8 Haziran 2009
Mehmet Topuz Transferi #4 - Karakter

"En son bu olaylar olmadan 1 hafta kadar önce Mehmet beni aradı. ‘Ben başkanınıza ulaşmak istiyorum. Fenebahçe’ye gelmek istiyorum’ dedi. Hatta ben de kendisine ‘Artık kendini aştın. 3 büyüklerde oynama zamanın geldi’ dedim. Mehmet Topuz, ‘başkan Aziz Yıldırım’ı arayabilir miyim’ dedi. Ben de ‘yok ben ararım sen arama’ dedim. O zamanlar Beşiktaş muhabbetleri yoktu. Başkanı aradım; Topuz sizi aramak istiyor dedim. O da ‘şu an istirahat ediyorum, ben yarın onu ararım’ dedi. Ben de Topuz’a; yarın başkan arar seni dedim. Ondan sonra Aziz Yıldırım ile Mehmet Topuz görüştü mü görüşmedi mi bilmiyorum. "
Rıdvan Dilmen
(bkz: http://www.ntvmsnbc.com/id/24973877/)
"Rıdvan'ın aradığı gün aramadım. Bir sonraki gün aradım. Dedim ki "Bak beni herkese aratıyorsun, beni aratmana gerek yok, biz seni alıcaz ama önce Başkanınla aramızdaki durumu çözmemiz lazım. Oturup onunla konuşup gerekli anlaşmayı yaptıktan sonra seninle anlaşırız dedim. Bugün Beşiktaş'la konuşmaları geçen bütün konuları bana söyledi. Ben de bunun böyle olamayacağını, Sayın Recep Mamur'la dostluğumun olduğunu ve bir kulüp başkanı olarak bunu yapamayacağımı, FİFA ve TFF Kurallarına uygun olarak bunu yapacağımı söyledim. Kendisi İstanbul'a gelmek istedi. Hayır gelme dedim orada bekle. Ben bunu hallettikten sonra kendisiyle konuşacağımı söyledim. Hatta bu menejerler senin menejerin mi diye sordum, hayır ben bir imza atmadım dedi. Tamam dedim bekle. Recep Beyle de biz o gece oturduk konuştuk anlaştık. Fakat sonra duydum ki Beşiktaş'la anlaşmış. Bu çocuğu bir otele götürüp de eski günlerdeki gibi saklamasınlar. Baskı altında tutmasınlar."
Aziz Yıldırım
bkz: (http://img190.imagesha....0090607234304h.mp4)
"Süleyman Hurma benim için kulübe gelen teklif olmadığını söyledi. İnandırıcı gelmedi. Pazartesi akşamı Aziz Yıldırım'ın telefonunu almak için Rıdman Dilmen'i aradım. Rıdvan neden konuşmak istediğimi sordu. Fenerbahçe'nin benimle ilgilenip ilgilenmediğimi öğrenmek istediğimi söyledim. Rıdvan Dilmen, Başkan Yıldırım'ı konuyu ileteceğini söyledi. Salı günü Başkan Yıldırım beni aradı ve Fenerbahçe'de oynamak isteyip istemediğimi sordu. Ben de 'Evet' dedim. Sayın Başkan, önce kulübümle görüşmesi gerektiğini söyledi. Fenerbahçe'nin teklifi içten gelmediği için ertesi gün Beşiktaş'la görüştüm ve anlaştım. Beşiktaşlıyım. Bu saatten sonra siyah-beyazlı formadan başkasını giymem"
Mehmet Topuz
(bkz: http://www.radikal.com.tr/....&CategoryID=84)
"2004 yılında Ergun Gürsoy ile birlikte Mehmet'i kadromuza katmak için Kayserispor Başkanı Recep Mamur ve Mehmet Topuz ile görüşmüştük. Anlaşma noktasına geldiğimiz transfer son onda gerçekleşmemişti. Bugün ilginç olan Mehmet Topuz'un açıklamaları. Mehmet, doğuştan Galatasaraylı olduğunu söylemişti. Benimde bildiğim Mehmet Topuz, doğuştan Galatasaraylı."
Fatih Gökşen
(bkz: http://www.kanalturk.com.tr/Haber.php?Haber_id=12945)
"Bunun parayla-pulla ilgisi yok. Ben Beşiktaşlıyım. Oynamak istediğim kulüple görüştüm ve anlaştım. Kayserispor'un bana anlayış göstermesini istiyorum. F.Bahçe camiasının da aynı şekilde düşünüp, en doğru kararına vereceğine inanıyorum"
Mehmet Topuz
(bkz: http://www.fotomac.com.tr/bes107.html)
Mehmet Topuz doğru söylüyor, parayla pulla ilgisi yok, Fenerbahçe'ye yakışmıyor.
Devamı ...
7 Haziran 2009
Miss World 2010: Cristiano Ronaldo

Arnavutluk taraftari Portekiz macinda pankarti asmis, Miss World 2010 Cristiano Ronaldo. Hemen belirtmek lazim bu George Best'in yatmaya tenezzul etmeyecegi tek miss world olacak.
Devamı ...
"The Shot"

Basketbola neden tapıyoruzun cevabı dünkü maç aslında. Bir Shakespeare trajedisi gibi de bitebiliyor, Mehmet Akif'in kahramanlık şiirleri gibi de. Dünkü kahramanlık şiirinin yazarı ise Damir Mrsiç'ti. Basketbolu basketbol yapan "the shot" lardan birini attı Kaptan. Majestelerinin Utah'a Byron Russel'in belini kırarak yaptığı cross-over ın ardından attığı şut gibi, Magic Johnson'un Boston'a attığı jump-shot gibi, 1992 Final Four'unda Djordjeviç'in Abdi İpekçi'deki son saniye şutu gibi tarihe geçecek bir şuta imza attı.
lk maçın benzeri bir ilk yarı geçirdik yine top kaybı konusunda problem yaşadık 10 top kaybı yaptık ilk yarı. Skor hep 3 sayı 5 sayı Efes lehine gitti,yine uzunları kullanma konusunda yetersizdik, Solomon ve Ömer Onan'la tutunduk maça. İkinci yarı momentum Efes'e dönüyor gibi olsa da 47-40 dan sonraki iki -üç hücumda farkın daha açılmasına izin vermedik ve Mrsiç'in son saniye üçlüğüyle sadece 4 sayı geride girdik son çeyreğe.
Son çeyrekte Preldziç yine devreye girdi. İstatistik hanesindeki bütün değerleri son periyodda yaptı neredeyse. Bir hücumda 5 sayı birden buldu ardından Solomon'u dışarıda bomboş topla buluşturdu, atış girmeyince hücum ribauntunu alıp Solomon'a bir kez daha servis yaptı ve öne fırladık. 4 sayı öne geçip maçın ivmesini ele geçirmişken Kerem ve Schumpert'in iki arka arkaya üçlüğüyle bir kez daha geriye düştük.
Emir yine sahneye çıkıp dipten bulduğu üçlükle farkı yine 1'e indirdi.Solomon'un iki yanlış tercihiyle maçı Efes'in ellerine verdik, ne hikmetse biz faul atarken bozulan 24 saniye saati yüzünden soğuyan Green iki faulü de kaçırınca zaten berbat faul attığımız bir maçı faullerle verdiğimizi düşünmüş ve umudu kesmiştik ki Ender'in ikinci faulü kaçırması ve hemen akabinde topu Mrsiç'le buluşturup ona yapılan faulü 2 de 2 yle değerlendirmemiz bizi biraz umutlandırdı.
Efes yarı sahadan topu sokarken yaptığımız savunma inanılmazdı, Kakiozuis topu oyuna sokamayacağını anlayıp Mirsad'a çarptırmasa son anda 5 saniye olmak üzereydi. İkinci denemesinde Solomon yaptığı iki top kaybını affettirecek top çalmayı yaptı, stepsin kıyısından dönüp topu Mrsiç'e kazandırdı Mrsiç tekrar Solomon'u bulduğunda Kakiozuiz bence son derece anlamsız bir faul yaptı. Maç bir kez daha ellerimize geldi. Efes Solomon'un ikide iki atacağını düşünmüş olmalı ki ribaunt için uzun almayı denemedi.
7 saniyeyi Kasun'suz, kısa ve şut atabilecek bir beşle oynama derdindeydi. Solomon'un ikinci atışında yıllarca başımızın belası olmuş Ayhan Şahenk potaları bir güzellik yaptı top dışarıya doğru sekti neredeyse üç oyuncumuz ribaunt için birbirine girecekti ki Mirsad dikenlerin arasından bir gül alır gibi çekti topu vurdu yere, ellerini açarak top isteyen Mrsiç'i gördü ve bu anlar için yaşayan adam yaptı yine yapacağını. Aslında Mrsiç topu potadan geçirdiğinde skorboardda 1.5 saniye gözüküyordu. Bizim bütün oyuncular maç bitmiş gibi kenara koştular Efes'te bir iki oyuncu uyanık olsa o sırada uzun bir pasla çok daha rahat bir şut bulabilirlerdi belki ama onlar da mental olarak o şut girdiği anda bitmişti zaten.
Maç kağıdına baktığımızda yine kazanmamız istatistiğin emrettiği bir kazanma değil. 19 top kaybı yapmışız yüzde 50 civarı faul atmışız ama özellikle ikinci yarıdaki üçlük yüzdemiz ve ribauntlardaki üstünlüğümüz maçı bize döndürmüş. Çok daha ötesinde istatistik olarak bir değer yanıstmayan inatçılık, asla pes etmemek gibi konularda Efes'in fersah fersah ötesinde karaktere sahip oyuncularımız olması gerçeği maçı bize getirdi. Ergin Ataman maçtan sonra olanca çirkefliğiyle galibiyete tesadüf deyip "Tanrılar Fenerbahçe'nin yanındaydı" diyor ve evsahibi avantajı dinlemediler dediği hakemlerin Abdi İpekçi'de de böyle devam etmelerini beklediğini söylüyor. Ne rakibi tebrik etme ne mücadeleye gösterilen bir saygıdan bahsediyor. Fenerbahçe kompleksi öyle bir kompleksi kendisinde seri 4-0 bitince ne diyecek çok merak ediyorum.
Dün bir kez daha gördük ne final serisi oynamak için seçtiğiniz o ucube salon, ne taraftar kotası, ne bilet fiyatı, Fenerbahçe taraftarı ve Fenerbahçe basketbol takımını durduramayacakasınız Ergin Bey. Salı günü Abdi İpekçi'ye kartondan Efes taraftarını da bekliyoruz." Şampiyonluğa 4 maç kaldı" pankartını her maç getirmek biraz yoracak ama 2 maç daha idare edin Efessever gençler.
Devamı ...
Mrsiç'in Üçlüğü
Mrsiç sitesine koymuş biz de buraya koyalım. Basket sonrası Solomon'un koşusu da gözden kaçacak gibi değil. İnşallah Abdi İpekçi'de bitecek bu iş.
Devamı ...
Ekip

Bu yazıyı ne zamandır yazacaktım. Yani planlarım arasında normal insanlar gibi bunu günün normal bir saatinde normal bir şekilde ve mümkünse mutlu bir halet-i ruhiye ile yazmak vardı. Gecenin 1.56'sında, boğazım böylesine ağrırken değil. Diğer taraftan bu normali de fetiş haline getirmemek lazım. Yani hayatımın büyük kısmı normal yollara uyarak geçmedi. Esasında bu ekibin ayırıcı özelliği nedir diye sorsanız normal ile aralarına koydukları derin uçurumu işaret ederim.
Bu insanların genel özelliği pek de "normal" olmamaları. Hatta öylesine bir durumdalar ki, normal ile her karşılaşmalarında normalin ya kendisi değişiyor ya da normalin ağzı öyle açık kalıyor ki toparlayasıya çile çekiyoruz. Olgu ve Onur ile mesela bir normali değiştirmek üzere tanıştık, PVH ile dostluk bağlarımız kendisiyle normali tepe taklak edip yeni normali belirlerken güçlendi, Fatih ise öylesine norm dışındaydı ki normalin küçük neferleri onun normlarına uymak için bayağı gayret sarf etmek zorunda kaldılar. Ekibin diğer yarısının da pek "normal" olmadığı bizzatihi buraya katılmış olmak ile ispatlanabiliyorsa, ekipten bahseden bir yazının da normal şartlar altında yazılamayacağını kabul etmek gerek.
Okuduğunuz blog, ben, Olgu, Onur, Fatih ve PVH arasında zaten hali hazırda varolan ama rakı masalarında uçuşan sohbetleri neden yazmayacağımız fikri üstüne kuruldu. Esasında tam da böyle değil. Şayet Olgu ile Onur İzmir'e, Fatih Çanakkale'ye PVH'de Kanada'ya gitmemiş olsaydı yine böyle bir blogu kuramazdık. Geçen sene bir bahar günü bir ihtiyacın tespiti ile blog kurma fikri başladı. Evvela artık birbirimizden fiziken çok uzaktaydık ve muhabbeti devam ettirmek istiyorduk. Belirtmek lazım aramızda konuştuğumuz ilk konu kesinlikle futbol veya Fenerbahçe değildi. Hatta bir araya geldiğimiz zaman paylaştıklarımızın %10'unu bile teşkil etmez. Bir alt kimlik olarak Fenerbahçe orada hep yer almış, bunun üstünden sohbetler yapılmıştır tabi, demek istediğim ilişkimizin belirleyicisi bu değildi. Ancak fark ettik ki bu konu üstünden bir şeyler söylemek, bir düşünceyi paylaşmak ve daha ciddi konulara da taban oluşturmak için elverişli bir konu.
Futbol üstüne yazılan yazılarda hayata dair geniş açılımlı bir şeyler bulmak çok zor. Tanıl Bora ve bir kaç yazarı şimdilik ayrı tutalım, genel merkez günlük polemiklerden, iddalardan ve küfürleşmelerden oluşuyor. Biz bu hikaye üstünden hayata dair de bir şeyler çıkarabileceğimizi düşünüyorduk. Sohbetler Fenerbahçe ile başlasa da onun analojileri üstünden kişisel ve toplumsal hayatımıza dair bir yerlere de varabiliyor veya bunlarla ilgili bir şeyler söyleyebilirdik. Böyle de oldu. Olgu'nun ırkçılık ile ilgili yazısı veya Fatih'in karayolları yazısı hala okuyamadıysanız bunun tipik örnekleridir.
Ama başka bir şey daha oldu. Bu konu tam da beklediğimiz gibi birbirimizle yaptığımız sohbetleri sıklaştırdı, bizim muhabbetlerimize bir vesile, birbirimize anlatacaklarımıza bir ek oldu. Biz esasında buraya yazarken hala daha önce birbirimize bir şeyler anlatmaya çalışıyor, yazmadığımızda muhabbeti dinliyor, konu başlığı attıkça da bir de "şöyle de bir şeyler var" diyoruz. Ben PVH tribün geyiklerini başlattığında hala önce öğrenmek için dinliyor, Fatih amatör kümelerden bahsettiğinde açıkça cahili olduğum bu alanda onun heyecanını paylaşabiliyorum.
Bir sohbet yalnız o sohbette konuşanların değil dinleyenlerin de malı olur. Rakı masasında anlatılan bir hikaye, siz o rakı masasında iseniz konuşmasanız da sizin hikayenizdir. Anlatılanı dinler, bazı yerlerde gülümser, söyleyecek bir şey varsa sıranızı bekler, arada bir kaldırılan kadehler arasında başka konulara geçersiniz. Vefa Zat -gene bir rakı masasında- bütün sorunların rakı masasında çözülmesinden bahseder. Yani işte ne olacak bu memleketin halinden, futbola, hatuna, aşka, güzel bir yazıya onlarca konuya buradan geçilebilir, geçilirken de dinleyenler de bu konuya dahil olurlar. Buradan yaptığımız sohbetin de dinleyicileri var. Dolayısıyla o sohbete katılmış, bir parçası olmuş da oluyorlar. Birleşik Arap Emirliklerinden, Ukrayna'dan ve niyeyse Tayland'dan bizim siteye giren birileri var. Onlar sohbetin yanından geçip gidiyor herhalde ama diğerleri öyle değil. Her gün bu bloga uğrayan, yazıları okuyan ve yorum yapanlar var.
Bunlardan ilki, Medgallis idi. Çok güzel yorumlar yapıyordu. Ona da teklif götürdük. Sohbete dahil oldu. Tozlu Parkeler yan masada konuşurken söyledikleri kulağımıza çarpan biriydi, ona da teklif götürdük, o da bugün sohbetin parçası. Rehavet uzun zamandır bizi dinliyormuş, onun da konuşması vakti gelmişti. Bilenler bilir, Rehavet sözlükte benim en çok sevdiğim yazarlardan biriydi. Hatta rahatlıkla diyebilirim ki Rehavet Bey ve Ailesi ekşi sözlük ekollerinden biridir ve onun ince espri kabiliyetinin ikamesi de pek kolay bulunamaz. Dolayısıyla masaya başka sandalyeler çekildi, masa büyüdü, sohbet devam etti.
Böyle ufak ama çok belirleyici şeylerle kurulan bu "masa" kimi hoşluklar da yarattı. Blog ödüllerinde en fazla oyu alan 5. site olmamızdan daha hoşu Blog Ödülleri Ödül Töreni'nde fasulyedencilerin yaptıkları tezahürattı. Almaty'de Bir Fenerbahçeli -Canarino-nun biz dahi "oy verin" demezken insanları oy vermeye çağırma inceliği güzel bir süpriz oldu. PVH'nin Emre ile ilgili yazdığı yazı emregelmesinciler tarafından sitelerine konulunca gazetelerde bir anda bu yazıyı okuduk. Emre'nin gelişine yapılan muhalefetin sesi ve fikri buradan çıktı. Bir gün televizyonda bizim blogu gördüğümüzde tebessüm ettik.
Ama bunlardan daha değerlisi aramızda yaptığımız sohbetin alanının genişlemesi, fikirlerin başka insanlara intikal etmesi ve onların da katkılarıyla büyümesiydi. Birbirimize anlattıklarımız başkaları tarafından duyulduğunda onların fikirleri ve sesleriyle yeni yazılar ve söylenecek yeni şeylere sahip olduk. Bizden övgüyle bahsedenler ve buraya gelip yergilerini sunanlar nihayetinde kıtalar arasındaki bir sohbetin fiberobtik kabloları ışık hızında aşarken bıraktığı izi de gösteriyor.
Dolayısıyla papazınçayırı ekibi, bir blogun taifesinden çok rakı masasına oturmuş ve derin bir sohbete gömülmüş insanlara benziyor. Anlatacaklarımız, söyleyeceklerimiz, güldüğümüz şeyler arasında ekabir sessizlikler, meze tabaklarına daldırılan çatalların şıngırtısı ve güzel hikayeler var. Şimdi Olgu rica edeyim benim rakıyı tazeleyiversin, bunca laftan sonra boğazım kurudu, bir ara kaldığımız yerden masa hakkında konuşmaya da devam ederiz, bir durak, meselelere geri dönelim.
Devamı ...
6 Haziran 2009
Fenerbahçe "Daum ve Aykut" olsun

Daum ve Aykut konusunda teknik, taktik içeren yazıları daha sonraya saklayalım, şu anda resmileşmese de birçok kaynak tarafından doğrulanan Daum-Aykut ikilisinin Fenerbahçe'nin teknik kadrosunu oluşturacağına dair haberleri başka bir yönüyle inceleyelim. Dün Mehmet Topuz transferinde yaşanan gelişmeler bize yol gösterici olmalı, gelecek sezon sadece sahaya çıkan 11'in değil kulübün ağızlardan düşmeyen kurumsallığının ve profesyonelliğinin de değişip geliştiği bir sene olmalı. Bunun olması için şartlar müsait, bu devrimi Türkiye'de yapabilecek tek takım Fenerbahçe ve Daum - Aykut ikilisi bunun için biçilmiş kaftan.
Daum 3 sezon Fenerbahçe'de, ondan önceki sezonlarda da Beşiktaş'ta görev yapan bir teknik adam. Maç öncesi veya sonrasında, maç sırasında herhangi bir kavgaya, bir tartışmaya bulaşmışlığı yok. Maç sonrası hiçbir rakip teknik adam hakkında çirkin açıklamalar yaptığı, başka bir kulübü çirkin sözlerle itham ettiği görülmedi. En gergin günlerde bile hem saha içinde hem de dışında sükünetini korudu. Bu açıdan ismi geçen bir başka teknik adam olan Lucescu'ya hep tercih ettim kendisini. Diğer yandan Aykut'un Türkiye'deki imajının en önemli öğesi efendiliği ve futbol camiasında aklı başında konuşan bir elin parmaklarını geçmeyen isimlerden olması. Eğer iddialar doğruysa ve gerçekten teknik heyetimiz gelecek sene bu iki isme emanet edilecekse polemiklere bulaşmayacak, sadece sahada oynanan oyunla ve kendi futbolcularıyla ilgilenecek, rakipler hakkında çirkin yakıştırmalarda bulunmayacak bir teknik heyetimiz olacak.
Diğer taraftan yönetim de son yıllarda polemiklerden uzak duran bir yapıya büründü. Basın açıklamalarını artık Mahmut Uslu gibi heyecanlı isimler değil Ali Koç ve Şekip Mosturoğlu yapıyor. Diğer kulüplerle ağız dalaşına girilmiyor. Hıncal Uluç gibi yazarlar hâlâ yönetimi kızdırıyor fakat onlar hakkında da fevri açıklamalar eskisi kadar yapılmıyor.
Dün yaşanan Topuz transferi karmaşası Fenerbahçe yönetimi için yeni bir başlangıç olabilir. Fenerbahçe tamamen hukuğun gereklerini yerine getirip Kayserispor ile anlaşıyor. Bu arada hukuksuz biçimde oyuncu ile konuşan Beşiktaş erkenden anlaşmayı duyuruyor. Bu olayda şu ana kadar yapılan tek hata Fenerbahçe yönetiminin Topuz'la hiç konuşmadan Kayserispor ile anlaştığını duyurması. Şu anda sorun Kayserispor ve Beşiktaş arasında, Fenerbahçe buna müdahil olmadan izlemeli. Yapılanın zorbalık olduğunu savunan Beşiktaş yönetimi haklı olduğuna emin ama buna rağmen alelacele oyuncuya forma giydirip fotoğraf yayımlamaktan geri kalmıyor. Diğer taraftan 100 yıllık kulübün en büyük yetkilisi forum ağzına başvurup rakibine açıkça "ezik" diyor. Topuz'un menajeri ise Tv'ye çıkıp lütfen Fenerbahçe de anlayış göstersin diyerek adeta yalvarıyor.
Fenerbahçe yönetimi sükunetini korumalı. Özellikle bu "ezik" tepkisi Beşiktaş Kulübü ve yönetiminin seviyesinin nerede olduğunun en güzel göstergesi. Fenerbahçe temel olarak Kayserispor ve Beşiktaş arasındaki sürtüşmeye fevri açıklamalar yaparak katılmamalı. Özellikle Beşiktaş başkanının dengesiz hareketlerine cevap verilecekse en sade ve sakin dille cevap verilmeli, aynı seviyeye inilmemeli. Geçen sene boyunca Galatasaray çeyrek finalini bile kalamadığı UEFA kupasını alacağını iddia ederek yönetiminden futbolcusuna bütün üyeleri ile Fenerbahçe'yi kışkırtmaya çalışmıştı. Fenerbahçe yönetimi bu kışkırtmalara cevap bile vermeyerek seviyesini düşürmemişti. Şu anda içinde bulunduğumuz durum ondan daha çirkef çünkü karşımızda daha çirkin bir camia ve daha çirkef adamlar var.
Fenerbahçe Topuz transferinde doğru olanı yaptı. Bundan sonra da seviyesiz camiaların seviyesiz tartışmalarına dahil olmadan işine devam etmeli. Aragones de Zico da çok beyefendi insanlardı, rakipleri hakkında tek bir açıklama yapmamışlardı. Şimdi de Daum ve Aykut geliyor. Sportif direktörlük doğruysa Aykut futbol şubesinin sportif işlerinde büyük yetkilere sahip olacak. Daum ve Aykut zaten Fenerbahçe teknik adamlarının kendi işlerine bakma geleneğini devam ettirecektir. Kalan kısmı için de top yönetimde. Onların artık Beşiktaş, Hıncal Uluç, Erman Toroğlu seviyesine inmelerine gerek yok. Transfer ve sportif konular sportif direktöre bırakılsın, gerekli açıklamarı o yapsın. Yönetimimiz de Topuz transferinde olduğu gibi hukuki ve profesyonel süreci takip ederek gerekenleri yapsın. Kısacası Fenerbahçe Yıldırım Demirören değil Daum ve Aykut olsun...
Devamı ...
5 Haziran 2009
Fenerbahçe "Yıldırım Demirören" Değildir

Yıldırım Demirören diyor ki "Beşiktaşlı'yım diyen futbolcu Beşiktaşlı'dır. O'nu almak isteyen olursa kendi ezikliği vardır." [Link] Eğer bunu söyleyen Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören ise ciddiye almamız gerekir. Zira eziklik bir branş olsa Profesörü Yıldırım Demirören olacaktır. Galatasaray Taraftarının dahi "Yeter Yıldırım Demirören" diye bağırdığı devirlerde koltuğuna yapışan, yenildikleri maçlardan sonra alı al moru mor Şeref tribünlerinde oturan Demirören, "eziklik" hakkında kürsü kuracak kadar bilgi sahibidir.
11 Kasım 2007'de Sivas Maçında "tribün korosu başladı: 'YETER YILDIRIM DEMİRÖREN YETER' ama yetmedi, devam ettiler; "Yönetim, Sinan el ele Beşiktaş'ı bırakın bize" [1] bu sesleri duyarken Demirören içine nasıl sindirdiyse bizden de kendi söylediklerini içimize sindirmemizi beklemesin. Ertuğrul Sağlam "adam gibi geldim, adam gibi gidiyorum" derken cümleleri içine alıp "bu kapıdan içeri giremez" dediği Denizli'ye kucağını açarken gösterdiği eziklik türünden bir eziklik bulamayacak Fenerbahçe cephesinde, biz henüz onun geçtiği rahle-i tedrisattan geçmiş değiliz, sözümüze değer veririz.
Kim "kendi ezikliği vardır" diyor?
Aralık 2008 tarihinde "Beşiktaş üstünde oyunlar oynanıyor" alt metinli "iki büyük yaratılmak istiyor" ağlayışları, Forza Beşiktaş forumunda bile kahırlar yaratan, Beşiktaş taraftarının "Allahım neden" diye yaradana sorduğu, "bari iki cümle üstüste edebilseydiniz" dediği adam. Bütün problemleri ancak komplo teorileri ile izah edebilen, kendi kötü yönetiminii, yaptığı 50 transferden 3 tanesi tuttuğunda yaşadığı mutluluğu dahi göremeyen, babasının parasıyla 61 Milyon YTL kulübü kendine borçlandıran ve bunun karşılığında yalnız 1 kere şampiyon olabilen Yıldırım Demirören.
Hayır Bay Başkan, zannettiğiniz kadar güçlü, yetkin ve başarılı değilsiniz. Üzülerek söylüyorum zannettiğinizin çeyreği kadar dahi bu niteliklere haiz değilsiniz. Eğer bu nitelikler gökyüzünden yağan yağmur olsaydı sizin üstünüze ancak bir damla düşmüş derdik, o kadar fakirsiniz.
Taraftarınız arasında sevilmiyor, insanlar şampiyonluk kutlamalarında "Yıldırım Demirören 10 sene kalır şimdi" diye kalp krizleri geçiriyor, ne sözlerinizi ne kimliğinizi en fanatiğinden en tatlı su taraftarına kadar kimse savunamıyor. Yaptığınız yanlışların sayısı o kadar çok ve liste o kadar uzun ki, "Yeter Yıldırım Demirören" diye size ve yönetiminize kendi taraftarlarınızın forumlarında yüzlerce başlık varken "aslan yönetim" diye bir başlık ancak derin araştırmalar sonucunda o da denk gelirse ez kaza bulunuyor.
Bütün kimliğini Fenerbahçe düşmanlığı üzerinden tanımlayan, Fenerbahçe'den Türkiye Kupası alınca koşa koşa Haluk Ulusoy'un amcasının evine kupayı taşıyan biri sağlıklı bir ruh halinde midir? Yaşattığınız, ürettiğiniz ve taraftara da kanalize ettiğiniz büyük Fenerbahçe nefreti itiraf edemediğiniz kadar büyük hasetinizden kaynaklanıyor. Fenerbahçeli futbolcuları alarak, eski Fenerbahçelileri takıma katarak, Fenerbahçe ile kendinizce yarışıyor, asla Fenerbahçe'ye denk düşüremediğiniz kadronuz ise Fenerbahçe kompleksinden başka bir şey bize göstermiyor. Her durumda ve şartta Fenerbahçe'nin karşısında olmakla kendinizi tatmin etmeye çalışıyor, başaramadıkça hırslanıyor, hırslandıkça saldırganlaşıyor ve kendiniz kaybedip en sonunda öfkeden kudurmuş küçük kız çocukları gibi ağzınızdan çıkanlara hakim olamıyorunuz.
Yıldırım Demirören, açıkça söyleyeyim Fenerbahçe'nin rakibi değilsiniz, asla da olamayacaksınız. Sizde ne saygı duyulacak Baba Hakkı'nın feraseti ne de Süleyman Seba'nın letafeti var, Serdar Bilgili'nin beyefendiliğinden dahi o kadar uzaksınız ki, yanınızda Kamer Genç soylu bir İngiliz Beyefendisi gibi kalıyor. Onun samimiyeti ve kendiyle barışıklığıyla sizin fotoğrafınızı yanyana koyduğumuzda olmak istediği şeyi asla olamayacak birinin kötü bir karikatürü karşısında hissettiklerimizi hissediyoruz. Yaptıklarınız karşısında gülmemiz, her sene İnönü'de şişen yüzünüze bakıp acımamız, sürekli sevilmeye alışmış şımarık bir çocuk gibi her yıl takıma kattığınız yeni oyuncaklarla mutlu olmaya çalışmanız ve bizle yarışmanız belki merhamet duymamızı sağlayabilir, asla saygı duymamızı değil.
Paf takımla çıkacağız diyip bir hafta sonra as takımla sahaya çıkarken yaşadığınız "eziklik" değilse, her halde "Sinan Engin ile artık aramızda adli bir olay var, bu kapıdan içeri giremez" dedikten sonra "Sinan'ı da al git", "Taraftar burada PAF Takım Nerede?" diye Beşiktaş tribünleri bağırırken kendinize ve Beşiktaş'a yaşattıklarınız bundan daha iyi tanımlanamazdı. Çarşı "Beşiktaş Başkanı Sözünü Yutmaz" [2] diye bağırıyordu sayın Demirören, Beşiktaşlıların beklediği kadar Beşiktaş Başkanı olamayacağınızı biz göreve geldiğiniz gün anlamıştık ama en azından Türk futbolundaki her hangi birinin bir başkandan beklediği kadar başkan olsaydınız, bunları duyduktan sonra görevi bırakabilecek kadar bir hasletiniz olduğunu görürdük.
O zaman belki kendi ezikliğini böylesine geniş bir şekilde itiraf ettiğinizi görmek zorunda kalmaz, hiç bir şey katmadığınız, katamadığınız ve katamayacağınız şu futbol dünyasında "kendi kendini eziklikle suçlayan ilk spor kulübü başkanı" olma başarınızla anmazdık.
"Beşiktaşlı'yım diyen futbolcu Beşiktaşlı'dır. O'nu almak isteyen olursa kendi ezikliği vardır." O halde Fenerbahçeliyim diyen futbolcu Fenerbahçelidir. Onu almak isteyen olursa kendi ezikliği vardır.
Yusuf Şimşek Tümspora röportaj veriyor. [link]
"Kaptan gelelim Fenerbahçe konusuna. Sen hangi takımı tutuyorsun?
-Fenerbahçeliyim.
Fenerbahçelisin ama 2005-06 sezonunun son maçında Denizlispor forması ile Fenerbahçe’yi şampiyonluktan ettin bunu nasıl izah edeceksin?
-Sahada babamı tanımam, ben profesyonelim ama o gün benim iki dileğim vardı, biri Fenerbahçe’nin şampiyon olması, diğeri de Denizlispor’un kümede kalması. "
Bu cümlenin sahibi oturup da Yusuf'u alırken her zaman gösterdiği türden bir ezikliği gösterdiğini mi düşünmekteydi? Yıldırım Demirören Yusuf imza atarken, Mustafa Denizli imza atarken, Sinan Engin ile anlaşırken yaşadığını bugün bize mi atfediyor? Kapıdan içeri giremez denilenler girer, Fenerbahçe'liler forma giyerken etmediği, edemediği sözleri artık bir alışkanlık haline getirdiği tutarsızlığı ve davranışlarının toplam niteliğini bugün bize mi atfedecek?
Sayın Demirören eziklik bir niteleme sıfatı ise o en güzel sizi niteliyor. Ancak Yıldırım Demirören bir niteleme sıfatı olsaydı işte onu sizden başka taşıyabilecek bir askı bulamazdık.
O konuda öyle bir sınır boyu, öyle bir mecrasınız ki, buradan gönül rahatlığı ile diyoruz,
Fenerbahçe ezik olabilir ama asla bir "Yıldırım Demirören" Değildir.
[1] http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=238490
[2] http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=113040&interstitial=true
Devamı ...
Voleybolda Çağ Değişimi

Geçen yıl Acıbadam grubunu eleştirmiştik sponsorluğun gerketirdiği ölçüde katkıda bulunmadıkları için. Bu sene Mehmet Ali Aydınlar şampiyonluktan sonra verdiği sözü tuttu ve yatırımı arttırdı. Transfer bombaları ardı ardına patlamaya başladı. Önce birinci sınıf bir smaçör olan Osmakroviç ardından sansasyonel bir Türk oyuncu transferi Naz Aydemir ve dün haberi gördüğümde gözlerime inanamadığım Gamova transferi. Seda'yla resmi sözleşme imzalanmasa da anlaşıldığı duyumları geliyor. Beşiktaş'tan İpek'i ve Vakıfbank'tan Nihan'ı da alacağımızı düşünürsek ve Aydınlar'ın söz verdiği bir yabancının daha geleceğini hesaba katarsak Şampiyonlar Ligi'nde ne kadar iddialı olabileceğimizi tahmin etmek zor değil.
Gamova transferi şimdiye dek Türkiye'de herhangi bir takımın yaptığı en dominant transfer. Geçen sene Gamova'nın en skorer oyuncusu olduğu Dinamo Moskova Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu'nu finalde 3-2 lik sonuçla kaybetti. Bizim mütevazı bir kadroyla perişan ettiğimiz Eczacıbaşı geçen yıl Final-Four oynamıştı. Bu verilerle ve taraftar desteğiyle bu sene Avrupa'da başarı hiç de zor değil. Zaten Final Four'a kalırsak organizasyonu büyük bir ihtimalle İstanbul'a alırız. Jenerasyonlarının ve poziyonlarının en iyi Türk oyuncuları Eda, Seda, Naz ve onlara eklenen üç süper yabancıyla bu takım Fenerbahçe kulüp tarihinin ilk Avrupa Şampiyonluğu için dev bir adım attı. Acıbadem'e teşekkür ediyor bu katkılarının devamını diliyoruz. Erkek voleybolda da aynı hamlelerin gelmesi ve diğer rakiplere inat Fenerbahçe'nin spor kulübü olarak kalması en büyük dileğimiz.
Devamı ...
Şampiyonluğa Kaç Maç Kaldı?

Birisi maç sonunda sonuçtan haberim olmadan bana maç istatistik kağıdını gösterse ve top kaybı sayısına baksam kağıdı yırtar ve 15 sayıyla kaybettiğimizi düşünürdüm. 26 top kaybı yaparak 60'lı sayılarda biten bir play off final serisini deplasmanada kazanmak hakikaten inanılır gibi değil.Play-off bir karakter sınavı dün bir kez daha gördük bunu bir yerden sonra o kora kor mücadele de geri adım atmayan ,kararlılığını koruyan takım maçı alabiliyor.
İki senedir Efes serilerinde teknikten taktikten ziyade oyuncuların yüzlerine yakın çekim yapıldığında kazanacağımızı anlıyorum. Dün Ömer'in maçı bitiren turnikeyi attıktan sonraki formayı öptüğü anı ve Mirsad'ın 50 saniye kala farkı 6'ya çıkardıktan sonraki yüz ifadelerine bir bakın denk gelirseniz maçın tekrarına. Bu ifadeyi gördükten sonra o maçı kaybedeceğimizi bir an olsun bile aklımızdan geçirmek mümkün mü?. Ana hücum silahlarımızın hiç birini kullanamadık maçta ne Solomon drive edebildi ne Oğuz u boyalı alanda teke tek bırakabildik. Ancak Efes'in de ana hücum silahlarını kilitleyince hücumda kaotik bir düzen oluştu iki takım adına da. Maçın sonlarında bu kaotik düzende maçın bize evrilmesinde ise oyun aklının bizim tarafımıza geçmesi etkili oldu. Son dört dakika oyunun kontrolünü Preldziç'in aklına teslim etmeyi seçti Tanjeviç. Ergin Ataman ise bu dakikalarda oyun aklı konusunda sabıkalı Ender'e güvenince bu sonucu belli düellodan galip çıkan Emir maçı bize doğru çevirdi. İkinci yarı Kerem'in oyuna hiç girmemesini anlayamadım eğer Kerem'in bir sakatlığı yoksa neden tüm devre Ender'le devam etti Ataman çözebilmiş değilim.
Ayhan Şahenk bizim lanetli mekanlarımızdan birisi olmuştur her zaman. Futbolda Ankara deplasmanı takım ne kadar formda olursa olsun nasıl her zaman kabussa, basketbolda da Ayhan Şahenk o denli büyük bir problemdi bizim için. Serinin ilk maçını kazanıp saha avantajını ele geçirmek ve bu salondaki laneti kırmak harika oldu.
Maç sonunda tipik Ergin Ataman beyanatları vardı yine. Bu adam Fenerbahçe mağlubiyetlerine bahane bulma konusunda sınır tanımıyor. Bakalım 4 mağlubiyette de hakemi suçlamayı sürdürecek mi. Efesli taraftar fotokopilerinin Ayhan Şahenk'teki pankartını revize edelim. Ne buyurmuşlardı kartondan taraftarlar. "Şampiyonluğa 4 maç kaldı" 3 maç sonra o pankartı "Şampiyonluğa 4 maç kalmıştı" şeklinde değiştirebilirsiniz.
Devamı ...
Mehmet Topuz Transferi #3 - Hazımsızlık

Mehmet Topuz transferi tabii ki büyük olay yarattı. Bunun üzerine Beşiktaş taraftarının yorumlarını okuyunca aklıma dünkü Efes Pilsen maçı geldi. Hiç alakası yok sanıyorsunuz ama çok alakalı. Dün Efes Pilsen kulübü biletleri Fenerbahçe taraftarı maça gelemesin diye fahiş fiyattan satıp Galatasaray ve Beşiktaşlılara bedava bilet dağıtarak maçı kazanmayı düşünüyordu. Spor ve tribünle en güçlü bağları Fenerbahçe'den nefret etmek olan bir güruhu bu yolla Efes Pilsen taraftarı yapmak zor değil zaten. Fenerbahçe'den nefret etmek kolay. Türkiye'de bıraksanız birbirini boğazlayacak olan ulusalcıların, dincilerin ve solcuların ortak noktasının Amerika'dan nefret etmesine benziyor. Fenerbahçe nefretinin mantığını açıklamaya çalışırken de "ama herkes de Fenerbahçe'den nefret ediyor" bahanesine sığınılması insanların büyüklük kompleksinin en güzel göstergesi. Bu nefretin sebeplerini başka bir yazıda açıklarız, şimdi bu kompleksin Topuz transferi ardından neler yumurtladığına bakalım.
1. Fenerbahçe etik olmayan bir transfer yapmıştır.
Sanırım aethewulf'un Yusuf üzerinden verdiği örnek yeterli buna cevap vermeye. Sadece Yusuf değil, Okan Koç, İlhan Mansız, Tümer Metin transferleri de benzer yollarla yapıldı. Milyon dolarların döndüğü, trasnfer piyasasında ancak 3-4 tane ismin konuşulduğu futbol dünyasında transfer sırasında rekabeti bir kenara bırakıp "haydi madem istiyorsunuz alın bu futbolcuyu biz karışmıyoruz" denmesini beklemek hayalcilik bile değil tamamen hazımsızlık. Fenerbahçe Topuz'u almaya uğraşıyordu, kulübü ile görüştü ve anlaştı. Bundan daha normal bir süreç nasıl olabilir? Beşiktaş gibi bütün ahlaki ve hukuksal kuralları çiğneyerek kulübü ile anlaşılamayan futbolcu ile anlaşıldığını açıklamak Fenerbahçe düşmanlığı evreninde makul bir hareket olsa gerek.
2. Topuz zaten Beşiktaşlıymış.
-Sen Kayserispor taraftarısın ve 3 büyüklerden hiçbirini tutmadın yani.şu adresteki röportajdan bir alıntı. Yüz senedir her Türk futbolcusunun diline pelesenk olmuş "ben doğuştan beri bu takımı tutarım" demeci nedense bugün çok ciddiye alınıyor. Yusuf bırakın Fenerbahçe'yi Denizlispor'da oynarken Fenerbahçeli olduğunu söylemişti, devre arası transferinden sonra doğuştan Beşiktaşlıyım dedi. Topuz bir nedenle Beşiktaş ile anlaştığını ve transferin bittiğini düşünmüş, Beşiktaşlılığını ilan etmiş, üstelik daha geçen sene ben üç büyükleri hiç tutmadım dedikten sonra. Bu tipik transfer sonrası yalanı normalde hep dalga geçilen bir açıklamayken bugün çok ciddi anlamlar almış, Topuz'un Beşiktaş futbolcusu olması gerektiği söyleniyor. Üstelik bizzat kendi ağzıyla "10 gündür Fenerbahçe ile görüşüyorum" diyen Topuz'un gönlünün hep Beşiktaş'ta olduğu ve orada oynamayı kafasına koyduğu iddia ediliyor. Peki neden 10 gün Fenerbahçe ile pazarlık yapmış bu adam?
Yok tutmadım. Küçük yaştan beri, kendimi bildim bileli hep Kayserispor'un maçlarına gidip geldim. O yüzden Kayserispor'luyum.
3. Futbolcuya mal muamelesi yapılamaz.
"Biz uğraştık, almayı beceremedik, o kadar yüzsüzüz ki başka takımla sözleşmesi devam eden adam biz istiyoruz diye bizde oynamak zorunda" demenin entel görünen tercümesi. Yıllardır kullanılan "bu futbolcu bizim malımız" açıklamasını Kayserispor yöneticisi yapınca yepyeni bir bug bulmuş gibi atlamak, buradan argüman çıkarmak hazımsızlığın bambaşka bir boyutu. O cümlenin anlamının "sözleşmesi var bizimle, istediğimiz fiyata satmak veya hiç satmamak bizim elimizde" demek olduğunu hazımsızlar da biliyor. Futbolcu mal değildir ama sözleşmeli elemandır. Siz nasıl ki sözleşme yaptığınız şirketi kafanıza göre bırakamazsınız veya işyeriniz sizi kafasında göre hiçbir tazminat vermeden kovamaz, Topuz da ben istediğim takıma giderim diye istediği yere gidemez. Topuz amiyane tabirle Kayserispor'un malıdır, bu tabirin çirkin olması sözleşme yükümlülüklerini yerine getirmeme hakkı olduğu anlamına gelmez.
4. Adam Beşiktaş'ı istiyor, Fenerbahçe aradan çekilsin.
Hay Allahım. Bundan böyle FIFA, UEFA kuralları yok sayılsın, kulüpler aralarında hiç konuşmasın, bir kulüp oyuncuyla anlaşınca oyuncu çıkıp ben şu kulübü istiyorum desin, kendi kulübü de o adamı gitmek istediği kulübün vereceği maksimum fiyata satsın. Mesela Kaka yarın çıkıp benim gönlüm Fenerbahçe'den yana desin, Milan vermek zorunda, 1 milyon dolar atarız önlerine, Real Madrid'e bok yemek düşer, adam bizi istiyor, Real Madrid aradan çıkmalı. Hazımsız taraftarını geçtim de Beşiktaş başkanının bu şekilde açıklama yapması daha komik. Kaç senedir futbol dünyasının içindesin, hiç mi bu işin hukuğunu, etiğini, mantığını öğrenemedin be adam?
Fenerbahçe düşmanlığının insan beynini ve analitik zekasını bu kadar hırpalaması iyi değil. Türkiye nüfusunun yüksek oranına zarar verir bu. Bu kadar mantıksız argümanı üretmek, bunlara kendini inandırmak hiç iyi belirtiler değil. Allah hepsine acil şifa versin.
Devamı ...
Mehmet Topuz Transferi #2 - Beşiktaş Etiği

Sezon ortasında Yusuf Trabzonspor ile görüşüyor hatta anlaşıyorlar. Medyaya haber şöyle geçiyor:
"Yusuf Şimşek Trabzonspor'da !.. Basını bir süredir meşgul eden Yusuf Şimşek'in karadeniz temsilcisine transferi için sonunda bordo-mavili yönetim ile Bursaspor yönetimi anlaşma sağlandı ve Yusuf Şimşek ile prensipte anlaşıldı."
(http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=200933)
Ancak araya Beşiktaş giriyor. Yusuf'la görüşüyor.
"Uzun süredir Yusuf'un peşinde olan Trabzonspor, Bursaspor ile büyük ölçüde anlaşmış ve transferi imza aşamasına getirmişti. Bordo mavililer sadece Bursaspor'a vereceği Ergin ve Adnan'ı ikna etmeye çalışıyordu. Ancak, gece saatlerinde beklenmeyen bir gelişme oldu ve Beşiktaş Yusuf için devreye girdi. Delgado'nun son haftalardaki formsuzluğu ve Arjantinli yıldızın alternatifinin olmayışı nedeniyle Yusuf'u listesine alan siyah beyazlı yönetim, Bursaspor ile temasa geçti. " (http://www.bursahakimiyet.com.tr/...x?hid=4715&ypid=1)
Sonra?
Trabzonun kampında olan Yusuf kulüplerin anlaşması üzerine İstanbul'a gidiyor ve diyor ki, "Bu transfer benim dışımda gerçekleşti diyebilirim. 2 kulüp aralarında anlaşmış ben de bu anlaşmaya uyuyorum. Heyecanlı ve mutluyum. Büyük ihtimalle bugün İstanbul'a gelerek Beşiktaşlı yöneticilerle son bir görüşme yapacağım" (http://www.hurriyet.com.tr/spor/futbol/10743390.asp)
Trabzonspor transferden sonra şu açıklamayı yapıyordu:
"Yusuf'la ilgili görüşmelerde bulunduğumuz Bursaspor kulübü ile bu oyuncuya son anda talip olan Beşiktaş Kulübü'nün sportmenlikle bağdaşmayan tutumları ve verilen sözlerle yapılan anlaşmalara uyulmaması nedeniyle bu transferden vazgeçilmiştir” (http://www.hurriyet.com.tr/spor/futbol/10743191.asp)
Beşiktaş Kulübünün Mehmet Topuz olayında etik, götik diye konuşmasına sebep olabilecek tüm şecere budur. İyi günlerde kullanabilirler.
Devamı ...
Bir Yıldırım Demirören Şaheseri: Mehmet Topuz Transferi

Durum komedi filmi gibi, vodvil gibi, pembe panter tadında. Dün Mehmet Topuz'un Beşiktaş'la anlaştığı haberleri medyada dolaşıyordu. Topuz canlı yayında "Ben Beşiktaş'lıyım, Beşiktaş'la anlaştım" diye açıklama yapmış, Beşiktaşlılar çoşmuş, Forza Beşiktaş nameler düzmeye başlamış, Beşiktaşlılar "Fenere kapak olsun" diye her yerde söyleniyordu ki bugün Fenerbahçe internet sitesinde bomba patladı: Mehmet Topuz Fenerbahçe'de! Habere göre Fenerbahçe ile Kayserispor kulüpleri anlaşmış, 1 oyuncu ve bonservis bedeli karşığında Mehmet Topuz'un bonservisini Fenerbahçe almıştı.
Öğlen Kayserspor Menejeri Süleyman Hurma şöyle diyordu:
Biz Pazartesi günü takımda kalması için görüştük. Rakam konusunda uzlaşma sağlayamadık ama gelecek günlerde de uzlaşma sağlayamayacağımız anlamına gelmez. Ya kulüpte kalırsın ya da hem senin hem de bizim anlaştığımız bir kulübe gidersin dedik. Biz Mehmet'le çok güzel günler geçirdik. Hem Kayserispor'un onun üzerinde hem de onun Kayserispor üzerinde emeği var. Fenerbahçe kulübü Mehmet'in transferi için başkanımız ile görüştü. Dünde İstanbul'da başkanımız Recep Mamur ile Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım İstanbul'da biraraya geldi. Bu görüşmede hemen hemen mutabakat sağlanırken Fenerbahçe bizden pazartesi'ye kadar süre istedi. Mesele para değil, verilmiş bir söz var. Başkanımız hem kendini hem de Kayserispor'u temsil ediyor ve sözünden dönen konuma düşemez Biz o saate kadar Beşiktaş Kulübü'nün o saate kadar Mehmet Topuz ile görüştüğünden haberimiz yoktu. Dün sayın Yıldırım Demirören başkanımız ile görüştü. Aynı ifadeler onlara da söylendi ve Fenerbahçe'ye söz verildiği bildirildi. Size de söz verseydim onun arkasında durmak zorundayım. Keşke Beşiktaş Mehmet'le anlaşmadan bizden onay alsaydı. Önce kulüple sonra futbolcuyla anlaşma sağlasaydı daha etik olurdu. Bu gelişmelerden sonra galiba Beşiktaş Kulübü Mehmet'e 'Sen Beşiktaşlı olduğunu, Beşiktaş'ta oynamak istediğini belirten açıklamalar yap ki Fenerbahçe senden vazgeçsin. Biz de Kayseri'yi sana bize vermeleri için mecbur bırakalım' dediler. Biz Kayserispor olarak geçen yıl Gökhan Ünal'ın transferinde Galatasaray'a karşı bir duruş sergilemiştik yine aynı duruşu sergileyeceğiz. Oyuncumuzun isteğini yok saymak gibi bir düşüncemiz yok. Ama herkesin birbirine saygı göstermesi gerekir. Biz Mehmet Topuz'un Beşiktaş'la görüştüğünü bilseydik Fenerbahçe'ye böyle bir söz vermezdik. Bunu televizyondan haber aldık. Kayserispor kulübü gerektiğinde alması gereken tüm riskleri alır.
Mehmet Topuz'un senelik 2 milyon € istediği söylenmekteydi, anlaşılan Yıldırım Demirören Mehmet Topuza bu miktarı teklif etmiş ve daha sonra da Fenerbahçe'nin aradan çekilmesi için Beşiktaşlı olduğunu söyletmiş. Fenerbahçe tarafının bu gelişmeler karşısında biraz da kızdığı anlaşılıyor, Yönetim pazartesiye kadar süre istemişken bir anda bugün bonservis bedelini ödemeye karar verip sitede bunu yayınlamasının arkasında böyle bir hissiyat olmalı.
Fenerbahçe bu transferi açıkladıktan sonra Forza Beşiktaş forumunda Mehmet Topuz başlığı bir anda silindi. Beşiktaşlılar kesif bir sessizliğe gömüldüler, Yıldırım Demirören'in maestro gibi düzenlediği plan ise şu an itibariyle elinde bomba gibi duruyor. Bu muhteşem plan sayesinde Beşiktaş Mehmet Topuz'u takımında oynatmak istiyorsa artık Fenerbahçe ile anlaşmak zorunda.
Ava giden avlanır, cin olmadan adam çarpmak bir atasözü olarak bu durum için üretildi. Kör futbolcu transferi yaparak tarihe geçen Yıldırım Demirören kendisini bu hale getirmeye bayılıyor ve şayet transfer bir sanat olsaydı magnum opusu bu transfer olurdu. Gülmemek öylesine zor ki. Heykeli dikilesi insansın Demirören.
Devamı ...








