15 Şubat 2011

Fenerbahçe 2 - Kayserispor 0
STSL 14/02/2011



Fenerbahçe, Spor Toto Süper Lig 21. haftanın kapanış maçında Kayserispor' u Niang ve Lugano' nun golleriyle 2-0 yendi. Şampiyonluk yarışında bir engeli daha geride bırakan sarı lacivertliler, üst üste 5. galibiyetini alarak ikinci sıraya yükseldi.

PAPAZIN ÇAYIRI: Bu maçı sadece zirve mücadelesi veren Bursaspor ve Trabzonspor değil, biz, Papazın Çayırı ekibi de tedirginlikle bekliyorduk. Çünkü, evini taşıyan Rehavet, ligtv aboneliğini iptal ettirmiş, peşi sıra ‘bu eve elsiditivi yakışır olum’ gazına gelmediği için taşımak zorunda kaldığımız yaklaşık beş yüz kilo ağırlığındaki eski televizyonu yeni evde çalışmayı reddedince beyimiz son dört maçı ‘yeni eve yakın, yeraltındaki izbe bir kıraathane-bahis bürosu kırması’ mekanda izlemiş ve seri galibiyetlerde orada gelmişti.

Kayserispor maçını evde izler ve kaybedersek Rehavet’ in ‘26 tane bira içip, sigaraya yeniden başlayacak’ olması bir yana, ben her yere ‘ibne rehavet’ yazacaktım. Aethewulf papaza küfürlü bir yazı döşeyecek, PVH okyanus ötesinde Amerikanın üzerinde içlenecekti. Diğerleri de en hafifinden totemi bozduğu için Rehavet’ e ayıplayıcı nazarlarla bakacaktı.

Ama öyle olmadı.

Maça başlarken her şey Rehavet’ in lehineydi. Kayserispor defansının ortaklaşa hatasında top Özer’ de kaldığında daha üçüncü dakika dolmamıştı.

3’ te Özer kaptığı topu Mehmet Topuz’ un önüne attı. Mehmet sağdan alda at dedi. Niang da denileni yaptı: 1-0

Bu erken gole rağmen oyun planında bir değişiklik yapmayan, oyunu kendi sahasında kabul edip, en iyi yaptıkları işi yapmak isteyen bir Kayserispor vardı sahada: kaptıkları topu hızla dikine oynayıp golü bulmak.

Fenerbahçe ise klasik ilk yarım saat baskısından en az bir gol daha çıkartmak amacındaydı.

Fenerbahçe bu fırsatı bir çok defa yakalayıp heba ederken, Kayserispor bir defa yakaladı istediği pozisyonu.

15’ te ceza sahası içinde Amrabat’ ın al orta şut karışımı vuruşuna Zalayeta çizgi üzerinde dokunamadı.

20’ de Mehmet Topuz' un ortasında top ceza sahasının sol çaprazında bulunan Alex' in önüne düştü. Onun vuruşu direğin dibinden auta gitti.

25’ te rakiplerinden harika hareketlerle sıyrılan Dia' nın sol ayağıyla yaptığı vuruş direğin hemen yanından auta gitti.

31’ de sakatlanan Santana’ nın yerine Semih Aydilek girdi.

İlk yarının geri kalanında iki takımda idare etmeyi tercih edince takımlar soyunma odasına Fenerbahçenin 1-0 lık üstünlüğü ile gitti.

İkinci yarı da ilk yarı gibi başladı; gol dışında. Oyunu sahasında Kabul eden Kayserispor ve golü atıp kontrollü oyuna dönmek isteyen Fenerbahçe.

Beklenen golse duran toptan geldi.

60’ te Alex’in sol kanattan kullandığı köşe vuruşunda ceza sahası içinde çok iyi yükselen Lugano kaleci Volkan Babacan’ı mağlup etti: 2-0.

Bu gol sonrasında oyun kurgusunu değiştiren Kayserispor, Fenerbahçe sahasında daha çok görünse de kaleyi bulan bir şut için son dakikayı beklemek zorunda kaldılar. Fenerbahçe ise yakaladığı üç kontratakta Niang’ ın yanlış pas tercihine takılıp gol ya da gollerden oldu.

90’ da Ziani' nin soldan kullandığı serbest vuruşta ön direkte Selim Teber kafayı vurdu, kaleci Volkan’ ı aşıp kaleye gitmekte olan topa arka direkte son olarak Kujovic kafayla dokundu. Ancak Kujoviç ofsayt pozisyonundaydı.

Kalan sürede skor değişmeyince Fenerbahçe maçı 2-0 kazandı.

Şimdi sıra Fenerbahçe’ yi yenerek sezonu kurtarmayı planlayanların hevesini kursaklarında bırakmakta.

FENERBAHÇE: 2 - KAYSERİSPOR: 0

Stat: Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu

Hakemler: Fırat Aydınus, Aleks Taşçıoğlu, Orkun Aktaş

Fenerbahçe: Volkan Demirel, Gökhan Gönül, Lugano, Yobo, Andre Santos, Özer (76 Semih), Mehmet Topuz (89 Bekir), Selçuk, Dia (Cristian), Alex, Niang

Kayserispor: Volkan Babacan, Hamza, Serdar, Amisulashvili, Hasan Ali, Amrabat, Selim Teber, Abdullah, Santana (31 Semih), Karım Ziani, Zalayeta (55 Kujovic)
Goller: Niang, Lugano

Sarı Kartlar: Andre Santos, Bekir / Serdar, Hamza, Semih
Devamı ...

13 Şubat 2011

Emir "Bodiroga" Preldziç



Maç 80'li yılların tek kanallı basketbol haberlerindeki ifadeyle "karşılıklı basketlerle" başladı. İki takım da bu karşılıklı basket işini abarttığı için ilk yarı boyunca biz en fazla dört, Beşiktaş iki sayı farkla öne geçebildi. Oglivy'le skor üreten Beşiktaş'a Ukiç ve Kaya ile yanıt verdiğimiz ilk çeyreği 20-19 önde kapadık. Chatman pick and roll'ü iyi oynayan bir guard olmadığı için Oglivy ile pick and roll'ü daha çok Serkan üzerinden oynadı Beşiktaş ve biz de her zaman olduğu gibi savunamadık.

İkinci çeyrekte Beşiktaş yüksek yüzdeli dış atışlarla maça tutunurken biz serbest atış çizgisinden bile sayı bulamadık. Emir'in üçlüğü dışında tek bir isabetimiz bile yoktu çizginin gerisinden. Buna rağmen pota dibinde Oğuz'u iyi kullanarak ve Kinsey'in atletikliğiyle hücumda kolay sayılar bulabildik. Arka arkaya 6 serbest atış kaçırıdığımız bu bölümde oyun olarak üstünlük sağlasak da skora yansımadı bu üstünlük ve ilk yarı berabere sona erdi. 37-37

İkinci yarı başında Kaya ve Kinsey'in savunmaya getirdiği sertlik sonrası Emir'in soyunma odasından Bodiroga maskesiyle dönmesiyle birden bire momentum lehimize döndü. Emir'den arka arkaya gelen üçlüklere Ukiç'in smacı ve Kaya'nın basketi de eklenince çift haneli farkı yakaladık. Sadece Oglivy'nin serbest atışlarıyla ayakta kalabildi bu bölümde Beşiktaş. Üçüncü periyot 58-51 sona erdi.

Son periyot Emir kaldığı yerden devam etti, Beşiktaş'a oranla daha derin ve nitelikli kadroya sahip olmanın avantajıyla son 5 dakikaya 12 sayıyla önde girdik. Beşiktaş maçın son bölümünde Cevher, Chatman ve Hüseyin'in üçlükleriyle farkı 5'e kadar indirse de arka arkaya gelen üç hücum ribauntu sonrası maçı koparan basketler yine Emir'den geldi ve Türkiye Kupası 3. kez müzemize girmiş oldu.81-72

Emir uzun zaman hatırlanacak bir performans koydu. Takımın şut anlamında çember dövdüğü bir maçta ikinci yarı resmen hücumu tek başına yönetti. Drive etti, şut attı, faul aldırdı, her şeyi yaptı, geldiğinden beri kendisinde gördüğümüz Bodiroga kumaşını ete kemiğe büründürdü. Takımın attığı 5 üçlüğün hepsi kendine ait. Felaket faul attığımız bir maçta en kritik faullerde 6/7 isabet sağlayarak 35 sayı, 3 ribaunt, 4 asistle maçı tamaladı. Son periyot Emir dışında saha içi isabeti bulan oyuncumuz yoktu sanırım varsa bile zaten asisti Emir yapmıştır.

Türkiye Kupası öncesi sakatlık yaşamayalım da ne olursa olsun diye düşünüyordum ama Fenerbahçe'nin olduğu her yerde zuhur eden şanssızlık talihsizlik Kayseri'de de fazla mesai yaptı. Mirsad'ın diz sakatlığı büyük ihtimalle ciddi ve bu yaşta bir oyuncunun bu sakatlık sonrası kariyerine devam etmesi çok zor. Kesin sonuç İstanbul'daki MR sonucu belli olacakmış ama Euroleague için çok ciddi bir kayıp verdik. Kupayı verip sağlam dönmeyi yüz kere tercih ederdim. 90'larda Play off öncesi iki yıl üst üste burnu kırılan İbo'nun sakatlıklarını bile geçti bu sene yaşadıklarımız. Önce Engin, sonra Vidmar, Kaya'nın da çok sağlam olmadığı kronik bir sakatlığı olduğunu düşünürsek uzun rotasyonumuz daraldıkça daraldı. Bu gruptan bir şekide çıksak bile Vidmar ve Mirsad'sız bir Top 8 eşleşmesinde şansımızın epey azaldığını düşünmek lazım. Kaldı ki Mirsad yaptıkları istatistik kağıdına yansımayan takımın ruhani liderlerden biri olduğu için etkisi çok fazla olacak. Tadı tuzu kalmayan bir kupayı aldık ama Beşiktaş taraftarına da bir şeyler söylemek lazım.

Bir oyuncu muhtemelen kariyerini bitiren bir sakatlık yaşarken ona küfür edip, oh oh çeken hayvanların da yaptığı Beşiktaşlılık duruşuna dahildir herhalde. Her platformda Fenerbahçe nefreti kusan, maç öncesi abuk sabuk konuşup aklı sıra hakem etkileyecek yöneticilerin istediği kışkırtığı taraftar profili de bu zaten. Yenince Feneri yenip yenilince Ülkere yenilen şizofren Beşiktaş taraftarına geçmiş olsun. Mirsad'ın sakatlığının korktuğumuz kadar büyük olmaması en büyük dileğimiz. 2011'in ilk kupası camiaya hayırlı olsun. Siftahı Emir'den bereketi Allah'tan diyelim.
Devamı ...

12 Şubat 2011

Şaka mısınız?



Beşiktaş Kulübü Amatör Şubelerden Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Şeref Yalçın, Fenerbahçe Ülker ile oynayacakları final öncesinde siyah-beyazlı kulübün internet sitesinden yaptığı açıklamada, ''Tarihi final öncesinde endişeliyiz. Turnuva boyunca hakem hatalarının özellikle Banvit-Fenerbahçe Ülker maçında sonuca tesir ettiğini görmekteyiz. Fenerbahçe Ülker lehine tanınan azami toleransın, Galatasaray Cafe Crown maçında gördüğümüz gibi, rakip takımlara tanınmaması bizi endişelendirmektedir'' ifadelerini kullandı. Beşiktaş Kulübü açısından büyük önem taşıyan finalde Merkez Hakem Kurulu'nu (MHK) çok dikkatli tayin yapmaya davet eden Yalçın, ''Bu saatten sonra Beşiktaş camiası olarak hakem hatalarına tahammülümüz yok'' dedi.
Bu nasıl bir kafa arkadaş? Ne olmuş Banvit ve Galatasaray maçlarında? Hangi karar sonuca tesir etmiş? Galatasaray 27 faul atışı kullanmış, Fenerbahçe 15. Fenerbahçe aleyhine 7 tane fazla faul çalınmış. Neyin toleransı bu? Hangi hakem hatasını tahammülünüz yok? Sırf sinir bozmak için açıklama yapmaya başladılar. Zerre utanma kaldı mı bu adamlarda?

Devamı ...

11 Şubat 2011

Bol Defolu Derbi Galibiyeti



Maça geçmeden bu maçları sınırlı sayıda insanın sahip olduğu bir dijital platformda yayınlama kararı veren dünyanın en kötü federasyonuna değinmek lazım. Dün Kurtlar Vadisi'ni izlemek için Banvit maçını açmayan lokal ahalisi, bugün herhangi bir diziyle çakışmadığı için, biraz da derbinin ismi nedeniyle zorluk çıkarmadılar ve maçı seyredebildim. Pazar günkü finalde de lokaldeki tv kumandasının karar vericisi konumunda olan amcanın iyi tarafından kalkmış olmasını umuyorum.

Maça savunmada silik, hücumda üçlük çizgisinin gerisinden son derece keskin bir şekilde başladık. İlk dört üçlük denemesinin hepsi isabetliydi ki bunlardan birinin Lavrinoviç imzalı olması sene başından bu yana %19-20 civarında üçlük atan Litvanyalı açısından son derece kritikti. Galatasaray içeriden sayı bulurken biz neredeyse boyalı alana uğramaya tenezzül etmeden skor bulduk. Bu delice üçlük yüzdesiyle 8-10 sayılık farkı yakalasak da Saras'ın oyuna girdiği bölümde baskı karşısında birkaç hatası, ile Tutku ve Andriç'in sayılarıyla Galatasaray farkı eritti. Saras'ın faul atışlarıyla ilk periyotu 4 sayıyla önde kapattık. 20-16

İkinci periyot yine savunmalar yumuşak başladı. Schumbert'in iki üçlüğüyle Galatasaray öne geçmeyi başarsa da Schumpert'in hücumdaki zehrine savunmada Mirsad'la baş başa bırakarak panzehiri bulduk. Mirsad'ın arka arkaya sayılarıyla skor bulurken Ömer'in Tutku'yu yavaşlatmasıyla Galatasaray hücumları gittikçe potadan uzaklaşmaya başladı. Mirsad ve Lavrinoviç'le dört numaralı pozisyondan bulduğumuz sayılarla farkı çift hanelere çıkardık. Lavrinoviç'in Andriç'e yaptığı temiz blokta bu arada boşa gitti hakemin işgüzarlığı yüzünden. Periyot sonlarına doğru her zamanki hastalığımız olan biraz gevşeme yüzünden abuk subuk hatalar yapsak da ilk yarıyı dokuz sayıyla önde kapadık. 47-38

Üçüncü periyot kaldığımız yerden üçlük isabetleriyle başlayıp savunmayı sertleştirince fark önce 15'leri sonra da Tomas'ın üçlüğüyle 20'leri buldu. Tutku, Kinsey tarafından savunulduğunda Kinsey iyi bir bireysel savunmacı ama iyi bir pick and roll savunmacısı olmadığı için çok kolay ekarte edilebiliyor perdeyi yiyince, Ömer daha aklıyla, oyun bilgisiyle pick and rolleri savunabildiği için Tutku onun tarafından savunulduğunda Galatasaray hücumunun akıcılığı azaldı bu çeyrekte. Oktay Mahmudi Abdi İpekçi'deki maçtaki dayak atan savunma karşısında sus pus kalan hakemleri Kayseri'de bulamayıp sahaya bir kaç kez girince çok istediği teknik faulü aldı. Üçüncü periyotun sonunda fark 23'leri gördü ve 60-49'la son periyota girdik.

Son periyot oyuncular fişi çekmiş olmanın rehaveti ve Galatasaray'ın tam saha presiyle bir anda şaşkınca dolaşmaya başladılar. Üst üste hücumlarda topu potaya atamadan döndük. 7-0'lık bir seri yiyerek başladığımız periyotun ortasında fark 12'ye kadar düştü. 6 dakika boyunca sadece Preldziç'in fast breaktan bulduğu bir sayı vardı bizim hanemizde. Saras'ın baskı kaşrısında bocalaması, Kinsey ve Emir'in erken şut tercihleri ve Emir'in Haluk'a yaptığı aptalca faul sonucu yediğimiz üç sayıyla fark 7'ye kadar düştü. Bu bölümde hakemlerin çok ucuz düdüklerle Galatasaray'ı bolca serbest atış çizgisine yolladıklarını not etmek lazım. Ukiç'in son dakika içindeki basketiyle 5'e kadar inen farkı tekrar 7'ye çıkarıp krize soktuğumuz maçı kazanabildik sonunda. 77-70

Bardağın dolu tarafında sene başından beri problem olan Lavrinoviç var. 4 tane üçlüğü 13 Euroleague maçının tamamında bulamamış Litvanyalı bu maç 4/5 üçlüğü 21 dakikada attı. Taurasi'nin ilk maçında 11 de 0 attığı ve kısa süren Türkiye kariyerindeki en kötü maçını oynadığı salonda Lavrinoviç en iyi maçını oynadı. Üçlük yüzdemiz yine süper %57 ile. Problem yaşadığımız faul çizgisinde de %87 ile oynadık. Bardağın boş tarafı, hatta bomboş tarafı demek lazım son periyottaki düzenden çıkmış halimize. Maçı kazansak da son periyot koç da oyun kurucular da sınıfta kaldı. Spahija tam saha baskı karşısında Ukiç-Saras'ı bir arada kullanmayı denemedi, sahadaki oyuncular ise maçı bitirmeye oynadılar. Yani 8-10 sayı öndeyiz diye süreye oynamak kadar aptalca bir şey yok. Baskı yapılıyorsa baskıyı cezalandırmak için oynarsın ki baskı geri tepsin. Baskıdan topu kurtarıp 6-7 saniye kala topu birine teslim edip Allah'a emanet hücum ettik bu bölümde. Bu seviyede bir takımın 23 sayıdan maçı komaya sokması kabul edilemez. Bu sene ilk kez de olmuyor bu, Valencia maçında da son 3 dakika skoru korumaya oynamış ve yine komaya sokmuştuk maçı. Sene başındaki Efes maçında da yine 17 sayı öndeyken vermiştik. Spahija'nın bu durumlarda takıma müdahale edememesi de problem. Buralar bu hataları kaldırıyor ama özellikle 8'li finalde biribirine yakın geçecek maçlarda başımıza iş açacak bu son dakikaları kötü oynama problemi.

Bardağın bir başka boş tarafı delici guardı savunamamak. Ligdeki Galatasaray maçındaki aynı senaryoyu bir kez daha yaşadık bugün. Tutku-Andriç ikilisine kariyer maçlarından birini oynattık. Bu kadar kötü pick and roll savunması yapabilir bir takım ancak. Kısayı savunan oyuncu Kinsey olmamalı bu durumlarda. Uzunu savunan da Oğuz olmamalı, Eğer rakip sürekli bu 1-4 numara ile tepe pick and roll'ü oynuyorsa bu pick and roll savunmasını dışarda Ömer içerde Kaya ile yapmak lazım. Nitekim Ömer'in savunduğu bölümlerde Tutku biraz yavaşladı bu maçta da. Andriç'in 30 sayısı Tutku'nun 13 asisti bizim pick and roll savunmasının hal-i pür melalinin göstergesi

Hakemlere gelince skora göre düdük çaldılar. Maç başa başken çalamadığı düdükleri son periyot çok ucuz çaldılar. Maç 15 sayı değil de başa baş gitse o düdükleri çalamayacaklar oysa. Bir not da Sean May için. Arkadaş, takımın derbiye çıkacak sen maçtan yarım saat önce Twitter'de fink atıp "ipod'a şu program nasıl yüklenecek bu programı çalıştıramıyorum" derdindesin. Maçtan iki dakika önce kamera çekiyor gözü hala ipod'unda adamın. Twitter'de attığı twitlerin de yüzde 80'i ipoduyla ilgili. Şu ipod la ilgilendiğinin yarısını post up oyununa ve şutuna versene arkadaş ne biçim adamsın sen, tövbe tövbe.
Devamı ...

10 Şubat 2011

Sol Açık Merkeze



Niang sol açıkta başlatıldığı zaman taraftar genelde tepki gösteriyor, hatta son zamanlarda yaşadığı düşüşü buna bağlayanlar da var fakat bu sistem o kadar da işe yaramayan bir sistem değil. Selçuk cezalıyken Cristian orta sahada oynatıldı ve Stoch, Dia, Niang üçlüsünden birisi solda oynayacaktı, hoca da aralarında en formda ve golcü olanını seçti. Buraya kadar pek gariplik yok. Daha önce Fenerbahçe'nin asimetrik oynayabileceğini ve hatta eldeki oyunculara bakınca oynaması gerektiğini yazmıştım. Oradaki fikri özetleyip Manisa maçının nasıl geliştiğine geçeyim.

Asimetrik sistemle kısaca sol ve sağ açıkların birbirinin simetriğinde aynı işleri yapan oyuncular olmaması gerektiği, sağdaki Mehmet Topuz'un mücadeleci, savunmacı orta saha olduğu ve sol açıkta oynayan Dia veya Stoch'un forvete yakın özellikleri olduğunu söylemiştim. Böyle olunca Brezilya'nın Dünya Kupası sistemi denenebilir ve orta sahadaki defansif oyuncuların merkezi biraz sola kaydırılarak ileride bir tanesinin daha solda konumlandığı üç hücumculu bir sistem denenebilir demiştim. Aslında Niang solda oynayınca bu tip bir oyun oynamaya çok daha uygun bir kadromuz oluyor. Buna rağmen Niang klasik sol açık gibi oynamaya çalışınca verimi gerçekten düşüyor. Simetriğindeki Mehmet Topuz'un aksine topu ve adamını kovalamayı sevmiyor ve beceremiyor, bu yüzden ne kadar klasik sol açık gibi oynasa da defansif olarak aksıyor. Sol bek pozisyonu da takımın en zayıf pozisyonu olunca büyük bir sorun haline geliyor bu. Manisa'da yediğimiz golde sağ ve sol bekin saçmalaması kadar Niang'ın sol açıklık görevi yapmaması da rol oynuyor. Mehmet Topuz tarzı bir sol açık olsa o pozisyonda sağdan topu taşıyan oyuncunun en azından dengesini bozardı.

Golü yedikten sonra ise açıldık ve bunun en önemli sebebi Niang'ı merkeze çekip Semih'i biraz daha Alex'in yanına çekmemizdi. Yani tam bu olmasa da buna benzer bir dizilişe geçtik


Bu tür oyunda önemli roller

1. Orta sahadaki tutucularda, yani defansif orta sahalardan birinin sol alanı kapatması. Yani top rakipteyken sol açığın yapacağı adam kovalama, kanatta baskı işini devralması ve ilerideki hücumculardan birinin ona zaman zaman destek vermesi. Aşağıdaki fotoğraflarda Emre'nin, Semih'in ve Niang'ın pozisyonuna bakınca bunun nasıl paylaşıldığı daha net görülüyor. Özellikle Emre'nin görevi kritik.



2. Sağ bekin orta sahadaki oyuncunun sola yardım etmesiyle oluşacak orta saha boşluğunu doldurması. Bu görev Mehmet Topuz için ideal bir görev ve bunu hakkını vererek yaptı. Aşağıda bir örneği var.


3. İleri hücum üçlüsünün ölümcül üçgenler oluşturması. Bu zaten Fenerbahçe'nin gol atması için tek yol. Yukarıda bahsettiğim yazıda da anlattığım gibi Emre, Cristian, Selçuk hatta M. Topuz golcü, asistçi oyuncular değiller. Bu durumda gol atma, attırma işi ileride kalan üçlüye düşüyor. Onlara Gökhan Gönül gibi bir bekin zaman zaman gelen desteği de önemli fakat temel hücum planı bu üçlünün işleyişi üzerine kurulu. Aşağıdaki pozisyonu aldıklarında gol geliyorum diyor zaten (ve 30 saniye sonra gol geliyor.)


Fenerbahçe, kadrosunun özellikleri nedeniyle bu üçgenleri sürekli oluşturmalı. Manisa maçında sonra kurulan müthiş baskının ilk ve en önemli sebebi Niang'ın merkeze, Semih'in biraz geriye Alex'in yanına gelmesi ve sol ve ortada oluşan boşluğun diğer oyuncular tarafından etkili biçimde kapatılmasıydı. Semih yerine Dia veya Stoch olması da fark etmiyor. Fenerbahçe'nin hangi üçlü oynarsa oynasın onları merkezde yukarıdaki üçgenleri oluşturacak şekilde oynatması gerekiyor. Bunun sebebi de diğer kanat oyuncuları ve orta saha oyuncularının defansif ve ofansif özelliklerini teraziye koyunca defansif özelliklerinin ağır basması.

Bu hafta muhtemelen Dia, Niang, Alex üçlüsünü izleyeceğiz ileride ve umuyorum Dia sol çizgiye sıkışmak yerine Alex'in yanına doğru kayar ve merkeze yakın oynar. Orta sahalara biraz daha defansif yük biniyor ama zaten ofansif olarak çok az verim verdikleri için bundan şikayetçi olacaklarını sanmıyorum. Manisa maçında son 30 dakikada oynadığımız oyunu maçların 90 dakikasına yayarsak ligi daha iyi götürebiliriz.
Devamı ...

8 Şubat 2011

Herkese Teşekkür Ederiz



Daha önce 1907 ÜNİFEB'in yılın en iyileri anketinden bahsetmiştik. Birçok spor sitesinde, hatta kulübün sitesinde göreceğiniz gibi anket sonuçlandı ve oy verenler bizi yılın en iyi Fenerbahçe blogu seçmişler. Oy veren yaklaşık yirmi bin Fenerbahçeli olması mutluluk verici. Daha önce de yazmıştım fakat tekrarlamaktan zarar gelmez. Aday olan diğer blog yazarlarını da tanıyorum ve İstanbul'a uğradığımda yanlarına uğradığım insanlar. Hepsiyle tribünde tanışmış olmamız, dertlerimizin aynı olması, konu Fenerbahçe ise fikriyatımızın aynı olması zaten bizi rakip yapmıyordu. Biz biraz daha erken yazmaya başladık o kadar. Zaten Canarino ağabey biz ne zaman bir şeye aday gösterilsek bizden çok çalışıyor, bizi mahcup ediyor. Ekip olarak Türkiye'nin hatta dünyanın sağına soluna dağılmış durumdayız, bazen çok yoğun olduğumuzdan bir şeyler yazmaya bile vakit bulamıyoruz. Binlerce oy almak, böyle takdir edilmek yazma motivasyonu kazandırıyor. Şimdi twitter üzerinden de tebrik mesajları alıyoruz. Herkese teşekkür ederiz. Şimdilik tek derdimiz blog açıldığından beri futbolda şampiyonluk görememek. İnşallah en kısa sürede o keyfi de yaşarsak her şey tam olacak.

Devamı ...

Beşiktaş: Bir Mağduriyet Hikayesi



Mağduriyet kelime olarak bir yoksunluk, bir zarara uğrama fiilini ifade eder. Kendini böyle konumlayan birisinin yapmasını umduğumuz şey de doğal olarak bu uğradığı zararın telafi edilmesini istemesidir. Mağdur olduğunu iddia eden kişinin meramını dile getirişi züccaciye dükkanındaki bir fil gibiyse o kişinin ya da kurumun pek de kendini mağdur hissetmediğini düşünürüz. Mağduriyet dile getirilirken zalimin dilini kullanmak mağdur olma duygusunun gerçekliğini sorgulatır doğal olarak.

Biz ülke olarak mağdur olanları seviyoruz, hatta bu sevgimizi öyle abartıyoruz ki "adama haksızlık yapıldı abi" argümanıyla başbakan bile yapabiliyoruz mağdur olduğuna inandığımız kişileri. Dolayısıyla mağdur olmak özellikle bu coğrafyada iyi pazarlandığında bir halkla ilişkiler hamlesi olarak da okunabilir. Mağduriyet bir durum, geçici bir ruh hali olmaktan çıkıp artık bir kimlik haline geliyorsa orda bir problem vardır. Burada konunun sosyal siyasal, tarihsel örneklerine değinecek değilim, bu konuda gayet sportif bir öznemiz de var bu topraklarda. Tabi ki Beşiktaş'tan bahsediyoruz.

Pazar kahvaltısı yaparken gözüm televizyona takıldığında Beşiktaş amblemi altında basın toplantısı yapan bir adam gördüm. Başka bir şeyle uğraştığımdan televizyona çok dikkat etmemiştim ama bir süre sonra sürekli durarak konuşan, Devlet Bahçeli'nin belegat yeteneğinden bile daha kötü bir kıvamdaki ses acaba ne diyor diye dinledim basın toplantısını. Beşiktaş-Karabük maçında mağdur olduğunu iddia eden takımın mağdur yöneticisinin mağduriyetini dinledik. O maçta iki tarafın mağduriyetini kıyaslayacaksak bu basın toplantısını yapanın Karabük yöneticisi olması gerekiyordu ama Beşiktaş geleneğine göre ülkenin en mağduru onlar olduğu ve bu mağduriyet markasını tescil ettirdikleri için herhalde yüzsüzce böyle bir açıklamaya hakları olduğunu düşündüler.

Biraz Yıldırım Türker vari bir soru gibi olacak ama sahiden "siz de sıkılmadınız mı şu Beşiktaş'ın şerefli ikincilik söyleminden, sürekli mağdur edildikleri beyanlarından, şerefiyle oynayıp hakkıyla kazanma geyiklerinden?" Beşiktaş, mağduriyeti artık bir kimlik taşıyıcısı haline getirmiş durumda. Öyle bir inanç ki Fenerbahçe'nin 100. yılında İnönü'de Beşiktaş'ı yenip sezon sonunda 9 puan farkla şampiyon olduğu sezon sonunda bile Yıldırım Demirören Beşiktaş'ı gönüllerin şampiyonu ilan etmişti. Tigana'lı berbat futbol oynanan ve sadece 11 averajla bitirilen ligin sonunda bile bir "şerefli ikincilik" payesi çıkarılmıştı. Aynı yıl İnönü'de Kezman'ın golüyle 1-0 kazandığımız maçta Toraman'ın kırmızı kartından sonra top taçla değil faulle başlaması gerek gibi abuk bir nedenle kural hatası için de itiraz etmişlerdi hatırlanacağı gibi. Şimdi şunları Fenerbahçe yapsa ne çirkefliği kalır, ne kibiri ama Beşiktaş yapınca herkes sus pus çünkü adamlar mağdur beyler.

Bir de ilginç bir durum var. Bu arkadaşlarımızın şerefli ikincilik geyiklerinin piyasaya çıktığı dönemde kendilerine göre şampiyonluklarını çalan Galatasaray olmasına rağmen (1987 ve 1993) niye hep ihale Fener'e kalır onu da anlamış değilim. Mağduriyeti yaratan Galatasaray olsa bile nefret niye Fener'e yönelik oluyor onu da Beşiktaşlı psikanalizcilere bırakmak lazım.

Artık bırakın şu "biz acayip şerefliyiz en şerefliyiz ama mağduruz" geyiklerini. Kendini kurban hisseden yıllardır bu kimliğin konforuna alışmış birilerine "sen kurban falan değilsin kardeşim" demek ne kadar zor olsa da gerçek bu. Her sonuçtan mağduriyet türeten Beşiktaşlılar bizim gibi son maç iki şampiyonluk kaybetseler iç hukuk yollarını bitirip Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne bile gideceklerdi herhalde biz Kürtlerden bile daha çok mağdur oluyoruz diye.

Ben Türkiye'ye uzaydan gelmiş ve bu ülkeyi hiç tanımayan bir adam olsam ve bir Beşiktaş yöneticisini, Beşiktaşlı amigo yazarlardan birini ya da ortalama bir Beşiktaş taraftarını dinlesem Türkiye'de Beşiktaşlı olanların bu nedenle soruşturmaya uğradıklarını, maça gidemediklerini, maçlarına en fazla 7 kişi çıkmalarına falan izin verildiğini düşünürdüm herhalde bu mağduriyet söylemine binaen.

Sevgili Beşiktaş yönetimi ve taraftarı; mağdur da masum da değilsiniz, tıpkı Fenerbahçe, Galatasaray ve diğerleri gibi. Artık sakin olun, bir aklınızı başınıza alın, üç transfer yaptık diye şampiyon olduk havalarına girip, Iverson'u alınca şampiyon olacaklarını sanan ama mağduriyetten şikayet eden abuk yöneticilerinize kanmayın.

Fenerli bir dost.
Devamı ...

6 Şubat 2011

Öpmedim ki Öpmedim ki



Torres, "Liverpool armasını hiç öpmedim ki" demiş. Hemen tanıdık geldi tabii. Büyük yetenek Kazım da aynısını söylemişti. Torres'in takdir edilecek tarafı, kıvırmaya çalışmadan "benim amacım çıkıp gol atmak, profesyonel futbolcuyum, gol atıp arma öpen de var ama benim amacım kulübe faydalı olmak, gol atmak" demiş. "Benim dayım zaten Londralı, ayrıca çocukken Chelsea kombinem vardı" da diyebilirdi. O kadar da değil diye düşünmüştür, düşünebilen bir adam neticede.

Devamı ...

Hep Burada Kal Kaptan!



NTV'de Rıdvan yerine Mustafa Doğan'ı görüp, "ne oluyor la" sorusuna Rıdvan'ın kalp rahatsızlığı yaşadığı cevabını alıp üzülsek de günü güzelleştiren haber Alex'in 2 yıl daha Fenerbahçe'de kalacağı haberiydi. Bunun müjdesini Aykut Kocaman'ın vermesi daha bir güzeldi. Şimdi "o haber günün değil dünün haberi" diyecek çıkar da benim için günün haberi oluyor.

Yaklaşık 3.5 yıldır yurt dışında yaşadığımdan sabah kahvaltı sırasında maç keyfi yaşıyor, sonra öğle yemeği öncesi Rıdvan'ın yorumlarını dinliyorum. O yüzden Alex'in sözleşme haberini de hemen maçtan sonra, günün başında aldım, gün boyu da keyfini yaşarım. İşin başka bir yönü de bununla alakalı zaten. 3.5 yıldır ne Fenerbahçe'yi ne Alex'i canlı canlı izleyemiyorum. Alex'in gideceğini bilerek maç izlemek bu yüzden bile ayrı bir burukluktu. Önümüzdeki 2 sene nerede yaşarım bilmiyorum ama Alex gitmeden bir kere daha izlemek istiyorum. Şimdi yeniden bu şans doğdu ya, başka bir şey istemem.

Şimdi sözleşme uzatıldı, mutlaka "yanlış karar, orta sahada dirençli takım yapılanması" gibi şeyler okuyacağız. Hani bugünkü maçı izlemesek ya da Alex'i izlemesek bir anlamı olacak bunların da adam bir maçı daha tek başına çevirdi. Bu sezon kaç oldu sayamadım. Takım kırılgan, hücumda üretken değil, forvetlerin ayakta duracak hali yok, mücadele edilse de etkili atak yapılamıyor. Yenilen bir golle dağılıp gidecekken maçın başından sonuna aldığı her topu olumlu kullanan, topu saklayan, oyun hakimiyetini Fenerbahçe'ye veren Alex'i izliyoruz. Tek bu maçta da değil, sezonun genelinde böyleydi takım. Alex olmasa çoktan Beşiktaş'la UEFA mücadelesine başlamıştık.

Artık bu "modern futbol", "koşan oyuncu", "orta alanda mücadele" geyiklerine cevap vermenin bir anlamı yok. Richard Dawkins şikayet ediyor ya "Kimse bir fizikçiye yer çekimi yoktur, kimse buna inanmaz demiyor. Kimse bir matematikçiye 2x2 = 4 değildir diyerek itiraz etmiyor. İşi gücü bırakıp böyle saçmalıklarla uğraşmıyorlar. Biz ise sabah akşam evrim yoktur, yalandır diyen insanlara aynı şeyi defalarca açıklamak zorunda bırakılıyoruz, bu insanların tartışması bile akıl alır gibi değil" diye. Alex meselesi aynen böyle bir mesele oldu. Artık "modern futbolda yeri yok, pres yapmalı, adam kovalamalı, çağdaş orta saha isteriz" diyenlere defalarca istatistikli, görüntülü, kanıtlı, argümanlı cevap vermek Harun Yahya'ya evrim konusunda cevap yetiştirmek gibi. Ciddiye almaya, kafaya takmaya, cevap vermeye gerek yok. Altan Tanrıkulu karşısına bu adamları toplasın, sabahtan akşama kadar Alex'i eleştirip, inşallah, maşallah diye kafa sallasınlar. Bendeki imajları böyle artık. "Kedi canını senin" diyip geçmek lazım.

İsterse iki sene berbat oynasın; Alex benim için ve tanıdığım birçok Fenerbahçeli dost için Fenerbahçe efsanesidir. Takımda kalması için yeterli sebep bu da. Bir kere de bir olaya kulübün muhasebecisi, Brezilya spordan sorumlu bakanı, Fransa cumhurbaşkanı gibi yaklaşmayın. Ne getirir, ne götürür, kaç kilometre koşarı hesaplamayın. 3000. golü atsın diye milyon tane insanın dua ettiği efsane bırakın şu kulüpte kalsın, ağız tadıyla bir oyuncuyu emekli edelim, alkışlayarak gönderelim.

İlk isteğim şimdi gerçekleşti, sıra ikincisinde. Lig devam ederken İstanbul'a yolum düşsün de Alex'i bir kere daha izleyeyim, bir kere daha ayakta alkışlayayım, Alex de Souza diye avaz avaz bağırayım.
Devamı ...

5 Şubat 2011

Manisaspor 1 - Fenerbahçe 3
STSL 05/02/2011



NTVSPOR
Spor Toto Süper Lig'in 20. haftasında şampiyonluk yarışından kopmak istemeyen Fenerbahçe, Manisaspor'a konuk oldu. Geçtiğimiz hafta lider Trabzonspor'u mağlup ederek şampiyonluk için yeniden umutlanan Fenerbahçe, yenik duruma düştüğü maçta Alex, Niang ve Dia'nın golleriyle Manisaspor'u deplasmanda 3-1 yenerek hanesine çok kritik bir 3 puan ekledi. Bu galibiyetle puanını 42'ye çıkaran Fenerbahçe, 1 maçı eksik olan Trabzonspor'la arasındaki puan farkını 1'e indirdi. Sahadan eli boş ayrılan Manisaspor ise, 28 puanda kaldı.

Karşılaşmaya etkili başlayan Fenerbahçe oldu. Baroni'nin uzaktan çektiği sert şutla gole çok yaklaşan Fenerbahçe, topun direkten geri gelmesiyle bu fırsatı değerlendiremedi. Kendi sahasından hızlı çıkarak rakip kalede gol arayan Manisaspor da rakip fileleri havalandıramayınca ilk devre golsüz eşitlikle sona erdi.

İkinci yarıya hızlı giren Manisaspor, 54. dakikada Kahe'nin kaydettiği golle seyircisi önünde 1-0 öne geçti. Bu dakikadan sonra daha fazla risk alarak ileri çıkmaya başlayan Fenerbahçe, 62. dakikada Semih Şentürk'ün rakip ceza sahası içinde yerde kalmasıyla penaltı kazandı.

Penaltı vuruşunda toplu ağlarla buluşturan Alex, skora 1-1 eşitlik getirdi. Kalan bölümde oyunu Manisaspor yarı sahasına yıkan sarı lacivertliler, 73. dakikada Niang'ın kaydettiği golle deplasmanda 2-1 ön geçti.

Maçta son sözü ikinci yarıda oyuna giren Dia söyledi. Senegalli oyuncu, 89. dakikada kaydettiği golle skoru 3-1 yaptı. Dia bu golle Spor Toto Süper Lig'deki ilk golünü attı.

Kalan sürede iki takım da yakaladığı fırsatları gole çeviremezken, Fenerbahçe sahadan 3-1 galip ayrılarak ligde kritik bir 3 puan aldı.

KOCAMAN LİGDE İLK KEZ 4 MAÇTA 4 GALİBİYET ALDI
Fenerbahçe, Manisaspor galibiyetiyle teknik direktör Aykut Kocaman yönetiminde ilk kez ligde 4 maçta 4 galibiyet aldı.

Manisa 19 Mayıs Stadı'ndaki maçı, Alex, Niang ve Dia'nın golleriyle 3-1 kazanan sarı-lacivertliler, şampiyonluk yarışındaki iddiasını sürdürdü.

Bu galibiyet, aynı zamanda teknik direktör Kocaman yönetimindeki Fenerbahçe'nin ilk kez ligde üst üste 4 maçta 4 galibiyet almasını sağladı.

Sarı-lacivertliler, 16. haftada oynanan Ankaragücü maçı mağlubiyetinin ardından, sırasıyla Sivasspor ve Medical Park Antalyaspor'u 1-0, Trabzonspor'u ise 2-0'lık skorlarla mağlup etmişti.

Fenerbahçe, bu galibiyetiyle aynı zamanda Manisaspor'un sadece bir beraberlik aldığı 5 maçlık yenilmezlik serisini de sona erdirdi.

MANİSASPOR: 1 - FENERBAHÇE: 3
Stat: 19 Mayıs
Hakemler: Kuddusi Müftüoğlu xx, Cem Satman xx, Ali Saygın Ögel xx
Manisaspor: İlker xx, Ömer Aysan xx, Kalabane xx, Dixon xx, Ferhat xx, Mehmet Güven xx (Dk. 85 Manucho ?), Yiğit İncedemir xx, Simpson xx, Yiğit Gökoğlan xx (Dk. 66 Murat x), Isaac xx, Kahe xx (Dk. 80 Makukula x)
Fenerbahçe: Volkan xx, Bekir xx, Lugano xx, Yobo xx, Andre Santos xx, Mehmet Topuz xxxx, Cristian xx, Emre xxx, Alex xxx (Dk. 90 1 İlhan ?), Niang xxx (Dk. 88 Dia xx), Semih xx (Dk. 79 Gökay x)
Goller: Dk. 54 Kahe (Manisaspor), Dk. 62 Alex (penaltıdan), Dk. 73 Niang, Dk. 89 Dia (Fenerbahçe)
Sarı kartlar: Dk. 55 Simpson, Dk. 75 Dixon (Manisaspor), Dk. 42 Lugano, Dk. 84 Bekir (Fenerbahçe)
Devamı ...

4 Şubat 2011

Kraliçeler Çeyrek Finalde



Maça dair teknik taktik bir şey söylemek anlamsız. İlk periyotta bitirdik zaten, eğer ilk yarı normalde yapmadığımız top kayıplarını yapmasak devre skoru 40-20 yerine 50-15 falan gibi iyice abuk bir sonuç bile olabilirdi. İkinci yarıda son bölüm dışında gevşemeden farkı sürekli 20 sayının üzerinde tutarak 22 sayı farkla 73-51 galip döndük. Takım bunca badire atlattıktan, en büyük yıldızlarını kaybettikten sonra yine o alıştığımız karakteri gösterdi. Penny ve Taurasi'li takıma göre daha savunmacı bir kimliğe bu kadar kısa sürede geçiş yapmak çok büyük bir coaching başarısı.

Ratgeber'i tebrik etmek lazım, bu süreci sancısız, hasarsız yönetebildiği için. Yıllardır Euroleague'de zaten çeyrek final görüyoruz ve yıllardır saha avantajına sahip olmadan genellikle Rus takımlarından birine kaybediyoruz. En son 2007'de çeyrek finalde ev sahibi avantajını ele geçirmiş ancak Ros Casares'e üçüncü maçta yediğimiz son saniye şutuyla final four'un kıyısından dönmüştük. Şimdi Spartak-Baretta Familia galibiyle final four mücadelesi vereceğiz. Bu sene hazır 12'de 12 ile giderken artık şu şeytanın bacağını kırma zamanı geldi. Fenerbahçe kimle eşleşirse eşleşsin söylenen klişeyi söyleyelim "Spartak eski Spartak değil". Geçen yıl kulüp başkanın ölümü, Taurasi'nin gidişi, Lauren Jackson'un sakatlığı derken geçen yıllardaki kadar korkutucu değiller ama yine de tehlikeliler.

Galatasaray taraftarı hakkında da bir şeyler söylemek gerek. Fenerbahçe eşleşmesi belli olduğunda tuhaf bir şekilde çok sevindiler. En aklı başında bildiğimiz Galatasaraylı basketbolseverler bile "Halcon, Ekaterinburg falan gelse şansımız %20 olurdu ama Fener'e karşı en azından bu oran % 45, % 55 oldu" diye yorum yapıyorlardı. İki takım arasında son oynanan 37 maçın 33'ünü kaybetmiş bir takım taraftarı olarak bu ne iyimserlik mi demek lazım bu ne yaman çelişki mi demek lazım anlamadım. En azından bu seri sonrası Birsel ile Işıl'ı kıyaslama işini bırakırlar inşallah kendi akıl sağlıkları için. Eurocup'da dandik takımlarla oynayıp Avrupa şampiyonu olduk demeye benzemiyor buralarda oynamak.

Biz taraftarlara kazansalarda kaybetseler de her maç Fenerbahçeliliğimizle gurur duyacağımız mücadeleyi yaşatan kraliçelerimize bir kez daha tebrikler. Yolun sonu kupa olsun.
Devamı ...

3 Şubat 2011

Geç Uyanış Zor Galibiyet



Pota arkasında oturan Engin, Kinsey, Vidmar, Kaya ve sahada hafta boyunca antrenman yapmamış Ömer'le birlikte Euroleague'in en sert beşlerinden biri olabilecek oyuncu kadrosundan yoksun başladık diyebiliriz maça. Hücumda durağan, savunmada topa baskıyı unutmuş bir şekilde sıfır konsantrasyonla maça girince, daha doğrusu giremeyince ilk beş dakikada 10 sayı geriye düştük. Saras ve Mirsad kenardan gelip uyuyan takımı uyandırdılar. Saras hücumda ipleri aldı Mirsad ribauntları toparladı ve arka arkaya üç üçlükle maçta öne geçmeyi başardık, berbat başladığımız maçta 22-19'la ilk çeyreği önde geçtik.

İkinci çeyrek geriden gelmenin moraliyle farkı açabilecekken Zalgiris kısalarını iyi savunamayınca skorda tutundu Litvanyalılar. İlk periyotun sonunda arka arkaya giren üçlüklerden sonra bu çeyreğe kaçan üçlüklerle başladık. Serbest atışlarda da potayı dövünce maçı kopartacak farkı ele geçiremedik. İlk yarının son iki-üç dakikasında o ana kadar felaket oynayan Ukiç, üst üste iki basket bulup kendine geldi. Spahija, Ukiç'i ısınmışken oyunda tutmak isteyip Saras-Ukiç'i bu sene ilk kez bir arada oynattı son 1.30 dakikada. Hücumda akışkanlığı arttırmak için yapılan bu hamle savunmayı biraz gevşetince pek işe yaramadı ve Collins'in son saniye üçlüğüyle ilk yarı 41-41 sona erdi.

İkinci yarıya geleneksel Marko Tomas üçlüğüyle başlayıp 5 sayı öne geçsek de Zalgiris hemen 6-0'lık bir seriyle yanıt verip momentumu almamıza izin vermedi bir kez daha. Zalgiris, savunmasını bu bölümde sertleştirip ikili oyunlarla sayı bulmaya başladı. Biz 3. çeyreğin sonlarına doğru hücumda tamamen kontrol dışına çıktık ve 4 sayı farkla geriye düştük. Hücumda potadan püskürtüldüğümüz bölümde Ukiç'in üçlüğü nefes almamızı sağladı. Son iki dakika savunmada biraz vidaları sıktık ve üçüncü çeyreği 4 sayı farkla önde geçtik.

Son periyotta Ukiç'in yavaş yavaş inisiyatifi ele alması ve Emir'in sürekli potayı zorlamasıyla oyun olarak üstünlüğü ilk kez ele geçirdik Tomas ve Ukiç'in üçlükleriyle 10'a kadar nihayet çıkarabildik farkı bitime 5 dakika kala. Savunmada Mirsad ve Oğuz'la içeride aradığımız sertliği ancak maçın sonunda bulup Zalgiris'in alamet-i farikası olan top kayıpları da bu bölümde ortaya çıkınca Delininkaitis'in ekstra üçlüğüne rağmen Emir'in maç sonu performansıyla zor da olsa kazanmayı başardık. 80-72

Maçın momentumunu değiştiren iki oyuncu var. İlk periyotta maça berbat başlamışken oyuna girip bildiğimiz Mirsad gibi oynayan Mirsad. İkincisi de son periyotta hem savunma hem hücumda kapıyı tamamen kapatacak hamleleri yapan Emir. Mirsad'ın 13 sayı, 14 ribauntu; Emir'in 13 sayı, 4 ribaunt, 3 asist, 2 top çalması; Tomas'ın ve Oğuz'un 15 sayısı bizim tarafta göze batan rakamlar. Bu kadar kötü oynadığımız bir maçta bile sezon başından beri istikrarlı bir şekilde yaptığımız skorda eşit dağılımı yapabiliyoruz ki bu bardağın dolu tarafı.

Ama bugün bardağın boş tarafı çok daha fazlaydı. Zalgiris gibi potansiyeli belli bir takıma karşı basketbol aklından yoksun bir şekilde oynadık. Tabii ki sakatların ciddi bir etkisi var bu oyunun böyle olmasında ama parkede geçen seneki Fenerbahçe'yi gördük belli bölümlerde. Ukiç ilk yarı neredeyse sahada yoktu. Lavrinoviç zaten Allah'a emanet. Pota dibindeki boş pozisyonları bile bitiremedi, savunmada çok kolay faul aldı, oyunda kaldığı her bölümde ribaunt açısından problem yaşadık yine.

Kaya ve Vidmar'ın yokluğunda pota altı sertliğini tamamen kaybettik. Bugün Zalgiris yerine etkili uzunları olan bir takımla oynasak en az 15 sayıyla kaybetmiştik. Üçlük yüzdemiz yine bizi ne olursa olsun maçta tutmayı sağlayan bir yüzde. % 48 le üçlük atmışız. Korkunç faul yüzdemizden yüksek bir oran. 9/22 ile de galiba Euroleague faul atamama rekorunu kırmışızdır.

Normal Euroleague sezonunda en az top kaybı yapan takım olarak top kaybı sayımız Top 16'da yükseldi. İlk iki maça oranla biraz azalmış gözüksede top kaybı yapmakla nam salmış bir takımdan daha fazla top kaybı yapmamız enteresan. 14 top kaybımıza karşın Zalgiris'in 13 top kaybı var.

Hakemler açısından yine evsahibi avantajı diye bir şey söz konusu olmadı. Steps ya da çizgi ihlali çalmaya kendini adamış psikopat ruhlu La Monica'nın acayip düdükleri yine damga vurdu maça. Eskiden hücum faul çalmayı kovalayan Memduh Öğet vardı bizim ligde, La Monica'nın da hücumdaki takıma top kaybı yazacak bir şey çalma merakı var; yıllardır aynı, aptalca pozisyonlarda top taşıma, steps falan çalar. Hazır Bartelemou salondayken bizim başkan futboldan alışık olduğu gibi soyunma odasına girip La Monica'nın bir hatırını sorabilir diye umdum ama İtalyanca engeline takılmıştır muhtemelen.

Haftaya Perşembe'ye kadar yani Türkiye Kupasına kadar maç yok. Euroleague'deki Zalgiris deplasmanı da 15 gün sonra. Kinsey, Kaya ve Ömer'in bir an önce sağlıklı bir şekilde dönmesi için iyi bir süre. Bugünkü gibi oynarsak ikinci bölümdeki üç maçı da kaybederiz. Zalgiris deplasmanı bu senenin en önemli maçı. Galibiyet, Olympiakos'un Valencia'da kazanması halinde Top 8'i garantilemek demek. Spahija iki maçtır sallanan takımı diriltecektir bundan şüphem yok ama bu uzun rotasyonu bu sezonun herhangi bir yerinde başımıza iş açacak böyle giderse.

"Ah Vidmar ah" bu sene her Fenerlinin en çok kullandığı ünlem cümlesidir herhalde. Son söz Ntv'ye. Euroleague'in resmi yayıncısı Ntv, Olympiakos-Valencia maçını vermek yerine Barcelona'nın gazozuna oynadığı maçı vererek bir kez daha spor kanalıyla yakından uzaktan alakası olmadığını dosta düşmana gösterdi. Bu yıl Final Four'u bile canlı vereceklerinden şüpheliyim belki Barcelona'da düzenleneceği için futbol maçı falan sanıp yayınlayabilirler. Futbol kadar başınıza taş düşsün Fuat Akdağ ve ekibi, ne diyeyim size?
Devamı ...