5 Haziran 2012
Tahkim Kurulu Kararı: Eyyam ve Tren
Dolayısıyla bugün Tahkim kurulunun verdiği kararla kesinleşen karar, nihayetinde 16. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın da sonucunu belirleyecek.
Bu kapsamda bakarsak, karar diyor ki:
İlhan Yüksel Ekşioğlu, Şekip Mosturoğlu, Cemil Turhan Gençlerbirliği - Fenerbahçe, Eskişehirspor - Trabzonspor ve Fenerbahçe - Ankaragücü maçlarında müsabaka sonucunu etkilemeye teşebbüs etmiştir. Yine aynı karara göre kendilerine 1 yıl ile 3 yıl arasında değişen sürelerde hak mahrumiyeti cezası verilmekte.
Bu ne anlama geliyor?
1- Tahkim kuruluna göre şike ve teşvik primi suçu teşebbüs aşamasında kalmış. Dolayısıyla hayata geçmemiş. Yani şike ve teşvik primi suçu işlenmemiş.
Bunu nasıl izah edecekler bilemiyorum ama, bu suçun "teşebbüs" aşamasında kalması için müsabaka sonucunu etkilemeye yönelik bir teklif olması ve bu teklifin semeresiz kalması yani kabul edilmemesi gerekiyor. Merakla tahkim kurulunun "teklif" olarak neyi sunacağını bekliyoruz. Müsabaka sonucunu etkilemeye yönelik "girişim" nedir ve bu neden "teşebbüs" aşamasında kalmıştır bunları gerekçeli kararda ortaya koymak zorundalar.
2- Aziz Yıldırım bütünüyle temiz.
Tahkim Kurulu raporuna göre Aziz Yıldırım suçsuz. Şike ve teşvik primi suçu işlemediği gibi, bu suça teşebbüs dahi etmemiş.
3- Fenerbahçe temiz, Küme düşme, puan silme, kulüp binasını yakma yok
Raporda Fenerbahçe Spor Kulübünü bağlayacak bir isnad veya bir ceza yok. Yani bu kararı esas alırsak, Fenerbahçe'nin temiz olduğunu, yukarıda yer verilen yöneticilerin münferit olarak müsabaka sonucunu etkilemek için girişimde bulunduğunu kabul etmek zorundayız. Zira eğer Aziz Yıldırım bu teşebbüsün emrini veriyor olsaydı onun ve elbette Fenerbahçe'nin de ceza alması gerekirdi. Kararda böyle tek bir ifade yok.
4- 2010 - 2011 Sezonu Şampiyonu Fenerbahçe
Sadri Şener "kupamı verin" demekte haklı, zira 3 yöneticisi "müsabaka sonucunu etkilemeye münferit olarak teşebbüs eden" Fenerbahçe "temiz" olduğu ve herhangi bir ceza almadığı için 2010 - 2011 sezonunun resmi şampiyonu da Fenerbahçe.
Şimdi bu karara bakarak bir zafer heyecanı ile gözleri dolan fanatik Galatasaraylı ve Trabzonsporlu arkadaşları toptan kutlamak gerekiyor. Karara göre şike yok, teşvik primi yok, teşebbüsler münferit, olay sahaya yansımamış, Fenerbahçe hala süper ligde ve 2010- 2011 sezonu lig şampiyonu. Artık sevinçten kendilerini kaybedip zafer turuna çıkabilirler.
5- Tahkim Kurulu Kararına göre Savcı'nın iddialarının altı boş
Kararın savcı açısından da çok ciddi sorunları var.
Nasıl? Çok basit, 6 Temmuz 2011 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü 19 maçta şike ve teşvik primi suçu tespit ettiklerini açıkladı. Tahkim kurulu diyor ki hiçbir maçta şike ve teşvik primi yok, 3 maçta münferit yöneticilerin teşebbüsü var.
İddianameye göre Aziz Yıldırım şike ve teşvik primi yoluyla müsabaka sonucunu etkileyerek ekonomik çıkar sağlamak amacında bir örgüt kurmuştu, örgüt yöneticileri ve üyeleri eliyle de 13 maçta şike ve teşvik primi suçunu işlemişti. Bugün tahkim kuruluna göre örgüt yok, fiiller münferit ve zaten suç da yok, münferit teşebbüsler var.
Dolayısıyla TFF Tahkim kurulunun tam bağımsız, hukuki bir otorite olduğuna inanan kişinin aynı anda savcının da "sanat eseri bir soruşturma" sonucunda şike ve teşvik primi suçlarını açığa çıkarttığını söylemesi mümkün değil. Birinden biri aynı anda makul olamaz.
Diğer yandan, şunu söyleyebiliriz, bugün 16. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada, bilirkişi yok. Ortada uzman görüşü olabilecek tek somut karar da örgütlü bir suç işlenmediğini ve Aziz Yıldırım'ın temiz olduğunu söylüyor. Dolayısıyla 6222 sayılı kanun anlamında, davaya bakmaya yetkili olmayan yine de davaya bakmakta ısrar eden mahkeme en azından bu kararı dikkate almak zorunda. Bunun iki sonucu var, savcının o iddianamesinin altı büsbütün boş, Aziz Yıldırım'ın beraat etmesi gerekir, Şekip Mosturoğlu ile İlhan Ekşioğlu için ise "suç teşebbüste" kaldığı için savcının "suç işlendiği" yönündeki iddiaların reddi ile teşebbüs bakımından ceza verilmesi icap eder. O cezalar da muhtemelen infaz hükümleri gereği bu zamana kadar tutuklu geçen süreye eşit olacağı için onlar da 25 Haziran'da başlayacak duruşmalar sonucunda tahliye edilecektir.
Üstelik, bu yöneticiler 1 veya 3 yıl arasında hak mahrumiyeti cezası aldıkları ve geçen sene fiilen yöneticilik yapamadıkları için UEFA açısından da Fenerbahçe'yi bağlayacak bir şey yok. İddia edilen suç bir önceki seneye ait olduğu ve bütünüyle yerel düzeyde kaldığı için UEFA, Şampiyonlar Ligi tüzüğünün 2.05 maddesinde belirtilen idari tedbiri uygulamama hakkına da sahip. Yani? Bitti gitti. Hukukun parlaklığı önünde artık eğilip, zafer turunuza bir katmer daha verebilirsiniz.
Fenerbahçeliler neden sevinmiyor?
Verebilirsiniz de Fenerbahçeliler mutsuz. Mutsuz çünkü bu karar hukuki değil, siyasi. Bu karar bir eyyam kararı. Fenerbahçe normalde tamamen temizdir, bütünüyle beraat etmeli. Buna karşın bugün Fenerbahçe teşebbüs aşamasında dahi olsa bir şike kararının acısını yaşıyor.
58. maddenin değişmesi TFF'nin bir eyyam kararı vermesinin de temel zemini oldu. Nedir bu zemin? Eldeki delillerde 6222 sayılı kanun manasında bir suçu ispatlayacak mesnete sahip tek bir delil bile yok. İki kişinin aralarında yaptıkları ezoterik konuşmalar şike ve teşvik primi suçunun veya bu suça teşebbüsün delili ise, farz-ı misal Sivas'a demir ve balık gönderen Trabzonspor'un da ceza alması gerekirdi. Halbuki böyle bir ceza yok.
Daha net ifade edersem, hukukun genellik ve eşitlik ilkeleri bu karar ile çiğnenmiş durumda. Aynı durumda, emsal fiilleri yapan iki kişiye farklı ceza verilmekte. Biri beraat etmekte diğeriyse cezalandırılmakta. Dolayısıyla karar hukuki değil.
Peki bu kararı TFF Tahkim Kurulu nasıl verdi? Çok net bir şekilde üzerindeki üçlü baskı mekanizması ile verdi. Belli kulüpler sürecin başından beri "suçun işlenip işlenmediğini" değil "Fenerbahçe'nin hangi cezayı alacağını" tartışıyor. Yani bu kulüpler için yargı sürecinin ilk aşaması daha 3 Temmuz günü bitti. Suç vardı, kesindi, tartışılmazdı. Dolayısıyla suçun unsurları, suçun gerçekten olup olmadığı aşamasına bir türlü geçemedik. Bu aşamaya geçemediğimiz için de muhataplarla adil yargılanma, masumiyet karinesi gibi ilkeler üzerinden ortak bir tartışma zemini geliştiremedik. Bu adamlar başından beri sadece cezanın miktarı üzerinde tartıştılar. TFF kendi üstünde kurulan bu baskıyı 58. madde değişikliğinin yarattığı alanda bir şekilde def etti. Hem onları güya "tatmin" edecek bir şekilde Fenerbahçe'nin "suç işlediği" imasını taşıyan bir karar verdi, ama "ceza" vermedi. Neden?
Çünkü siyasi otorite de Fenerbahçe'nin ceza alması sonucunda Fenerbahçe kitlesinin kendisine yönelteceği faturaları ödemek istemiyor. Siyasi otorite aynı zamanda Fenerbahçe'nin bütünüyle aklanarak GS, TS ve diğer başka taraftar gruplarından kaynaklanacak herhangi bir siyasi maliyeti de göğüslemek istemiyor. Kısaca söylersek, siyasi otorite yani hükümet bu dava yüzünden 1 tane oy kaybetmek, karşısında da toplumsal bir muhalefet görmek istemiyor. Dolayısıyla siyasi otorite için en uygun çözüm herkesin öyle veya böyle susacağı, kimsenin aktive olmayacağı, Fenerbahçe'nin suçlandığı ancak ceza almadığı bir ara formül. Bu formül hayata geçsin diye 58. madde değiştirildi, "kişilerin işledikleri suçlar kulüpleri bağlamaz" gibi hukuk garabeti bir mantık kuruldu, TFF yönetimine gelsin diye Yıldırım Demirören desteklendi ve sonuç ortaya çıktı.
Cemaat ile hükümet arasındaki ayrım da buradan kaynaklanıyor. Cemaat sürecin en başından beri aktif. 6222 Sayılı Kanun değişirken de bunu açıkça ortaya koydular. Ne diyorlardı? Bu kanunda değişiklik yapılması cemaat tarafından önemsenen başka bazı davaları da etkiler, lafıyla Ergenekon ve Balyoz davalarına da sirayet eder. Ne olacak? Bu davaya dokunulmaması lazım. Hatta muhatap ağır bir ceza almalı ki, diğer davalar için de emsal oluştursun. Yani cemaat şu gücü göstermek istedi, toplumsal muhalefet ne kadar büyük olursa olsun, muhatap cezayla karşılaşır. Neden? Çünkü cemaatin egemenlik merkezinin (yargı - emniyet) otoritesi ve operasyon kabiliyeti bununla sınırlı. Meşruiyet kılıfındaki cebri şiddet eliyle gazetecilerden öğrencilere kadar geniş bir toplumsal muhalefet alanı baskı altına alınırken, Fenerbahçe'nin yarattığı ters dalga ile bu dalgayı kırması, diğer herkesi de motive edecek, toplumsal kanalları açacaktı. Tersi de doğru, Fenerbahçe'yi bile ötekileştirerek yok edebilecek bir güç merkezi, herkesin pasifize olmasına da neden olabilir. İş uzayınca ve siyasi maliyet artınca, bu bedeli ödeyecek olan siyasi otorite masadan farklı bir biçimde kalkmak istedi. Çatışma burada yaşandı, MİT davasında devam etti, şimdilik geleceği de belirsiz.
Bu üç baskı grubu altında kalan TFF'ye dördüncü bir baskı da Fenerbahçe camiasından geldi. Fenerbahçe'ye yüksek bir ceza verip Trabzonspor ve Beşiktaş'a hiçbir ceza vermemek de malum hayvana su kaçırmak olacağı için, öncelikli olarak "diğer bütün kulüpler", Göksel Gümüşdağ'ın veciz -ama unutulan- ifadesiyle kurtarıldı, siyasi otoriteyi tatmin edecek bir "karar" alındı, Mehmet Baransu'nun küplere binmesinden anladığımız kadarıyla da bu karar cemaati tatmin etmedi.
Yani, ortada son derece siyasi bir dava var. Bu davaya bakanlar bağımsız, tarafsız otoriteler değiller ve öncelikleri de hukuk değil. Dolayısıyla çıkan sonuç da hukuki olmuyor, hukuki olmadığı için de adil olmuyor, adil olmadığı için haklı olmuyor, haklı olmadığından da Fenerbahçe'ye yapılan zulüm oluyor. Bu yüzden mutsuzuz.
Peki ileride ne olacak?
TFF kararı iktidar bloğunun tamamını tatmin etmediği için, 25 Haziran'da başlayacak duruşmada esas sorunu göreceğiz.
Mahkemeye katılan avukatlardan gelen bilgilere ve basına yansıyan açıklamalara göre mahkeme heyeti "hızlı" bir karar verip bu davayı adli tatilden önce bitirmek istiyor. Bu yüzden büyük ihtimalle soruşturmanın derinleştirilmesine yönelik talepleri reddedecek. Yine mahkeme, muhtemelen Aziz Yıldırım, İlhan Ekşioğlu, Şekip Mosturoğlu ve Cemil Turhan'a bazı cezalar verecek. Aziz Yıldırım'ın cezası infaz hükümlerine göre ayarlanıp, yattığı süreye sayılabilir. Dolayısıyla bir dahaki duruşmada Aziz Yıldırım çıkabilir veya çok az bir süre daha yatarak infazını tamamlayıp tahliye edilebilir.
Neden?
1- Hukuki hiçbir sebebi yok. Hukuken eldeki deliller herhangi bir ceza vermeye müsait değil. Hala 6222 sayılı kanun anlamında objektif olarak suçun unsurlarını kanıtlayan hiçbir fiziki, maddi delil yok. Tek bir anlaşma konuşması yok. Tek bir teklif ve kabul yok. Hiçbir şey yok. Ama bu dava hukuki değil siyasi.. Dolayısıyla siyasi sebeplerle bu karar verilmek zorunda.
2- Siyasi olarak bu karar verilmek zorunda çünkü, 8 aylık "sanat eseri bir soruşturma" yürüten, iktidarın güç çekirdeği emniyet güçlerinin bütünüyle delilsiz, bulgusuz insanları tutukladığı mahkemenin beraat kararı ile apaçık ortaya çıkar. Güç çekirdeğinin meşruiyeti ciddi darbe alır. Buna izin veremezler.
3- Böyle bir karar verilmek zorunda çünkü, 3 Temmuz'dan bugüne kadar geçen 11 ay süresince savcılar, her tür delile ve ortaya konan somut bulguya rağmen iddianame ilk açıklandığında ne talep ettilerse onu talep etmeye devam ettiler. Sadece ceza süresi 6222 sayılı kanundaki değişiklik sebebiyle yeniden hesaplandı. Yani savcılar için bu dava bir onur meselesi. Hakim otoritenin beraat kararı, savcıların tamamen bomboş, hiçbir delile dayanmayan bir davayla 11 ay boyunca, Türkiye'nin en çok izlenen davasını yürütüp sonra da başarısız olduklarını cümle aleme gösterir. Yanisi? güç çekirdeğinin dinamosu olan savcıların bu şekilde perişan olmasına hakim otorite izin veremez.
4- Siyasi otorite açısından bu karar verilmek zorunda çünkü Aziz Yıldırım 11 aylık savunma süresi boyunca siyasi otoritenin kurduğu hakim dilin tamamen karşısında, alternatif bir dille cevap verdi. Cumhuriyet değerlerinden, biber gazı yiyen öğrencilere kadar giden, özel yetkili mahkemelerdeki davaların siyasi olduğunu ortaya koyan, davanın hukuki değil de siyasi bir süreçte yürüdüğünü gösteren bu alternatif dil, hakim siyasi otoritenin siyasi söylem hakimiyetini de kırdı. Aziz Yıldırım alenen bu otoritenin ideolojisiyle mücadele etti. Hiçbir yara bere almadan salıverilerek kazanmasını, yani kendilerinin kaybetmesini yine pratik siyasi sebeplerle istemezler.
O halde, bütün Fenerbahçe'liler 25 hazıranda başlayacak duruşmalar sonunda gelecek karara hazır olsunlar. Tünelin sonuna geldik ve karşımızdaki ışık tünelin sonundaki ışık değil, üstümüze gelmekte olan yük treninin farları.
Yine bu okumayla UEFA açısından ne beklemek gerekir?
Tek bir şey, UEFA temelde TFF tarafından bilgilendiriliyor. TFF ve UEFA'ya bilgi veren lobiler hangi bilgileri vermiş ise o bilgiler ışığında bir karar çıkacak. Bir başka deyişle, UEFA'nın "TFF'nin siyasal bir karar aldığı, esasında alması gereken kararları almadığı, özerk yapısını kaybettiği bu sebeple 5 sene cezalandırılacağı" senaryosu gerçekçi değil. Platini'nin doğrudan siyasi otoriteyi karşısına almayacağını, her halükarda siyasi otoriteyle çatışma içerisine girmemek isteyeceğini biliyoruz. Hep böyle oldu. Dolayısıyla Türkiye'ye ceza meza gelmeyecek. Galatasaray açısından müjde varsa burada, Galatasaray Şampiyonlar Ligi'ne katılma hakkını Türkiye'ye verilecek bir ceza nedeniyle kaybetmeyecek. Finansal durumları açısından yaşadıkları sorunlar nedeniyle bir men cezası gelirse, onu da kendileri halletmek zorunda.
Trabzonspor ve Beşiktaş'a şike girişimleri sebebiyle bir ceza verilmeyecek. Tahkim kurulu o işi temizledi. Beşiktaş'ın şu an tek sorunu finansal sorunları.
Fenerbahçe ise, çok büyük ihtimalle 2.05 çerçevesinde bir idari tedbir cezası alacak. Cezanın gerekçesi de bazı yöneticilerin müsabaka sonucunu etkileme fiilerine teşebbüs etmesi olacak. Bu yöneticiler en aşağı 1 yıl hak mahrumiyeti cezası aldığı için Fenerbahçe gelecek sene Şampiyonlar Ligi'ne katılacak. Disiplin soruşturması yönündense büyük ihtimalle gene, geçene sene Şampiyonlar Ligi'ne katılmadığı için UEFA'nın yalan beyana dayalı bir disiplin soruşturması ihtimali bulunmuyor.
Gerçi bu konuda, TFF'nin bazı girişimlerde bulunması, nasılsa o yöneticilerin 2011 - 2012 sezonunda fiilen yöneticilik yapmadığı, yine 2011 - 2012 sezonuyla ilgili herhangi bir iddia bulunmadığı, Fenerbahçe'nin bir önceki sezon Şampiyonlar Ligi'ne katılmayarak zaten gerekeni yaptığı, dolayısıyla bu sezon katılması önünde bir engel olmadığına yönelik bir bilgilendirmede bulunduğu ihtimali de var. O ihtimal doğruysa, UEFA Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'ne katılmasına onay verebilir.
Peki şimdi ne oldu?
Şimdi olan şu,
sürecin bütünüyle hukuk kuralları içerisinde yürüdüğü, cemaat ve siyasetin müdahale ettiği senaryolarının komplo teorisi olduğunu ifade edip, bunu da Mehmet Baransu, Ekrem Dumanlı, Türkçe olimpiyatları esnasında yapılan açıklamalar çerçevesinde izah edenler, bu kararı bir izah etmek zorundalar. Eğer 2 temmuz 2011 günü Başbakan'ın müsaadesiyle başlayan, "sivasspor maçını kazanmasalardı operasyona başlamayacaktık" diyen savcılar eliyle yürütülen, emniyette alınan ifade tutanaklarının bile belli medya merkezlerine sızdırıldığı, bu sızdırmalara karşı ne İçişleri Bakanlığı'nın ne Adalet Bakanlığı'nın 11 ay boyunca kılını kıpırdatmadığı, 6222 sayılı yasanın siyaset açısından en elverişli şekilde değiştirildiği, bu değişim sırasında belli merkezlere bağlı medya organlarında o zamana kadar eşi benzeri görülmemiş bir muhalefetin yapıldığı, davaya bakma yetkisi olmayan bir mahkeme tarafından görülen bir dava siyasi değilse, bu karar ne? Bu tahkim kurulu kararını nasıl yorumluyorlar? İstedikleri oldu mu? Mutlular mı? Hukukun zaferi karşısında ceketlerini iliklediler mi?
Bir başka açıdan, eğer bu dava siyasi ise ve gerçekten eldeki verilerden Fenerbahçe'nin şike yaptığına inanıyorlarsa, Fenerbahçe'nin hiçbir ceza almamasını içine sindirebiliyorlar mı? Doğrudan Trabzonsporlulara sormak istiyorum, bu işin üstü kapatıldı, rahat mısınız?
Şayet bu karar ve devamında gelecek olan kararlar hukuki değil de siyasi ise, siyasi amaçlarla başlayan, gene siyasi egemen güçler tarafından yürütülen, adil yargılanma hakkının sistematik bir şekilde ihlal edildi, bağımsızlığı ve tarafsızlığı kuşku altındaki ÖYM'ler ve TFF organları tarafından yürütülen bu davada "şike" nerede be kardeşim? Bundan büyük şike mi olur? Siyasetin yaptığı şikeye karşı bu kadar suskun olmayı nasıl izah edeceğiz? Veya başka bir açıdan sorayım, "bu adamler kesin şike yapmıştır"dan daha ciddi bir delil olmadan insanların özgürlüğünden mahrum kalmasına seyirci kalmak ahlakın neresiyle bağdaşıyor?
1984'te güzel bir hikaye var. Winston Smith, proleter bölgeye gittiği zaman, iki yüz üç yüz kadının tava, tencere almak için toplandığını görür,
"hepsi de eğri büğrü eften püften şeylerdi, ama tencere tava gibi şeyleri bulmak hiç de kolay değildi. Tavalar göz açıp kapayıncaya kadar satılmış, tek bir tava bile kalmamıştı. Birer tava kapmayı başaran kadınlar ötekilerin itip kakmaları arasında kendilerine yol açmaya çabalarken, bir sürü kadın da tezgahın çevresine toplanmış, satıcıyı öbürlerini kayırmakla, tavaların bir bölümünü saklamakla suçluyordu. O sırada yeni bir cayırtı kopmmuştu. İki kızgın kadın, birinin saçları darmadağın aynı tavaya yapışmış, birbirinden çekip almaya çalışıyordu. Bir süre çekiştirip durmuşlar, sonunda tavanın sapı birinin elinde kalmıştı. Winston iğrenerek bakmıştı onlara.. Oysa çok kısa bi süre önce yalnızca birkaç yüz gırtlaktan yükselen çığlıkta yüreklere korku salan bir güç yatıyordu! Neden gerçekten önemli sorunlar söz konusu olduğunda böyle haykırmıyorlardı ki?"
karaborsada bir tencere satıcısının yaptığı bu belli belirsiz haksızlığa karşı bireysel olarak bu kadar öfke kusanlar, kendilerini tencerelerden mahrum bırakan, hiçbir zaman yeterli tencereye vermeyen, özgürlüklerini alan, çocuklarının ölmesine neden olan sisteme karşı neden bu kadar suskunlar? Bir araya gelseler..
Öyle olmuyor... Bu tencere tava işinde haksızlık yapıldı iddiası üzerinden heyecanla nutuklar atmak, o kadının elindeki tavanın gittiğini görmek, o tavaya sahip olmak daha kolay, daha acil, daha tatmin edici.
O kadar ki, ceza infaz kurumundaki Aziz Yıldırım'ın TFF kararlarını belirlediğini, Fenerbahçe taraftarının toptan manyak olduğunu, Fenerbahçe Cumhuriyeti ceza almasın diye her şeyi yapmaya hazır olduğunu, siyasi otoritenin bundan korktuğunu, zaten Tayyip Erdoğan'ın da Fenerbahçeli olduğunu, bütün dünyanın ve evrendeki herkesin suçlu Fenerbahçe'yi kurtarmak için elinden geleni yaptığını, medyanın da buna göz yumduğunu, ancak Allah'a şükür UEFA diye bir kurum olduğunu, Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe'nin uşağı olmuş bu düzene karşı gereken tokadın Cenevre'den geleceğini düşünmek, bu komplo teorisine inanmak bile daha kolay. Tava bir kere eline geçerse, artık eve götürecek bir tavan var demektir.
Bazen kendimi, Airstrip 1, Londra'da gibi hissediyorum. Sene 1984 ve şubat ayındayız....
Devamı ...
1 Mayıs 2012
Pazarlık bitti. 58. Madde Değişemez
Fenerbahçe 10 aydır, meydanlarda, sokaklarda, caddelerde işte böyle bir canavara karşı mücadele ediyor. Her şeyi ele geçirmek isteyen bir iktidar erkinin fütursuz baskısına karşı var gücümüzle dayanıyoruz. Bu baskı büyüyüp Fenerbahçe isyanı arttıkça da iktidar erkinin gerçek sahipleri türlü çeşit yol ve yöntemle yarattıkları cehennemden çıkmak istiyor.
Bu zamana kadar medya operasyonunu yaşadık, kamuoyu ve medya eliyle TFF üzerinde bir baskı kurularak savunma bile alınmadan ceza verilmesi istendiğine şahit olduk. Bu olay yetmeyince UEFA sopası çıktı, CAS davası bu operasyonu da bozunca, yeni yöntem Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım'ı birbirinden ayırarak ihaleyi Aziz Yıldırım'a yıkmak, Fenerbahçe baskısını da bertaraf etmek oldu.
Türkiye'deki paralel iktidar yapısı, aylardır Aziz Yıldırım'ın Fenerbahçe başkanı olmaması için çalışıyor. Kimi zaman tehditle, kimi zaman aba altından sopa göstererek, kimi zaman dengesiz vaatlerle bu olayı gündeme getiriyor.
Ne istiyorlar? Fenerbahçe'nin yetkili kongre üyelerinin oylarıyla seçilen, Fenerbahçe'nin arkasında onayı ve iradesi olan Aziz Yıldırım'ı hukuk dışı yollarla, hukuk cambazlıkları ve mahkeme düzeniyle indirmek. Bu darbeciler, ellerindeki medya, adalet ve iktidar güçlerinin tümüyle Fenerbahçe iradesine müdahale etmek için çalışıyor. Bu zamana kadar Fenerbahçe teslim olmayan, boyun eğmeyen tutumuyla bu baskıcı iradeye karşı dik durmuş, türlü bedeller ödemesine rağmen iradesine vesayet koymak isteyenlere boyun eğmemiştir.
TFF'nin 58. maddesinde yapılan değişiklik ilk gündeme geldiğinde bu gerçek kabak gibi ortadaydı. Elbette şike yapanlar küme düşmelidir. Elbette türk futboluna kara leke çalanlar ve kulüpler hiçbir şey olmamış gibi hayata devam edemez. Bu sebeple Aziz Yıldırım da 14 Ocak 2012 tarihinde şöyle bağırıyordu:
"Fenerbahçe suçlu bulunursa küme düşecektir ve bu kimse tarafından yapılmazsa bizler eliyle hayata geçirilecektir."
Bu değişiklikle Mehmet Ali Aydınlar federasyonunun amacı şikeyi cezalandırmak filan değil bir eyyam yolu bulmak olmuştu. Bu sayede hem Fenerbahçe'nin ceza almasını isteyenleri mutlu etmeyi, hem zan altındaki başka kulüpleri kurtarmayı hem de Aziz Yıldırım'ı TFF yargılaması ile yok etmeyi istiyorlardı. Aziz Yıldırım'ı kurtarma operasyonu olarak kamuoyuna lanse edilen şey esasında Aziz Yıldırım'ı savunma hakkını bile kullanamadan cezalandırmak ve siyasi iktidarın menfaatleri için uygun atmosferi yaratmaktır.
Bugün de değişikliğin amacı farklı değil. TFF'nin perşembe günü karar vereceği söyleniyor. Bu değişiklikle, paralel iktidar mekanizması Aziz Yıldırım üzerinde baskı kurmak için yeni bir yöntem ve amaç bulmuştur. Talep edilen, pazarlıkla Aziz Yıldırım'ın başkanlığı bırakması, yoksa başına kötü şeyler geleceği zaten Fenerbahçe'nin de bu ayrım sayesinde "zarara" uğramayacağıdır. Taraftardan her şey bitip, toz duman dağılınca, seçilecek yeni başkanla, yeni sezonda her şeyi unutması bekleniyor. Bu amaçla bu seneki şampiyonluğu bile Fenerbahçe'ye verebilirler. Hesaplanan, Aziz Yıldırım'ın kendi isteğiyle başkan adaylığından çekilmesi, taraftarın bir süre üzülmesi, şampiyonluk ile psikolojinin yerine gelmesi, Aziz Yıldırım'a sembolik verilecek bir cezayla diğer takım taraftarlarının da rahatlaması, yeni sezonda da her şeyin eskisi gibi olması.
Bu böyle olmayacak. Bunu kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz.
Aziz Yıldırım başkan adayı olduğunu açıklayarak pazarlık masasını üstlerine yıkmıştır. Pazarlık yapmaya çalışan ve aba altından sopa gösteren güçler artık dediklerini yapmak veya yapmamakla karşı karşıyadır. Türk sporunu dizayn edip, buradan elde edecekleri kamuoyu iletişim ve finans becerileriyle kendi iktidar kurgularına göre hayatı yeniden şekillendirmeyi düşleyen bu güç şu an tarihinin en büyük restiyle karşı karşıyadır. 58. maddede yapılan değişiklik bu restin anahtarı ve bu zulüm düzenini tahkim edecek bir enstrümandan ibaret.
58. maddenin değişmesi ahlaken ve hukuken uygun değil. 58. madde Fenerbahçe ile Aziz Yıldırım'ı birleştiren, suçluya ceza verilmesini, suçsuzun da aklanmasını sağlayacak temel bir hukuk kaidesidir. Bu kaide ile siyasi sebeplerle hem Aziz Yıldırım'ı yok etmek hem de Fenerbahçe yüzünden siyasi bir bedel ödememek isteyen iktidar temkinli davranmak zorunda bırakılmıştır. Bu kaidenin ortadan kalkması, paralel iktidar mekanizmasının fütursuzluğunun da garantisi olacaktır.
Trabzonspor ve Galatasaray taraftarları 58. dakikada topa dokunma diyerek doğru ve haklı bir kampanya başlattılar. Bu kampanyayı tüm kalbimle destekliyorum. Fenerbahçe Beşiktaş maçında da Fenerbahçeliler topa dokunmamalı. Çünkü onların tertemiz alınterleriyle dokundukları o topa, hükümet dokunmak, yeniden şekillendirmek, oyunu kirletmek için dokunmaktadır.
58. maddenin değişmesiyle hem siyasi bir bedel ödemeden, Fenerbahçe'yle Aziz Yıldırım'ı ayırarak bir insanı yok etmek hülyası için uygun aracı bulanlar, Beşiktaş ve Trabzonspor hakkındaki bazı iddiaları da ortadan kaldıracak, Serdal Adalı, Tayfur Havutçu hatta Sadri Şener'i sistemden çıkartarak, her şeyi hali yoluna koymayı tasavvur etmektedir.
Bu kadar ahlaksız, bu kadar vicdansız, bu kadar adaletsiz bir eyyam düzenini yaratacak herhangi bir değişiklik, insani değerlere sahip kimseden iltifat bulamaz.
58. madde değişemez çünkü o madde adaletin garantisidir. 58. Madde değişemez çünkü o hiçbir bedel ödemeden her yeri ele geçirmek isteyen bir canavarın eline batan acı bir bıçak gibidir.
Aziz Yıldırım'ın da dediği gibi,
Bizim bu madde hakkındaki yorumumuz, gerek bu değişikliğin peşine düşenler ve gerekse Türkiye Futbol Federasyonu'ndan (TFF) farklıdır. Türk futbolunda şike, teşvik ve teşebbüs suç ve cezaları birbirinden ayrılamaz. Bu eylemleri birbirinden ayırmak isteyenlerin gerçek amacı yine Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım'ın adını kullanarak birilerini ve bazı kulüpleri kurtarmaktan başka bir şey değildir. Bu sebeple; puan silme ve madde üzerinde yapılacak değişiklikler, tarafımızca en sert şekilde cevabını bulacaktır
Fenerbahçeli 3 Temmuz'dan beri çok oyunu bozdu, çok operasyon çökertti. Bugün de operasyonu çökertmek elimizde. 58. maddenin karşısındayız, dimdiğiz. Kıyamet de kopsa adalet istiyoruz ve ondan daha azını asla kabul etmeyeceğiz.
Devamı ...
13 Ocak 2012
UEFA ve TFF : Bir Danışıklı Dövüş Hikayesi
Bugün itibariyle Federasyon'un açıklamasıyla öğrendik ki Ağustos ayında Nemesis sıfatıyla ülkemize adaleti tesis etmeye gelen bir müfettiş olan Kasım da ise aynı kişiler tarafından yalancılıkla suçlanan Pierre Cornu CAS'a verdiği dilekçeyi geri çekmiş.
Bilindiği gibi Fenerbahçe hem Türkiye Futbol Federasyonu'nu hem de Uefa'yı dava etti CAS'da. Zira Fenerbahçe'yi Şampiyonlar Ligi'nden men eden kararı bu iki kurum da birbirinin aldığını iddia ediyor. Son tahlilde kararı veren Federasyon olsa da Federasyon da, Uefa'nın mektubu dolayısıyla bu kararı verdiğini söylediğinden zincirleme bir durum söz konusu.
Cornu'nun geri çektiği dilekçenin muhteviyatını Ali Koç'un basın toplantısıyla öğrendik. Cornu Uefa'nın mektubuna esas oluşturan beyanında kendisine Türkiye Futbol Federasyonu tarafından Fenerbahçe'nin bu işten yüzde bir bile kurtulma ihtimalinin olmadığı bildiriminin yapıldığını, soruşturmanın sonunda Fenerbahçe'nin masum çıkma ihtimalinin olmadığının bizzat Federasyon tarafından iletildiğini belirtiyor.
Şimdi bu dilekçe geri çekildiğine göre bizim sormamız gereken şu: Uefa Türkiye'deki şike soruşturması için bu adamı tam yetkili olarak Türkiye'ye yolluyor, onun izlenimleri sonunda TFF'ye bir mektup yazıyor ve TFF de o mektuba istinaden Fenerbahçe'yi men ediyor. Uefa tam yetkili olarak gönderdiği adamın beş ay önce yüzde yüz doğru kabul ettiği izlenimlerini beş ay sonra niye geri çekiyor. Bu dilekçedeki beyanlar doğru değilse Uefa beş ay önce buna istinaden oluşturduğu kanaatin de sağlıklı olmadığını zımnen kabul etmiş olmuyor mu?
Şimdi bu dilekçeyi davadan çekip davaya iddianameyi koyacaklar diyen gerizekalılar var. Bir kere Fenerbahçe'nin CAS'a açtığı dava bir usul davası. Fenerbahçe, kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan kulübün ve suçlanan kişilerin savunması dahi olmadan üstelik Milan ve Porto örneği ortadayken Uefa ve Federasyon'un işbirliğiyle Şampiyonlar Ligi'ne katılım hakkının elinden alınmasının hukuksuz olduğunu iddia ediyor. Bu karar verildiğinde ortada iddianame falan olmadığından iddianamenin davaya eklenmesinin bu açıdan bir etkisi olamaz.
Fenerbahçe'nin CAS'a yaptığı itiraz şike var yok meselesi değil, en temel hukuki hakkını kullanmasına imkan verilmeden böyle bir kararın alınamayacağı. Kaldı ki diyelim CAS iddianameyi veri olarak aldı. E o zaman iddianamede bulunan Trabzon ve Beşiktaş ile ilgili hiç bir işlem tesis edilmeyip Fenerbahçe'yle ilgili neden işlem tesis edildiğini sormayacak mıyız ?
Uefa'nın Fenerbahçe'nin men edilmesiyle ilgili yazdığı mektupta başkan ve yöneticilerin tutuklu olması, basında çıkan haberler ve Emniyet tarafından yapılan açıklama da kriter olarak sunulmuştu. Gerekçelere bir bakalım Emniyet'in yargıya intikal etmiş olan bir mesele hakkında kesin hüküm veren bir konuşmasının zaten bir yetki gasbı olduğu ortada,diğer kriter olan basında çıkan haberlerin neredeyse yüzde 90'ı yalan çıktı, üçüncü veri olan yöneticilerin tutukluluk hali suçlu olduğuna dair güçlü kanaat ise asbaşkanı ve antrenörü o tarihte tutuklu olan Beşiktaş için aynı kriter neden uygulanmadı? Şimdi herhalde Fenerbahçe CAS daki duruşmada bu soruları soracaktır.
Türkiye'de 3 Temmuz sonrası bilerek yapılan bir şey var. Uefa'yı bir demokles kılıcı olarak bu davanın içine çekmek. Medyada bunun için çok ciddi manipülasyon yapıldı, Türkiye'den gidenler gelenlerin sızdırılan belgelerin falan olduğunu zaten biliyoruz. Aslında bunu yapanın bizzat Federasyon içinden kişiler olduğu son derece açık. Üstelik bu manipülasyon hala devam ediyor, Uefa'nın merkezine siyah çelenk bırakıp protesto gösterisi yapılması gündemdeyken Uefa böyle bir gösteri yapılırsa Fenerbahçe'ye çok ağır ceza verebilir diye haber yapıldı bu ülkede. Bir Allahın kulu da Avrupa'nın göbeğinde herhangi bir kurumu şiddetsiz bir şekilde protesto etti diye kulübe niye ceza verileceğini sormadı. Bugün yine görüyoruz Uefa şike soruşturmasında tüm tasarrufun federasyonda olduğunu daha üç gün önce vurgulamasına rağmen "Fenerbahçe davayı geri çekmezse beş yıl ceza alacak" haberini okuyoruz. Bu haberi yapan gerizekalıların da bir kulübün en doğal hakkını kullanması nedeniyle niye ceza alacağına dair en ufak bir sorgulama yapmaması da ilginç. Şu soruyu da sormuyorlar bu kerameti kendinden menkul gazeteciler. Zaten Avrupa kupalarına katılmamış, dolayısıyla Uefa organizasyonuna girmemiş bir takıma Uefa şike nedeniyle nasıl ceza verebilir. Yunanistan'da suçlanan iki takımdan Volou Uefa'da oynadı diye Yunanistan makamlarının yanı sıra Uefa'dan da ceza aldı, şike suçlamasında adı geçen diğer takım olan Kavala Avrupa Kupalarında olmadığı için Uefa tarafından herhangi bir cezaya çarptırılmadı.
Bu örnek ortada dururken hala ahmakça Fenerbahçe ceza alabilir, davadan vazgeçmezse şöyle olur gibi haberlerin haber verme dışında amaçları var.
Sonuçta bu operasyonu yöneten insanların bir amacı vardı. Kamuoyu algısı yaratmak. O yüzden 3 Temmuz öğleden sonrası özel yetkili muhabirlerce dezenformasyon bombardımanına tabii tutulduk. Mahkeme iddianameyi kabul eder etmez dosya savunma avukatlarına bile gönderilmeden medyaya gönderildi, insanları itibarsızlaştırmak için alakasız telefon konuşmaları bile manşete taşındı. Uefa'nın Federasyona gönderdiği yazıda medya haberlerinden bahsetmesi tesadüf değil. Trabzon Şampiyonlar Ligi'ne gönderilip iddianamenin kabulüne kadar Trabzon aleyhine tek tape sızdırılmadı.Federasyonda Uefa'yla soruşturma safhasına bilgi aktaranların isimleri ve icraatleri zaten bu süreci nasıl idare ettiklerinin göstergesi.
Fenerbahçe'nin asıl savaş kamuoyunda verilirken yok adli sürece saygı, yok mahkemeyi etkilememek gibi politik doğrucu gerekçelerle burayı boş bırakması kabul edilemez. Kulübün kendi elindeki radyoyu ve televizyonu bu süreçte bir kaç istisna dışında felaket kullandığını belirtmek gerek. Ne halkla ilişkiler ne uluslararası basına meseleyi anlatma konusunda bir başarı sağlanabildi.
Uefa zaten çok farklı dengeleri gözeten bir kurum son derece iki yüzlü kararlar alabiliyor. Şimdi bilindiği gibi Uefa'nın güya en hassas olduğu konu siyasi iradenin futbola müdahalesi. Uefa sözde bunu kabul edilemez bulduğu için gariban ülkelerin üyeliklerini askıya alabiliyor. En son Bosna Hersek örneğinde Dayton Anlaşması'na göre Bosna Hersek federasyon başkanının Sırp, Hırvat, Boşnak sıralamasına göre 6 ayda bir değişmesini siyasi müdahale olarak görmüş ve Bosna Hersek'in üyeliğini askıya almıştı.
Ahmet Çakar gibi seslenelim Ey Uefa! Mehmet Ali Aydınlar'ın seçilmesi sürecine Başbakan'ın bizzat müdahil olması , hükümete mensup bir bakanın "ince ince çalışma yapıyoruz" demeci, sizin açınızdan hiç bir sıkıntı yaratmıyor anlaşılan.
Fenerbahçe dava açtı diye futbolun prestijinin sarsıldığını düşünüp Bosna'da hassasiyet gösterdiğiniz siyasetin futbolu şekillendirmesine Tükiye'de niye ses çıkarmıyorsunuz ?
Cevap belli çünkü başından beri Uefa ve Federasyon arasındaki danışıklı dövüş var. Bu danışıklı dövüş bizzat siyasi icazetin izni ve teşviğiyle yapıldı. Fenerbahçe'nin tepkisini azaltmak için kararı Uefa'nın alması istendi, muhtemelen bazı pazarlıklar da yapıldı. Sonunda Uefa blöf gibi gözüken bir mektupla Federasyona al da at dedi o da mektubu gole çevirdi. Yani pek çok insanın söylediği gibi Uefa blöf falan yapmadı, Federasyon'dan hatırlı kişiler aracılığıyla bunlar kesin şike yaptı diğerleri temiz denildi ve kararı almaya yürekleri olmadığı için "şöyle bir şeyler yazsanız bizi de zor duruma düşürmemiş olursunuz" gibi bir tavsiye iletildi ve o mektubun içeriği de daha yazılmadan Federasyon tarafından biliniyordu.
Şunu da hatırlatmak lazım bu kararın alındığı gün M.Ali Aydınlar Uefa'nın biz her türlü tazminatı ödemeye hazırız dediğini beyan etmişti Fatih Altaylı'nın programında. Şimdi sormak lazım "tazminatı biz veririz" diyen bir kurum daha sonra niye kararı biz almadık dedi ya da tersinden soralım kararı kendisi almayan bir kurum niye "tazminatı biz veririz" dedi.
Bütün bu süreci bence çok iyi bilen ve bugüne kadar ortalarda gözükmeyen Şenes Erzik'in de bütün bu süreçte Uefa-Siyaset-Federasyon arasındaki işbirliğinde oynadığı rolün ne olduğunu da eğer Başbakan'la bir Dolmabahçe görüşmesi falan yapmadıysa bir kaç sene içinde öğreniriz.
Defalarca yazdım ama bir kez daha yazayım Fenerbahçe bu karar alındığı gün ülkedeki bütün sportif faaliyetlerini durdurmalıydı. Kendisinin altını oyan bir federasyonun tertip ettiği bir ligde oynamasını, hala bu rezil adamlarla aynı masada oturabilmelerini anlamıyorum.
Devamı ...
20 Aralık 2011
Linç Medyası ve Zalimin Etiği
Bugün Taraf, Zaman ve Habertürk’le beraber operasyonun medya ayağını yöneten Sabah’ın Etik Kurulu raporu haberini hepimiz okuduk. Etik Kurul raporundan ziyade yer yer Gogol hikayesi sürrealizmine yaklaşan bölümleri görüp de insanın sakin kalması pek mümkün değil. Teknik takip yapıp teşvik olduğuna kanaat getiren ama teşviğin kimle yapıldığına ulaşamayan savcıdan sonra şike yapıldığından emin ama şikenin kimle yapıldığını bulamayan bir Etik Kurulu raporu fazla şaşırtıcı olmadı. Yargıyla yürütmenin muhteşem uyumu göz yaşartıcı.
Aziz Yıldırım Manisa Başkan Yardımcısı'na teşvik verdiği için Fenerbahçe’ye şuç izafe edilebileceği ama parayı alan kişi yüzünden Manisaspor’a şuç isnat edilemeyeceğini hangi hukuki yorumla yapmışlar, utanmadan adında Etik geçen bir kurul raporu olarak böyle bir şeyi nasıl yazmışlar hakikaten tam bir komedi.
Etik Kurulu raporuna göre bütün maçlarda bütün şike ve teşvikleri Fenerbahçe yapmış ama Fenerbahçe’nin bu şikeyi yaptığı adamlar ve takımlar ortada yok. Kendi aralarında şike yaparken rakibi bağlamayı unutmuş bizim yöneticiler.
Nasıl Dostoyevski 19. Yüzyılın büyük Rus edebiyat deneyimini "hepimiz Gogol’un "Palto"sundan çıktık" diye kutsadıysa şu etik kurulu raporunu Kant ya da Spinoza görseydi bütün etiğe dair külliyat hakkında "hepimiz TFF’nin etik kurul raporundan çıktık "diye TFF Etik Kurulu’nun önünde secde ederdi.
Biz Fenerbahçeliler yargısı "Fenerbahçe şampiyon olmasaydı soruşturma açmayacaktık" diyen, yürütmeden her gün bir bakanın şampiyonluk yarışında "Trabzon şampiyon olsun" temennisinde bulunduğu, Meclis’inde "Aziz Yıldırım’ı çıkaracaklar kalkın ey ehl-i vatan" diye kampanyalar düzenleyen vekiller olan, medyanın nefret koalisyonunun resmi yayıncısı olmaktan büyük bir haz duyduğu bir ülkede nefes alıp veriyoruz.
Bu ülkede Öcalan’ın cezasının inmesi tartışılırken bile yaratılmayacak bir nefret ortamı Fenerbahçe Başkanı’nın tutuklu yargılaması tutuksuz yargılamaya dönecek diye çıkarılıyorsa artık bu ülke sınırları içerisinde her Fenerbahçeli bu kör nefretin bir hedefi haline gelebilir. Daha önce sahip olduğumuz çeşitli ideolojik,siyasi, kültürel, etnik aidiyetler gerekçesiyle kendimizi bu ülkeye ait hissetmediğimiz, yabancılaştığımız zamanlar olmuştur ama 3 Temmuz sonrası sistemin dışına atılmaya çalışılan şey artık Fenerbahçe başkanını, yönetimini falan aşıp bizzat bütün Fenerliler haline getirildi.
Bugün bu olağanüstü linç ortamında tehlikeye giren şey sadece bizim gönül verdiğimiz kulübün düşmesi düşürülmesi, bir şampiyonluğun eksik bir şampiyonluğun fazla olması meselesi değil. Mesele çocuklarımızın sokakta rahatça Fenerbahçe forması giyip giyemeyeceği meselesidir. Fenerbahçe nefretini bu denli kutsayan bir medya, bu nefrete odun taşıyan devletin bütün kurumlarının işbirliğiyle neredeyse bütün Fenerbahçeliller bir nefret öznesi haline getirildi. Bir sarı yıldız takıp tecrit edilmediğimiz kaldı 3 Temmuz sonrası. Zaten o konuda da Şamil Tayyar’dan bir yasa tasarısı bekliyorum.
Bugün sadece Fenerli olduğu bahanesi ve soruşturma sırasında Aziz Yıldırım’a güvendiğini beyan etti diye Rıdvan Dilmen linç ediliyor. Fenerbahçe kompleksi dışında kendilerini hayata bağlayan bir şey olmayanların Fenerbahçe lehine tek söze bile tahammülü yok. 3 Temmuz’un hemen sonrası "objektif bloggerların" şeyhlerinden biri olarak gördükleri Bağış Erten "bu iş Fenerbahçe ile bırakılmamalı 20 yıla kadar araştırılmalı" dedi diye Fenerli olduğu gerekçesiyle Twitter’da linç edildi. Yani Fenerbahçe suçsuzdur falan demedi bir kez daha tekrarlayayım, "bu iş 20 seneye kadar götürülsün kimse masum değil" dediği için objektif olmamakla ve sonunda Fenerliliğini belli etmekle suçlandı.
Baransu’ların Rok’ların Ekrem Açıkel’lerin hangi takımı tuttuklarıyla ilgilenmeyip muteber gazeteci olarak görenler o linç ortamında Lube Ayar Fenerbahçe lehine bir şeyler söyledi diye kendisini kör fanatik ilan ettiler.
3 Temmuz sonrası operasyon sadece Fenerbahçe yönetimi ve başkanını itibarsızlaştırmaya değil bizzat Fenerbahçeli kimliğini de itibarsızlaşmaya çalıştı. İddianame çıkınca teslim olacağız sandılar, absürtlükleri ortaya çıkınca onu bıraktılar, şimdi de Etik Kurulu raporunu sızdırarak pes etmemizi, pazarlığa girmemizi istiyorlar. Fenerbahçe taraftarının pazarlıkla verilecek tek bir puanı bile yok, şu aptalca raporla düşürebiliyorsanız amatör kümeye kadar düşürebilirsiniz, Biz işkencecimizden adalet bekleyecek kadar gerizekalı değiliz. Kulağına üflenenleri söyleyen maşa görünümlü cellatların etiğine teslim olmayacağız Bugün kendi ipleri başkalarının elinde olup Fenerbahçe'nin ipini çekmeye çalışan, bu yolda alçakca Goebbels medyasına meydan okuyacak derecede kara propaganda yapan adamlar mı Fenerbahçe ile Fenerbahçelinin arasındaki sevgiye tutkuya engel olabilecek ?
O kopyala-yapıştır iddianameniz de, ilkokul 3 öğrencisinin hazırlamaya utanacağı etik kurul raporunuz da her gün üzerimize saldığınız soytarı gazetecileriniz de umurumuzda değil. Madem kapı gibi Etik Kurulu raporunuz, hükümetiniz, medyanız cemaatiniz var hemen bugün amatör kümeye düşürün , ne kadar aşağılaşabiliyorsanız aşağılaşın , görelim bakalım sizin nefretiniz bizim sevgimizi yenmeye yetecek mi?
İnsanın neresi kanıyorsa kimliği orasıdı demişler o yüzden 3 Temmuz'dan bu yana Fenerbahçe bizim takımımız değil kimliğimiz, cesaretiniz varsa buyrun alın elimizden görelim... Devamı ...
3 Eylül 2011
Porto, Sion, Bursaspor ve TFF'nin Açmazı
Geçtiğimiz bir kaç günde UEFA, Sion, Bursaspor ve Fenerbahçe hakkında bazı kararlar verdi. Porto kararı ışığında bu kararları değerlendirmek ve TFF'nin nasıl bir bilgisizlik / korku / baskı atmosferi içerisinde akıl dışı bir karar verdiğini de göstermek gerekiyor.
1- Porto Olayı
Apito Duorado diye bilinen Altın düdük skandalı basitçe Portekiz Ligi'nde faaliyet gösteren bazı hakemlerin, kimi takımların yöneticileri ile anlaşarak müsabaka sonuçlarını etkilediğine yönelik iddiaların ortaya çıkmasıyla başladı. Bu takımlardan bir tanesi Porto'ydu ve iddialara göre Başkanı bazı hakemlere çeşitli menfaatler temin etmiş, bu yolla bazı maçların sonuçlarını bağlamıştı. Üstelik, gerçekten bu neviden menfaatler elde ettiğini itiraf eden hakemler de vardı.
Yani Porto, müsabaka hakemlerini ayarlamak yoluyla müsabaka sonucunu etkilemekle itham ediliyordu.
9 Mayıs 2008 tarihinde, Portekiz Federasyonu, mahkeme safhasıyla bağlantısız bir disiplin yargılaması yaptı ve şikeye teşebbüs suçundan Porto'yu suçlu buldu. Bu suçun cezası olarak da şike girişiminde bulunulduğu kabul edilen 2 maç için Porto'nun 6 puanını kesti.
Bu karardan sonra, UEFA Disiplin Kurulu Porto'yu 2008/2009 Şampiyonlar Ligi sezonundan ihraç etti.
Ancak bu karar, UEFA Tahkim Kurulu tarafından bozuldu.
Benfica ile Vitoria Guimaraes, UEFA Tahkim Kurulu'nun bu kararını CAS'a götürdüler. CAS itirazları haksız buldu ve Porto'nun Şampiyonlar Ligi'ne alınması kararını onadı.
Gerekçe?
"UEFA kurallarına göre, Şampiyonlar Ligi'ne katılacak takımlar yerel veya uluslararası düzeyde, herhangi bir şekilde müsabaka sonucunu etkileyecek eylemler içerisinde bulunamazdı. Buna karşın, Şampiyonlar Ligi'ne Porto'nun katılması kararını vermekle yetkili kurum Portekiz Federasyonuydu"[1]
Ayrıntılı gerekçede, mealen henüz davanın sürdüğü, gerçeğin bütünüyle ortaya çıkmadığı, acele bir kararla hak kaybına yol açılmasının doğru olmadığı belirtiliyor, Porto'nun haklarının elinden alınamayacağı ifade ediliyordu.
Ne öğrendik?
a) Disiplin yargılaması sonucunda Porto'nun müsabaka sonuçlarını etkilemeye yönelik fiiller içerisinde olduğu sabitti.
b) Şampiyonlar Ligi'ne katılmak için takımların müsabaka sonucunu etkilemeye yönelik fiiller içerisinde bulunmaması gerekiyordu.
c) Ancak, kimin Şampiyonlar Ligi'ne katılacağı yerel federasyonun kararıydı ve devam eden bir yargılama esnasında kulüplerin bu hakkı elinden alınamazdı.
Bu olay ne zaman yaşandı? UEFA'nın zero tolerance politikası ortaya çıktıktan sonra.
2- Sion Olayı
3 Yıl önce Mısırlı Kaleci Essam El Hadary'i transfer ederken kuralları çiğneyen Sion'a FIFA tarafından 5 yıl transfer yasağı konulmuştu.
İddiaya göre, Celtic ile FC Sion arasında oynanan Avrupa Ligi eleme maçlarında, FC Sion 5 senelik yasak dolmadan transfer ettiği 5 oyuncuyu oynatmıştı. Dolayısıyla sahaya oynamaya yeterliliği bulunmayan 5 oyuncuyla çıkmıştı.
UEFA, bu durumu tespit edince, İsviçre Federasyonuna bir mektup yazarak, Sion'u Avrupa Ligi'nden çekmesini önerdi. Aynı Türkiye'ye olduğu gibi, şayet bu gerçekleşmezse doğabilecek sonuçları bildirdi.
İsviçre Federasyonu, süreçle ilgili yargılamanın halen devam ettiğini ve bu konuda bir karar veremeyeceğini ifade etti.
İsviçre Federasyonu UEFA'nın talep ettiği kararı almayınca, UEFA harekete geçti ve Sion'u kupadan ihraç etti. [2]
Ne Öğrendik?
1- FIFA ve UEFA kurallarına göre Sion'a bir yasak konulmuştu ancak Sion bu yasağa açıkça uymadı. 5 oyuncuyu üstelik bir UEFA turnuvasında oynattı. Bu durum maç raporu ile tespit edilebilecek somut gerçeklikte bir hadiseydi.
2- UEFA mektup yazarak İsviçre Federasyonu'na durumu bildirdi.
3- İsviçre Federasyonu, ortadaki hadise bu kadar bariz olmasına rağmen, UEFA kararına uymadı ve yargılamanın devam ettiğini buna saygı duyulması gerektiğini bildirdi.
4- UEFA bunun üzerine Sion'u Avrupa Ligi'nden eledi. İsviçre Federasyonuna bir ceza vermedi, öcüler İsviçre'yi yemedi.
3- Bursaspor Olayı
UEFA TFF'ye bir mektup göndererek, Fenerbahçe hakkında bir soruşturma yürüdüğünü, Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'ne katılan her takım gibi müsabaka sonucunu etkilemeye yönelik bir eylem içerisinde olmadığını bildirmesi gerektiğini, şayet böyle bir eylem içerisinde yer almışsa, UEFA'ya yalan beyanda bulunduğu için, ağır yaptırımlarla karşılaşabileceğini, bu şartlar altında Fenerbahçe'nin kendi iradesiyle Şampiyonlar Ligi'nden çekilebileceğini, bu olmazsa TFF'nin kendi yetkisini kullanarak Fenerbahçe'yi Ligden çekebileceğini, bu iki durum da gerçekleşmezse, UEFA'nın kendi yetkisi dahilinde 1 senelik idari tedbir uygulayabileceğini ve soruşturma açabileceğini bildirdi.
Bütün bu ihtimalleri değerlendiren TFF, Porto örneğinden bir ders alarak, soruşturmanın sürdüğünü, Fenerbahçe'nin henüz bir ceza almadığını, UEFA'nın geçmişte ceza alan takımları dahi Ligine aldığını, kulübün şike yapmadığına ve iddiaların asılsız olduğuna inandığını, süren bir yargılama esnasında kulübün haklarından mahrum bırakılamayacağını, TFF'nin durumu ve sonuçlarını ilgili kulübe bildirdiğini ve tüm iyiniyeti gösterdiğini bildiren bir mektup yazmak yerine, şak diye Fenerbahçe'yi Şampiyonlar Ligi'nden çekti.
Durumu görüşen UEFA'nın ilgili komitesi de hakkında soruşturma süren bir diğer Türk takımı olan Trabzonspor'u Şampiyonlar Ligi'ne ekledi.
Bursaspor bu karara itiraz etti.
UEFA ne cevap verdi?
konunun muhattabının UEFA olmadığı ve kararı Türkiye Futbol Federasyonu'nun aldığı belirtildi.
Sonuç
1- Şampiyonlar Ligi'ne ve Avrupa Ligi'ne kimin katılacağını belirleme yetkisi yerel federasyonundur.
2- Sion örneğinde olduğu gibi açık bir aykırılık olsa dahi UEFA, yerel federasyon kararına uyar, daha sonra kendi disiplin hükümlerini uygular.
3- Porto örneği açık bir şekilde, "transfer yasağı olan bir kulübün bu yasak sürerken 5 oyuncu transfer edip UEFA turnuvasında oynatması" kabilinden armut gibi ortada olan bir durum olmayan şike soruşturması sürerken, yargı sonucunun beklenmesi gerektiğini, bu süreç sırasında da Federasyonun kulübü Şampiyonlar Ligi'ne gönderebileceğini ifade eder.
4- UEFA, bunu bildiği için fişi kendi çekmeye yanaşmamış, bıçağı Federasyonun eline vermiş, TFF ya apaçık bütün bu olaylardan habersiz olduğu ya da ağır bir baskı altında kaldığı için hukuken yapması gerekeni yapmamış ve Fenerbahçe'nin hukuki haklarını elinden almış, büyük bir zarara uğratmıştır.
5- Bu karar sebebiyle bugün federasyon büyük bir tazminat ödeme yükümlülüğü altında olduğu gibi, Türkiye futbolu da işin içinden çıkılmaz bir buhrana sürüklenmiştir. Zira, ligin Şampiyonu Fenerbahçe'nin doğal hakkı gaspedilmiştir, yerine gelen Trabzonspor bu işten menfaat sağlamıştır ancak kendisi hakkında da bir soruşturma sürmektedir. Yani şayet Soruşturma sürdüğü için kulübün hakları elinden alınabiliyorsa bu halde Şampiyonlar Ligi'ne katılması gereken takım Bursaspor'dur. Yok soruşturma süreci yukarıdaki örneklerden de açıkça gözüktüğü gibi böyle bir haktan mahrum edilmeye yeter değilse, o zaman Şampiyonlar Ligi'ne katılması gereken takım Fenerbahçe'dir. Bir başka deyişle ya Bursaspor haklıdır, ya Fenerbahçe. UEFA, kararı TFF'ye aldırdığı için, bu açmazın mesulü de tabi TFF'dir.
TFF şunu açıkça ortaya koymalıdır:
Eşitlik ilkesi gereği, hakkında soruşturma süren bir takımı hangi gerekçe ile Şampiyonlar Ligi'nden mahrum bırakmış, diğerini ise hangi gerekçe ile Şampiyonlar Ligi'ne katmıştır?
Şayet Şampiyonlar Ligi'ne katılım hakkı soruşturma sürdüğü için elinden alınmışsa, bu halde hangi sebeple Bursaspor'un hakkı yenmiştir?
TFF, baskı altında öyle bir işbilmezlik yapmıştır ki, eşitlik ilkesini ihlal etmiş, bunun sonucunda da tüm kulüplere eşit yaklaşması ve aynı durumdakilere aynı yaptırımı uygulaması gereken bir federasyon olma niteliğini kaybetmiştir. Bir kararla 2 mağdur yaratabilen, büyük bir haksızlığa imza atmıştır.
Elbette bunun sonuçları olacaktır ve etrafı saran panik halkası da tam da bu sonuçlardan kaynaklanmaktadır.
[1] http://www.dailymail.co.uk/Champions-League.html
[2] http://www.guardian.co.uk/fc-sion
Devamı ...
27 Ağustos 2011
Tuzun Koktuğu Yer
UEFA'nın mektubu aşağıda. Ne diyor UEFA, özeti şu, medya haberlerinde geçen belgelerden, soruşturma safhasında verilen tutuklu yargılama kararından ve emniyetten anladığımz kadarıyla Fenerbahçe'nin şike yaptığına dair ciddi bir durum olduğu kanaatindeyiz, bu durum karşısında da Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Liginden çekilmesini öneririz, olmazsa TFF, Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'ne katılım hakkını elinden almalı. Şayet bunlar yapılmazsa herhangi bir zaman dilimi içerisinde Fenerbahçe'yi 1 seneye kadar Şampiyonlar Liginden men edebiliriz veya ilgili soruşturma hükümlerini uygularız. Süreç içerisinde Fenerbahçe'nin şike yaptığı kesinleşirse de, kulübe 8 seneye kadar men cezası verebiliriz. TFF hakkında da soruşturma açabiliriz.
Sonra da bir karar veriyor TFF, UEFA mektubunu gerekçe göstererek Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'ne katılım hakkını elinden alıyor. Fenerbahçe tahkime gidiyor, PFDK Tahkim diyor ki, sen bana bağlısın, ben de UEFA'ya bağlıyım. UEFA böyle bir karar vermiş uymak zorundayım.
Peki. UEFA ne diyor? 24 Temmuzlu UEFA Emergency Panel kararında diyor ki "TFF Şike yaptığı gerekçesiyle Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligine katılım hakkını elinden almıştır. Bu karar üstüne oturduk düşündük yerine bir önceki sezon ikinci olan Trabzonspor'u uygun bulduk."
Sonra Fenerbahçe çıkıp diyor ki, ey TFF sen benim şike yaptığıma inanıyorsan beni böyle uğraştırma, küme düşür. Bu yetkin var. Bunun da hukuki sonuçlarına katlan. Nasıl katlan? Yani madem sen benim Şampiyonlar Ligine katılma hakkımı elimden aldın, gerekçe olarak da UEFA kararında geçtiği şekilde şike yaptığıma inandığını söyledin, o zaman yetkini kullan. Bunun sorumluluğunu da al. TFF ne diyor? 3,5 saat toplandıktan sonra, "yazılı başvuruda bulunmadın"
Şimdi bu nedir yahu?
1- Şayet benim şike yaptığımı düşünüyorsan, bu gerekçeyle Şampiyonlar Ligi'ne katılım hakkımı elimden alıyorsan gereğini yap,
2- Şayet şike yaptığıma inanmıyorsan veya yasal sürecin beklenmesi gerektiğine inanıyorsan da benim Şampiyonlar Ligi'ne katılım hakkımı niye elimden aldın? O zaman UEFA'ya bir mektup da sen yazarsın, dersin ki, Ey UEFA, önerinizi görüştük, şu an kulübün şike yaptığına yönelik hiçbir adli karar yoktur, disiplin soruşturması da sürmektedir, bu sonuçlanmadan ben haklarını elinden alamam. Kulübe bildirdim, kulüp de dedi ki ben şike yapmıyorum, sorumluluğu almaya hazırım, ben gönderiyorum. Sen istersen idari tedbir yetkini kullan, istersen soruşturmanı aç.
Peki tuz nasıl koktu?
Her taraftan koktu.
Emniyet, medyaya soruşturma safhasında elde edilen bilgi ve bulguları sızdırdı. Suç işledi. Yetmedi 19 maçta şike tespit ettik diyerek adil yargılanma ilkesini ihlal etti, adalet bakanlığının ilgili genelgelerini de çiğnedi.
Medya, kendisine servis edilen bulguları hiçbir değerlendirmeye tabi tutmadan aynen yayınladı. 3 Temmuz'dan sonra çıkan çoğu şey de yalan çıktı. Emenike ile Sezer'in görüntüleri var dendi yokmuş, savcı 5 maçın sonucunu biliyordu dendi yalanlandı. Konyaspor maçında şike yapılmış dendi bir tane tutuklu yok, Kasımpaşa maçında şüpheli kasımpaşalı bile yok, Bucaspor maçında ifadeye çağrılan Bucasporlu futbolcu yok, Karabük maçındaki şüpheli serbest bırakıldı şimdi Moskova'da, şike yapıldığı iddia edilen Beşiktaş maçında kimse ifadeye çağrılmadı, Gençlerbirliği maçıyla ilgili ifade alındı ve salıverildi, Eskişehirspor maçında bir tane tutuklu futbolcu yok, Ümit Karan'a atfedilen beyaz çanta yalan çıktı daha da sayılabilir, tek tek. Bir Korcan tutuklu, hatalı gol yemekten. Bir de İbrahim Akın'ın baskı altında verdiği ifade. Şu kadar rezalete rağmen, kamuoyunda Fenerbahçe'nin şike yaptığı algısı kesinlikle oluştu.
TFF, hata yaptı. Bir kararı diğerini tutmuyor. Arkadaş önce dedin ki süper kupa oynanacak, sonra erteledin. Dedin ki lig ertelenmeyecek, sonra erteledin. Dedin ki, UEFA turnuvalarına katılımdan kulüpler kendileri sorumlu, kendileri bilir. Sonra Fenerbahçe'nin hakkını elinden aldın, hakkında soruşturma devam eden Beşiktaş ve Trabzonspor'u ise Avrupa'ya gönderdin. Yani TFF yönetemiyor süreci. Belirlediği tüm pozisyonlardan çark ediyorsa, böyle bir federasyonun hangi kararına güvenilebilir? Kim oturup da bugün ben Federasyona güveniyorum diyebilir? Kimse demiyor işte. Bugün Türk futbolundaki kimsenin güvenmediği bir federasyon olmayı dakka başı karar değiştirerek 1,5 ayda başardılar. Ak dediklerine kara, kara dediklerine ak diyorlar, kim nasıl güvenebilir?
UEFA, neredeyse tamamı yalan çıkan bilgilere dayanarak, örgütlü suçlardaki genel Türkiye pratiğini gözetmeksizin, 5, 7 ve 12 Temmuz tarihinde yaptığı suçsuzluk karinesinin altını çizen açıklamalarını çiğneyerek, acaip bir mektup yazdı. Mektupta bir karar yok. Şöyle yapın, diye bir şey yok. İki yol öneriyor, olmazsa kendisinin konuya bakacağını söylüyor. Gerekçe? Emniyet şöyle demiş, medyada da böyle bulgular bulunmuş. Bombayı TFF'nin eline verdi, pimi çekmesi için de bekledi.
Kulüpler hata yaptılar. Trabzonspor sürecin doğal muhatabı olduğu için müdahil olması doğal, normal, kabul edilebilir. Ancak Galatasaray nedense bir anda kendisini ateşin ortasına attı. Şimdi her şey iyi güzel geliyor da, nihayetinde futbol kamuoyunda, bu kararların alınmasında Galatasaray'ın etkili olduğuna yönelik bir algı var. E kardeşim taraftarlar arasındaki çatışmaları sen nasıl engelleyeceksin? Şimdi Allah muhafaza lig başlarsa, sporda şiddet yasası ortada. Olabilecek olayları tahmin etmemek için aptal olmak lazım. Bunların mesuliyetini kim nasıl alıyor? Kulüpler arasındaki rekabet iyi güzel de, bir sürecin bu kadar aktörü olmak doğru mu? Yarın Galatasaray taraftarı elbette kendi stadlarında Fenerbahçe aleyhine bir şeyler yapacaklar. Tezahürat mı, pankart mı ne olacağını hep birlikte göreceğiz. Bunu da bütün Türkiye izleyecek. O zaman gelebilecek tepkileri kim nasıl karşılayacak? Aksiyon - reaksiyon. Her etki bir tepki doğurur. Bu lig bu halde oynanabilir mi?
Yani sürecin bileşeni olan her aşamada, her anda, ya hukuksuzluk var, ya suç var, ya yetki aşımı var ya da bariz bir sorumsuzluk var. Şimdi böyle bir bileşkede tabi tuz da koktu.
Bugün durum şu, hakkında soruşturma süren, Asbaşkanı ve Teknik Direktörü tutuklu yargılanan bir kulüp Avrupa Ligi'nde Türkiye'yi temsil ediyor. Güzel. Neden? Çünkü hakkında bir disiplin cezası veya mahkeme kararı yok. Suçsuzluk karinesi. TFF savunma almadan ceza veremez. %100 doğru.
Hakkında soruşturma süren, Başkanı bir kaç gün öncesine kadar yurtdışına çıkma yasağı alan bir kulüp de Şampiyonlar Ligi'nde Türkiye'yi temsil ediyor. Güzel. Neden? İşte yukarıdaki durumlar. Peki.
Hakkında soruşturma süren, Başkanı ve yönetim kurulu üyeleri tutuklu yargılanan, hakkında bir disiplin yargılaması veya mahkeme kararı bulunmayan bir kulübün de katılım hakkı elinden alınıyor.
E bu rezalettir. Bu nerede olsa rezalettir.
Bu rezaleti de el birliği ile hep birlikte yarattık, tebrikler. Bunun sonuçlarını da elbirliği ile hep birlikte göreceğiz, ondan da kimsenin şüphesi olmasın.
Devamı ...
26 Ağustos 2011
UEFA'nın mektubu
23 Ağustos 2011, faks ile
Türkiye Futbol Federasyonu
Başkanın dikkatine,
İstinye Mah. Darüşşafaka Cad. No. 45
Kat. 2
34330 SARIYER İSTANBUL
Türkiye
Sayın Başkan,
Türkiye'de halen sürmekte olan şike soruşturması ve özellikle Fenerbahçe'nin durumu hakkındaki önceki temaslarımızı refere ediyoruz.
Her ne kadar konunun hassasiyetini takdir etsek de, yukarıda adı geçen kulübün ve / veya yöneticilerinin şike yaptığına dair ciddi boyutta kanıt olduğu kanaatindeyiz. Örneğin Kulüp başkanı ve bir kaç adet yüksek yetkilisi (aralarında iki adet yönetim kurulu üyesi bulunmakta) Temmuz ayının başından beri şike suçuyla ilgili şüpheler sebebiyle hapisteler ve (büyük çoğunluğu medyada yer alan) bir çok delil olduğu gözüküyor. Gerçekten de İstanbul Emniyeti bir basın açıklaması yaparak gözaltıların da şike suçuna dair iddialardan olduğunu doğruladı.
Bu sebeple, kamuoyuna mal olmuş bir şekilde şike suçlamasıyla karşı karşıya olan, başkanı ve bir kaç önemli yöneticisi hapishanede bulunan, eldeki bulgulardan şike suçuna karıştığı anlaşılan bir kulübün UEFA'nın amiral gemisi turnuvasına (Şampiyonlar Ligi) katılması gibi bir durumla karşı karşıyayız. Bu durumun UEFA ve genel olarak futbol ailesi açısından kabul edilemez olduğunu anlayacağınızı umuyoruz.
Benzer suçlamalar sebebiyle başka kulüplerin UEFA turnuvalarında temsil haklarından mahrum kaldığını gördüğümüz zaman endişelerimiz büyüyor. Özellikle Yunanistan Federasyonuna bağlı Disiplin Kurulları tarafından şike yaptığı tespit edilen ancak hakkında yargısal süreç henüz tamamlanmayan (tamamlanması da muhtemelen şayet yılları değilse bir kaç ayı bulacak olan) Olympiakos Valou'nun bu karardan sonra UEFA Avrupa Ligi'nden dışlandığını hatırlatmak isteriz.
UEFA'nın, bir ülke federasyonu hızlı ve etkili bir şekilde disiplin hükümlerini uygularken başka bir federasyona üye diğer bir kulübün, kendi federasyonu gerekli şekilde hareket edemediği için UEFA turnuvalarında yer almasını kabul edemeyeceğini de anlayacağınızı umarız. Bu durum, UEFA'nın desteklemek istediği şike olaylarıyla etkin bir şekilde mücadele eden federasyonları cezalandıracaktır. Dahası, şayet bu kadar hayati olaylar karşısında benzer tutumlar almazsak, bu UEFA turnuvalarının kredibilitesini ve saygınlığını düşürecek, aynı zamanda eşit muamale ilkesini de ihlal edecektir.
Bildiğiniz gibi, UEFA Şampiyonlar Ligi Yönetmeliği'ne göre (2011/2012 versiyonu) doğrudan veya dolaylı olarak müsabaka sonucunu etkileme olaylarına karışan kulüplerin turnuvada yer alma hakkı bulunmamaktadır. Turnuvadan men edilme durumu ancak 1 yıl için geçerlidir.
Bununla birlikte, şu an ortada olan delillere göre, Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'ne bu sezon katılmamalıdır. Mevcut koşullara göre uygun hareket tarzı Fenerbahçe'nin kendisinin turnuvadan çekilmesi veya alternatif olarak TFF'nin kulübü turnuvadan çekmesi olabilir.
Şayet bu yollardan biri tercih edilmez ise, UEFA kendi disiplin süreçlerini kulübe karşı başlatma (şimdi veya bir kaç ay sonra) hakkına sahiptir ve neticede karşılaşılabilecek yaptırımlar, özellikle kulübün katılım kriterlerne uygun olarak şike suçuyla ilgisi olmadığını beyan ettikten sonra "yalan" söylediği anlaşılırsa (yukarıda yer alan) öneriden daha ağır olabilir. Şimdiden hangi cezanın uygulanabileceğini öngöremesek de başka vakalarda (ör. Pobeda) kulüplerin 8 yıla kadar UEFA turnuvalarından yasaklanması ile karşı karşıya kalınmıştır.
Herhangi bir eksik kalmaması adına, şayet TFF bu durumla şimdi ilgilenmezse TFF aleyhine de disiplin hükümlerinin uygulanabileceğini hatırlatmak isteriz. UEFA'nın, Fenerbahçe bu sene Şampiyonlar Ligi'ne katıldıktan sonra, turnuvadan şike suçuna karıştığı sabit olduğu için ayrılmasını kabul edemeyeceğini anlayacağınızı umarız.
Türkiye ve Avrupa futbolu için en üst düzeyde önemli olan bu olayla ilgili olarak UEFA'nın TFF'ye elinden gelen her türlü yardımı ve desteği vermeye hazır olduğundan emin olunuz. Bir kere daha TFF'den süre gitmekte olan şike soruşturmasıyla ilgili tüm durumlara ilişkin hızlı ve etkili disiplin uygulamalarını gerçekleştirmesini beklediğimizi hatırlatırız.
Fenerbahçe hakkındaki durumda ise, 24 Ağustos 2011 Çarşamba günü akşamüstüne kadar cevabınızı bekliyoruz.
Saygılarla,
UEFA
Gianni Infantino
Genel Sekreter
Cc: Mr. Şenes Erzik, UEFA Yönetim Kurulu 1. Başkan Yardımcısı
Devamı ...
Kararı kim aldı? UEFA mı TFF mi?
Aynı tarihde UEFA şu açıklamada bulundu:
"UEFA Başkanı ve dört UEFA İcra Komitesi üyesinden müteşekkil UEFA Acil Durum Kurulu, bugün TFF'nin şike yaptığı gerçeği sebebiyle Fenerbahçe SK'yı 2011/2012 UEFA Şampiyonlar Lİgi'nden çekme kararını görüşmek üzere toplandı.
UEFA Acil Durum Kurulu, Fenerbahçe SK yerine 2010/2011 Türkiye Liginde 2. olan Trabzonspor'u Şampiyonlar Ligi Grup aşamasına ekleme kararı aldı.
UEFA Acil Durum Kurulu ayrıca, Trabzonspor A.Ş'nin UEFA Avrupa Ligi'ndeki yerinin de kendi rakibi olan Athletic Bilbao'ya verilmesine karar verdi. Bu sebeple de UEFA Avrupa Ligi ikinci ayağında Trabzonspor A.Ş ile Athletic Club arasında 25 Ağustos Perşembe günü oynanacak olan maç iptal edildi.
UEFA Acil durum paneli kararı hakkında konuşan, UEFA Genel Sekreteri Gianni Infantino: "Kurulun TFF'nin oyunu korumak için doğru karar aldığını düşündüğünü ve bu kararın sıfır tolerans politikası ile paralel olduğunu" ifade etti ve şöyle dedi:
"TFF bu kararıyla herhangi bir yolsuzluğa karşı bütün gücüyle savaşma sorumluluğunu aldığını da göstermektedir." [2]
Yani bu karardan anlaşılan şu, TFF, Fenerbahçe'nin şike yaptığı sabit olduğu için - bir gerçek- Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'ne katılım hakkını elinden almış, bu kararı görüşen UEFA da, bu karar doğrultusunda Fenerbahçe yerine Trabzonspor'un Şampiyonlar Ligi'ne katılmasına karar vermiş. Genel Sekreter de "sıfır tolerans" politikasına paralel olduğunu düşündüğü bu karar sebebiyle TFF'yi kutlamış.
Ancak bugün Tahkim kurulu Fenerbahçe'nin başvurusunu reddederken [3] şunu ifade etti:
UEFA 23 Ağustos 2011 tarihinde TFF'ye gönderdiği yazılı bildirim ile gerekçesini de göstererek Fenerbahçe Spor Kulübünün bu seneki Şampiyonlar Ligine Katılma yeterliliği bulunmadığını belirtmiştir.
2011-2012 Şampiyonlar Liginin düzenleyicisi UEFA olup TFF UEFA'nın üyesidir. Fenerbahçe Spor Kulübü de TFF 'nin üyesidir. Yukarıda anılan mevzuat ve 2011-2012 Şampiyonlar Ligi Talimatına göre üyelik yükümlülükleri uyarınca gerek TFF'nin gerekse de Fenerbahçe Spor Kulübü'nün UEFA'nın her türlü karar, talimat ve bildirimlerine uyma yükümlülüğü bulunmaktadır.
Yani ne diyor PFDK Tahkim Kurulu? Kardeşim, Fenerbahçe TFF'ye, TFF de UEFA'ya bağlıdır. TFF'nin UEFA kararlarına uyma zorunluluğu vardır. UEFA da TFF'ye yazılı bir şekilde bir karar bildirmiştir, dolayısıyla TFF bu karara uymak zorundadır.
Yani kararın gerekçesi, henüz kamuoyuna gösterilmemiş, gizemli "mektup".
Halbuki UEFA diyor ki, kararı TFF aldı, TFF diyor ki "vallahi UEFA aldı kararı, biz sadece uyguladık"
İşte burası işi karıştırıyor. Herhangi bir hukuki yolu engellediği için değil, kararın nasıl alındığı süreci açık olmadığı için.
Şimdi esas sorular da şunlar
1- Pierre Cornu'yu Türkiye'ye kim gönderdi? UEFA mı yoksa TFF mi birinin gönderilmesini talep etti?
2- Savcı ve Federasyon yetkilileri ile görüşmesi sırasında UEFA nasıl bilgilendirildi? Mehmet Ali Aydınlar'ın bu konudaki açıklamaları facia. Gazete haberleri olduğunu, Emniyet'in 19 maçta şike tespit ettik açıklamasından çok etkilendiğini ifade ediyor, daha önce de UEFA'ya bazı "kulüplerin" Türkiye'yi şikayet ettiğini söylüyordu. Tek taraflı bir şekilde UEFA medyaya yansıyan bazı haberlerle bilgilendirilirken, soruşturması devam eden Beşiktaş ve Trabzonspor hakkında hiçbir şey söylenmemesi de bu tek taraflı bilgilendirmenin yapısını gösteriyor.
3- Mektup'un içeriğinde ne var? UEFA yetkilisi ile görüşen bir arkadaşımıza yapılan açıklamada mektup ile ilgili Türk medyasında yer alan her şeyin "spekülasyon" olduğu beyan ediliyor.
Ama işin daha ilginç kısmı da şu. 5,7 ve 12 Temmuz'da UEFA'nın yaptığı açıklamalar belli. Bu açıklamalarda masumiyet karinesine vurgu yapılıyor, Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'ne katılmasının engellenmeyeceği beyan ediliyordu. Ne oldu da 23 Ağustos'ta UEFA birden bu tutumundan vazgeçti?
Üstelik UEFA disiplin talimatnamesi ve Şampiyonlar Ligi yönergesi de belli.
İlgili maddeleri aynen şuraya koyuyorum:
Regulations of the UEFA Champions League
Article 2.05
If, on the basis of all the factual circumstances and information available to UEFA, UEFA concludes to its comfortable satisfaction that a club has been directly and/or indirectly involved, since the entry into force of Article 50(3) of the UEFA Statutes, i.e. 27 April 2007, in any activity aimed at arranging or influencing the outcome of a match at national or international level, When taking its decision, UEFA can rely on, but is not bound by, a decision of a national or international sporting body, arbitral tribunal or state court. UEFA can refrain from declaring a club ineligible to participate in the competition if UEFA is comfortably satisfied that the impact of a decision taken in connection with the same factual circumstances by a national or international sporting body, arbitral tribunal or state court has already had the effect to prevent that club from participating in a UEFA club competition.
Regulations of the UEFA Champions League
Article 2.06
In addition to the administrative measure of declaring a club ineligible, as provided for in paragraph 2.05, the UEFA Organs for the Administration of Justice can, if the circumstances so justify, also take disciplinary measures in accordance with the UEFA Disciplinary Regulations.
Bu iki maddeden çıkartılacak sonuç şu, şayet UEFA ellerinde bir kulübun ulusal veya uluslararası düzeydeki bir müsabakada, müsabaka sonucunu etkilemeye yönelik bir davranış içerisinde olduğu kanaatine varmasını sağlayacak yeterli bilgi varsa, bu kulübü Şampiyonlar Ligi'ne katılmaktan men edebilir, bu mennin süresi de bir seneyi aşamaz. 2.06'ya göre ise, 2.05'de belirtilen bu idari tedbire ek olarak şayet UEFA Disiplin Talimatnamesine uygun şartlar mevcutsa o halde disiplin tedbirleri de alabilir.
UEFA Disiplin Talimatnamesine de bakıyoruz, müsabaka sonucunu etkilemek ile ilgili fiillere yönelik bir disiplin soruşturmasının ancak bu fiil bir UEFA turnuvasında gerçekleşmiş ise doğrudan hayata geçirilebileceğini görüyoruz.
Yani UEFA'nın elindeki yetki şu,
(1) UEFA kulüplerden müsabaka sonucunu etkilemeye yönelik fiillerde bulunmadıklarına dair teminat istiyor.
(2) Herhangi bir kulübun bu teminatı vermesine rağmen, müsabaka sonucunu etkilemeye yönelik herhangi bir fiil içerisinde olduğunu gösteren tatmin edici bir somut durum varsa da buna göre 1 seneyi aşmayan bir idari tedbir cezası uyguluyor.
(3) Şayet bu müsabaka sonucunu etkilemeye yönelik fiil bir UEFA Turnuvasında gerçekleşmişse de bu halde, disiplin hükümlerini uyguluyor.
(4) Şayet bu müsabaka sonucunu etkilemeye yönelik fiil bir ulusal turnuvada gerçekleşmiş ise ancak UEFA'ya herhangi bir bu tipte fiil içerisinde bulunulmadığına dair teminat gösterilmişse de bununla ilgili bir soruşturma başlatılıyor. Bu soruşturmaların herhangi birinde de UEFA yerel mahkeme veya ulusal / uluslararası tahkim kararlarını göz önüne alabilir ancak bunlarla da bağlı değildir.
E tamam? UEFA bütün bunları zaten 5, 7, 12 Temmuz tarihlerinde de söylemişti. Yeni durum nedir? Soruşturma devam ediyor, iddianame açığa çıkmış değil, şayet varsa hangi kulüplerin müsabaka sonucunu etkilemeye yönelik fiiller içerisinde bulunduğu sabit değil. TFF işini yapmış konuyu PFDK'ya sevk etmiş? Ne oluyor da şimdi, soruşturmada adı geçen bir takım yerine diğer takımı UEFA alıyor?
İşte bu izaha muhtaç. Bu izahı verecek olan da sadece UEFA değil, TFF.
TFF ve bazı kulüpler UEFA'ya ne gönderdiler? Nasıl bir başvuruda bulundular? UEFA tarafından gönderilen mektup gerçekten iddia edildiği gibi kesin hükümler (Fenerbahçe'yi Şampiyonlar Liginden men edin.) mi taşıyor yoksa belirli olasılıkları ifade ederek doğabilecek hukuki uygulamalardan mı bahsediyor?
Ben bu mektubu görmeden, UEFA'nın kesin bir şekilde "Fenerbahçe'nin şike yaptığı tarafımızca malum olduğu için Şampiyonlar Ligi'ne katılma hakkının TFF tarafından elinden alınmasını istiyoruz" türünden hiçbir ifadede bulunduğuna inanmıyorum. Mevcut UEFA tüzüğü, kuralları böyle bir beyanatta bulunulmasına müsaade etmiyor.
Şimdi insanlar ne kadar sevinirse sevinsin, bu iş CAS'a gidecek. Orada da ak ve kara her türden lob ortaya çıkacak.
Bu zamana kadar Fenerbahçe hiçbir savunma yapamadı. Soruşturma safhası devam ettiğinden mahkemede savunma yapamadık, TFF zaten savunmaları alamadı, 24 Ağustosta verdiği karardan önce de Fenerbahçe savunma yapabilmiş değildi, Fenerbahçe UEFA önünde de savunma yapmadan bu kararla karşılaştı.
Bazı kararlar alınıyor, ancak kimse Fenerbahçe cephesini dinlemiyor.
CAS dinleyecek.
O zaman da göreceğiz, Türkiye'de kim, nasıl bir hareket tarzı içerisinde olmuş ve gerçek nedir.
Bugün sevinenler yarın çok üzülecek ve bugün "Türk futbolunu kurtardık" diye heyecan yapanlar da Türk futbolunu nasıl bir kırılmanın içerisine soktuklarını mutlaka görecek.
[1] http://www.tff.org/default.aspx?pageID=285&ftxtID=13257
[2] http://www.uefa.com/uefa/footballfirst/matchorganisation/disciplinary/news/newsid=1666823.html
[3] http://www.tff.org/default.aspx?pageID=247&ftxtID=13272
Devamı ...
25 Ağustos 2011
Fenerbahçe Yönetimi Ne İş Yapar ?
3 Temmuz’dan bu yana Fenerbahçe yönetimi tarihinin en büyük kriz dönemiyle karşı karşıya. Fenerbahçe yönetimi haklı olarak Futbol Federasyonu’nun süreci idare ederkenki ilkesizliğine vurgu yaparken herhalde kendileri de bu süreci nasıl idare ettiklerinin özeleştirisini yapıyorlardır.
Fenerbahçe Yönetim Kurulu 3 Temmuz’dan bu yana süren kamuoyu linçine karşılık ne yaptı, her gün medyada engizisyon mahkemeleri kurulurken bir yönetim kurulu üyesini kameralar karşısına geçirip bu gazeteci müsveddelerine ne hakla kulübü itham ettiklerini sordu mu?
Transfer dönemlerinde neredeyse yerel gazetelerin transfer haberlerini bile yalanlayacak kadar gündem takip eden Fenerbahçe resmi sitesi Türk basın tarihinin en büyük manipülasyonuyla karşı karşıyayken ne yaptı? Dün artık kendisini müstafi ikinci başkan olarak anmaktan memnuniyet duyduğum Nihat Özdemir Habertürk TV’ye bağlanıp Habertürk Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı’ya yaptıkları yayınlar dolayısıyla teşekkür etti. Evet şaka değil Fenerbahçe başkanının emniyetteki sorgu fotoğrafını manşetine taşıyan, taraftarın stada alınmasın diye kampanya başlattığı gazetenin Genel Yayın Yönetmeni’nin süreçteki tutumu nedeniyle teşekkür etti. Böyle bir açıklama yapan biri ya 3 Temmuz’dan bu yana Türkiye’de yaşamıyor, ya da Fenerbahçe taraftarından tamamen kopmuş demektir.
Federasyon konuşmayın deyince konuşmayan bir yönetime sahip olduğumuzu da dün Nihat Bey’in ağzından öğrendik. Soruşturmanın öznesi olmasına rağmen bu süreçte ne Uefa’yla ne uluslararası spor hukukçularıyla herhangi bir dirsek teması sağlanamadığı, soruşturmayla alakasız Galatasaray’ın bile Uefa nezdinde lobiye Fenerbahçe’den daha çok zaman ayırdığını da bugün itibariyle bir kez daha görüyoruz.
Bu yönetim kulüp linç edilirken herhangi bir taraftar organizasyonuna destek vermemiş, taraftarları biber gazı yerken sus pus olmuş, Taksim’de Fenerbahçe forması giydiği için sokakta normal bir vatandaş gibi bile yürümesine izin verilmeyen taraftarının hakkını savunamayan bir duruş benimserken süreçten sağlam çıkamayacağımız yeterince açık değil miydi.
Fenerbahçe taraftarının bırakın Taksim’i Kadıköy’ü, Anadolu’nun küçük bir ilçesindeki toplantısını bile desteklemeye cesareti olmayan bir yönetim mi bu taraftarın hak ettiği?
Ortaokul kompozisyonlarının değişmez klasiği olan birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz günler klişesinin Fenerbahçe için ete kemiğe büründüğü bir dönemde bu yönetim mi Fenerbahçe’nin birlik ruhunu toparlayacak. Nihat Özdemir mi bu hareketin lideri olabilecekti ?
Türkiye Futbol Federasyonu’nun ligleri erteleme kararı vermesinden sonra gerek blogda gerek twitter da Fenerbahçe’nin dünyanın en iyi spor hukuku danışmanlarıyla çalışması gerektiğini, sürecin, süreçteki rezilliklerin Uefa’yla gün be gün paylaşılması gerektiğini biz görebilirken bu yönetim göremiyor mu. Uefa’nın gönderdiği hukuk danışmanına Fenerbahçe aleyhinde dosyalarla ilgi bilgi verilip diğer kulüpler hakkında bir şey sunulmadığı duyumunu alıp Uefa yetkilisiyle yarım saatlik bir görüşme bile ayarlayamamak nasıl bir basiretsizliktir? Savcı’nın “Fenerbahçe Sivas’ı yenmeseydi soruşturma açılmayacaktı” ifadesinin hesabını soramayan, bu beyanın tek başına soruşturmayı akamete uğratacak bir itiraf olduğunu görüp dünyayı ayağa kaldıramayan bir yönetimle bu süreçten çıkılamaz.
Fenerbahçe yönetiminin neredeyse hepsi yaptıkları işler nedeniyle siyasi iktidarla karşı karşıya gelmek istemeyebilirler. Bu konudaki ketumluklarını , çekincelerini bir yere kadar anlamak da mümkün. Ama bunun bir sınırı var. Kulüp Türk futbol tarihinde görülmemiş bir kuşatmayla, hukuksuzlukla karşı karşıyayken, Fenerbahçe’nin hakkı elinden alınıp bir başka rakibine altın tepsi içinde sunulmuşken, oyuncularının alın teri hiçe sayılmışken hala kişisel ikbalinin hesabını yapanlar artık bir dakika bile bu kulüpte durmamalıdır. Fenerbahçe taraftarının dün itibariyle nefrete dönen öfkesi elbetteki kendisi hakkında aymazca karar alan Federasyon ve Uefa’ya karşıdır, ancak bu durum karşısında bile yönetim eylemsizliği seçip kuzu kuzu bu ligde oynamayı kabul ederse bu öfke bizzat kendilerine dönecektir.
Şunu bir kez daha söylemekte yarar var, Fenerbahçe taraftarı için bu kulüp bir varoluş nedenidir. Milyonlarca insanın dininden, etnik kimliğinden, değerlerinden daha mukaddes saydığı kimliğinin en değerli parçasıdır. Kulüp maddi yükümlülükleri gerekçe gösterip herhangi bir karar alamamayı bununla meşrulaştırırsa sadece banka hesap numarasını taraftara ilan etmesi yeterlidir. Fenerbahçe taraftarı sıfırdan kendi Kurtuluş Savaşını vermeye hazırdır. Stadda oynamasına izin verilmezse yeni bir Papazınçayırı bulur, formadan sponsor giderse sarı-lacivert çubuklu formayı kendi elleriyle dokur, bir Ayetullah Bey, bir Köprülüzade bir Ziya Songülen daha çıkarır.
Bu kulüp siz koca şirketlerle sponsorluk anlaşması imzalıyorsunuz, plazalarınızdaki değerli vakitlerinizin bir bölümünü Fenerbahçe’ye ayırıyorsunuz diye değil, koşa koşa kulübünün hakkını biber gazı yeme pahasına savunan insanlar sayesinde büyüktür. İçinizde en ufak bir renk aşkı taşıyorsanız kişisel ikbal kaygılarınızı, “şöyle dersem Hükümet bana bir şey yapar mı” kaygılarını bırakın ses verin, eylemde bulunun, kameralar karşısına çıkıp konuşun. Artık yeter kulübün kapısına kilit vurulduğunda mı konuşacaksınız?
Devamı ...
24 Ağustos 2011
Sorular ve Ne Yapmalı?
Bugün akşam saatlerinde 15 gün önce takımların Avrupa Kupalarına katılımında bir sorun görmeyen Federasyon Fenerbahçe'yi Uefa öyle istedi diye Şampiyonlar Ligi'ne göndermeme kararı alıyor, hemen ardından Şampiyonlar Ligi'nin marka değerinden bahseden Uefa soruştumada adı geçen, başkanı yurtdışı yasağına sahip tutuksuz yargılanan kulübün Şamiyonlar Ligi'nin marka değerini bozmayacağını düşünerek kuraya dahil ediyor.
Federasyon başkanı canlı yayına çıkıp Uefa'nın kararında polisin iddiaları ve medyadaki haberler etkili oldu diyor, soruşturmada adı geçen Beşiktaş'ın iyi niyeti dolayısıyla kupaya katılımında bir problem çıkmadığını söylüyor biz de anlamsız gözlerle dinliyoruz.
Böyle hukuktan adaletten yoksun bir karar karşısında Fenerbahçe yönetimi şu saate kadar anlamlı bir tepki verebilimiş değil, fikstür çekimine temsilci göndermemek gibi ne işe yarayacağı anlaşılamayan bir karar dışında bir şey yapmış da değil.
Uefa kararı Türkiye Futbol Federasyonu aldı deyip sorumluluğu atıyor TFF ben bu kararı Uefa'nın sopayı göstermesi sonucu aldım diyor.
Şimdi akıllara zarar bir durum var.
1-Hakkında kesinleşmiş şike cezası olan Porto ve Milan'ı Şampiyonlar Ligi'ne almakta bir beis görmeyen Uefa Fenerbahçe ve Türkiye söz konusu olduğunda nasıl böyle bir karar verebiliyor.
2-Uefa bu kararı neden kuranın bir gün öncesi alıyor
3- Uefa bu kararı kendisi idari tedbir koyma yoluyla değil de neden Federasyon'a baskı yaparak aldırıyor.
4- Uefa bu soruşturma kapsamında Savcı'yla görüştüğü temsilcisine sadece Fenerbahçe ile ilgili bilgi belge sorup Beşiktaş ve Trabzon hakkında hiç bir şey sormuyor mu.
5- Uefa madem 19 maçta şike tespit ettik diyen Emniyet'in görüşünü önemsiyor o maçlar içinde adı geçen diğer takımlara neden sıfır tolerans politikasını uygulama gereği duymuyor.
6- Federasyon bu karardan önce neden Cumhurbaşkanı'yla görüşüyor ondan neyin telkin ve tavsiyesini alıyor.
7- Federasyon bu kararı Fenerbahçe'nin itiraz etmesine imkan vermemek için mi son anda veriyor. Uefa'dan baskı geldiğini söyleyen Federasyon Uefa'ya Milan'la Porto'yu Şampiyonlar Ligi'ne alırken marka değeri zedelenmiyor da Fenerbahçe hakkında bir karar yokken nasıl bir karar alınabiliyor diye niye soramıyor.
8- Beşiktaş'ı iyiniyeti kurtardı ne demek. Şikeyi yapmış olsanız bile sonra biz iyiniyetliyiz deyince bütün haklar geri kazanılabiliyor, herhangi bir yaptırıma uğramıyor musunuz?
Şimdi bu kararın hukukla adaletle hakkaniyetle alakası yok, Fenerbahçe yönetimi artık kapalı kapılar arkasına saklanıp internet bildirilerine sığınmaktan vazgeçmeli. Adam gibi kameralar karşısına çıkıp kulübün bu çadır tiyatrosunda olmayacağını açıklamalı. Fenerbahçe'nin hakkı gaspedilirken kimseye sağduyu falan tavsiye etmeye kalkmasınlar. O sınırı çoktan geçtik.
Bu karar şunu bir kez daha teyit etmiştir. Operasyon Fenerbahçe operasyonudur. Savcının "Fenerbahçe Sivas'ı yenmese soruşturma olmayacaktı" cümlesi bizzat bugünkü kararla da doğrulanmıştır. Fenerbahçe yönetimi tarihsel bir kararın eşiğindedir, siyasal irade de dahil bu işte payı olan Fenerbahçe'yi linç etmek, yok etmek için çalışan herkesi afişe edip takımı ligden çekmelidir ve Milli Takımlara da asla oyuncu göndermemelidir. Bu kararın tarihi bir karar olması zor bir karar olması alınmamasını meşrulaştırmaz. Fenerbahçesiz bir ligde ne halt edeceklerse etsinler.
Devamı ...
24 Ağustos Kararı Nasıl Alındı?
Çok önceye gitmeyeceğim.
15 Ağustos, TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar şu açıklamayı yapıyor:
"Bir hüküm verilmesi adil değildir. Adil olması için gizliliğin kalkması gerekiyor. İddianamenin kabul edilmesi gerekiyor. "
Soruyorlar: UEFA?
Cevap:
"''Şu anda Futbol Federasyonu henüz kulüplere bir yaptırım uygulamamıştır. Gizliliğin kalkmasını beklemektedir. Yani davanın açılmasını beklemektedir. Dolayısıyla şu an UEFA'nın da ne bize ne kulüplere yaptırım yapması söz konusu değil. Kişilerin savunma haklarını kullanma imkanı olduktan sonra kararımızı vereceğiz. Şu an için verilmiş karar yok. Sadece bir kısmı tedbirli olmak üzere PFDK'ya sevk edilmişlerdir. Şu an verdiğimiz karar bu."
16 Ağustos, Galatasaray Spor Kulübü bir açıklama yapıyor,
TFF nin 15 Ağustos 2011 tarihli bildirisi ile, kamuoyunun TFF tarafından atılması beklenen adımları yargı sürecinin bazı aşamalarına endekslemesi ve ortaya çıkan yeni belirsizlik önümüzdeki günlerde telafisi daha ağır ve önemli uygulama zorluklarına yol açabilecektir.
Sonra bir daha, bu sefer 19 Ağustos'ta, şöyle diyor Galatasaray:
Gün dövünme, tartışma, kavga günü değildir. Hep beraber oturup ortak bir akıl ve strateji oluşturma günüdür. Bu strateji “zaman kazanma”ya dayandırılamaz. Kendimizi yönetme becerisi ve erkine sahip olduğumuzu kanıtlamamız için atılması gerekli adımlar bellidir. Geciktikçe bedel daha da ağırlaşacaktır. En kötüsü bu adımları biz zamanında atmazsak, başkalarının bizim adımıza atması kaçınılmazdır. Kurallar çerçevesinde hatalarımızla yüzleşip gereğini biz yapmazsak dünyada bunu üst kuruluşlar yapar. Kendi kangrenli parmağımızı kendimiz kesmezsek, birileri gelir kolumuzu keser. “Biz yapamadık, onlar yaptı” diyemeyiz. Uygar dünyanın saygın bir üyesi olmak, öncelikle hatalarımızla yüzleşip, kendimize karşı dürüst olmaktan geçer.
Haber manşetleri "TFF'den Jet Cevap" başlığını taşıyor, içeriği aynen şöyle:
"Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu olarak bugüne kadar aldığımız, doğru ve hukuki olduğuna inandığımız bu kararlarla, süreci en iyi şekilde sürdürmeye çaba sarfetmekteyiz. Kararlarımızın temelindeki en önemli dayanağımız, kararlarımızın hukuka uygun olmasını sağlamaktır.
Ancak bir süredir bazı kulüplerimiz ile olayla ilgili veya ilgisiz aynı zamanda da bilgisiz bazı kişiler, yasal dayanaktan yoksun açıklamalar yapmaktadırlar. Özellikle bugün bir Süper Lig kulübümüzün yaptığı açıklama ile federasyonumuz adeta Avrupa'ya, UEFA'ya ve FIFA'ya şikayet edilmektedir. Belirtmek isteriz ki, Türkiye Futbol Federasyonu; şeffaf, açık ve yasalarla yönetilen bir kurumdur. Federasyonumuzu hukuka aykırı davranan bir kurum olarak lanse eden ve yurtdışına şikayet etme gibi tarihi yanılgıya düşenleri, Türk futbol tarihimiz affetmeyecektir."
Tarih 22 Ağustos, Cornu İstanbul'a geliyor, savcı ile görüşüyor.
23 Ağustos tarihli haber şöyle:
"Bir gazetecinin ''UEFA soruşturmaya el koydu diyebilir miyiz?'' sorusu üzerine Aydınlar, ''Hayır, öyle bir şey diyemeyiz. Halen TFF'nin yürüttüğü bir soruşturma var. UEFA sadece bilgi amaçlı geldi, bilgi aldı'' dedi.
Mehmet Ali Aydınlar, ''UEFA'nın hazırlayacağı raporun nasıl bir yaptırımı olacak ya da yaptırımı olacak mı?'' sorusunu ''UEFA, rapor hazırlamayacak. Rapor hazırlamak için gelmediler, sadece görüştüler'' diye yanıtladı."
Yani dün. Dün! Dün! Sadece dün!
Yani Mehmet Ali Aydınlar'a göre, UEFA'nın TFF'den bir mektupla Fenerbahçe'yi Şampiyonlar Ligi'nden çekmesini istediği gün.
UEFA, 23 Ağustos 2011'de Türkiye Futbol Federasyonu'na gönderdiği yazıda
Tarih 24 Ağustos. Sabah Associated Press, Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi kura çekimine katılacağını bildiriyor, arkasından Mehmet Ali Aydınlar Cumhurbaşkanı ile görüşüyor, Cumhurbaşkanı "uluslararası kurumlar önemli" diyor, bir kaç saat sonra da TFF, UEFA bizden talep etti diyerek Fenerbahçe'yi CL'den men kararı alıyor!
UEFA! Büyülü kelime! Koca bir kalabalığa da bu medya kararı sanki UEFA almış gibi yansıtıyor.
Hayır UEFA almadı. TFF aldı.
Şu yukarıdaki açıklamaları yaptıktan hemen sonra.
Adalet? Onu öldürdüler. Hukuk? Onu öldürdüler.
Buyrun alın sokun liginizi lavabonuza, kirliliğinizi bir değil bin Fenerbahçe çıkartamaz sizin.
Devamı ...
Sorular Sorular
Bugün Associated Press kaynaklı bir haberde, şike soruşturmasına rağmen Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi kura çekiminde yer alacağı belirtiliyor, aynen şöyle deniyordu: "Turkish champion Fenerbahce takes its place despite being under suspicion in a widespread match-fixing investigation at home. UEFA has promised that any club found guilty of corrupting matches will be kicked out of its marquee competition and have its results wiped from the record. ''UEFA is working very hard behind the scenes to ride the game of these threats,'' general secretary Gianni Infantino said at the playoffs draw this month. ''We will not hesitate to prosecute any individual, any official or any club.''"
Mehmet Ali Aydınlar Cumhurbaşkanı ile görüştü, bir kaç saat sonra da TFF, Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'ne katılamayacağını açıkladı.
Açıklamada şu ifadeler yer alıyor:
UEFA, 23 Ağustos 2011'de Türkiye Futbol Federasyonu'na gönderdiği yazıda, ülkemizde sürmekte olan şike soruşturması çerçevesinde, Fenerbahçe Spor Kulübü'nün bu sezon Şampiyonlar Ligi'ne katılmaktan çekilme kararı vermesi gerektiğini, kulüp bu yola gitmeyecek olursa, Türkiye Futbol Federasyonu'nun Fenerbahçe'yi 2011-2012 sezonunda Şampiyonlar Ligi'ne katılmaktan men etmesi gerektiğini, bu 2 yoldan herhangi birisi benimsenmeyecek olursa, UEFA'nın kendi disiplin soruşturmasını başlatabileceğini ve Türkiye Futbol Federasyonu yani ülkemiz aleyhine disiplin yaptırımları uygulama yoluna gideceğini bildirmiştir.
Bu yazı üzerine durum TFF tarafından yazılı olarak derhal Fenerbahçe Kulübü'ne bildirilmiştir. Fenerbahçe Spor Kulübü, 24 Ağustos'ta TFF'ye gönderdiği cevabi yazıda, TFF'nin bu konuda iddianamenin mahkemece kabulünün beklenmesine yönelik kararına saygı duyduğunu ve kendisine tanınan kısa süre içinde böylesine önemli bir konuda herhangi bir karar almasının fillien mümkün olamayacağını bildirmiştir.
Bu gelişme karşısında, durum 24 Ağustos'ta TFF Yönetim Kurulu'nun yapmış olduğu olağanüstü toplantıda ele alınmış ve gerek Fenerbahçe'nin maruz kalabileceği, ağır disiplin yaptırımları gerekse Türkiye Futbol Federasyonu'nun yani ülkemizin maruz kalabileceği disiplin yaptırımları göz önünde bulundurularak, Fenerbahçe Spor Kulübü'nün bu sezon UEFA Şampiyonlar Ligi'ne katılmaktan men edilmesine karar verilmiştir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Daha sonra Mehmet Ali Aydınlar NTV'de canlı yayında muhabirlerin sorularını yanıtladı. Aydınlar şöyle diyordu: "izlediğimiz hukuki süreç doğru." Kararı neden siz almadınız sorusunuza "Kararı TFF aldı" diyor, sonra "ama UEFA" denilince "UEFA gereği" diyor, Beşiktaş ve Trabzonspor'un Avrupa Ligi'nde olduğu söylenince de "UEFA Şampiyonlar Ligi markası üzerinde hasas" açıklamasını yapıyordu.
UEFA ilgili tüm açıklamaları 5, 7 ve 12 Temmuz tarihlerinde vermişti. Nitekim TFF kararı açıklanırken de bu soruldu, o zaman da TFF "kulüpler kendileri bilir" diyordu. Gerçekten de UEFA kulüplerden şike olaylarına karışmadıklarına yönelik teminat istemekte, aynı zamanda bir kaç kere dedikleri gibi Şampiyonlar Ligi devam ederken Şampiyonlar Ligi'nden idari tedbir olarak men kararı alma hakları var veya kendileri de, kulüp şike ile ilgili bir ilgisi olmadığını beyan ettiği için, soruşturma başlatabilirler. Şayet bu beyanın gerçek dışı olduğu anlaşılırsa da gereken cezalar verilebilirdi. TFF'nin açıklamasında UEFA'nın yazdığı mektubun içeriğine yönelik hiçbir ifadede yeni bir şey yok.
Şimdi sorular şunlar.
1- TFF madem Fenerbahçe'yi men kararı verecekti neden bunu daha önceden vermedi? Neden Trabzonspor'u en başta Şampiyonlar Ligi'ne göndermedi? Neden Trabzospor'un hakkını yedi?
2- TFF madem Fenerbahçe'yi Şampiyonlar Ligi'nden men kararı verecekti, neden 15 ağustos tarihinde suçsuzluk karinesine yollama yaptı ve kulüpler kendileri bilir dedi? Madem 9 gün sonra, 9 gün önce aldığı kararın tam aksi yönünde hareket edecekti, neden böyle bir açıklama yaptı?
3- Soruşturmaya tabi tutulan Beşiktaş ve Trabzonspor neden Avrupa Ligi'ne bildirildi de Fenerbahçe bildirilmedi? Şampiyonlar Ligi UEFA organizasyonu da, Avrupa Ligi'ni Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü mü organize ediyor?
4- Trabzonspor ve Beşiktaş hakkında da soruşturma sürerken ve yöneticileri PFDK'ya sevk edilmişken, UEFA turnuvalarında kulüpler yer alabiliyorsa Fenerbahçe neden yer alamıyor? UEFA kuralları aynen Avrupa Ligi için de geçerli. Aynı cezalar Türkiye'ye bu sebeple de verilebilir. Şayet burada UEFA'nın soruşturma açması kabul edilebiliyorsa konu Fenerbahçe olunca neden bir anda hüküm değişiyor?
5- Hüsnü Güreli'nin 15 Ağustos'ta "kurtardık, kimsede yok bu kadar delil melil" açıklamasında belirtildiği gibi 15 Temmuz'da başka takımlar kurtarıldı da 24 Ağustos'ta Fenerbahçe kesin olarak mahkum mu edildi?
6- Fenerbahçe S.K kendilerine gönderilen UEFA mektubunun sayı numarasına sahip olmadığını ve konusunda UEFA bildirimi hakkında ibaresi olduğunu söylüyor. Mektubun orjinalini ve tercümesini TFF Türk kamuoyu ile paylaşmayı düşünüyor mu? Bu kararın gerekçesi olan mektup kamuoyundan saklanacak mı?
7- Madem Fenerbahçe hakkında ciddi şüphe vardı ve Şampiyonlar Ligi'ne gönderilmekten vazgeçildi, 9 Eylül'de başlayacak Türkiye Ligi'nde nasıl devam edebiliyor? Neden kulüp hakkında idari tedbir olarak müsabakalardan men kararı uygulanmıyor? Madem Türkiye Ligi'ne devam edebilecek kadar temiz Fenerbahçe, UEFA'ya katılamayacak kadar neden pis değil?
8- Neden TFF, UEFA'nın kendi eliyle bir soruşturma açmasını ve Fenerbahçe'nin Türk medyası, siyasi aktörleri ve çeşitli lobilerin etkili olamayacağı bir yargılama düzeninde kendisini savunma hakkını engelliyor?
9- Madem neticede Galatasaray tarafından yapılan açıklamaya göre hareket edilecekti, neden Galatasaray'ın açıklamasına "çok sert" cevap verildi? 7 gün önce Türk futboluna kast eden, "ihanet" manasına gelen bildiri 7 gün sonra nasıl Türk futbolundaki hakim karar haline gelir?
10- TFF'yi yöneten Yönetim Kurulu 9 gün önce verdikleri kararın tam aksini 9 gün sonra vermekten utanmıyor mu?
11- Türkiye Futbol Federasyonu utanılacak bir iş yapmıştır. 9 Eylül'de bu ülkede sağ salim tek bir müsabaka oynanması bugün artık mümkün değildir. Bunun sorumluluğunu nasıl alıyorlar.
12- 9 gün önce verdiği kararın tam aksini 9 gün sonra veren, bu arada "Beşiktaş'ı kurtardık" gibi açıklamalarla da tebelleş olan, kendi kozmik odasındaki dosyaları koruyamayan bir Yönetim olarak kaç gün görevde kalmayı düşünüyorlar?
13- Burada esas beklenen amaç Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'ne gitmesinin engellenmesi, Fenerbahçe'nin UEFA ve CAS önünde haklarının savunulmasının imkansız hale getirilmesi mi? Şu ana kadar, Yunanistan'da dahi, UEFA hiçbir ülkeye şike soruşturması ile ilgili bir ceza vermemişken, UEFA'nın hangi disiplin hükmü gereği bir ceza bekliyorlar? Yine hakkında soruşturma sürerken Porto'nun Şampiyonlar Ligi'nde nasıl temsil edildiğini açıklayabilirler mi? Şayet hakkında şike soruşturması yürüyen kulüpler Şampiyonlar Ligi'nde yer alabiliyorsa ve UEFA hiçbir Federasyona bu sebeple ceza vermemiş ise, kendileri hangi gerekçe ile Fenerbahçe'yi Şampiyonlar Ligi'nden men ediyorlar?
Bu arada, Mehmet Baransu, Rasim Ozan Kütahyalı, Takvim Gazetesi, Erman Toroğlu, Ahmet Çakar, Turgay Demir, Fanatik Galatasaraylılar, Adnan Öztürk, medyamızın mümtaz mensupları sizleri de tebrik ederiz, başardınız, kutlayın şimdi zaferinizi. Bakalım kaç gün sürecek.
Allah sonunuzu hayretsin.
Devamı ...
22 Ağustos 2011
Mehmet Ali Aydınlar Nasıl Seçildi?
Mehmet Ali Aydınlar futbolun kötü adamı oldu. Biri diyor ki "Türk futbolunu batıran şahıs!" İnanılmaz. Bu gözler Haluk Ulusoy dönemlerini de gördü, Çakıcı istediği için kurban kestirenleri de biliyor. Henüz daha yeni seçilen Aydınlar'ın Türk futbolunu şayet mümkünse nasıl batırdığı, batırabildiği ve isminin bu noktaya nasıl geldiği hepimiz için ibret vesikası olmalı.
Hafızamız balık ya, ben TFF Başkanı Aydınlar'ın nasıl seçildiğini hatırlatayım dedim.
3 Haziran 2011, Hürriyet Gazetesinde bir haber "Özgener Aday Olmayacak" diyor. Haberde şu ifadeler var "Türkiye Milli Takımı’nın Belçika ile deplasmandaki 2012 Avrupa şampiyonası grup eleme maçı için Brüksel'de bulunan Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener’in maça TFF’nin davetlisi olarak giden kulüp başkanlarına, yapılacak olan başkanlık seçiminde yeniden aday olmayacağını söylediği öğrenildi."
Türk futbolu da böylelikle bir belirsizliğe girdi. Beklenen Özgener'in yeni dönemde de aday olması ve başkan seçilmesiydi. Halbuki Özgener, hala kamuoyuna açıklanmamış bir sebeple, aday olmaktan vazgeçti.
İkinci aday, Göksel Gümüşdağ idi. DHA tarafından 6 Haziran'da geçilen haberde şu ifadeler yer alıyordu. [2]
"Başkan adaylığı için İstanbul Büyükşehir Belediyespor Başkanı ve Kulüpler Birliği Başkanvekili Göksel Gümüşdağ ile Basın İlan Kurumu Müdürü Mehmet Atalay'ın isimleri ön plana çıktı.
Bu konuda görüşlerine başvurduğumuz Gümüşdağ; "Şu an sayın başkan Mahmut Özgener görevdeyken bu konuda konuşmanın bir anlamı yok. Öncelikle Mahmut Özgener görevi bırakıp bırakmayacağını açıklamalı. O konuşmadan benim adaylığımı açıklamam saygısızlık olur. Ayrıca Kulüpler Birliği'nin destek vermesi gerekir. Eğer bu desteği görürsem tabii ki böyle bir görevi kabul ederim" dedi."
Yani Göksel Gümüşdağ Başkan olmak istiyor ancak bunun için Kulüpler Birliği'nin destek vermesini şart koşuyordu. Buna da kimse şaşırmadı. TFF seçimlerinde kulüpler oy kullanacağına göre, kulüpler birliğinden destek beklemek de makul olandı. Göksel Gümüşdağ'ı Aziz Yıldırım'ın da desteklediği söyleniyordu.
11 Haziran tarihinde olanlar ise her şeyi değiştirdi.[3]
Başlık: Büyük Zirveden Aydınlar çıktı.
Haber şöyle:
Türkiye Futbol Federasyonu seçimleri için aday adayları nabız yoklarken, Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören'in Anadolu Hisarı'ndaki villasında dün büyük bir zirve gerçekleşti. Tarihi zirveden Beşiktaş, Galatasaray, Trabzonspor ve Gaziantepspor kulüplerinin TFF Başkan adayı olarak, Mehmet Aydınlar'ın ismi çıktı.
Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören, dün saat 17.00'de Trabzonspor Başkanı Sadri Şener, Gaziantepspor Başkanı İbrahim Kızıl ve Galatasaray Başkanı Ünal Aysal yurtdışında olduğu için yardımcısı Adnan Öztürk'ü villasında misafir etti.
Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'ın, İstanbul Büyükşehirspor Başkanı Göksel Gümüşdağ'ı başkan adayı olarak göstermesi ve bunun için görüşmeler yapmasının ardından ortak aday konusu son bir kez masaya yatırıldı. Aziz Yıldırım'ın bu hamlesine karşılık dört kulüp, Mehmet Ali Aydınlar ismi üzerinde mutabakata vardı. Toplantıda, "Sayın Göksel Gümüşdağ değerli bir isim ancak Sayın Aziz Yıldırım'ın arkasından gitmeyeceğiz. Türk futbolunun bağımsız, tarafsız bir yapıya ihtiyaç var. Herkesin üzerinde hemfikir olacağı saygı göstereceği ve etkilemeyeceği bir isim olarak Sayın Mehmet Aydınlar en uygun aday" görüşü öne atıldı ve destek buldu.
DÖRT KULÜPTEN DESTEK
Başkanlar daha sonra bir taraftan yemek yerken, diğer taraftan Mehmet Ali Aydınlar ismi üzerinde mutabık kaldıklarını diğer kulüp başkanlarına telefonla ilettiler. Orduspor, Samsunspor, Ankaragücü ve Gençlerbirliği'nin başkanları, bu kararın arkasında duracaklarını anında teyit ettiler. Göksel Gümüşdağ'ın adaylığı konusunda birlikte hareket ettiği bilinen Fenerbahçe, Kayserispor ve Sivasspor'a ilk etapta bu oluşum ile ilgili bilgi verilmezken, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, Kayserispor Başkanı Recep Mamur ve Sivasspor Başkanı Mecnun Odyakmaz'ın bu gelişme üzerine bir araya geldi ve durum değerlendirmesi yaptı.
Habere göre Göksel Gümüşdağ'ı Aziz Yıldırım'ın desteklemesi rahatsızlık yaratmış, "Türk futbolu bağımsız bir şekilde yönetilsin" diye Beşiktaş, Galatasaray ve Trabzonspor başkanları aralarında anlaşmış ve Mehmet Ali Aydınlar isminde mutabık kalmıştı. (Laf aramızda, bu üç kulüp başkanının TFF Başkanını belirlemek amacıyla bir araya gelerek görüşme yapmaları da basınımız tarafından şike / şike teşebbüsü veya Federasyonu da kontrol edeceklermiş manşetleriyle görülmedi)
Tarih 12 Haziran'ı gösterdiğinde, Sabah Gazetesi'nin manşeti bir kere daha Aydınlar ismini müjdeliyor ve Türk futbolunun temiz yarınlarına açılacak isim olduğunu muştalıyordu:
Aydınlar Heyecanı
Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören'in Kanlıca'daki yalısında önceki gece gerçekleşen zirvenin sonuçları futbol dünyasına bomba gibi düştü. Kanlıca'daki zirvede bir araya gelen Beşiktaş, Galatasaray, Trabzonspor ve Gaziantepspor kulüplerinin TFF Başkan adayı olarak gösterdiği Mehmet Ali Aydınlar'ın ismi ilk günden 10 Süper Lig kulübünün onayını aldı. Kulüplerin Aydınlar tercihlerinde, daha önce aday olan Göksel Gümüşdağ'ın Aziz Yıldırım'la aşırı yakınlığının etkili olduğu öne sürüldü. 29 Haziran'da yapılacak Türkiye Futbol Federasyonu seçimi öncesi Aydınlar'ın ani başkan adaylığı özellikle Fenerbahçe çevrelerinde büyük yankı buldu.
Sabah bununla yetinmiyordu, hala konuyu tam olarak anlamayanlar varsa, onlar da hiçbir şüpheye düşmesin diye şu haberi de aynı gün geçiyordu:
Yıldırım şok geçirdi!
F.Bahçe Başkanı Aziz Yıldırım, Federasyon Başkan adaylığı için Mehmet Ali Aydınlar isminin gündeme oturmasıyla şok oldu. Zirveye davet edilmeyen ve yalnız kalan Yıldırım, Göksel Gümüşdağ'a destek veriyordu. Bu arada Aydınlar'ın TFF Başkanlığı için tavrı merak edilen Yıldırım'ın üç yıl önceki görüşü olumlu değildi. 4 Eylül 2008'de SABAH SPOR'da yayınlanan haberde Yıldırım, 11 Ağustos 2008'de yapılan Kulüpler Birliği toplantısında kendisine Aydınlar'ın federasyon başkanlığı için önerilmesine, "Onun başkanlık koltuğuna oturacağı yer federasyon değil, Fenerbahçe'dir" yanıtını vermişti. Yıldırım, "Bir dönemden sonra ben artık olmayacağım. Benden sonra bu koltuğa oturmasını istediğim ilk kişi Mehmet Ali Bey'dir, umarım öyle olur" ifadelerini kullanmıştı. Bursaspor, Orduspor, Samsunspor, Gençlerbirliği, Ankaragücü ve Antalyaspor'un zirve sırasında Aydınlar için olumlu görüş bildirdikleri öğrenildi.
Dolayısıyla taraflar belliydi. Beşiktaş, Galatasaray, Trabzonspor Aziz Yıldırım'ın desteklediği aday Göksel Gümüşdağ TFF Başkanı olmasın diye Mehmet Ali Aydınlar'ı destekliyordu.
Esasında bu kulüplerin Göksel Gümüşdağ'a karşı çıktıları filan da yoktu. Tek sorun, Aziz Yıldırım'ın Gümüşdağ'ı istemesiydi. Sahadaki rekabet TFF seçimlerinde de devam edecekti.
15 Haziran'da Türkiye sporu "Adım adım tek adaya" diyordu. Mehmet Ali Aydınlar ile Aziz Yıldırım bir araya gelmiş, Mehmet Ali Aydınlar TFF seçimlerinde tek adayın çıkması gerektiğini Aziz Yıldırım'a ifade etmiş, Aziz Yıldırım ise Göksel Gümüşdağ'ı destekleyeceğine söz verdiğini ifade ederek, Mehmet Ali Aydınlar'a destek veremeyeceğini söylemişti. [5]
Ancak 16 Haziran'da ilginç bir şey daha oldu.
İşte uzlaşma formülü Aydınlar başkan Göksel Gümüşdağ 2.başkan
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “uzlaşın” çağrısı üzerine Göksel Gümüşdağ adaylıktan çekildi. Aziz Yıldırım’ın daveti üzerine Astoria’da yapılan toplantıdan tek adayla seçime gitme kararı çıktı. [6]
Bir anda dengeler değişmişti. Recep Tayyip Erdoğan TFF Başkanlık seçimine müdahale ederek tek aday çıkması gerektiğini bildirmiş, Aydınlar ile Gümüşdağ'ın da uzlaşmasını istediğini ifade etmişti. İstanbul Büyükşehir Belediyespor Başkanı Gümüşdağ'da Başbakanı kıramayacak, hemen uzlaşma yollarını arayacaktı. Aydınlar, daha çok kulüp tarafından desteklendiği için, TFF Başkan adayı olarak öne çıktı. Gümüşdağ artık ikinci başkandı.
16 Haziran tarihli Sabah Gazetesi olayı iki haberle ele aldı. Birinci haberde Yıldırım pes etmişti.[7]
Aziz Yıldırım Pes Etti!
Kulüpler Birliği Vakfı Başkanı Aziz Yıldırım dünkü toplantı sonrası Mehmet Ali Aydınlar ve Göksel Gümüşdağ'ın açıklamasını beklemeden acele bir şekilde aracına binip uzaklaştı. Kendi isteğinin gerçekleşmemesine sinirlenen Yıldırım'ın, bu yüzden ikilinin ortak kararının ilanına katılmadığı ifade edildi. Daha önce Aydınlar'ın TFF başkanlığına adaylığını açıklamasına kızan Aziz Yıldırım, "Göksel Gümüşdağ'a sözüm var. Onu destekleyeceğim. Önce bana söyleseydin, farklı olurdu" demişti. Ancak dün Gümüşdağ, Aydınlar lehine adaylıktan çekilince Yıldırım'ın istediği yine olmadı.
Ancak "Pes etti" manşeti Sabah Gazetesine yeterli gelmemiş olacak ki, bir kere daha hiçbir şüphe kalmasın diye gereken düzenlemeyi yaptılar.[8]
Aziz Yıldırım Ağır Yenilgi Aldı
Kulüpler Birliği Vakfı Başkanı Aziz Yıldırım dünkü toplantı sonrası Mehmet Ali Aydınlar ve Göksel Gümüşdağ'ın açıklamasını beklemeden acele bir şekilde aracına binip uzaklaştı. Kendi isteğinin gerçekleşmemesine sinirlenen Yıldırım'ın, bu yüzden ikilinin ortak kararının ilanına katılmadığı ifade edildi. Daha önce Aydınlar'ın TFF başkanlığına adaylığını açıklamasına kızan Aziz Yıldırım, "Göksel Gümüşdağ'a sözüm var. Onu destekleyeceğim. Önce bana söyleseydin, farklı olurdu" demişti. Ancak dün Gümüşdağ, Aydınlar lehine adaylıktan çekilince Yıldırım'ın istediği yine olmadı.
Şimdi konuyu şuraya kadar bir özetleyelim.
Hala ortaya çıkmamış sebeplerle Özgener TFF Başkan adayı olmadı.
Başkanlığa en yakın şahıs Özgener Yönetiminin ikinci Başkanı Göksel Gümüşdağ idi. Aziz Yıldırım bu ismi destekledi.
Demirören'in Kanlıca'daki evinde bir araya gelen Beşiktaş, Galatasaray ve Trabzonspor Başkanları Mehmet Ali Aydınlar'ı desteklediler.
Amaç, Aziz Yıldırım'ın istediği kişinin TFF Başkanı olmamasıydı.
Tayyip Erdoğan Aydınlar'dan yana tavır koydu.
Göksel Gümüşdağ başkan adaylığından çekildi.
Bu kutlu gelişmeleri Haşmet Babaoğlu şöyle sunacaktı: "Yıldırım'ın vesayet rejimi bitecek!"[9] Bugünlerin hızlı Aydınlar muhalifi Babaoğlu, bu tarihten 2 ay kadar önce tam tamına şu şekilde kutlayacaktı Aydınlar gelişmesini:
Mehmet Ali Aydınlar, Fenerbahçe Acıbadem Voleybol Takımı'nın şampiyonluğunda yaptığı açıklamalarıyla Aziz Yıldırım ile ciddi farklarının olduğunu net bir biçimde ortaya koymuştu. Herhalde Türk futbolunun yönetimi konusunda da bu farklar iyice ortaya çıkar. Türk futbolunun üzerindeki Aziz Yıldırım gücü gerileyecek gibi.
Ayrıca Mahmut Özgener'in ayrılık konuşmasını çok ilginç buluyorum. Vedadan çok "Lanet olsun! Madem öyle işte gidiyorum" konuşmasıydı. Anlaşılıyor ki Aziz Yıldırım'ın vesayet rejimi bitecek. Zaten bitmek zorunda. Sanırım Göksel Gümüşdağ, Başbakan Erdoğan'dan "Pek bu işlere bulaşma" tavsiyesini almıştır. Göksel Gümüşdağ'ın da ortadan çekilmesini böyle değerlendiriyorum
17 Haziran tarihinde yapılan Kulüpler Birliği toplantısında Kulüpler Birliği Aydınlar'ı destekleme kararı aldı [10], 19 Haziran tarihli Sabah Gazetesi "Köşeler Tutuldu" manşetini öne çıkartıyor, Aziz Yıldırım ile Yıldırım Demirören'in farklı köşelerde oturmasını iki ayrı kampın karşı karşıya kalmasına benzetiyordu. [11] Haberin içerisinde şu ilginç detay vardı:
Toplantıda Aziz Yıldırım'ın, "Ben her zaman birlik ve bütünlükten yanayım. Bu süreçte Mehmet Ali Bey'in adaylığını da büyük memnuniyetle karşıladım. Bu süreci; 'kazananlar ve kaybedenler' diye değerlendirenler var. Buna kesinlikle katılmıyorum. Sadece Türk futbolu kazanacak. Hepimiz kazanacağız" şeklindeki sözlerini Yıldırım Demirören büyük bir dikkatle dinledi. Demirören'in, "Kulüpler Birliği Başkanı artık sen ol" telkininde bulunan bazı başkanlara ilk kez "Hayır!" demediği de kulislerde konuşuluyor. Daha önce Aziz Yıldırım'ın vakıf başkanlığından ayrılacağını açıklaması sonrası bu öneriyi getirenlere kesin bir ret cevabı veren Demirören bu kez, "Aceleye gerek yok. Her şeyin bir zamanı var. Bekleyelim, şartları görüp ona göre karar verelim" tavrı belirledi.
24 Haziran'da ise Türk futbolunun final toplantısı yapıldı. [12]
Futbol Zirvesi
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Futbol Federasyonu (TTF) Başkan Adayı Mehmet Ali Aydınlar ve eski futbolculardan Rıdvan Dilmen'i ayrı ayrı kabul etti.
Erdoğan, Dolmabahçe'deki Başbakanlık Çalışma Ofisinde önce TTF Başkan Adayı Mehmet Ali Aydınlar ile bir araya geldi.
Bu görüşmenin ardından Başbakan Erdoğan, eski futbolcu ve futbol yorumcusu Rıdvan Dilmen'i kabul etti.
Basına kapalı gerçekleşen görüşmelerin içeriğine ilişkin bilgi verilmedi.
29 Haziran tarihinde Mehmet Ali Aydınlar 204 delegenin 201'inin oyunu alarak TFF Başkanı seçildi. [13] Bütün kulüpler Aydınlar'a oy vermişti. Yıldırım Demirören zaferini şu sözlerle kutluyordu.[14]
Mehmet Ali Aydınlar'ı ilk öneren dört beş kulüpten biriyiz. İnancımız ve güvenimiz sonsuz. Güzel bir yönetim kurulu kuruldu. Bundan sonraki görevimiz onlara destek olmak.
Oysa aynı saatlerde Sadri Şener bir kere daha küskünleri oynamaya başlamıştı. [15] 30 Haziran'da Sadri Şener'in kırgınlığı ve tepkisi ortaya çıktı: "Bordo-mavili kulüp, TFF Yönetim Kurulu'nda Trabzonspor'u temsilen 2 yöneticinin olmaması ve kulübün önermediği bir ismin yer alması nedeniyle Futbol Federasyonu'nun hiçbir kurulunda temsilci bulundurmayacağını bildirdi."
2 Temmuz tarihinde ise TFF'nin Kurulları seçilecekti. Habertürk "GS Damgası" manşetini taşıyor [15] "TFF Kurulları seçildi Galatasaray egemenliği dikkat çekti" diyerek altında şu yorumları yazıyordu: Federasyonda başkanvekilleri Gümüşdağ ve Arıboğan’ın ardından MHK’nin 1 ve 2 numaralı ismi Yusuf Namoğlu ile Metin Tokat’ın da G.Saray sempatizanı olması dikkat çekti.
Sonuç
Özgener'in nedensiz bir şekilde başkan adayı olmayacağını açıklamasından sonra doğal olarak ikinci Başkan Göksel Gümüşdağ'ın ismi öne çıktı. Aziz Yıldırım da Gümüşdağ'ı destekledi. Ancak tam da kendisini Aziz Yıldırım desteklediği için, Beşiktaş, Trabzonspor ve Galatasaray başkanları aralarında anlaşarak Mehmet Ali Aydınlar'ı aday gösterdiler, 10 kulüp peşinen bu şahsı destekledi, Sabah gazetesi gibi gazeteler de Aydınlar'ı temiz futbolun güzel yüzü, Yıldırım vesayetini kıracak olan kahraman olarak lanse ettiler, Başbakan Erdoğan da kendisini destekledi.
Özgener'in neden görevi bıraktığı, Erdoğan'ın neden Gümüşdağ'a "bu işlere karışma" dediği hala belirsizliğini koruyor ancak TFF Kurullarının seçiminden 1 gün sonra gözaltıların başlaması ve yaşadığımız süreç bunun ipuçlarını da ortaya koyuyor.
İşin komik yanıysa, dün Fenerbahçe'ye karşı olduğu için Aydınlar'ı kahraman ilan eden ve en makul aday olarak gösteren, Aydınlar ismi üzerinde uzlaşılınca Aziz Yıldırım'ın yenilgiye uğradığını iddia edenlerin bugün Aydınlar'ı Aziz Yıldırım kontrolünde bir şahıs olarak göstermesi. Buncasına omurgasızlık, midesizlik, pespayelik elbette hiçbirimizi şaşırtmıyor ve biliyoruz ki Türk futbolu temizlenecekse dün söylediğinin tam aksini bugün söyleyip, insanları suçlayarak, itham ederek ahlaksızca hareket eden medya temizlenmeden bu olmayacak.
[1] http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/?id=18160902
[2] http://www.dha.com.tr/..Categoryid=7
[3] http://www.sabah.com.tr/...zirveden-aydinar-cikti
[4] http://www.sabah.com.tr/aydinlar-heyecani
[5] http://www.sabah.com.tr/adim-adim-tek-adaya
[6] http://www.hurriyet.com.tr/spor/futbol/18042457.asp
[7] http://www.sabah.com.tr/.../aziz-yildirim-pes-etti
[8] http://www.sabah.com.tr/aziz-yildirim-agir-yenilgi-aldi-
[9] http://www.sabah.com.tr...vesait-rejimi-bitecek
[10] http://www.sabah.com.tr/...aydinlar-zirvesi
[11] http://www.sabah.com.tr/.../koseler-tutuldu
[12] http://www.sabah.com.tr/...ankarada-futbol-zirvesi
[13] http://www.sabah.com.tr/.../tffnin-yeni-baskani
[14] http://www.sabah.com.tr/...bilincindeyiz
[15] http://www.htspor.com/diger/haber/644871-gs-damgasi
Devamı ...