18 Ağustos 2011

Uğur Meleke ile Hasbihal



Şu süreç içerisinde o kadar absürd şeyleri o kadar kötü cümleler ile duyduk ki, Uğur Meleke'nin "Safiyesiz Faik Şov" yazısı gerek üslup, gerekse içerik bakımından yanlarında Beethoven'ın Moonlight Sonatası gibi kalıyor. Dolayısıyla tek tek inceleme gereği gördük.

Uğur Meleke diyor ki

SORU 1: AÇIKLAMANIN YAPILMA BİÇİMİ DOĞRU MUYDU?
Öncelikle o gün yapılacak toplantıyla ilgili kamuoyunda oluşturulan beklenti, saat beş buçuk sularında yaşanan hayal kırıklığının boyutunu milyonla çarptı. TFF Başkanı prompterdan çok uzun metin okudu, ama aslında pek bir şey söylemedi! Toplantıya rekor sayıda basın mensubu katıldı, ama ortaya çıkan rekor düzeyde hayal kırıklığından başka bir şey değildi. Madem açıklamanın içeriği buydu, neden böyle büyük bir beklenti oluşturuldu? Böyle bir açıklama, pekâlâ yazılı olarak da yapılabilirdi!
TFF Başkanı Aydınlar özetle, nihai kararın iddianamenin oluşturulmasından sonra verileceğini söyledi; ama herkesin aklına ister istemez “Ligler zamanında başlayacak, Süper Kupa finali vaktinde oynanacak” açıklamaları geldi! İddianame oluşturulduktan sonra TFF, “Nihai kararı mahkemenin sonucuna göre vereceğiz” derse artık kimse şaşırır mı? Sanırım şaşırmaz.


Ancak Uğur Meleke atlıyor, bu beklentiyi yaratan TFF değildi ki? 11 Temmuz tarihinde yapılan toplantıda düşürme kararının çıkacağı beklentisi yaratılmış, hatta TFF yetkililerinin UEFA temsilcileri ile görüşmesinde bile -nedense- bu tipte bir beklenti dışa vurulmuştu. Çok kritik bir toplantıyd, UEFA'dan önemli mesaj alınacak ve gereği yapılacaktı. Ne oldu?

TFF sürecin başından beri, bir takım kararlar alacağını duyurdu ancak bu kararların her seferinde küme düşürme olmasını talep eden, bu yönde kamuoyunda beklenti yaratan, haber ve görüşler ile TFF üzerinde bu yönde baskı kuran, daha sonra da beklediği karar çıkmayınca hayal kırıklığına uğrayan "medya" idi. Başkası değil. 3 Temmuz günü GS Üniversitesi'nde öğretim elemanı olan Spor hukukçusu Pınar Memiş mahkeme sürecinin beklenmesi gerektiğini söylüyordu, bakın ne diyor:

“Adli makamların elinde delil toplamak ve araştırmak için her türlü imkan mevcut. Ancak TFF’de bu yok. Bu yüzden masumiyet karinesinden yola çıkarak TFF’nin dava sonuçlanmadan disiplin cezası uygulamaya kalkması yanlış olur. Çünkü dava sonucunda şüpheliler suçsuz çıkarsa telafisi mümkün olmayan mağduriyetler ortaya çıkar. Bu noktada TFF, iddianame hazırlanana kadar karar vermemeli. Zaten soruşturmanın gizliliği olduğu için bu süreçte savcılığın TFF ile bilgi ve belge paylaşımı da söz konusu olamaz. Bu şartlar altında iddianameyi beklemek en doğru karar. İddianame açıklandığında ise TFF, 81. maddesini devreye sokarak ihtiyati tedbir kararı alabilir. Küme düşürülme ya da spordan men edilme gibi disiplin cezalarının verilmesi için de davanın bitmesi beklenmeli.”


Gazete Pınar Memiş'i şöyle tarif ediyor:

6222 sayılı kanuna Türkiye’de en fazla hakim olan kişilerin başında Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim elemanı Pınar Memiş geliyor. “Spor faaliyetleriden doğan ceza sorumluluğu” adlı doktora tezini yazan ve 6222 sayılı Sporda Şiddetin Önlenmesi Yasası’nın hazırlanması sırasında alt komisyona rapor sunan Memiş, son yaşanan olayları VATAN’a değerlendirdi.


Ancak manşetlere Pınar Memiş gibi nitelikli hukukçular değil Baransu / ROK / Erman Toroğlu tayfası çıkınca, toplum da doğru bilgilenemediği için bu gerçekler hasır altı edildi, edilebiiyor. Uğur Meleke bu süreçte, bu beklentilerin oluşmasında, algının yaratılmasında medyanın rolünü, etkisini tartışmayı düşünür mü acaba? Belki de sorumluluk TFF'de değil, medyadadır?

SORU 2: TFF’NİN AMACI, “TÜRK FUTBOLUNUN BU KRİZİ EN AZ ZARARLA ATLATMASI” MI OLMALIYDI?
Bence, kamuoyundaki bugünkü güvensizlik ortamının fitili, “Türk futbolu bu krizi en az zararla atlatmalı” safsatasıyla yakılmıştı. Aslında TFF bu davayı, bu cümleyi kurduğu gün kaybetti.
Şu benzetmeyi yapmak zorunda kalıyorum: “Bir aile içinde ensest ilişki yaşandığına dair şüphe var. Ailenin tüm fertleri mahkemeye çıkıyor. Canı yanmış baba, “Önemli olan bu krizi, ailemize en az zararı verecek şekilde atlatmak” diyor!”
TFF’nin şike krizini en az zararla atlatalım düşüncesi, Kulüpler Birliği’nin de toplantı yapıp “birlik beraberlik” mesajı vermesi, biraz bu ailenin haline benziyor! Oysa gün, “Darağacında bile XSpor” , “Darağacında bile Türk futbolu” deme günü değil... Gün, “Darağacında bile adalet” dileme günü...
Eğer, “Büyük takımlar küme düşecek, yayın gelirleri sekteye uğrayacak, Süper Lig kulüpleri ciddi bir ekonomik darbe yiyecek” endişesiyle radikal kararlar almaktan kaçılıyorsa; Türk futboluna iyilik değil, kötülük ediliyor! Bir kulübün havuzdan aldığı pay yüzde 50 azaldığında ekonomisi çökecekse, zaten 2014’te UEFA Finansal Fair-Play kriterleri eksiksiz yürürlüğe girdiğinde o takım bu ligde yarışamayacak demektir. İki sene içinde giderleriyle gelirlerini dengeye getiremeyecek, havuzdan aldığı pay düştüğünde dükkânını döndüremeyecek bir kulübün bugün iflas bayrağını çekmesi, belki de 2014’te çekmesinden daha hayırlı...


Bu doğru. "En az zararla atlatma" ifadesi büsbütün yanlış. TFF'den beklenen en az zarar filan değil, adaletin tecelli etmesi. Ancak adaletin usulsüz işlemler, kanuna aykırı müdahaleler, medya eliyle karar verici organlar üzerinde kurulan baskılar, yalan haberler, çarpıtma dolu görüşler, ROK, Baransu, Serhat Ulueren katılımlı Telegoller, intikam duygusuyla konuşan Ermanlar, 19 maçta şike tespit ettik gibi açıkça adil yargılanma ilkesine ve anayasal kurallara aykırı Emniyet açıklamaları, dosya bilgilerinin sızdırılması, ifade tutanaklarının ayniyle internete konulması gibi yöntemlerle tecelli etmeyeceğini de hepimiz biliyoruz.

Kanuna, ilgili mevzuatlara, talimatnamelere aykırı yöntemlerle karar verilmesini beklemek, usulsüz yargılama ile usulsüz bir karar verilmesini talep etmek de "adalet" beklentisi olarak adlandırılamıyor.

Uğur Meleke'nin örneğinden devam edeyim, "Aile içerisinde ensest şüphesi olduğu gerekçesiyle kendi oğluna önce dayak atıp sonra da tecavüz eden baba" adaletin simgesi değil. Söylenti üzerine "namusumuz kirlendi" diye "töre böyle emrediyor" gerekçesiyle kızını vuran, vurduran da adil değil katil. Bu halde, medyanın söylentiyi üreten, yayan, babanın aklına girip "kızın yapmış, gerçek bu, gereğini yap" beklentisi de ancak köy yerindeki bir kısım insanların aile üzerinde kurdukları sosyal baskıya benzetilebilir.

Uğur Meleke adalet istiyoruz derken haklı. Hiç itirazım yok. Biz de adalet istiyoruz. Ancak adaletin zan ve söylenti üstüne infaz beklentisi olduğuna yönelik algılayışı da kabul etmiyoruz. TFF ilgili mevzuat ne diyorsa, hangi yetkiyi veriyorsa onu kullanmalıydı ve öyle yapmaya çalışıyor, dolayısıyla itiraz etmenin meşru gerekçeleri de şu şartlar altında Meleke'nin söylediği örnek ve metaforlardan çıkmıyor.

SORU 3: KANAATLE KARAR VERMEK ADALETSİZLİK Mİ DOĞURUR?
Eğer TFF, 15 Ağustos’taki açıklamayı “Türk futbolunun az zarar görmesi” düşüncesiyle değil, “Kanaatle karar vermek adaletsizlik doğurur” zihniyetiyle yaptıysa, bu kez haklı kabul edilebilir mi?
Benim fikrim, cevabın yine “hayır” olduğu yönünde ... Çünkü futbolu yalnızca ceza hukukuna teslim etmek, spor hukukunu fiilen yok saymak anlamına geliyor. Eğer federasyonlar sportif kararları sadece yıllar süren mahkemelerin sonuçlarına göre alsaydı İtalya halen Calciopoli’2006’yı tam olarak çözememiş olacaktı. Ya da Türk futbolu, Ankaraspor/Ankaragücü sorununu halledememiş olacaktı bugün... Oysa spor çok hızlı işliyor; oyun, mahkemelerden çok çok daha hızlı akıyor.
Yaşanmış bir örnek, aslında bizim için yol gösterici olabilir: İtalya Futbol Federasyonu, Calciopoli’yle ilgili ilk kanaatine göre Juventus’u üçüncü lige düşürecekti, ama belge akışı hızlandıkça kararını ikinci lig olarak değiştirdi. İlk planda Milan’dan 15 puan silecekti, ama lig başladıktan sonra cezayı 8 puana düşürdü.
Yani federasyonlar pekâlâ kanaatle karar verebiliyorlar. Hatta gerekirse bu cezaları sezon içinde değiştirip en âdil hale getirebiliyorlar. Çünkü esas maksatları “Bu krizi İtalyan futbolunun en az zararla atlatması” filan değil. Saf ve pürüzsüz “adalet” i sağlamak.


Uğur Meleke'nin adalet beklentisinin ne olduğunu böylelikle daha iyi görmüş oluyoruz. Meleke'ye göre yürüyen bir ceza davasında spor hukukunun hızı, dinamik yapısı gereği, TFF kararını acilen vermeli. Şayet bu karar yanlışsa da zamanla düzeltilmeli. Kanaati varsa cezayı kesmeli.

Peki. Ama burada bir kaç sorun var.

Birincisi Juventus olayı spor mahkemesinde yürüyen bir davaydı ve mahkeme kararı sonucunda kimsenin 12 sene hapis cezasına çarptırılma ihtimali bulunmuyordu.

1- 6222 sayılı kanuna göre mevcut dava HSYK tarafından görevlendirilen bir spor mahkemesinde görülmeli ancak böyle bir görevlendirme yapılmadığı için şu anda bir Ağır Ceza Mahkemesi'nde yürüyor.

2- Konu sadece TFF'yi ilgilendirmiyor çünkü konu bir ceza davası.

3- Her ne kadar TFF'nin disiplin yargılaması ile Ceza Davası birbirine paralel yürüyüp birbirini etkilemeyecek ise de, neticede TFF bu konuda "uzman" ve onun vereceği herhangi bir karar ceza davası açısından da "şike suçu"nun tespiti açısından kritik bir "bilirkişi görüşü" hüviyetine haiz. Yani spor yargılamasında yapılan herhangi bir "yanlış karar" aynı zamanda ceza yargılamasını da etkileme gücüne sahip. Bu halde burada çıkacak yanlış bir karar sebebiyle birilerinin tutukluluk süreleri uzayabilir, hatta birinci derece mahkemesinden mahkumiyet kararı alıp uzun yıllar hapis cezası çekmek zorunda kalabilirler. Böyle bir adalet beklentisi olabilir mi? Yani Fenerbahçe diyelim ki küme düşürülsün ve bunun yanlış olduğu ortaya çıksın, Fenerbahçe tekrar süper lige alınsın bu diyelim ki tazmin edici olsun, bu davada yargılanan insanlar bu sebeple yıllarca hapis cezası alırlarsa bunun tazmini nasıl mümkün olacak?

4- Juventus hakkında verilen karar 2 aylık bir süreci aldı ve spor mahkemesinde verildi. Burada sadece TFF'yi bu işten sorumlu tutmak herhangi bir benzerliğe sahip mi? Neden Uğur Meleke spor mahkemelerinin kurulup kararın burada verilmesini talep etmiyor? Halbuki kanuna göre yapılması gereken bu. Üstelik bu halde tutukluluk kararı biteceği, spor mahkemesi ağır ceza mahkemesine göre konuyu çok daha hızlı ele alacağı için hem şüphelilerin savunma yapma ihtimali var, hem de soruşturmanın gizliliğine yönelik ilkeler çok daha hızlı bir şekilde ortadan kaybolacak, çünkü daha hızlı bir şekilde kovuşturma safhasına geçilecek. Dolayısıyla TFF de şüphelilerin savunmasını alabilme şansına kavuşacak?

5- Juventus hakkında verilen karar da iyi bir örnek değil. Nitekim konuyla ilgili spor hukukçuları bu karardan bahisle, kararın çok hızlı verildiği, deliller tam olarak somutlaşmadan bir karar verildiği için daha sonra bu kararın defalarca düzeltildiği, dolayısıyla bir haksızlığın ortaya çıktığını beyan ediliyor. Üstelik CAS'ın Porto kararında tam olarak şöyle bir ifade var,

To summarize therefore, and taking into consideration that the present decision is adopted (i) on the basis of the facts and documents existing on the day of the hearing and (ii) the submissions by the parties, the two decisions by the judicial organs of the PFF – whether considered alone or in the overall context – do not convince the Panel with the requisite certainty that the Second Respondent (or its Chairman) was involved in the illicit activity mentioned in Art. 1.04 of the UCL-Regulations. The appeal and the Appellants’ requests must therefore be dismissed. In view of the outcome of the proceedings there is also no need to rule on the unspecific (and therefore inadmissible) request by the Second Respondent, “to grant FC Porto any other relief it deems appropriate”.


Olayımızda Porto'nun iki maçla ilgili hakemleri "ayarladığı" PFF tarafından tespit ediliyor, dahası bu sebeple "ceza" veriliyor. Bunlar da itiraf, ikili görüşmeler, çeşitli tespitler gibi "ciddi" sayılabilecek delillere sahip. CAS bu delilleri yine de "yeterli" bulmuyor. Halbuki şu an Uğur Meleke "adalet" adına "kanaat" ile karar verilmesini talep ediyor, bu "kanaat"in sebebi medyada yansıyan genel veriler ve medyanın konuyu ele alış sebebi. Ancak ortada 6222 sayılı kanun anlamında herhangi bir maçın sonucunu etkilemek için verilmiş bir teklif, bu teklifin kabulü ile oluşan "anlaşma" somut bir şekilde yok. Dahası şahıslar arasında bu anlaşmayı somut bir şekilde gösterecek finansal transfer de yok. Bütünüyle teknik takip dökümanlarının belirli bölümlerinin yine emniyet güçlerince yorumlanmasından ibaret.

Şimdi Uğur Meleke'ye soruyorum, ortada bir ceza davası varken ve bu kararın "uzman görüşü" sıfatıyla yargılamayı da etkileyeceği belliyken, hiçbir fiziki takibin olmadığı, somut tespitin bulunmadığı, UEFA ve CAS'ın somut belirlilik ilkesini bütünüyle dışlayarak, teknik takip dökümanlarının tevilinden ibaret görüşlerle, disiplin talimatının 72. maddesinde belirtilen "savunma almadan ceza verilemez" ilkesi hilafına, TFF Statüsü'ndeki disiplin ihlallerinin PFDK tarafından görüleceğine yönelik hükümlere aykırı bir şekilde karar verilmesi nasıl "Adalet" oluyor?

Örnekleyeyim. Ben bu yazı ile Uğur Meleke'nin 6222 sayılı kanunda belirtilen "şiddete neden olabilecek bir açıklama" yaptığını iddia etsem, bundan şüphe duymak makul mü? Makul. Bu sebeple peşinen kanunda belirtilen cezayı çekmeyi kabul edecek mi? Nasılsa düzeltilir gibi bir anlayış kendisinin adalet duygusuna uyuyor mu?

Demek ki neymiş,

1- Kanaatle karar verilemezmiş.
2- TFF YK zaten karar vermeye yetkili değilmiş.
3- Karar verecek organ zaten PFDK imiş.
4- Karar verilirken "kanaatten" kasıt etik kurulu raporunun bağlayıcılığı yönünden kanaatmiş, karar vericiler etik kurulu raporunu noter gibi onaylayacak merci değildir manasında ifade edlen bir kanaat sözünden "şüphe varsa ceza verin" gibi bir anlam çıkarmak zaten adalet kelimesiyle bağdaşmayacakmış,
5- Uluslararası uygulama böyle bir suçlamaya ceza verilmesi için somut bulgu bekliyormuş.

O halde kanaatle karar verilmesi adalete uygun değildir. Nokta.

SORU 4: TFF’NİN ELİNDE KANAAT OLUŞTURMAYA YETER DÜZEYDE BELGE VAR MIYDI?
Bu noktada akla gelen kritik soru sanırım şu: İtalya Federasyonu’nun elinde Moggi’nin hakem atamalarına direkt tesir ettiğine dair konuşma kayıtları vardı ve ivedilikle karar verebildiler. Peki TFF’nin elinde kanaat sahibi olabilecek düzeyde belge var mıydı?
Bu sorunun cevabını tabii ki sadece kozmik odaya girebilenler, bir de her nasılsa o odadan bilgi sızdırabilen(!) bazı meslektaşlarımız biliyorlar! Ama şu iki sorunun yanıtını tüm TFF Yönetim Kurulu üyeleri biliyor olmalılar:
a) Eğer TFF’nin elinde karar için kanaat oluşturabilecek düzeyde belge yoktu ise, neden üçü futbolcu, ikisi antrenör (yani beşi doğrudan sahanın içinde olan) toplam 17 kişi PFDK’ya tedbirsiz değil, TEDBİRLİ OLARAK sevk edildiler? Bu tedbirli sevk kararı, “Elimizde yeterli delil yok” açıklamasıyla çelişmiyor mu?
b) Bir TFF yöneticisinin, “Beşiktaş’ı da kurtardık sayemde. Teşekkür etmeleri lazım. Değil mi? Başka kimsede yok ki bu kadar şey... Sonuç...” cümleleri de bir kanaat itirafı sayılmaz mı?
“Sonuç” sözcüğünün (açıklama sahibinin iddia ettiği gibi) yabancı oyuncu yerine kullanılmış olduğunu algılayamamış olmam, benim zekâ geriliğimle mi ilgili acaba?


Tedbir, Disiplin talimatında bulunan bir hüküm. Kuvvetli şüphe bulunması halinde uygulanabiliyor. TFF'nin bu yetkisini kullanması da herhalde absürd değil. Birileri tutuklu, bir takım iddialar var dolayısıyla tedbir kararı veriyorlar.

Burada Meleke'nin karıştırdığı nokta şu, Meleke ciddi şüpheyi karar vermek için yeterli sayıyor o zaman da tedbir kararı anlamsız oluyor. Zira kuvvetli şüphede, her ne olursa olsun, ceza verilecekse tedbir vermenin anlamı ne? Halbuki mevzuat kuvvetli şüpheyi ceza vermek için yeterli bulmuyor, somut bilgi ve belgelere dayanan, savunma sürecinden geçtikten sonra PFDK tarafından yapılan bir değerlendirme ile ortaya çıkan objektif gerçek gerekiyor. Ancak bu zaman alıcı bir süreç, dolayısıyla mevzuata "kuvvetli şüphe bulunan haller" için de tedbir hükümleri konulmuş. Bu farkı anlayamazsanız elbette tedbir kararı verilmesi "absürd" olur, ancak o zaman sorgulamanız gereken neden "tedbir" kararı verildiği değil sizin neden kuvvetli şüpheyi karar vermek için yeterli saydığınızdır. Bunun da cevabı, konuya hakim olmamanız olabilir.

SORU 5: AVRUPA KUPALARINA GİDİŞ , KULÜPLERİN İNİSİYATİFİNE BIRAKILABİLİR Mİ?
TFF’nin kanaatle karar veremeyip, bazı kulüplerin sezon içinde UEFA tarafından Avrupa kupalarından ihraç ihtimalinin önünü açması da, Türk futboluna küçük çaplı bir ihanet...
Çünkü bir (ya da birkaç) takımımızın Avrupa kupalarından ihracı sadece itibar açısından değil, sportif ve ekonomik açıdan da bedel ödememize neden olacak. Üstat Cemal Ersen 26 Temmuz’da Milliyet’te bu detaya değinmişti: Sportif olarak (şu anda 10’uncu olduğumuz) kıta sıralamasında ilk 12’nin dışında kalmak demek, 2013-14’te Şampiyonlar Ligi’ne direkt takım gönderememek demek. Devler Ligi’ne takım sokamamak demek, asgari 25 milyon euroluk gelirden de mahrum kalmak demek.
Ayrıca TFF’nin kamuoyunda oluşturduğu “Avrupa kupalarına göndereceğimiz takımları değiştirme vakti zaten geçti” imajı da doğru değil... İtalya, 6 Temmuz 2006’da UEFA’ya verdiği takım listesini 26 Temmuz’da pekâlâ değiştirmiş; iki yeni kulübünü Avrupa’ya gönderebilmişti.


Ben bunu anlamıyorum? Hani Türk Futbolu en az zararla bu süreci atlatsıncılık kötüydü? E buradaki argüman da bu? Türk futbolu bundan zarar görür? Size ne? Şike yapan ve şike yaptığı tespit edilen kulüpler bırakın daha büyük bedeller ödesinler? "Şeriatın kestiği parmak" demiyor muydunuz? Kendine güvenmeyen, suçsuz olduğuna inanmayan kulüpler başlarına gelecek bu cezaları bırakın göze alamasınlar ve kendileri katılmayarak "itiraf" etsinler süreç hızlasın? Daha iyi bir metod değil mi? Yani 5-6 soru evvel "Türk futbolu zarar görmesin"cilik "kötü" bir görüş olarak ele alınırken şimdi "Türk futbolu zarar görürcülük" tutarlı oluyor mu?

TFF açıkça diyor ki, kardeşim UEFA'ya şike ve benzeri olaylarla hiçbir ilişkiniz bulunmadığına dair bildirim verdiniz. Dediniz ki "ben masumum." Peki. Ama yalan beyanda bulunursanız bunun bedelini ödersiniz, siz bilirsiniz? E buyrun gayet net, ciddi bir tutum.

Ancak sanıyorum Meleke'nin zaten kafasındaki şablon şu, Fenerbahçe küme düşürülmeliydi, küme düşürülmedi, bari UEFA CL'ye gönderilmesin, bu sebeple bize göz kırpılsın biz bunları küme düşüreceğiz mesajı verilsin.

Ama bunun hukuki dayanağı ne? Disiplin talimatı 72. maddesi savunma alınmadan ceza verilemeyeceğini söylüyor, zaten disiplin cezaları vermekle yükümlü olan kurul PFDK, ortada suçla ilgili iddialar var ama kurulu hüküm yok dolayısıyla kulüpler hali hazırda masumlar, sadece "şüpheliler" bu halde onların haklarını ellerinden almaya kimin hakkı var? Yani adalet beklentisine bak, kuralsız işler yapalım, şüphe üzerine hüküm bina edelim, bunu yapamıyorsak da haklarını ellerinden alalım. Yok ya? Meleke örneğinden devamla, kızının gayri ahlaki bir ilişki içerisinde olduğu yönünde söylentiler var diye kayıtlı bulunduğu üniversiteye gitmesini engelleyen baba "adil" mi oluyor "zalim" mi oluyor, bir vicdanını kontrol edip çıkarsın.

SORU 6: PEKİ, TEK SUÇLU TFF Mİ?
Tabii ki bütün bu kaos ortamının faturasını TFF’ye çıkarmak da çok büyük haksızlık olur. Çünkü sokaktaki adama “gizlilik prensibi” filan dediğinizde artık gülüyor; Hürriyet’te, Habertürk’te, Takvim’de, Bugün’de ve başka birçok gazetede; bir Vatan yazarının ya da bir Taraf yazarının köşesinde okuduklarının gizli olmamasına anlam veremiyor.
Artık kamuoyu, spor ailesinde (biz dahil) hemen hiç kimsenin temiz olduğuna inanmıyor; “Suçluların dünyasında tek gerçek günah yakalanmakmış” diyor içinden... Şike soruşturması kapsamında yayına başlayan “Ne olur bana yardım edin Memedalibey Şov” la “Safiyesiz Faik Şov” u birer reality-şov hissiyatıyla gülerek ve eğlenerek takip ediyor halk...

SORU 7: ŞİMDİ NE OLACAK?
Kamuoyundaki güven erozyonu bu denli derin olunca, tamirinin uzun yıllar alacağını tahmin etmek de zor olmuyor.
Artık önümüzdeki yıl futbolcular sahaya avukatlarıyla mı çıkacak, boş kaleye golü atamayan oyuncunun maç sonu açıklamasını hukuk müşaviri mi yapacak, doğrusu bilemiyoruz!
Ama şunu biliyoruz: Eğer bir önceki meclis, Şiddet Yasası’nı yenilerken spor mahkemelerinin kuruluşunun yolunu da açabilseydi; bugünkü krizi daha hızlı çözebilecektik. Belki o zaman TFF, bu kritik kararı kanaatle verme yükü altına girmek zorunda kalmayacak, iş mahkemede halledilecekti.
Olmadı. Bundan sonra da ne olsa, kekremsi bir tat kalacak damağımızda... 9 Eylül’den sonra ne karar alınırsa alınsın tatsız yıllar bekliyor bizi... Çünkü “geç kalmış adalet”, gerçek adalet olmuyor.


aynen katılıyorum.
Devamı ...

16 Ağustos 2011

14 Ağustos Taksim : Olay Ters, Mevzu Başka



Papazınçayırı ekibi de 14 Ağustos'ta Taksimdeydi. Evren ile Cahit türlü mücadeleler ile bu görüntüleri toplayıp, hazırladılar. Olay ters, mevzu başka.

Bu arada artık video teşkilatımız var, vimeo'da ikamet halindeyiz, biliyorsunuz, onu da bir daha duyurmuş olalım.

Devamı ...

8 Soruda Anti-Fenerliyi Tanıma Kılavuzu



1- Madem düşürmeyecektiniz neden ligleri ertelediniz:
E siz hiç değilse ligleri ertele demiyor muydunuz, biz kimseye ceza verilsin demiyoruz ama belgeler gelene kadar ligler ertelenebilir diyen başkan sizin başkan değil miydi arkadaş. Öyle bir hava oluşturdunuz ki kanıtlar çok net, okuyanın dili mühürleniyor, of diyor bu şike değilse ne şike olabilir ki, bu yaşıma geldim böyle şike belgesi görmedim havalarına giriyor diye. E haliyle federasyonda bu sanat eseri operasyondan kendisine gönderilecek belgelerde hiç bir kuşkuya yer bırakmayacak deliller olabileceğini düşünerek ligi ertelemeyi düşünmüş olabilir. Yarattığınız linç ortamında herhangi bir maçın sağlıklı olarak oynanamayacağıda bariz bir şekilde belliyken liglerin biraz ertelenmesi olağan bir şey değil miydi yani.

2- 26 klasör yetmedi mi?
Cübbeli Ahmet Hoca'nın 7.4 yetmedi mi tonunda söylenen bu sitem de bizi bir hayli duygulandırdı. Birinin suçluluğunun niteliksel değil niceliksel olarak kanıtlanabileceğini bu sayede öğrenmiş olduk. Yani bir klasör olsaydı herhalde ya zaten deliller sadece bir klasörmüş Fenerbahçe'yi düşürmemeleri normal diyeceklerdi. Hoca fazla not versin, olduğumdan bilgili görüneyim diye saçma sapan şeyler yazıp sınavlarda ikinci kağıda geçmeyi marifet sayan bir nesil olduğumuz için 26 klasör diyince hepimiz büyülendik. Kahraman polisimizin yemeden içmeden dinlediği telefon konuşmaları nasıl yeterince ikna edici olmazdı. Üstelik kanıt yoksa bile küfürlü konuşmalar vardı acaba bu yüzden bile olsa Fenerbahçe düşürülemez miydi. Dev-Yol davası mesela 30 klasör bence hepsi idam edilmeli, Deniz Feneri dosyası da bir o kadar onlar da derhal idam edilmeli. Ceza kanununa madde koyulup haklarındaki bilgiler 3 klasörden fazla olanların mahkemesi yapılmadan içeriyi tıkılmalı çünkü biz adalet istiyoruz.

3- Artık futbol seyretmeyeceğim digitürkümü iptal ettirdim lanet olsun.
Palavra, iki gün sonra kendi takımınının maçını geçtim daha ilk hafta Fener kaybedince şike yapamadılar bu sefer diye ilkokul üç esprisini sözlüğe ilk yazan olmak için yine seyredeceksin. Kazara Fener'i yenerseniz o izlemeyeceğin kirli, kara sezonu unutamadığın sezon olarak yirmi sene sonra torununa anlatacaksın.

4- O kadar haber çıktı yani ateş olmayan yerden duman çıkmaz bence
Evrensel hukuk ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi henüz Türk atasözlerini ictihat olarak görmediği için maalesef bu güzel atasözümüze değer verilmiyor sevgili kardeşim. Ayrıca Türk adli sisteminde defalarca şahit olduğumuz üzre ateş olan yer duman değil buzlarla kaplı bir yer bile olabiliyor ve adalet sistemi "Pardon" deyip yoluna devam edebiliyor

5- Uefa yüzde bir şüphe varsa düşür diyor nasıl düşürülmez.

Sen ne güzel yalanımızdın yüzde bir ihtimal. Üzülerek söyleyelim ki böyle bir beyan yok sevgili arkadaşım. Uefa maçları manipüle eden kişi ve kurumların suçu ispatlandığında bunlara sıfır tolerans göster diyor ama kabahat sende değil kardeşim medya utanmadan yalan haber yaptığı için ve Fenerbahçe aleyhine olan her şeyi sorgusuz sualsiz beyin hücrelerine geçirdiğin için kabahatin çoğu biraz da sende be canım kardeşim.

6-En kötü karar bile kararsızlıktan iyidir.
Evet bu ne yiyeceğin seçememek, hangi ayakkabıyı alacağını bilememek gibi durumlarda doğru tabii de hukukta böyle bir durum yok. Federasyon kanıtlar yeterli değil ama bir şeyler yapmışlardır düşürelim bunları bir karar vermiş olalım hiç değilse diye bir karar veremez verse adı federasyon değil 15 haneli bir köyün ihtiyar heyeti olabilir.

7-Sanem Altan yanılmış olamaz:
Evet Etik Kurulu'ndaki koca koca hukukçuların göremediğini gören üstün hukuk bilgisi, gerekçeli karar yazmadaki üstün kabiliyeti( iskender ve ibrahim maçı satmış kesin şike) olaylara vukufiyeti ile hepimizin gönlünde taht kuran bu ikbal vaad eden gazeteci için çok üzgünüz.

8- Benim derdim Fenerle değil biz yaptıysak biz de düşelim şerefsizim düşelim.
Ahahaaha
Devamı ...

15 Ağustos 2011

"Hukuku filan boşverelim" Peki, Ya Sonra?



Anlaşıldı. Bazıları böyle adil yargılanma ilkesi filan duymak istemiyorlar. Gizlilik kararı veya disiplin talimatının 72. maddesinde de ifadesini bulan "savunma alınmadan ceza verilemeyeceği" gibi ilkeler de "kötü" bir tat bırakıyor ağızlarında. UEFA uygulamaları, Porto örneği, CAS kararları zaten bahse konu bile değil. PFDK Tahkim Kurulu'nun Recep Öztürk davasında verdiği emsal kararı da dikkate alacaklar değiller. Peki tamam anladık, zaten soruşturma safhası / kovuşturma safhası gibi ayrımlar zor geliyor, iddianamenin henüz kabul dahi edilmediği bilgisini de gözardı ediyorsunuz. Fenerbahçe küme düşürülsün. Okey. Peki sonra?

Yani tamam Takvim, Sabah, Taraf, Habertürk, Hürriyet'teki bazı yazarlar kazandı. Müjdeli o sabah doğdu. Erman Toroğlu, Serhat Ulueren, Ahmet Çakar, Kemal Belgin, İbrahim Seten, twitter yazarları, sözlük yazarları, Galatasaraylı objektif blogcular, dik duruşlu Beşiktaşlılar, Karadeniz fırtınası küçük nüktedan başkanlar, cümleniz, her biriniz, hepiniz sonunda herkesin aklını aldınız.

Diyelim sonunda oldu! TFF Adil yargılanma ilkesini istemedi, masumiyet karinesinin de amına koyayım dedi, UEFA içtihatlarının yekününe osuruk kabilinden değer vermedi, CAS'ın verdiği Porto kararını da çöp kutusuna attı. Disiplin talimatının "savunma alınmadan ceza verilemez"den ibaret maddesini de uygulamadı, buldu bir yolunu, çıktı dedi ki FENERBAHÇE KÜME DÜŞÜRÜLDÜ.

Düğün bayram, mutlusunuz.

Peki şu insanlara ne olacak?

1-Aziz Yıldırım--------------------Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı
2-Mehmet Şekip Mosturoğlu------Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi
3-İlhan Yüksel Ekşioğlu-----------Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi
4-Tamer Yelkovan------------------Fenerbahçe Spor Kulübü Muhasebe Müdürü
5-Cemil Turan----------------------Fenerbahçe Spor Kulübü Amatör Şubeler Genel Koordinatörü
6-Serdal Adalı---------------------Eski Beşiktaş Jimnastik Kulübü Asbaşkanı
7-Tayfur Havutçu---------------Beşiktaş Jimnastik Kulübü Teknik Sorumlusu
8-Ahmet Ateş-------------------Beşiktaş Jimnastik Kulübü Protokol Müdürü (Güvenlik Müdürü)
9-İbrahim Akın-----------------Büyükşehir Belediyespor Futbolcusu
10-İskender Alın---------------- Büyükşehir Belediyespor Futbolcusu
11-Mecnun Odyakmaz----------Sivasspor Kulübü Başkanı
12-Ahmet Çelebi-------------- Sivasspor Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi
13-Korcan Çelikay------------- Sivasspor Kulübü Kalecisi
14-Bülent Uygun---------------Eski Eskişehirspor Teknik Sorumlusu
15-Ümit Karan----------------- Eski Eskişehirspor Sportif Direktörü
16-Ömer Ülkü------------------Giresunspor Kulübü Başkanı
17-Coşkun Çalık--------------Giresunspor Yönetim Kurulu Üyesi
18-Serdar Kulbilge--------------- Eski Gençlerbirliği Kulübü Kalecisi
19-Cengiz Demirel---------------Eski Gençlerbirliği Kulübü Antrenörü
20-Erdem Konyar--------------Lisanslı Futbolcu Temsilcisi
21-Yavuz Ağırgöl------------Fenerbahçe Spor Kulübü Güvenlik Sorumlusu
22-Serdar Berkin--------------Adanaspor Kulübü Yardımcı Antrenörü
23-Mehmet Şen-----------------Eski Ankaraspor Menajeri
24-Hikmet Karaman---------Eski Manisaspor Teknik Direktörü
25-Serkan Acar-----------------Fenerbahçe Spor Kulübü Kulüp Müdürü
26-Zafer Önder İpek----------Eski Gençlerbirliği Kulüp Müdürü
27-Alaaeddin Yılıdırm--------Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi
28-Hasan Çetinkaya----------Fenerbahçe Spor Kulübü Profesyonel Takımlar İdari Menajeri
29-Gökçek Vederson-----------Bursaspor Kulübü Futbolcusu
30-Güde Fazıl Özdemir---------Lisanslı Futbolcu Temsilcisi
31-Zafer Tüzün-------------------Eskişehirspor Kulübü Teknik Danışmanı
32-Beşir Acar-----------------Mersin İdmanyurdu Kulübü Asbaşkanı
33-Yılmaz Vural-------------- Eski Konyaspor Kulübü Teknik Sorumlusu
34-Sezer Öztürk ---------------Fenerbahçe Kulübü Futbolcusu
35-Emanuel Emenike---------Eski Fenerbahçe Futbolcusu
36-Mahmut Boz---------------Gençlerbirliği Kulübü Futbolcusu
37-Mehmet Yıldız------------Eskişehirspor Kulübü Futbolcusu
38-Levent Eriş----------------Eski Boluspor Kulübü Teknik Sorumlusu
39-Sadri Şener-----------------Trabzonspor Kulübü Başkanı
40-Recep Denizer--------------Trabzonspor Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi
41-Can Arat--------------------Büyükşehir Belediyespor Futbolcusu
42-Önder Turacı-------------Standart Liege Kulübü Futbolcusu
43-Nevzat Şakar-------------------Trabzonspor Kulübü Asbaşkanı
44-Osman Murat Özaydınlı------Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi
45-Ekrem Okumuş-----------------Lisanslı Futbolcu Temsilcisi
46-Sadrettin Fırat Kocaoğlu------Kasımpaşaspor Kulübü Futbolcusu
47-Zafer Demiray------------------Eski Körfezspor Kulübü Futbolcusu
48-Faruk Taşseten---------------Sivasspor Kulübü Yönetim Kurulu üyesi
49-Mehmet Oflaz-------------Sivasspor Kulübü 2.Başkanı
50-Fatih Hocaoğlu------------Giresunspor Kulübü Genel Müdürü
51-Murat Öztürk--------------Fenerbahçe Spor Kulübü Kaleci Antrenörü
52-Semih Şentürk--------------Fenerbahçe Spor Kulübü Futbolcusu

Biz bu insanlara ne olacağını biliyoruz. Önce 6222 sayılı kanunun emrettiği gibi HSYK bir mahkemeyi spor mahkemesi olarak görevlendirilecek, bu dava olması gerektiği gibi spor mahkemesinde görülecek.

Bu arada iddianame şayet kabul edilirse, şahıslar savunmalarını yapacak, TFF Disiplin yargılaması sırasında da şahısların savunmaları alınacak.

Daha PFDK Tahkim Kurulu kararına göre, mahkeme kararı ortaya çıktıktan sonra Disiplin yargılaması kararı da sonuçlanacak.

Bu objektif değil, şu bu, peki tamam.

Siz ne öneriyorsunuz?

Bu 52 kişi için ve bu insanların temsil ettiği kurumlar için hangi cezayı uygun buluyorsunuz? Hangi yöntemle? Neye dayanarak?

Nevzat Şakar'a ne ceza verilmeli?

Trabzonspor'a?

Beşiktaş'a?

Tayfur Havutçu'ya?

Bu ceza hangi kıstasa göre verilmeli peki? Keyfiniz ne çekiyor? Neyi uygun buluyor yüce damak zevkiniz? Duygularınız, hisleriniz?

Anladık masumiyet karinesi yok, anladık adil yargılanma zaten hava civa, yargılama usullerinin topunun canı cehenneme diyorsunuz,

Menünüzde ne var peki?

Tek tek sayıp döksenize şu harikulade cezalarınızı? Baransularınız ne öneriyor? Serhat Uluerenler?

Onları kendine uygun bulmayan, düşük seviye gören diğerleri? Medyaya zaten küfredenler, bu adamlara değer vermeyenler de var içinizde, böbürleniyorlar ya hani aynı şeyi söylüyor olmalarına rağmen "farklı olduklarını" vurgulurken,

Onlar ne öneriyorlar?

Allah aşkınıza söyler misiniz? Şuradaki şahıslar ve temsil ettikleri tüzel kişilikler için ne istiyorsunuz? Hangi ceza verilmeli? Hangi sebeple verilmeli? Neye dayanarak verilmeli? Hangi usulle verilmeli?

Bir söyleyin bilelim?

Çünkü bıktık, normal yargılama usullerini, kanunun maddelerini, hukukun temel ilkelerini, talimatları filan sizin cahil cesaretlerinize göstermekten.

Anladık, bu maddelerden hukukun temel ilkelerden bahsedenler, "fanatik", "holigan", "şaşırmış", "şike savunucusu" bir dolu hakaret.

Sizin yönteminiz nedir? Ne uygun buluyorsunuz?

Fenerbahçe küme düşürülsün de isterse dünya yansından başka?
Devamı ...

"Objektif "Fenerbahçe Nefreti



Türkiye'de hukuk kendine lazım olduğunda tüm imkanlarından yararlanılmaya çalışılan ancak rakip/düşman/öteki olarak görülenin öznesi olduğu durumlarda bütün ilkeleri alenen yok sayılan bir kavram. Fenerbahçe ise yine ötekilerin tuhaf bir psikolojiyle kendi aidiyetlerini bir nefret üzerinden temellendirdikleri, başarısızlığını, kötü duruma düşmesini kendi kulüplerinin başarısından bile daha büyük zevk kaynağı olarak gördükleri bir özne.

Şimdi insanların nefret öznesi olmuş ve hukuki bir sürecin içinde kendini bulan Fenerbahçe'ye karşı nefretlerini bilemesini, hakkında kesinleşmiş bir şey olmadan idam etme isteklerini, medya eliyle linç kampanyasının orgazm çığlıklarıyla seyredilmesini psikolojik iklimin bu minval üzre olduğu bir memlekette görmek bizi artık çok da fazla şaşırtmıyor.

Rahatsız ediciolan şey şu. Kör bir nefret duygusunu aslında adalet istiyormuş gibi göstermek. Federasyon'un herhangi bir nihai karar almadan yapmak zorunda olduğu şeyleri, geçmek zorunda olduğu süreci evrensel bir ceza hukuku usulü değil de Fenerbahçe'ye verilmiş taviz olarak görmek ve bunun üzerinden nefret söyleminin iyice bokunu çıkarmak.

Bugün çıkmış bu karardan sonra "kamuoyu vicdanı tatmin olmadı" diyen "objektif" gazeteci bozuntularına soralım, neydi Allah aşkına o kamuoyu vicdanını tatmin edecek karar? Bu soruşturmanın başından bu yana Fenerbahçe'nin sorgusuz sualsiz küme düşürülmesi dışında sizi tatmin edecek bir karar olabilecek miydi? Aklı selim sahibi belli bir hukuk nosyonu olan insanlar sizin orgazm olarak okuduğunuz, keyif sigaraları yakarak terennüm ettiğiniz, polis yorumlarını ayetleştirdiğiniz tapeleri nefret gözlükleriyle değil hukukçu gözlükleriyle okuduğunda bunların hiç birinin somut veri ve olaylara isabet etmediğini görmeyecek miydi?

Sizin orgazmik manşetlerinizi, "dört dedi dört oldu" diye baş sayfa yaptığınız başkan resimlerini, Fenerium poşeti içinde polis tarafından para olduğu "değerlendirilen" şeyleri, içinde deste halde para olduğu "değerlendirilen" para poşeti laflarını siz öyle manşet attınız, Telegol'de hükmü o yönde verdiniz diye sorgusuz sualsiz muhteşem kanıtlar olarak mı görecekti?

Türkiye'de futbolun temizlenmesi eğer birgün mümkün olacaksa sadece yöneticilerin, kulüplerin temizlenmesiyle değil içindeki nefret duygusunu, adalet istiyoruz, temiz futbol istiyoruz, romantiğiz ayaklarıyla kamufle edenlerin, bunu sistematikleştirip basında yer tutanların, blogları parselleyenlerin, "güneşli Pazartesi" müritlerinin temizlenmesiyle de mümkün olacaktır.

3 Temmuz'dan bu yana aynı şeyi söylüyoruz ayrıcalık, iltimas, eyyam değil adalet istiyoruz. Fenerbahçe hukuğun ırzına geçilmeden kara propaganayla, medya yoluyla linç edilmeden adil, dürüst bir yargı sonucu suçlu bulunursa cezası neyse bunu çeksin. Biz hukuğun adaletin gerçekleşmesini istiyoruz siz nefretinizin Fenerbahçe'nin düşmesiyle tatmin edilmesini.

Artık şu vicdan terzisi, romantikliğin kaptan-ı deryası, endüstriyel futbola karşı savaşan son Don Kişot hallerini bir kenara bırakın. "Fenerbahçe'nin düşmesini istiyoruz çünkü bu bizi deli gibi mutlu edecek" deyin de rahatlayın. Bugün Federasyon Fenerbahçe'yi küme düşürme kararı alsa ve soruşturmada adı geçen diğer kulüpler hakkındaki iddiaları araştırmayı canımız istemedi dese bu kararı kutsayacak, ulan böyle karar mı olur demeyecek binlerce insan var. Ve bu insanlar bugün kamuoyu tatmin olmadı pozlarında çıkıp maval okuyan insanlar. Böyle bir farazi durumu kutsayacak adamlar çıkıp haktan, hukuktan, adaletten, temizlikten bahsedince insanın bir kere daha bu ülkede yaşamaktan midesi bulanıyor.

Bu "adalet" kamuflajı giymiş kör nefret bu halde sürer, medya Fenerbahçe'yi bütün şer odaklarının kalesi şeklinde göstermeye devam ederse Güneşli Pazartesi yi değil göz göre göre bir cinayetin olacağı anı resmeden Gabriel Garcia Marquez'in Kırmızı Pazartesi'ni yaşarız.

Ve ne acıdır ki bu kör nefretin olası kurbanlarından Fenerbahçe forması giymiş bir gence bir şey olursa yine bu linci hazırlayan, adalet sosuyla altına odun atan bu adamlar timsah gözyaşlarıyla bizim yanımızda saf tutarlar. Umarım şu süreçte kendilerine objektif diyen herkesin ne derece objektif olduğunu tüm Fenerbahçeliler görmüştür.

Devamı ...

TFF Kararının Şifreleri



Swissotel'de düzenlenen basın toplantısıyla Mehmet Ali Aydınlar TFF'nin güncel kararını kamuoyuna açıkladı. Bir süre önce "Eyyam kararını kabul etmeyeceğiz" başlığı ile bu blogda, TFF'nin nasıl bir karar alması gerektiğini ifade etmiş, kişilerin savunması alınmadan karar alınmmaması gerektiğini, kararın mutlaka gerekçeli olması icap ettiğini ve mevcut emsal kararları da içermesi icap ettiğini ifade etmiştik. TFF kararı da bu temel ilkelere uygun olarak ortaya çıktı.

Kararda özetle şunlar söylendi:

TFF olarak, futbolumuzun olağanüstü günlerden geçtiği bu günlerde çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Bu süreçte talimatlar içinde her şeyi kamuoyu ile paylaşıyoruz.

Federasyona verilen belgeler bir süredir inceleniyordu. Bunlara bağlı kararlar şu şekildedir:

-Savcılık tarafından yürütülen soruşturma gizli olarak yürütülüyor. Ek kısıtlama kararı verilmiştir. Belgelerin paylaşılması suçtur. Bunun cezası 1 yıldan 3 yıla kadardır.

-Belgelerin TFF'ye tesliminin ardından soruşturmanın kapsamı genişlemiş çok sayıda kişi ile sürmüş ve sürmektedir. Bunlarla ilgili hiçbir yeni bilgi ve belge gelmemiştir.

-Bir hüküm verilmesi adil değildir. Adil olması için gizliliğin kalkması gerekiyor. İddianamenin kabul edilmesi gerekiyor.

Kısacası şüpheli kulüp ve kişilerin savunması alınacak, sonrasında Etik Kurulu’ndan rapor istenip karar verilecektir.

Bununla birlikte, kulüpler hakkında nihai karar beklenmeksizin, söz konusu soruşturma dosyası kapsamında tutuklanan ve tutuklanma kararına yaptıkları itirazı reddedilen, aşağıdaki futbol ailesi mensuplarının, şike ve teşvik primi eylemleri çerçevesinde tedbirli olarak Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu'na sevk edilmesine karar verilmiştir.


1- Savunma alınmadan karar verilmesi hukukun temel ilkelerine uygun değildir.

Mehmet Ali Aydınlar da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Anayasa ve ilgili tüm mevzuata yollama yaparak savunma alınmadan herhangi bir hüküm kurulmasının adil yargılanma ilkesine aykırı olacağını izah etti.

Peki neden savunma alınamıyor?

Buna cevap vermeden önce tutuklu yargılananlar ve tutuksuz yargılananlara dayalı bir ayrım yapmaya gerek yok. Tutuklu yargılananlar fiziken gelip ifade veremeyecek olsa da mevcut durumda yasalar zaten tutuksuz yargılaması süren şahıslar açısından da aynı türden bir imkansızlık yaratıyor.

Nedir o imkansızlık?

Şu iki hüküm açıklayıcı:

Ceza Muhakemeleri Kanunu Madde 157
SORUŞTURMANIN GİZLİLİĞİ


Madde 157 - (1) Kanunun başka hüküm koyduğu hâller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir.


Türk Ceza Kanunu Madde 285
Gizliliğin ihlâli

MADDE 285. - (1) Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlâl eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, soruşturma aşamasında alınan ve kanun hükmü gereğince gizli tutulması gereken kararların ve bunların gereği olarak yapılan işlemlerin gizliliğinin ihlâli açısından aleniyetin gerçekleşmesi aranmaz.
(2) Kanuna göre kapalı yapılması gereken veya kapalı yapılmasına karar verilen duruşmadaki açıklama veya görüntülerin gizliliğini alenen ihlâl eden kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır. Ancak, bu suçun oluşması için tanığın korunmasına ilişkin olarak alınan gizlilik kararına aykırılık açısından aleniyetin gerçekleşmesi aranmaz.
(3) Bu suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, ceza yarı oranında artırılır.
(4) Soruşturma ve kovuşturma evresinde kişilerin suçlu olarak damgalanmalarını sağlayacak şekilde görüntülerinin yayınlanması hâlinde, altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.


Ceza yargılamamız iki safhaya bölünmüştür. Birinci safha soruşturma safhasıdır ve bu safha iddianamenin kabulüne kadar sürer. İkinci safha ise kovuşturma safhasıdır. Soruşturma safhasında gizlilik ilkesini ihlal edenler de suç işlemiş olurlar.

Dolayısıyla TFF'nin tutuklu veya tutuksuz yargılanan herhangi bir şahsı çağırıp da ifade alması hukuken mümkün değildir. Zira bu belgeleri gösteremez, soramaz, bu belgelerin içeriklerini açıklayamaz.

Savunma alınmadan da hüküm verilmesi uygun değildir.

Nitekim Disiplin Talimatı'nın 72. maddesi şu hükmü barındırıyor.

MADDE 72 – SAVUNMA
(1) Savunma alınmadan ceza verilmez.


Aynı maddenin 10. fıkrası ise şöyle

Savunma hakkı, gizli kalması gereken hususların korunması ya da kovuşturmanın selameti gibi olağanüstü koşullar söz konusu olduğunda kısıtlanabilir.


Ancak "kısıtlanabilir" ifadesi ile "savunma almadan ceza verilemez" ifadesi birbiriyle çelişmiyor. Yani ceza vermeden önce şahsın mutlaka savunması alınmalı ancak olağanüstü durumlar varsa bu savunma hakkı kısıtlı bir şekilde kullanılabilir. Dolayısıyla "savunma almadan nasıl karar vermezler" diye bağırmak da -yalnızca insanlığa değil- ilgili düzenlemelere büsbütün aykırı.

2- TFF'ye bilgi ve belgeler gönderildikten sonra yeni ifadeler alınmış ve soruşturma derinleşmiş ancak bunlara ilişkin dökümler TFF'ye gönderilmemiştir

TFF'ye belgeler gönderildi evet ama bu belgeler gönderildikten sonra, soruşturma safhası genişledi, başka şahısların da ifadesi alındı yani "yeni" durumlar ortaya çıktı. Dolayısıyla Etik kurulu raporunu hazırlarken, atılı suçun işlendiğini gösteren veya işlenmediğini gösterebilecek yeni bulgular ortaya çıkmış olabilir. Bu bulgular olmadan da zaten karar vermek mümkün değildir. Yani şayet TFF ifade alabiliyor olsaydı dahi, yeni bulguları göremediği için, atılı suçun nüvesi değiştiğinden karar verebilecek durumda olmayacaktı.

3- TFF Yargılama sürecini beklemek zorundadır

Bunun temel iki sebebi var.

a) Savunma alınamıyor. Suç isnad edilenlerin ifadelerine başvurulamıyor.
b) Soruşturma safhası bitmediği için halen daha ortada bir soruşturma yürüyor.

Halbuki iddianame kabul edildikten sonra, kovuşturma evresi başlar. Bu evrede sanıklara iddianame tebliğ edilir, sanıklar yeni delillerin toplanmasını talep edebilir ve diğer haklarını kullanırlar. İşte bu safhada soruşturma evresindeki gizlilik kararı ortadan kalkar, dolayısıyla savunma alınabilir ve tam olarak soruşturma safhası bittiği için karar verilebilecek bir ortam oluşur.

4- TFF Kanaat üzerine karar verebilirdi neden vermedi?

Bu bir yanlış anlaşılmadan kaynaklanıyor. Sırayla koyuyorum:

TFF Disiplin Talimatı'nın 44. Maddesi

"MADDE 44 – MÜSABAKA SONUCUNU ETKİLEME
(1) Müsabakanın sonucunu hukuka veya spor ahlakına aykırı şekilde etkilemek veya buna teşebbüs etmek yasaktır. Bir futbolcuya veya kulübe teşvik pirimi verilmesi de bu kapsamdadır.
(2) Bu hükmü ihlal eden kişiler, bir yıldan üç yıla kadar müsabakalardan men veya hak mahrumiyeti cezasıyla; kulüpler ise küme düşürme cezasıyla cezalandırılır. İhlalin ağırlığına göre küme düşürme cezasına ek olarak puan indirme cezası da verilebilir.
(3) İhlalde sorumluluğu bulunan kişi veya kulüplere ayrıca para cezası verilir.
(4) Anılan yasağın hakemler tarafından ihlali halinde sürekli hak mahrumiyeti cezası verilir."


Halbuki Etik Kurulu Talimatnamesinin 7. maddesinin 7 bendi şu ifadeye haiz

Kurul’un raporu TFF Yönetim Kurulu açısından mütalaa niteliğindedir. Bir müsabakada sike yapıldığı veya tesvik primi verildiği hususundaki nihai kararı delillere ve vicdani kanaatine göre TFF Yönetim Kurulu verir.


Burada bir saçmalık var ve saçmalık da talimatnameden kaynaklanıyor. O saçmalık da şu, zaten müsabaka sonucunu etkileme suçu (şike, teşvik primi) hakkında TFF Yönetim Kurulu karar vermeye yetkili değil. Bu yetki, münhasıran PFDK'ya aittir. Nitekim şurada detaylı bir şekilde açıklanıyor (bkz. tff yönetim kurulu karar veremez)

Dolayısıyla (1) buradaki hüküm sakat (2) vicdani kanaatine göre derken herhangi bir keyfiyet de kastedilmiyor. Örneğin hakimler de vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Burada kanaatten kasıt, akşam yatıp sabah kalkınca insanın içinde uyanan bir "his" değil, somut bulgulara, delillere dayanan, akıl ve mantık süzgecinden geçmiş, hiçbir baskı altında kalmadan verilmiş "kanaat"tir. Yoksa günlük dilde kullanılan kanaat değildir.

5- UEFA Ne yapacak?

Hiçbir şey. Soruşturma safhası bitmeden bulgular UEFA'ya da ulaştırılamaz ve UEFA'da gereken ifadeleri alamaz, savunmaları dinleyemez. Dolayısıyla UEFA'da soruşturma safhası bitene kadar bir şey yapmayacak. Zaten hali hazırda UEFA'nın düzenlediği turnuvalara katılanlar hiçbir şike girişiminde bulunmadıklarını, böyle olaylarla alakaları olmadığını ifade ettiler. Şayet bu beyanları gerçek dışı çıkarsa bunun da bedelini öderler. (bkz: http://www.uefa.com/uefa/..newsid=1650460.html)

6- Tedbir kararları doğru mu?

Evet doğru. Tutuklu olanlarla tutuksuz yargılananlar arasında bir ayrıma gidilerek, tutuklu yargılanma kararı ağırlaştırıcı olarak düşünülmüş ve tedbiren faaliyetleri men edilmiş. Bu bir ceza değil, bu sadece hukukun çeşitli alanlarında da ifadesini bulan bir tedbir, önleme kararı. Şike suçunun olduğunu göstermiyor, sadece atılı suç ile ilgili muhtemellik sebebiyle bu uygulamayı gündeme getiriyor.

Disiplin Talimatı Madde 81

İdari tedbir, disiplin ihlalinin gerçekleştirildiği konusunda kuvvetli şüphelerin bulunduğu ve disiplin cezasının derhal uygulanmaması durumunda amaçlanan sonuçlara ulaşılamayacağının anlaşıldığı hallerde, kesin bir ceza hükmü tesis edilene kadar, kulübe seyircisiz oynama, saha kapatma kişilere ise, tadyumlara, soyunma odasına ve yedek kulübesine giriş yasağı, hak mahrumiyeti veya her türlü müsabakalara katılmaktan ya da müsabakaları yönetmekten men yönünde geçici yaptırımlar uygulanmasıdır.


7- Şimdi ne olacak?

Şu an bu davaya bakan mevcut mahkeme kanunen görevli değil. HSYK'nın acilen toplanıp 6222 sayılı kanun gereği ihtisas mahkemesini görevlendirmesi ve davanın o mahkeme tarafından görülmesi gerekiyor. Bu halde tutukluluk kararları da kalkacak. Arkasından TFF tutuklular için verdiği idari tedbiri de kaldırabilir.

Fenerbahçe açısından ise kanımca acilen olağanüstü kongre düzenlenerek yeni bir yönetim seçilmesi gerekiyor, ama bu bir başka yazının konusu.
Devamı ...

Polis bu bulguları neden topladı?



Şimdi tabi izlediniz, görüntü komik. Belgeler uçuşuyor filan. Yanda Judge Baransu, laptopuyla oynuyor. Egzantrik. Ancak Gökmen Özdenak'ın sorduğu soru da bir cevabı hak ediyor, "10 aydır polis neden çalıştı, hala federasyon zaman çalmaya çalışıyor" Şunu diyor yani, polis bu kadar çalıştı, yüreğini koydu, ancak federasyon delilleri yetersiz buldu karar vermedi. Bu nasıl iş? Anlatalım.

1- Polisin işi bu.

Tabi Gökmen Özdenak polisin hayırhane bu işi yaptığını zannediyor olabilir ama şaşırtıcı gerçek, polisin vazifesi zaten bu. Adli kolluk hizmeti sunmak. Bak ilgili kanunlarda ne diyor:

CUMHURİYET SAVCISININ GÖREV VE YETKİLERİ

Madde 161 - (1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki Maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir. Cumhuriyet savcısı, adlî görevi gereğince nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi dışında bir işlem yapmak ihtiyacı ortaya çıkınca, bu hususta o yer Cumhuriyet savcısından söz konusu işlemi yapmasını ister.

(2) Adlî kolluk görevlileri, elkoydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür.


Polis vazife ve selahiyetleri kanununda da şu ifade var,

Ek Madde 6 - Polis, bu maddede yazılı görevlerinin yanında, Ceza Muhakemesi Kanunu ve diğer mevzuatta yazılı soruşturma işlemlerine ilişkin görevleri de yerine getirir.


Yani polisin işi bu zaten. Polis başlayan bir soruşturma sırasında, savcının emirleri ve gözetiminde bulguları toplamak ve diğer kanunen verilen görevleri yapmak zorunda. Bu görevini ifa etmiş.

2- Adli makamlar hiçbir durumda polisin tespitleri, bulguları veya düşünceleri ile bağlı değildir

Önce savcı açısından olaya bakalım. Polis zaten savcı emrinde soruşturma safhasında adli kolluk hizmeti sunar. Savcı polis tarafından önüne konulan her bulguyu değerlendirmeyebilir, bazı bulguların veya polis tarafından aktarılan görüşlerin, gerçekle bağdaşmadığını veya iddiaları desteklemediğini düşünebilir. Dolayısıyla iddianamesini hazırlarken polis tarafından önüne konulan her şeyi oraya koymak zorunda değildir.

Soruşturma safhası zaten iddianamenin kabulüne kadar geçen safhadır. Bu safhada, savcı iddianamesini hazırlamak için adli kolluk hizmetiyle birlikte çalışır, leyhe ve aleyhe delilleri toplar, değerlendirir. Bu safha bitip de iddianamesi hazırlandığında da mahkemeye sunar, şayet mahkeme kabul ederse kovuşturma safhası başlar.

Ama savcı illa dava açılmasını talep etmek zorunda da değildir. Bak ne diyor Ceza Muhakemeleri Kanunu

madde 172 - Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.


Gökmen Özdenak'ın kalbi dayanır mı bilmem, savcı kovuşturmaya yer olduğunu düşünse dahi, bu da mahkemeyi bağlamaz. Mahkeme de iddianemeyi iade edebilir. Polis o kadar çalışıyor, savcı iddianame hazırlarken değerlendiriyor, yetmiyor iddianamesini hazırlıyor kovuşturmaya yer olmadığını düşünüyor ama mahkeme iddianameyi iade ediyor! Gördün mü Özdenak? Neler neler oluyor? Niye oluyor bunlar? Çünkü Türkiye bir polis devleti değil. Polis bulguları değerlendirip suça kanaat getirecek makam değil. Onun yeri mahkeme. Savcı da suç olup olmadığına kanaat getirecek makam değil, o ancak bulguları toplar, ciddi bir şüphe vehmediyorsa iddia eder, o iddiasına da savunma cevap verir, yargılama sonunda da mahkeme bir kanaat açıklar.

Ha bu da yetmiyor. İyi mi? Birinci derece mahkemesi diyelim bir karar verdi, bunu da savunma makamı temyiz etme hakkına sahip. Dosya bir de temyiz mahkemesine gidiyor. İlginç tarafı, koca temyiz mahkemesi ilk derece mahkemesinin kararını da bozabiliyor. Hem de öyle bir kere iki kere olmuş istisnai bir olay değil bu, sürekli, her gün olan bir olay.

Gökmen Özdenak bunu ilk kez duyuyorsa muhtemelen ölmüştür. Düşün polis bulguları toplayacak, savcı iddianameyi hazırlayacak, kabul edilecek iddianame, kovuşturma safhası başlayacak, mahkeme koca koca hakimler bir karar verecek sonra Yargıtay kalk sen boz!

Bu genel görüntüden çıkartılacak bazı ilkeler var.

1- Demokratik bir hukuk devleti bazı temel ilkeler üstüne kuruludur.
2- Adil yargılanma ilkesi diye bir şey vardır.
3- Polis karar verici makam değildir, kararı bağımsız mahkemeler verir.
4- Mahkeme kararını kanuna dayanarak verir. Kanunlarımızda masumiyet karinesi, adil yargılanma ilkesi, savunma hakkı gibi bir çok hak kabul edilmiştir.
5- Mahkeme kararları da denetime tabidir.

Niye biliyor musun Gökmen Özdenak? Çünkü emniyet gücü, elinde tuttuğu kamu gücüyle, birine suç isnad edip de o kişinin hayatını karartmasın diye. Kendisine suç isnad edilen insan kendisini açık ve bağımsız bir mahkemede özgürce savunabilsin diye. İftira atanlar, gücü elinde tutanlar, güçsüz gördüklerine karşı herhangi bir suistimal yapmasın diye. Bunlar oluyor çünkü, inanmazsın.

TFF de bir disiplin yargılaması yapıyor. Polisin kanaatlerini onay mercii değil. Sunulan delilleri değerlendirir, içtihatlar ve kanun çerçevesinde karar verir. Bu karar senin -niyeyse- hoşuna gitmemiş olabilir. Sen gerçekten de şike suçu işlendiği kanaatinde olabilirsin ancak bu yargılamayı bağlamaz.

Üstelik, adil yargılanma ilkesinden habersiz, polis ne derse o olsuncu, savcı nedir, mahkeme nedir bilmeyen bir insanın yaptığı yoruma da kimse biat etmek zorunda değil. Kaç yaşında adamsın, besbelli cahil kalmışın, şurada sana temel hayat bilgisi veriyoruz, vermek durumunda kalıyoruz, bunun utancıyla sessizce yaşamak dururken bir de TV programlarına çıkıp belgeler filan savuruyorsun.

Öyle de, çıktığın yere yakışıyorsun be Gökmen Özdenak, Uluerenle Baransu'nun ortası, tam senin yerin.


Devamı ...

Edward Murrow - Televizyon gerçeklere karşı alerjisi olan bir toplumu gösteriyor



Bu konuşmanın belki kimseye yararı olmaz. Kimileri bu konuşmanın sonunda beni kendi rahat alanımda dolaşmakla suçlayabilir, bazıları ise bu organizasyonu tehlikeli düşüncelere kucak açmakla itham edecektir. Ancak (merak etmesinler) yayın ağları, reklam ajansları ve sponsorlardan oluşan devasa yapı sarsılmayacak veya etkilenmeyecek.

Şayet vazifem değilse isteğim sizlere radyoda ve televizyonda neler olduğunu anlatmak. Eğer söyleyeceklerimden biri mesul ise, bundan tek başıma ben sorumluyum.

Tarihimiz biz ne yaparsak odur. Bundan 50 veya 100 sene sonra, kinescope sahibi tarihçilerimiz olur da şu an yayın yapan üç büyük kanalı incelerlerse, siyah beyaz veya renkli bir şekilde, çürümüş, içinde yaşadığımız dünyanın gerçeklerinden kaçan, kendi yalıtılmış dünyasına sığınmış yayınları görecekler. Şu anda zengin, şişman, rahat ve kayıtsız bir haldeyiz. Rahatsız edici veya bizim hoş bulmadığımız gerçeklere karşı adeta alerjimiz var. Medyamızın bize sunduğu budur. Fazlalıklarımızı kaldırıp, televizyonun temelde bizleri boş işlerle meşgul etmek, kandırmak, eğlendirmek ve küçük sığ dünyalarımızda yalıtmak için kullanıldığını anlamadıkça da, televizyonu finanse edenler, programları yapanlar, televizyon çalışanları her şey için çok geç bir vakitte çok farklı bir resim görecekler.

Konuşmama tarih biz ne yaparsak odur diye başladım. Şayet olduğumuz gibi devam edersek, tarih bizden intikamını alacak ve günahlarımızın bedelini ödeyeceğiz. Bir an için şunu hayal edelim, herhangi bir pazar akşamı, Ed Sullivan tarafından işgal edilen zamanda, Amerika'daki eğitim hakkındaki ciddi bir araştırma yayınlansa. Haftada bir ya da iki haftada bir, Steve Allen'a ayrılmış zaman Amerikan'ın Ortadoğu Politikasını incelemek için kullanılsa, bundan insanların biraz da olsa bu ülkenin geleceğini belirleyecek olaylar hakkında aydınlanmasından başka ne zarar çıkar? Bu programların sponsorlarının ticari imajları zedelenir mi? İnsanların bunu izlemeyeceğini, bunlarla ilgilenmeyeceğini, bunlara karşı halkın kayıtsız olduğunu söyleyenlere sadece tek bir cevap verebilirim: En azından bir muhabir bu iddiaya karşı çok ciddi deliller olduğuna inanıyor.

Ancak yine de eğer onlar haklıysa, kaybedecek neleri var ki? Şayet onların dedikleri gibi ekran sadece eğlendirmek, oyalamak ve kayıtsızlık yaratmak için varsa, o zaman çok yakında bütün mücadelenin kaybedildiğini göreceğiz.

Bu alet öğretebilir, aydınlatabilir ve evet hatta ilham verebilir. Fakat bunu tek bir şartla yapabilir, insanlar ekranı bu amaçla kullanırsa. Aksi halde ekran, sadece bobin telleri ve kutudan yansıyan ışıklardan ibarettir.

İyi geceler ve iyi şanslar.
Devamı ...

Reklam



Sınır Tanımayan Gazeteciler "Sansür yanlış hikayeyi anlatır" başlıklı, sansür gerçeği saklar mealli bir kampanya başlatmışlar. Papazınçayırı olarak biz de kampanya için yukarıdaki resmi hazırladık. David Cameron'lar, Barack Obama'lar bile kampanya afişlerini süslerken, Basın Özgürlüğü bakımından dünyanın 138. ülkesinin Başbakanının olmaması ayıp kaçardı zaten.

Devamı ...

14 Ağustos 2011

3 Temmuz'dan Bugüne -IV-
24 Temmuz - 31 Temmuz Haftası



Hayırlı haberler olurken, arşivi de unutmamak lazım. 24 Temmuz - 31 Temmuz arasında neler oldu, kimler neler dedi, medyaya yeni hangi bulgular servis edildi, bunları da bir görelim. Pazartesi onlar tamtam seslerini değiştirirken, burada bizler kimin ne yaptığını unutmayacağız.

Birinci Bölüm: 3 Temmuz - 10 Temmuz Haftası
İkinci Bölüm: 10 Temmuz - 17 Temmuz Haftası
Üçüncü Bölüm: 17 Temmuz - 24 Temmuz Haftası

25 Temmuz

- Aykut Kocaman'ın İfade vermeye çağrılacağı iddia edildi. [1]

3. dalga ile birlikte sürpriz isimlerin emniyete ifade vermeye çağrılacağı, burada verecekleri ifadelerin ardından mahkemeye sevkedilip sevkedilmeyeceğine karar verecek. İfadelerine başvurulacak kişiler içinde Fenerbahçe Teknik Direktörü Aykut Kocaman, MHK Başkanı Oğuz Sarvan, Beşiktaş'ın eski futbolcusu ve yöneticisi Sinan Engin, Büyükşehir Belediyespor'da forma giyen Can Arat, sezon başında Kayserispor'dan Mersin İdmanyurdu'na transfer olan Önder Turacı'nın da bulunduğu gelen haberler arasında. MHK Başkanı Oğuz Sarvan'a Fenerbahçe'nin hakem atamalarında dönemin TFF Başkanı Mahmut Özgener tarafından baskı yapılıp yapılmadığı, atamalarda herhangi bir ayarlama yapılıp yapılmadığı sorulacak. Polisin teknik takibine takılan konuşmaların içerikleri sorulacak. Aynı şekilde Aykut Kocaman'a Başkan Aziz Yıldırım'la aralarında geçen bir konuşmanın ditayları sorulacak. Bu telefon görüşmesinde Aykut Kocaman ve Yıldırım'ın hakem konusunu görüştüğü öğrenildi.


Bu haber de daha sonra gerçek dışı kalacak, tarih 14 Ağustos olduğunda Aykut Kocaman hala ifade vermeye çağrılmayacaktı.

- Aziz Yıldırım'ın "Bu Federasyon tam O.Ç" dediğini gösteren bir telefon görüşmesi medyaya servis edildi.[2]

Görüşmede Aziz Yıldırım Mümtaz Karakaya ile konuşuyor, konuşmada da Oğuz Sarvan ve Federasyona da Ankaragücü - Karabükspor maçındaki hakem hataları sebebiyle çeşitli hakaretlerde bulunuyordu. Elbette bu görüşmelerin 6222 sayılı kanun anlamında şike ile alakası olmadığı gibi, başkalarının gıyabında hakaretin en az 3 kişi tarafından duyulmuş olması gerektiği hükmü karşısında herhangi bir suç unsuru bile içermiyordu. Bu görüşmelerin neden medyaya servis edildi, hangi amaçla özel iletişimin kamuoyuna sunulduğu anlaşılamadı.

- Medya bunlarla uğraşırken İsmail Uyanık "Milli Takım için maç satın alındı" diyerek gündeme oturdu. [3] Milli takımın hangi maçta kimi satın aldığı, bu satın alma işlemini kimin yaptığı, ne kadar para verdiği sorularının ise üstüne gidilmedi.

- Bir başka gelişme ise Beşiktaş'taydı. Beşiktaş Kulübü Divan Kurulu Üyesi avukat Ali Rıza Dizdar, futbolda şike iddialarına yönelik başlatılan soruşturma kapsamında gözaltına alınan Beşiktaşlı yönetici Serdal Adalı, teknik direktör Tayfur Havutçu ve kulüp protokol müdürü Ahmet Ateş için imza kampanyası başlattı.[4]

Beşiktaş'taki Barbaros Meydanı'nda avukat Ali Rıza Dizdar tarafından kurulan standa gelen siyah-beyazlı taraftarlar, imza verdi.

''Hak eden herkes için acil adalet'' başlığını taşıyan imza metninde şu ifadelere yer verildi:
''Şike ve teşvik primine 'hayır' diyoruz. Sporda şiddeti kınıyoruz. Bunlara bulaşmamış insanlarımıza özgürlük istiyoruz. Serdal Adalı, Tayfur Havutçu ve Ahmet Ateş'e özgürlük istiyoruz. Gecikmeden, hemen şimdi adalet istiyoruz.''


- Süper Lig Ertelendi [5]

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı Mehmet Ali Aydınlar, futboldaki şike iddialarına yönelik soruşturma nedeniyle netlik kazanamayan Spor Toto Süper Lig ile Bank Asya 1. Lig'de sezonun eylül ayında başlayacağını açıkladı.


- Tayfur Havutçu'nun görevinin başında kalacağı da bu arada açıklandı [6]

26 Temmuz

- Sabah Gazetesi "Türk Futbolunu Bekleyen Büyük Tehlike" başlığıyla bir haber yaptı. Haberin içeriğinde şayet şike soruşturması sebebiyle bazı takımların UEFA tarafından düzenlenen turnuvalara katılmaları engellenirse, UEFA'nın bu takımlar yerine başka takımları turnuvalara kabul etmeyeceğini açıkladığı söyleniyordu. [7]

- Erman Toroğlu Emniyete giderek Aziz Yıldırım'dan şikayetçi oldu. [8]

Daha sonra konu hakkında bir yazı yazacak, Aziz Yıldırım'dan neden şikayetçi olduğunu anlatacaktı. Konu, "Erman Toroğlu ile hasbihal, kendinden başka düşmana ihtiyacın var mı?" başlığıyla papazda irdelendi. (bkz. Ermanla hasbihal)

- "Fenerbahçe'yi düşürecekler" manşetiyle Sabah gazetesi bir kere daha harcını ortaya koymuş oldu. Şadan Kalkavan ile yapılan röportajda "Aziz Yıldırım suçlu bulunursa Fenerbahçe'yi düşürürler" ifadesi, bir anda anlamından kaybettirilerek, Fenerbahçe'nin düşeceği yönünde yeni bir "müjde" olarak sunuldu. Basın hala "tarafsız"dı. [9]

- Av. Faik Işık, katıldığı televizyon programında Baransu'ya "Gazetecilerin yargılama yapamayacağını, taraf olamayacaklarını" hatırlattı. Baransu sessizce dinledi. İbrahim Akın'ın nasıl psikolojik baskıya uğradığını detaylı bir şekilde ifade eden Işık'ın iddiaları daha sonra doğru çıkacaktı. [10]

- Şekip Mosturoğlu dosyadaki gizlilik kararının kaldırılması için başvurdu. [11]

Futbolda şike iddialarına yönelik soruşturma kapsamında tutuklanan Fenerbahçe Spor Kulübü yöneticilerinden Şekip Mosturoğlu'nun avukatı Naim Karakaya, soruşturmada gizlilik kararının kaldırılması ve soruşturma belgelerinin kendilerine verilmesini istedi.

Karakaya dilekçelerinde, belgelerin Türkiye Futbol Federasyonuna (TFF) verilmesi nedeniyle soruşturma üzerinde artık bir gizliğin kalmadığını iddia ederek, gizlilik kararının kaldırılmasını ve aynı belgelerin kendilerine verilmesini talep etti.

Dilekçede, ''Soruşturma üzerindeki kısıtlama kararı, belgelerin Türkiye Futbol Federasyonuna verilmesi ile esasen ortadan kalkmıştır. Müvekkilimizin savunması açısından belgelerin tarafımıza verilmesi önemlidir. Bu nedenle kısıtlama kararının kaldırılmasını ve belgelerin tarafımıza verilmesini talep ediyoruz'' ifadesi kullanıldı.


Gizlilik kararı kaldırılmayacak, hatta daha sonra ifade tutanakları rapidshare'e yüklenecek, Ümit Aktan Facebook profilinden paylaşacak, yine de yargılamasına tutuklu devam edilenler herkesin gördüğü bu belgeleri görmekten mahrum bırakılacaktı.

- M. A. Aydınlar Lig Başlamadan karar verileceğini açıkladı. [12]

İstinye'deki federasyon binasında yapılan toplantının ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Aydınlar, şike iddialarına yönelik soruşturmanın TFF tarafından ne zaman sonuçlandırılacağı yönündeki soru üzerine, ''Ligler başlamadan bu süreci tamamlamak istiyoruz. Ligler başladığında artık futbola odaklanmak istiyoruz'' dedi.


27 Temmuz

- Tayfur Havutçu ve Serdal Adalı'nın tutuklu yargılanmasına yapılan itirazlar mahkeme tarafından reddedildi. Tutuksuz olarak yargılanan Trabzonspor Kulübü Başkanı Sadri Şener'in yurt dışına çıkma yasağına yapılan itiraz da kabul edilmedi. [13]

- Twitterda Mehmet Baransu, 4 kulübün küme düşeceğini, bunların da Sivasspor, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Mersin İdman Yurdu olduğunu söylerken, TFF Fenerbahçe, Beşiktaş, Trabzonspor ve Mersin İdman Yurdu kulübü yöneticileriyle bir araya geldi. [14]

- "100.000$ Oyunu bozdu" başlıklı bir haberde [15], İ.B.B Başkanı Göksel Gümüşdağ'ın Türkiye Kupası final maçından önce, futbolcusu İbrahim Akın'a 100.000$ ekstra prim vaad ettiği "iddia edildi." Gerçekten de sadece iddia idi zira ikili arasındaki konuşmanın bir kaynağı veya delili bulunmuyordu. Gazete haberine göre bu 100.000$'lık prim teklifi "şike anlaşmasını" bozmuş, İbrahim Akın şike yapmaktan vazgeçmişti. Delil olarak sunulan konuşma ise şuydu:

İŞ BOZULUNCA TURANLI BOZULDU
Türkiye Kupası finaline saatler kala atılan mesajların şekli değişmeye başladı. 11 Mayıs günü 11.43 ile 12.31 arasında Yusuf Turanlı ile İbrahim Akın arasında şu mesajlaşmalar oldu:
Yusuf Turanlı: Valla seneye Belediye'den 1.5 trilyon alacaksan oyna :) Seni sevmeyen apo hocanla beraber..
İbrahim AKIN: Hahahah Sevmediğini kim söyledi, çok seviomuş beni:) Çok baskı yapiyosun bana ama böyle olmaz:)
Yusuf Turanlı: RELAXXXXXXX
İbrahim AKIN: Baştan söylesene şunu:))
Yusuf Turanlı: Sıkmayın yaa ayıp olur adamlara işi bitirdim rakamda anlaştık:)


Bu görüşmede hiçbir Beşiktaş yöneticisi yer almazken, Menejerin transfer görüşmeleri süren bir futbolcuya "sıkma" demesi, ahlak bakımından sorgulanabilir olsa da 6222 sayılı kanun bağlamında şike gösteren herhangi bir imaya bile sahip değildi. Zira Turanlı, bu ifadeyi herhangi bir Beşiktaş yöneticisinin telkini / isteği ile söylemiyor, tam olarak "seneye oynayacağın kulübü çok sıkma" manasında ifade ediyordu.

28 Temmuz

- Şike ve Teşvik Primine Spor Toto darbesi başlıklı bir haber Hürriyet'te yer aldı.[16] Haberde darbe olarak sunulan şey şuydu:

Resmi Gazete'de bugün yayınlanan yönetmeliğin değişen 8'inci maddesi şöyle:

Şike ve teşvik

Madde 8: Spor kulüplerinin yönetim kurulu başkanı veya üyeleri ya da kulübü temsile yetkili idari veya teknik personelinin, 31/3/2011 tarihli ve 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunun 11 inci maddesine aykırı eylemleri nedeniyle kesinleşmiş mahkeme kararı ile cezalandırılmaları ya da bu eylemler nedeniyle kişilerin veya kulübün ilgili federasyon tarafından disiplin mevzuatı kapsamında cezalandırılmasının kesinleşmesi hallerinde, ilgili spor kulüplerine yönetim kurulunca belirlenecek sürede sabit ihtimalli ve müşterek bahis oyun programlarında yer verilmez ve bunlara oyun programında yer almadıkları döneme ilişkin olarak isim hakkı ödenmez. Bu durumda, şike yapıldığı veya teşvik primi verildiği tespit edilen müsabakalara ilişkin olarak ödenen isim hakları yasal faiziyle birlikte ilgili spor kulübünden geri alınır veya spor kulübünün Teşkilat nezdindeki alacaklarından öncelikle mahsup edilir.

Eski madde

Şike ve doping

Madde 8: Sabit ihtimalli ve müşterek bahis oyun programlarında yer alan spor müsabakalarının sonucunu çıkar karşılığı anlaşarak etkilemek veya doğal olmayan, sporcunun sağlığı için zararlı madde ve yöntemlerin kullanılması veya performanslarını artırabilecek madde ve yöntemlerin kullanımı/kullandırılması veya doping analizi için numune verme sürecinin ihlal edilmesi iddialarıyla haklarında ilgili federasyonca inceleme veya soruşturma açılan spor kulübü, spor takımı ve sporculara inceleme veya soruşturmanın kesin olarak sonuçlanmasına kadar isim hakkı ödenmez. Şike ve doping yapanlara ödenen isim hakları yasal faizi ile birlikte geri alınır.


Halbuki düzenlemeden açıkça anlaşılacağı gibi, eski düzenlemede Şike soruşturması açılsa bile para verilmeyecekken yeni düzenlemede haklarında soruşturma açılanlara da para veriliyor yani düzenlemede soruşturulan taraf yönünden "iyileştirme" yapılıyordu. Haber, gazetecilerin okuduklarını anlama konusundaki yetersizliğinin güzide örneklerinden biri oldu.

- Emenike Spartak Moskova kulübüne 10 milyon € karşılığında transfer oldu. Herkes "şikenin delili", "yaprak dökümü başladı" gibi abuk subuk konuşurken Emenike şunları söyleyecekti: [17]

"Çok üzgünüm. Her şeyden önce bu kulüp, taraftarlar, sizler beni çok sevdiniz. Ben de sizleri çok sevdim. Çok erken bir ayrılık oldu. Özelikle Aykut hoca ile çok özel bir ilişkimiz vardı. Bu kulüp için bir şeyler yapmak istiyordum. Ancak bu ülkede çok ilginç şeyler yaşadım. İlk önce benim için oynar-oynamaz tartışması yapıldı. Daha sonra yaşımla ilgili beni çok üzen bir iddia ortaya atıldı ve hayatımda ilk kez bir güvenlik soruşturması sürecine girdim, tutuklandım, 4 gün içeride hapis kaldım. Çok istememe rağmen böyle bir futbol ikliminde yapamayacağımı anladım. Psikolojik olarak kendimi iyi hissetmiyorum. Açıkçası kafamın içi iyi değil. Herkese teşekkür ediyorum. Arkadaşlarımı, yöneticilerimi, hocalarımı, teknik heyettekileri, oyuncuları ve taraftarları çok özleyeceğim. Psikolojik ve kafa olarak kendimi rahat hissetmiyorum"


- Aziz Yılmaz "Aziz Yıldırım hep şike yapıyor" diyerek karakterini ortaya koydu. Sözlerine şöyle devam edecekti[18]

"Bu yönetimin, Mayıs ayına kadar kulübü yöneteceğine inanmıyorum. Çünkü bizdeki model, tek adam modeli. Şu anda hapishaneden başkan yönetiyor mektuplarla. Yöneticiler de o mektupları hüngür hüngür ağlayarak okuyor. Okuyan kim? Başkanın vekili, kulübü yönetecek lider. Lider böyle zamanlarda ağlar mı? Divan toplantısına birlik-beraberlik diye gittim, neredeyse kusacaktım... İkinci alkışta kalktım, terk ettim.


- Ümit Karan psikolojik baskı gördüğünü açıkladı. [19]

Karan, bildiride, 3 gün boyunca tek başına kaldığı emniyet nezarethanesinde psikolojik baskılara maruz kaldıktan sonra ifadesinin alındığını ve emniyet ifadesiyle savcılığa verdiği ifadenin aynı olduğunu belirterek, "Savcı ifademi almaya başlamadan önce, bir savcıya yakışmayacak ön yargıyla bana inanmayacağını söyledi. Adalet bunun neresinde? Mahkemeye çıktığımda bu yaşananlardan sonra zaten umudum kalmamıştı" ifadelerini kullandı.

Karan, "Soruşturma bitiminde suçsuz olduğumuz ortaya çıktığında, bu onur kırıcı davranışın, benim maneviyatıma yapılan bu saygısızlığın bedeli kim tarafından, nasıl ödenecektir?" sorusunu açıklamasının sonuna ekledi. Eskişehirspor'da bir dönem sportif direktörlük de yapan eski milli futbolcu Ümit Karan futbolda şike iddialarına yönelik soruşturma kapsamında gözaltına alınmış, savcılıkça sorgulanmış, 7 Temmuz'da tutuklanmıştı.


Sanıkların lehine de delilleri toplamakla kanun tarafından mükellef kılınmış Savcının neden psikolojik baskı yaptığı hala anlaşılamadı.

- UEFA Başkanı Platini: "F.Bahçe'nin şike yaptığı kesinleşmeden Avrupa kupalarından atılamaz" [20] derken, medyamızı derin bir üzüntüye soktu. Kendisinden alevli bir "%0,19 ihtimal bile varsa kümeye düşürün!" beyannamesi beklerken Platini Yunanistan'da şunları söyleyecekti:

Yunan gazeteciler, UEFA Başkanı'na F.Bahçe'nin durumunu sordu. Michel Platini, UEFA'nın
12 Temmuz'da yaptığı açıklamayı hatırlattı ve F.Bahçe'nin kaderini yakından ilgilendiren şu sözleri sarf etti: 'Aldığımız kararlar var ve Avrupa kupalarından ihraç etmeden önce şike yaptıklarından emin olmamız gerekiyor'.


- M. A. Aydınlar hukuku çiğnetmeyeceklerini söyledi. [21]

FF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar'a kulüp başkanlarının ortak yakınması öncelikle "Sporda Şiddet Yasası" hakkındaydı. "Bu yasa bir an önce çıksın diye diye, hiç alışık olmadığımız bir sürece girildi. Geçiş çok sert oldu. Yasanın neler getirdiğini yaşadıkça öğreniyoruz. Türkiye bu yasaya henüz alışık değil" dediler. Kulüplerin, "Ceza olmasın diyen yok. Ama küme düşme futbolun kimyası bozacak. Yasa Türk futboluna iyi anlatılmadı. Şiddet dışında da ciddi hükümleri olduğunu gördük" genel görüşü ve, "Küme düşme olmamasını temenni ediyoruz" şeklindeki talebine TFF'nin yanıtı da netti:

YASALAR ÇOK AÇIK
"Yasalar, talimatlar açık. Hukukun dışına çıkmamız mümkün değil. Hassasiyetinizi anlıyoruz, ama hukuk da belli. Yasaların, talimatların dışında hareket etmemiz mümkün değil. Bunu ancak el birliğiyle çözebiliriz." Futbol Disiplin Talimatı'nın 55 ve Futbol Müsabaka Talimatı'nın 24. maddeleri "Müsabakanın sonucunu hukuka veya spor ahlakına aykırı şekilde etkileyen, buna teşebbüs eden kulüplere önce küme düşürme cezası, ihlalin ağırlığına göre ek olarak puan indirme cezası" öngörüyor ve teşvik priminin de bu kapsamda olduğunu belirtiyor. TFF yetkilileri, mevcut talimatlarda önce küme düşme cezasının verilmesi gerektiğinin altını çiziyorlar.


Geçtiğimiz üç hafta boyunca hukukun ayaklar altına alınıp tepelendiğini gören Fenerbahçeliler açısından "hukuk" kelimesinin ağza alınması bile anlamlı bir gelişme olarak değerlendirildi.

29 Temmuz

- İlhan Çelikay, Papazınçayırı'nda yayınlanan röportajından sonra emniyete çağrıldı. [22]

- Sabah Gazetesi "Fenerbahçe Belediye mi oluyor" başlığıyla bir haber yayınladı. Haberde, Fenerbahçe'nin en kötü ihtimale karşı İ.B.B. ile birleşme ihtimalini gündeme aldığı ve adını İBB Fenerbahçe olarak değiştireceği iddia edildi. Elbette haberin kaynağı yoktu ve bir spekülasyon böyle kamuoyuna sunulmuştu. [23]

- HSYK Başkanı, şike soruşturmasında bulunan savcı hakkında şikayet gelmesi halinde araştırma yapacaklarını kamuoyuna duyurdu. [24]

30 Temmuz

- "Yıldırım Uzun'u aradı mı" başlığıyla medyaya servis edilen haberde, "Aziz Yıldırım'ın Yıldırım'ın İstanbul BŞB maçı öncesi 'Uzun' diye adlandırdığı Can Arat'ı aramaları için yöneticilerini görevlendirdiği, Can'ın da "Bize bir yatın demedikleri kaldı" diye isyan ettiği öne sürüldü" ifadeleri geçiyor, Can Arat adeta şike teklifine maruz kalmakla itham ediliyordu. [25] Oysa Can Arat'ın ifadesi alınacak ve bir suç işlediğine dair herhangi bir iddia bile ortaya konulmayacaktı.

- Can Arat Serbest Bırakıldı.[26]

Gözaltına alındıktan sonra Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesine sevk edilen Arat, soruşturmayı yürüten savcı Mehmet Berk’e ifade verdi. Arat, sorgusunun ardından serbest kaldı.

Kendisini bekleyen ailesiyle adliyeden ayrılan Can Arat, basın mensuplarının soruları üzerine, "Söyleyecek bir şey yok, her şey ortada" dedi.


- Can Arat hakkında asılsız iddialar ortaya çıkarken bir haber de Uğur Uçar'dan geldi. Uğur Uçar'ın Fenerbahçe maçı öncesi menejer Yusuf Turanlı'dan şike teklifi aldığı "ancak kabul etmediği"ni itiraf ettiği iddia edildi. Bu iddia hakkında da hiçbir gelişme olmayacak, medyada bir an yanacak ve sönecekti. [27]

- Günün en komik gelişmesinin aktörü TSYD idi. Dernek, spor yazarlarını Fenerbahçe'nin ilk maçına gitmemeye davet ediyordu. Derneğin açıklamasında gazetecilikten, hukuktan ve demokrasiden bahsetmesi güzel bir gelişme olarak kaydedildi. (bkz. TSYD Gazeteci olduğunu hatırlamış biz de gazeteciliği hatırlatalım)

30 Temmuz

- Trabzonspor başkanvekili Hacıosmanoğlu Fenerbahçe'nin Trabzonspor'un 4 şampiyonluğunu çaldığını hiçbir delile dayanmadan öyle bodoslama iddia etti. Hakkında hala 6222 sayılı kanun çerçevesinde şiddete mahal verebilecek açıklama yaptığı için dava açılmadı. [28]

- Tahkim Kurulu bütün süreci etkileyecek çok önemli bir karar verdi. [29]

Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu, tartışılan şike soruşturmasına örnek oluşturabilecek bir karara imza attı. Kurul, kaleci Recep Öztürk ile birlikte 3 futbolcunun cezalarında "yürütmeyi durdurma" kararı vererek, İstanbul Beyoğlu 3. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki davanın sonuçlanmasının beklenmesine hükmetti.


31 Temmuz

- Av. Ali Rıza Dizdar Tahkim Kurulu kararının şike soruşturmasına emsal olacağı gerçeğini ifade etti. [30]>

Dizdar, “Tahkim’in başında Hasan Gerçeker’in bulunması bu kararın önemini bir kat daha artırıyor. Nihai karar için Ağır Ceza Mehkemesi kararının beklenmesi olasılığı ortaya çıktı” dedi. Tahkim, Recep Öztürk, Umut Koçin ve Durmuş Bayram için yürütmeyi durdururken, Beyoğlu 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararının bekleneceğini belirtmişti.


- Sabah gazetesi ise habere bozulmuş gibiydi. "Tahkim yanlış yaptı" başlıklı haberde, bir avukata istinaden spor hukuku bakımından kararın yanlış olduğu ifadelerine yer veriliyor, böylece mahkeme bitmeden, ifadeler alınmadan, insanlar savunma haklarını kullanmadan hatta haklarındaki suçlamaları bile göremeden karar verilmesi gibi "hukuki" bir yöntemin uygulanmıyor oluşundan rahatsızlığını belli ediyordu. [31]

- Ahmet Çakar Taraf gazetesine verdiği röportajda Aziz Yıldırım'ın kafasının az çalıştığını ve kendisinin Yıldırım'ı Hitler'e benzettiğini söyledi. [32]

Haberdeki en ilginç yerlerden birisiyse şuydu:

Aziz Yıldırım kafası az çalışan bir adammış. Şikeyle suçlandığı maçlara bak: İstanbul B.B., Bucaspor, Eskişehirspor ve Sivasspor. Fener'in tarihindeki en iyi kadroyu kurmuştu Yıldırım ve normal şartlar altında da o takım bunların hepsini yenerdi.


Ahmet Çakar'ın bütün bu maçları izlemesine, Fenerbahçe'nin nasıl zor bir şekilde bu maçları kazandığını görmesine, bu maçlarda şike yapıldığına dair tek bir bulgu bile ortada olmamasına, hatta kendisinin de itiraf ettiği gibi bu maçlarda "şike yapılmasına gerek olmaması"na rağmen neden şike yapıldığına inandığı ve böyle ifade ettiği ise kendisinin zeka seviyesini gösteren bir bulgu olarak akıllarda kaldı.

Sonuç

- Emniyetin 6 Temmuz tarihinde 19 maçta şike tespit ettiğini ifade etmesine ve 3 Temmuz tarihinden itibaren 28 gün boyunca medyaya bir çok bulgu servis edilmesine rağmen hala 6222 sayılı kanun anlamında şike suçunu gösteren tek bir "bulgu" dahi ortaya çıkmadı.

- Medya olayları yine maksatlı ve taraflı bir şekilde ele aldı. Yargısız infazlar gırla gitti. Can Arat ve daha nicesi şikeyle itham edilmelerine rağmen hepsi serbest bırakıldı.

- TFF üstüne müthiş bir baskı kurulmasına hatta PFDK Tahkim Kurulu kararları bile zan altında bırakılmasına rağmen, şike soruşturmasında ikna edici hiçbir somut bulgu ortaya çıkmadı.



[1] http://www.sabah.com.tr/SabahSpor/F...381400208726
[2] http://www.sabah.com.tr/...bu-federasyon-tam-o-c
[3] http://www.sabah.com.tr/...401218354680
[4] http://www.sabah.com.tr/...517056127287
[5] http://www.sabah.com.tr/...-acikliyor
[6] http://www.sabah.com.tr/S...havutcu-gorevinin-basinda
[7] http://www.sabah.com.tr/...438033830799
[8] http://www.radikal.com.tr/...CategoryID=77
[9] http://www.sabah.com.tr/...fenerbahceyi-dusurecekler
[10] http://webtv.hurriyet.com.tr/....aspx
[11] http://www.sabah.com.tr/S...kaldirilsin
[12] http://www.sabah.com.tr/...-verilecek
[13] http://www.sabah.com.tr/...geldi
[14] http://www.sabah.com.tr...zirvesi
[15] http://www.sabah.com.tr/...336032136560
[16] http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/...id=18362331
[17] http://www.fenerbahce.org/fb2008/detay.asp?ContentID=25380
[18] http://www.sabah.com.tr/...-yapiyor
[19] http://www.cnnturk.com/...
[20] http://haber.gazetevatan.com/.../5/Spor
[21] http://www.sabah.com.tr/.../hukuku-cignemeyiz
[22] http://webtv.hurriyet.com.tr/...-in-agabeyi-emniyette.aspx
[23] http://www.sabah.com.tr/S...333155387511
[24] http://www.sabah.com.tr/...hsykdan-sike-aciklamasi
[25] http://www.sabah.com.tr/...ildirim-uzunu-aradin-mi
[26] http://www.posta.com.tr/...=82235
[27] http://www.sabah.com.tr/...edildi
[28] http://www.sabah.com.tr/...calindi
[29] http://spor.mynet.com/..-karar/38775
[30] http://www.stargazete.com/...-370893.htm
[31] http://www.sabah.com.tr/.../tahkim-yanlis-yapti
[32] http://www.sabah.com.tr...dirimin-kafasi-az-calisiyormus
Devamı ...

13 Ağustos 2011

Bu Bir PR Savaşıdır! - Gol Olmasaydı Bizi Öldürürdü



"Aziz Yıldırım Dexter mı? Seri katil olabilir mi? Can ve mal güvenliğinden emin olmayan o yönetici kim? Duyanları hayrete düşüren, görenleri şoke eden o diyaloglar!" Basın sağolsun konuyu neredeyse böyle verecek.

Bakın haberi Sabah gazetesi nasıl veriyor:

"Şike soruşturmasında kapsamında yapılan telefon dinlemelerinde ortaya çıkan kayıtlar herkesi şaşırtmaya devam ediyor. Son ortaya çıkan kayıtlarla, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'ın, TFF Merkez Hakem Kurulu'nun hakem atamalarına müdahale ettiği, hakemler üzerinde baskı kurduğu, Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu ve Tahkim Kurulu kararlarına müdahale edip yönlendirdiği tespit edildi. Dinlemelere göre Fenerbahçe Asbaşkanı Şekip Mosturoğlu, kendisinin gözaltına alınmasından sadece bir gün önce 2 Temmuz'da saat 10:38'de gazeteci Tahir Kum ile görüşüyor. Mosturoğlu bu telefonda "Tahkim Kurulu 6-1 bizde. Disiplin Kurulu da 4-3 bizde" ifadesini kullanıyor. Bu konuşma, TFF seçimleri sonrası yapıldığı için mevcut kurul için söylendiği ortaya çıkıyor. MHK'ye atanacak üyelerin belirlenmesinde de TFF eski Başkanı Mahmut Özgener'in aralarında 'haberci' olarak kullandıkları Mümtaz Karakaya ile Aziz Yıldırım'dan MHK için bir üye ismi belirlemesini istediği, diğer isimler için de olurunu aldığı tespit edildi." [1]


Şekip Mosturoğlu'nun Tahkim Kurulu 6-1 bizde, Disiplin Kurulu da 4-3 bizde derken kastettiği açık, kulübün desteklediği adaylar seçilmiş. Başkaları da başka adayları destekliyormuş, onların da desteklediği adaylardan bazıları anlaşılacağı üzere seçilmiş. Demek ki ortada bir seçim var, bir yarış var, birileri de kendi destekledikleri adayların seçilmesini istiyor, bundan mutluluk duyuyor. Örnekle, "TBMM 327 - 135 bizde" cümlesinden AK Partililerin Mecliste çoğunluk oluşturduklarını, halktan daha fazla oy aldıklarını anlıyoruz. Yanlış bir şey yok. Böyle bir ifade normal. Zaten bu ifadenin de şikeyle filan alakası yok. Bir başka takım yöneticisine müsabaka sonucunu etkileme teklifi yok, öyle bir kabul yok, alakasız bir konuşma. Peki Sabah Gazetesi bu atılı suçla alakasız konuşmayı neden yayınlıyor?

Açık.

Çünkü TFF'ye bağlı PFDK gelecek hafta karar verecek. 3 Temmuz'da insanlar daha gözaltına alındığında, soruşturma safhasında, soruşturmayı "sanat eseri" ilan ederseniz, daha bulgular ortaya çıkmadan "müthiş deliller" var derseniz, "Fenerbahçe kesin küme düşecek" diye tamtama başlarsanız, ve fakat bu deliller yoksa, Savcı fellik fellik delil arıyor, en nihayetinde psikolojik baskı kurup aldığı itiraflar elindeki tek geçer akçe oluyorsa, 19 maçta şike yapıldığı "tespit edildi" diye beyanat verirken Emniyet, artık bu iddialarla dalga geçilecek hale geldiyse, ortada 6222 sayılı kanun anlamında ne bir şike teklifi ne de kabulüne yönelik tek bir bulgu bile yoksa, "Fenerbahçe düşürülmeli" kampanyasının akibeti psikolojik baskıya kalmıştır. Medya, şimdiden PFDK üzerinde baskı kuruyor. Ters bir karar çıkarsa "Zaten Fenerli" diyecekler. Sanki Fenerbahçe tek başına seçtirmiş PFDK ile Tahkim Kurulu üyelerini.

Şu cümle daha da acaip: "Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'ın, TFF Merkez Hakem Kurulu'nun hakem atamalarına müdahale ettiği, hakemler üzerinde baskı kurduğu, Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu ve Tahkim Kurulu kararlarına müdahale edip yönlendirdiği tespit edildi"

E nasıl tespit edildi? Biz bu tespitleri biliyoruz. Fenerbahçe'nin Galatasaray'a teşvik girişiminde bulunduğu da "belirlenmişti". Adnan Sezgin ile Şekip Mosturoğlu'nun "naber abi, kaçta buluşuyoruz"dan mürekkep telefon konuşması da bunun "delili" oluyordu. Akıl hafsalanın almayacağı tespitler. 3 porsiyon döner yiyelim sözünden de "şike tespit eden" müthiş bir zihin olduğu için karşımızda, bu "tespitlere" güvenemiyoruz. Şimdi göreceğiz ki zaten bu tespite zemin olacak bir "bulgu" da yok. Bunları "irdelemeden" bir başka noktaya sıçrıyorum, ama mutlaka geleceğiz tekrar.

Mahmut Özgener'in MHK seçimi için Aziz Yıldırım ile görüştüğü ortaya çıkmış. Bu bir suç gibi yansıtılıyor. Bir kere bu suç değil. Seçimlerden önce, adaylar, oy kullanacaklar olanlarla görüşürler, şu veya bu kişiden de destek isterler. Fenerbahçe TFF seçimlerinde delegeleri eliyle oy kullanacak kulüplerden biridir, Özgener'in onu araması doğal. Arayan, soran sırf Özgener mi? Değil, şu da var:

"A.Y.: "Ne yapıyor federasyonumuz"

M.K:"Bekliyor, son günlerini yaşıyor işte"

A.Y: "Ben ulan başbakana gittim de o Mahmut'un seçiminde. Adam bana iki tane şey söyledi. 'Kimi istiyorsan onu söyle' dedi. 'Mehmet Ali Aydınlar mı olsun olsun, Mahmut mu' dedi" [2]


E kardeşim Başbakan da Aziz Yıldırım'a sormuş kimi istediğini? Bir kere federasyon seçimlerine Başbakan'ın karışma hakkı yok. FIFA'nın bu konudaki tutumu açık. Federasyonlar özerktir, siyasi müdahale ile seçimleri belirlenemez. Bir ton emsal olay var. Başbakan ne hakla karışıyor? Bunu tabi gazetecilerimiz soramaz. Cümle içerisinde "iktidar" kelimesi geçince, hepsi lal oluyor, o "temiz lig" istemleri de bir anda içlerine kaçıyor.

Halbuki kulüpler TFF seçimleri esnasında oy kullanacaklar. Oy kullanacaklar! Birilerini seçecekler. Demek ki adaylar var. Birilerini destekleyecekler. Bunun için görüşmeleri, konuşmaları, lobi faaliyeti yürütmeleri kadar normal bir durum yok.

Yani böyle Sopranos'a çevrilecek bir hadise bulunmuyor. Birileri birilerine bir seçimde kimi destekleyeceklerini, şu veya bu adayı önerirlerse destekleyip desteklemeyeceklerini, kimi aday gösterirse destek alabileceklerini filan sormuş. Özgener de bunu yapıyor, ne hikmetse Başbakan da bunu yapıyor. Aziz Yıldırım Başbakan'a da mı baskı kuruyor? Onu demeye dili gitmeyen, başka durumda "baskı kurduğu belirlendi"li polis fezlekesi cümlelerini aynen copy paste ediyor.

Şimdi bıraktığımız noktaya gelelim, bu "belirlemenin" delili nerede? Haberin devamı.

'Gol olmasaydı, Aziz Bey öldürürdü bizi'
Aziz Yıldırım'ın, TFF eski Başkanı Mahmut Özgener ile başkanlık koordinatörü Mümtaz Karakaya aracılığıyla görüştüğü tespit edildi. Yıldırım'ın Karakaya'nın telefonu üzerinden Özgener ile görüştüğü, çok önemli konularda ise Karakaya'nın taşıdığı yazılı notlar aracılığıyla iletişim kurulduğu belirlendi. Emniyet kayıtlarında "Eski TFF Başkanlık Koordinatörü Mümtaz Karakaya'nın, 'Haberci-kurye' görevi gördüğü tespit edildi" ifadesi kullanılıyor. Fenerbahçe'nin Kayserispor'u 2-0 yendiği 14 Şubat'taki maç öncesi 10 Şubat günü Aziz Yıldırım Mahmut Özgener'i arayıp hakem Fırat Aydınus'un Fenerbahçe aleyhine hareket etmemesi için uyarılmasını istiyor: "Pazartesi günkü adam için Oğuz konuşsun. Bir şey istediğimiz yok ama yani şimdi bu Beşiktaşlı. Beşiktaş filan bizi aradan çıkarmasın." "


Gene bir ton tespitli cümle. Ancak komik bazı şeyler var. Karakaya "Başkanlık koordinatörü" sıfatına haiz. Adamın işi zaten koordinasyon, kulüplerle görüşme, iletişim içerisinde olma. Polis buna "haberci-kurye" demiş. Ulan sanırsın suç örgütünün gizli kuryesi adam, uyuşturucu kaçakçısı! Adam TFF Başkanlık Koordinatörü lan zaten! TFF yasal, kanunla kurulmuş bir kurum. Bu kurumun koordinatörünün görevlerinden biri de, Federasyonun faaliyet gösterdiği alandaki kulüplerin başkanları ile görüşmek, konuşmak, onlarla iletişim içerisinde olmak. Haberci-kurye ne? Sonra Aziz ne demiş? "Bu adam Beşiktaşlı, bize yanlış yapmasın" E ne var bunda? Sadri Şener Diyarbakırlı bir hakemin, Aziz Yıldırım ile aynı memleketten olması sebebiyle üstelik de medyaya açıklamada bulunmadı mı? Burada baskı filan yok, alenen bize haksızlık yapmasın diye uyarılmasını istemiş.

Bu da suç değil. İşin daha anlaşılmaz tarafı bu. Bir kulüp başkanının Federasyon başkanı ile konuşması suç değil, hakemleri haksızlık yapmaması için uyarması suç değil! Bu cümleler hangi kanunun hangi hükmüne aykırılık taşıyor? Otursun polis göstersin, şu kanunun şu maddesine aykırıdır diye, gösteremiyor, gösterememiş, çünkü böyle bir suç yok! Yine de servis ediyor, zira bu dil ve bu yorumlarla bu konuşma "kötü" gözüküyor. Amaç zaten bir suçu fas etmek de değil, kamuoyu nezdindeki itibarı yok ederek toplumda belirli bir algının oluşmasını sağlamak.

Suç nedir? Örneğin süregiden bir yargılamayı etkilemeye çalışmaktır.

Şimdi Simsar Operasyonuna bakıyoruz. Oradaki teknik takipte ilginç şeyler var:

TURKCELL Süper Lig’de 2004-05 sezonunda oynanan Beşiktaş-Sakaryaspor maçından sonra Özcan ile görüştüğü tespit edilen Sezgin’in, bir hafta sonra Galatasaray ile karşılaşacak olan Beşiktaş’ı kastederek, ‘Artık bundan sonra ceza verirsiniz, bu i...lere’ dediği belirlendi..

Maç 10 dakika durdu

SÖZ konusu maç 27 Şubat 2005’te oynanmış ve Beşiktaş 2-1 kazanmıştı. Maçın 87. dakikasında bir özel güvenlik görevlisi kaleci Şenol’a küfür edip kavga çıkarmış, bir başka güvenlik görevlisi de Serdal’ın burnunu kırmıştı. Ayrıca tribün olayları çıkarken, hakem maçı 10 dakika durdurmuştu.

Seyircisiz+50 bin YTL

SEZGİN’İN Özcan’a yaptığı baskının etkisiyle PFDK Beşiktaş’a ağır fatura çıkarmış, Kartal’a 1 maç seyircisiz oynama, 50 bin YTL para cezası verilmiş. Ayrıca Carew’e de 3 maçlık fatura çıkartılmıştı. Görüşmeleri telefona takılan Sezgin, A.Gücü Başkanı Aydın, Eskişehirli bir yönetici ve bazı futbolcular önümüzdeki günlerde dinlenecek. [3]


Şikayetse sorun yok ancak süre giden bir muhakeme hakkında ise suç. Çünkü süregiden bir yargılamaya ilişkin olarak, yargılamayı yapacak merciye baskıda bulunuyor Galatasaray Yöneticisi Adnan Sezgin. Baskı da sonuç veriyor, "ceza verirsiniz bu ibnelere" dediği kulüp (Beşiktaş) ceza almakla karşı karşıya.

Ancak Aziz Yıldırım böyle bir talepte bulunmuyor.

Bu iki olayın da "şike" suçlamasıyla alakası yok. Bu kayıtların neden sızdırıldığı da belli değil. Bunlar "şike" suçunu gösteren, buna ulaşmamızı sağlayacak birer "veri" değiller.

Devam ediyoruz,

Yıldırım, 27 Şubat'ta Karakaya'yı arayarak, 3-3 biten Trabzon- Kayseri maçının hakemi için, "Bunun gibi hakemi s.... ben ya Bunun a... k...ben ya. Bu hakem makemliği bıraksın yarın çok ağır beyanat veririm ha A.... k.... böyle hakem mi olur ya O....ç.... bu ya" ifadelerini kullanıyor.


Eee? Yani? Küfürlü konuşmuş ağzına biber sürelim. Hakemin maçı kötü yönettiği düşüncesiyle serzenişte bulunmuş. UU bence Fenerbahçe küme düşürülsün, Aziz Yıldırım orospu çocuğu demiş. Düşürülsün de, telefonda hakem hakkında gıyabında küfürlü konuşmak hangi yasanın hangi maddesine aykırı ve bu eyleme bağlanan ceza ne bir ortaya konulsun. Yok öyle bir kanun veya düzenleme.

"OZAN'I PFDK'YA VERİN"
Yıldırım 9 Mart saat 19:54'te Karakaya'ya Bursasporlu Ozan İpek'i şikayet ediyor: "Ozan İpek mi ne Bursalı. Fenerbahçe- Gençlerbirliği maçını seyrederken güldük demiş. Maçı demiş bu kadar belli etmesinler işte hakemlere falan sallamış. Bir yarın bakın onu. Pez.... verin gitsin." Karakaya: "Tamam başkanım."


Ozan İpek şike imasında bulunmuş. Bu durum yalnızca TFF'nin ilgili düzenlemelerine aykırı değil, aynı zamanda 6222 sayılı Kanun bağlamında da suç.

Bak, 22. madde ne diyor:

"Şiddete neden olabilecek açıklamalar
MADDE 22 – (1) Sporda şiddeti teşvik edecek şekilde basın ve yayın yoluyla açıklamada bulunan kişilere, fiilleri suç oluşturmadığı takdirde, beşbin Türk Lirasından ellibin Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir.
"


Ozan İpek'in yaptığı türden bir açıklama taraftarlar arasında hasmane duyguları arttırarak, şiddet olaylarına sebebiyet verebilir. Aziz Yıldırım şikayette bulunmuş. Bunda da bir şey yok.

16 Nisan'da Fenerbahçe'nin 1-0 galip geldiği Gaziantep maçında Levent Kızıl, Mümtaz Karakaya'yı arayarak, "Yandık a. k.. Telefonu da kapattım 5 kere aramış" der. Karakaya da, "Mahmut da kapattı abi inşallah bari yensin de h... s.. yenerse" dediği tespit edildi. Saat 21.14'te ise Kızıl, kendisini arayan Ömer isimli şahsa, "Fener'i mahvetti Hüseyin Göcek. Ödüm koptu. Gol olmasaydı Aziz Bey öldürürdü bizi" dedi.


Çok belli. Açsınlar Antep maçını izlesinler. Hüseyin Göcek o maç mahfetti. Bir hakem faciasıydı. Aziz Yıldırım da kızmış. Doğal. Onun arayıp kendilerine kızacağından korkmuşlar. Levent Kızıl da "öldürürdü" derken gerçek manada öldüreceğini değil, ortalama zekaya sahip her normal vatandaşın anlayacağı gibi, "çok kızardı" anlamında "öldürürdü" kelimesini kullanmış. Örneğin "Ne bu yüzün asık karadenizde gemilerin mi battı?" diye sorduğumuzda gerçekten de yüzü asık olan arkadaşımızın filo komutanı olduğunu ima etmiyoruz, "seni ben mahfederim" diye kızdığımız zaman karşıdakini gerçekten de yok edeceğimizi filan söylemiyoruz, sakla samanı gelir zamanı denildiğinde de kimseye saman saklaması tavsiye edilmiyor. Bunu da bazı emniyet ve medya mensupları için özellikle söylüyorum, lütfen ecdadımızın vasiyetidir diye saman filan saklamaya çalışmasınlar. Bazı şeyleri çok yanlış anlayabiliyorlar.


Yıldırım, 30 Nisan 2011'de Mümtaz Karakaya'ya telefonda "Benim söylemediğim adam ne başkan olur ne bilmem ne olur. Onu bilin yani. Senin İzmirli başkanın i..e tamam mı?" diyor.

ÖZGENER'E TELEFONDA KÜFÜR
Yıldırım, 15 Mart'ta MHK Başkanı Oğuz Sarvan'ın kulüp başkanlarını hedef alan sözleri üzerine çıldırır ve Özgener'i arar: "Şimdi Kulüpler Birliği var buna istifa çağrısı yapacağım. Özgener: Yapma başkan. Sıkıntı olur. Allah aşkına yapma Yıldırım:Lan o... ç.... sen şampiyonları, küme düşenleri tayin ediyorsun. Sen farkında değilsin ki ş...oğlu ş....siz Özgener: Öbürü istifa edecek başkanım söyledim ona, Yüksel Okçuoğlu edecek.


Evet küfür filan etmiş. Kulüpler Birliği Başkanı Aziz Yıldırım kulüp yöneticileri hakkında MHK Başkanının açıklama yapmasına kızmış. Allah Allah kesin "örgüt" işi filandır.


Özgener belgeler için 'izin' aldı
TFF eski başkanı Özgener, 3 Mart'ta Aziz Yıldırım'ı arayarak, Fenerbahçe Kulübünden 3 yıl süreyle geçici ihraç cezası verilen eski yönetici Hakan Bilal Kutlualp hakkında mahkeme tarafından TFF'den istenen belgeler için onay alıyor. Özgener ayrıca Sadettin Saran ve bir Rus futbolcunun transferiyle ilgili mahkeme için de Yıldırım'a danıştıktan sonra, sözü Beşiktaş Başkanı Demirören'e getirerek, "Yüz yüze muhakkak görüşmemiz lazım. Bu Yıldırım birşeyler karıştırıyor başkanım. Hakemle canı yananı arıyor" diye dert yanıyor.


Evet ikili özel görüşmeler, dertleşmeler filan. Ne büyük günah!

Bakın ben size bir kaç başka konuşma daha göstereyim.

FEDERASYONA muhalif kulüplere karşı terör estiren PFDK eski Başkanvekili Recep Özcan yönetime yakın futbolcuları da korurken, adeta Aydın’ın talimatları ile hareket etmiş. Disiplin Kurulu’na dosyaları gelen Sakaryasporlu Evren Nuri Turan ile Manisasporlu kaleci Bülent için Özcan’ı arayan Ankaragücü Başkanı Cemal Aydın’ın ‘Bizim çocuklara az ceza verin’ dediği belirtilirken, bu oyuncular az ceza ile kurtuldu. Muhalif olduğu dile getirilen Malatyasporlu bir futbolcu hakkında ise Aydın’ın, ‘O i...’ye iyi bir ceza ver aklı başına gelsin’ talimatı verdiği, operasyon kapsamındaki tutanaklara işlendi. Bu oyuncunun da ağır bir ceza aldığı kaydedildi.

Bu arada dün annesi Emine Hanım’ı kaybeden Aydın, iddialarla ilgili, ‘Ben kulüp başkanıyım. Tabi herkesle görüşeceğim. Ne konuştuğumu biliyorum. Suçlu bulunup ceza alırsam, ilmeği ilk ben çekerim’ açıklamasını yaptı.


Şu daha eğlenceli

Hürriyet gazetesinin haberine göre, Simsar Operasyonu kapsamında tutuklanan Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK) eski Başkanvekili Recep Özcan ile Ankaragücü Başkanı Cemal Aydın arasında geçen ilginç "Pipi" sohbeti soruşturma dosyasında yerini aldı.

14 Nisan 2007 tarihinde oynanan Sakaryaspor-Beşiktaş karşılaşmasında hatalı goller yediği için tribünlerden yapılan çirkin tezahüratlara, eliyle cinsel organını göstererek tepki veren Beşiktaş kalecisi Vedran Runje’nin, PFDK tarafından cezalandırılmasıyla ilgili çok ilginç görüşme "Simsar Operasyonu" dinlemelerine takıldı.

ALETİ GÖSTERMİŞ

Runje ile ilgili 18 Nisan 2007’de yapılan konuşmada Özcan, Aydın’a, Runje’nin cezalandırılması için kendisine çeşitli talepler geldiğini belirterek "Ç..ünü gösteren adama ’ceza ver’ diye arıyorlar. Önce bir ölçtürelim, halkta infial yaratır mı bunu öğrenelim. Hemen ceza verilmez ki. Kadınlar gazetelerde, dergilerde boy boy çıplak fotoğraf veriyor, her yerlerini gösteriyor. Ayıp olmuyor. Herif aleti göstermiş ne olmuş yani" diyor.


- Telefonda küfürlü konuşmak suç değil.
- Federasyon yetkililerinin kulüp başkanları ve yetkilileri ile görüşmesi suç değil.
- İki insanın kendi aralarında bir seçimden sonra, seçim sonuçlarına ilişkin olarak "şu bizden bu bizden" demesi suç değil.

Ancak,

Soruşturma safhasında elde edilen bulguları medyaya servis etmek suç.

Gizli kalması gereken bulguları ve diğer türden işlemleri basın yoluyla yayınlamak suç.

Teknik takipte elde edilen ve iki insanın arasında olan konuşmaları kamuya açıklayarak özel hayatın gizliliği ilkesini ihlal etmek suç.

İşe bak, suç işleyenler, suç olmayan fiilleri yapanları, kamuya şikayet ediyorlar. Daha delice bir şey mümkün mü?

Savcı da hala delil arıyor, fellik fellik. Kolay gelsin, eldeki malzeme bu olunca, insanın işi zor tabi, Allah böyle sorun kimseye vermesin.

[1] http://www.sabah.com.tr/SabahSpor/..tahkim-61-bizden
[2] http://www.internethaber.com/..ixzz1UuDs7ry0
[3] http://www.stargazete.com/...-92572.htm
Devamı ...

Utanmaz Takvim



Bu süreçte basının yaptıklarını genel olarak ele aldık ama iki tanesini ayrı yere koymak lazım. Sabah ve Takvim. Yalan haberlerin çoğunun kaynağı bu ikisi. Dilleri kışkırtmaya yönelik, bilgi vermek için değil aşağılamak ve küçük düşürmek için haber yapıyorlar. Doğru haberleri bile abartılı bir dil kullanarak veriyorlar. İyice işin tadını kaçırdılar. Bugün Takvim yine utanmadan bir rezilliğe daha imza atmış. Türkiye'de gazeteciliğe de spor yazarları derneğine de bu adamlar yakışıyor. Şu haberin dilinin rezilliğine bakın.

'Evli olan' Niang ile kankası Dia'nın Acarkent'teki bir evde iki bayanla yaptıkları alemin görüntülerini Takvim ele geçirdi

Fenerbahçe camiası, şike soruşturması nedeniyle tarihinin en sıkıntılı günlerini geçiriyor... Küme düşürülmesi gündemde olan Sarı-Lacivertliler'de Başkan Aziz Yıldırım'la birlikte yöneticilerin Metris'te tutuklu olması tüm Fenerbahçelileri üzüntüye boğuyor. Fakat tüm bu sıkıntıları umursamayıp gününü gün edenler de var. TAKVİM, Sarı-Lacivertli takımın iki yıldızı Mamadou Niang ve Issiar Dia'nın alem görüntülerini ele geçirdi.

NIANG'IN EŞİ BUNA NE DİYECEK?
Acarkent'te bulunan bir evde iki bayanla birlikte sabaha kadar eğlenen iki Senegalli futbolcunun görüntüleri herkesi şok etti. Fenerbahçe camiasının bu sıkıntılı günlerinde Niang ve Dia'nın alem yapması herkese 'yuh' dedirtti. Niang'ın mutlu bir evliliğinin olması ise skandalın boyutunu bir kat daha artırıyor. Bu görüntülerin ardından Niang'ın eşinin vereceği tepki de büyük bir merakla bekleniyor.

İKİSİ DE TAKIMDAN AYRILMAK İSTİYOR
F.Bahçe'nin içinde bulunduğu sıkıntılar nedeniyle takımdan ayrılmak isteyen Niang geçtiğimiz günlerde bu isteğini yönetimle paylaşmıştı. Niang'ın kankası olan Dia'nın da ayrılma düşüncesinde olduğu konuşuluyor. İki futbolcuya taraftarın da büyük tepki göstermesi bekleniyor.

SABAHA KADAR ALKOL VE DANS
F.Bahçe 'ye transferleri sonrasında adeta ayrılmaz ikili haline gelen Niang ve Dia gece alemine de birlikte aktı... İki yıldız sabahın ilk ışıklarına kadar içki içip yanlarındaki bayanlarla çılgınca dans etti. Sarı-Lacivertli yönetimin başı geçtiğimiz yıllarda da R.Carlos, Kazım, Vederson ve Bilica'nın karıştığı kelepçeli parti nedeniyle çok ağrımıştı.

GÜNDEME OTURACAK
Fenerbahçe taraftarının çok şeyler beklediği Niang ve Dia'nın alem görüntüleri gündeme bomba gibi düşecek. Senegalli yıldızların takımın bu sıkıntılı gününde sergiledikleri umursamaz tavır tepki çekeceğe benziyor.
1. Bu iki oyuncunun alem yapmasından size ne? Ne hakla özel görüntülerini çalıp, cinayeti ortaya çıkarmış havasında basıyorsunuz.
2. Siz kimsiniz de utanmazlar diye yargıya varıyorsunuz?
3. Niang'ın evli olmasından size ne? Eşinin ne diyeceği sizi neden ilgilendiriyor? Belki de eşinin haberi var, size giren çıkan ne?
4. Kulüp başkanı içeride diye oyuncuların eğlenmesinin utanmazlık olduğunu nereden çıkardınız? Nasıl bu yargıya varıyorsunuz?
5. Kime 'yuh' dedirtmiş? Herkes dediğiniz bu haberi yazan adam ve üç tane 'kankası' mı?
6. "İki futbolcuya taraftarın da büyük tepki göstermesi bekleniyor" diyerek kimden bahsediyorsun? Kimsin sen? Bugün görürsün taraftar kime tepki veriyormuş.
7. Olayın kelepçe partisiyle ne alakası var, soruşturmayla ne alakası var? Dia'nın gitmek istediğini nereden duydun?
8. Özetle son soru. Kimsin sen? Teoman'dan yumruk yiyip iki seksen yere serilmiş magazinci. Sana mı düştü taraftarın ne tepkisi vereceğini, kimin neden utanacağını belirlemek?

Bu yaptıklarınızın tek anlamı var: Siz neyle uğraştığınızın, neyi kaşıdığınızın farkında değilsiniz.
Devamı ...