1 Mayıs 2012
Pazarlık bitti. 58. Madde Değişemez
Fenerbahçe 10 aydır, meydanlarda, sokaklarda, caddelerde işte böyle bir canavara karşı mücadele ediyor. Her şeyi ele geçirmek isteyen bir iktidar erkinin fütursuz baskısına karşı var gücümüzle dayanıyoruz. Bu baskı büyüyüp Fenerbahçe isyanı arttıkça da iktidar erkinin gerçek sahipleri türlü çeşit yol ve yöntemle yarattıkları cehennemden çıkmak istiyor.
Bu zamana kadar medya operasyonunu yaşadık, kamuoyu ve medya eliyle TFF üzerinde bir baskı kurularak savunma bile alınmadan ceza verilmesi istendiğine şahit olduk. Bu olay yetmeyince UEFA sopası çıktı, CAS davası bu operasyonu da bozunca, yeni yöntem Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım'ı birbirinden ayırarak ihaleyi Aziz Yıldırım'a yıkmak, Fenerbahçe baskısını da bertaraf etmek oldu.
Türkiye'deki paralel iktidar yapısı, aylardır Aziz Yıldırım'ın Fenerbahçe başkanı olmaması için çalışıyor. Kimi zaman tehditle, kimi zaman aba altından sopa göstererek, kimi zaman dengesiz vaatlerle bu olayı gündeme getiriyor.
Ne istiyorlar? Fenerbahçe'nin yetkili kongre üyelerinin oylarıyla seçilen, Fenerbahçe'nin arkasında onayı ve iradesi olan Aziz Yıldırım'ı hukuk dışı yollarla, hukuk cambazlıkları ve mahkeme düzeniyle indirmek. Bu darbeciler, ellerindeki medya, adalet ve iktidar güçlerinin tümüyle Fenerbahçe iradesine müdahale etmek için çalışıyor. Bu zamana kadar Fenerbahçe teslim olmayan, boyun eğmeyen tutumuyla bu baskıcı iradeye karşı dik durmuş, türlü bedeller ödemesine rağmen iradesine vesayet koymak isteyenlere boyun eğmemiştir.
TFF'nin 58. maddesinde yapılan değişiklik ilk gündeme geldiğinde bu gerçek kabak gibi ortadaydı. Elbette şike yapanlar küme düşmelidir. Elbette türk futboluna kara leke çalanlar ve kulüpler hiçbir şey olmamış gibi hayata devam edemez. Bu sebeple Aziz Yıldırım da 14 Ocak 2012 tarihinde şöyle bağırıyordu:
"Fenerbahçe suçlu bulunursa küme düşecektir ve bu kimse tarafından yapılmazsa bizler eliyle hayata geçirilecektir."
Bu değişiklikle Mehmet Ali Aydınlar federasyonunun amacı şikeyi cezalandırmak filan değil bir eyyam yolu bulmak olmuştu. Bu sayede hem Fenerbahçe'nin ceza almasını isteyenleri mutlu etmeyi, hem zan altındaki başka kulüpleri kurtarmayı hem de Aziz Yıldırım'ı TFF yargılaması ile yok etmeyi istiyorlardı. Aziz Yıldırım'ı kurtarma operasyonu olarak kamuoyuna lanse edilen şey esasında Aziz Yıldırım'ı savunma hakkını bile kullanamadan cezalandırmak ve siyasi iktidarın menfaatleri için uygun atmosferi yaratmaktır.
Bugün de değişikliğin amacı farklı değil. TFF'nin perşembe günü karar vereceği söyleniyor. Bu değişiklikle, paralel iktidar mekanizması Aziz Yıldırım üzerinde baskı kurmak için yeni bir yöntem ve amaç bulmuştur. Talep edilen, pazarlıkla Aziz Yıldırım'ın başkanlığı bırakması, yoksa başına kötü şeyler geleceği zaten Fenerbahçe'nin de bu ayrım sayesinde "zarara" uğramayacağıdır. Taraftardan her şey bitip, toz duman dağılınca, seçilecek yeni başkanla, yeni sezonda her şeyi unutması bekleniyor. Bu amaçla bu seneki şampiyonluğu bile Fenerbahçe'ye verebilirler. Hesaplanan, Aziz Yıldırım'ın kendi isteğiyle başkan adaylığından çekilmesi, taraftarın bir süre üzülmesi, şampiyonluk ile psikolojinin yerine gelmesi, Aziz Yıldırım'a sembolik verilecek bir cezayla diğer takım taraftarlarının da rahatlaması, yeni sezonda da her şeyin eskisi gibi olması.
Bu böyle olmayacak. Bunu kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz.
Aziz Yıldırım başkan adayı olduğunu açıklayarak pazarlık masasını üstlerine yıkmıştır. Pazarlık yapmaya çalışan ve aba altından sopa gösteren güçler artık dediklerini yapmak veya yapmamakla karşı karşıyadır. Türk sporunu dizayn edip, buradan elde edecekleri kamuoyu iletişim ve finans becerileriyle kendi iktidar kurgularına göre hayatı yeniden şekillendirmeyi düşleyen bu güç şu an tarihinin en büyük restiyle karşı karşıyadır. 58. maddede yapılan değişiklik bu restin anahtarı ve bu zulüm düzenini tahkim edecek bir enstrümandan ibaret.
58. maddenin değişmesi ahlaken ve hukuken uygun değil. 58. madde Fenerbahçe ile Aziz Yıldırım'ı birleştiren, suçluya ceza verilmesini, suçsuzun da aklanmasını sağlayacak temel bir hukuk kaidesidir. Bu kaide ile siyasi sebeplerle hem Aziz Yıldırım'ı yok etmek hem de Fenerbahçe yüzünden siyasi bir bedel ödememek isteyen iktidar temkinli davranmak zorunda bırakılmıştır. Bu kaidenin ortadan kalkması, paralel iktidar mekanizmasının fütursuzluğunun da garantisi olacaktır.
Trabzonspor ve Galatasaray taraftarları 58. dakikada topa dokunma diyerek doğru ve haklı bir kampanya başlattılar. Bu kampanyayı tüm kalbimle destekliyorum. Fenerbahçe Beşiktaş maçında da Fenerbahçeliler topa dokunmamalı. Çünkü onların tertemiz alınterleriyle dokundukları o topa, hükümet dokunmak, yeniden şekillendirmek, oyunu kirletmek için dokunmaktadır.
58. maddenin değişmesiyle hem siyasi bir bedel ödemeden, Fenerbahçe'yle Aziz Yıldırım'ı ayırarak bir insanı yok etmek hülyası için uygun aracı bulanlar, Beşiktaş ve Trabzonspor hakkındaki bazı iddiaları da ortadan kaldıracak, Serdal Adalı, Tayfur Havutçu hatta Sadri Şener'i sistemden çıkartarak, her şeyi hali yoluna koymayı tasavvur etmektedir.
Bu kadar ahlaksız, bu kadar vicdansız, bu kadar adaletsiz bir eyyam düzenini yaratacak herhangi bir değişiklik, insani değerlere sahip kimseden iltifat bulamaz.
58. madde değişemez çünkü o madde adaletin garantisidir. 58. Madde değişemez çünkü o hiçbir bedel ödemeden her yeri ele geçirmek isteyen bir canavarın eline batan acı bir bıçak gibidir.
Aziz Yıldırım'ın da dediği gibi,
Bizim bu madde hakkındaki yorumumuz, gerek bu değişikliğin peşine düşenler ve gerekse Türkiye Futbol Federasyonu'ndan (TFF) farklıdır. Türk futbolunda şike, teşvik ve teşebbüs suç ve cezaları birbirinden ayrılamaz. Bu eylemleri birbirinden ayırmak isteyenlerin gerçek amacı yine Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım'ın adını kullanarak birilerini ve bazı kulüpleri kurtarmaktan başka bir şey değildir. Bu sebeple; puan silme ve madde üzerinde yapılacak değişiklikler, tarafımızca en sert şekilde cevabını bulacaktır
Fenerbahçeli 3 Temmuz'dan beri çok oyunu bozdu, çok operasyon çökertti. Bugün de operasyonu çökertmek elimizde. 58. maddenin karşısındayız, dimdiğiz. Kıyamet de kopsa adalet istiyoruz ve ondan daha azını asla kabul etmeyeceğiz.
Devamı ...
26 Nisan 2012
CAS'tan Öte, CAS'tan Ziyade
"Olmuş işin kötüsü olmaz. Olmasaydı iyi ya, olmuş işte bir kere" cümleleri, bu coğrafyanın en çok kullanılan kalıpları listesinde tarih boyunca ikiliden düşmez.
Camianın kilitlendiği CAS davasından vazgeçmenin de son tahlilde böyle ele alınacağı kesin.
İnsanların bu konuda süregelen iki sivri kutuplu fikirlerini, birbirlerini kırıp dökmeden tartışmasının mümkünü yok gibi gözüküyor. "Davadan vazgeçerek namusumuzu sattınız" ve "Fenerbahçe çıkarları için çok iyi oldu" diyen herkesin Fenerbahçeliliği kendince güzel, herkesin Fenerbahçeliliği kendi meşrebince haklı...
Şahsi fikrimi dile getirdiğim “CAS Davasında Ayıya Dayı Demek” yazısında söylediğim gibi:
“Yönetmek zor zanaat. Fenerbahçe'yi yönetmek hele, hepten zor.”
Yalnız bu zorluğun içerisinde öyle bir aşama var ki “yönetici” sıfatını haiz insanların “mecazen” iki elleri kanda, bir ayakları çukurda, tek gözleri toprağa bakar olsa, ilk yapacakları iş olması gerek:
“Fenerbahçe taraftarını ilk elden ve anında bilgilendiren olmak”
Daha önceleri, son anda kaçan şampiyonluklar sonrası yaşanan derin travmalarda yüksek staj yapmış bir yönetimden bahsediyoruz. Bu stajı başarmalarının ya da o günlerde saklanmış olmalarının bir önemi yok. Hiç değilse 3 Temmuz sürecinden sonra kitlelerin önünde olmaları gerek. Öyle ya da böyle...
Devletler ve holdingler duygularla yönetilemez. Ölümler ve yoksulluklar, bu ikisi için yeri geldiğinde birer rakamdan ibaret olur. Kulüpler de artık bir şekilde devlet ve holding mekanizması gibi yönetilir. Son kertede hepsine eyvallah ama “endüstriyel” diye diye hassas duyguların darmadağın edilmesi de meşrulaşmasın lütfen.
Mesela, Fenerbahçe’nin CAS Davası’ndan çekileceği bir anda belli olmadı herhalde, değil mi? Bu harekete dair iletişim sürecinin nasıl gelişeceği konuşuldu mu? İnsanların kıt kanaat bilgileriyle fikir sahibi olmasını ve daha kötüsü sosyal medyada birbirini yemesini önlemek için neler yapılacağı düşünüldü mü?
Yanıt büyük olasılıkla “hayır” olacaktır. Ama beterin beteri var.
Bugün bir yerde okudum bunu:
“Ben 11 yaşındaki kuzenime söz vermiştim, Şampiyonlar Ligi’nde maça çıkarsak onu stada götüreceğime. ŞL'den men edilince çocuk bir hafta ağladı, bunun hesabını kim verecek peki?”
Her ne olursa olsun, taraftarın karşısına çıkın ve konuşun ki insanlar sizin için “İmzalı Formayı Sevdiklerinize Cepten Gönderin!” haberinin bu çocukların hissettiklerinden daha önemli olabildiğini düşünemesin. Devamı ...
Çanakkale Geçilmez Fenerbahçe Yenilmez
Değişen Zamanlar, Başka Kurgular
Bu dönemde
Galatasaray, Mehmet Baransu, Rasim Ozan Kütahyalı, Şamil Tayyar, malum medya, Trabzonspor ve bu kulübün taraftarları savunma alınmadan, iddianame bile hazırlanmadan, yani daha savcının iddiasının ne olduğu belli değilken, Fenerbahçe'nin küme düşürülmesini talep etti. 12 Temmuz tarihinde yapılan bu ateş üfleyerek sönmez açıklaması özetle buydu.
Aynı dönemde UEFA bir öcü olarak sunuldu, UEFA'nın çok ağır ve büyük bir ceza vereceği efsanesi servis edildi, "spor hukuku başka ceza hukuku başka" gibi akıl almaz ifadelerle "zan üstüne" karar verilebileceği gibi bir aptallık gerçeğin ta kendisi gibi sunuldu.
Halbuki dava aynı zamanda bir ceza davasıydı, TFF'nin vereceği herhangi bir karar "uzman görüşü" olarak bu davanın da geleceğini etkileyecekti. Yani acele bir karar sonucunda bazı insanlar onlarca yılı bulan hapis cezası ile karşılaşabilirdi.
Umursanmadı.
TFF, Medya ve soruşturmaya konu olan tüm takımlar baskı altına alındı. Bütün vanalr, bütün kapaklar açıldı, hissiz, sınırı belirsiz bir düşmanlık taşeronlar ve güçleri tarafından boca edildi.
Kurgunun ilk aşamasında istenilen TFF'nin hızlı bir kararla işi çözmesiydi. Fenerbahçe taraftarı çıkan deliller karşısında abandone olup susacak, ceza kesilecek, amaca ulaşılacaktı. 10 Temmuz günü bu kurguyu bozdu.
İkinci aşama UEFA baskısıyla kararı uzatmadan almaktı. Savcılık soruşturma dosyasının bir kısmını TFF'ye gönderdi. Soruşturmanın gizliliği ilkesi alenen savcılıkça çiğnendi. TFF bu deliler üstüne bir rapor hazırlamaya başladı. Nasıl olduysa bu dosya ingilizce ve fransızcaya çevriltilip UEFA'ya gönderildi. UEFA'da bir karşılık aranarak, UEFA baskısıyla TFF'nin bir karar vermesi talep edildi.
Cornu'nun gelişiyle bu operasyon biçimi de belirli bir aşamaya geldi. O zamanlar medyanın beyaz atlı prensi olan Cornu'nun müsebbibi olduğu bir mektup sonucunda TFF, Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'ne katılım hakkını elinden aldı. Fenerbahçe tahkim kuruluna başvurdu. Tahkim Kurulu da kararı TFF'nin değil UEFA'nın aldığını, TFF'nin UEFA'ya bağlı bir federasyon olarak bu karara uymak zorunda olduğunu karara bağladı. Fenerbahçe de ne yaptı? Madem öyle davayı CAS'a taşıdı.
Ağustos ayından beri edinilen bütün kazanımların arkasında, bu davanın açılması, Yönetimin ilkeli duruşu ve taraftarın uzlaşmaz, boyun eğmez, kabul etmez ruhu bulunmaktadır.
Fenerbahçe çökmedi.
Fenerbahçe operasyonla futbolcularını kaybetmesine, finansal zaafa uğramasına rağmen sahada çökmedi. Dimdik ayakta. Her branşta şampiyonluğun en güçlü adayı. Bu yıl Şampiyonlar Ligi Şampiyonu olduk daha şimdiden iki şampiyonluğumuz var.
Fenerbahçe iç ve dış tüm baskılara rağmen davalarından da vazgeçmedi. Haksızlığını haykırdı. Operasyon uzadıkça,
- Savcının elindeki delillerin yetersiz olduğu,
- Bunun Fenerbahçe'ye yönelmiş bir operasyon olduğu,
- Tutukluluk kararı için meşru bir sebep olmadığı,
- Bazı kulüplerin bu operasyon ile Fenerbahçe'yi bitirmek, rekabette öne geçmek için taşeronluk hizmetine başladığı
kamuoyunun da geniş manada kabul ettiği gerçekler olarak gözüktü. Bugün herkes operasyon döneminde masumiyet karinesinin, soruşturmanın gizliliği ilkesinin ve adil yargılanma hakkının sayısız kez ihlal edildiğini kabul ediyor.
Bir ilginç şey daha var, operasyon uzayıp Fenerbahçe bir sosyal hareket olarak güçlü bir alan açtıkça, hükümet de rahatsız oldu. 6222 sayılı kanun bu sebeple değişti. Şamil Tayyar gibi isimlerin keskin muhalefetine rağmen bu yasanın geçmesinde Fenerbahçe'nin dik duruşunun imzası var. Fenerbahçe politize oldukça, özel yetkili mahkemelerin nasıl garabetler olduğu, Türkiye'deki hukukun durumu da daha görünür hale geldi. Bunun dalgalarının tehdit ettiği her makam da bunun karşısında bir hamle yapma ihtiyacı hissettiler.
CAS davası bu açıdan bakıldığında iki şeye yarayacaktı. Birincisi, Fenerbahçe bu davayla TFF'nin Ağustos ayında verdiği kararın tam olarak hukuka aykırı olduğunu tespit edecekti. Bu zamana kadar UEFA zaten bu işi bir ölçüde yaptı. Yapılan açıklamalarda Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'nden men kararının UEFA tarafından değil TFF tarafından alındığını ifade ettiler. Bu süreç Mehmet Ali Aydınlar, Lütfi Arıboğan gibi isimlerin istifasıyla da sonuçlandı.
Ancak davanın ikinci aşaması psikolojikti. Türk yargısına göre daha zor baskı altına alınabilecek, daha zor kontrol edilebilen, daha tarafsız bir yargı mercii önünde Fenerbahçe'ye bir haksızlık yapıldığının tespiti Türkiye kamuoyunu ve Fenerbahçe taraftarını derinden etkileyecekti. 3 Temmuz sürecinin şike değil bir Fenerbahçe operasyonu olduğu da ortaya çıkacaktı.
Bu davada alınacak bir sonuç en azından psikolojik olarak Fenerbahçe'nin elini hem ceza hem spor yargısında kuvvetlendirecek, bu arada medyada esen terör de tersine dönebilecekti.
Elbette geçen 10 aylık süreçte bu açıdan büyük kazanımlar elde edildi. Ünal Aysal'ın deyişiyle kurgu bozuldu. Fenerbahçe'yi zarara uğratan operasyon güçleri TFF'den silindi, ceza yargılaması herkesin vicdanını kanatır bir hale geldi, mahkemede yapılan savunma alenen Fenerbahçe'nin şike faaliyeti içinde olmadığını ortaya koydu, UEFA bir çok kereler Fenerbahçe'yi men kararını TFF'nin verdiğini ifade etti, siyasal iktidar rahatsız oldu.
Ancak CAS davası bir sigorta olarak değerliydi.
300 gündür tutuklu olan Aziz Yıldırım'ın nasıl bir baskıya maruz kaldığını, psikolojik şartlarını, Fenerbahçe yönetiminin bu kararı alırken hangi unsurları esasa aldığını bilmiyoruz.
Bununla birlikte, CAS davasının geri çekilmesinin "riskin ortadan kalkması" ile açıklanabileceğini kabul ediyorum. Fenerbahçe belirli güvenceler almış olabilir. Türkiye'de adil, bağımsız, tarafsız bir yargı yok. Doğrudan HSYK tarafından kabul edilen, belli güçlerin koşturma alanı olmuş bir yargıda, adil bir karar yönünde güvence almak bazı tavizler vermeyi gerektirebilir.
Mutlu senaryo bu kadar.
Korku senaryosu ise şu,
Zaman değişti.
Galatasaray Çankaya'ya çıktı, Zekeriya Öz TFF'yi ziyaret etti. TFF ve Başbakan kişilerle kurumları ayıralım, ceza verirsek kişilere verelim, gerekirse de Avrupa'ya gitmeyelim modunda.
Medyadaki malum isimler, artık Fenerbahçe'nin şike yaptığını değil, Aziz Yıldırım'ın ergenekoncu olduğunu, ergenekon'a finans sağlamak için Fenerbahçe'yi kullandığını yazıyor. Şamil Tayyar ve Hakan Şükür Samanyolu TV'de bunu alenen ifade ettiler. 6 Aralık 2011 tarihinde Beyaz TV'de bu konu çok daha önce tartışılmıştı.
Yakın zamanda tahliye kararı çıksa da, dava bitmeyecek. Dava devam edecek. Bir süre önce bir gizli tanık Savcı Cihan Kansız'a giderek Aziz Yıldırım'ın ergenekoncu olduğuna yönelik bir ifade verdi.
Ortada kötü bir koku var. Bugün siyaset açısından en elverişli durum Aziz Yıldırım ile Fenerbahçe'yi ayırmak. Bir taşla 15 kuş vurulacak tek senaryo bu.
Nedir o senaryo? Fenerbahçe şike yapmadı ama Aziz Yıldırım Ergenekoncu.
Bu sayede Fenerbahçe şikeden sıyrıldığı için, o arada Beşiktaş, Trabzonspor da soruşturmadan sıyrılacak, acısız kazasız operasyon sonlanacak.
Diğer takım taraftarlarının Aziz Yıldırım nefreti onun suçluluğu ile ortaya çıkartılıp meşrulaştırılacak, Fenerbahçe'nin ise şike suçlamalarından aklanmış olması ile kaybedilen politik puanlar yeniden kazanılmış olacak.
Mutsuz olan fanatikler dışında, ortalama taraftarın bu senaryoda hükümete, cemaate yöneleceği bir şey yok. Mahkeme tahliye kararı verir, arkasından Ergenekon savcıları harekete geçer, Aziz Yıldırım bu sefer Ergenekon'dan gözaltına alınır, biz 3 ay daha onu tartışırken, 3 Temmuz davası biter, Fenerbahçe yeni yönetimini seçer, play off kalkar, bu sene de Galatasaray şampiyon olur, sen sağ ben selamet.
Bu elbette bir senaryo. Bu operasyonu başlatan, sürdüren ve bugüne getiren operasyon güçlerinin elverişli, akıllıca bulabildiği, bunun için de Şamil Tayyar, Baransu gibi isimlerini ön plana sürerek, hareketa başladığı bir alan.
Bütün korku senaryolarını bertaraf edip, haklı olanın kazanmasını sağlayacak tek bir şey var.
Adalet talep etmeye devam etmek. Mücadeleyi bırakmamak. Rahatlamamak. Gevşememek. Mahkeme sürecini takip etmek, verilecek olası bir tahliye kararından sonra hem Fenerbahçe'nin yenen haklarına karşılık 45 milyon €'yu TFF'den talep etmek, hem de UEFA'dan alenen böyle bir karar verilmediğine dair belge istemek.
Varlık yokluk mücadelesinde, yok olmakla karşı karşıya olan bir takım ne yapmalıysa o yapılmalı. Uğraştığımız canavarlar, her şeyi kendilerine benzetmeden, ne yazık ki durmuyorlar.
Devamı ...
25 Nisan 2012
Potkasına Güvenen Borazancıbaşı
Biz kim miyiz? Yok, biz sadece "bir blog" falan değiliz. Biz bütün Fenerbahçe'yiz.
Siz Hababam Sınıfı'nda, Cilalı İbo'da veya Mavi Boncuk'ta kardeşin / dostun, ona buna yedirildiğini gördünüz mü hiç? Görmediniz. Bilin ki bu konuda da göremezsiniz.
Elli gram bozuk Türkçe'nin yanına iliştirilmiş tonlarca nefretin rengarenk sahiplerini "İt dişi, domuz derisi" diye ezer, geçeriz.
Tuttuğu takım ne olursa olsun, aklı selim hiç kimse, Loran Vayloyan'a reva görülen muameleyi hoş görmez.
Bir insanın köken tabanından, saçma sapan bir tavana doğru yükselen eleştirilere hedef olması ve ayrıca hedef gösterilerek tehdit edilmesi "nefret suçu" kapsamında değerlendirilmesi gereken birer olayken, bu derin adaletsizlik ortamında karşılaşacağımız şey büyük olasılıkla "adam sen de" boş vermişliği olacaktır ama Fenerbahçe'nin hiçbir dinamiği bu konuda susmaz.
Tarihsel süreç içinde Fenerbahçe susmayınca ne olduğunu da en iyi Loran'ı harcamaya çalışanlar bilir. Zira hiçbir şeyden çekmediler dünyada Fenerbahçe'den çektikleri kadar...
Devamı ...
23 Nisan 2012
İkinci Takım
SolAçık twitterdan gönderdi, sanıyorum Fenerbahçe'den sonra bir takımı tutsak, bu çocuklardan iyisini bulamazdık. Yaşa varol Margatania F.C!
Devamı ...
22 Nisan 2012
Hesap Vakti
21 Nisan 2012
Üçkonak İlköğretim Okulu 1-A Sınıfı: "Fenerbahçeli olmak ne güzel bir şey!"
Ömer Şişman gönderdi. Şanlıurfa Üçkonak İlkokulu öğrencileri güzel yüzleriyle "Fenerbahçeli olmak ne güzel şey" klibini yapmışlar. Çocuklar, Fenerbahçelilik sizin güzel yüzünüzden çok güzel bir şey.
Devamı ...
20 Nisan 2012
Hanedan Sürüyor ve "Galatasaray Yok"
O maç kişisel Fenerbahçe taraftarlık tarihimde en çok sevindiğim maçlardan biri olarak hala benim için özel bir yere sahiptir. O galibiyetin ve şampiyonluğun tekil bir galibiyet olmadığını kadın basketbolunda çağ açıp çağ kapattığını bugün bir kez daha gördük Bugün 7 si üst üste 10. kez şampiyon oldu taraftarın kendilerine verdiği adla potanın kraliçeleri.
Şöyle bir kişisel istatistiğim var, benim televizyondan izleyemediğim Galatasaray kadın basketbol maçlarını kaybediyoruz, son üç Türkiye Kupası finalini de bir şekilde izleyemedim ve kaybettik, Salı günü İstanbul B.B voleybol maçına gidersem kadın basketbol maçını kaybederiz diye burnumuzun dibine kadar gelen erkek voleybol takımının maçına gitmeyip basketbol maçını izleyeyim dedim, voleybol maçına bir buçuk saat kala bir arkadaşım arabayla evin önüne geldiğini söyleyince ona da söyledim "abi dedim voleybol maçına gidersek kadın basketbol maçını izleyemem ve kaybederiz" Neyse sonuçta arkadaş benim gerekçemi mantıklı bulmadı, eve kadar gelmişken onu da kırmak olmaz diyerek voleybol maçına gittik salona, telefonla skor takip ettik ve maçı kaybettik beklediğim gibi. Yani 3 .maçtaki sorumluluğu üzerime alıyorum.
Bugün maçın son periyotuna kadar oynadığımız oyun benim totemi de sorgulamama yol açtı. Benim televizyondan izlediğim bir maçı kaybedecek miyiz acaba diye şüpheye düşmedim değil ama sonunda bir şekilde kazanmayı becerdik.
Maçın başında yine klasik olarak içeriyi besledi Galatasaray topu hızlı bir şekilde getirip hemen Fowles la buluşturdular, Taurasi düzen içinde kalarak bu içeriyi besleme işini çok iyi becerdi. Biz Angel'in dağınık başladığı Birsel'in iyi oynamadığı bölümde Matoviç'in basketleriyle skorda tutunmaya çalışsak da dış şutları da iyi yüzdeyle atan Galatasaray karşısında 10 sayı geride bitirdik ilk periyodu 24-14
İkinci periyot Esmeral ve Zane'nin girmesiyle savunmamız biraz toparlandı, ribaunt aldığımız pozisyonlarda Cappie'nin hızlı bitirdiği hücumlarla farkı erittik. Esmeral ve Cappie'den bulduğumuz üçlüklerle skoru başa baş getirip periyot bitimine 2 dakika kala 40-41 öne geçmeyi de başardık. O sırada oyuncu değişiklikleri sonucu yine ritmi kaybedip 7-0 lık bir seri yedik ve devreye 47-41 geride girdik.
İkinci yarıya da çok iyi başladığımız söylenemez,Fowles'in etkinliği ikinci yarı itibariyle ilk yarıdaki gibi olmasa da Taurasi üçlüklerle canımızı epey yaktı. Angel ve Cappie'nin zaman zaman Taurasi'yle kişisel çekişme içine girip düzen dışına çıkarak yaptığı tercihler hücumda ritmi bir türlü bulamamıza yol açtı. Bu bölümde farkı 13 sayıya kadar çıkardı Galatasaray. Çeyreğin sonunda Cappie'nin üçlüğüyle fark 10 sayıya düştü 72-62
Son periyota da karşılıklı basketlerle başladı iki takımda. 6 dakika kalana kadar Galatasaray 10 sayılık farkı korudu. Diana Taurasi ne atsa sokmaya devam ediyordu ama Galatasaray'ın içerideki etkinliği epey azalmış durumdaydı. Matoviç-Zamane değişikliği bu bölümde maçın kaderini değiştirdi. Birsel savunmada topu getiren Işıl'a baskıya, Galatasaray'ın pas bağlantılarına Zane uzun kollarını sokmaya başladı. Angel hücumda devreye girdi farkı azaltmaya başladık. Angel'in getirip attığı üçlüğün ribauntunu alan Birsel'in Cappie'yi bulması ve onun üçlüğüyle farkı 3 e kadar indirdik 3 dakika kala. Şaziye'den bir ekstra üçlük yememize rağmen moral olarak oyundan düşmedik, Angel'in basketi ve Zane'nin hücum ribauntundan bulduğu sayıyla maçı tekrar kafa kafaya getirdik.
Son 2 dakikada ise hakikaten acayip şeyler oldu. Önce Birsel miss-match i iyi değerlendirip Fowles'a faul yaptırtıp faul çizgisinden beraberliği yakaladı. Sonra Işıl'dan maçın en kritik topunu çalıp Zane'ye asisti yaptı. Angel'e çalınan uydurma faulle Galatasaray skorda eşitliği yakaladı. Angel'la hücumdan boş dönsek de Taurasi'ye yapılan ikili sıkıştırmalar sonucu üst üste iki top kaybından 4 sayı bulup molayı aldırdık Galatasaray'a. Şaziye'den bir üçlük yiyip rakibi tekrar umutlandırsak da Angel'in basketi sonrası maçı kopardık. Taktik faulleri de iyi değerlendirip maçı kazanmayı başardık. 86-96
Son çeyrek skoru pek akıl alır gibi değil 34-14 üstün bitirmişiz maçın karar periyodunu, Maçın dönüm noktası o zamana kadar savunmada hiç bir sertlik göstermeyen takımın Dikeloukas'ın aldığı teknik faul sonrası birdenbire savunmayı hatırlaması oldu. Zane'nin özellikle son 5 dakikadaki efsanevi performansı maçın en önemli bireysel performansıydı. Angel zaman zaman dengesini kaybetse de maç sonunda mental olarak ayakta kaldı, Taurasi'ye yaptığı akıl almaz bloktan sonra Taurasi'nin oyundan epey koptuğunu da belirtmek lazım. Cappie yine kritik isabetlerle 29 sayı 4 ribaunt 3 asistle tamamladı maçı. Angel kötü bir saha içi yüzdesiyle de olsa 24 sayı 9 ribaunt 3 asistle bitirdi. Maçı getiren Zane Tamene 19 dakikada 12 sayıyla savunmadaki kilit rolüne hücum performansını da ekledi. Birsel de kötü başladığı maçın sonunu iyi oynadı 10 sayı 8 asist ve 5 ribauntla katkıda bulundu takıma.
Fowles'un 23 sayı 11 ribauntu, Taurasi'nin 32 sayı 8 asist 4 ribauntuna Şaziye'den de 14 sayılık ekstra bir katkı gelmesine rağmen Galatasaray maç sonunda Taurasi'nin pilinin bitmesiyle inisiyatifi Fenerbahçe'ye bıraktı. Maçın son üç dakikasında Fenerbahçe'nin bulduğu 6 sayı Galatasaray'ın üst üste yaptığı 3 top kaybı sonucu oldu. Taurasi'nin 8 top kaybı Galatasaray adına dikkat çekici bir faktördü. Fenerbahçe'nin kötü oynadığı bir bölümde bile topun kıymetini bilmesi ve maçı sadece 3 top kaybıyla bitirmesi de maçı döndürmesinin en önemli nedenlerinden biriydi.
Sonuçta yıllardır türlü kepazelikle uğraşan, her yıl kendisi şampiyon olmasın diye statü değiştirilen bir ligde 7. kez üst üste şampiyon olmayı başardı bu takım. Dünyanın en önemli oyuncularından üçüne sahip olmak da yetmedi Galatasaray'a. Takım kimyasının bireysel performansları her zaman yeneceğini bir kez daha ispat etti Fenerbahçe.
Maç sonu Abdi İpekçi'de maçı münferit olarak izlemiş ve hiç bir tahrik edici eyleme girişmemiş Fenerbahçe taraftarının karokola götürülüp ifadesinin alınması da bu sene Emniyet' in Fenerbahçe taraftarına yaptığı kimbilir kaçıncı abukluk. Caferağa'da bireysel olarak maç seyreden Galatasaraylılara bir şey yapılmazken aynı şeyi yapan Fenerlilere uygulanan bu çifte standardı nasıl açıklayacak acaba İstanbul Emniyeti. Yine bu vesileyle her türlü durumda başımıza vicdan polisi kesilen, romantikliği, solculuğu, objektifliği kimseye bırakmayan adamların tek laf etmemesi de bizi şaşırtmadı. Şu ülkede haksızlığa maruz kalan Fenerbahçeli olduğunda yaşanılan suskunluk kadar derin bir suskunuk bulmak zor. Siz haksızlığa karşı sırf olay Fener'in başına geliyor diye susmaya devam edin biz de dünyanın en güzel isim tamlamasını bir kez daha haykırmaya. "Şampiyon Fenerbahçe". Son olarak ünlü düşünür Cappie Pondexter'in da dediği gibi "Galatasaray yok"
Devamı ...
Netice: Fenerbahçe Spor Kulübü
Devamı ...
16 Nisan 2012
"A.... Kodumun Fenerlileri" Diyebilen Bir Futbolcu ve Hoşgörü
Büyük Kaptan Emre Belözoğlu'nun zamanında söylemiş olduğu ve televizyon kameralarına aynen yakalanan bir cümleyi "." ile sansürlemek haddimize değil ama kusura bakmasın artık.
Herkesin Fenerbahçeliliği öğrendiği büyükleri vardır. Ha keza, sürüp giden hayatın içinde teorik, tribünde ise pratik olarak feyiz alınan ağabeyler / kardeşler mevcuttur.
İşte bunların bizim payımıza düşenleri Fenerbahçeli olmayı, her zaman için "başka bir şey" olarak betimlediler, öyle gösterdiler. Bu başkalığın içerisinde tabii ki "hoşgörü" de vardır ama ders alana ve hatalarını tekrar etmeyene...
Buna istinaden sonda söyleyeceğimi başta yazayım:
Emre, Türkiye spor tarihinin en büyük mücadelesini veren Fenerbahçe'ye yakışmıyor. Mesele dünden beri konuşulan "nigga" falan değil. Emre ahlaksızdır. Bu kadar net. Ahlaksızlığa gösterilen toleransa "Yeter" demek, güzel bir Fenerbahçeliliktir.
Küfür kötü bir şey değil.
Baba Hakkı'ların, Lefter'lerin küfürlerini yıllar sonra "hatıra" başlığı altında dinlerken "ehe ehe" diye gülmemizin sebebi, bu insanların küfrü karşıdakine kafir muamelesi yapmak için değil, eğlenmek ya da dozunda bir siniri boşaltmak için kullanıyor olması.
20. yüzyılın ilk yarısına ait insanlık profilini geri getirme çabasında değiliz. Sadece ahlaksızlığını Fenerbahçe'ye gelmeden önce defalarca ispat etmiş birisi hakkında hâlâ "Bu maçta olay çıkartmaz" veyahut da "Bu adam kendi takım arkadaşına karşı çirkinleşmez" denemiyorsa, bu insan neden ısrarla Fenerbahçe'de forma giyiyor, bunu merak ediyoruz.
"E, ama yerli oyuncu. İyi de bir yerli oyuncu. Biz oynatmayalım da rakipler mi alsın?"
Alsın anasını satayım. Hani kupa büyüklüğü değildi, bizim büyüklük?
Tam 4 sene önce yazdığım bir yazıyı kopyalayacağım aşağıya.
Emre Fenerbahçe'ye geldiğinde hissettiklerim, şimdi hissettiklerim ile aynı paralelde.
Biz bu hayatta Fenerbahçe'ye o ya da bu şekilde "gözümüzün içine baka baka" küfreden kimseyi affetmemeyi öğrenerek büyüdük. Bu saatten sonra huy değiştirecek değiliz. Mecburiyetlerden ötürü katlanılan durumlar karşısında hiç değilse "Bu da olmaz artık" demek, Fenerbahçe'ye borcumuzdur.
Emre Belözoğlu Fenerbahçe’de. Bu rezilliği de gördük sonunda.
Kimse sporculardan ve yöneticilerden kuruluş yıllarının adanmışlığını beklemiyor.
Kulüp binası yanarken pijamalarıyla içerideki hatıraları kurtarmaya dalan kaptanlar‚
İstanbul´un en varlıklı ailelerinden olduğu halde yazları kulüpte kalarak etrafı silip süpüren idareciler‚
Kulübün suyu borcundan dolayı kapanacak diye çoluğunun çocuğunun rızkını su parasına veren oyuncular‚
Kulüp zorda diye sahip olduğu hanın odalarını bir bir satıp sonunda emekli maaşıyla kalacak kadar seven yöneticiler yok artık.
Ama...
Fenerbahçe‚ sadece kazandığı kupalarla taraftarını memnun etmek ile görevli bir kulüp değil. Benim nazarımda Fenerbahçe‚ yaptığı her şeyle yukarıda saydığım insanların ruhlarını da şad etmeli. Fenerbahçe defaten kapanmaktan‚ yokluklar içerisinde erimekten kurtulduysa bu sevgi ve adanmışlık sayesinde kurtuldu.
Şimdi, “günümüz gerekleri” diye bir aldanmışlığın peşinden gidip de bütün bu değerleri bir kez daha sularda boğmanın bize kaybettireceklerini görmek bu kadar zor mu?
Bu sporcunun saha içerisinde‚ oynadığı takımın tribünlerini de zaman zaman dahil ederek yaptıklarını unutmak bu kadar kolay mı olmalı?
Her fırsatta haklılığından dem vurduğumuz meşhur ve muteber sporcu özelliklerinden ´ahlak´ı bize karşı sergilemek bir yana dursun; Fenerbahce dendiğinde küfürden başka cümle kurmayan bir adamı Fenerbahçe´de görmek hiç iç acıtmayacak mı?
Hangimiz şirketimizde ya da evimizde‚ kendimize / ailemize ağız dolusu küfür etmiş birisini gönül rahatlığıyla ağırlayabilir‚ onunla teşrik-i mesaide bulunabiliriz? El cevap: Ancak midesiz olanlarımız.
Yazıklar olsun. Fenerbahçelilik değerleriyle, bütün maneviyatımızla oynadığınız yeter artık.
Cem Karaca’nın dediği gibi:
Bizi siz delirttiniz.
Evet, evet.
Siz, siz.
Devamı ...
Emre Meselesi, Tepkiler ve Bloga Dair
Gün geçtikçe Türkiye’de akıl sağlığını korumak mümkün olmuyor, dün akşam Emre’nin Zokora’ya söylediği iddia edilen şey üstüne bir kez daha gördük ki ahlaki tutum denilen şey fiile göre değil özneye göre alınıyor.
Önce şu eleştiriye yanıt vererek başlayalım, Emre’yi kimse üzerinde Fenerbahçe forması var diye sevmek zorunda değil, tıpkı arabayla adama çarpıp arkasına bakmadan olay yerinden uzaklaşan Bilica’yı üzerinde Fenerbahçe forması var diye sevmek zorunda olmadığı gibi.
Şimdi Emresever arkadaşlara şu üç zincirleme soruyu soralım
1- Emre Galatasaray’da oynarken Emre’yi seviyor muydunuz,, karakter olarak beğeniyor muydunuz, saha içindeki tavrını onaylıyor muydunuz?
2- Emre’nin Galatasaray’dan ayrılıp Fenerbahçe’de oynamaya başladığı döneme kadar karakterinin olumlu yönde değiştiğini , sahadaki davranışlarının olumlu yönde evrildiğini düşünüyor musunuz. ?
3- Emre Fenerbahçe forması giyerken Emre’nin yaptıklarını, saha içi halini, tavrını onaylıyor musunuz?
Şimdi birinci sorunun cevabı “Emre’yi sevmezdim, beğenmezdim ama Fener’e gelince değişti”yse Emre’nin Fenerbahçe’deki halini tavrını onaylamak kendi içinde tutarlı olur. Çünkü adam senin onaylamadığın halini tavrını değiştirmiştir ve sen de bu durumda tutumunu değiştirebilirsin.
Anormal olan durum şu; ilk iki soruya hayır yanıtı verip yani Emre’yi Galatasaray’da sevmediğini, Emre’nin daha sonraki süreçte çok da değişmediğini belirten birisinin üçüncü soruya evet demesi.Bu çoğunluğun yaptığı ve başlı başına tutarsız bir durum. Çünkü bir insanın onaylamadığın durumunda herhangi bir değişiklik olmazken üzerinde sarı-kırmızı yerine sarı –lacivert var diye ahlaki tutumunu değiştirmek en hafif tabirle söyleyelim tutarsızlıktır.
Şöyle bir örnek de verelim Emre’yi falan unutalım. Saha içinde X , Y ye ırkçı bir şey söylemiş diyelim, hangi tepkiyi veririz bu durumda. X’in yaptığı kötü bir şeydir deriz, peki bu X’in yerine Emre gelince yani özne değişince fiilin ağırlığı nasıl azalıyor. Özne belirsizken fiilin doğru olmadığını söyleyen insanlar özne belirginleşince bu tutumlarından nasıl bu kadar kolay vazgeçiyorlar. Tersini de düşünelim ki asıl toplumsal ikiyüzlülük de burada. Aynı şeyi Emre Zokora’ya değil de Burak Yobo’ya yapsaydı bugün Fenerbahçeliler nasıl davranacaktı. Olayın faili Baros olsa Galatasarlılıar nasıl davranacaklardı, olayın mağduru Eboue olsa nasıl davranacaklardı.
Bu sorularla içtenlikle şu yanıtı vereyim, özne değiştiği için tutumları da değişecekti. Türkiye’de genel, günlük hayata sinen ve aslında çoğu insanın farkında bile olmadığı bir ırkçı söylem var, bu zaman zaman hedef değiştirip kimi zaman Kürtlere kimi zaman Ermenilere, siyahilere, eşcinsellere dönük olarak ortaya çıkabiliyor. İşin daha kötü tarafı bugün Emre üzerinden sanki ırkçılık karşıtıymış naraları atanların pek çoğunun da aslında derdi ırkçılık falan değil.
Olayın failinin Fenerbahçeli olması ya da Fenerbahçe’ye bu yolla saldırmak için ırkçılık gibi en aşağılık suçu bile araçsallaştırmakta beis görmeyen bir zihniyetin egemen olması. Mesele şu ortada tavır alınması gereken bir durum varsa bu adamın üzerindeki formaya bakarak alınmaz, üzerinde Fenerbahçe forması var diye birine yönelik nefret geliştirmek ne kadar patolojikse üzerinde Fenerbahçe forması var diye birisini kusursuzlaştırmak, yaptığına mazaret bulmaya çalışmak da o kadar patolojiktir ve aynı zihniyetin ürünüdür. Şunu da belirtelim, birisi size küfretti diye adama ırkçı söylemle yanıt vermek mazeret falan değildir.
Biz bu blogda her türlü ötekileştimenin karşısında olduk, bundan şikayet ettik, özellikle 3 Temmuz sonrası neredeyse devletin bütün kurumlarının ortak söylemiyle Fenerbahçe taraftarının ötekileştirilmesine ,bunun üzerinden bir nefret söyleminin öznesi yapılmamıza isyan ettik. Dolayısıyla bundan şikayet eden bir taraftar grubunun, siyahları aşağılayan bir söylemi sahiplenmesi, mazur sebepler bulmaya çalışması başta 3 Temmuz sonrası kendi duruşuna zarar verir. Emre şöyle ceza alsın defolsun gitsin falan diye mastürbasyon malzemesi yapmaktan ziyade alınacak tutum bu davranışın ve söylemin kabul edilemezliği ve Fenerbahçe’nin kendi iç disiplin hükümlerini oyuncunun savunmasını da alarak uygulamasıdır.
Zamanında şunlar şunlar da şöyle yaptı diye döküm verip bu olayı normalleştirme çabasına falan girmemek gerek. Gandhi’nin şu sözünü hatırlatmakta fayda var , “göze göz bütün dünyayı kör eder” Galatasaray’ın aynı durumda ne yaptığı, Trabzon’un ne yaptığı beni zerre kadar ilgilendirmez, nitekim Trabzon’da ki ırkçı hezeyenlardan nasıl şikayet ediyorsak aynı durumu kendi renklerimizle gördüğümüz zaman da aynı şikayeti yapmak mecburiyetindeyiz. Galatasaraylıların Fatih Terim gibi bir adama imparator demeleri kendilerinin ahlaki pozisyonunu gösterir, ya da Trabzon'daki örgütlü linçci-faşist tutumdan kimsenin rahatsız olmaması bu ülkenin ikiyüzlülük politikasını gösterir. Aynı ikiyüzlü tavrı bizim gösterme gibi bir lüksümüz yok.
Bir söz de Twitter’da Emre’nin hareketine cephe aldık diye bize etmediği küfür kalmayan, bizi hain olmakla, Fenerbahçeli olmamakla suçlayan insanlara.
Kimse eleştiriden münezzeh değil dolayısıyla bizim fikirlerimize, tutumumuza yönelik eleştirinin başımızın üstünde yeri var, küfürleri falan da kişisel olarak çok önemsediğimi söyleyemem. Beni en çok inciten şey Fenerbahçeli olmamakla itham edilmek. İnsan bunu söylerken azıcık utanır, 3 Temmuz’dan bu yana özellikle ilk haftalarda medyada bir tane Fenerbahçe haklarını savunan haber yapılamazken, saatlerce uykusuz kalıp acabaları, şüpheleri dile getiren, kendi işinden gücünden zaman ayırıp Uefa kararlarını, tüzüklerini çeviren, İtalya’daki Yunanistan’daki şike soruşturmasını örnek gösteren medya dezenformasyonunu bertaraf etmek için çırpınan sanki bu blogdakiler değilmiş gibi, Trabzon'da kafasına tuğla yiyen, Ankara'ya erkek voleybol takımının yanına deplasmana giden, Sapanca'da kürek takımını yalnız bırakmayan, Naz'ın, Arslan'în altyapıdaki Merve'nin emeğini derdini , başkanından, KTÜ'lü öğrencilere kadar her Fenerbahçelinin hakkını gücü yettikçe dili döndükçe savunan bu blogdakiler değilmiş gibi Emre’nin yaptığı kötüdür dediğimiz için bizim Fenerbahçeliliğimize laf edecek kadar acizleşmeyin.
Sanki takipci sayımız artsın ya da eksilmesin gibi bir gayemiz varmış ya da bundan bir rant sağlıyormuşuz gibi bizi takip etmeyeceğini falan söyleyen arkadaşlara da Allah selamet versin diyelim. Fikirlerimizin daha çok insana ulaşması bizi memnun eder, ama bizi kalabalık bir kitle takip ediyor diye ortayolculuk yapacak, inanmadığımız şeyleri tepki almayalım diye savunacak kadar çapsız insanlar değiliz.
> Devamı ...