16 Nisan 2012

Emre Meselesi, Tepkiler ve Bloga Dair



Gün geçtikçe Türkiye’de akıl sağlığını korumak mümkün olmuyor, dün akşam Emre’nin Zokora’ya söylediği iddia edilen şey üstüne bir kez daha gördük ki ahlaki tutum denilen şey fiile göre değil özneye göre alınıyor.

Önce şu eleştiriye yanıt vererek başlayalım, Emre’yi kimse üzerinde Fenerbahçe forması var diye sevmek zorunda değil, tıpkı arabayla adama çarpıp arkasına bakmadan olay yerinden uzaklaşan Bilica’yı üzerinde Fenerbahçe forması var diye sevmek zorunda olmadığı gibi.
Şimdi Emresever arkadaşlara şu üç zincirleme soruyu soralım

1- Emre Galatasaray’da oynarken Emre’yi seviyor muydunuz,, karakter olarak beğeniyor muydunuz, saha içindeki tavrını onaylıyor muydunuz?
2- Emre’nin Galatasaray’dan ayrılıp Fenerbahçe’de oynamaya başladığı döneme kadar karakterinin olumlu yönde değiştiğini , sahadaki davranışlarının olumlu yönde evrildiğini düşünüyor musunuz. ?
3- Emre Fenerbahçe forması giyerken Emre’nin yaptıklarını, saha içi halini, tavrını onaylıyor musunuz?

Şimdi birinci sorunun cevabı “Emre’yi sevmezdim, beğenmezdim ama Fener’e gelince değişti”yse Emre’nin Fenerbahçe’deki halini tavrını onaylamak kendi içinde tutarlı olur. Çünkü adam senin onaylamadığın halini tavrını değiştirmiştir ve sen de bu durumda tutumunu değiştirebilirsin.

Anormal olan durum şu; ilk iki soruya hayır yanıtı verip yani Emre’yi Galatasaray’da sevmediğini, Emre’nin daha sonraki süreçte çok da değişmediğini belirten birisinin üçüncü soruya evet demesi.Bu çoğunluğun yaptığı ve başlı başına tutarsız bir durum. Çünkü bir insanın onaylamadığın durumunda herhangi bir değişiklik olmazken üzerinde sarı-kırmızı yerine sarı –lacivert var diye ahlaki tutumunu değiştirmek en hafif tabirle söyleyelim tutarsızlıktır.

Şöyle bir örnek de verelim Emre’yi falan unutalım. Saha içinde X , Y ye ırkçı bir şey söylemiş diyelim, hangi tepkiyi veririz bu durumda. X’in yaptığı kötü bir şeydir deriz, peki bu X’in yerine Emre gelince yani özne değişince fiilin ağırlığı nasıl azalıyor. Özne belirsizken fiilin doğru olmadığını söyleyen insanlar özne belirginleşince bu tutumlarından nasıl bu kadar kolay vazgeçiyorlar. Tersini de düşünelim ki asıl toplumsal ikiyüzlülük de burada. Aynı şeyi Emre Zokora’ya değil de Burak Yobo’ya yapsaydı bugün Fenerbahçeliler nasıl davranacaktı. Olayın faili Baros olsa Galatasarlılıar nasıl davranacaklardı, olayın mağduru Eboue olsa nasıl davranacaklardı.

Bu sorularla içtenlikle şu yanıtı vereyim, özne değiştiği için tutumları da değişecekti. Türkiye’de genel, günlük hayata sinen ve aslında çoğu insanın farkında bile olmadığı bir ırkçı söylem var, bu zaman zaman hedef değiştirip kimi zaman Kürtlere kimi zaman Ermenilere, siyahilere, eşcinsellere dönük olarak ortaya çıkabiliyor. İşin daha kötü tarafı bugün Emre üzerinden sanki ırkçılık karşıtıymış naraları atanların pek çoğunun da aslında derdi ırkçılık falan değil.

Olayın failinin Fenerbahçeli olması ya da Fenerbahçe’ye bu yolla saldırmak için ırkçılık gibi en aşağılık suçu bile araçsallaştırmakta beis görmeyen bir zihniyetin egemen olması. Mesele şu ortada tavır alınması gereken bir durum varsa bu adamın üzerindeki formaya bakarak alınmaz, üzerinde Fenerbahçe forması var diye birine yönelik nefret geliştirmek ne kadar patolojikse üzerinde Fenerbahçe forması var diye birisini kusursuzlaştırmak, yaptığına mazaret bulmaya çalışmak da o kadar patolojiktir ve aynı zihniyetin ürünüdür. Şunu da belirtelim, birisi size küfretti diye adama ırkçı söylemle yanıt vermek mazeret falan değildir.

Biz bu blogda her türlü ötekileştimenin karşısında olduk, bundan şikayet ettik, özellikle 3 Temmuz sonrası neredeyse devletin bütün kurumlarının ortak söylemiyle Fenerbahçe taraftarının ötekileştirilmesine ,bunun üzerinden bir nefret söyleminin öznesi yapılmamıza isyan ettik. Dolayısıyla bundan şikayet eden bir taraftar grubunun, siyahları aşağılayan bir söylemi sahiplenmesi, mazur sebepler bulmaya çalışması başta 3 Temmuz sonrası kendi duruşuna zarar verir. Emre şöyle ceza alsın defolsun gitsin falan diye mastürbasyon malzemesi yapmaktan ziyade alınacak tutum bu davranışın ve söylemin kabul edilemezliği ve Fenerbahçe’nin kendi iç disiplin hükümlerini oyuncunun savunmasını da alarak uygulamasıdır.

Zamanında şunlar şunlar da şöyle yaptı diye döküm verip bu olayı normalleştirme çabasına falan girmemek gerek. Gandhi’nin şu sözünü hatırlatmakta fayda var , “göze göz bütün dünyayı kör eder” Galatasaray’ın aynı durumda ne yaptığı, Trabzon’un ne yaptığı beni zerre kadar ilgilendirmez, nitekim Trabzon’da ki ırkçı hezeyenlardan nasıl şikayet ediyorsak aynı durumu kendi renklerimizle gördüğümüz zaman da aynı şikayeti yapmak mecburiyetindeyiz. Galatasaraylıların Fatih Terim gibi bir adama imparator demeleri kendilerinin ahlaki pozisyonunu gösterir, ya da Trabzon'daki örgütlü linçci-faşist tutumdan kimsenin rahatsız olmaması bu ülkenin ikiyüzlülük politikasını gösterir. Aynı ikiyüzlü tavrı bizim gösterme gibi bir lüksümüz yok.

Bir söz de Twitter’da Emre’nin hareketine cephe aldık diye bize etmediği küfür kalmayan, bizi hain olmakla, Fenerbahçeli olmamakla suçlayan insanlara.
Kimse eleştiriden münezzeh değil dolayısıyla bizim fikirlerimize, tutumumuza yönelik eleştirinin başımızın üstünde yeri var, küfürleri falan da kişisel olarak çok önemsediğimi söyleyemem. Beni en çok inciten şey Fenerbahçeli olmamakla itham edilmek. İnsan bunu söylerken azıcık utanır, 3 Temmuz’dan bu yana özellikle ilk haftalarda medyada bir tane Fenerbahçe haklarını savunan haber yapılamazken, saatlerce uykusuz kalıp acabaları, şüpheleri dile getiren, kendi işinden gücünden zaman ayırıp Uefa kararlarını, tüzüklerini çeviren, İtalya’daki Yunanistan’daki şike soruşturmasını örnek gösteren medya dezenformasyonunu bertaraf etmek için çırpınan sanki bu blogdakiler değilmiş gibi, Trabzon'da kafasına tuğla yiyen, Ankara'ya erkek voleybol takımının yanına deplasmana giden, Sapanca'da kürek takımını yalnız bırakmayan, Naz'ın, Arslan'în altyapıdaki Merve'nin emeğini derdini , başkanından, KTÜ'lü öğrencilere kadar her Fenerbahçelinin hakkını gücü yettikçe dili döndükçe savunan bu blogdakiler değilmiş gibi Emre’nin yaptığı kötüdür dediğimiz için bizim Fenerbahçeliliğimize laf edecek kadar acizleşmeyin.

Sanki takipci sayımız artsın ya da eksilmesin gibi bir gayemiz varmış ya da bundan bir rant sağlıyormuşuz gibi bizi takip etmeyeceğini falan söyleyen arkadaşlara da Allah selamet versin diyelim. Fikirlerimizin daha çok insana ulaşması bizi memnun eder, ama bizi kalabalık bir kitle takip ediyor diye ortayolculuk yapacak, inanmadığımız şeyleri tepki almayalım diye savunacak kadar çapsız insanlar değiliz.
>
Devamı ...

21 Eylül 2009

Çok Yorgunum
Beni Bekleme Kaptan


bilica ibb

Fenerbahçe bugün "fakat"lı yorumlar arasında yine kazanıyordu. Daum da maçtan sonra "takımın gidişatından memnun musuzun?" sorusuna, "Altıda altı yaptık, geçen sene altı maçta durum nasıldı?" sorusuyla cevap verip muhabbeti kilitleyen arkadaş rolüne giriyordu. Zaten yönetim 3 sene boyunca bize ölümü gösterip müthiş bir hamleyle kendisine razı ettiği için ölümü hatırlatma gereği duydu.

Konuşmasında takımın istediği seviyeye iki senede geleceğini de söyledi. İrdeleyince hiç garip bir açıklama değil, bir teknik adamın bir takımı alıp istediği oyun düzenini istediği oyuncularla oturtması iki sene sürer, fakat bu da asıl soruya ve soruna cevap değil. Fenerbahçe lige iyi oynayarak başlamasına rağmen neden sürekli geri gidiyor?

Emre'nin yokluğu

Emre uzun seneler sonra ilk kez istikrarlı biçimce iyi oynarken hakemin gözü önünde rakibine vurup, üzerine küfür ediyor, buraya kadar 2 maç cezayı garantilemişken üzerine bir de hakemi tartaklayıp bir maç daha ceza alarak cilalıyor. Kendisine sahada özellikle hakemler tarafından haksızlık yapıldığına inanıyorum fakat bu yaptıkları en hafif tabirle cahilce. Mehmet Topuz onun yerine hiç sırıtmadı fakat tam olarak Cristian'ı tamamlayacak özellikleri yok. Hücum presini Emre kadar etkili yapamıyor, top alıp taşıma yeteneği daha az, Mehmet tek pasla, verkaçlarla giden bir oyuncu. Fenerbahçe ise Cristian'dan dolayı adam geçerek topu taşıyacak bir orta sahaya ihtiyaç duyuyor. Emre'nin yokluğu Fenerbahçe'yi olumsuz etkiliyor.

Rotasyon

Bir tarafta Mustafa Denizli, her hafta as kadrodan 5 oyuncuyu değiştirip herkesi farklı bir mevkiye koyuyor; diğer tarafta Daum, en formsuz, yorgun oyuncuyu bile 7 günde 3 maça çıkarıyor. Geçen sezonla bu sezonun kadrosu kıyaslanınca gelen oyuncular Mehmet Topuz, Özer, Andre Santos, Bilica, Cristian. As kadrodan giden tek Edu var. Transferlerin hiçbirisi takımı tek başına başka bir seviyeye taşıyacak oyuncular değiller, fakat iyi yerliler ve eksik mevkilere alınan yabancıların geçen seneyle karşılaştırınca olumlu etki yaptığı yer kulübe oluyor. Kadro geçen seneye göre daha güçlü değil belki ama kesinlikle daha derin. Peki bu derinlik kullanılmayacaksa takımın geçen seneden ne farkı kalıyor?

Andre Santos ve Cristian her hafta daha kötü oynuyorlar. Cristian'ın top kaybı sayısı lineer olarak artıyor. Andre Santos oyundan çıkarken "abiler bi ambülans gönderin beni götürsün" diyecek gibi. Guiza ayrı alt başlığı hak ettiği için onu geçelim şimdilik. Oyuncu dinlendirmek demek Sion maçındaki gibi bütün yeteneksizleri aynı anda sahaya sürüp neredeyse turu kaybetmek anlamına gelmiyor. Bu maçta Andre Santos yerine Özer, hatta Uğur başlayabilir. Cristian yerine Abdülkadir, hatta Selçuk başlayabilir. Kazım yerine Deivid oynayabilir. Deivid kenarda oturuyor, bu haliyle sonradan gireceği maçlarda da en ufak bir katkı verme ihtimali yok. İç sahadaki nispeten rahat maçlarda oynayamayacaksa bütün sezonu oturarak geçirecek. Abdülkadir böyle bir maçta (rakip hiç rahatsız edemedi) çok top kaybeden Cristian yerine giremeyecekse ne zaman oynar? Andre Santos ve Alex'in ikinci yarı oyununa bakınca Özer onlardan bile kötü mü durur sahada? Neden Özer 6 maçta sadece 5 dakika oynayabildi?

Fenerbahçe çok yorgun. Eğer Daum her hafta iki oyuncuyu değiştirerek oynayacağı rotasyonlu bir sistemi oturtamazsa fiziksel olarak düşen Fenerbahçe ligde ilerleyen haftalarda seri puan kayıplarına başlar. Bu sene ligde bir maçta kaybedilecek iki puanın bile sonucunu kehanette bulunmaya gerek yok sanırım. Keşke bu maçta Guiza veya Kazım sarı kart görseydi, cezalı duruma düşerler haftaya Daum oyuncuları değiştirmek zorunda kalırdı.

Guiza

Fenerbahçe'nin ikinci yarı oyununa bakıp çok öfkeye kapılmamak gerek. İlk yarı bence bu sezon oynanan en iyi oyun oynandı. Guiza yüzünden güme gitti. Üst üste kalecinin üzerine vurduğu iki şuttan daha komiği Gökhan'ın ortasına yükselerek yaptığı ıskaydı. Fiziksel olarak da psikolojik olarak da çökmüş durumda, sebebini ben de bilmiyorum. Yaptığı tek olumlu hareket sağdan Vederson'un kucağına yaptığı orta, onun dışında sahada yürüdü. Takıma sadece kaçırdığı gollerle zarar vermiyor. Şu sistemde mevkisi oyun için çok kritik. Alex ikinci forvet gibi ama görevi tek forvete pozisyon hazırlamak. Kanatlarımız da ilk 30 dakika çok verimliydi. Çoğu pozisyonda pozisyon alamadı Guiza, top kontrolü de çok kötü. Ayağına aldığı her topu gol yapsın demiyoruz, fakat Fenerbahçe'nin şu sisteminde tek forvet verimli olmak zorunda. Zor pozisyonda topu kontrol edip sert bir şut çıkarır, bir kafa topu alır, bir adam eksiltir şutunu çeker, golü yine kaçırır ama takıma moral olur bu. Taraftarın da iştahı yerine gelir, takımı iterler. Guiza yöresine gelen her topu ezerek takımın iştahını kaçırıyor, taraftarın morali bozuluyor. Bugün Semih başlasa ilk yarı en az 2 fark olurdu, ikinci yarı da çok farklı geçerdi. Guiza çok kötü, bunun mazereti yok artık, oynamaması gerekiyor.

Bilica

Maçın en kötü oyuncusuna değinip en iyisini unutmayalım. Bilica için ön yargılar vardı, hâlâ var, o yüzden bu maçtan sonra bile hakkını veren çıkmazsa biz verelim. Bugün Guiza maçı 1 olumlu, 20 olumsuz hareketle bitirdiyse Bilica da tam tersi 20 olumlu 1 olumsuz hareketle bitirmiştir. Onlarca top kesti, topu hiç şişirmeden orta sahaya aktardı, bütün fiziksel mücadeleleri kazandı, hızlarını kullanmak isteyen forvetlere izin vermedi. Bugün maçı Vederson'la birlikte aldı. Önder'den çok daha iyi olduğu ortada, Lugano da her hafta daha iyi oynuyor, uyumları da artınca ve yanında maçla alakası olmayan Roberto Carlos olmayınca çok iyi maçlar çıkarıyor. Maçın tartışmasız yıldızıydı.
Devamı ...

4 Mayıs 2009

Emre Sen Bu Formayı Giymeyi Hak Etmiyorsun


emre

Emre, bu blog ve kişisel tarihimde bir yazıyla savunduğum en büyük yanılgı, en keskin hata, en büyük naiflik örneği oldu benim için. Daha önce peşin hüküm vermemek gerektiğini, bir şansı hakkettiğini, değişebileceğini, bu şanstan mahrum edilmemesi gerektiğini yazmıştım. Karşıma alıp demek istiyorum ki, “Emre, senede 4,5 milyon Euro kazanıyorsun. Kariyerin çöküş aşamasındayken Türkiye’nin en büyük kulüplerinden birine geldin. Yapman gereken tek iş, insan gibi bildiğin tek ve yek işi yapmak, futbol oynamak. Bunu dahi insani kıstaslarla, kimseyle kavga etmeden, hiçbir olay çıkarmadan beceremeyecek bir insansan bunları hak etmiyorsundur, hatta doğrusunu söyleyeyim bunların yarısını dahi hak etmiyorsun. Değil Fenerbahçe formasını giymeyi futbol oynamayı hak etmiyorsun. Bu oyunun ruhuna dahi değil, sen sahada bizim vicdanlarımıza va insaniyetimize hakaret ediyorsun.” Çünkü bıktım. Çünkü Emre’yi sahada izlerken yaşadığım tiksinti kelimelerle tarif edilemeyecek bir hale geldi.

Türkiye’de resmi işsizler ile işsiz sayılmayan mevsimlik işçiler, genç işsizler, son 4 ay içerisinde iş aramayanlar birlikte eklendiğinde %16 işsizlik var. Bu ülkede her 5 gençten bir tanesi mutlak yoksulluk sınırı altında yaşıyor. 20 milyon insanın yoksulluk sınırı altında yaşadığı değerlendiriliyor. İçinde yaşadığımız toplumda üretenler var, ailesini geçindirmeye çalışanlar var, uzun uzun bir toplumsal tablo çizmeyeceğim. Kat-i netice, gerçek kahramanlar, gerçek savaşlar sokaklarda yaşanıyor. Her gün ailesini geçindirmeye çalışan insanların, günde 10-14 saat çalışanların, bu topluma katkı sağlayıp sonra yaşlanınca bir hiçmiş gibi unutulanların hikayelerinden başımız dönebilir. Peki bu adamlar ne yapıyor? Formalarını taşıdıkları takımın taraftarlarının mutluluklarından başka toplumsal ölçekli bir üretim yapamayan bu adamların hikayeleri bu temel gerçeğe de biraz uygun olmalıdır. Kazandıkları paralar, isimleri, şöhretleri tamamıyla bizlerin toplu halde vermiş olduğu değerlerden kaynaklanan, hiçbir üretimi, katkısı olmayan bu adamlar taifesi, üstlerinden güzel hikayeler anlatmamız dışında neye yararlar? En nihayetinde 90 dakikalık bir mücadele bütün senfonik heyecanlarıyla, kalp durduran anlarıyla, zaferleri ve yenilgileriyle yalnızca bizim akıllarımızda gerçekleşen ve bizimle, taraftarla, manalanan bir hikayedir. Çıkarın heyecanlarımızı, tutkularımızı, bu hikayeleri anlatırken seçtiğimiz güzel kelimeleri geriye hiçbir güzellik kalmıyor. Bu oyun bize hikayeler de anlattırdığı, heyecanlar yaşattırdığı için güzel ve bütün futbolcuların yaptıkları tek ve en büyük şey bizi daha büyük heyecanlara, daha güzel hikayelere gark etmek. Tolunay’ın dediği gibi hiç biriniz atom fizikçisi değilsiniz, geçtim atom fizikçisini sıradan bir doktor kadar insanlığa katkınız yok, bir bakkalın üretimi kadar dahi hayata katkı sağlayamıyorsunuz. Ama bir gösteri sanatı olarak da Edip Cansever’in tek mısrasının insanlığa katkısı sizin hepinizden, topunuzdan değerli. Bir Shakespeare sonesi, bir Beethoven bestesi, ruhlarımızı yücelten güzellikler skalasında ortaya koyacağınız sanatsallıktan başka hepimize hissettirebileceğiniz hiçbir şey yok. Ancak sizin üstünüzden -de- güzel şeyler anlatabiliriz. Bir kahramanlık hikayesi, bir mücadele öyküsü, Rıdvan'ı anlattığımız türden bir zerafet tanımı verebilirsiniz. Ama bu kadar. Biz bunları sizin üstünüzden anlatırız ve katkınız da ancak bir vesile olmaktan ibarettir.

Şimdi buradan bağıra bağıra söylemek istiyorum Emre artık yeter!

Çok utanman lazım. Çok fazla utanman lazım. Bu gece utancından kıpkırmızı olman, yerlere kapaklanman, nedamet dilemen lazım. Bir af, bir şefaat için göklere ellerini açman lazım. Artık yeter. İçinde yaşadığımız dünyada yüz milyonlarca insan senin sahip olduğun şansın yüzde birine sahip olamadan göçüp gidiyor. Kötü insanlar oldukları için değil, değersiz insanlar oldukları için değil. Hayat kurtaran doktorlar, yüzlerce insana iş olanağı sağlayanlar, görülmüş en büyük filozoflar dahi senin kadar şansa sahip değil. Napolyon yenildikten sonra ayağa kalkamadı, Ceasar’a bir kere düşmesi yetti ama bunlar dahi senin yanında öylesine büyük örnekler ki. Ailesini geçindirmek için bütün hayatını harcayanlar tam bir rahatlığa ermişken hiçbir şekilde sorumlu olmadıkları bir krizin etkisiyle tüm varlıklarını kaybediyorlar, en parlak bilimadamları bir anlık hatalarından dolayı mesleklerinden oluyorlar, en güzel insanlar tek bir kelime ettikleri için sokak ortasında ölü yatıyorlar. Ufak bir hatanın işsizler ordusuna tekrar katılmak anlamına geldiği bu dünyada bu sahip olduğun şans o kadar nadir ki, bu ülkede bir tek sen, yalnızca sen bu şansa sahipsin ve efendi gibi, zarif bir şekilde, centilmence 90 dakika top peşinde koşabilmen için de senede 4,5 milyon euro veriliyor. Yapacağın iş bir tek kendine hakim olmak iken bunu dahi beceremeyeceksen, utancından yerin dibine girmen, sokağa çıkamaman, arkadaşlarınla konuşamaman ve ağlamaktan gözlerinin şişmesi gerekir. Daha fazlası, bunu, bu kadar şansa rağmen becerememen sebebiyle kendinden nefret etmen gerekir.

Sahanın ortasında, bu ülkenin en büyük derbilerinden birinde, çıkıp sahanın ortasında kendi takımından bir oyuncuyla kavga edecek kadar büyük bir sorumsuzluk, üstüne yürüyüp tehditler savuracak kadar kendinden geçmişlik, saha kenarına çıktığında öfkenden hala daha hocanla münakaşa etmen.. Bütün bunlar utanılacak şeylerdir. Sinirden kendini tutamaman, burnundan soluman, tek yapması gereken iş ahlak dairesinde top oynamak olan bir adam için fazladır. Suratımıza küfür eder gibi bunları yapman, bunları yapmaktan da utanmaman, mümkün ve müsait olan her maçta bunu tekrarlaman alışkanlıktan da öte bir şey ve bunu böyle ısrarla devam ettirmen artık bizde yalnızca büyük, derin ve güçlü bir öfke yaratıyor. Başka bir şey değil.

O formayı hak etmiyorsun Emre. O formayı hak etmek için hiçbir şey yapmadığın için, o formanın ne manaya geldiğini anlamadığın için, güzel bütün hikayelerin ortasında Iago gibi dikilip ağzımızda paslı bir tat bıraktığın için, yüz milyonlarca insanın sahip olamadığı şanslara sahip olup bu kadar kolay israf ettiğin için, kendi arkadaşlarıyla bile kavga edecek kadar çığrından çıktığın için, güzel oyunumuzu bizden alıp rezil rüsva ettiğin için ve genel olarak hayatın boyunca yaptıklarının topu yüzünden hak etmiyorsun. Bir Alkibiades değilsin, Alkibiades’İn yüzde biri bile değilsin ve 20 sene sonra unutulacaksın çünkü unutulmayı hak ediyorsun. Bırak git, sen her forma giydiğinde sarı lacivert her şeyi kirletiyorsun.
Devamı ...

15 Mart 2009

Onların Doğrusu


fenerbahce dusmanlarini yenecegiz

Of war and peace/The truth just twists diye başlıyor hayatı anlatan şarkıların en güzeli. Mutlak doğru olmadığını biliyoruz da doğrunun eğilip bükülebileceğini de geçen hafta öğrenmiş olduk. Karşımızda ahlaksızlığı ve ikiyüzlülüğü erdem olarak bellemiş bir rakip var, bir de sinir bozucu şekilde bize ahlak dersi verme sevdaları var. Onlar için ahlak doğru ve yanlışı belirleyen değer yargıları değil, onlar için ahlak kazanmalarını sağlayan başka bir araç.

Geçen hafta Emre'nin hareketine tepki gösterdik. Bu blogda da gösterdik, antu gibi başka taraftar platformları da gösterdi. "İşte o hareketler" diye boy boy resimleri basıldı. "Rakip" taraftarlar bu olayı kınadı, hatta "rakibin" eski başkanlarından bir tanesi çıkıp Emre hakkında fikirlerini açıkladı. Buraya kadar her şey normaldi, fakat yıllarca alıştığımız adalet sistemleri yine devreye girdi. Rakibe orta parmak gösteren adamların cezalarının kaldırıldığı ülkede, şımarık topçuların ellerindeki kanı hakeme sürüp konuşulmadığı ülkede Emre disiplin kuruluna gönderildi. Üstelik her maç birbirine sert giren rakipler arasında bu tartışmalar, bu tehditler oluyorken, Fenerbahçe camiası bu harekete tepki göstermişken, Emre özür dilemişken birileri yine devreye girdi. Emre'ye ceza verdiler. Bu pozisyonu bir Galatasaraylı futbolcu yapsa disiplin kuruluna bile gitmeyecekti, bunu herkes biliyor, kendileri de biliyor. Antu taraftardan büyük tepki gördü. Bu cezadan sonra Antu'ya tepki gösterenlere kızamıyorum. Doğruyu senelerdir kendi amaçları için eğip büken Türk futbolu mafyasının ekmeğine yağ sürdünüz diyenlere "haksızsınız" diyemiyorum. Emre'ye tepki gösterdiğim için bana kızacak Fenerbahçeli varsa ona kalkıp verecek bir cevabım yok.

Geçen hafta bu yapılanlardan cesaret alanlar Roberto Carlos'u konuştu bütün hafta. Hakemin gözü önünde yaptığı bir harekete kendi anlamlarını yükleyip onun da ceza almasını istediler. Şu anda teknik direktörleri olan insana "cesur yürek" derken, Fenerbahçe ile alakasız kendi maçlarından sonra bile Lugano'yu dillerinden düşürmüyorlar, Lugano'nun her maçtan sonra ceza almasını talep ediyorlar. Saha içinde şiddete, sertliğe tepki göstermeleri tabii ki spor ahlakları olduğu için veya prensipleri bu olduğu için değil. Bu talepleri dile getirenlerin yandaki avatarlarında Nouma'nın eli çükünde resmi, takımlarında hakemin formasına kan süren futbolcuları var. Arda'nın Kadıköy'de taraftara hareket çekmesi "50.000 kişi küfür ediyor, o anlık sinirle olur" şeklinde açıklanırken Emre'nin hareketi nedense sadece Emre'nin tek kare fotoğrafına soyutlanıp bu hareketleri yapan sadece oymuş gibi sadece ona ceza veriliyor. Bazıları için futbol bir savaş alanı ve kendileri için ve rakip için doğru değişebiliyor. Emre'nin hareketine ceza verilmesi yanlış değil, fakat bu hafta Baros'un Trabzonspor taraftarına dönüp formasını öpmesine de ceza verilecek mi? Antu'da yayınlanan Tugay'ın kafa kesme hareketine ceza verilmiş mi? Hasan Şaş iki sene önce Sami Yen'de maç öncesi Edu'ya saldırdı, o harekete ceza verildi mi?

Siz bizim ahlakımızı doğruları eğip büğüp kendi çarpık adalet anlayışınızı uygulamak için kullanacaksanız biz neden ahlaklı olalım? Neden biz de sadece rakibin hatalarını konuşup onlara tepki göstermeyelim? Antu'daki insanlar haklı mı? Biz de tüm futbolcularımıza her ne yaparlarsa yapsınlar sahip mi çıkalım? Yarattığınız adalet sistemi ve sahip olduğunuz ahlakla bizim bunu mu yapmamızı istiyorsunuz? Daha mı güzel futbolumuz olacak, takımlarımız daha mı iyi duruma gelecek, başarı bu yoldan mı geçecek? Haydi durmayın başlayın bakalım, "Yaser'in hareketi kırmızıysa Lugano her hafta atılır"lara, "Ne var canım Baros gol atmış onu kutluyordu çıkarken"lere, "Bu fenerasyon hakemleriyle lig bitmez"lere. Sonra da gelin bize ahlak dersi verin, ortak taraftar platformu adını verdiğiniz "ortak Fenerbahçe'ye hakaret alanları"nızda Fenerbahçe ve taraftarını konu alan "hep bu Fenerliler" başlıklı yazılarınızı yazın. Ahlakınız da adalet anlayışınız da bunları yapmaya çok müsait.

Devamı ...

13 Mart 2009

Babasının Oğlu


emre

4,5 milyon € transfer bedeli ödendi, 23 maçın 14ünde oynadı. Bu kadar büyük bir meblağın karşılığı olarak belirli yeteneklere sahip bir futbolcunun, yeteneklerini geliştirmesini beklerdik. O ise yeteneklerini psikolojik bir sorun haline gelmiş agresyonu, fiziksel yetersizliği ve vurdum duymazlığı ile işlevsizleştirdi. Sırtını bir dayıya dayamış gibi, torpille takıma gelmiş gibi rahat oluşu, formanın değerini düşüren kafa kesme hareketleri ile racon kesişi, Fenerbahçe’ye değil, Kurtlar Vadisi dizisine yakışıyor. Emre bilesin, onun manevi oğlu olmayaydın, o formayı asla giyemezdin, yalnız onun manevi oğlu olarak kaldığın içinse o formayı artık giymemelisin.

Devamı ...

9 Mart 2009

İyi, Kötü, Çirkin, Usta, Hoca, Zırva


alex semih

Bizim futbol kültürümüz de her şey gibi doğu batı sentezi olduğu, arada kaldığı için her türlü garip alışkanlığımız futbol maçlarında da ortaya çıkıyor. Bugün yeni ve güzel bir stat açılıyor, Fenerbahçe güzel oynuyor, istediğini yapıyor ve kazanıyor, Alex yine şov yapıyor fakat başka şeyler konuşuluyor, hatta insanlar başka şeyler konuşmak zorunda kalıyor.

Emre-Volkan

emre volkan

Emre "racon kesmem, kafa keserim" hareketi yapıyor. Bu iğrenç deyim Kurtlar Vadisi jargonundan sanırım, bir ara çok ünlü olmuştu. Gerçi bu hareket tribünlerin vazgeçilmezi, gönüllerin sultanı bir harekettir. Tribünde herkes eli titremez cellat kesilir. Sahada bu şekilde açık açık yapanı da ilk kez gördüm. Tribün-futbolcu bütünleşmesinin güzel bir örneği.

İşin garip yanı Aragones bunları gördü, Emre sadece kafa koparma değil ünlü "sen görürsün koçum" anlamındaki parmak sallama hareketini de yaptı. Kırmızı göreceği belliydi, Aragones çıkardı, Aragones'e tavır yaptı.

Antrenmanda şut çeken tercümana kızdığını söyleyen başkanımız bu sene her maçta oyundan çıkarken bir aksesuarını sahaya fırlatan Uğur'a, formaya havlu muamelesi yapan Deivid ve Kazım'a neden ceza verilmediğini de biliyordur sanırım. Şimdi her oyundan çıkan oyuncu yedek kulübesine gidip arkadaşlarına çemkirmekte, Aragones'e tavır yapmakta, malzemelerini sahanın ortasına fırlatıp çıkmakta haklı. Sonuçta ortada bir ceza yok, olan yine Aragones'e olacak, tüm suç ona yüklenecek. Emre zaten her maç kasten kırmızı kart görmelik hareketler yapıp bunun için uyarı bile almıyor, öyle olunca iğrenç bir hareketi herkesin ortasında da yapar, manevi evlat olarak hocasına posta da koyar. Kızmaya hakkımız yok. Bakın hemen ona sahip çıkmamız gerektiğini söyleyenler, Emre'ye tepki verenlere kızanlar çıkmış bile ortaya. Siz neye, neden kızıyorsunuz ki? Şampiyon olamazsak Aragones kovulur, "zaten Aragones kötü hocaydı, yeni hocamızla arkadaşlığımız pekişti" açıklamaları yapar yırtarlar. Seneye yine kafa koparmaya, canları isteyince kart görmeye çalışırlar.

Volkan efendinin hareketlerini savunanlar önünde saygıyla eğiliyorum. Gerçekten evladınız gibi savunuyorsunuz, öyle bir genişlik var. Savunmaların yoğunlaştığı noktanın Eren'in kırmızı kart görmesi gerektiği olması daha komik. Eren daha yerdeyken kasten tekme atıyor Volkan. Hakem zaten faul vermiş, Eren'e kart göstermeyeceğini nereden biliyor? Yani Eren'e kırmızı gösterse de Volkan o tekmeyi çoktan atmıştı, oyundan atılacaktı. Bunları bilmiyordu, öcünü almak için sinirle tekme attı deniliyorsa daha kötü. O durumda faul verildiğini görmemiş ve buna rağmen tekme atmış demek ki ve bu da beleş bir penaltı demek oluyor Kayserispor için. Bu kadar da mı düşünemiyorsunuz?

Volkan'ın maç sonrası açıklaması daha büyük skandal. Can havliyle vurdum diyor. Yahu o zaman sertlikten gösterilen her karta tepki verip kart görmek gerekiyor. Kırmızı kart bu hareketleri cezalandırmak için var. Eğer rakibin sert giriyor ve kart görmüyorsa hakemi suçlarsın, itiraz edersin, maçtan sonra isyan edersin ama daha hakemin kart gösterip göstermeyeceğini bile bilmiyorsun ve sana atılan tekmeye cevap veriyorsun. Yani o pozisyonda her türlü kırmızı görmek istedim, bu benim seçimimdi ve pişman değilim diye pişkin pişkin kameraya bakıp cevap veriyorsun. En azından yalandan bir özür dile, hakim olamadım kendime de.

Bugün futbolcular Aragones'e tavır alıyor, ben kasten kart gördüm pişman değilim açıklaması yapıyorsa kabahat onları her koşulda, ne yaparlarsa yapsınlar savunuruz diyen, fanatik bile değil, bağnazlaşmış taraftarlarındır. Bu oyuncular Fenerbahçe'ye zarar veriyor, bunu idrak etmek çok mu zor?

Alex

alex gol

Muhteşem top kontrolü, müthiş bir hamleyle topu rakipten çekme, bir vücut hareketiyle vücudu koruma ve normalde kullanmadığı ayakla boş köşeye sert bir vuruş. Alex mükemmel oynamaya başladı, Semih'in ilk 11 oynamaya başlaması ile ilgisi var mı acaba? Alex sezon sonuna kadar böyle giderse daha çok maç kazandırır. Ustaya saygı... Alex usta ile birlikte genç usta Gökhan'a da saygı. Hırs dediğin böyle olur, kafa keserek, tekme atıp kırmızı görerek değil.

Bünyamin Gezer

Hakemler rezalet. Bünyamin Gezer de onlardan bir tanesi. İlk yarıda çok komik bir pozisyon vardı. Uğur kontraya çıkarken tekme yiyor, en az sarı kartlık bir hareket, faul bile vermiyor, tam o pozisyonun tekrarı gösterilirken Deniz'e sarı kart çıkıyor. Bir bakıyoruz Deniz'in hareketi faul bile değil. Deniz'in yanına gidip 1-2-3 yapıyor. Tamam üç de pozisyon faul bile değil, haydi faul olduğunu düşündün, sert bir hareket değil. 3 faul 1 kart kuralı mı çıktı? Böyle saçma sapan bir kartın ardından 1-2-3 yapınca kendini aklamış mı oluyorsun? 3 korner 1 penaltı da yapsaydınız Kayseri 3 tane penaltı atardı bari.

Mehmet Topuz

Bu adam ruh hastası olabilir. İsmi sürekli Fenerbahçe ile anılıyor, Fenerbahçe'nin kendisini istediği söyleniyor fakat kendisi Fenerbahçe maçlarında sapıtıyor, ben gelmek istemiyorum demesi yeterli halbuki. Geçen haftalarda son dakikada yenilgiyi hazmedememiş ve rakibine kasıtlı tekme atmıştı, bugün de son dakikalarda Semih'e yaptı bir benzerini. 1-2-3 Bünyamin, Topuz için faul sayısını tutmamış olsa gerek 3 kere atılması gereken Topuz maçı bitirdi. O kadar istedik zamanında da almayalım bu arkadaşı Fener'e, uğraşa uğraşa sonunda tiksindirdi kendinden.

Aragones

Herkes kızıyor neden Emre yerine Guiza'yı aldın diye, ben de aynı şeyi yazmak yerine biraz övgüyle bahsedeyim. İkinci golü Carlos'un pasından itibaren değil de biraz öncesinden izlerseniz sene başından beri oturtmaya çalışıp oyuncuların beceremediği şeylerin yapıldığını görürsünüz. Sağ kanatta, Gökhan ya da Emre olabilir, bir oyuncumuza baskı var, fakat iki kişinin baskısına rağmen topu şişirmeyip vücuduyla tutuyor, pası ortaya açıyor, o noktadan sonra seri paslarla topu Carlos'a veriyoruz ve sonrasını biliyorsunuz. Lig başında ne o baskıya karşı top saklanır ne de o toplar seri şekilde ileriye taşınırdı. Aragones'in paslı sisteminin özünde bu vardı, son haftalarda Deniz ve Emre fena oynamıyor ve bunu yapabiliyoruz, orta saha istenileni yapınca takım da iyi şeyler yapıyor. Kayseri zaten gol atmakta zorlanan bir takım, ve bugün Volkan saçmalayana kadar kaleye de yaklaştırmadık. Bir düzelme olduğu kesin, fakat kredimizden o kadar çok yedik ki tüm rakiplerimizle deplasmanda oynuyoruz, işimiz çok zor.

Zırvalayanlar

Bu maçta sürekli ilklerden bahsedilmesiyle dalga geçen komik arkadaşlar var. Maç için tarihi gece, goller için tarihi gol yorumu yapanlar basındakiler. Böyle bir olayı abartıp bu şekilde sunmak istiyorlar. Fenerbahçe Kulübü işte rekorlarımız diye bunları yazmıyor, o sizin mizah yeteneğinizin ürünü. Fakat isteseniz de istemeseniz de bu maç tarihi bir maç, bir stadın açılışı, Kayserispor için bir festival. Kabul edemediğiniz nokta bu maç için Fenerbahçe'nin seçilmiş olması. Fenerbahçe'nin Anadolu için anlamını iyi biliyorsunuz, en ihtişamlı, en görkemli rakip o. Bu açılışın Fenerbahçe maçına yetiştirilmesinin sebebi de bu. Bunları görmezden gelip dalga geçerek yırtmaya çalışıyorsunuz, resmi siteleriniz takımınızı Türkiye ilan ediyor fakat bu iş resmi site duyurularıyla değil böyle oluyor. Siz komikliğe devam edin, sizin stadınızı da gelip açacağız.

Devamı ...

9 Şubat 2009

Atın, Rahatlasın


emre

Maçta uçan kuşa bile kart göstererek saçmalayan hakemler, Emre'yi tüm çabasına rağmen oyunda tutmaya kararlılar. Eskiden "maçı 11'e 11 bitiren hakem başarılıdır abi" geyiği vardı, modern zamanlarda "Emre'nin oynadığı maçı Emre'yle bitiren hakem başarılıdır abi" oldu sanırım. Önce Bursa maçında göz göre göre kasti tekme attı, ama hakem atmadı, sonra İBB maçında maç boyunca atmadığı deparı atıp Gökhan'ın özür dilediği adama saldırdı, sakinleşen ortamı durup dururken gerdi, sarı kart bile görmedi. Atın rahatlasın şu adamı yahu, kaç zamandır kırmızı görmemiş belli ki, özlemiş.

Devamı ...

21 Eylül 2008

Ek İş


emre

Resmi siteye göre basın sözcüsü Nihat Özdemir ama onu uzun süredir konuşurken görmüyoruz. Bu görevi layıkıyla yerine getiren yeni bir transferimiz var, Emre. Çok para veriliyor diyenlerin bunu görmesi lazım, sadece futbolcu değil Emre, artık yeni basın sözcümüz. Bu etkili bir halkla ilişkiler yöntemi ayrıca. Sahada futbolcu olarak bulunuyor, tribünün, takımın havasını biliyor, böylece takım, yönetici, taraftar arasındaki bağlantı kopukluğu giderilmiş oluyor. 6 Ağustos'tan beri 6 açıklama, 45 günde 6 tane... Yani Emre geldiğinden beri her hafta açıklama yapmış. Alın hepsi burada

http://www.fenerbahce.org/fb2008/popdetay.asp?ContentID=13114
http://www.fenerbahce.org/fb2008/popdetay.asp?ContentID=13080
http://www.fenerbahce.org/fb2008/popdetay.asp?ContentID=12865
http://www.fenerbahce.org/fb2008/popdetay.asp?ContentID=12758
http://www.fenerbahce.org/fb2008/popdetay.asp?ContentID=12702
http://www.fenerbahce.org/fb2008/popdetay.asp?ContentID=12623

Basın sözcülüğünün masraf çıkarılmadan takım içinde halledilmesi akıllıca. Zaten sağ kanat, sol kanat gibi mevkiler de takım içinden alternatiflerle hallediliyordu, bir adım daha atılmış oldu böylece. Tümer de bir senedir oynamıyor, boş durmasın onu da kurumsal iletişimden sorumlu yapsınlar. Belki resmi site düzelir.
Devamı ...