20 Ağustos 2010
PAOK 1 - Fenerbahçe 0
AL 19/08/2010
UEFA Avrupa Ligi play-off ilk maçında Yunanistan' ın PAOK takımına konuk olan Fenerbahçe, Vieirinha' nın ayağından yediği golle 1-0 mağlup oldu.
PAPAZIN ÇAYIRI: Şampiyonlar Ligi 3. Ön Eleme Turu'nda Young Boys' a elendikten sonra yoluna UEFA Avrupa Ligi' nde devam eden Fenerbahçe, farklı kazandığı Antalyaspor maçının ardından Young Boys maçlarındaki kötü futbolu taraftarına unutturmak için Selanik’ e gelmişti.
Ama Stoch, Emre ve Bilica’ nın eksikliği kadar ‘aynı deniz - aynı yüz’ e rağmen altı çizilip duran farklılık(!) nedeniyle de maça tedirgin başlamak zorunda kaldı.
10’ da Gökhan Gönül sağ taraftan etkili geldi, önünü boşaltıp ortasını yaptı. Ancak kaleci Kresic Semih' ten önce çıkıp topa sahip oldu.
18’ de PAOK golü buldu. Top Garcia’ nın sağ taraftan yaptığı ortayı uzaklaştırmak isteyen Andre Santos’ tan sekti ve arka direkte Vieirinha' nın önünde kaldı. Bekletmeden güzel bir vuruş yapan PAOK’ un Brezilyalısı topu ağlara yolladı: 1-0
20’ de Andre Santos ceza sahası dışından iyi vurdu, kaleci Kresic güçlükle çeldi.
Golden sonra beraberlik için PAOK kalesine yüklenen Fenerbahçe, tıpkı Young Boys maçında olduğu gibi hücum ve defans olarak ikiye ayrılınca tehlikeler yaşamaya başladı: 28’ de Contreras' ın soldan ortasına Salpingidis kale sahası içinde dokunamadı, 39’ de Müslimoviç’ in arapasına Saplingidis yetişemedi, en tehlikelisi 45’ teydi; hızlı kullanılan serbest atış sonrası Volkanla karşı karşıya kalan Müslimoviç’ in vuruşunda top Volkan’ ı geçti ama Gökhan Gönül çizgi üzerindeydi.
Böylece ilk yarı PAOK’ un 1-0 üstünlüğü ile sonra ermiş oldu.
Fenerbahçe ikinci yarıya Semih-Niang değişikliğiyle başladı. Bu kan değişikliği herkese iyi geldi. Fenerbahçe Kara Yılan’ ın oyuna girmesiyle rakip kalede baskı kurmaya başladı.
49’ da Alex sol kanattan ortaladı ama arka direkte Mehmet Topuz vuramadı. Top Niang 'ın önünde kalsa da kaleci Krasiç ellerini kullanıyor olmanın avantajından faydalandı.
52’ de Mehmet Topuz' un harika frikiğini kaleci kornere çelebildi. Bu Kayserispordan tanıdığımız ve yaşı geçkince evli barklı iki erkeği birbirine düşüren Mehmet Topuz’ un vuruşuydu. Kullanılan kornerde PAOK oyuncuları topu uzaklaştıramadı ve top Selçuk'un önünde kaldı. Onun vuruşu zayıf kalınca kaleci Kresic kurtardı.
58’ de Niang'ı düşüren Vitolo ikinci sarıdan oyun dışında kalırken, kullanılan serbest vuruşta Alex kaleyi düşündü, kaleci Kresic bir defa daha topu kornere çeldi.
68’ de Gökhan Gönül sağdan ortaladı, Niang indirdi ama topu önünde bulan Selçuk etkili bir vuruş yapamadı.
Niang' ın oyuna girişi ve peşi sıra gelen taktiksel değişiklik rakibinin on kişi kalmasıyla birleşince rakip sahaya yerleşen Fenerbahçe bir türlü gole ulaşamadı. Yine de son dakikalarda tur her iki takım içinde gitti geldi.
90’ da bana göre sahadaki en manidar şey olan Papazoglou kalenin bir metre önünden yaptığı vuruşta topu üstten auta yolladı.
90+2’ de Fenerbahçe Niang' ın vuruşu savunmadan sekti ve Mehmet Topuz' un önünde kaldı. Mehmet Topuz kaleci Kresic ile karşı karşıya bu pozisyonda topu kalecinin ayaklarına nişanladı. Dönen topta Gökhan Gönül’ ün şutu üstten auta gitti.
Maç da ilk yarıdaki golle 1-0 sona erdi.
Her şey bitmiş değil. Çünkü oynanacak en az bir doksan dakika daha var. Yine de yüzlere dikkat ettiğiniz mi diye, sormak isterim size. Sizce de ‘papazoğlu' iki halkın ne kadar birbirine benzediğini, farklılıkların altı ne kadar çizilirse çizilsin aslında bir farkın olmadığını ortaya koymuyor mu?
PAOK 1-0 FENERBAHÇE
Stat: Toumba
Hakemler: Manuel Grafe, Volker Wezel, Markus Haecker (Almanya)
PAOK: Kresic, Boussaidi, Pablo Garcia, Vitolo, Salpingidis (85 Papazoglou), Muslimovic (60 Sorlin), Malezas, Contreras, Lino, Vierinha, Ivic (79 Flameno)
Fenerbahçe: Volkan Demirel, Gökhan Gönül, Lugano, İlhan, Andre Santos, Mehmet Topuz, Cristian, Selçuk (80 Gökhan Ünal), Caner (69 Özer), Alex, Semih (45 Niang)
Gol: Vieirinha
Sarı Kartlar: Iviç / Caner, Semih, Lugano, Andre Santos
Kırmızı Kart: Vitolo
Devamı ...
17 Ağustos 2010
2010-2011 Sezonu
Fenerbahçe Fikstürü ve İstatistikleri
Son güncelleme - 23 Mayıs 2011
|
34. Hafta Sonunda Oyuncu İstatistikleri
Not: İstatistikler hakkında ayrıntılı bilgi
Not 2: KK - Rakibin kendi kalesine attığı gol
Puan Durumu
Gol Krallığı
Devamı ...
16 Ağustos 2010
Fenerbahçe 4 - Antalyaspor 0
STSL 15/08/2010
Fenerbahçe seyircisiz oynanan 2010-2011 sezonu birinci hafta maçında rakibi Medical Park Antalyaspor’ u ilk yarım saatte bulduğu gollerle 4-0 yendi.
PAPAZIN ÇAYIRI: Son haftada kaçan şampiyonluğun yarattığı travma etkisi, Daum’ la oynanan tazminat oyunu, hazırlık maçlarında alınan kötü sonuçlar, bir türlü çözülemeyen santrafor transferi-problemi ve Şampiyonlar Ligi 2. Ön Eleme Turu' nda Young Boys' a gerçekten de kötü bir oyunla elenmek...
Sezona hiç de umduğu gibi başlamayan Fenerbahçe, Spor Toto Süper Lig birinci hafta maçında Medical Park Antalyaspor karşısına Semih ve Mehmet Topuz’ u ilk on bire alarak çıktı. Üst üste bulduğu gollerle maçtan 4-0 galip ayrılan sarı lacivertliler lige de iyi bir başlangıç yaptı.
8’ de Alex her röportajda ‘en iyi anlaştığım santrafor’ dediği Semih’ e nefis bir ara pas attı. O da Alex’ i yalancı çıkartmadı: 1-0
13’ te sağ kanattan Mehmet Topuz ortaladı, Semih ceza sahası içinde çok güzel vurdu: 2-0
25’ te Andre Santos sol kanattan ceza sahasına ortaladı, Semih de ‘adam haklı’ dercesine boş durumdaki Alex’ in önüne bıraktı. Alex de sağ ayağıyla topu filelere yolladı: 3-0
28’ de Gökhan Gönül sahne aldı. Mehmet Topuz' un pasıyla sağ kanattan ceza sahasına giren oyuncu, dar açıdan orta-şut karışımı vurdu ve top ağlara gitti: 4-0
34’ de Medical Park Antalyaspor ilk kez gol geldi belki de: ceza sahası içinde Ali Zitouni defanstan önce topa dokundu. Kaleci Volkan' ı da geçen topu Gökhan Gönül çizgiden çıkardı.
İlk yarı sonunda soyunma odasına önde giden takım Fenerbahçe oldu: 4-0
İkinci yarıya Medical Park Antalyaspor hem üç oyuncu değişikliğiyle hem de iyi başladı.
51’ de bence yeni sezonun ilk önemli kazancı olan Mert, Proment’ in uzaktan sert şutunu kornere çelmeyi başardı.
60’ da dakikasında Alex' in ceza sahası dışından sert vuruşunda defansa çarpan top kaleye yönelse de Polat gole izin vermedi.
80’ de Semih üçlemeye yaklaştı ama ofsayt.
85’ te Caner’ in soldan yaptığı ortada Semih’ in üçleme yapmasına engel olan bu defa Polat oldu.
90’ da konuk ekip bir defa daha çizgiden döndü. Necati’ nin kaleye giden topunu çıkartan ise bir defa daha Gökhan Gönül.
Ve maç ilk yarım saatte atılan gollerle 4-0 sona erdi.
Sezonun önceki maçlarına göre daha iyi bir futbol sergileyen, bloglar arasındaki bağlantıyı iyi kuran, kaptığı topları hızlı şekilde hücum hattına taşıyan Fenerbahçe, bütün bunların üzerine Medical Park Antalyaspor’ un takım zaafları da eklenince aradığı golleri erken buldu ve sonrasındaki kontrollü oyunuyla sahadan galip ayrıldı.
Sahanın en iyisi hiç şüphesiz Gökhan Gönül’ dü. Lugano’ nun gelişi defansı rahatlatırken Alex ve Semih uyumu dikkatli gözlerden kaçmadı. Eminim ‘kara yılan’ Niang kendisini bekleyen tehlikenin farkındadır.
FENERBAHÇE: 4 - MEDICAL PARK ANTALYASPOR: 0
Stat: Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu
Hakemler: Bülent Yıldırım, Cem Satman, Volkan Narinç
Fenerbahçe: Volkan Demirel (46 Mert), Gökhan Gönül, Lugano, Bilica, Andre Santos, Mehmet Topuz (79 Özer), Emre, Cristian, Stoch, Alex (68 Caner), Semih
Medical Park Antalyaspor: Polat, Erkan, Radeljic, Tuna (46 Sedat), İlkem (46 Yenal), Necati, Ertuğrul (46 Djiehoua), Proment, Deniz, Tita, Ali Zitouni
Goller: Semih (2), Alex, Gökhan Gönül
Sarı Kartlar: Necati, Sedat
Devamı ...
5 Ağustos 2010
Vizyonlular
Dünkü maçı izlemedim bile. D-smart peşinde koşacak gücüm de yok isteğim de. Fenerbahçe yayın gelirleri çok düşükmüş gibi hazırlık maçlarını ve ön eleme maçlarını tutup farklı bir şifreli platforma satmaları kulübü yöneten anlayıştan tam olarak beklediğim bir hareket. Beş yüz bin dolar zarar etme pahasına Lig tv veya şifresiz bir kanala satmak ve bu nispeten az önemli maçları taraftarların da izlemesini sağlamak gibi bir hedefleri yok. Aziz Yıldırım Fenerbahçesi için önemli olan 1 kuruş da olsa fazla kazanmak.
Tabii Tanjeviç hamlesi gibi, konulan uydurma hedefler gibi yalanları bize vizyon genişlemesi olarak sunanlar bu anlayışı da vizyon değişimi olarak anlatıp şöyle diyeceklerdir; Fenerbahçe'nin çağ atlaması için maddi olarak çok güçlü olması gerek, önce maddi çağ atlamayı yaşayalım, sonra taraftarın gönlünü ederiz. Bunun büyük bir yalan olduğunu da ortalama sentez yeteneği olan bir insan kolaylıkla anlayabilir. Her sene teknik adamlara ödenen milyonlarca eurolar, artık kulüplerin Fenerbahçe ismini görünce bonservis pazarlığını 10 milyon eurodan başlatması, gelen yabancıların 2 milyon eurodan aşağı imza atmaması aslında bilet paralarıyla, formalarla, birkaç yüz bin dolar için 20 türlü şifreli kanala mahkum edilen taraftarlarla kazanılanlarla elde edilenlerin sokağa bol bol atıldığının resmi.
Fenerbahçe'nin başına teknik direktörlük başarısının ne olduğunu bilmediğimiz bir hoca getiriliyor. Fenerbahçelidir, 1 senedir takımın başındadır diye ses çıkarmıyoruz, bari Aykut'un başını yemeyelim, bari Aziz Yıldırım'ın sene sonunda günah keçisi olacak hocaya biz destek çıkalım diyoruz. Diyoruz da ses edilmeyecek gibi değil. Aykut Kocaman 1 senedir sportif direktör. 1 senedir futbolcu falan izlediği söyleniyordu. Fenerbahçe'nin bu maçta forveti kim? Semih. Ayakta durmaya dermanı olmayan Semih. Fenerbahçe Gyan için uğraşıyormuş, Gyan ismi Dünya Kupasından sonra duyuldu, 1 sene falan izlemeye gerek yoktu. Maliyeti yüksek gelince Niang ismi ortaya çıktı, onun teknik direktörü "Ligin başlamasına bir hafta kala oyuncu mu satılır?" demesinden anlıyoruz ki onunla da 2 aydır falan uğraşmıyormuşuz, Gyan olmayınca geçen günlerde çıkmış ortaya. Yani 1 senedir sportif direktör olan sayın Aykut Kocaman'ın elinde bir forvet listesi falan yok. Gyan için 15 milyon euro'ya yaklaşan teklif yapılmış ve daha fazla isteniyormuş. Yani transfere harcayacak 15 milyonunumz var. Yani 1 senedir oyuncu izleyen teknik direktörümüz tüm dünyada 15 milyon euroya alınabilecek iyi bir forvet bulamıyor. İşte yerli teknik adam vizyonu.
Fenerbahçe geçen sene şampiyonluğu hangi arada kaybetti? Lugano sakatlandığında. Demek ki Lugano'ya iyi bir alternatif yokmuş. Yerine kim alında? İlhan. Lugano'nun yerini tutacak oyuncunun milli takım formasını bir kere giymişliği yok. Aziz Yıldırım'ın pek sevdiği Deivid gönderilip yerine bir stoper yedeği alınamıyor. Artık Fenerbahçe şampiyonlar liginde yok. İşte büyük yönetim vizyonu.
Gyan için önerilen paranın 15 milyon euroya yaklaştığını duyuyoruz. Niang kariyerimin son iyi sözleşmesini yapmak istiyorum, izin verin gideyim diyor. Fenerbahçe artık Avrupalıların Katar Ligi oldu. Parayı basar alırım zihniyetinin takımı getirdiği nokta bu. Her sene bonservis rekorları kırılıyor artık, üstelik takımın kalitesi düşerken. Altyapı sorumluları Aziz Yıldırım'la arası iyi olan eski futbolcular. Bonservislere yüzlerce milyon dolar ödenirken en son bonservis geliri elde edilen futbolcu Anelka oldu. Büyük bir transfer başarısı diye tanıtılan o alım satımdan da 4-5 milyon dolar civarında bir kar elde edildi. Aragones'in tazminatını bile karşılamıyor.
Kulübün kısa vade için de uzun vade için de bir planı yok. Mali kongrede borçlanarak büyüme gibi bir plan sunuluyor, takım 20 sene önce Cannes'a, 10 sene önce MTK'ya elenirken bugün Young Boys'a eleniyor. Büyümeden anlaşılan bu. Türkiye Liglerinde oyuncu takip eden, raporlayan kim var bilmiyoruz, varsa işini nasıl yapıyor anlamıyoruz. Selçuk Şahin ve Önder Turacı gibi adamlar neredeyse 10 seneyi devirecek bu takımda. Yüz binlerce futbolcu arasında bu kadar kötü oyunculardan daha iyileri bulunamadı.
Şimdi Aykut Kocaman Alex'e sallıyor, Aziz Yıldırım antremanları kurmaylarıyla takip eder ve sorunlar çözülmüş olur. Lig başlamak üzere; Fenerbahçe forvetsiz, stopersiz, sağ beksiz oynuyor. Avrupa'da ligler başladığından oyuncu almak iyice zorlaştı. Takımlar Avrupa Kupalarında play-off maçları oynayacağından 2 hafta sonra oyuncu almak imkansız hale gelecek. Taraftarımız da en naif duygularıyla önündeki 2 ayı bile planlayamayan yönetimden ve teknik adamdan Avrupa başarısı bekliyor. Aykut'un 1 seneyi bile görmesi mucize, fakat bu sefer teknik adamın yanında yönetimi götürmesi en büyük dileğim. Herhangi bir başkan Fenerbahçe'yi daha kötü yönetemez.
Devamı ...
Taraftar İstifa!
Papazınçayırı'nda Aziz Yıldırım'ın neden istifa etmesi gerektiği yönünde çok fazla yazı yazdık. Bunun sebepleri onlarca yazıda belirtildiği gibi başarısızlık da değildi, Aziz Yıldırım'ın bu başarısızlığı mümkün ve daim kılacak her türden özelliği idi. Aziz Yıldırım modern çağın gerektirdiği bir futbol aklına sahip değildi, kulübün imkanlarını verimli ve yeterli bir şekilde kullanmıyordu, transfer politikası da kulüp yönetimi de günlük konjuktürel olaylara verdiği duygusal tepkilere dayanıyordu, kulübü bir diktatör gibi tek elden yönetmek istemesi kulüp içerisinde sorunlar yarattığı gibi, kulüp taraftar ilişkisinde de, kulübün diğer takımlarla olan ilişkilerinde de sorunlar yaratıyordu vesaire.
Aziz Yıldırım yönetimi Fenerbahçe'nin özdeğerlerinde de büyük tahribat yarattı. Fenerbahçe artık halk ile güçlü bağları olan bir kulüp özelliğini de kaybetmek üzere. Bir zamanların centilmen, başarılı, güzelliklerle elde ettiği kazançlarla insanların gönlüne oturan kulübü değil bugünkü kulüp. Ancak daha vahim bir şey var, bugün gördüğümüz kulüp artık taraftarın da, halkın da değil. 3 sene üstüste şampiyonluk sözü veren bir yönetici, bu sözünü tutamadığı zaman kendini kimseye hesap vermek zorunda hissetmiyorsa, artık o kulüpten halkın kulübü diye bahsedemeyiz. Bu kulüp bu şahsındır, egemenlik onda toplanmıştır ve hesap vermek zorunda olduğu kimse yoktur.
Yine de bunları mümkün kılan en önemli sebebe pek az yöneldik.
Bunlar mümkün oldu, bu olaylarla karşılaştık ve hepimizin iflahı kesiliyor çünkü bu taraftar kulübüne sahip çıkmıyor.
Kulübe sahip çıkmaktan benim anladığım, kulübün karakterine, doğasına, simgelediklerine ve ideallerine sahip çıkmaktır.
Kulübe sahip çıkmak, kulübün değerlerine sahip çıkmak, kulübün temsilcisi olduğu değerleri gözetmeye çalışmaktır.
Bir kulüp bodoslama aşağı doğru yuvarlanırken, bütün imkanlar, bütün fırsatlar çarçur edilirken boş ve anlamsız gözlerle tek bir adama kilitlenip her yaptığına alkış tutmak ve eleştirileri vatan hainliğine denk suçlamalarla sindirmeye çalışmak bu tanım içerisinde yer almıyor.
Bugüne bizi götüren tablo Fenerbahçe taraftarının eksiklikleri ile doğmuştur. Taraftar kulübünün içinde bulunduğu durumu analiz edememiş, tek bir adama koşulsuz ve nedensiz bir bağlılığı her şeyden üstün tutmuştur. Onun sözlerini tutup tutmadığının takipçisi olmamış, bu imkanlarla başka nelerin yapılacağı üzerine kafa yormamış, her davranışında bir hikmet, her sözünde bir derinlik bulmuş, bir diktatöre aşık olan halk gibi biçare ortada kalakalmıştır. Vatan sevgisinin diktatörü sevmeye eşitlendiği durumlara paralel bir manzarada Aziz Yıldırımcılık Fenerbahçeliliğin önüne geçmiş en sonunda ses çıkarma imkanı dahi elinden alınmış, kendi taraftar grupları bir bir faaliyetlerini sonlandırırken dahi sessiz kalmış, kalmak durumunda kalmıştır.
Vamos, CK, Unifeb Fenerbahçeliliğin güzelliğine dair bizim ruhlarımızı aydınlatan ne varsa hepsi bugün yoklar ve sessizlik içerisinde de onların yokluğu boğuluyor.
Hep destek tam destek, "Ein Reich, Ein Volk, Ein Führer" bir hale dönüşmüşse, bugün hep desteğin ve tam desteğin kulübe dahi değil bir şahsa olduğu ortada kabak gibi duruyorsa, taraftar görevini yapmıyor demektir. Bu taraftar kulübüne sahip çıkmıyordur, sahip çıktığı şahsın da yarattığı sonuçlarla tebelleş olmak zorunda kalıyordur.
Fenerbahçe 100 kere Young Boys'a elenebilir, hiç önemli değil, ama bir zamanların şampiyonlar ligi finali oynama rüyası veren Fenerbahçe'sinden geriye sahada pejmurde bir hale dönüşmüş bir takım kaldıysa, bir transfer dönemi neredeyse biterken forvet hattına kimin transfer edileceği hala belli değilse, büyük finansal imkanlar Josicolar, Guizalar, Maldonadolarla heba edilip rakiplere fark atılabilecek bir zaman açıkça heba edildiyse ve buna kimsenin itirazı yoksa, bütün bu süreçlerin de müsebbibi taraftar demektir. Sustuğu için sorumludur, itiraz etmediği için sorumludur, karşı koymadığı ve sözlerin tutulmasını istemediği için sorumludur. İstifa müessesini zorlayacak psikolojik ortam yaratılmadığı sürece taraftar da bu vebale ortak olmaktadır.
Bugün Fenerbahçe taraftarının önündeki seçenek şudur, kısa vadeli düşünerek potansiyel bir kriz ortamı yaratarak başarısız bir sene geçirilmesine göz yummamak için olanları yutmak ya da geleceği kurtarmak için bugünkü yönetime karşı durmak.
Ne istediğimiz söylemedikçe istediğimizi asla alamayacaksak, en azından "Hayır" diyebilecek dirayeti de göstermekle mükellefiz. Yoksa hep önümüze koyulan yemeği sindire sindire renksiz, tatsız tuzsuz ve acı verici bir hayat içinde sıkışıp gideceğiz.
Devamı ...
Fenerbahçe 0 - Young Boys 1
ŞL 04/08/2010
Fenerbahçe 2-2 biten ilk maçın rövanşında kendi evinde Young Boys' a 1-0 yenilerek Şampiyonlar Ligi' ne katılma fırsatını elinden kaçırdı. Fenerbahçe artık UEFA Avrupa Ligi'nde mücadele etmek için çaba sarfedecek.
PAPAZIN ÇAYIRI: Fenerbahçe bütün olumsuzluklara rağmen ilk maçtan deplasmanda alınan 2-2’ lik skor avantajıyla ayrılırken, herkes turun Kadıköyde geçileceği konusunda hemfikirdi. Öyle ki Şampiyonlar Ligi bir üst turunda seri başı olabilmek için Yunanistan’ dan gelecek ‘Ajax elendi’ haberlerini beklemeye başlamıştık bile.
Ama maça Young Boys geçen hafta bıraktığı yerden başladı. Kaleci Volkan da.
23’ de Costanzo' nun sol çaprazdan vuruşu Volkan' ın ellerinde kaldı.
25’ de Degen sağdan geldi. Ceza sahası içerisinden yaptığı vuruşu Volkan ayaklarıyla çeldi.
27’ de Doubai sağ çaprazdan ceza sahası içine girdi, topun gelişine çok sert vurdu ve kaleci Volkan son anda topu köşeden kornere çeldi.
33’ de Degen sağ çaprazdan kaleye sert vurdu ve kaleci Volkan son anda topu üstten kornere çeldi.
40’ da Bienvenu ceza sahası önünde topla buluştu, Bilica ve İlhan’ ı geçip ceza sahası içine girdi sol çaprazda açısı dar olmasına rağmen kaleye sert ve düzgün vurdu, kaleci Volkan' a yapacak bir şey bırakmadı: 0-1
İlk yarı boyunca rakip kaleci Wölfli' yi bir kez tedirgin etti Fenerbahçeli oyuncular. İlk yarının uzatma dakikaları oynanırken gelişen pozisyonda yeni transfer Dia topa istediği gibi vuramadı.
Kadıköyde ummadığı bir ilk yarı yaşayan Fenerbahçe soyunma odasına giderken 1-0 geride.
İkinci yarıya Fenerbahçe yarıya Gökhan Gönül - Bekir, Selçuk - Alex değişiklikleriyle, Young Boys ise avantajının farkında olarak daha defansif bir anlayışla başladı.
53’ te 'Fenerbahçenin maçları on kişi oynadığını sanan Stoch' ikinci sarıdan kırmızı kart gördü ve takımını on kişi bıraktı. Bunun hakemi aldatmaya yönelik hareketten dolayı olması daha da üzücü.
Young Boys’ un defansif bir oyunu tercih etmesiyle rakip sahada daha çok top yapmaya başlayan Fenerbahçe, beklenen gole ulaşamayınca tribünler Semih için tezahürata başladı.
O da oyuna girer girmez de Gökhan Gönül’ in ortasına iyi vurdu ama yandan aut. Maçın uzatma dakikalarında ise Selçuk’ un ara pasında kaleci ile karşı karşıya kalsa da, topu kaleciye nişanlayınca kendine güvenenleri hayal kırıklığına uğratıverdi.
Maç konuk ekibin galibiyeti ile sona ererken Fenerbahçe de Şampiyonlar Ligi' ne katılma fırsatını elinden kaçırdı. Fenerbahçe için hedef artık UEFA Avrupa Ligi.
Aykut Kocaman’ ın oynatmayı istediği kontrollü futbol sahadaki oyuncuların sınırlı yetenekleri yüzünden maç boyunca pas hatalarına ve tempo düşüklüğüne neden oldu. Sanırım Lugano, Mehmet Topuz ve Özer Hurmacı iyileştiğinde bu sene yapılan transferlerin kulübeye yapıldığını göreceğiz.
FENERBAHÇE 0-1 YOUNG BOYS
Stat: Şükrü Saracoğlu
Hakemler: Aleksei Nikolaev, Tikhon Kalugin, Anton averianov
Fenerbahçe: Volkan, Bekir (46 Gökhan Gönül), İlhan, Bilica, Santos, Dia (80 Semih), Emre, Cristian, Stoch, Gökhan Ünal, Alex (46 Selçuk)
Young Boys: Wölfli, Dudar, Sutter, Costanzo (62 Hochstrasser), Doubia (70 Raimondi), Bienvenu, Spycher, Lulic (78 Schneuwly), Affolter, Degen, Jemal
Gol: Bienvenu
Sarı Kartlar: Bekir, Bilica, Emre / Jemal, Affolter, Degen
Kırmızı Kart: Stoch
Devamı ...
29 Temmuz 2010
Young Boys 2 - Fenerbahçe 2
ŞL 28/07/2010
Şampiyonlar Ligi yolundaki ilk engeli aşmak için İsviçre temsilcisi Young Boys’ un karşısına çıkan Fenerbahçe, talihinin yardımıyla da olsa İstanbul' a 2–2 lik bir skorla avantajlı dönüyor.
PAPAZIN ÇAYIRI: Hikayeyi biliyorsunuz; çünkü sayısı Bursasporlulardan daha çok olanlar unutturmadılar. Sonra teknik kadro öyle bir değişti ki takımın başında olmasını en çok istediğimiz yerli teknik adama bile sevinmemize izin vermediler. Hazırlık maçlarında ‘ne güzel üçüncü sınıf takımlar yerine güçlü takımlarla oynuyoruz’ dedik, sonuçlar gözümüzü korkuttu. Galatasaray mı? Bahsetmeye bile değmez... Ve gün geldi, kuralar çekildi. Bildiniz, çıkmasını en çok istediğimiz takım.
Gün geldi ve Fenerbahçe tur için adına yakışır oyunculardan kurulu İsviçre takımının karşısına çıktı.
İlk yarı olanları anlatmak çok uzun, özet geçelim: İhtiyaç duydukları gole ulaşabilmek için her yolu denedi ‘delikanlılar’. ‘Her pozisyonu’ derdim ama ‘google’ da yetişkin eğlencesi avında olan ergen kardeşlerimin yolu boşuna buraya düşmesin istedim. Sağlı sollu ortalar, uzun pas, defansın arkasına ara toplar, karşı karşıyalar, uzaktan şutlar, hücum ribauntları, direkten dönen toplar. Ama ilk devrenin sonunda soyunma odasına 2-1 galip giden Fenerbahçeydi.
Fenerbahçe, Emre ve yeni transfer Stoch’ la çalışılmış iki gol buldu. Bu gollere Young Boys Dudar’ la yanıt verirken, Fenerbahçenin asistlerinde Gökhan Ünal’ ın adı vardı. Kazım ise 43. dakikada ikinci sarı kartın ardından kırmızı kart gördü.
Maçın ikinci yarısına da Young Boys iyi başladı. Ama skor avantajını elde eden, bir kişi eksik olan Fenerbahçe, geriye yaslanıp dar alanda oynamaya başlayınca rakibine ilk yarıya göre daha az pozisyon verdi. Yine de 51’ de Sutter, 78’ de Costanzo direğe takıldı. 89’ da sahanın en iyisi Degen ceza sahasında Selçuk' un müdahelesiyle yerde kalınca hakem penaltı noktasını gösterdi. Atışı kullanan Costanzo maç sonucunu ilan etti: 2-2
Hiç şüphesiz bu maç Fenerbahçe tarihinin en kısmetli maçlarından biri oldu. Skor aldatıcı, takım gerçekten kötü, tur için avantajlı bir skorla İstanbul’ a dönülüyor. Durum bir gül bahçesini andırmasa da, Aykut Kocaman üzerinde dolanan akbabaların biraz daha beklemesi gerekecek.
Kişisel bir kaç not: Rehavet biraderim, umarım orada bir yerlerde Degen topu her ayağına aldığında ‘Fenerbahçe neden böyle adamlar transfer etmez ki?’ demişssindir, ben dedim... Volkan iyiydi, Andres Santos’ u izlemekten zevk aldım, uzun zamandır ilk defa Alex üzerine kurulmamış bir oyun izledim. Benim için maçın en önemli anı altmış birinci dakikada gelişen bir pozisyonda ‘ailemizin yorumcusu’ Rıdvan Dilmen’ nin dedikleriydi: Futbolcu yeteneğini bilecek... Adam geçme yeteneğin yok, üstelik yavaşsın. O halde arkadaşlarının gelmesini bekle.
YOUNG BOYS: 2 - FENERBAHÇE: 2
Stat: Stade de Suisse
Hakemler: Svein Oddvar Moen, Geir Age Masovn Holen, Dag-Roger Nebben (Norveç)
Young Boys: Bürki, Sutter, Dudar, Affolter, Jemal, Spycher, Degen, Doubai (83 Mayuka), Costanzo, Lulic (65 Regazzoni), Bienvenu (58 Marco Schneuwly)
Fenerbahçe: Volkan Demirel, Önder, Bilica, Bekir, Andre Santos, Kazım, Cristian, Emre (86 Deivid), Stoch, Alex (80 Semih), Gökhan Ünal (72 Selçuk)
Goller: Dudar, Costanzo (p.) / Emre, Stoch
Sarı kartlar: Costanzo / Bekir, Önder, Alex, Bilica
Kırmızı kart: Kazım
Devamı ...
12 Temmuz 2010
Spahija'nın takımı
Erkek basketbol takımının şampiyonluğu sonrası önümüzdeki yılın takımının nasıl şekilleneceği konusunda somut adımlar atılmaya başlandı. Öncelikle önümüzdeki yıl, geride bıraktığımız sezonki gibi Euroleague tarzı ve standartının dışında, atmasına bağlı olarak kazanacak bir takım oluşturulmayacağı belli oldu.
Ya da şöyle söylemeli; bu sezon hocası farklı telden kadroyu kuranların başka bir telden çaldığı bir kakofoniyi dinlemek zorunda kalmayacağız gibi görünüyor. Aydın hocanın dönüşü hem şubeyi yeniden yüzü gülen, işlerini severek yapan, başarı için birbirine kenetlenen ve güvenen insanlarla dolu bir ortama büründürücek hem de havaya sıkılmış kurşunların vızıldaması gibi amaçsız ''bu sezon hedef final four'' lakırdılarının yerini plana, programa kavuşmuş gerçek hedeflerle yol alınacaktır. Ayrıca, takımın hocası ne tarz bir basketbol oynatacaksa ona göre bir kadro yapılanması ve oyuncu seçimi konusunda ısrarcı davranılacaktır.
Geçen yıl başlarken, Tanjeviç'in artık zihninde kemikleşmiş olan basketbol tarzıyla kurulan kadronun ve sahada oynanan oyunun arasındaki uzlaşmaz karşıtlıklardan bahsetmiştik. Daha o günlerden Euroleague'de tutunması çok güç olan, o düzeyde rahatlıkla dağılabilecek, dirençsiz, top kullanma becersine sahip oyuncuların gündelik performanslarına bağlı olarak kazanıp kaybedecek bir takım görüntüsü çiziliyordu. Kazanılan şampiyonluktan dolayı, özellikle final serisi boyunca hem oyuncuların gösterdiği dirençli mücadele hem de Ertuğrul hocanın takıma derleyip, toplayan sevgi dolu disiplinini defalarca övdük. Ama doğrusu bu takımın bu dağınık ve kötü geçirdiği bir sezonda dahi bu ligin finalinde oynayabilecek kapasiteye sahip olduğu ve play-offlar süresince takım olma adına birbirleriyle yardımlaşarak ve sahaya kazanma azimlerini koyarak oynadıklarında şampiyon olmalarının önünde bir engel olmadığıdır. Oysa bu takım, yerel ligin finalisti/şampiyonu olmaktan çok öte bir misyonu omuzlayabilecek kapasiteye sahip. Euroleague'de geçen yıl yaşanan bozgun yine bu takımın temizlemesi gereken bir hata olarak ortalıkta duruyor.
Önümüzdeki sezon için önemli işler yapılıyor, şube bu işin ehli ve Fenerbahçeliliğiyle güven yaratan bir isme teslim edildi, Avrupa basketbolunun son yıllardaki değişimini ve gelişiminin aynası olan bir hoca takımın başına getirildi. Ama neyse ki bu kadar olumlu gelişmeyi görmeyi bir anda sindiremeyecek bünyelerin, panzehir niteliğindeki Kaya Peker transferiyle şoka girmesine engel olundu. Taş gibi bir takım kuruluyor, dahası nihayet doğru işler yapılıyor, şubede sevgi dolu bir ortam yaratılıyor derken kafamıza düşen Kaya'nın etkisiyle kendimize geldik. Elbette Kaya'nın takımdan ayrılması muhtemel uzunların yerini doldurabilmek açısından yapılabilecek en doğru transfer olduğu iddia edilebilir, bu transferin gerekliliğine dair bin türlü argüman anlatılabilir. İsteyen istediği argümanı savunmakta özgürdür ama bizim bu konuda görüşümüzü tekrar etmeye, bir kez daha savunmaya gerek yok.
Bu formayı giymeye hakkı olmayan insanlar listesinde yer alması gereken adamlara inatla bu formayı giydirmenin haklı gerekçesini ''bir gün herkes Fenerbahçe'li olacak, parayı basar herkesi alırız'' kibirliliğiyle açıklayanlarla aramızda kalın çizgiler olduğunu zaten her fırsatta dile getirdik. Kısa bir dönemde bünyemizi mutluluklara gark eden gelişmelerini peş peşe yaşamışken, önümüzdeki yılın taş gibi takımı kuruluyor derken, Cartman kardeşimizin deyimiyle ''kayalara gelerek'' bir anlamda kendimize geldik. Kaya transferini bu kadar olumlu gelişmenin bünyelerde yaratması muhtemel zehirleyici etkilere karşı panzehir görevini göreceğini düşünerek devam edelim.
Spahija'nın basketbol anlayışını anlayabilmek için Avrupa basketbolunun son yıllarda katettiği yolu izleyebilmek lazım. Spahija'yı tam da Avrupa basketbolunun bugününü temsil eden bir koç. Tempolu, sahadaki tüm oyuncuların hem savunmada hem hücumda sorumlulukları paylaştığı ve yardımlaşmanın üst düzeyde sergilendiği bir oyun vardır kafasında. Sertdir, disiplinlidir; bu anlamda klasik yugodur. Ki belki de, bu durum bazen Aydın hocayla havuç sopayı oynamalarına sebep olacaktır. Zira fazla sertlik bu topraklarda moral bozucu olabiliyor.
Tanjeviç'in basketbolu Spahija'nınkine oranla daha tutucuydu. Tanjeviç döneminde özellikle Euroleague'in üst sınıf takımlarıyla oynanan maçlarda rakiplerin oyunu yüksek tempoda oynamayı başarması durumunda kolayca teslim olup, dağılmasının sebebi büyük oranda buydu. Tanjeviç'in takımı Euroleague'de tempoyu düşürüp, rakibi uyutmayı başardığı ölçüde başarılı olabilse de bu ligin en iyilerini bu şekilde uyutup, kilitlemek mümkün olmuyordu.
Spahija'nın Fenerbahçe'sinin hücumda daha agresif olmasını, oyun temposunu daha yüksek tutmasını bekleyebiliriz. Öncelikli mesele elbette, Spahija'nın oyununu oynayabilecek kadroyu kurabilmekte. Bu geçiş sancılı olabilir. Takım geçen yıl, Türkiye liginde tempolu oyunu iyi oynayarak rakiplerine üstünlük kurarken, Euroleague'de bu durumun aksine tempolu oyunda dağılıyordu. Bu, iki lig arasındaki düzey farkıyla açıklanabilecek bir durum elbette. Sonuç olarak tempo arttıkça iyi takımlarla daha zayıflar arasındaki farklar belirginleşiyor. Bu sezonun kadrosunun sağlam temelleri olduğunu da unutmamak lazım. Geçen yılın Euroleague performansını ne kadar eleştirirsek eleştirelim, son 4 yılda 3 yerel lig şampiyonluğu kazanmış ve yine bu periyotta sürekli olarak Euroleague'de oynamış bir takım var elde.
Geleceğin takımının omurgasını oluşturacakları düşünülen bir kaç sezon öncesinin ''genç uzun rotasyonu'' dağılmış durumda olsa bile, kazanma geleneği olan, zor zamanlarda sorumluluk üstlenmesini bilip takımı ateşleyebilen oyunculardan kurulu bir temel var elde. Spahija'nın tempolu ve üst düzey yardımlaşmalı oyununu organize edebilecek guard rotasyonunun elde olup olmadığı bu kadroyla ilgili ilk soru işareti gibi duruyor. Ukiç'i Spahija elde tutuyorsa elbette bir bildiği vardır. Rakip alana çabuk geçen, tempolu oyunda çabukluğu, dribling yeteneği ve penetre özelliğiyle başarılı olan ama rakibin guarda baskı yaptığı, savunmayı sertleştirdiği bölümlerde silikleşen Ukiç'in geçen yıl NBA dönüşü sendromuna rağmen kazanılan şampiyonlukta önemli bir rolü olduğu yadsınamaz.
Ama savunma sertliğiyle fark yaratamayan, rakip guardı bozma becerisi olmayan, hücumda özellikle rakip savunmanın yerleştiği oyunlarda takımını kombine savunmaları dağıtacak yardımlaşmalı hücumlara sevk edemeyen bir oyun kurucunun birinci tercih olduğu takımların Euroleague'in üst düzey takımları arasında yer alması pek mümkün değil. Spahija'nın iyi tanıdığı ve güvendiği Ukiç'in geçen yıla oranla ciddi bir gelişimi göstermesi şart gibi görünüyor. Geçen yıla oranla daha dengeli ve defosuz bir takım yaratma konusunda atılan önemli bir adımda kısa forvet olarak sadece hücum özellikleriyle ön plana çıkan değil komple bir takım oyuncusu olan Marko Tomas'ın tercih edilmesiydi. Skorer özellikler olarak sadece iyi şut atmayı artılar hanesine yazabilen oyuncuların Avrupa basketbolunda üst düzey takımlarda yer alabilmeleri git gide güçleşiyor. Bunun yerine konsantrasyonu yüksek, yerleşik savunmayı iyi yapan takımlara karşı kendi şutunu yaratabilme özelliklerine sahip olan, bunu yaparken de topla ilişkisini ''sevda'' düzeyine yükseltmeden yardımlaşmayı ve topu paylaşmayı becerebilen bir anlamda kendi pozisyonu yaratabildiği kadar takımına pozisyon da yaratmayı becerebilen oyuncular bu düzeydeki oyunun tercih edilen aktörleri oluyor. Marko Tomas bu özellikleriyle ve özellikle İspanya macerası sırasında kazandığı savunmacı becerileriyle Griçek ve kadroda kalıp kalmayacağı hala belirsiz olan Greer'in takım oyununda yarattıkları handikapları yaratmayacaktır.
Kendisi gibi, yaratıcı yetenekleri çok gelişkin Emir'le birlikte seyri de doyumsuz oyunlar oynayabilirler. Spahija'nın kendisine yaratılan şutu sokan keskin nişancılardan çok yemeği birlikte hazırlayıp, bir arada yemeyi seven türden adamların üzerine oyununu kurduğunu biliyoruz. Marko Tomas-Emir ikilisi bu anlamda onun kadrodaki kilit oyuncuları olabilir. Eldeki kadronun en büyük değişimi uzun rotasyonunda yaşadığı açık. Aslında geride kalan 3 yıldır o bölgede bir zenginlikten ziyade gelişimleri beklendiği ölçüde olmayan oyuncuların yarattığı bir şişkinlik var. Giden oyuncuların kayıp hanesine yazılacak boşluklar doğuracağı açık ancak bu durumun Spahija'nın istediği türden kendisine daha fazla seçenekler sunan bir uzun rotasyonu yaratması için elini güçlendireceği de düşünebiliriz.
Spahija, Lavrinoviç dışında bir uzun daha alınacağını söylüyordu. Vidmar'ın sözleşme durumu bu isteğini zora soksa bile kafasındaki uzun rotasyonunun geçen yıllarda sahip olduğumuzdan daha fazla topu eline yakıştıran ve şutu, driblingi daha düzgün oyunculardan oluşturmak istediği belli. Vidmar'la yolların ayrılması durumunda, uzun rotasyonunda savunma sertliği ve disiplini konusunda sorunlar yaşayacağımız açık. Mirsad bir yaş daha yaşlanmış olacak, kaldı ki artık iyice istatistik yaparak maç kazandıran oyuncu rolüne bürünmüş durumda. Oğuz bu konuda geride kalan yıllarda çok fazla gelişme sağlayamadı, Spahija'nın elinde final serisinde olduğu gibi rolü doğru biçimde çizilip hücumda sahip olduğu muazzam yeteneklerinden maksimum verim alınabilir ama savunma konusunda hem ayak çabukluğunu, hem doğru pozisyon alma becerisini hem de dayanıklılığını geliştirmesini beklemek pek doğru değil. Lavrinovic'in de ortalama bir savunmacı olduğunu düşünürsek pota altında caydırıcı bir savunma oyuncusu özellikle Euroleague'in kavgacı ortamı için şart gibi görünüyor.
Devamı ...
9 Temmuz 2010
Aziz Yıldırım Vaadi
Çok değil bir 10 yıl içinde sözlüklere Aziz Yıldırım vaadi diye bir tanım girer.
Aziz Yıldırım Vaadi: Bol keseden sallanıp tutulmayınca unutulan veya türlü bahanelerle geçiştirilen söz. Örnek: "2007'ye kadar Avrupa Şampiyonu olacağız." "2010'a kadar Avrupa'da kupa kaldıracağız." "Üst üste 3 kez şampiyon olacağız."
Devamı ...
8 Temmuz 2010
"Okul Açık C Blok Kapalı"
Sirke döndürülen kulübün Lugano'ya yaptığı sözleşmeye kimse şaşırmamıştır. Artık bu takımın transfer gündemini takip edecek heyecanım falan kalmadığı için kim ne yazmış bakmıyorum ama eminim bu sözleşme maddesini doğru bulanlar ve yönetimin en güzelini yapmaya çalıştığını düşünenler de vardır. Takımın kendisiyle ilgili gelişmeler müthiş can sıkıcıyken tribünlerde olanlar daha da can sıkıcı. Aziz Yıldırım'ın koltuk teftişleri, kafasına göre ceza verdirdiği insanlar, önce bitireceğim deyip sonra bilet verdiği tribün gruplarının varlığından haberdarız. Tribünü de kulüp gibi sirkine çevirmeye çalışan yönetime sonunda tepkiler gelmeye başladı. Önce Grup CK, sonra Vamos Bien tribün faaliyetlerini durdurmuştu. Şimdi 1907UNIFEB de şu açıklama ile tribün faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı. Bana bıraksanız Fenerbahçe'yi seven herkes Aziz Yıldırım gidene kadar kulübe 5 kuruş para vermemeli. Kimsenin keyfi için insanların sabıkasına cezalar işlenmemeli, bu yönetim ve polisle yaptıkları iğrenç birliktelik bitmedikçe kimse tribüne yaklaşmamalı, tribünden tamamen uzak durmalı ama bu gelişmeler de cesaret verici. Artık CK, Vamos Bien ve Unifeb olmadan matbaalara bastırdıkları kartonlarla "Güçlü Aziz Yıldırım, güçlü Fenerbahçe" koreografisi yapsınlar.
Devamı ...
4 Temmuz 2010
Lavrinoviçgillerden Darjus
Erkek basketbolda gelecek yılın kadrosu yavaş yavaş şekilleniyor. Son olarak Lavrinoviç biraderlerin Darjus olanı geldi.
Uzun rotasyonunda Semih Erden ve Ömer Aşık'ın ayrılması sonrası ilk bakışta biraz da zorunlu olarak yapılıyor gibi görünen değişiklikler aslında Tanjeviç basketbol anlayışından Spahija'nınkine geçişin altyapısını oluşturuyor gibi.
Spahija'nın oyununda, tempo ve topu kullanma becerisi başat önemdedir. Sahadaki beş oyuncudan en az dördünün oyun zekası, pas, dribling ve şut yetenekleri üst düzeyde olmalı ve hücumlarda haraketli olabilmelidirler.
Uzunların ribaund hakimiyeti dışında ribaund sonrası topu hızla oyuna sokup, hızlı hücuma katılabilmeleri de kendilerinden istenir.
Bu durumda aslında mevcut uzun rotasyonumuzun bizim takımı yıllardır Euroleague'de zorlayan şişkinliğin ve bu şişkinliğe bağlı yetersizliğin Spahija'nın basketbolu için engel teşkil edeceğini düşünmek yanlış olmazdı.
Şu anda kadroda Oğuz ve Kaya yer alacaksa, Semih'in kalması hatta kazanılan şampiyonluğun belki de kilit adamı olan Vidmar'ın elde tutulması uzun rotasyonunda yine bir şişkinlik yaratabilir.
Spahija, Avrupa basketbolunun yeni nesil tarzını temsil eden koçlardan.
5 numaralardan bozma 4 numaralar onun tempolu oyununu öldürür. Şöyle düşünelim, Semih, Vidmar ve Kaya üçlüsünden ikisinin sahada olduğu yani şutu olmayan, oyunu oynatma becerisinden yoksun, sahanın bir tarafından diğer tarafına geçerken ağır iki oyuncunun aynı anda kullanıldığı bir 5 ona göre değil.
Bu yüzden, Oğuz ve Kaya gibi orjini 5 olan iki oyuncu ona yeter. Diğer uzunlar mesela çok beğensem de Vidmar gibi olmamalı.
Alaattin'in cini gelse, dile benden ne dilersen dese; herhalde Mirsad'ı gençlik günlerine döndürebilmek Spahija'nın ilk isteği olurdu.
Darjus birader, Spahija'nın istediği türden uzun oyuncuların prototipi diyebileceğimiz bir oyuncu.
Bir kere Litvanya'lı. Şut ve oyun zekası genlerinde var. Euroleague kariyeri boyunca % 35 civarında üçlük yüzdesi var, geçen yıl real Madrit formasıyla % 41 üçlük isabeti tutturmuş. yıllardır Euroleague'de dış şutu olan uzunlardan çuvalla sayı yiyen Fenerbahçe için ilginç bir transfer.
Hem 4 hem 5 oynayabilir. ne 5'den devşirme 4 gibi durur ne de 4'den devşirme 5 gibi. Aslında ikisi birdendir.
Hücumda arkası dönük oynamayı beceriyor. Hem aygır gibi güçlü, hem fundementali gelişkin, hem oyun zekası var, hem bileği düzgün hem de dayanıklı olunca pivot olarak hücumda çok başarılı. Mirsad dışında hücumda güvenilir ve istikrarlı bir oyuncu sıkıntısı çeken takım için ideal.
Bu noktada, oyun zekasını, oynatma becerisi ve isteğini, fundementalini ve bileğinin yumuşaklığını hep övdüğümüz Oğuz'un Spahija'nın elinde ihtiyacı olan dayanıklılığı ve sertliği kazanma ihtimilini de düşünmek lazım. O da olursa önemli bir hücum tehditi oluşturacaklardır.
Darjus'un yaşlandıkça ağırlaşmaya başladığı söylenebilir. Eskisi kadar çabuk değil, bu durum özellikle savunmada dert olabilir tecrübesiyle önemli bir eksiği kapatacaktır.
Semih ve Ömer Aşık'ın gidişi sonrası Vidmar'ın ayrılma ihtimalini de düşünürsek darjus transferine rağmen pota altı rotasyonunda önemli bir eksiklik göze çarpıyor.
O bölgede tehditkar, agresif bir savunmacı, pis bir oyuncu ihtiyacı beliriyor. Daha önce de dilediğimiz Valencia'lı Matt Nielsen gibi mesela.
Devamı ...
2 Temmuz 2010
Devrim Nereden Başlar?
İşte bu yüzden yaşı benimkine yakın olan bir Fenerbahçeli için 5 Mayıs 1996 tarif edilmesi zor bir gündür. O gün Beckett’e nazire yaparcasına Godot çubuklu formasıyla Avni Aker’e geldi. Şampiyonluk düğümü son maça kalmış, deplasmanda Trabzon’u yenersek şampiyonluğu ilan edeceğiz. Mayıs ayında Trabzonluları bile şaşırtan bir sis inmiş şehre. 1-0 geriye düşen takım önce Oğuz’un golüyle beraberliği yakalıyor. 88’de sis iyiden iyiye stada çökerken Aykut’un golüyle kendimizden geçiyoruz. O kadar susamışız ki sevincine, biz şampiyonluğu çılgınca kutlarken, Godot’nun geldiği gibi gittiğinin farkında bile değiliz.
Şampiyonluğu getiren golü atan Aykut Kocaman maçtan sonra yaptığı “Bütün sezon uğraşıyorsunuz, bütün emekleriniz tek maçla heba oluyor. Kendi galibiyetimize seviniyorum, ama Trabzonlu arkadaşlarım için de üzülüyorum. Trabzonsporlu futbolcu arkadaşlarımın şu an yerinde olmak istemezdim. Hiçbir şampiyonluk insan hayatından daha değerli değildi. Türkiye'de başarının ölçüsü birinci olmak. Bu, yanlış. Şu anda yenildikleri için Trabzonsporlular aşağılanacak. Ama biliyoruz ki onların yerinde biz de olabilirdik” açıklaması yüzünden Ali Şen’in gazabına uğrayıp Oğuz Çetin ile birlikte takımdan gönderildi.
Birçok Trabzonlu taraftar için o gün kaybedilen şampiyonluk altın çağını yaşayan takımlarını en az 10 yıl geriye götürdü. Bugün tanık olduğum, hazzını tattığım onca şampiyonluktan sonra, o gün kazandığımız şampiyonluk uğruna kaybettiklerimizin bizi daha zararlı çıkardığına inanıyorum. Ali Şen’de cisimleşen kazanmayı kutsayan ve uğrunda her yolu mübah gören anlayış o gün ahlaka, erdeme, rakibe saygıya galebe çaldı. Yıllar sonra gelen şampiyonluğun esrikliğinden ne kaybettiğimizin farkına bile varmadık. O gün Fenerbahçe’den kapı dışarı edilen sadece şampiyonluğu getiren golün sahibi bir efsane değil, işine ve rakibine duyduğu saygıyla bu takımın şampiyonluklardan ibaret olmadığını kanıtlayan dosdoğru bir spor emekçisinin duruşudur.
Aykut Kocaman, Barış Tut’un unutulmaz deyişiyle bu ülkenin futbol çölünde bir vahadır. Barış Tut’un “Kocaman Bir Adam” kitabında izini sürdüğümüz “teknik direktör” Aykut Kocaman’ın İstanbulspor macerası hem karşı karşıya olduğumuz vahanın paha biçilmezliğini hem de o çölün uçsuz bucaksızlığını kanıtlayan sayısız örnekle dolu. Aykut Kocaman takımının galibiyete en çok ihtiyacı olduğu dönemde elle gelen golle aldıkları Elazığ galibiyetinden sonra kameralar karşısında özür dileyebilen bir spor adamıdır. Cem Papila’nın katlettiği bir Denizli mağlubiyeti sonrası soyunma odasında ağızları bıçak açmazken, yan odada sırtı dönük “koca adam” Uche’nin ağladığına şahit olur. Haksız yenilgiden çok o gözyaşları dokunur: “Bizi yensinler, biz çok yenildik. Ama otuzaltı yaşında, ülkesinden uzakta para kazanmak için bu oyunu oynayan bir adamı böyle ağlatmaya kimsenin hakkı yok”.
Futbol denen oyun önümüze kaderin cilvesi diye sunulan tesadüflerle güzel. Tam 14 yıl sonra yine bir mayıs ayında şampiyonluk düğümü Kadıköy’de oynanacak Trabzon maçına kalmış. Sezonun en iyi maçlarından birini oynadığımız halde bu sefer şampiyonluğu son maçta kaybeden biz oluyoruz. 1996’da yaşadığım mutluluğu anlatmaya kelimeler nasıl yetmiyorsa, o gün yaşadığım üzüntüyü anlatmaktan da o kadar acizim. Mutluluğu başkalarının mutsuzluğu üzerinden tarif edecek kadar gözü dönmüş, başkalarının mağlubiyetini kendi takımının galibiyetinden makbul gören bir nefretin orta yerinde gözler hemhal olacak birini arıyor. 14 yıl önce trajik bir şekilde şampiyonluğu kaybedenlerin en büyük şansı, o şampiyonluğu attığı golle ellerinden aldığı halde, afaroz edilme pahasına onlarla hemhal olup, kendileri için üzülen bir efsaneye karşı mücadele etmiş olmalarıydı.
Geçtiğimiz günlerde Aykut Kocaman’ın sportif direktörlük görevinin yanında teknik direktörlük görevini de yürüteceğinin açıklanmasından sonra Türk Becali’si Ali Şen bir kutlama mesajı yayınladı. Aykut Kocaman’nın bu göreve getirilmesinin Türk futbolu için “devrim” olabileceğini belirten zat-ı muhterem, bu devrimin ön şartını da ifade etmekten geri durmamış: “Fenerbahçeli olmayan yazarların veya taraftarların duymak istediği kelimeleri söylememeli. Mesela, ünlü Trabzonspor maçından sonra ‘Kazandık ama Trabzonspor'daki arkadaşlarım üzülüyor diye sevinmiyorum’ demişti. Bu laftan dolayı da kendisine ne müthiş centilmen diyenler bile olmuştu. Halbuki onun işvereni Fenerbahçe Kulübü ve taraftarlarıydı. Kaybetseydi milyonlarca Fenerbahçe taraftarı üzülecekti. Bu tip çelişkilere düşmesin”
Fenerbahçe’yi kendi çiftliği, ona gönülden bağlı futbol emekçilerini maraba gibi gören Türk futbolunun namlı derebeylerinden biri “devrim” muştusu verince aklıma kaçınılmaz olarak 14 yıl öncesinin o civcivli sorusu geldi “sahi devrim nereden başlar?” Bence devrim 14 yıl önce dosdoğru bir adam olduğu için, güzel futbolu galibiyetten daha çok sevdiği için, yaptığı işe ve rakibinin emeğine saygı duyduğu için, bu futbol sirkinin palyaçoları karşısında eğilip bükülmediği için Fenerbahçe’den apansız sürülen bir efsaneye iade-i itibarla başlar.
Fenerbahçe’nin jakoben cumhuriyeti belki de tarihinde ilk defa tebaasının gönlünden geçen, onların içinden çıkmış gelmiş bir futbol efsanesine bu kadar yetki vererek kendi iktidar alanını bu denli kısıtlamayı göze alıyor. Aykut Kocaman kendisine vaad edilen yetkiler verildiği takdirde, “takım” olgusuna bakışı; adalete, paylaşmaya ve yardımlaşmaya verdiği önem, yaptığı işe ve rakibinin emeğine duyduğu saygı; güzel, izleyene keyif veren futbolu galibiyetin önüne koyan başarı algısıyla, Fenerbahçe üzerinden Türk futbol kültüründe bir dönüşümün itici gücü olabilir. Endüstriyel futbol bütün soğukluğu, buyurganlığı ve acımasızlığıyla futbol müritlerinin ruhlarını iğdiş ederken, belki de devrim futbolda kimi dizilişlerin demokratik olmadığını öne sürebilen bir efsanenin bir “takım” kurmasıyla başlar. Kim bilir…
Devamı ...