24 Haziran 2011

Fenerbahçe'nin haybeye karnesi (4) - Hücum



Yeni sezon başlamadan eski sezonun değerlendirmesini bitirmek gerekir. Sırada hücum oyuncuları var.


Beni Yak Kendini Yak Mamadou Niang:

Ömer Üründül tipi çağdaş yorumcular olsun, Erkan tipi çağdaş taraftarlar olsun, Claudio Maldonado tipi çağdaş takım arkadaşları olsun; hepimiz yıllardır Hakan Şükür tipi çağdaş forveti bekliyorduk bu takımda. Son yirmi yılın neredeyse her sezonuna yeni bir yabancı forvetle giren Fenerbahçe, aradığı Hakan Şükür tipi çağdaş forveti, daha Hakan Şükür parlamamışken bulmuştu aslında Frank Pingel'in şahsında ama talihsiz takımız birader. Adam daha sezon başlamadan sakatlanınca, yine elimiz kursağımızda kaldı, yine Fadıl Vokri tipi arkaik, Aygün Taşkıran tipi pırpır forvetlerle gönül indirmek, Müjdat Yetkiner'den bile daha hareketsiz golcülerden mucize beklemek zorunda kaldık.

Neyse ki bu sezonun başında Senegal çöllerinden gelip, Saracoğlu'nda bir serap gibi arz-ı endam eden aslan parçası hasretimizi dindirdi. Mamadou tam da özlediğimiz forvet özelliklerini taşıyordu, sakatlanana kadarki performansıyla da ben dahil birçok taraftarın aklını aldı ama sakatlık dönüşü bir haller oldu çağdaş forvetimize. Hakan Şükür'ün çağdaş forvetlikten, sığ yorumculuğa, oradan da haybeye milletvekilliğine geçiş yapması gibi; bizim Mamadou da içinde çağdaşlık nâmına ne varsa o korkutucu MR cihazında bırakıp, halı saha maçında aldığı her topu ezen, götünü kaldırıp geriye koşmaya erinen, halı saha ücreti kişi başına 6 lira ise cebinde her nedense bir beşlik, bir de ellilik banknot bulunduğundan her seferinde bir lira eksik ödemesine göz yumulan esnaf forvete dönüştü. Her maç en az bir kere, kimsenin akıl erdiremeyeceği numaralarla rakibi kuru bamya gibi ipe dizecekmişçesine burnunun dikine gitmese olmuyor, her maç en az on kere Alex'in koşusunu görmeyip topu ezmese içi rahat etmiyordu.

Haksızlık, vefasızlık, kadirbilmezlik sızıyor mu bu satırlardan? Eh biraz! Ama Mamadou son düzlükte kendisini "çağdaş" kılan o özelliklerine yeniden kavuşup, kıyak bir takım oyuncusu olarak performansını yeniden yükseltmeyi başardı mı? Ona da evet. O vakit hep beraber: Beni yak / Kendini yak / Mamadou Niang...

(Yeni sezona ilişkin yakası açılmadık teorim de şu: Emenike, Niang'ı kesecek.)

Semih Şentürk:

Takımın en eski oyuncusunun yarattığı çağrışımlara bakar mısınız sevgili Erfurtlular: Yedek kulübesi, nöbet, öpe öpe aşınan yüzük, genç Semih, artık yaşlı Semih. Öyle talihsiz bir adamdan bahsediyoruz ki, sezon içinde anlaştığı rivayet edilen Deportivo sezon sonunda küme düşüyor. Öyle tevekkül dolu bir adamdan bahsediyoruz ki, Niang yetmiyormuş gibi bir de Emenike'nin alındığı sezonda üç yıllık sözleşmeye imza atıyor. Öte yandan öyle kıymetli bir adamdan bahsediyoruz ki, bu takımın altyapısından yetişip, hem Van Hooijdonk'un, hem de Mamadou Niang'ın yedeği olmayı başarabiliyor.

Semih Şentürk'ün Fenerbahçe macerası bir eşik hikâyesi aslında. Ne zaman ki Semih'in bu takımın birinci forveti ol(a)mayacağını ve ömrübillah iyi bir yedek olarak kalacağını idrak ettik, işte o zaman hem biz, hem de Semih rahata erdi. Zira taraftar onunla ilgili beklentisini makûl bir düzeye çekti, o da muhtemelen makus talihini kabullenerek rahat bir nefes aldı. Bu sezon böyle rahat bir Semih Şentürk'ü, böyle rahat bir ruh haliyle izledik ve Semih her sezon olduğu gibi beklentileri karşıladı, üzerine düşeni yaptı ve aslanlar gibi yeni sözleşmesini de yapıp kenara çekildi.

Semih Şentürk yedek kulübesindeki varlığıyla bile bu takımın en önemli oyuncularından biri ve emin olun, elli yıl sonra torunlarımıza anlatacağımız futbolculardan biri olacak. "Bir Semih vardı," diyeceğiz ateş başında etrafımızda toplanmış sarı-lacivert çubuklu formalı veletlere, "maç zora girince oyuna girer imzasını atardı her daim, tilki gibi golcüydü. 35 yaşında Messi'nin yerine oyuna girip golünü yazarken bile spikerler ondan 'Genç Semih' diye bahsediyorlardı. Ruhu gençti zahir..."

Daniel Güiza:

Söz konusu Güiza ise; Masumiyet'in Bekir'i oluyor, canımızı acıttıkça daha çok seviyoruz onu. Ya da Büyük Umutlar'ın Pip'i oluyor, ne yapsak unutamıyoruz kara kaşlı İspanyol'umuzu. Bize verdiği onca ezaya rağmen, evimize gelse misafir eder, kuş tüyü döşeklerde yatırırız onu, sokakta görsek boynuna sarılır, öperiz yanaklarından, müdavimi olduğumuz meyhaneye adım atsa, ahtapotuydu, beyiniydi, börülcesiydi en güzel mezelerden bir tabak yaptırıp gönderirirz masasına, olmaz ya boş kaleye gol kaçırsa, "Olsun be Güiza," deriz, "canın sağolsun, bir dahakini atarsın." (Gerçi bu sonuncuyu dedik lan herhalde.)

Güiza belki farkında değil ama, bütün olan bitene rağmen bu kadar çok sevilmesinin nedeni, tam da Fenerli'nin ruh haline denk düşen bir adam hüviyeti taşıması. Ortası yok Güiza'nın. Topu aldığında ya mucizevî bir gol atar ya da dünyanın en basit top kaybını yapar. Sahaya çıktığında ya son yılların en iyi forvet performansını sergiler ya da "Demir Hotiç'li yıllardan esintiler" filminin baş oyuncusu olur. Aynı anda hem büyük bir umut, parlak bir cevherdir Güiza; hem de dehşetli bir facia, korkunç bir kâbus. Biz de Güiza'yı işte bu yüzden severiz, aileden biri gibi görürüz. Ayrıca bu sezon şahane bir performans sergilediğini de unutmamak gerekir. Bu sezon tüm gol rekorlarını kıran Cristiano Ronaldo, 70 dakikada bir gol atarken; Güiza her 46 dakikaya bir gol sığdırmış. Gerçekten bak...

Gökhan Ünal:

Kendisi hakkındaki düşüncelerimi transfer olduğunda yazmıştım, ne yazık ki haklı çıktım. Yerli malı haftası şerefine yapılmış bir transfer gibiydi: Yerli Güiza! Yersen...

Serinin diğer yazıları:

Fenerbahçe'nin haybeye karnesi (1) - Kaleciler
Fenerbahçe'nin haybeye karnesi (2) - Savunma
Fenerbahçe'nin haybeye karnesi (3) - Orta Saha
Devamı ...

10 Şubat 2011

Sol Açık Merkeze



Niang sol açıkta başlatıldığı zaman taraftar genelde tepki gösteriyor, hatta son zamanlarda yaşadığı düşüşü buna bağlayanlar da var fakat bu sistem o kadar da işe yaramayan bir sistem değil. Selçuk cezalıyken Cristian orta sahada oynatıldı ve Stoch, Dia, Niang üçlüsünden birisi solda oynayacaktı, hoca da aralarında en formda ve golcü olanını seçti. Buraya kadar pek gariplik yok. Daha önce Fenerbahçe'nin asimetrik oynayabileceğini ve hatta eldeki oyunculara bakınca oynaması gerektiğini yazmıştım. Oradaki fikri özetleyip Manisa maçının nasıl geliştiğine geçeyim.

Asimetrik sistemle kısaca sol ve sağ açıkların birbirinin simetriğinde aynı işleri yapan oyuncular olmaması gerektiği, sağdaki Mehmet Topuz'un mücadeleci, savunmacı orta saha olduğu ve sol açıkta oynayan Dia veya Stoch'un forvete yakın özellikleri olduğunu söylemiştim. Böyle olunca Brezilya'nın Dünya Kupası sistemi denenebilir ve orta sahadaki defansif oyuncuların merkezi biraz sola kaydırılarak ileride bir tanesinin daha solda konumlandığı üç hücumculu bir sistem denenebilir demiştim. Aslında Niang solda oynayınca bu tip bir oyun oynamaya çok daha uygun bir kadromuz oluyor. Buna rağmen Niang klasik sol açık gibi oynamaya çalışınca verimi gerçekten düşüyor. Simetriğindeki Mehmet Topuz'un aksine topu ve adamını kovalamayı sevmiyor ve beceremiyor, bu yüzden ne kadar klasik sol açık gibi oynasa da defansif olarak aksıyor. Sol bek pozisyonu da takımın en zayıf pozisyonu olunca büyük bir sorun haline geliyor bu. Manisa'da yediğimiz golde sağ ve sol bekin saçmalaması kadar Niang'ın sol açıklık görevi yapmaması da rol oynuyor. Mehmet Topuz tarzı bir sol açık olsa o pozisyonda sağdan topu taşıyan oyuncunun en azından dengesini bozardı.

Golü yedikten sonra ise açıldık ve bunun en önemli sebebi Niang'ı merkeze çekip Semih'i biraz daha Alex'in yanına çekmemizdi. Yani tam bu olmasa da buna benzer bir dizilişe geçtik


Bu tür oyunda önemli roller

1. Orta sahadaki tutucularda, yani defansif orta sahalardan birinin sol alanı kapatması. Yani top rakipteyken sol açığın yapacağı adam kovalama, kanatta baskı işini devralması ve ilerideki hücumculardan birinin ona zaman zaman destek vermesi. Aşağıdaki fotoğraflarda Emre'nin, Semih'in ve Niang'ın pozisyonuna bakınca bunun nasıl paylaşıldığı daha net görülüyor. Özellikle Emre'nin görevi kritik.



2. Sağ bekin orta sahadaki oyuncunun sola yardım etmesiyle oluşacak orta saha boşluğunu doldurması. Bu görev Mehmet Topuz için ideal bir görev ve bunu hakkını vererek yaptı. Aşağıda bir örneği var.


3. İleri hücum üçlüsünün ölümcül üçgenler oluşturması. Bu zaten Fenerbahçe'nin gol atması için tek yol. Yukarıda bahsettiğim yazıda da anlattığım gibi Emre, Cristian, Selçuk hatta M. Topuz golcü, asistçi oyuncular değiller. Bu durumda gol atma, attırma işi ileride kalan üçlüye düşüyor. Onlara Gökhan Gönül gibi bir bekin zaman zaman gelen desteği de önemli fakat temel hücum planı bu üçlünün işleyişi üzerine kurulu. Aşağıdaki pozisyonu aldıklarında gol geliyorum diyor zaten (ve 30 saniye sonra gol geliyor.)


Fenerbahçe, kadrosunun özellikleri nedeniyle bu üçgenleri sürekli oluşturmalı. Manisa maçında sonra kurulan müthiş baskının ilk ve en önemli sebebi Niang'ın merkeze, Semih'in biraz geriye Alex'in yanına gelmesi ve sol ve ortada oluşan boşluğun diğer oyuncular tarafından etkili biçimde kapatılmasıydı. Semih yerine Dia veya Stoch olması da fark etmiyor. Fenerbahçe'nin hangi üçlü oynarsa oynasın onları merkezde yukarıdaki üçgenleri oluşturacak şekilde oynatması gerekiyor. Bunun sebebi de diğer kanat oyuncuları ve orta saha oyuncularının defansif ve ofansif özelliklerini teraziye koyunca defansif özelliklerinin ağır basması.

Bu hafta muhtemelen Dia, Niang, Alex üçlüsünü izleyeceğiz ileride ve umuyorum Dia sol çizgiye sıkışmak yerine Alex'in yanına doğru kayar ve merkeze yakın oynar. Orta sahalara biraz daha defansif yük biniyor ama zaten ofansif olarak çok az verim verdikleri için bundan şikayetçi olacaklarını sanmıyorum. Manisa maçında son 30 dakikada oynadığımız oyunu maçların 90 dakikasına yayarsak ligi daha iyi götürebiliriz.
Devamı ...

4 Ekim 2010

Beni yak, kendini yak, Mamadou Niang!*



Gençlerbirliği maçından sonra epigraf niyetine sizi erken öten horozun akıbetinden haberi olmayan Mehmet Demirkol'un 27 Ağustos tarihli yazısına bağlamak istiyorum:

"Fenerbahçe futbol takımı ise fizik olarak yetersizin de gerisinde... Organizasyon açısından ise 30 yıl geride."

Ulusal basında yazı yazan bir insan, erken öten horozun akıbetinden haberdar olmalı; ama biz Fenerli olduğumuz için böyle bir yükümlülüğümüz yok. Şu halde, muhteşem transferleriyle ligin tozunu atan Beşiktaş ile "organizasyon açısından 30 yıl geride olan" Fenerbahçe'nin puan durumundaki vaziyetlerine bakalım:

4. Fenerbahçe 13 (Avr: 10)
5. Beşiktaş 13 (Avr: 6)

O zaman hep beraber erken ötelim:

Beni yak
Kendini yak
Mamadou Niaaaaaaang

* Başlık bana ait değil. Televizyondan duyulmadı ama ilk kez Kasımpaşa maçında Fenerbahçe taraftarı tarafından terennüm edildiği söyleniyor.
Devamı ...

3 Ekim 2010

Fotopapaz - Niang ve Diğerleri



Thomas Doll'un bağıra çağıra, hoplayıp zıplayarak protesto ettiği faul. Koşan oyuncunun bacağına gelip yandan bacağınızla vurursanız düşer, fizik kuralı. Buna bile çıldırıyorsa maç sonundaki hakem şikayeti ne kadar inandırıcı?


Çekirdekçi futbolcu istemiyoruz!


Lig tv komedi dans ikilisinin "Niang çok da net vuramadı kafayı, şans da lazım golcüye" dediği pozisyon. Niang uçarak yaklaştığı topa "çok net" dünyanın kaç bucak olduğunu gösterirken.


Koşmayan Alex topa basıp kapmadan hemen önce. Birazdan topu çalacak, soldaki Niang'ın önüne yuvarlayacak, Niang da şovunu yapıp elin adamına golü yazdıracak.


Dakika 75'te 2-0 önde olan takımın taraftarı eveleyip geveleyen defans oyuncuları ve kalecisini yüksek sesle ıslıklarken.


Niang golün resmi asistçisi ve sahibine "Abi bak şimdi, sen ofsayttın, arkadan da bu Gökhan geliyor, attım ben de o tarafa, aferin iyi koştunuz" şeklinde yarattığı golü açıklarken.

Ayağına sağlık Niang başkan.
Devamı ...