16 Nisan 2012

"A.... Kodumun Fenerlileri" Diyebilen Bir Futbolcu ve Hoşgörü



Büyük Kaptan Emre Belözoğlu'nun zamanında söylemiş olduğu ve televizyon kameralarına aynen yakalanan bir cümleyi "." ile sansürlemek haddimize değil ama kusura bakmasın artık.

Herkesin Fenerbahçeliliği öğrendiği büyükleri vardır. Ha keza, sürüp giden hayatın içinde teorik, tribünde ise pratik olarak feyiz alınan ağabeyler / kardeşler mevcuttur.

İşte bunların bizim payımıza düşenleri Fenerbahçeli olmayı, her zaman için "başka bir şey" olarak betimlediler, öyle gösterdiler. Bu başkalığın içerisinde tabii ki "hoşgörü" de vardır ama ders alana ve hatalarını tekrar etmeyene...

Buna istinaden sonda söyleyeceğimi başta yazayım:

Emre, Türkiye spor tarihinin en büyük mücadelesini veren Fenerbahçe'ye yakışmıyor. Mesele dünden beri konuşulan "nigga" falan değil. Emre ahlaksızdır. Bu kadar net. Ahlaksızlığa gösterilen toleransa "Yeter" demek, güzel bir Fenerbahçeliliktir.

Küfür kötü bir şey değil.

Baba Hakkı'ların, Lefter'lerin küfürlerini yıllar sonra "hatıra" başlığı altında dinlerken "ehe ehe" diye gülmemizin sebebi, bu insanların küfrü karşıdakine kafir muamelesi yapmak için değil, eğlenmek ya da dozunda bir siniri boşaltmak için kullanıyor olması.

20. yüzyılın ilk yarısına ait insanlık profilini geri getirme çabasında değiliz. Sadece ahlaksızlığını Fenerbahçe'ye gelmeden önce defalarca ispat etmiş birisi hakkında hâlâ "Bu maçta olay çıkartmaz" veyahut da "Bu adam kendi takım arkadaşına karşı çirkinleşmez" denemiyorsa, bu insan neden ısrarla Fenerbahçe'de forma giyiyor, bunu merak ediyoruz.

"E, ama yerli oyuncu. İyi de bir yerli oyuncu. Biz oynatmayalım da rakipler mi alsın?"

Alsın anasını satayım. Hani kupa büyüklüğü değildi, bizim büyüklük?

Tam 4 sene önce yazdığım bir yazıyı kopyalayacağım aşağıya.

Emre Fenerbahçe'ye geldiğinde hissettiklerim, şimdi hissettiklerim ile aynı paralelde.

Biz bu hayatta Fenerbahçe'ye o ya da bu şekilde "gözümüzün içine baka baka" küfreden kimseyi affetmemeyi öğrenerek büyüdük. Bu saatten sonra huy değiştirecek değiliz. Mecburiyetlerden ötürü katlanılan durumlar karşısında hiç değilse "Bu da olmaz artık" demek, Fenerbahçe'ye borcumuzdur.


Emre Belözoğlu Fenerbahçe’de. Bu rezilliği de gördük sonunda.

Kimse sporculardan ve yöneticilerden kuruluş yıllarının adanmışlığını beklemiyor.

Kulüp binası yanarken pijamalarıyla içerideki hatıraları kurtarmaya dalan kaptanlar‚

İstanbul´un en varlıklı ailelerinden olduğu halde yazları kulüpte kalarak etrafı silip süpüren idareciler‚

Kulübün suyu borcundan dolayı kapanacak diye çoluğunun çocuğunun rızkını su parasına veren oyuncular‚

Kulüp zorda diye sahip olduğu hanın odalarını bir bir satıp sonunda emekli maaşıyla kalacak kadar seven yöneticiler yok artık.

Ama...

Fenerbahçe‚ sadece kazandığı kupalarla taraftarını memnun etmek ile görevli bir kulüp değil. Benim nazarımda Fenerbahçe‚ yaptığı her şeyle yukarıda saydığım insanların ruhlarını da şad etmeli. Fenerbahçe defaten kapanmaktan‚ yokluklar içerisinde erimekten kurtulduysa bu sevgi ve adanmışlık sayesinde kurtuldu.

Şimdi, “günümüz gerekleri” diye bir aldanmışlığın peşinden gidip de bütün bu değerleri bir kez daha sularda boğmanın bize kaybettireceklerini görmek bu kadar zor mu?

Bu sporcunun saha içerisinde‚ oynadığı takımın tribünlerini de zaman zaman dahil ederek yaptıklarını unutmak bu kadar kolay mı olmalı?

Her fırsatta haklılığından dem vurduğumuz meşhur ve muteber sporcu özelliklerinden ´ahlak´ı bize karşı sergilemek bir yana dursun; Fenerbahce dendiğinde küfürden başka cümle kurmayan bir adamı Fenerbahçe´de görmek hiç iç acıtmayacak mı?

Hangimiz şirketimizde ya da evimizde‚ kendimize / ailemize ağız dolusu küfür etmiş birisini gönül rahatlığıyla ağırlayabilir‚ onunla teşrik-i mesaide bulunabiliriz? El cevap: Ancak midesiz olanlarımız.

Yazıklar olsun. Fenerbahçelilik değerleriyle, bütün maneviyatımızla oynadığınız yeter artık.

Cem Karaca’nın dediği gibi:
Bizi siz delirttiniz.
Evet, evet.
Siz, siz.

Devamı ...

emre, papaz, fenerbahçe



ırkçılık yalnızca bir küfür değildir. insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. bu yüzden rıdvan bunu duyar duymaz "eğer emre bunu demişse soyunma odasına gitsin, duşunu alsın, formayı çıkarsın, futbolu bıraksın" dedi, bu yüzden biz "eğer (eğer kelimesinin de bir anlamı var) bunu demişse acilen çıksın açıklasın yoksa fenerbahçe cezayı kessin" dedik, diyoruz.

galiz küfrü birey affedebilir, ırkçılığı bütün bir etnik grup ve insanlık ailesi adına kimse affedemez.

ama önce bir şey anlatacağım,

bir çoğunuzla 3 temmuz sonrasında tanıştık ama bu blog 3 temmuzdan önce de vardı. bu blogda yazdığımız hiçbir şeyi de havaya yazmadık, kimsenin yüzüne söyleyemeyeceğimiz şeye burada yer vermedik.

nasıl?

bilenler biliyor bundan 1 ay önce aziz yıldırım ile 3,5 saat metriste yanyana görüştük. kendisine bir söz vermiştim, orada geçen hiçbir konuşmayı hiçbir yerde yazmadım.

bugün bir şeyi yazacağım.

o gün, sohbetin debisinde, kendisini 3 temmuz'dan önce bir diktatör olarak gördüğümü kendisine de söyledim. çünkü bunu bu blogda yazmıştım. (bkz: birey kültü üstüne) kurumsallaşma, tek adam yönetimi üzerine kendisi de fikirlerini ifade etti. eğri, doğru, burada yazdığım şeyi kendisine söylemeseydim aynada kendi yüzüme bakamazdım. söyledim. ne oldu? aziz yıldırım beni fenerbahçeli olmamakla mı itham etti? aksine, uzun süre kurumsallaşma üzerine tartıştık.

çünkü aziz yıldırım müdenasız bir insan, lafını esirgemez, biz de eğilip bükülmeden doğru bildiğimizi söyleyebilen insanlardanız.

3 temmuz sürecinden önce, konu emre olduğunda bu blogda iki farklı görüş vardı. birincisi pvh'nin emre gelmesin (bkz: peki niye kabullenelim) ve olgu'nun "şimdi kime düşman" yazılarıyla belirtilen hattı. (bkz: şimdi kime düşman)

ben de bu blogda "türk futbolunun alkibiades'i emre mi?" diye sordum. (Bkz: türk futbolunun alkibiades'i emre mi?) velhasıl ne oldu? emre geldi. birine boğazını kesme hareketi yaptı, o zaman da emre fenerbahçe'yi bıraksın diye burada yazdık.

ama emre fenerbahçe'yi bırakmadı.

şimdi bir ara daha,

biz herkesin nabzına göre şerbet veren düşünceleri savunsaydık zaten oturup bir medya kuruluşunda yazardık. bu yeteneğimiz var. bugün burada, 3 temmuz'dan sonra ifade ettiğimiz görüşleri yazdıysak bunun temel sebebi, bu konuda bir takıntımızın olması. bugün bir çok insanla bir bağlantıya sahipsek, inandığımız şeyleri yazabilmemize borçluyuz. kimse bize bir şey borçlu değil, bizim aynalara karşı borcumuz vardı, o borcu da ödemeye hayat boyu devam ediyoruz,

bir dakika daha,

fenerbahçe'nin, türkiye'nin, hükümetin, cemaatin, şu veya bu kişinin ali menfaatleri için herhangi bir haksızlığa karşı gözümüzü kapatmayı, susmayı, kabullenmeyi, içimize sindirmeyi kabul etmiyoruz, etmedik. eğer bunu edecek olsaydık, şurada burada iki "spam yaparız" diyen adam yerine bize allah günü tehdit eden adamları tercih ederdik.

siz biz buradan duyurmadığımız için bir şey yok sanıyorsunuz, ama var, hatta bunu papazınçayırındaki yazarlar bile bilmiyor, ama var. neden? çok önemli olduğumuzdan mı? hayır. bugün türkiye'de müesses nizamın replikleri dışına çıkan herkes bunu yaşadığı için var.

şimdi parantezleri toplayalım,

emre ırkçılık yaptıysa

- ki kendisi "bunu diyip demediğimi bilmiyorum" diyor

bunun bedelini ödemeli.

çünkü biz lefterin tertemiz fenerbahçesini istiyoruz. çünkü biz, bu ülkenin umudu olan fenerbahçe'yi seviyoruz. o yüzden şükrü saraçoğlu stadının adı lefter küçükandonyadis stadı olsun diye burada yazdık, yazmaya da devam edeceğiz. biz lefter için feneri bir başka seviyoruz.

hatta "biz"i de karıştırmayayım,

çünkü ben fenerbahçe'den özgürlüğe, adalete, insanlığa dair bir ışık görmek istiyorum. çünkü ben, fenerbahçenin kupalarından çok ahlakını, madalyalarından çok "iyiler her zaman kazanır"ı gösteren hikayesini seviyorum. ben fenerbahçeyi şampiyon olduğu, kupa aldığı, sahada karşı takımı yendiği için değil,

hatta bunlar umrumda bile değil,

rıdvan gibi tertemiz çalımları, alex'in, van hooijdonk'un, cemil turan'ın bileğiyle, hakkıyla kazandıkları için seviyorum. ben fenerbahçe'yi ırk, din, dil ayrımı yapmaksızın, hiçbir haksızlığa sapmaksızın, kimseyi sınıfı, beşeri konumu diye ayırmaksızın, turist ömer'le ali koç'u, en üsttekiyle en zor durumda olanı birleştirebildiği hikayesi için seviyorum. Lefter, kemalettin, uche, okocha, nielsen ile herkesin belli ahlaki değerler sebebiyle buluşabildiği, herkese örnek olabilecek çubukluyu seviyorum.

ben fenerbahçe'yi, bir sosyal hareket olduğu için, nusaybindeki o yapayalnız çocuktan, caddede yürüyen yaşlı teyzesine kadar ahlaka, insanlığa, adalete, eşitliğe, dürüstlüğe dair düşündürdükleri için seviyorum. eğer ben "bu etikete sahip olanlar her şeyi yapabilir, kazanan her zaman haklıdır" düşüncesinde olsam, zaten oturup da idris naim şahin'e bu kadar sövmezdim.

ve benim umrumda değil kupalar? cehennemin dibine. herkes kupa kazanır. manchester city bile şampiyon olacak, olabilir, olma ihtimali var. çavuşeskuyu arkasına almış, stalinle palazlanmış takımlar bile futbolda şampiyon oldu. ben zidane'ın materazziye isyan eden halinde, bugün burada alparslan eratlı ile ifade edebileceğim hikayeleri seviyorum.

adalet, eşitlik, özgürlük yoksa şampiyonluk nedir ki? o şampiyonluk hiçbir şeye değmez, hiçbir manaya gelmez. ben maç 3-0'ken, soyunma odasında "çıkın ve fenerbahçe gibi oynayın" diyen alpaslan eratlıyı seviyorum. her koşul aleyhindeyken, adam gibi, doğru bir şekilde, bütün gücüyle mücadele edenlerin kazanmasını seviyorum. fenerbahçe kazandığı için değil, bu kadar güzel kazandığı için şiirlerin konusu.

ben rıdvanın füleli çalımlarını değil, karşıdakine zulmetmeden, haksızlığa uğratmadan, hagi gibi suratına tükürmeden, zerafetle atılan haklı çalımlarını seviyorum. ondan karşımda gördüğümde, diyorum ki "hocam sizi gördüğümde hala elim ayağıma dolanıyor"

ben puşkaş ergünleri, mikro mustafaları, basrileri, serkanları seviyorum. kan, ter, gözyaşı evet, haksızlık asla.

çünkü ben bunları anlatacağım çevreme. diyeceğim ki iyilik var, adalet var, haslet var, doğru yaparsan, zarar vermezsen, mücadele edersen, zulme boyun eğmezsen gene de kazanabilirsin.

emre her şeyin aksini temsil ediyor. her şeyin. aykut hocayı üzüyor, yeğeni sen hocaysan ben de imamım diyor, hakan abisi başını okşuyor bir yöne koşuyor, ingilterede ırkçılık hikayesi çıktıktan sonra -ki yalanlandı- burada gene fuckin niggar diye bağırırken görülebiliyor.

belki dememiştir, zokora keskin, bıçkın bir yalancı.. bilemem. ama boyun kesme hareketini gördüm. aykut'a neler çektirdiğini gördüm. arkasında duramam. kendisi bile duramıyor, "belki o lafı etmişimdir" diye açıklama yapıyor.

tek bir şey, çok gerçek, biz emresiz kazandık, kazanmaya da devam edeceğiz. emre çin'e mi gidecek, uganda'yı mı? umrumda değil. fenerbahçe emre'ye muhtaç değil. emresiz de olur. ama ahlaksız olmaz, ama adaletten, ilkeden, prensipten soyutlanmış bir fenerbahçe, ünal aysal'ın galatasaray'ından başka bir şey ifade etmez.

emre diyor ki, "özür dilerim" peki. zokora affetsin. ben affetmiyorum. çünkü ben oturup da melo rieara'yı bir odaya kilitleyip dövdüğünde bunun ceza hukukunun bir konusu olduğunu ve ceza alması gerektiğini yazdım. GS, çıktı bu işin üstünü kapattı. Kendilerine yakışan bu. Trabzonspor ırkçı pankartları açtığında, beyaz bereliler tribüne dadandığında bunun üstünü kapattı. Eleştirdik ama nihayetinde orası başka bir yer. Çarşı trabzonspor'un şampiyonluğunu kutladıktan bir gün sonra "aklanın da gelin" diye yazı yazdığında güldük. haklıydık. ama onlar da işte öyleler.

Fenerbahçe öyle olmadığı için Türkiye'nin en büyük sosyal hareketi. Fenerbahçe prensipten, ilkeden taviz verseydi,

bugün aziz yıldırım'ı satmıştık, tam da istedikleri gibi fenerbahçe'nin ali menfaatleri için bir adamı sokak ortasına bırakmış, istedikleri başkanı seçmiş, yolumuza devam ediyorduk,

fenerbahçe öyle olsaydı, aziz yıldırım hiç içeri girmezdi. onlarn istediği her şeyi yapardı, yönetimi onlarla birlikte yapar, seçimlerde onların istediği adayları destekler, girme dedikleri yere girmez, gir dediklerine girer, şimdi CL Finaline oynayacak bir takımın keyfini çıkartırdı.

fenerbahçe öyle olsaydı, sporun imamı başka takımdan değil fenerbahçe'den çıkardı, ilk hes fenerbahçe'nin olurdu, enerji santralimizin yanına bir de baraj koyardık.

fenerbahçe öyle değil, o yüzden bedel ödüyoruz. şükürler olsun.

o yüzden bugün dünyada eşi benzeri görülmedik bir taraftar organizasyonuyla yürüdük, o yüzden bugün herkesin karşısına dimdik çıkıyoruz, o yüzden başkan hapiste ama masum.

emre değil.

emre ırkçı küfür etti. emre ırkçı mı? değil. daha kötü, karşıdakini yaralaması için küfür etti. etmiş olabilir. bunu yaptığını bile hatırlamıyor.

ben de diyorum ki sabri yoboya fuckin niggar dese ne yapacaksak öyle davranalım. öyle davranmaya mahkumuz.

benim inancım bu.

ırkçılık, hele de etnik köken sebebiyle bir başkasına eza çektirmek, ahlak konusu değil, ceza hukukunun konusu, benim için özür dileyince mesele bitmez.

eğer bunu söylemezsem, o zaman ben de emre olurum. forma üstümdeyken ne yapsam mübah değil, asla da olmayacak.

Devamı ...