücadelesinde faul ile kendine avantaj sağlıyor box out bu değil" (Nevriye son maç sadece 2 tane ribaunt aldı, birinci maddede yer alacak kadar faulle kendisine avantaj sağlayıp pivot olarak sadece 2 ribaunt almış, normalde 0 ribauntla tamamlaması lazım herhalde.)
2-"Angel ile Matoviç oyuncularımıza küfredip tahrik ediyor" (İlk maç Matoviç'in faulünden sonra Matoviç arkası dönük saçını toplarken arkadan kafasına vuran Fowles ve üstüne yürüyüp iten Augustus meğer tahrik olmuşlar, e yani faul yaptıktan sonra arkasını dönüp saçını toplamak Amerikan kültüründe ağır hakaret ve tahrik demektir, Matoviç'in bu hareketinin cezası diskalifiye olmalıydı değil mi Galatasaraylı arkadaşlar?)
3-"Fenerbahçeli kısaların fazla adımları sayılmıyor, hücum faullerine göz yumuluyor" (Büyük Galatasaraylı dünyanın en iyi oyun kurucusu Işıl gibi kısalarımız olmadığı için bizim kısalar sürekli steps yapıyor ama hakemler çalmıyor ne yapalım Işıl'a sahip olmadığımız için ancak böyle dengeleyebiliyoruz oyunu. Hücum faul repertuvarından seçme eserler veren Catchings'e çalınmayan faulleri ne yapacağız peki? Harakova'nın tepesine çıktığı pozisyonda savunma faulü çalan hakem kararına ses yok mu?)
4- Özellikle Amerikalı oyuncularımızı pasifize etmek adına çok kolay faul çalınıyor. (Özellikle ikinci maç topa baskı yapıyoruz diye döverek savunma yapan ama buna rağmen hiç biri faul problemine girmeyen Galatasaray'ın Amerikan oyuncularına kolay faul çalınıyormuş. Oysa iki yıl önce final serisini 0-0 başlatıp geçen yıl 0-0 başlaması gereken yarı final serisini 1-1 başlatıp Galatasaray'a kıyak geçen federasyon bu sene de Galatasaray uzunlarına basketbol değil rugby kurallarıyla oynama serbestisi tanıdı herhalde, isyan o yüzden.)
Bu sene yaşanan bunca kepazeliğe rağmen hala utanmadan mağdur edebiyatı yapan, yıllardır Federasyon'un ittirmelerine rağmen şampiyon olamayıp bu sene Hacettepe sponsorluğunu da devreye sokan ve yine Caferağa'da şampiyonluğu kaybetme korkusuyla yüz yüze gelen insanlara azıcık utanma duygusu diliyorum.
Hakemlerden dert yanan geri zekalılara maçları FİBA hakemleri yönetince durumun ne olduğunu görmeleri için Euroleague'deki iki maça bakmalarını önerelim. O maçların hakemlerini de Aziz Yıldırım almıştı herhalde. Sert savunma yapmak ile rugby kurallarıyla oynamak aynı şey değil basketbolu sadece siz bilmiyorsunuz, Catchings'in iki maçta tek bir teknik faul bile almaması skandaldır, Caferağa'da göreceğiz bakalım şu tahrik olan Amerikalıları aynı hareketleri yapabilecekler mi.
Yıllardır federasyon tarafından kollanıp "Fenerasyon" nutukları atan yüzsüzlere bir kez daha hak ettikleri sonu göstermek için yarın 20:30'da sesini feda etmeye hazır her Fenerbahçeliyi Caferağa'ya bekliyoruz. Sonuç ne olursa olsun bu pisliğe bulaşmış basketbol düzeninde her türlü rezilliğe, kumpasa karşı mücadele eden Kraliçelerin yanında olalım.
Devamı ...
27 Mart 2011
Gidin Artık
Galatasaray'lı olmasına rağmen yıllardır kız basketbol takımımızda görevli olan, yıllardır krizsiz, kavgasız, dövüşsüz bir sezon yaşamayan şubede her skandalda adı geçen, kapıdan kovulup bacadan içeri zorla sokulan, Fenerbahçe'yi bilmeyen hatta sevmeyen, Fenerbahçe'li sporcu nasıl davranmalı bundan bihaber olan, bizimle duygu, görgü, tarih birliğine sahip olmayan, yaşanan onca krizde bir kez olsun vakur bir tavır sergileyememiş, kumpasçı, dedikoducu manejer artık çeksin gitsin. Bir Galatasaray'lı olarak bu kulübe verdiği zararlar artık yeter.
Bu şubede bir oyuncu twitterında koçu için ırkçı tanımını kullanma cüretini nasıl gösterebilir ? Bir oyuncu antrenman sırasında başka bir oyuncuyu nasıl dövebilir ? Dünyanın en iyi oyuncularından birisi arkadaşına yapılan haksızlıklardan sonra takımı terk edip giderken bu skandalda kendinizde nasıl hiç suç bulmazsınız ? Ve bunların hepsi sadece 1-2 ay içerisinde yaşanırken, size hesap soran yok diye kendinizi rahat mı hissediyorsunuz ? Hacettepe skandalı ortaya çıkınca aklandığınızı mı zannediyorsunuz ? Fenerbahçe'de görevli olmak milyonlarca fenerbahçe sevdalısına hizmetle yükümlü olmaktır, bunu size kimse söylemedi mi ? Bu klübün tarihinde, bir oyuncunun hocası hakkında ortalıkta faşist suçlamasıyla dolaşması utancıda yaşanacakmış. Bunu da gördük. Angel bir daha bu takımın formasını giyerse, bu cıvık ortamı yaratanlar hala görevde kalmaya devam ederse, akp torpilli manejeri kovarsak hükümetle ilişkilerimiz acaba ne olur diye düşünülmeye devam edilirse utancımız, öfkemiz katlanarak artar. Ama kimin umurunda. Bu klüpte Fenerbahçe'yi Fenerbahçe yapan değerlerin gün geçtikçe tüketiliyor oluşundan rahatsız olan kaç kişi kaldı acaba.
Devamı ...
22 Şubat 2011
Deja vu
Başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiş Fenerbahçe Kadın Basketbol takımı 1-8 eşleşmesinde gelebilecek en güçlü ve kendisininde çeyrek final belalısı Spartak karşısında ilk bir iki dakikalık bocalama olsa da çok iyi girdi maça. Bu sene Euroleague'in en iyi savunmacısı seçilmesi gereken Hacettepe'nin katkılarına rağmen ilk yarı çok iyi savunma yapan, özellikle kısaları çok iyi savunup Bird ve Prints ikilisini kilitleyen Fenerbahçe hücumda da Nevriye ve Matoviç'e sırtını verip bir anda öne fırladı. Uzunlar arası mücadeleyi kazanınca ilk periyotu 25-12 önde kapadık. İkinci periyot Spartak hücumda biraz toparlansa da savunmada sürekli bir adım geride kaldılar ve Fenerbahçe skor olarak çift haneli farkları korudu periyot boyunca. İlk yarıyı da 16 sayı farkla 47-31 önde kapatmayı başardık.
Geçen yıl çeyrek final ikinci maçında son periyota 15 sayı önde girip Spartak forması giyen Hacettepe gazisi Taurasi'nin 39 sayısıyla kaybettiğimiz Spartak maçını düşündüm devre arasında ama bunun bir kez daha tekerrür edebileceğini düşünmemiştim.
İkinci yarı resmen uyuyarak başladık, yediğimiz bütün sayılar o kadar kolay basketlerdi ki çoğu pozisyonda el bile kalkmadı. Alan savunmasına dönen Spartak'a karşı uzunlar dominasyonunu yitirince kısaların şut ve penetre katkısı da gelmeyince fark 5-6'lara kadar düştü bu periyotta. Hücumda Horakova'nın potaya bakmaması, Anete'yi iyi tutmaları ve Angel'in felaket performansı takımı hücumda kilitledi. Üçüncü periyot Spartak geri dönüş sinyalini güçlü biçimde vermiş oldu 64-59. Bir devrede 31 sayı yiyen Fenerbahçe savunması bu periyotta 28 sayı yedi. Savunmanın nasıl dramatik düştüğünü gösteriyor bu veri.
Son periyotta Spartak'ın momentumu eline geçirisini biz teleizyondan Ratgeber kenardan beraber izledik. Nevriye, Matoviç ikilisinin ayakta duracak hali kalmayınca hücumda potaya bakan kimse kalmadı ve bitime 6 dakika kala Spartak öne geçti. Sue Bird ve Prints'in ikinci yarı inisiyatifi tamamen almaları sonucu Spartak hücumu akışkanlığı sağladı. Şutlar girmeye başladı,geniş rotasyon avantajı sonucu ribauntlar ve savunma sertliğinde öne geçildi ve Sue Bird'in maça nokta koyan üçlüğüyle avantaj cepte Moskova'ya dönüldü. 78-86
Nevriye'nin 24 Matoviç'în 20 sayısı uzunlardan hücumda verim aldığımızı gösterse de kısaların felaket performansı ve yorgunluk ipimizi çekti. İlk yarı üst düzey savunma yapıp 31 sayı yiyen bir takımın ikinci yarı savunmada el bile kaldıramayacak duruma düşmesi çok ilginç. İkinci yarı 55 sayı yedik. Ratgeber Nevlin ve Sutton Brown'u hiç kullanmayarak uzunların tükenişini kenardan izledi. Sezon başından bu yana neredeyse 40 dakika oyunda kalan iki uzunumuzun enerjisinin bitmesiyle de havlu attık maç sonunda. Angel'in felaket hücum tercihleriyle, top kayıplarıyla ve hiç güven vermeyen şut stiliyle gecenin Ratgeber ile beraber en büyük hayalkırıklığı olduğunu belirtelim.
İkinci maç Cuma günü Moskova'da. Açıkçası oyuncuların da çok umutlu olmadığını düşünüyorum Moskova'daki maç için. Maç sonunda Aziz Yıldırım'ın federasyona ve doping merkezine serzenişi ve "zaten bu takımın bugün kaybedeceğini biliyorduk" anlamına gelen tuhaf açıklamasından sonra oyuncuların da ikinci maç için çok motivasyon hissedebileceklerini sanmıyorum.
Velhasıl yine final-four eşiğinde bir Rus takımına elenmeyle yüz yüzeyiz. Bu kaçıncı deja vu?
Devamı ...
16 Şubat 2011
Faili Meçhul Taurasi Suikasti Hakkında Sorular
O kadar sinirliyim ki ne söylenebilir ne yazılabilir böyle bir durumda bilmiyorum. Sporda bir insana yapılabilecek en büyük suçlamayı yapıp hem sporcunun hem kulübünün kaderiyle oynayıp sonra pardon demek nasıl bir şeydir, hangi hakka hukuka adalete sığar? Taurasi olayının başından bu yana bu işte bazı gariplikler olduğunu düşünmekle birlikte bir komplo olmadığını ve Taurasi'nin farkında olmadan böyle bir şeyi kullandığını düşünüyordum. Bugün ortaya çıkan gelişmelerden sonra bunun masum bir hata olduğuna kesinlikle inanmıyorum.
Fenerbahçe yönetimi işi gücü bırakıp tamamen bu olayın nasıl olduğu konusunda çaba sarfetmeli. Ben bir Fenerbahçe taraftarı olarak şampiyonluktan, başarıdan çok bu formayla mücadele eden sporcuların haklarının ve dolayısıyla Fenerbahçe'nin haklarının savunulmasını önemsiyorum. Şu soruların yanıtları verilmeden ve sorumluluar ortaya çıkmadan bu olayın üstü kapatılamaz.
- Taurasi olayından bir hafta sonraki maçta doping testine girmek için çekilen kurada Penny ve Horakova'nın çıkması bir tesadüf müydü?
- Penny ve Horakova'nın testleri Köln'de değil de Hacettepe'de yapılsaydı sonuç yine aynı mı çıkacaktı?
- 10 yıldır hiç bir doping testinde çıkmayan modafanil bir ayda 4 kez çıkınca bu doping merkezi çalışanları bir anormallik olduğunu düşünüp sonuçlardan hiç şüphe duymadılar mı?
- Ortada B numunesi bile yokken "Taurasi'nin cezası 2 yıl olacaktır, tabii ki almadım diyecek yalan söylüyor" diyen Turgay Atasü hakkında kulübün yapacağı bir şeyler yok mu?
- Fenerbahçe Avrupa'da Galatasaray'a elenseydi bunun hesabını kim verecekti?
- Federasyon böyle bir rezaletten sonra Kadınlar Ligi'nin sonucunu tescil edebilecek mi?
- Türkiye'nin Dünya Kadınlar Basketbol Şampiyonasına adaylığının oylanacağı bir dönemde bu olaylardan sonra bunu kazanma şansı kaldı mı? Bu durumun sorumlularına ne yapılacak?
Aziz Yıldırım'dan ve Fenerbahçe yönetiminden Fenerbahçe taraftarının beklentisi Kerem Gönlüm olayında olduğu gibi geri adım atmaması, yok "Türkiye'nin prestiji", yok "kulübün menfaati" falan demeden bu sürecin altında yatan şeyleri, olaya karışan kişi ya da kuruluşları ortaya çıkarmak zorundalar. Penny'i de Taurasi'yi bu taraftardan çalanlar bunun hesabını verecek. Bütün bunlardan sonra geri dönüşleri mümkün müdür, dönerlerse yerlerine alınan oyuncuların durumu ne olur bilmiyorum ama bu iş aydınlanmazsa Taurasi üzerinden Fenerbahçe'ye zarar vermek isteyen her kimse ya da neyse gereken yapılmazsa bu taraftar asla bunu unutmayacak.
Devamı ...