10 Haziran 2013

UEFA Soruşturması veya tünelin sonu


UEFA Disiplin Yönetmeliği 2013, madde 3 ne diyor?

“Aşağıda yer alan şahıslar bu kurallarla bağlıdır:
a) Tüm üye federasyonlar ve yöneticileri
b) Bütün kulüpler ve yöneticileri
c) Bütün maç görevlileri
d) Bütün sporcular
e) UEFA tarafından bir faaliyeti ifa etmek için görevlendirilmiş tüm şahıslar”


Madde 5 diyor ki:
“UEFA Disiplin organları kararlarını Futbolun oyun kuralları, İsviçre hukuku ile UEFA Tüzükleri, yönetmelikleri, talimatnameleri, kararları ve Disiplin Komitesi’nin uygulanabilir bulduğu herhangi bir hukuk kuralı uyarınca verirler.”

Madde 12

“UEFA kuralları ve yönetmelikleri ile bağlı olan herkes müsabakaların güvenilirliği etkileyecek her türlü davranıştan kaçınmak zorundadır ve bu tip davranışlarla mücadelesinde UEFA ile tam bir işbirliği ile hareket etmelidir

Maçların güvenilirliği örneğin şu şekilde zedelenir,

Kendisi veya üçüncü bir şahsa menfaat sağlamak için müsabaka sonucunu gayri hukuki veya ahlaki bir şekilde etkilemek”

Madde 23/3

Kontrol ve Disiplin Organı UEFA tüzüğü ve yönetmelikleri tarafından belirlenmiş tüm disiplin konularında yargılama yetkisine sahiptir.

Madde 37,

Disiplin soruşturmaları sırasında insanlık onuruna aykırı olmadıkça her türlü bilgi, belge, bulgu delil olarak kullanılabilir. Geçerli deliller resmi raporları, kayıtları, şahitlerin ifadelerini, tarafların ifadeleri ile müfettişlerin beyanlarını, yerinde yapılacak incelemeleri, uzman görüşlerini, televizyon ve video kayıtlarını, kişisel itiraflar ile diğer kayıt ve dökümanları içerir.

UEFA Şampiyonlar Ligi Tüzüğü madde 2, kabul kriteri

(Şampiyonlar Ligi’ne kabul edilebilmek için)
g) UEFA Tüzüğü’nün 50. Maddesinin yürürlüğe girdiği tarih olan 27 Nisan 2007 tarihinden itibaren ulusal veya uluslararası düzeyde müsabaka sonucunu etkilemeye yönelik hiçbir faaliyet içerisinde bulunulmadığını gösteren yazılı bir beyan verilmesi zorunludur.

SONUÇ:

1- UEFA’nın 2011 disiplin yönetmeliği değişmiştir. O yönetmelikte müsabaka sonucunu etkilemeye yönelik fiillerin UEFA Disiplin Komitesi tarafından incelenmesi için müsabakanın veya ilgili turnuvanın UEFA tarafından düzenlenmiş olması şartı aranıyordu, bugün öyle bir şart bulunmuyor.

2- UEFA’ya bağlı tüm şahıs ve kurumlar ile yetkili organların UEFA Disiplin yönetmeliği ile ilgili tüm mevzuata uygun hareket etmesi gerekiyor.

3- Şampiyonlar Ligi’ne katılım için ilgili kulüp ve yöneticilerinin müsabaka sonucunu etkilemeye yönelik bir faaliyet içerisinde bulunmadıklarını beyan etmeleri gerekiyor.

4- UEFA Fenerbahçe hakkında bir soruşturma açabilme yetkisine sahip –ki açmış durumda- bu soruşturma sonucunda UEFA’nın ilgili müffettişleri hiçbir yerel otorite ile bağlı kalmaksızın kendi raporlarını hazırlayabilir hatta gizli tanık bile dinleyebilir.

5- Müsabaka sonucunu etkilemeye yönelik bir hareketin tespit edilmesi halinde de açıkça ceza verebilirler.

6- Bu karara karşı UEFA’nın ilgili temyiz mercii ile CAS yolu her zaman açıktır.

7- UEFA’nın kararı Yargıtay açısından kanunen bağlayıcı değilse de bu alandaki en büyük uluslararası otoritenin yapacağı herhangi bir tespit Yargıtay kararını etkiler ve etkilemelidir.

8- CAS’da bir dava açılması düşünülürse bunun hangi zeminde ve gerekçelerle yapılacağı ayrıca tartışılmalıdır. Yargıtay’ın Ekim veya Eylül ayında karar vereceği düşünülürse, bu halde CAS davasından ne gibi bir somut sonuç bekleneceği de ayrıca belirsizdir.

9- Bu tarihe kadar Fenerbahçe’nin Efraim Barak, Ulrich Haas, Gabrielle Kaufmann Kohler, Henry Peter gibi uluslararası spor hukukçularından, alanında uzman şahıslardan neden mütalaa almadığı, görüşmediği, bunların görüşleri doğrultusunda hareket etmediği ayrıca izaha muhtaçtır.

10- Yine Fenerbahçe’nin uluslararası PR ajansları ile neden anlaşmadığı, neden kendi görüş ve düşüncelerini dünyaya aktarmadığı, davadaki hukuk ihlallerinden bahsetmediği de belirsizliğini korumaktadır.

11- Fenerbahçe’nin 2 yıl men cezası alması halinde, daha önce TFF tarafından verilmiş UEFA Şampiyonlar Ligi’ne göndermeme kararı ile birlikte toplam 120 milyon avroyu bulan kayıplarının nasıl karşılanacağı da sorgulanmalıdır.

12- 3 Temmuz 2011 tarihinden itibaren geçen 2 sene boyunca temel alanlarda hiçbir yapısal değişikliğe gidilmemesi, bu alanlarda hareket edilmemesinin de sorumluları ortaya çıkartılmalıdır.

Son olarak,

- Mehmet Ağar’la yemek yemeler, ziyaretler, suskunluk, uslu çocuk stratejisinden hiçbir şey beklenmemelidir.

- Bu saatten sonra Nazım Hikmet şiirleri, mücadelemiz zulüm ve zalimledir salvolarının da inandırıcılığı kalmamıştır. Bunca suskunluk üstüne ve geçen zamanda artık bu cümlelerin hiçbir manası yoktur. Herkes hatalarının bedelini öder. Zaten bunların UEFA önünde de bir etkisi olmayacaktır.

- Ünal Aysal süreci daha dikkatli takip edip, açıkça da uyarırken, Fenerbahçe yönetiminin gri alanda, ne yaptığı muğlak bir şekilde kalması da ayrıca çok düşündürücüdür.

- Bu yönetim tarzı ve anlayışı verebileceği ne verse vermiştir. İyi ve kötü. En yakın zamanda bunun müsebbibleri de artık bayrağı teslim etmelidir.

- Bu da şahsım adına bu konuda yazılacak son yazıdır, UEFA ne karar verirse başım gözüm üstüme. Hem benim hem Türkiye’nin daha büyük sorunları var. Her şerde bir hayır vardır ya, kötü yönetim ve politikaları da belki böylelikle gider de her alanda bir tatlı nefes alabiliriz.


Devamı ...

10 Şubat 2012

Mehmet Ali Aydınlar: Bir Tutarsızlık Portresi



Dün müstafi Federasyon Başkanı M.Ali Aydınlar’ın açıklamalarını 32. Gün’de hep beraber dinledik. Yine birbirinden veciz tutarsızlıklarla dolu bir saat yaşattı bize sağolsun. Bu kadar tutarsızlık İkizler burcu kadınında bile yok.

Yalan söylemeyi beceremem diyen M. Ali Bey daha ilk soruda Federasyon Başkanlığı sürecinde Başbakanla sadece aday olduktan sonra istişari nitelikte bir görüşme yaptığını belirtti. Bir kere bu külliyen yalan. Haluk Ulusoy sonrası bütün federasyon seçimlerinde Başbakan’ın işaret ettiği adayın Federasyon Başkanı olduğunu bilmeyen yok. Dolayısıyla kendisinin seçim sürecinin Başbakan’ın icazetiyle olmadığını düşünmesi tam anlamıyla komik.

Hemen ardından Aydınlar Uefa tarafından Yunanistan’dakl şike soruşturması kapsamında Olympiacos Volou ve Kavala’ya Yunanistan Futbol Federasyonu ve Tahkim Kurulu kararının ardından soruşturma açıldığını, ulusal federasyonun puan silme cezasından çok daha ağır olan 3 alt lige düşürme cezası verildiğini söyledi. Şimdi Aydınlar’a bu konuda kim bilgi verdi bilmiyorum ama olayın manipüle edildiği ve Aydınlar’ın sürecin başından bu yana Uefa sopasını ne kadar içselleştirdiğinin göstergesi bu örnek.

Doğrusu şu : Yunanistan Futbol Federasyonu bu adı geçen iki takımı küme düşürme kararı verdi,Yunanistan Tahkim’i bu kararı bozup eksi puan cezasına hükmetti, ardından Uefa Avrupa Kupalarında mücadele ettiği yani kendi organizasyonuna temizim diyerek katılan ama temiz olmadığına ulusal federasyonun karar verdiği Volou hakkında soruşturma açtı ve ve 3 sene men cezası verdi, Yani Uefa Aydınlar’ın saçmaladığı gibi Volou ve Kavala hakkında üç alt lige düşme kararı falan vermedi. Bu kararı bu kulüpler eski yöneticileriyle organik bağlarını kesmedikleri gerekçesiyle Yunan Hükümeti aldı ve kulüplerin lisansını iptal etti. Uefa Kavala Avrupa Kupalarında oynamadığı için doğal olarak Kavala hakkında herhangi bir disiplin soruşturması açmadı.

Aydınlar saçmalamalarına devam edip CAS’dan Fenerbahçe lehine bir sonuç çıkmazsa Uefa’nın Fenerbahçe’ye ceza vereceğini iddia ediyor. Oysa bir önceki cümlede de Fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi’ne göndermeyerek Uefa tarafından verilecek olası cezayı önlediğini de iddia ediyor. Şimdi bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Zaten Avrupa Kupalarında oynamayan bir takım hakkında UEFA niye soruşturma açsın? Kavala hakkında açmış mı mesela ? Şimdi Aydınlar’a şu soruyu da sormak lazım. Madem Fenerbahçe’yi göndermek riskliydi ve sen bu riski göze almayarak Fenerbahçe’nin olası büyük cezalar almasını önledin , soruşturmada adı geçen Beşiktaş ve Trabzon’un Avrupa Kupalarına katılmasına niye göz yumdun? Şimdi bu kulüpler hakkında Uefa tarafından herhangi bir cezai yaptırım uygulanırsa bu kulüpler Federasyona "madem böyle önleyici bir yola gidebiliyordun Fenerbahçe gibi bizi de göndermeseydin" deme hakkına sahip değiller mi?

Fenerbahçe’nin CAS’a Uefa’yı şikayet etme hakkı en doğal hukuki hakkı değil mi? Bir ülke federasyonunun kendi federasyonuna mensup bir kulüp hukuki hakkını kullandı diye “Uefa size ceza verecek” diye kara propaganda yapması nerede görülmüş. Kaldı ki diyelim Uefa böyle hukuksuz bir uygulama yaparsa ülke federasyonu bu orta çağ mantığı karşısında Uefa’nın yanında mı olmalıdır karşısında mı?

Trabzon’u biz almadık Uefa aldı yalanı var bir de. Şimdi bu mesele hakkında ne düşündüğümü daha önce de yazdım, bu iş şike soruşturmasının uluslararası meşruiyeti için hayati önem arz eden bir şeydi. Fenerbahçe yerine Trabzon’un alınmayacağını düşünmek için ya saf olmanız lazım ya da Federasyon başkanı. Şimdi Aydınlar bizden şuna inanmamızı bekliyor:
Fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi’ne göndermezsek onun yerine kim gider diye bu Federasyon arasında hiç konuşmamış, o çok güvendiği hukukçuların şahı İlhan Helvacı’ya bu konu hiç sorulmamış, “Uefa neylerse güzel eyler “ şeklinde bir tevekkül yoluna gidilmiş. Uefa’nın ülke şampiyonunun Şampiyonlar Ligi’ne katılmadığı durumlarda yerine o lig ikincisinin katılacağını düzenleyen kuralından bu allame-i cihan federasyon yöneticilerinin haberi yokmuş, çok şaşırmışlar, Trabzon Şampiyonlar Ligi’ne gönderilince, adeta şoke olmuş, dilleri lal olmuş, ağızları mühürlenmiş. Uefa’ya düzenli bilgi aktardıklarını söyleyen, günlük gelişmeleri not ettiklerini anlatan Aydınlar demek ki Trabzon’un iddianamede adının geçtiğini söylemeyi unutmuş, ne yaparsın küçük bir unutkanlık.

Aydınlar’ın ve Federasyon içindeki kliğin Trabzon’un Şampiyonlar Ligi’ne Fenerbahçe yerine gönderilmesinden bal gibi haberleri vardı, bizzat siyasi iradenin de icazeti ve teşviğiyle bunu yaptılar. Böylece iki kuşu birden vurmuş oldular. Hem Uefa sopasını gösterip Fenerbahçe’yi hizaya getirmek hem de Uefa’nın Trabzon’u fiilen şampiyon kabul ettiği yolunda kamuoyu oluşturup kupayı Trabzon’a vermek. Nitekim Trabzon’un kupamızı isteriz geyiğinin en büyük dayanak noktası Uefa’nın kendilerini şampiyon kabul ettiği palavrasıydı.

Aydınlar’ın da parçası olduğu bu büyük kurgu Fenerbahçe’ye ölümü gösterip sıtmaya razı etme politikasına 58. Maddeyi değiştirerek devam edeceklerdi. 58. Maddeyi değiştirme çabası da Fenerbahçe’yi kurtarıyorlar propagandasıyla sunulacak ve dolayısıyla Federasyon’un Beşiktaş ve Trabzon konusunda elini temizleme çabası Fenerbahçe üzerinden yapılacaktı. Bu plan suya düşünce M.Ali Aydınlar’ın da Federasyon başkanı olmasının bir anlamı kalmadı. Kukla rolünü oynayıp başkanlıktan ayrıldı.

Sürecin başından beri bize pompalanan bir şey var "Fenerli Başbakan", "Fenerli Federasyon Başkanı", "Fenerli savcı", "çocuğu operasyon yüzünden kendisiyle konuşmayan Fenerli emniyet amiri" vs.vs. Bu vurguların özellikle soruşturmanın ilk safhasında ne kadar sık kullanıldığını hepimiz hatırlıyoruz. Bu 3 Temmuz sonrası oluşturulan ve modern zamanların en büyük linç kampanyasının duygusal harçlarından biriydi. “Durum o kadar açık ki bu kararı verecek Fenerliler bile bir şey yapamıyor” vurgusunu vermek için planlı yapılan bir kampanyaydı. Gelinen süreçte artık kimsenin Fenerli olmasına ihtiyaç kalmadı dolayısıyla Aydınlar’ın Federasyon Başkanı olmasının da şu aşamada herhangi bir duygusal taşıyıcılığı, ve yatıştırıcılığı kalmadı

Aydınlar’ın istifa gerekçesi ve sonrasındaki süreci anlatması da ayrı bir skandal. Kısmet Erkiner’e bir hafta önce kendisine doğru yolu gösterdiği için teşekkür eden Aydınlar şimdi kalkmış Erkiner’in açıklamaları doğru değil diyor. E kardeşim o zaman seni yanılttıklarını düşündüğün adamlar seni yanıltmadıysa niye istifanı geri almıyorsun. Bir hafta önce aldatıldım deyip istifa ediyorsan, bir hafta sonra aslında aldatılmadıysan istifa gerekçen de ortadan kalkmış oluyor.

Kaldı ki İlhan Helvacı’yla M.Ali Aydınlar’ın beyanlarını bir araya getirdiğimizde de bir tutarsızlık var. Helvacı o gece Aydınlar’a ulaştığını ve ertesi sabah kendisine durumu izah edeceğini söylediğini beyan ederken, Aydınlar istifa mektubunu yazana kadar İ. Helvacı’yla hiç görüşmediğini beyan ediyor.

Aydınlar’ın ifadelerinden aslında Cornu’nun gelmesinin de Aydınlar’ın Fenerbahçeli olması nedeniyle Uefa’nın bir güven bunalımına düşmesi sonucu oluştuğunu öğreniyoruz. Uefa’nın ülke federasyonlarına karışma yetkisinin olmadığını belirten Aydınlar Uefa’nın kendisinden şüphe ettiği için müfettiş görevlendirmesini sineye çekebiliyor. Burada programın sunucusu tarafından Cornu’yla ne konuşulduğuna dair, Cornu’nun Cas’a verdiği dilekçeyle ilgili, Cornu’ya açılacak sözde davayla ilgili tek bir soru bile sorulmaması da enteresan. Cornu ziyaretinde demek ki M.Ali Aydınlar yeterince Fenerbahçeli olmadığını müfettişe ispatlamaış ki Uefa’nın kendisi üstündeki şüpheleri dağılmış.

Aydınlar’ın Fenerbahçe yönetimiyle ilgili söylediklerine gelelim.
Aziz Yıldırım dışarıda olsaydı bu sorunu çözerdik Aziz Bey akıllı uyumlu biridir” diyen adam Fenerbahçe Yönetimi’ni Aziz Yıldırım’a danışmadan karar alamıyor diye eleştiriyor. Aziz Yıldırım’ın gerçekten öyle olduğunu düşünüyorsan Fenerbahçe Yönetimi’nin başkana fikir danışmasını niye eleştiriyorsun diye sormak lazım kendisine.

M.Ali Aydınlar Fenerbahçe taraftarının gözünde bir hiçtir, bırakın başkanlık rüyası kurmayı Kadıköy’de yüzüne tükürülmeden 100 metre bile yürüyemeyecek bir hale gelmiş ve hala utanmadan Fenerbahçeliyim diyebilen bir adamdır. Kulübün en büyük efsanesinin cenazesine gelemeyecek kadar yüzsüz olup hala utanmadan başkanlık hayalim var diye açıklama yapılmaz.

M.Ali Bey kadın voleybol takımına babasının hayrına yardım etmedi, Fenerbahçe’ye sponsor olması Fenerbahçe için değil onun için lütuftur. Acıbadem ismi üç sene önceden çok daha fazla biliniyorsa Fenerbahçe Kadın Voleybol takımı sayesindedir. Keramet sponsorda değil kulüptedir, nitekim Acıbadem bu kulüpten gitmiş başka bir sponsor gelmiş ve Fenerbahçe yine Şampiyonlar Ligi’nin bir numaralı favorisi durumundadır.

M. Ali Bey , siz sponsor olduğu takım yarı final maçını kaybetti diye üçüncülük maçına tepki olarak gelmeyen bir Fenerbahçelisiniz , bu taraftar bunu da unutmadı. Siz ve sizin gibi Fenerbahçe’yi sabote etmek için Fenerbahçeli sıfatını pişkince kullanan kuklaların yeri Fenerbahçe Yönetim Kurulu değil Fenerbahçe Haysiyet Divanı’dır. Şüphesiz Fenerbahçe tarihi sizi hak ettiğiniz yere koyacaktır.


Devamı ...

13 Ocak 2012

UEFA ve TFF : Bir Danışıklı Dövüş Hikayesi




Bugün itibariyle Federasyon'un açıklamasıyla öğrendik ki Ağustos ayında Nemesis sıfatıyla ülkemize adaleti tesis etmeye gelen bir müfettiş olan Kasım da ise aynı kişiler tarafından yalancılıkla suçlanan Pierre Cornu CAS'a verdiği dilekçeyi geri çekmiş.
Bilindiği gibi Fenerbahçe hem Türkiye Futbol Federasyonu'nu hem de Uefa'yı dava etti CAS'da. Zira Fenerbahçe'yi Şampiyonlar Ligi'nden men eden kararı bu iki kurum da birbirinin aldığını iddia ediyor. Son tahlilde kararı veren Federasyon olsa da Federasyon da, Uefa'nın mektubu dolayısıyla bu kararı verdiğini söylediğinden zincirleme bir durum söz konusu.

Cornu'nun geri çektiği dilekçenin muhteviyatını Ali Koç'un basın toplantısıyla öğrendik. Cornu Uefa'nın mektubuna esas oluşturan beyanında kendisine Türkiye Futbol Federasyonu tarafından Fenerbahçe'nin bu işten yüzde bir bile kurtulma ihtimalinin olmadığı bildiriminin yapıldığını, soruşturmanın sonunda Fenerbahçe'nin masum çıkma ihtimalinin olmadığının bizzat Federasyon tarafından iletildiğini belirtiyor.

Şimdi bu dilekçe geri çekildiğine göre bizim sormamız gereken şu: Uefa Türkiye'deki şike soruşturması için bu adamı tam yetkili olarak Türkiye'ye yolluyor, onun izlenimleri sonunda TFF'ye bir mektup yazıyor ve TFF de o mektuba istinaden Fenerbahçe'yi men ediyor. Uefa tam yetkili olarak gönderdiği adamın beş ay önce yüzde yüz doğru kabul ettiği izlenimlerini beş ay sonra niye geri çekiyor. Bu dilekçedeki beyanlar doğru değilse Uefa beş ay önce buna istinaden oluşturduğu kanaatin de sağlıklı olmadığını zımnen kabul etmiş olmuyor mu?

Şimdi bu dilekçeyi davadan çekip davaya iddianameyi koyacaklar diyen gerizekalılar var. Bir kere Fenerbahçe'nin CAS'a açtığı dava bir usul davası. Fenerbahçe, kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan kulübün ve suçlanan kişilerin savunması dahi olmadan üstelik Milan ve Porto örneği ortadayken Uefa ve Federasyon'un işbirliğiyle Şampiyonlar Ligi'ne katılım hakkının elinden alınmasının hukuksuz olduğunu iddia ediyor. Bu karar verildiğinde ortada iddianame falan olmadığından iddianamenin davaya eklenmesinin bu açıdan bir etkisi olamaz.

Fenerbahçe'nin CAS'a yaptığı itiraz şike var yok meselesi değil, en temel hukuki hakkını kullanmasına imkan verilmeden böyle bir kararın alınamayacağı. Kaldı ki diyelim CAS iddianameyi veri olarak aldı. E o zaman iddianamede bulunan Trabzon ve Beşiktaş ile ilgili hiç bir işlem tesis edilmeyip Fenerbahçe'yle ilgili neden işlem tesis edildiğini sormayacak mıyız ?

Uefa'nın Fenerbahçe'nin men edilmesiyle ilgili yazdığı mektupta başkan ve yöneticilerin tutuklu olması, basında çıkan haberler ve Emniyet tarafından yapılan açıklama da kriter olarak sunulmuştu. Gerekçelere bir bakalım Emniyet'in yargıya intikal etmiş olan bir mesele hakkında kesin hüküm veren bir konuşmasının zaten bir yetki gasbı olduğu ortada,diğer kriter olan basında çıkan haberlerin neredeyse yüzde 90'ı yalan çıktı, üçüncü veri olan yöneticilerin tutukluluk hali suçlu olduğuna dair güçlü kanaat ise asbaşkanı ve antrenörü o tarihte tutuklu olan Beşiktaş için aynı kriter neden uygulanmadı? Şimdi herhalde Fenerbahçe CAS daki duruşmada bu soruları soracaktır.

Türkiye'de 3 Temmuz sonrası bilerek yapılan bir şey var. Uefa'yı bir demokles kılıcı olarak bu davanın içine çekmek. Medyada bunun için çok ciddi manipülasyon yapıldı, Türkiye'den gidenler gelenlerin sızdırılan belgelerin falan olduğunu zaten biliyoruz. Aslında bunu yapanın bizzat Federasyon içinden kişiler olduğu son derece açık. Üstelik bu manipülasyon hala devam ediyor, Uefa'nın merkezine siyah çelenk bırakıp protesto gösterisi yapılması gündemdeyken Uefa böyle bir gösteri yapılırsa Fenerbahçe'ye çok ağır ceza verebilir diye haber yapıldı bu ülkede. Bir Allahın kulu da Avrupa'nın göbeğinde herhangi bir kurumu şiddetsiz bir şekilde protesto etti diye kulübe niye ceza verileceğini sormadı. Bugün yine görüyoruz Uefa şike soruşturmasında tüm tasarrufun federasyonda olduğunu daha üç gün önce vurgulamasına rağmen "Fenerbahçe davayı geri çekmezse beş yıl ceza alacak" haberini okuyoruz. Bu haberi yapan gerizekalıların da bir kulübün en doğal hakkını kullanması nedeniyle niye ceza alacağına dair en ufak bir sorgulama yapmaması da ilginç. Şu soruyu da sormuyorlar bu kerameti kendinden menkul gazeteciler. Zaten Avrupa kupalarına katılmamış, dolayısıyla Uefa organizasyonuna girmemiş bir takıma Uefa şike nedeniyle nasıl ceza verebilir. Yunanistan'da suçlanan iki takımdan Volou Uefa'da oynadı diye Yunanistan makamlarının yanı sıra Uefa'dan da ceza aldı, şike suçlamasında adı geçen diğer takım olan Kavala Avrupa Kupalarında olmadığı için Uefa tarafından herhangi bir cezaya çarptırılmadı.

Bu örnek ortada dururken hala ahmakça Fenerbahçe ceza alabilir, davadan vazgeçmezse şöyle olur gibi haberlerin haber verme dışında amaçları var.

Sonuçta bu operasyonu yöneten insanların bir amacı vardı. Kamuoyu algısı yaratmak. O yüzden 3 Temmuz öğleden sonrası özel yetkili muhabirlerce dezenformasyon bombardımanına tabii tutulduk. Mahkeme iddianameyi kabul eder etmez dosya savunma avukatlarına bile gönderilmeden medyaya gönderildi, insanları itibarsızlaştırmak için alakasız telefon konuşmaları bile manşete taşındı. Uefa'nın Federasyona gönderdiği yazıda medya haberlerinden bahsetmesi tesadüf değil. Trabzon Şampiyonlar Ligi'ne gönderilip iddianamenin kabulüne kadar Trabzon aleyhine tek tape sızdırılmadı.Federasyonda Uefa'yla soruşturma safhasına bilgi aktaranların isimleri ve icraatleri zaten bu süreci nasıl idare ettiklerinin göstergesi.

Fenerbahçe'nin asıl savaş kamuoyunda verilirken yok adli sürece saygı, yok mahkemeyi etkilememek gibi politik doğrucu gerekçelerle burayı boş bırakması kabul edilemez. Kulübün kendi elindeki radyoyu ve televizyonu bu süreçte bir kaç istisna dışında felaket kullandığını belirtmek gerek. Ne halkla ilişkiler ne uluslararası basına meseleyi anlatma konusunda bir başarı sağlanabildi.

Uefa zaten çok farklı dengeleri gözeten bir kurum son derece iki yüzlü kararlar alabiliyor. Şimdi bilindiği gibi Uefa'nın güya en hassas olduğu konu siyasi iradenin futbola müdahalesi. Uefa sözde bunu kabul edilemez bulduğu için gariban ülkelerin üyeliklerini askıya alabiliyor. En son Bosna Hersek örneğinde Dayton Anlaşması'na göre Bosna Hersek federasyon başkanının Sırp, Hırvat, Boşnak sıralamasına göre 6 ayda bir değişmesini siyasi müdahale olarak görmüş ve Bosna Hersek'in üyeliğini askıya almıştı.

Ahmet Çakar gibi seslenelim Ey Uefa! Mehmet Ali Aydınlar'ın seçilmesi sürecine Başbakan'ın bizzat müdahil olması , hükümete mensup bir bakanın "ince ince çalışma yapıyoruz" demeci, sizin açınızdan hiç bir sıkıntı yaratmıyor anlaşılan.

Fenerbahçe dava açtı diye futbolun prestijinin sarsıldığını düşünüp Bosna'da hassasiyet gösterdiğiniz siyasetin futbolu şekillendirmesine Tükiye'de niye ses çıkarmıyorsunuz ?

Cevap belli çünkü başından beri Uefa ve Federasyon arasındaki danışıklı dövüş var. Bu danışıklı dövüş bizzat siyasi icazetin izni ve teşviğiyle yapıldı. Fenerbahçe'nin tepkisini azaltmak için kararı Uefa'nın alması istendi, muhtemelen bazı pazarlıklar da yapıldı. Sonunda Uefa blöf gibi gözüken bir mektupla Federasyona al da at dedi o da mektubu gole çevirdi. Yani pek çok insanın söylediği gibi Uefa blöf falan yapmadı, Federasyon'dan hatırlı kişiler aracılığıyla bunlar kesin şike yaptı diğerleri temiz denildi ve kararı almaya yürekleri olmadığı için "şöyle bir şeyler yazsanız bizi de zor duruma düşürmemiş olursunuz" gibi bir tavsiye iletildi ve o mektubun içeriği de daha yazılmadan Federasyon tarafından biliniyordu.

Şunu da hatırlatmak lazım bu kararın alındığı gün M.Ali Aydınlar Uefa'nın biz her türlü tazminatı ödemeye hazırız dediğini beyan etmişti Fatih Altaylı'nın programında. Şimdi sormak lazım "tazminatı biz veririz" diyen bir kurum daha sonra niye kararı biz almadık dedi ya da tersinden soralım kararı kendisi almayan bir kurum niye "tazminatı biz veririz" dedi.

Bütün bu süreci bence çok iyi bilen ve bugüne kadar ortalarda gözükmeyen Şenes Erzik'in de bütün bu süreçte Uefa-Siyaset-Federasyon arasındaki işbirliğinde oynadığı rolün ne olduğunu da eğer Başbakan'la bir Dolmabahçe görüşmesi falan yapmadıysa bir kaç sene içinde öğreniriz.

Defalarca yazdım ama bir kez daha yazayım Fenerbahçe bu karar alındığı gün ülkedeki bütün sportif faaliyetlerini durdurmalıydı. Kendisinin altını oyan bir federasyonun tertip ettiği bir ligde oynamasını, hala bu rezil adamlarla aynı masada oturabilmelerini anlamıyorum.



Devamı ...

3 Eylül 2011

Porto, Sion, Bursaspor ve TFF'nin Açmazı



Geçtiğimiz bir kaç günde UEFA, Sion, Bursaspor ve Fenerbahçe hakkında bazı kararlar verdi. Porto kararı ışığında bu kararları değerlendirmek ve TFF'nin nasıl bir bilgisizlik / korku / baskı atmosferi içerisinde akıl dışı bir karar verdiğini de göstermek gerekiyor.

1- Porto Olayı
Apito Duorado diye bilinen Altın düdük skandalı basitçe Portekiz Ligi'nde faaliyet gösteren bazı hakemlerin, kimi takımların yöneticileri ile anlaşarak müsabaka sonuçlarını etkilediğine yönelik iddiaların ortaya çıkmasıyla başladı. Bu takımlardan bir tanesi Porto'ydu ve iddialara göre Başkanı bazı hakemlere çeşitli menfaatler temin etmiş, bu yolla bazı maçların sonuçlarını bağlamıştı. Üstelik, gerçekten bu neviden menfaatler elde ettiğini itiraf eden hakemler de vardı.

Yani Porto, müsabaka hakemlerini ayarlamak yoluyla müsabaka sonucunu etkilemekle itham ediliyordu.

9 Mayıs 2008 tarihinde, Portekiz Federasyonu, mahkeme safhasıyla bağlantısız bir disiplin yargılaması yaptı ve şikeye teşebbüs suçundan Porto'yu suçlu buldu. Bu suçun cezası olarak da şike girişiminde bulunulduğu kabul edilen 2 maç için Porto'nun 6 puanını kesti.

Bu karardan sonra, UEFA Disiplin Kurulu Porto'yu 2008/2009 Şampiyonlar Ligi sezonundan ihraç etti.

Ancak bu karar, UEFA Tahkim Kurulu tarafından bozuldu.

Benfica ile Vitoria Guimaraes, UEFA Tahkim Kurulu'nun bu kararını CAS'a götürdüler. CAS itirazları haksız buldu ve Porto'nun Şampiyonlar Ligi'ne alınması kararını onadı.

Gerekçe?

"UEFA kurallarına göre, Şampiyonlar Ligi'ne katılacak takımlar yerel veya uluslararası düzeyde, herhangi bir şekilde müsabaka sonucunu etkileyecek eylemler içerisinde bulunamazdı. Buna karşın, Şampiyonlar Ligi'ne Porto'nun katılması kararını vermekle yetkili kurum Portekiz Federasyonuydu"[1]

Ayrıntılı gerekçede, mealen henüz davanın sürdüğü, gerçeğin bütünüyle ortaya çıkmadığı, acele bir kararla hak kaybına yol açılmasının doğru olmadığı belirtiliyor, Porto'nun haklarının elinden alınamayacağı ifade ediliyordu.

Ne öğrendik?

a) Disiplin yargılaması sonucunda Porto'nun müsabaka sonuçlarını etkilemeye yönelik fiiller içerisinde olduğu sabitti.
b) Şampiyonlar Ligi'ne katılmak için takımların müsabaka sonucunu etkilemeye yönelik fiiller içerisinde bulunmaması gerekiyordu.
c) Ancak, kimin Şampiyonlar Ligi'ne katılacağı yerel federasyonun kararıydı ve devam eden bir yargılama esnasında kulüplerin bu hakkı elinden alınamazdı.

Bu olay ne zaman yaşandı? UEFA'nın zero tolerance politikası ortaya çıktıktan sonra.

2- Sion Olayı
3 Yıl önce Mısırlı Kaleci Essam El Hadary'i transfer ederken kuralları çiğneyen Sion'a FIFA tarafından 5 yıl transfer yasağı konulmuştu.

İddiaya göre, Celtic ile FC Sion arasında oynanan Avrupa Ligi eleme maçlarında, FC Sion 5 senelik yasak dolmadan transfer ettiği 5 oyuncuyu oynatmıştı. Dolayısıyla sahaya oynamaya yeterliliği bulunmayan 5 oyuncuyla çıkmıştı.

UEFA, bu durumu tespit edince, İsviçre Federasyonuna bir mektup yazarak, Sion'u Avrupa Ligi'nden çekmesini önerdi. Aynı Türkiye'ye olduğu gibi, şayet bu gerçekleşmezse doğabilecek sonuçları bildirdi.

İsviçre Federasyonu, süreçle ilgili yargılamanın halen devam ettiğini ve bu konuda bir karar veremeyeceğini ifade etti.

İsviçre Federasyonu UEFA'nın talep ettiği kararı almayınca, UEFA harekete geçti ve Sion'u kupadan ihraç etti. [2]

Ne Öğrendik?

1- FIFA ve UEFA kurallarına göre Sion'a bir yasak konulmuştu ancak Sion bu yasağa açıkça uymadı. 5 oyuncuyu üstelik bir UEFA turnuvasında oynattı. Bu durum maç raporu ile tespit edilebilecek somut gerçeklikte bir hadiseydi.

2- UEFA mektup yazarak İsviçre Federasyonu'na durumu bildirdi.

3- İsviçre Federasyonu, ortadaki hadise bu kadar bariz olmasına rağmen, UEFA kararına uymadı ve yargılamanın devam ettiğini buna saygı duyulması gerektiğini bildirdi.

4- UEFA bunun üzerine Sion'u Avrupa Ligi'nden eledi. İsviçre Federasyonuna bir ceza vermedi, öcüler İsviçre'yi yemedi.

3- Bursaspor Olayı
UEFA TFF'ye bir mektup göndererek, Fenerbahçe hakkında bir soruşturma yürüdüğünü, Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'ne katılan her takım gibi müsabaka sonucunu etkilemeye yönelik bir eylem içerisinde olmadığını bildirmesi gerektiğini, şayet böyle bir eylem içerisinde yer almışsa, UEFA'ya yalan beyanda bulunduğu için, ağır yaptırımlarla karşılaşabileceğini, bu şartlar altında Fenerbahçe'nin kendi iradesiyle Şampiyonlar Ligi'nden çekilebileceğini, bu olmazsa TFF'nin kendi yetkisini kullanarak Fenerbahçe'yi Ligden çekebileceğini, bu iki durum da gerçekleşmezse, UEFA'nın kendi yetkisi dahilinde 1 senelik idari tedbir uygulayabileceğini ve soruşturma açabileceğini bildirdi.

Bütün bu ihtimalleri değerlendiren TFF, Porto örneğinden bir ders alarak, soruşturmanın sürdüğünü, Fenerbahçe'nin henüz bir ceza almadığını, UEFA'nın geçmişte ceza alan takımları dahi Ligine aldığını, kulübün şike yapmadığına ve iddiaların asılsız olduğuna inandığını, süren bir yargılama esnasında kulübün haklarından mahrum bırakılamayacağını, TFF'nin durumu ve sonuçlarını ilgili kulübe bildirdiğini ve tüm iyiniyeti gösterdiğini bildiren bir mektup yazmak yerine, şak diye Fenerbahçe'yi Şampiyonlar Ligi'nden çekti.

Durumu görüşen UEFA'nın ilgili komitesi de hakkında soruşturma süren bir diğer Türk takımı olan Trabzonspor'u Şampiyonlar Ligi'ne ekledi.

Bursaspor bu karara itiraz etti.

UEFA ne cevap verdi?

konunun muhattabının UEFA olmadığı ve kararı Türkiye Futbol Federasyonu'nun aldığı belirtildi.


Sonuç

1- Şampiyonlar Ligi'ne ve Avrupa Ligi'ne kimin katılacağını belirleme yetkisi yerel federasyonundur.

2- Sion örneğinde olduğu gibi açık bir aykırılık olsa dahi UEFA, yerel federasyon kararına uyar, daha sonra kendi disiplin hükümlerini uygular.

3- Porto örneği açık bir şekilde, "transfer yasağı olan bir kulübün bu yasak sürerken 5 oyuncu transfer edip UEFA turnuvasında oynatması" kabilinden armut gibi ortada olan bir durum olmayan şike soruşturması sürerken, yargı sonucunun beklenmesi gerektiğini, bu süreç sırasında da Federasyonun kulübü Şampiyonlar Ligi'ne gönderebileceğini ifade eder.

4- UEFA, bunu bildiği için fişi kendi çekmeye yanaşmamış, bıçağı Federasyonun eline vermiş, TFF ya apaçık bütün bu olaylardan habersiz olduğu ya da ağır bir baskı altında kaldığı için hukuken yapması gerekeni yapmamış ve Fenerbahçe'nin hukuki haklarını elinden almış, büyük bir zarara uğratmıştır.

5- Bu karar sebebiyle bugün federasyon büyük bir tazminat ödeme yükümlülüğü altında olduğu gibi, Türkiye futbolu da işin içinden çıkılmaz bir buhrana sürüklenmiştir. Zira, ligin Şampiyonu Fenerbahçe'nin doğal hakkı gaspedilmiştir, yerine gelen Trabzonspor bu işten menfaat sağlamıştır ancak kendisi hakkında da bir soruşturma sürmektedir. Yani şayet Soruşturma sürdüğü için kulübün hakları elinden alınabiliyorsa bu halde Şampiyonlar Ligi'ne katılması gereken takım Bursaspor'dur. Yok soruşturma süreci yukarıdaki örneklerden de açıkça gözüktüğü gibi böyle bir haktan mahrum edilmeye yeter değilse, o zaman Şampiyonlar Ligi'ne katılması gereken takım Fenerbahçe'dir. Bir başka deyişle ya Bursaspor haklıdır, ya Fenerbahçe. UEFA, kararı TFF'ye aldırdığı için, bu açmazın mesulü de tabi TFF'dir.

TFF şunu açıkça ortaya koymalıdır:

Eşitlik ilkesi gereği, hakkında soruşturma süren bir takımı hangi gerekçe ile Şampiyonlar Ligi'nden mahrum bırakmış, diğerini ise hangi gerekçe ile Şampiyonlar Ligi'ne katmıştır?

Şayet Şampiyonlar Ligi'ne katılım hakkı soruşturma sürdüğü için elinden alınmışsa, bu halde hangi sebeple Bursaspor'un hakkı yenmiştir?

TFF, baskı altında öyle bir işbilmezlik yapmıştır ki, eşitlik ilkesini ihlal etmiş, bunun sonucunda da tüm kulüplere eşit yaklaşması ve aynı durumdakilere aynı yaptırımı uygulaması gereken bir federasyon olma niteliğini kaybetmiştir. Bir kararla 2 mağdur yaratabilen, büyük bir haksızlığa imza atmıştır.

Elbette bunun sonuçları olacaktır ve etrafı saran panik halkası da tam da bu sonuçlardan kaynaklanmaktadır.

[1] http://www.dailymail.co.uk/Champions-League.html
[2] http://www.guardian.co.uk/fc-sion
Devamı ...

26 Ağustos 2011

UEFA'nın mektubu



23 Ağustos 2011, faks ile
Türkiye Futbol Federasyonu
Başkanın dikkatine,
İstinye Mah. Darüşşafaka Cad. No. 45
Kat. 2
34330 SARIYER İSTANBUL
Türkiye


Sayın Başkan,

Türkiye'de halen sürmekte olan şike soruşturması ve özellikle Fenerbahçe'nin durumu hakkındaki önceki temaslarımızı refere ediyoruz.

Her ne kadar konunun hassasiyetini takdir etsek de, yukarıda adı geçen kulübün ve / veya yöneticilerinin şike yaptığına dair ciddi boyutta kanıt olduğu kanaatindeyiz. Örneğin Kulüp başkanı ve bir kaç adet yüksek yetkilisi (aralarında iki adet yönetim kurulu üyesi bulunmakta) Temmuz ayının başından beri şike suçuyla ilgili şüpheler sebebiyle hapisteler ve (büyük çoğunluğu medyada yer alan) bir çok delil olduğu gözüküyor. Gerçekten de İstanbul Emniyeti bir basın açıklaması yaparak gözaltıların da şike suçuna dair iddialardan olduğunu doğruladı.

Bu sebeple, kamuoyuna mal olmuş bir şekilde şike suçlamasıyla karşı karşıya olan, başkanı ve bir kaç önemli yöneticisi hapishanede bulunan, eldeki bulgulardan şike suçuna karıştığı anlaşılan bir kulübün UEFA'nın amiral gemisi turnuvasına (Şampiyonlar Ligi) katılması gibi bir durumla karşı karşıyayız. Bu durumun UEFA ve genel olarak futbol ailesi açısından kabul edilemez olduğunu anlayacağınızı umuyoruz.

Benzer suçlamalar sebebiyle başka kulüplerin UEFA turnuvalarında temsil haklarından mahrum kaldığını gördüğümüz zaman endişelerimiz büyüyor. Özellikle Yunanistan Federasyonuna bağlı Disiplin Kurulları tarafından şike yaptığı tespit edilen ancak hakkında yargısal süreç henüz tamamlanmayan (tamamlanması da muhtemelen şayet yılları değilse bir kaç ayı bulacak olan) Olympiakos Valou'nun bu karardan sonra UEFA Avrupa Ligi'nden dışlandığını hatırlatmak isteriz.

UEFA'nın, bir ülke federasyonu hızlı ve etkili bir şekilde disiplin hükümlerini uygularken başka bir federasyona üye diğer bir kulübün, kendi federasyonu gerekli şekilde hareket edemediği için UEFA turnuvalarında yer almasını kabul edemeyeceğini de anlayacağınızı umarız. Bu durum, UEFA'nın desteklemek istediği şike olaylarıyla etkin bir şekilde mücadele eden federasyonları cezalandıracaktır. Dahası, şayet bu kadar hayati olaylar karşısında benzer tutumlar almazsak, bu UEFA turnuvalarının kredibilitesini ve saygınlığını düşürecek, aynı zamanda eşit muamale ilkesini de ihlal edecektir.

Bildiğiniz gibi, UEFA Şampiyonlar Ligi Yönetmeliği'ne göre (2011/2012 versiyonu) doğrudan veya dolaylı olarak müsabaka sonucunu etkileme olaylarına karışan kulüplerin turnuvada yer alma hakkı bulunmamaktadır. Turnuvadan men edilme durumu ancak 1 yıl için geçerlidir.

Bununla birlikte, şu an ortada olan delillere göre, Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'ne bu sezon katılmamalıdır. Mevcut koşullara göre uygun hareket tarzı Fenerbahçe'nin kendisinin turnuvadan çekilmesi veya alternatif olarak TFF'nin kulübü turnuvadan çekmesi olabilir.

Şayet bu yollardan biri tercih edilmez ise, UEFA kendi disiplin süreçlerini kulübe karşı başlatma (şimdi veya bir kaç ay sonra) hakkına sahiptir ve neticede karşılaşılabilecek yaptırımlar, özellikle kulübün katılım kriterlerne uygun olarak şike suçuyla ilgisi olmadığını beyan ettikten sonra "yalan" söylediği anlaşılırsa (yukarıda yer alan) öneriden daha ağır olabilir. Şimdiden hangi cezanın uygulanabileceğini öngöremesek de başka vakalarda (ör. Pobeda) kulüplerin 8 yıla kadar UEFA turnuvalarından yasaklanması ile karşı karşıya kalınmıştır.

Herhangi bir eksik kalmaması adına, şayet TFF bu durumla şimdi ilgilenmezse TFF aleyhine de disiplin hükümlerinin uygulanabileceğini hatırlatmak isteriz. UEFA'nın, Fenerbahçe bu sene Şampiyonlar Ligi'ne katıldıktan sonra, turnuvadan şike suçuna karıştığı sabit olduğu için ayrılmasını kabul edemeyeceğini anlayacağınızı umarız.

Türkiye ve Avrupa futbolu için en üst düzeyde önemli olan bu olayla ilgili olarak UEFA'nın TFF'ye elinden gelen her türlü yardımı ve desteği vermeye hazır olduğundan emin olunuz. Bir kere daha TFF'den süre gitmekte olan şike soruşturmasıyla ilgili tüm durumlara ilişkin hızlı ve etkili disiplin uygulamalarını gerçekleştirmesini beklediğimizi hatırlatırız.

Fenerbahçe hakkındaki durumda ise, 24 Ağustos 2011 Çarşamba günü akşamüstüne kadar cevabınızı bekliyoruz.

Saygılarla,

UEFA

Gianni Infantino
Genel Sekreter

Cc: Mr. Şenes Erzik, UEFA Yönetim Kurulu 1. Başkan Yardımcısı
Devamı ...

Kararı kim aldı? UEFA mı TFF mi?


Daha önce ele aldığımız TFF Açıklaması'nda özetle 23 Ağustos tarihinde UEFA'nın TFF'ye bir mektup gönderdiği, Fenerbahçe'nin kendini Şampiyonlar Ligi'nden çekmesi gerektiğini ifade ettiği, şayet bu olmazsa, TFF'nin Fenerbahçe'yi men etmesi icap ettiğini, o da olmazsa UEFA'nın kendi yetkisini kullanacağı, Fenerbahçe ve Türkiye'ye bir takım cezalar vereceğini ifade ettiği beyan edilmiş bu mektup sebebiyle de "Türk futbolu zarar görmesin" diye, Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'ne katılım hakkının einden alındığı ifade edilmişti.[1]

Aynı tarihde UEFA şu açıklamada bulundu:

"UEFA Başkanı ve dört UEFA İcra Komitesi üyesinden müteşekkil UEFA Acil Durum Kurulu, bugün TFF'nin şike yaptığı gerçeği sebebiyle Fenerbahçe SK'yı 2011/2012 UEFA Şampiyonlar Lİgi'nden çekme kararını görüşmek üzere toplandı.

UEFA Acil Durum Kurulu, Fenerbahçe SK yerine 2010/2011 Türkiye Liginde 2. olan Trabzonspor'u Şampiyonlar Ligi Grup aşamasına ekleme kararı aldı.

UEFA Acil Durum Kurulu ayrıca, Trabzonspor A.Ş'nin UEFA Avrupa Ligi'ndeki yerinin de kendi rakibi olan Athletic Bilbao'ya verilmesine karar verdi. Bu sebeple de UEFA Avrupa Ligi ikinci ayağında Trabzonspor A.Ş ile Athletic Club arasında 25 Ağustos Perşembe günü oynanacak olan maç iptal edildi.

UEFA Acil durum paneli kararı hakkında konuşan, UEFA Genel Sekreteri Gianni Infantino: "Kurulun TFF'nin oyunu korumak için doğru karar aldığını düşündüğünü ve bu kararın sıfır tolerans politikası ile paralel olduğunu" ifade etti ve şöyle dedi:

"TFF bu kararıyla herhangi bir yolsuzluğa karşı bütün gücüyle savaşma sorumluluğunu aldığını da göstermektedir." [2]


Yani bu karardan anlaşılan şu, TFF, Fenerbahçe'nin şike yaptığı sabit olduğu için - bir gerçek- Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'ne katılım hakkını elinden almış, bu kararı görüşen UEFA da, bu karar doğrultusunda Fenerbahçe yerine Trabzonspor'un Şampiyonlar Ligi'ne katılmasına karar vermiş. Genel Sekreter de "sıfır tolerans" politikasına paralel olduğunu düşündüğü bu karar sebebiyle TFF'yi kutlamış.

Ancak bugün Tahkim kurulu Fenerbahçe'nin başvurusunu reddederken [3] şunu ifade etti:

UEFA 23 Ağustos 2011 tarihinde TFF'ye gönderdiği yazılı bildirim ile gerekçesini de göstererek Fenerbahçe Spor Kulübünün bu seneki Şampiyonlar Ligine Katılma yeterliliği bulunmadığını belirtmiştir.
2011-2012 Şampiyonlar Liginin düzenleyicisi UEFA olup TFF UEFA'nın üyesidir. Fenerbahçe Spor Kulübü de TFF 'nin üyesidir. Yukarıda anılan mevzuat ve 2011-2012 Şampiyonlar Ligi Talimatına göre üyelik yükümlülükleri uyarınca gerek TFF'nin gerekse de Fenerbahçe Spor Kulübü'nün UEFA'nın her türlü karar, talimat ve bildirimlerine uyma yükümlülüğü bulunmaktadır.


Yani ne diyor PFDK Tahkim Kurulu? Kardeşim, Fenerbahçe TFF'ye, TFF de UEFA'ya bağlıdır. TFF'nin UEFA kararlarına uyma zorunluluğu vardır. UEFA da TFF'ye yazılı bir şekilde bir karar bildirmiştir, dolayısıyla TFF bu karara uymak zorundadır.

Yani kararın gerekçesi, henüz kamuoyuna gösterilmemiş, gizemli "mektup".

Halbuki UEFA diyor ki, kararı TFF aldı, TFF diyor ki "vallahi UEFA aldı kararı, biz sadece uyguladık"

İşte burası işi karıştırıyor. Herhangi bir hukuki yolu engellediği için değil, kararın nasıl alındığı süreci açık olmadığı için.

Şimdi esas sorular da şunlar

1- Pierre Cornu'yu Türkiye'ye kim gönderdi? UEFA mı yoksa TFF mi birinin gönderilmesini talep etti?

2- Savcı ve Federasyon yetkilileri ile görüşmesi sırasında UEFA nasıl bilgilendirildi? Mehmet Ali Aydınlar'ın bu konudaki açıklamaları facia. Gazete haberleri olduğunu, Emniyet'in 19 maçta şike tespit ettik açıklamasından çok etkilendiğini ifade ediyor, daha önce de UEFA'ya bazı "kulüplerin" Türkiye'yi şikayet ettiğini söylüyordu. Tek taraflı bir şekilde UEFA medyaya yansıyan bazı haberlerle bilgilendirilirken, soruşturması devam eden Beşiktaş ve Trabzonspor hakkında hiçbir şey söylenmemesi de bu tek taraflı bilgilendirmenin yapısını gösteriyor.

3- Mektup'un içeriğinde ne var? UEFA yetkilisi ile görüşen bir arkadaşımıza yapılan açıklamada mektup ile ilgili Türk medyasında yer alan her şeyin "spekülasyon" olduğu beyan ediliyor.

Ama işin daha ilginç kısmı da şu. 5,7 ve 12 Temmuz'da UEFA'nın yaptığı açıklamalar belli. Bu açıklamalarda masumiyet karinesine vurgu yapılıyor, Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'ne katılmasının engellenmeyeceği beyan ediliyordu. Ne oldu da 23 Ağustos'ta UEFA birden bu tutumundan vazgeçti?

Üstelik UEFA disiplin talimatnamesi ve Şampiyonlar Ligi yönergesi de belli.

İlgili maddeleri aynen şuraya koyuyorum:

Regulations of the UEFA Champions League

Article 2.05

If, on the basis of all the factual circumstances and information available to UEFA, UEFA concludes to its comfortable satisfaction that a club has been directly and/or indirectly involved, since the entry into force of Article 50(3) of the UEFA Statutes, i.e. 27 April 2007, in any activity aimed at arranging or influencing the outcome of a match at national or international level, When taking its decision, UEFA can rely on, but is not bound by, a decision of a national or international sporting body, arbitral tribunal or state court. UEFA can refrain from declaring a club ineligible to participate in the competition if UEFA is comfortably satisfied that the impact of a decision taken in connection with the same factual circumstances by a national or international sporting body, arbitral tribunal or state court has already had the effect to prevent that club from participating in a UEFA club competition.


Regulations of the UEFA Champions League

Article 2.06

In addition to the administrative measure of declaring a club ineligible, as provided for in paragraph 2.05, the UEFA Organs for the Administration of Justice can, if the circumstances so justify, also take disciplinary measures in accordance with the UEFA Disciplinary Regulations.


Bu iki maddeden çıkartılacak sonuç şu, şayet UEFA ellerinde bir kulübun ulusal veya uluslararası düzeydeki bir müsabakada, müsabaka sonucunu etkilemeye yönelik bir davranış içerisinde olduğu kanaatine varmasını sağlayacak yeterli bilgi varsa, bu kulübü Şampiyonlar Ligi'ne katılmaktan men edebilir, bu mennin süresi de bir seneyi aşamaz. 2.06'ya göre ise, 2.05'de belirtilen bu idari tedbire ek olarak şayet UEFA Disiplin Talimatnamesine uygun şartlar mevcutsa o halde disiplin tedbirleri de alabilir.

UEFA Disiplin Talimatnamesine de bakıyoruz, müsabaka sonucunu etkilemek ile ilgili fiillere yönelik bir disiplin soruşturmasının ancak bu fiil bir UEFA turnuvasında gerçekleşmiş ise doğrudan hayata geçirilebileceğini görüyoruz.

Yani UEFA'nın elindeki yetki şu,

(1) UEFA kulüplerden müsabaka sonucunu etkilemeye yönelik fiillerde bulunmadıklarına dair teminat istiyor.

(2) Herhangi bir kulübun bu teminatı vermesine rağmen, müsabaka sonucunu etkilemeye yönelik herhangi bir fiil içerisinde olduğunu gösteren tatmin edici bir somut durum varsa da buna göre 1 seneyi aşmayan bir idari tedbir cezası uyguluyor.

(3) Şayet bu müsabaka sonucunu etkilemeye yönelik fiil bir UEFA Turnuvasında gerçekleşmişse de bu halde, disiplin hükümlerini uyguluyor.

(4) Şayet bu müsabaka sonucunu etkilemeye yönelik fiil bir ulusal turnuvada gerçekleşmiş ise ancak UEFA'ya herhangi bir bu tipte fiil içerisinde bulunulmadığına dair teminat gösterilmişse de bununla ilgili bir soruşturma başlatılıyor. Bu soruşturmaların herhangi birinde de UEFA yerel mahkeme veya ulusal / uluslararası tahkim kararlarını göz önüne alabilir ancak bunlarla da bağlı değildir.

E tamam? UEFA bütün bunları zaten 5, 7, 12 Temmuz tarihlerinde de söylemişti. Yeni durum nedir? Soruşturma devam ediyor, iddianame açığa çıkmış değil, şayet varsa hangi kulüplerin müsabaka sonucunu etkilemeye yönelik fiiller içerisinde bulunduğu sabit değil. TFF işini yapmış konuyu PFDK'ya sevk etmiş? Ne oluyor da şimdi, soruşturmada adı geçen bir takım yerine diğer takımı UEFA alıyor?

İşte bu izaha muhtaç. Bu izahı verecek olan da sadece UEFA değil, TFF.

TFF ve bazı kulüpler UEFA'ya ne gönderdiler? Nasıl bir başvuruda bulundular? UEFA tarafından gönderilen mektup gerçekten iddia edildiği gibi kesin hükümler (Fenerbahçe'yi Şampiyonlar Liginden men edin.) mi taşıyor yoksa belirli olasılıkları ifade ederek doğabilecek hukuki uygulamalardan mı bahsediyor?

Ben bu mektubu görmeden, UEFA'nın kesin bir şekilde "Fenerbahçe'nin şike yaptığı tarafımızca malum olduğu için Şampiyonlar Ligi'ne katılma hakkının TFF tarafından elinden alınmasını istiyoruz" türünden hiçbir ifadede bulunduğuna inanmıyorum. Mevcut UEFA tüzüğü, kuralları böyle bir beyanatta bulunulmasına müsaade etmiyor.

Şimdi insanlar ne kadar sevinirse sevinsin, bu iş CAS'a gidecek. Orada da ak ve kara her türden lob ortaya çıkacak.

Bu zamana kadar Fenerbahçe hiçbir savunma yapamadı. Soruşturma safhası devam ettiğinden mahkemede savunma yapamadık, TFF zaten savunmaları alamadı, 24 Ağustosta verdiği karardan önce de Fenerbahçe savunma yapabilmiş değildi, Fenerbahçe UEFA önünde de savunma yapmadan bu kararla karşılaştı.

Bazı kararlar alınıyor, ancak kimse Fenerbahçe cephesini dinlemiyor.

CAS dinleyecek.

O zaman da göreceğiz, Türkiye'de kim, nasıl bir hareket tarzı içerisinde olmuş ve gerçek nedir.

Bugün sevinenler yarın çok üzülecek ve bugün "Türk futbolunu kurtardık" diye heyecan yapanlar da Türk futbolunu nasıl bir kırılmanın içerisine soktuklarını mutlaka görecek.

[1] http://www.tff.org/default.aspx?pageID=285&ftxtID=13257
[2] http://www.uefa.com/uefa/footballfirst/matchorganisation/disciplinary/news/newsid=1666823.html
[3] http://www.tff.org/default.aspx?pageID=247&ftxtID=13272
Devamı ...

24 Ağustos 2011

Sorular ve Ne Yapmalı?


Hakikaten bu ülkede akıl sağlığını korumak mümkün değil. Bir saat önce fantastik bir hikayede anlatılsa bile bu kadar olmaz diyeceğimiz şeyler bir saat sonra başımıza geliyor. Biz bu gerçekliğe alışmaya çalışırken başka bir absürt durum zuhur ediyor ve kafamızı oraya çeviriyoruz.
Bugün akşam saatlerinde 15 gün önce takımların Avrupa Kupalarına katılımında bir sorun görmeyen Federasyon Fenerbahçe'yi Uefa öyle istedi diye Şampiyonlar Ligi'ne göndermeme kararı alıyor, hemen ardından Şampiyonlar Ligi'nin marka değerinden bahseden Uefa soruştumada adı geçen, başkanı yurtdışı yasağına sahip tutuksuz yargılanan kulübün Şamiyonlar Ligi'nin marka değerini bozmayacağını düşünerek kuraya dahil ediyor.

Federasyon başkanı canlı yayına çıkıp Uefa'nın kararında polisin iddiaları ve medyadaki haberler etkili oldu diyor, soruşturmada adı geçen Beşiktaş'ın iyi niyeti dolayısıyla kupaya katılımında bir problem çıkmadığını söylüyor biz de anlamsız gözlerle dinliyoruz.
Böyle hukuktan adaletten yoksun bir karar karşısında Fenerbahçe yönetimi şu saate kadar anlamlı bir tepki verebilimiş değil, fikstür çekimine temsilci göndermemek gibi ne işe yarayacağı anlaşılamayan bir karar dışında bir şey yapmış da değil.
Uefa kararı Türkiye Futbol Federasyonu aldı deyip sorumluluğu atıyor TFF ben bu kararı Uefa'nın sopayı göstermesi sonucu aldım diyor.
Şimdi akıllara zarar bir durum var.
1-Hakkında kesinleşmiş şike cezası olan Porto ve Milan'ı Şampiyonlar Ligi'ne almakta bir beis görmeyen Uefa Fenerbahçe ve Türkiye söz konusu olduğunda nasıl böyle bir karar verebiliyor.
2-Uefa bu kararı neden kuranın bir gün öncesi alıyor
3- Uefa bu kararı kendisi idari tedbir koyma yoluyla değil de neden Federasyon'a baskı yaparak aldırıyor.
4- Uefa bu soruşturma kapsamında Savcı'yla görüştüğü temsilcisine sadece Fenerbahçe ile ilgili bilgi belge sorup Beşiktaş ve Trabzon hakkında hiç bir şey sormuyor mu.
5- Uefa madem 19 maçta şike tespit ettik diyen Emniyet'in görüşünü önemsiyor o maçlar içinde adı geçen diğer takımlara neden sıfır tolerans politikasını uygulama gereği duymuyor.
6- Federasyon bu karardan önce neden Cumhurbaşkanı'yla görüşüyor ondan neyin telkin ve tavsiyesini alıyor.
7- Federasyon bu kararı Fenerbahçe'nin itiraz etmesine imkan vermemek için mi son anda veriyor. Uefa'dan baskı geldiğini söyleyen Federasyon Uefa'ya Milan'la Porto'yu Şampiyonlar Ligi'ne alırken marka değeri zedelenmiyor da Fenerbahçe hakkında bir karar yokken nasıl bir karar alınabiliyor diye niye soramıyor.
8- Beşiktaş'ı iyiniyeti kurtardı ne demek. Şikeyi yapmış olsanız bile sonra biz iyiniyetliyiz deyince bütün haklar geri kazanılabiliyor, herhangi bir yaptırıma uğramıyor musunuz?

Şimdi bu kararın hukukla adaletle hakkaniyetle alakası yok, Fenerbahçe yönetimi artık kapalı kapılar arkasına saklanıp internet bildirilerine sığınmaktan vazgeçmeli. Adam gibi kameralar karşısına çıkıp kulübün bu çadır tiyatrosunda olmayacağını açıklamalı. Fenerbahçe'nin hakkı gaspedilirken kimseye sağduyu falan tavsiye etmeye kalkmasınlar. O sınırı çoktan geçtik.
Bu karar şunu bir kez daha teyit etmiştir. Operasyon Fenerbahçe operasyonudur. Savcının "Fenerbahçe Sivas'ı yenmese soruşturma olmayacaktı" cümlesi bizzat bugünkü kararla da doğrulanmıştır. Fenerbahçe yönetimi tarihsel bir kararın eşiğindedir, siyasal irade de dahil bu işte payı olan Fenerbahçe'yi linç etmek, yok etmek için çalışan herkesi afişe edip takımı ligden çekmelidir ve Milli Takımlara da asla oyuncu göndermemelidir. Bu kararın tarihi bir karar olması zor bir karar olması alınmamasını meşrulaştırmaz. Fenerbahçesiz bir ligde ne halt edeceklerse etsinler.
Devamı ...

UEFA öcüsü ile ne amaçlanıyor?



Bugünler gerçekten insanın normal alışkanlıklarını bozuyor. Biraz önce Ahmet Çakar okudum. Şöyle diyor: "UEFA, TFF'nin kararından diğer bir deyimle olayı ötelemesinden tatmin olmadı. Peki tatmin olmayınca ne yaptı? Cornu'yu İstanbul'a yollayıverdi." Yazının finali harikulade "Bu (Hüsnü güreli olayı) bile TFF'nin başını derde sokabilir."

Ahmet Çakar yalnız değil tabi. Sağda solda ve medyanın gerekli gereksiz her bölümünde UEFA'nın Türkiye'ye çok ciddi yaptırımlar uygulayacağı, Allah korusun Türk Futbolunu Avrupa'daki UEFA organizasyonlarından ihraç edebileceği, hepimizi mahfedeceği, Avrupasız kalacağımız vesair gibi senaryolar dolaşıyor. Galatasaray'ın basın açıklamasında beyan ettiği gibi şayet "biz yapmazsak UEFA yapacak ve bu da başımıza belalar açacak"

Ülke içerisinde yapılan hukuksuzlukların dışarıdakiler, batılılar, Avrupalılar tarafından mutlaka görülüp, ağabeyimiz tarafından cezalandırılacağını düşünmek, AB süreci ile birlikte kafamıza çakılmış bir "senaryo". Bu senaryonun AB ve Avrupa Konseyi için sağlam bir dayanağı da var, bir yandan AB Komisyonu Türkiye'deki gelişmeleri izliyor ve raporluyor, diğer yandan da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi insan hakları ihallerini denetliyor, çeşitli yaptırımlarda bulunabiliyor. Bunun da bildiğiniz gibi yasal temelleri var. (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Anayasanın 90. maddesi vs)

Yine de bu senaryonun AB için doğru olması UEFA'yı bir öcü olarak gösterme akılsızlığına bizi düşürmemeli. Medyamız ne yazık ki bütünüyle cahil cüheladan oluşuyor. Bilgiler üzerine değil zanları ve umutları üzerine yorumlar yapan, değerlendirmelerde asli yükü kişisel beklentilerin, husumetlerin taşıdığı bir medya kompozisyonunun en altında kalmış spor yazarları da hepten cahil, bütünüyle bilgisiz ve müthiş bir cesarete sahip.

Calciopoli olayı hakkında Türkiye'de hemen hemen kimse bir şey bilmezken ve detaylı tek bir araştırma dahi yayınlanmamışken, İtalyan Federasyonunun son derece delikanlı bir şekilde şike yaptığı KESİN olan Juventus'u küme düşürdüğü efsanesi üzerinden sunulan görüşler dahi nasıl bir cehalet atmosferi içerisinde olduğumuzu da ispatlıyor.

Dün Calciopoli'ydi, bugün yeni efsane ise "UEFA bizi mahfedecek" vahlanması. Şimdi bakalım, UEFA hakkında konuşanlar, UEFA açıklamalarını ne kadar ciddiye alıyor, UEFA kurallarına ne kadar hakimler ve esasında UEFA ismini hangi amaçla toplumu manipüle etmek için kullanıyorlar:

İDDİA: UEFA "Yüzde 1 dahi şüphe varsa küme düşürün" dedi.

Gerçek: UEFA böyle bir şey demedi, esasında tam tersini dedi.

5 Temmuz 2011 tarihli Deutsche Welle

UEFA basın bürosu sözcüsü, Deutsche Welle Türkçe Servisi'ne yaptığı açıklamada, UEFA’nın direkt olarak Fenerbahçe olayına karışmak istemediği vurguladı. Aynı yetkili, “Şu anda ortam çok karışık UEFA olarak geleceğe yönelik herhangi bir spekülasyonda bulunmak istemiyoruz. Ancak, bizim için hukukun temel kurallarından olan suçsuzluk karinesi esastır. Tersi ispatlanana kadar insanların masum olduğu ilkesi bir evrensel hukuk kuralı. O nedenle soruşturma sürüyor olsa da Fenerbahçe yasal hakkı doğrultusunda, Türkiye Futbol Federasyonu'nun vereceği karara göre, Şampiyonlar Ligi'ne katılabilecek. UEFA’nın Fenerbahçe’nin maçlarını askıya aldığı veya alacağı gibi bir durum söz konusu değil. Bu Türk futbolunun iç sorunudur. Türkiye Futbol Federasyonu, Fenerbahçe ile ilgili kararları alacaktır. Bizim açımızdan ise evrensel hukuk kuralları geçerlidir” dedi.

Top Türkiye Futbol Federasyonu'nda

Fenerbahçe soruşturmasında UEFA’nin olayın herhangi bir tarafı olmadığını vurgulayan, basın bürosu sözcüsü, Deutsche Welle Türkçe'ye yaptığı açıklamada “Biz konunun Türkiye ve Türk futbolu için ne kadar hassas ve önemli olduğunun farkındayız. O nedenle olayın bir tarafı gibi gösterilmek istemiyoruz. Bizim açımızdan bu soruşturma tamamen Türk Futbol Federasyonu'nun konusudur” dedi.


7 Temmuz 2011 tarihli Deutsche Welle

Deutsche Welle Türkçe Servisi’nin görüşüne başvurduğu UEFA’nın, e-posta aracılığıyla gönderdiği resmi açıklamada, ayrıntılı bilgilere yer verildi.

Türkiye Süper Ligi’ndeki çeşitli takım, sporcu ve yöneticilere yönelik iddiaları yakından takip ettiklerini vurgulayan UEFA, bu konuda sorumluluğun ise Türk makamlarında olduğunu vurguladı. Açıklamada, “Şüpheli maçlar, Türkiye Futbol Federasyonu'nun sorumluluğu, Türk yargısı ve ceza hukukunun yargı yetkisi kapsamındadır. Bu nedenle UEFA, bu konunun muhtemel sonuçları hakkında yorum yapamayacaktır” denildi.

Şampiyonlar Ligi'ne katılabilecek mi?

UEFA tarafından yapılan yazılı açıklamaya göre, klüplerin UEFA kupalarına katılabilmesi için, doğrudan ya da dolaylı herhangi bir şekilde müsabakaların sonuçlarını etkileyecek bir faaliyet içinde bulunmamış olmaları gerekiyor. UEFA, Şampiyonlar Ligi ve UEFA Avrupa Ligi'ne katılacak klüplerden bu konuda yazılı taahhüt talep ediliyor. Bu kurallar, UEFA Şampiyonlar Ligi yönetmeliğinin 2.04, ve 2.05 nolu paragraflarında, UEFA Avrupa Ligi yönetmeliğinin 2.07 nolu paragrafında yer alıyor.

UEFA kaynakları, yargının yürüttüğü soruşturma devam ediyor olsa da Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'ne katılma durumunun olabileceğini, yargı süreci tamamlanana ve suçu ispatlanana kadar herkesin masum olduğunu, Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'ne katılması ya da katılmaması konusunda Türkiye Futbol Federasyonu'nun vereceği kararın beklendiğini kaydediyorlar.

Türkiye Futbol Federasyonu'na destek

UEFA yaptığı yazılı açıklamada, şike soruşturması hakkında Türkiye Futbol Federasyonu ile sürekli iletişim içinde olduğunu, 4 Temmuz tarihinde TFF'ye gönderdiği mektupla da işbirliği ve destek mesajını ilettiğini duyurdu. Yazılı açıklamada, “UEFA, her tür şike olayına ve futbol müsabakalarıyla bağlantılı suç faaliyetlerine karşı sıfır tolerans tavrını yinelemiştir” denildi.


12 Temmuz, UEFA

UEFA confirms it is monitoring the situation on a daily basis, and that it is in close contact with the Turkish Football Association (TFF) on this issue.

There is no doubt this is a complex case which is still evolving, but the matches under suspicion clearly fall within the sporting jurisdiction of the TFF and the legal jurisdiction of the Turkish judicial system. UEFA therefore cannot comment on any potential outcomes.

Given the information received so far by UEFA there is nothing according to the UEFA statutes or regulations that leads UEFA to refuse entry to any of the clubs currently involved in the investigations in Turkey.


Şimdi bu "0 tolerans" lafı nasıl olup da "yüzde 1 bile şüphe varsa düşürün" haline dönüştürüldü? Akıl almaz bir manipülasyonla karşı karşıyayız. UEFA zero tolerance politikasından bahsediyor, bu da ancak şike yaptığı sabit olan bir takımın hiçbir ayrıcalığa uğramaması gerektiği anlamına geliyor, oysa UEFA'ya karşı çok hassas Türk basını, UEFA'nın "masumiyet karinesi, Türkiye'nin iç sorunu, Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'ne katılır" açıklamalarını bütünüyle bir kenara atıyor ve bilinçli bir şekilde, çarpıtarak, UEFA'nın TFF'ye Fenerbahçe'yi küme düşürmesini telkin ettiğini, bu olmazsa da başımıza büyük belalar geleceğini ifade ediyor.

İDDİA: UEFA aynı Bosna Hersek'i ihraç ettiği gibi Türkiye'yi de ihraç eder.

Gerçek: Hiç alakası yok.

Bakın Bosna Hersek kararının gerekçesi ne:

The Bosnia and Herzegovina Football Federation (NFSBiH) has been suspended until further notice by FIFA and UEFA as of today, 1 April 2011.

This decision was necessary as the general assembly of the NFSBiH did not adopt the statutes according to the FIFA and UEFA requirements. Both Executive Committees of FIFA (on 28 October 2010) and UEFA (on 4 October 2010) requested the NSBiH to adopt the statutes according to the FIFA and UEFA minimum requirements no later than 31 March 2011, otherwise the association would be automatically suspended.

The NFSBiH general assembly held in Sarajevo on 29 March 2011 did not achieve the necessary quorum of support to adopt the NFSBiH statutes. Only 22 out of the 54 delegates present voted in favour of amending the NFSBiH statutes. Consequently, the NSBiH loses all its membership rights with immediate effect and until further notice.


UEFA Bosna'yı hangi sebeple ihraç etmiş? Bosna Futbol Federasyonu, üç başkana sahip, halbuki UEFA ve FIFA'nın üye federasyonlar ile ilgili bazı şartları var. O şartlardan bir tanesi de Federasyonların müstakil, bağımsız ve belirli tek bir şahısla yönetilmesi. UEFA ve FIFA Bosna Federasyonundan bu şartları yerine getirmesini istiyor. Yani bir tüzük değişikliği talep ediyor. Ancak bu tüzük değişikliği gerçekleşmiyor. Bu sebeple de geçici ihraç kararı ortaya çıkıyor.

Bizim olayımızda, yerel federasyonun yargılama alanına giren bir şike soruşturması var ve bu durumdan müstakil olarak yerel federasyon sorumlu. Yargılama sürer, deliller ortaya çıkar, soruşturma safhası biter. UEFA'nın acil bir karar beklentisi yok, yargılama sürecinin devam etmesini ve nihayetinde bir karar verilmesini istiyorlar. Bu süre zarfında da soruşturmaya tabi olan hiç kimsenin "suçlu" kabul edilemeyeceğini, dolayısıyla ona göre de muamele edilemeyeceğini beyan ediyorlar. O halde Bosna tipi bir kararın ortaya çıkması mümkün değil, çünkü (1) UEFA'nın böyle bir karar yetkisi yok, disiplin hükümleri belli (2) Hali hazırda ortada bir usulsüzlük, UEFA regülasyonlarına aykırı herhangi bir uygulama yok.

İDDİA: UEFA soruşturmaya el koyar. Kesilemeyen yerleri o keser. Ormanda UEFA için 10 kaplan gücünde derler. Sen UEFA'yı bulamazsın UEFA isterse seni bulur. UEFA, Conan the Barbarian mizaçlı bir kurumdur, şunu iyi biliniz ki prensim atlantis çöktüğünde krallıkları ayaklarının altına alan odur.

Gerçek: UEFA fenni sünnetçi sanki anasını satayım. Kesiyor, biçiyor, hayal gücünüzü sevsinler.

Önce bir UEFA tüzüğüne bakıyoruz. Ne diyor 52. madde?
"Disciplinary measures may be imposed for unsportsmanlike conduct, violations of the Laws of the Game, and contravention of UEFA’s Statutes, regulations, decisions and directives as shall be in force from time to time."

Demek ki UEFA disiplin talimatnamesine (aaa öyle bir şey var değil mi) bakacağız. Bakacağız ki öğreneceğiz hangi durumda kime ne ceza veriliyor. 2011 versiyonu da şurada, açıyoruz şimdi "UEFA Disiplinary Regulations Edition 2011'i, ne gördük? UEFA müsabaka sonucunu etkilemek ve spor ahlakına aykırı davranışlara ANCAK kendi turnuvalarında gerçekleşmiş ise doğrudan ceza verebiliyor. Kulüplerden de bu tip davranışlar içerisinde olmadıklarına yönelik teminat bekliyor. Şayet kulüp herhangi bir zaman diliminde bu tip bir davranış içerisindeyse de ihraç ediyor. Yani? Yani UEFA iç meselelere karışmıyor canım kardeşim, buradaki soruşturma sürer, UEFA da izler, denetler, buradaki yargıya göre kararını verir.

İDDİA: CAS yolları kapalı. CAS'a kimse gidemez. CAS'ı unut sen unut.

Gerçek: Açıklamayı yapmak için Behzat Ç. amirime başvurduk bak ne dedi: "Ya kapalı.. Başını kapalı."

UEFA STATÜSÜ MADDE 59

Each Member Association shall include in its statutes a provision whereby it, its leagues, clubs, players and officials agree to respect at all times the Statutes, regulations and decisions of UEFA, and to recognise the jurisdiction of the Court of Arbitration for Sport (CAS) in Lausanne (Switzerland), as provided in the present Statutes.


UEFA STATÜSÜ MADDE 61

The CAS shall have exclusive jurisdiction, to the exclusion of any ordinary court or any other court of arbitration, to deal with the following disputes in its capacity as an ordinary court of arbitration:
a) disputes between UEFA and associations, leagues, clubs,
players or officials;
b) disputes of European dimension between associations,
leagues, clubs, players or officials.
The CAS shall only intervene in its capacity as an ordinary court of arbitration if the dispute does not fall within the competence of a UEFA organ


UEFA STATÜSÜ MADDE 62

Any decision taken by a UEFA organ may be disputed exclusively before the CAS in its capacity as an appeals arbitration body, to the exclusion of any ordinary court or any other court of arbitration


Türkiye Futbol Federasyonu disiplin yargılaması bittikten sonra şayet şike suçunun sabit olduğu "kanaatine" varırsa Fenerbahçe'yi şampiyonlar ligi'nden çekecek mi? Çekecek. UEFa'ya bildirecek mi? Bildirecek. UEFA bunun üstüne bir karar verecek mi? Verecek. İşte o karar CAS'a gider. Sonra Porto kararı emsal karar olarak değerlendirilir, cahil cühella medya ve kimi kulüplerin gazları sonucunda verilecek herhangi bir kararda oradan ışık hızıyla Türkiye'ye girer.

Sözlerimi Platini'nin şu sözleriyle bitirmek istiyorum:

"(12 Temmuz'da yapılan açıklamadan bahisle) Aldığımız kararlar var ve Avrupa kupalarından ihraç etmeden önce şike yaptıklarından emin olmamız gerekiyor"

SONUÇ

1- Türkiye Futbol Federasyonu ve yargılama organları UEFA üzerinden manipüle edilmeye çalışılıyor.

2- UEFA'nın açıklamaları ve kuralları dikkate alınmıyor. Tam tersine, UEFA adına sahte açıklamalar üretiliyor ve varolmayan kurallar varmış gibi gösterilerek genel bir kanı oluşturulmaya çalışılıyor.

3- UEFA kuralları ve açıklamaları hakkında hiçbir bilgisi olmayan ortalama kamuoyuna bütün bunlar gerçekmiş gibi sunularak kamuoyu kandırılıyor.

Neden?

Çünkü şayet TFF üzerinde bir baskı kurularak, TFF'nin "küme düşürme" kararı alması sağlanmazsa, ceza yargılamasında şikenin olmadığı tespit edilecek. Hedeflenen, TFF'ye karar aldırarak, bir "uzman görüşü" sahibi olmak. Şüphesiz TFF alanında hakim ve uzman ve şike olup / olmadığını tespit etmeye yetkili bir otorite. Bu otorite "şike vardır" açıklamasını yaptıktan sonra mahkeme de aynı "bilirkişi raporu" gibi bu kararı dikkate alacak ve bu yönde bir karar verecek. Bu sayede de, yetersiz delillerle, tevil edilmiş bulgularla başarılamayacak bir şey, TFF üzerinde kamuoyu baskısı kurdurularak başarılmış olacak.

O hesap Lozan'dan döner, şimdiden söyleyelim.
Devamı ...

22 Ağustos 2011

Uefa Müfettişinden Şok Açıklamalar!




Uefa Disiplin Komitesi Başmüfettişi Pierre Cornu Beşiktaş Adliyesi'nden çıkışta şok açıklamalarda bulundu. Sözlerine savcının futbol bilgisinden çok etkilendiğini belirterek başlayan Cornu, "Savcı Bey bize son 5 Şampiyonlar Ligi Finali'ni, iki Euroleague finalini ve Bahreyn Grand Prix'si sıralama turunu bildiklerini" açıkladı, ayrıca "aklımdan bir sayı tutup ikiyle çarpıp yedi çıkarıp 13 le toplarsam onu da bileceğini" belirtti. Gerçekten çok etkilendim. Önümüze tapeler konulduğunda Türkçe bilmiyor olmama rağmen adeta şoke oldum. "Oh mon dieu" dedim, burada şike olduğu ne kadar belli! İki dakika dinleyince her şey açık seçik ortadaydı zaten. "Bu telefondaki ses evet bu ses Tanrım bu Aziz Yıldırım olmalı" dedim "bizim büyük başkanımız Platini'yi de indirmek, onun yerine geçmek istiyordu, evet evet Platini'nin Türkiye ziyaretinde kendisine forma hediye ederek bizden de şike yapmamızı isteyen bu adam, bu ses onun sesi" dedim.

Ateş olmayan yerden duman çıkmaz artık UEFA tüzüğünde
Gazetecilerin şike konusunda ne düşünüyorsunuz sorusuna "Arkadaşlar Uefa'nın biliyorsunuz kuralları var, bir kere ateş olmayan yerden duman çıkmaz kuralı UEFA Tüzügüne geçen hafta eklendi toplantıda bu sözün Türk atasözü mü Yunan atasözü mü olduğu konusunda bir tartışma çıksa da Şenes Bey'in ağırlığını koymasıyla Türk atasözü olarak UEFA Tüzüğüne girdi , ayrıca Türk basınında "yüzde bir şüphe bile varsa düşür diyor" haberi çıktığında üzülerek itiraf etmeliyim ki tüzük ve yönetmeliklerimizde böyle bir maddenin olmadığını şaşkınlıkla gördük. Türk basınının bir bildiği olmalı diye bu kuralı da ekledik yönetmeliğimize. Uefa'daki arkadaşlarımız da benimle aynı görüşte hem "bir şeyler olmasa polis bunları niye alsın ya allah aşkına"" şeklinde cevapladı.

Baransu ve Sanem Altan'ın eksikliğini çektik
Fenerbahçe'nin bir suç örgütü olduğuna UEFA'nın bütün kalbiyle inandığını, özellikle Alex ve Lugano'nun örgütün G. Amerika bağlantısını sağladığından artık emin olduklarını belirten Cornu sabahları ilk işinin Takvim, Habertürk, Taraf gibi gazetelere bakmak olduğunu ve Türklerin böyle bir medyaya sahip oldukları için çok şanslı olduğunu belirtti. Porto olayında ya da Juventus olayında maalesef Baransu ve Sanem Altan gibi gazeteciler olmadığı için soruşturmanın çok uzadığını belirten Müfettiş, bu basın varken inşallah Fenerbahçe'yi düşüreceğiz şey yani adalet tecelli edecektir dedi. Galatasaray'ın isteği üzerine gelip gelmediği sorulan Cornu, Galatasaray'ın UEFA Kupası var, geçen yıl Kenya'ya gittiğimde ordaki çocuklar Hasan Şaş, Hakan Şükür diyorlardı, yani adamların UEFA Kupası var arkadaşlar kayıtsız kalamayız UEFA Kupası yani boru değil dedi.

Galatasaray iyi bir teklifle gelirse çalışmaya hazırım
Müfettiş bir gün Türkiye'de çalışmak ister misiniz sorusuna ise "Valla artık Türkiye bildiğiniz gibi ileri demokrasi, İstanbul fantastik bir şehir hem Galatasaray'dan iyi bir teklif alırsam neden olmasın" cevabını verdi.
Devamı ...

19 Ağustos 2011

Koriopolis Bilmecesi



NEDEN KORIOPOLIS?
Türkiye'de şike soruşturması yürürken hemen hemen aynı zamanlarda Yunanistan'da da bir şike soruşturması, Koriopolis, devam ediyordu. Oradaki süreç hakkında medyamız bize pek bilgi vermese de, neticede bazı kararların çıktığını öğrendik. Olayın aslını astarını, orada neler yaşandığını, hangi süreçlerin benchmark edilebileceğini, iyi bir örnek mi kötü bir örnek mi olduğunu orada yaşayan birinden öğrenelim istedik. Fatih temasa geçti, Atinalı Fenerbahçelilerden, Frapppedaki bizim için yazdı.

Bu yazıyı yazmaya başladığımda her şey kafamda gayet netti. Olayları iyice araştırıp detaylara indikçe hiçbir şey bilmediğimi fark ettim. Tek bildiğim bizdeki soruşturmaya örnek gösterilen Yunanistan’daki bu soruşturmanın bizdekinden de kirli olduğuydu. Yabancı yapınca iyisini yapar klişesi maalesef burada geçerli değil. Soruşturmanın başlangıç noktası, ilerleyiş şekli ve eldeki bulgular açısından hiç benzemiyorlar ama usulsüzlükler açısından al birini vur ötekine… Önce, Yunanistan’daki soruşturmayı biraz tanıyalım. Sonra benziyorlar mı benzemiyorlar mı siz karar verin.

Koriopolis
Koriopolis, ismi calciopolis`e özenilerek konulmuş. “Korio” kene demek. Argoda ufak dinleme aygıtlarına verilen isim. Ancak dinleme aygıtı dediğimiz şey o kadar da küçük değil. Terör korkusuyla 2004 Olimpiyatları için ABD’ye sipariş verilmiş çanta şeklindeki bu alet aslında bir ortam dinleme aracı. Çapı kilometrelere varan bir ortamdaki bütün telefon konuşmalarını ve smsleri kaydedebiliyor.

Olimpiyatlar’dan sonra Olympiakos başkanı Kokkalis’in karıştığı kirli işler ve Olympiakos - Panathinaikos rekabeti gibi giden lig nedeniyle polis artık bir operasyon vaktinin geldiğine karar veriyor. Futbola bulaşmış mafyanın kendi içindeki çatışmalar, silahla yaralamalar, offshore gibi suçların üstüne iki hakemin evlerinin önünde dövülmesi ve polisten koruma istemelerinin ardından polis şüphelileri dinlemeye başlıyor. Ancak o zaman elde yeterli delil bulunmadığından Kokkalis kurtulup araştırma gelen yeni dönem şikeçilerin elinde kalıyor. Bu soruşturmanın bulguları son 2,5 yıllık dönemi kapsıyor kısacası.

Soruşturma nasıl başladı?
Aslında şike dedikoduları bu ülkede var olan bir olgu. Futbolla ilgilenen kime sorsanız, özellikle 2. Ligde maçların bağlandığını, hakemlerin satın alındığıni yüzde yüz emin sekilde söyler size. Bugüne kadar açılmayan soruşturma UEFA’nın baskısı sayesinde tarihte ilk kez açılıyor. UEFA, Haziran ayında elindeki şüpheli maçlar listesini açıklıyor. Bu maçlar içerisinde Yunanistan’da oynanan 41 maçın ile ilgili bulgularını da Yunan Futbol Federasyonu ile paylaşıyor. Soruşturma UEFA ve futbol federasyonu eliyle açılmış gibi görünse de, AB ve PASOK bu soruşturmanın gizli aktörleri. PASOK hükümetinin aldığı kredilerin bir şartının, bu soruşturmayı da kapsadığını belirtmek lazım. (Bu genel bir yorum. Ancak bugüne kadar hükümetten kimse inkar etmedi.)

Soruşturmada kimler var?
Mafyanın baş aktörlerini sıralayalım.


Achileas Beos: Panionios`un eski başkanı ve şimdiki Olimpakos Volou başkanı. Panionios`un başındayken UEFA`nın araştırmasına takılan 2 kirli maçı var hali hazırda. O dönemden beri kulübünün maçları UEFA tarafından takip ediliyordu. (Bulgulardan biri, Kastoria`ya kaybedilen maç öncesinde yurtdışındaki bir hesaptan oynanmis 1 milyon eur) Yani bütün bu araştırmaların göbeğinde kendisi var. Futbol mafyasının baş aktörü. Polisin yaptığı dinlemelerin büyük kısmı onun telefon konuşmalarını kapsıyor. Bu konumu alması, Panathinakos`a yardım ettiği üstüste 2 şampiyonluk ardından başlar. Ancak daha sonra mafyanın Olimpiakos kanadına transfer oluyor.


Makis Psomiadis: Bu da mafyanın diğer tarafı. Eski AEK başkanı. Başkan olduğu dönemde AEK`in kasasından tesis yapacağım deyip 30 milyon çalan, kulübü iflasa sürükleyen sonra açılan davada suçlu bulunup 2 yıl hapis cezası alan ama bir şekilde sağlık raporlarıyla hapis cezasından kurtulan bir isim. Şimdi Kavala`nın başkanı ve soruşturmada hakemlerin baş belası diye geçiyor. Panathinaikos eski başkanı Pateras tarafında.


Thanasis Kanellopoulos: Olympiakos Volou eski başkanı, Yunan futbol Federasyonu önceki başkanı ve Olympiakos başkanı Marinakis’in yakın dostu. Takımların başkanları ve hakemler arasındaki bağlantıyı sağlayan adam konumunda.


Marinakis: Olympiakos başkanı. Kokkalis'in yerine geçtikten sonra onun işlerine kaldığı yerden devam ediyor. Emri altında bu işleri yürüten yüzden fazla adam var. O yüzden bu soruşturmada paçayı kurtarabilecek belki tek isim. Birçoğuna göre 10 senede Kokkalis`in masa başında yaptığı pis işleri 1 seneye sığdırabilmekle meşhur. Polisi rahatsız eden de buydu.


Pateras: Panathinaikos eski başkanı. Onun döneminde Panathinaikos üst üste 2 şampiyonluk kazandı. Medyaya göre onun daha sonlaraları mafyadaki görevi otoritelerle konuşmak, isimleri ifşa etmek ve kendi paçasını kurtarmak. Zaten Beos da ilk mahkemesinde, onu ve ortağı ünlü avukat Kougias'i hainlikle suçluyor.


Sofoklis Pilavios: Yunan Futbol Federasyonu Başkanı. Soruşturmada kendi kendini temiz ilan eden ama kimseyi kendisine inandıramayan bir adam. Mafyanın uzaktan kumandası deniyor onun için.


Tsakogiannis: İlioupoli takımının başkanı, mafyanın görünen yüzü, takımı yerel liglerden alıp 2. Lige çıkarıyor. Polis tarafından hep takip edilen, mafya suçları nedeniyle hapis yatmış bir isim.


Kougias: Panahaiki Patras başkanı, savcı. Onca pis işin içindeki adamları kanunen temizlemekle görevli. Bu soruşturmada da Pateras ile beraber polisle işbirliği yaptığından yine temizleri oynayacak. Ama insanların gözünde güvenilirliğini yitirmiş durumda.

Mafya işlerini nasıl yürütüyordu?

Açıkçası onlarca telefon konuşmalarından sonra herkes birbiriyle konuşuyormuş gibi bir izlenim ediniyorsunuz. Konuşmalar iki bölümde toplanıyor. Bir bölümde maç bağlamak diğer bölümde bahis için zemin oluşturmak var. Ayrıca telefon konuşmalarında maçlara istedikleri hakemleri atayıp diğer maçları da etkileyebiliyolar. Şöyle bir örnek verelim:

1 Şubat 2011 tarihli Beos-Marinakis konuşması. Hakemleri belirleyen biri hakkında, isim vermeden konuşuyorlar. Hakem komitesi başkanı ya da federasyon başkanı olması muhtemel.

B: … ona yarın ki ise karışmasın dedim her şey yolunda gidecek. Ayrıca bana iyilik yap dedim Sidiropoulos`u koyma. (Sidiropoulos, bir hakem)
M: Sidiropoulos mu verildi?
B: Sidiropoulos Pazar günü PAOK-Panathinaikos maçında.
M: Niye Sidiropoulos`u vermiş?!?
B: O`nu istiyor ben de dedim ki eğer onu koyarsan o maça … döverim (isim vermeden). Bir daha da seninle konuşmam. Paboridis’i 4 hafta yasakladın, Spathas’ı da. Ama bu maç satan şerefsiz 2 hafta ceza alıyor, sonra da bu maça veriyorsun. Bu beni takmıyorsun demek bunu kabullenemem.
M: Stathopoulos’a da 2 hafta ceza verip beni de takmamıştı.
B: Ama ben yakaladım onu. Dedim ki Sidiropoulos’u dışarda bırak bu hafta. Haftaya derbiye koy dedim eğer problem olursa. O da bana Vaggelis(Marinakis) çok kızmıştır önce onla konuşayım dedi. Ben konuşurum Vaggelis’le dedim üzülme. Ama Giahos’u koy dedik yok dedin, Paboridis’i koy dedim yok. O zaman başka bir kardeşimizi koy PAOK-Panathinaikos maçına.
M: Paboridis’i verse daha iyi olur PAOK-Panathinaikos maçına.
B: Tabii ki daha iyi olur.
M: Ona da böyle söyleyeyim.
B: Evet Sidiropoulos’u da haftaya senin derbiye sakla. Ama araştır bir yasa ne diyor kupa maçları yüzünden bir engel çıkmasın..
M: Tamam şimdi bakarım o konuya.

***
Bunun gibi hakemleri bizzat kendilerinin belirlediğini gösteren konuşmalar var basında. Bir de resimli bir örnek koyalım.


Bahse konu maç geçen sezonun derbisi Olympiakos-Panathinaikos maçı. Maç Olimpiakos`un 92`de attığı golle 2-1 bitiyor. Maçta Panathinaikos`un ofsayttan iptal edilen bir de golü var yukarıda görüldüğü gibi. Maçtan 1 saat sonra Olympiakos başkanı Marinakis, Beos`u arıyor:

Beos: Tebrikler!!
Marinakis: İşte böyle s…k lazım bunları... 92’de hem de.
B: Tamam ama dinle bir..
M: Bir kere de şans bize gülsün...
B: Tebrikler tebrikler ama bırak şimdi eğlenmeyi beni dinle. Bir mesaj aldım. Bunları koruman lazım 1 hafta 10 gün boyunca (hakemleri kastediyor)
M: Tamam
B: Duydun mu beni?
M: OK
B: Çok önemli bu..
M: Hangisinden bahsediyorsun?
B: Kalopoulos ve Tryfona (maçın hakemleri)
M: OK
B: Anladın mı dediğimi? Bak ben senin dostunum beni dinle. Problem var sürekli beni arıyorlar.
M: Tamam o zaman konu kapanmıştır.


Bir de bahis oynayan futbolculardan bir konuşma örneği gelsin. Görüşme Aris`li oyuncu Kostantinos Mendrinos ile Andreas Dimopoulos adlı bir booker arasında Aris-Manchster City (0-0) maçından birkaç saat önce geçiyor. Tarih 15-2-2011.

Mendrinos: Bak stada geldim artık…
Booker: Hmmm…
M: Birazdan Castillo`yla konuşacağım. (Aris`te oynayan Meksikalı milli oyuncu)
D: Evet..
M: Tevez`le konuşacak (evet bildiğimiz meşhur Tevez)
D: Evet..
M:…Ayrıca Koke (Aris`in ispanyol kaptanı) ile de konuştuk maç vuruşu için…
D: Ok.
M: Benim şifremle login olmanı istiyorum.
D: Ok
M:Login ol ve benim istediğim bahisleri oyna.
D: Evet
M:Anladın mı?
D:Evet. Ne oynayacağım 1 mi 2 mi ?
M: Hayır hayır maç vuruşunu biz alacağız ona yatıracaksın.
D: Böyle bir şey mi var?
M: Evet var öyle bir bahis görüyorum şu an.
D: Ok
M: Maçtan 1 saat önce açılıyormuş bu bahis.
D: Evet ama maçın başlamasına kısa süre kalınca kapatmıyorlar mı?
M: Hayır maçtan 15 dakika once de gördüm.
D: Betfair mi Asian mı?
M:Asian…
D: Başlangıç vuruşunu kimin yapacağı üzerine mi oynanıyor?
M:Evet
D:A evet şimdi gördüm. Hiç farketmemişim?!?
M:Evet şimdi görüyorum. Kick-off diye geçiyor.
D: Ne kadar veriyor?
M: Bizim maça 1.90.
D:…nasıl halledeceğiz bunu peki?
M: Sana onu anlatıyorum, Endy`i arayacağım ben. Aslında aradım bile gitsin Tevez`le konuşsun diye.Tevez`e kick-off`ta topu bize bırakmasını söyleyecek. Bırakmayacaksa da öğreneceğiz işte.
D:Evet ama para atışı var.
M:…
D:Nasıl öğreneceksin bu durumda?
M: Parayı atacaklar tamam ama ona söyleyecek bizimkiler ben bu yarı sahayı istiyorum topla sen başla diye ya da tam tersini.
D:Evet…
M:Ona göre biz de para yatıracağız tamam mı?


Hikaye böyle. Sonuçta maça kaleci Sifakis kaptan olarak çıktı. Bahis oynandı mı ne kadar kazanıldı bilmiyoruz. Belki Tevez`in olan bitenden hiç haberi yok. Yalnız şu videoya bir bakın. 2:50’de para atışı var.



Soruştuma nasıl işliyor?

Soruşturma ceza mahkemesi ve spor mahkemeleriyle aynı süreçte devam ediyor.

Soruşturmanın en çok eleştiri alan tarafı tabii ki spor mahkemeleri. İlk olarak kendisinin de kirli işlere bulaşmış olduğu bir federasyonun aynı soruşturmada kendi takdiriyle karar yetkisine sahip olması çelişkili. Spor mahkemesi, varlığının tartışıldığı bir konuma getiriyor kendisini.

Aceleyle alınan ilk karar da bunu gösteriyor. Kavala ve Olympiakos Volou`nun küme düşürülmesi için yeterli bulunan deliller, Olympiakos için yeterli bulunmuyor mesela. Sonra da karar geri alınıp – puana dönüştürülüyor. Bir yanlışı yanlışla düzeltme çabası. İkinci karardan sonra hükümetle de karşı karşıya geliyor federasyon. Bir bakan alınan 2. kararın ilkine oranla daha büyük skandal olduğunu söylüyor. Burada karar – puana dönüşürken UEFA Olympiakos Volou`ya 1 yıl ceza veriyor. UEFA için yeterli görülen “suspicious” maçlara ait bulgular Yunan federasyonu için bir anlam ifade etmiyor.

Diğer taraftan ceza mahkemesi, bazı isimleri tutuklu yargılamaya devam ediyor çünkü polisin elinde henüz bizim bilmediğimiz yasa dışı örgüt delilleri ve mafya bağlantıları var. Ayrıca yukarda saydığımız isimler içerisinde olan Psomiadis`in yurtdışına kaçmış olması, tutuklu yargılamaların en büyük nedeni. Olay patlak verdiğinde ilk baskınla tutuklanan 10 kişi dışında yaklaşık 80 kişi tutuksuz yargılanmaya devam ediyor. Bunların arasında kimler mi var… 2. Lig kulüp başkanları, futbolcular, yöneticiler, teknik direktörler, hakemler, bahis siteleri ve örgüte yardım eden kişiler.

Sorular, sorular…

Yazıyı bir sonuca bağlamadan evvel, Yunan halkını meşgul eden soruları sıralayalım:

Yunanistan`da basına verilen telefon kayıtları baştan sona bir bütünlük içeriyordu ve bütün medyaya aynı anda sunuldu. Ancak diğer telefon konuşmaları neden yayınlanmıyor? Diğer kayıtları ne zaman göreceğiz?

Soruşturma kapsamında yargılananlar, 93 bin sayfayı okudu mu? Binlerce sayfayı kim okuyup karar verecek?

Bu dosyada başka kimlerin isimleri geçiyor? (ki söylentiler, sayfaların tamamının incelenmediğini ve çok başka isimlerin de soruşturmaya dahil edileceği yönünde)

Tutuklu yargılananların ceza mahkemesinde suçlu bulunması halinde kulüpler nasıl cezalandırılacak?

Cezaları geri alınan takımlar tekrar küme düşürülecek mi?

Ceza mahkemesinde, örneğin Beos suçsuz bulunursa Olympiakos Volou`nun aldığı cezanın sorumlusu kim olur?

UEFA`nın kararı adil mi? Hangi delillere göre karar veriyor? `Suspicious` denilen maçlar karar vermeye yeterli mi? (Bu noktada UEFA`nın kararı nasıl aldığı da önemli. UEFA özellikle son 2 senedir kendi araştırmalarında şikeye ya da bahse bulaşmış maçları dirty-suspicious olarak sınıflandırıyor. Kararları kendi elindeki bulgulara göre veriyor. Olympiakos Volou Avrupa`dan 1 yıl men cezası aldığında bunu Yunan Federasyonu`nun kararına dayandırmıyor. UEFA karar aşamasında federasyonların kararlarına güvenmeyen bir tutum sergiliyor kısacası. Yani federasyonlar ellerindeki dosyayi UEFA ile paylastiktan sonra ya da dosyayı beklemeden UEFA elindeki delillere gore karar veriyor. Şüpheyle karar verme yetkisi var derken bu suspicious maclarin değerlendirilmesi sonucu gerçekleşiyor. Kararları ne kadar güvenilir o da tartışılabilir fakat ellerindeki Betting Fraud Detection System dedikleri IT sistemiyle bağlı ülkelerde oynanan bütün maçları ve bahis sitelerini entegre ettiklerini dikkate almakta fayda var)

93 bin sayfalık dosyanın ne kadarı delil niteliğinde? (Bu da apayrı bir hukuk konusu. Spor mahkemeleri bu konuşmalara dayanarak karar verme yetkisine sahip ancak ceza mahkemeleri için bu konuşmaların çoğu delil niteliği taşımıyor. Mesela kaba bir örnekle, siz telefonda arkadaşınıza köşedeki bankayı soyalım derseniz, o da tamam derse ve banka ertesi gün soyulursa bu sizin bankayı soyduğunuz anlamına gelmiyor. Bunun ispatı gerekiyor. Basketbolcu Bourousis doping ilaçları için telefonda Psomiadis ile pazarlık yapıp “Bu ilac uykusuzluk yapti ama Panathinaikos maçının en iyisiydim” diyebiliyor ama ertesi gün oynanan maçta takımın doping testleri negative çıktığından, Bourousis soruşturmadan ceza almadan kurtulabiliyor)

Sonuç

Bir federasyon yetkilisine Türkiye`deki soruşturmayı soruyorlar. Diyor ki bizdeki dosyanın kapsamı şimdiye kadar görülmemiş şekilde geniş, boşuna karşılaştırmayın. Bunu derken dosya kapsamında ne var kendisi de bilmiyor.

Baştan beri bir karşılaştırma yazısı yazmak istemedim. Karşılaştırma yaparak orada öyle burada niye böyle demek mümkün değil çünkü. Tek bildiğim kimse soruşturmaların güvenilir olduğunu düşünmüyor. Halkın güveninden ve desteğinden yoksun bir yargı sürecinin de bize ne kazandıracağı meçhul.
Devamı ...

26 Temmuz 2011

Yüzde 1 İhtimal Daha Var O da Düşmek mi Dersin?



Çıkar koalisyonlarının hüküm sürdüğü 90’lı yıllarda herhangi bir ekonomik karar alma durumunda IMF kozu devreye sokulur ve “bu kararı almazsak var ya çok kötü şeyler olacak” diye bir hava yaratılıp karar alınırdı. Ülke olarak IMF'yi bir uluslararası kuruluş olarak değil Erol Taş olarak gördüğümüz için korkar, bu karar alınmazsa bu adamlar bizim burnumuzdan getirir diye düşünür ve türlü yük getiren kararları sineye çekerdik.

Avrupa Birliği süreci başladıktan sonra karar alma sürecinde dış destek bu sefer Avrupa Birliği oldu. Ne zaman yasa değişikliği gündeme gelse Avrupa Birliği bunun çıkmasını istiyor dendi mi sular seller durur ve o yönde müthiş bir kamuoyu oluşturulurdu.

Şimdilerde IMF’yi pek sallayan kalmadı, Hamdolsun Ekonomiden Sorumlu Bakanımız zamanında randevu alamadığımız, bir not daha verirseniz teşekkür alacağım öğretmenim ayaklarına yattığımız Fitch’le bile “Fitch Fitch'liğini yaptı” şeklinde enseye tokat samimiyetine geldi. Avrupa Birliği de artık kimseyi heyecanlandırmıyor, fasıl açılmış fasıl kapanmış kimsenin taktığı yok.

Bugünlerde şike soruşturması sonrası en büyük dışsal korku otoritesi UEFA oldu. Türk basını “hadi biz neysa ama UEFA çok kötü yapar” moduna girdi daha ilk günden. Uefa, Avrupa Kupaları’na katılacak takımların kupalara devamında bir sakınca görmemesine rağmen Türk basını “böyle diyorlar ama aslında pek öyle değil bakmayın siz” havasına soktu kamuoyunu. Hurufiler gibi UEFA açıklamalarından tuhaf tuhaf anlamlar çıkardılar, UEFA masumiyet karinesini vurgularken bizim basın nerden çıktığı belli olmayan “%1 şüphe varsa düşürün diyor” geyiklerine başvurdu.

UEFA’nın futbola dışarıdan müdahalelere, ırkçılığa karşı falan “sıfır tolerans” göstereceği, bu konunun faillerinin suç sabit olduğunda şiddetle cezalandırılması gerektiğini defaeten açıkladığını biliyoruz.

Bochum soruşturması sonrası UEFA Genel Sekreteri Infantino şöyle demiş mesela:

We will continue our battle against any form of corruption in European football with a mission of zero tolerance.

"UEFA will be demanding the harshest of sanctions before the competent courts for any individuals, clubs or officials who are implicated in this malpractice, be it under state or sports jurisdiction."
Bu sıfır tolerans lafı İsviçre’deki merkezden İstanbul’a gelirken nasıl “%1 bile şüphe varsa”ya dönüşüyor anlamış değilim. Yukarıdaki açıklamada da görüldüğü gibi UEFA işin sorumlularının en ağır cezayla cezalandırılmasını istiyor ancak bunun “ehil yargı organlarının yargılaması sonrası” olmasını da özellikle belirtiyor.

Bir de şu UEFA'ya "otoriteler otoritesi", "adaletin en büyük gözeticisisiymiş gibi" bakan adamlara şunu sormak gerekmez mi? Her türlü kararında ulusal federasyonların siyasi erkten bağımsız hareket etmesini şart koşan, bu yüzden Bosna, Gürcistan gibi gariban ülkelere yaptırım uygulayabilen UEFA son iki federasyon seçiminde bizzat hükümetten icazet alarak seçilen Federasyon Başkanları’nın meşruiyetini niye sorgulamıyor, Federasyon seçimlerinde Başbakan’ın iki dudağının arasından çıkan adayın itibar gördüğü diğer kimsenin aday olmaya cesaret edemediği bir süreci niye önemsemiyor bu adalet sağlayıcı “ceza verirse acayip verir valla” olan UEFA?

Bir soru da Türkiye’nin imajından başka bir halt düşünmüyormuş havalarındaki objektif medyaya: Türk basını federasyon seçimleri sırasındaki siyasi müdahaleyi alenen gördüğü, bu işin futbolun özerkliğine halel getirdiğini bal gibi bildiği halde “yetiş ya UEFA” demekten imtina edip bu konuyla ilgili bir tane bile yazı yazmamışken şike soruşturması sırasında neden UEFA açıklamalarını manipüle edebilecek kadar şirazeden çıkmış hale gelip "(yüzde) bir ihtimal daha var o da düşmek mi dersin"i toplu olarak terennüm ediyorsunuz acaba?
Devamı ...

27 Ağustos 2010

Ruhani Lider Aranıyor



Dünkü maçta PAOK golü attığında maçın bitmesine neredeyse 20 dakikalık bir süre vardı. 20 dakikada PAOK gibi Avrupa tecrübesi olmayan bir takıma iki gol atılabileceğini düşünen, bunun için arkadaşlarını harekete geçirebilecek bir Allahın kulu ise sahadaki oyuncular arasında mevcut değildi. Fenerbahçe’nin koordinasyon ve organizasyon problemlerinin de ötesinde saha içindeki en önemli meselesi bu bence.

Üç sene önce takım Az Alkmaar maçında 3-1 gerideyken, taraftar bütün oyuncuları ıslıklamaya başlamışken oraya buraya deli danalar gibi koşturan Tuncay vardı. Maça isyan eden, düştüğü durumu kabul etmeyen bir tane adamın olması bile takımı harekete geçirmiş maç 3-1'den 3-3'e gelmiş, İspanyol hakem Deivid’in pozisyonuna penaltı çalsa 1-3'den 4-3'e çevrilecek bir son 25 dakika olmuştu.

2005-2006'daki İnönü’deki Beşiktaş maçını hatırlayalım. 1-0 öndeyken ve penaltı kaçırmışken 90. dakikada 40 metreden bir gol yiyorsun rakip ve tribünler çoşmuş, dünya başına yıkılmış, buna rağmen santradan sonra topu alıp iki kişiyi geçip Nobre’yle ikiye bir yapıp Cordoba’nın altından topu bırakabilecek bir isyan, bir motivasyonun var. Bunu yapanın adı da Tuncay.

Bir de dünkü son 20 dakikaya bakalım. Golü yedikten sonra sanki altın gol yenilmiş ve tur kaybedilmiş gibi koskoca bir 20 dakikaya heba eden takıma. Bir tane “ne oluyoruz daha maç bitmedi” diyen adam yok.

Maçın sonucundan ya da turun kaybedilmesinden çok problem Fenerbahçeli oyuncuların kaybetmeyi bu kadar kolay kabullenmeleri, fiziksel tükenişten çok daha çarpıcı olan mental tükenmişlikleri. Alex’in de en çok eleştirilmesi gereken yanı bence burda. Ne pres yapmaması ne modern futbola uymamasıyla eleştirmek saçma Alex’i. Fenerbahçe tarihinin efektif bazda değerlendirirsek en iyi yabancısı bunda zaten kimsenin şüphesi yok. Benim derdim Alex’in oyun içinde kaptan olarak o isyan ışığını o kabullenmeme kıpırtısını göstermemesi.

Bu takım son 5 yılda ikisi son maçta üç kez tek maçla şampiyonluk kaybetti. İstisnasız bu üç maçın en kötü oyuncusu Alex’ti. Denzili’de de Ali Sami Yen'de de son Trabzon maçında da takımın sakin olması gereken yerde sakin kalması, coşkulu olması gereken yerde coşkulu olması konusunda hiçbir katkısı olmadı. Alex takım için çok önemli oyuncu ama Fenerbahçe’nin saha içi lideri falan değil. Ne bir isyan ateşi yakacak kıvılcımı, ne de herkes panik halindeyken sakinleştirici bir hali tavrı var. Saha içindeki en önemli eksiklik de bu bence son üç senedir Fenerbahçe’de. Hala Tuncay’a burun kıvıran, onun İngiltere’de kendisinden beklenenden daha düşük performansıyla dalga geçip Fenerbahçe’den gitmesini çok da kayıp olarak görmeyen insanlar görüyorum sağda solda. Tuncay’ın gittiği ilk sene takımın Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynamasını bile Tuncay’ın gidişine yoranları da gördüm. Tuncay, Fenerbahçe için performansından çok da öte bir kimliğin taşıyıcısıydı. Yeri doldurulmayacak bir performans bırakmadı ama yeri doldurulmayan bir oyun karakteri bıraktı geride. Dün 20 dakika kala gol yiyince maçı bırakan takımı görünce o boşluğun hala ve korkarım ki daimi olarak boş kalacağı konusunda eminim artık.
Devamı ...

20 Mart 2009

Yine Kötü Adam Biz Olduk


gel bakalim

Kovulan hocaları, şimdiki hocaları, futbolcuları, başkanları, yöneticileri, eski yöneticileri, taraftarları... Hiçbirinin ağzından Kadıköy iki aydır düşmüyor. "Biz geliyoruz siz neredesiniz", "Final oynarsak stadı yıkarlar", "Kupayı alıp bayrağı dikeriz"ler havada uçuşuyor. Daha çeyrek final bile göremeden elenince suçlu yine Fenerbahçe yönetimi, ezik yine Fenerbahçe taraftarı, ayıplanan yine antu oluyor. Aşağıdaki haberlerden sonra bu yapılanlar az bile...

Galatasaray Teknik Direktörü Michael Skibbe çarpıcı açıklamalarda bulundu. Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı'nda oynanacak UEFA Kupası'nı kazanmaları durumunda sürprizleri olacağını belirterek, "Souness’dan o efsane bayrağı isteyebilirim! Hatta o bayrağı stadın tam ortasına dikebilirim" dedi.
G.Saray yöneticisi Harun Üstünel, "Hedefimiz, büyük transferler yapıp 2009 yılında Kadıköy'de UEFA Kupası'nı kazanmak ya da Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finalin üstüne çıkmak" dedi. Sarı kırmızı yönetici "Yeni bir takım yaratmaya çalışıyoruz. Amacımız bu sezon takımı hazır hale getirmek. 2009 yılında Kadıköy'de UEFA Kupası'nı kazanmak ya da Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final oynadığımız derecenin üstüne çıkmak istiyoruz. Bütün hazırlıklarımız bu yönde gerçekleştiriyoruz. Yaptığımız transferler, genç futbolcularımız ve yapılanmamız bu hesaplar üstüne kurulu. Kadıköy'de kupa kaldırmak taraftarımıza verilebilecek en büyük armağan olacak" şeklinde konuştu.
Sarı-Kırmızılı kulüpte uzun yıllar yöneticilik yapan Ergun Gürsoy’dan, Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş hakkında çarpıcı açıklamalar... Kanal A’ya konuşan Gürsoy, Cim Bom’un Avrupa kupasındaki yürüyüşünü gururla seyrettiğini belirterek, “Galatasaray işi gücü bıraksın, UEFA Kupası’na odaklansın demekle iş olmuyor elbette. Ama takım UEFA’da finale kalırsa, ikinci bir Souness vakası yaşanır ve Galatasaray bayrağı, Şükrü Saracoğlu Stadı’na dikilir” ifadesini kullandı.
Galatasaray Başkanı Adnan Polat, Şampiyonlar Ligi Ön Eleme turundan dönmelerinin Galatasaray'a yakışan bir sonuç olmadığını belirtti ve UEFA Kupası'ndaki hedefi gösterdi: "Hedef artık Kadıköy'de final oynamak. Kadıköy'de final oynamak bizim için çok anlamlı olur"

UEFA kupasının adını Kadıköy'de final yap, ne amaçla olduğu belli onlarca açıklama yap, şimdi de sana yapılanlara kız, hadi ordan.

Kaynaklar

1. Skibbe
2. Ergun Gürsoy
3. Haldun Üstünel
4. Adnan Polat
Devamı ...