24 Haziran 2011
Fenerbahçe'nin haybeye karnesi (4) - Hücum
Yeni sezon başlamadan eski sezonun değerlendirmesini bitirmek gerekir. Sırada hücum oyuncuları var.
Beni Yak Kendini Yak Mamadou Niang:
Ömer Üründül tipi çağdaş yorumcular olsun, Erkan tipi çağdaş taraftarlar olsun, Claudio Maldonado tipi çağdaş takım arkadaşları olsun; hepimiz yıllardır Hakan Şükür tipi çağdaş forveti bekliyorduk bu takımda. Son yirmi yılın neredeyse her sezonuna yeni bir yabancı forvetle giren Fenerbahçe, aradığı Hakan Şükür tipi çağdaş forveti, daha Hakan Şükür parlamamışken bulmuştu aslında Frank Pingel'in şahsında ama talihsiz takımız birader. Adam daha sezon başlamadan sakatlanınca, yine elimiz kursağımızda kaldı, yine Fadıl Vokri tipi arkaik, Aygün Taşkıran tipi pırpır forvetlerle gönül indirmek, Müjdat Yetkiner'den bile daha hareketsiz golcülerden mucize beklemek zorunda kaldık.
Neyse ki bu sezonun başında Senegal çöllerinden gelip, Saracoğlu'nda bir serap gibi arz-ı endam eden aslan parçası hasretimizi dindirdi. Mamadou tam da özlediğimiz forvet özelliklerini taşıyordu, sakatlanana kadarki performansıyla da ben dahil birçok taraftarın aklını aldı ama sakatlık dönüşü bir haller oldu çağdaş forvetimize. Hakan Şükür'ün çağdaş forvetlikten, sığ yorumculuğa, oradan da haybeye milletvekilliğine geçiş yapması gibi; bizim Mamadou da içinde çağdaşlık nâmına ne varsa o korkutucu MR cihazında bırakıp, halı saha maçında aldığı her topu ezen, götünü kaldırıp geriye koşmaya erinen, halı saha ücreti kişi başına 6 lira ise cebinde her nedense bir beşlik, bir de ellilik banknot bulunduğundan her seferinde bir lira eksik ödemesine göz yumulan esnaf forvete dönüştü. Her maç en az bir kere, kimsenin akıl erdiremeyeceği numaralarla rakibi kuru bamya gibi ipe dizecekmişçesine burnunun dikine gitmese olmuyor, her maç en az on kere Alex'in koşusunu görmeyip topu ezmese içi rahat etmiyordu.
Haksızlık, vefasızlık, kadirbilmezlik sızıyor mu bu satırlardan? Eh biraz! Ama Mamadou son düzlükte kendisini "çağdaş" kılan o özelliklerine yeniden kavuşup, kıyak bir takım oyuncusu olarak performansını yeniden yükseltmeyi başardı mı? Ona da evet. O vakit hep beraber: Beni yak / Kendini yak / Mamadou Niang...
(Yeni sezona ilişkin yakası açılmadık teorim de şu: Emenike, Niang'ı kesecek.)
Semih Şentürk:
Takımın en eski oyuncusunun yarattığı çağrışımlara bakar mısınız sevgili Erfurtlular: Yedek kulübesi, nöbet, öpe öpe aşınan yüzük, genç Semih, artık yaşlı Semih. Öyle talihsiz bir adamdan bahsediyoruz ki, sezon içinde anlaştığı rivayet edilen Deportivo sezon sonunda küme düşüyor. Öyle tevekkül dolu bir adamdan bahsediyoruz ki, Niang yetmiyormuş gibi bir de Emenike'nin alındığı sezonda üç yıllık sözleşmeye imza atıyor. Öte yandan öyle kıymetli bir adamdan bahsediyoruz ki, bu takımın altyapısından yetişip, hem Van Hooijdonk'un, hem de Mamadou Niang'ın yedeği olmayı başarabiliyor.
Semih Şentürk'ün Fenerbahçe macerası bir eşik hikâyesi aslında. Ne zaman ki Semih'in bu takımın birinci forveti ol(a)mayacağını ve ömrübillah iyi bir yedek olarak kalacağını idrak ettik, işte o zaman hem biz, hem de Semih rahata erdi. Zira taraftar onunla ilgili beklentisini makûl bir düzeye çekti, o da muhtemelen makus talihini kabullenerek rahat bir nefes aldı. Bu sezon böyle rahat bir Semih Şentürk'ü, böyle rahat bir ruh haliyle izledik ve Semih her sezon olduğu gibi beklentileri karşıladı, üzerine düşeni yaptı ve aslanlar gibi yeni sözleşmesini de yapıp kenara çekildi.
Semih Şentürk yedek kulübesindeki varlığıyla bile bu takımın en önemli oyuncularından biri ve emin olun, elli yıl sonra torunlarımıza anlatacağımız futbolculardan biri olacak. "Bir Semih vardı," diyeceğiz ateş başında etrafımızda toplanmış sarı-lacivert çubuklu formalı veletlere, "maç zora girince oyuna girer imzasını atardı her daim, tilki gibi golcüydü. 35 yaşında Messi'nin yerine oyuna girip golünü yazarken bile spikerler ondan 'Genç Semih' diye bahsediyorlardı. Ruhu gençti zahir..."
Daniel Güiza:
Söz konusu Güiza ise; Masumiyet'in Bekir'i oluyor, canımızı acıttıkça daha çok seviyoruz onu. Ya da Büyük Umutlar'ın Pip'i oluyor, ne yapsak unutamıyoruz kara kaşlı İspanyol'umuzu. Bize verdiği onca ezaya rağmen, evimize gelse misafir eder, kuş tüyü döşeklerde yatırırız onu, sokakta görsek boynuna sarılır, öperiz yanaklarından, müdavimi olduğumuz meyhaneye adım atsa, ahtapotuydu, beyiniydi, börülcesiydi en güzel mezelerden bir tabak yaptırıp gönderirirz masasına, olmaz ya boş kaleye gol kaçırsa, "Olsun be Güiza," deriz, "canın sağolsun, bir dahakini atarsın." (Gerçi bu sonuncuyu dedik lan herhalde.)
Güiza belki farkında değil ama, bütün olan bitene rağmen bu kadar çok sevilmesinin nedeni, tam da Fenerli'nin ruh haline denk düşen bir adam hüviyeti taşıması. Ortası yok Güiza'nın. Topu aldığında ya mucizevî bir gol atar ya da dünyanın en basit top kaybını yapar. Sahaya çıktığında ya son yılların en iyi forvet performansını sergiler ya da "Demir Hotiç'li yıllardan esintiler" filminin baş oyuncusu olur. Aynı anda hem büyük bir umut, parlak bir cevherdir Güiza; hem de dehşetli bir facia, korkunç bir kâbus. Biz de Güiza'yı işte bu yüzden severiz, aileden biri gibi görürüz. Ayrıca bu sezon şahane bir performans sergilediğini de unutmamak gerekir. Bu sezon tüm gol rekorlarını kıran Cristiano Ronaldo, 70 dakikada bir gol atarken; Güiza her 46 dakikaya bir gol sığdırmış. Gerçekten bak...
Gökhan Ünal:
Kendisi hakkındaki düşüncelerimi transfer olduğunda yazmıştım, ne yazık ki haklı çıktım. Yerli malı haftası şerefine yapılmış bir transfer gibiydi: Yerli Güiza! Yersen...
Serinin diğer yazıları:
Fenerbahçe'nin haybeye karnesi (1) - Kaleciler
Fenerbahçe'nin haybeye karnesi (2) - Savunma
Fenerbahçe'nin haybeye karnesi (3) - Orta Saha
Devamı ...
22 Ekim 2010
Yetmiş Dokuz Semih Değil Yalancı Dokuz Semih
Konyaspor maçı kadrosunu gördüğümüzde acaba takım 4-3-3 oynayacak ve orta saha Emre-Mehmet-Özer gibi mi dizilecek diye düşünmüştük. Özer 10. dakikada çıkana kadar gördük ki kendisi Emre ve Mehmet'in önünde görevlendirilmiş ve Fenerbahçe klasik 4-2-3-1 dizilişinden vazgeçmemiş. Aslında klasik ve alıştığımız şey sadece dizilişti çünkü özellikle orta sahaların oyun anlayışında önceki maçlara göre farklılıklar vardı. Bence bunun en önemli nedeni de Alex'in yokluğu değil, Yobo'nun varlığı. Daha sağlam bir defans hattı defansın ileride kurulmasını sağladı ve Emre ile Mehmet uyumlu çalışıp hem hücum hem defans görevlerini çok iyi yaptılar. Onların iyi oynamasını sağlayan başka bir etken de Semih'in sırtı dönük oyunu çok iyi oynayıp boş alanları verimli kullanmasıydı.
Semih'li 80 dakikanın da resmini çizelim. Semih girdikten sonra Semih-Niang ikilisi nedeniyle 4-4-2 şeklinde dizildiğimiz düşünülse de maça başladığımız 4-2-3-1'den çok farklı dizilmiyordu takım. Aşağıdaki fotoğraf takımı savunma halinde gösteriyor. Gölgelerini gördüğümüz fakat kendileri görünmeyen Yobo ve Caner de arkadalar. 10. oyuncu Niang da en ileride olduğundan karede değil. Takım net olarak 4-4-1-1 olarak diziliyor. Semih ve Niang hariç tüm oyuncular, kanat oyuncuları da dahil, topun arkasında durarak alan savunması yapıyor. Semih ise topun arkasında durmasa da geriden gelecek pas opsiyonu desteğini kesmek üzere konumlanmış durumda.
Aşağıdaki fotoğrafta da Fenerbahçe hücuma çıkarken oyuncuların pozisyonları var. Karade görünmeyenler en gerideki Yobo ve sağ açıktaki Dia. Diğer uçta kırmızı ile çizili Stoch, en uçta Niang var. Topu alan oyuncu sarı ile gösterilen Semih. Forvet ve kanatlardan ne kadar geride olduğu açık olarak gözlemlenebilir.
Fenerbahçe'nin dizilişini gösteren bu kareler Semih'in ve kanatların pozisyonlarına bakılınca klasik 4-4-2'den çok 4-2-3-1'e benziyor. Bir sonuca varmadan önemli bir noktayı atlamamak gerek. Her ne kadar klasik olmasa da bu dizilişi hâlâ 4-4-2 olarka gösterirdim ben. Özellikle oyuncuların savunmadaki pozisyonarına bakarak. Ayrıca Özer çıkmasa tam olarak nasıl oynayacağını düşünüp Semih'le karşılaştırmak da bu açıdan faydalı. Özer orta yay civarında daha fazla topla buluşup atakların yönetmeni olmaya çalışacaktı. Bu rolü tipik bir oyun kurucu orta saha olarak tarif etmek yanlış olmaz. Semih ise orta alan boşluklarına sızıp topu tutan ve hatta öldürücü son pasları veren bir rolle oynadı maç boyunca. Bu yüzden kendisini orta sahada değil forvet ikilisinde göstermek oyun planını açıklarken daha isabetli olur.
Avrupa'da iki forvet oynayan takımlarda sıkça gördüğümüz üzere iki forveti bir tanesi sürekli orta sahaya doğru giderek oyunun kurulma aşamasında rol alıyor. Bu anlayışın getirdiği en önemli faydalardan bir tanesi de böyle oyuncuların savunmanın dengesini bozmaları. Markajcılarını yanlarında beraber götürmeleri ve kanatlardan gelenlere ve diğer merkez forvete alanlar yaratmaları tehlikeleri başlıca kaynağı oluyor. Bu rol "false 9" olarak tanımlanıyor, milli oyunumuz okey terminolojisini de kullanıp Türkçeye çevirirsek "yalancı 9". Jonathan Wilson şurada etraflıca anlatıyor.
Konyaspor maçında Semih yalancı dokuzluğu o kadar iyi yaptı ki sahada attığı her adımı izlemek keyifliydi. Aşağıdaki karede sarı ile gösterilen oyuncu Semih. Mavi okun yönünde hareketlenmiş ve sırtı dönük topla buluşmuş. Hemen yanında markajcısı da var. Mavi çizgiyle gösterilen Niang da iyice kanada açılmış ve sağ beki meşgul ediyor. Kırmızı üçgen bir anda topu önünde bulan Stoch'un hareketlenmesi için iki forvet tarafından yaratılmış. Stoch da kaleciyle karşı karşıya kalıyor ve Fenerbahçe'nin ilk ciddi atağı böyle geliyor.
Aşağıdaki ikinci karede de oyuncuların rolü benzer. Stoch'un Emre sayesinde arkasındaki iki adamdan kurtulması golün en büyük hazırlayıcısı fakat Semih Stoch'un topla buluşacağını görüp defans arkasına klasik forvet koşusu yapmak yerine mavi ok yönünde geri doğru gidiyor. Markajcısı ve sağ bek, Semih ve Stoch'u almak üzere üzerlerine gidiyorlar fakat top kırmızı şeridi takip edip yine Stoch'un boş alana hareketlenmesiyle bu sefer ağları bulacak.
Semih'in bu oyununu görünce hafta sonuna Semihli 4-4-2 ile çıkmak hiç de mantıksız gelmiyor bana. Aykut Hoca Alex yerine Semih'le başlayarak Semih'in iyi yaptığı yalancı dokuzluğundan faydalanıp süratli kanatları etkili kullanmayı hedefleyebilir. Tabii Alex'in de oyunu kaleye yüzü dönükken isabetli paslarla yönetmek veya önünde boşuk bulduğu anda cezayı kesen uzak şutlar çekmek gibi farklı yetenekleri var. Bu yetenekleri de tercih edip oyun planı kurgulayabilir. Kim çıkarsa çıksın Semih, artık yetmiş dokuz Semih değil yalancı dokuz Semih olabileceğini Konyaspor maçında gösterdi. Sezon içinde bazen fizik olarak çok zayıf kalıp formunun dibine vurduğu dönemler oluyor fakat belli ki bu dönem onlardan değil.
Devamı ...
3 Ocak 2010
Lefter de Fenerli mi canım? Hadi ordan!
Tartışmalardan biraz uzak kaldım, Semih konusunu okudum, onu haksız bulanların yorumlarını okuyamadım, fakat az çok ne dediklerini tahmin edebiliyorum. Aynı tartışmaları geçen haftalar Roberto Carlos'un gidişi üzerine de yaşadık. O tartışma üzerine İbrahim Kutluay'ın Fenerbahçeliliğine toz kondurabilenlerin bugün Semih Şentürk'ü haksız adam ilan etmeleri şaşırtıcı değil.
Mantığın kelimeye döküldüğü cümleleri sıralamak çok anlam ifade etmiyordu sloganlarla tartışma kültürü olanlara. "Kutsal forma bu, bedava giyilir" ile başlayıp "Fenerli nasıl bunu yapar takıma" diye bitirilebiliyordu tartışmalar. Şimdi resimleri koyuyoruz karşılarına, bu boş sloganlar 5 para etmiyor. Derdimi en başta, en temel biçimiyle söyleyip sonra o resimleri koyacağım. Fenerbahçelilik tek taraflı fedakarlık değildir, bir sporcu başarı için, kariyer için ve hepsinden önemlisi iyi para kazanmak için oynar. Fenerbahçeliliği bunlarla bağlanamaz, bunlardan fedakarlık yapması istenerek sorumluluktan kaçılamaz, bunlar yüzünden yönetimle ters düşen sporcuların Fenerbahçeliliğine halel gelmez. Çok iddialı geldiyse buyurun:
Önce Fenerbahçelilik konusu geçtiği zaman "Ben Fenerbahçeliyim" videosu hemen olaya dahil edilen Rıdvan. Gerçi Rıdvan'a da demediğini bırakmayan bir tayfa var, onlar bu fotoğrafı görünce sevinirler, haklı çıktıklarını düşünürler ama her hafta nasıl bir Fenerbahçeli olduğunu yineleyen Rıdvan'ın Fenerbahçe yönetimini kara kara düşündüren pazarlığı işte böyle haber olmuş.
Rıdvan'ın Fenerli olmadığına ikna olanlar için babalarımızdan dinlediğimiz başka bir efsaneye geçelim, Alpaslan Eratlı. Efsane kadrolara yazılan, Fenerbahçe tarihinde ayrı bir sayfası olan Alpaslan da transfer döneminde çatır çatır pazarlığını yapmış, hatta kulübe rest çekmiş.
Alpaslan da sonradan transfer olmuştu, onu da Fenerli saymıyoruz mu diyen oldu? Hani şu "kutsal forma" konusu geçtiğinde kafası sarılı fotoğrafı akla gelen, o fotoğrafı bayraklara basılan, mücadelenin, takım sevgisinin simgesi olan Basri Dirimlili var. Hatırlamanız için hem o fotoğraf, hem de Basri'nin 15.000 lirayı kifayetsiz bulması ve kulüple yaptığı pazarlık.
Basri'nin kafası yarılmış halde oynadığı futbolu, yaptığı para pazarlığı kıymetsiz mi yaptı? Fenerbahçe marşında ismini haykırdığınız Can Bartu var şimdi. Yetmedi mi? Bugün sokağa çıkıp "Fenerbahçe efsanesi kimdir" anketi yapsak % 95 oranla ismi çıkacak Lefter var. 70.000 lirayı az bulan iki futbolcuyla pazarlıklar haftalar sürüyor. Marştan çıkarıp, heykellerini mi yıkacaksınız şimdi?
İbrahim Kutluay önce 7 milyon dolar karşılığında Tofaş'a satılmak istenmişti. Gitmek istemedi. Aziz Yıldırım ve Mahmut Uslu'nun nefretini kazandı. Bir sene sonra kulüpte konuşmaya gittiğinde konuşacak insan bile bulamamıştı. O sene sonunda Efes Pilsen'e gitti ve hâlâ kendisine lanet yağdıran "Fenerbahçeliler" var. Fenerbahçe basketbol takımına zaten o sene yatırım kesildi ve play-off'a katılmaya oynayan bir takım oldu. İbo 2 sene sonra Avrupa'nın en büyük kupasını kaldırdı. Neden gitti diye soranların yaptığı aynen şu "Ankaragücü'nde Messi gibi bir adam varsa takım sevgisi nedeniyle takımında kalmalı". Zaten yukarıda da ismi geçen iki efsaneden Can Bartu İtalya'da, Lefter de İtalya ve Fransa'da oynadılar. Bir süre sonra dönüp Fenerbahçe'de oynayarak futbolu bıraktılar, tıpkı İbrahim Kutluay gibi. Altyapınızdan yetişmiş, Avrupa'da kupa kaldırmış, uluslararası basketbol camiasında bilinen ve sevilen bir oyuncunuz varsa ona basketbolu takımında bırakma fırsatı verir ve emekliliği sonrası görevlendirip kullanırsınız. Oysa İbo bizde nefret objesi yapıldı, yönetim sevgisi fetişine oyuncak edildi.
Semih bir sporcudur. Opsiyonu varsa bile nezaketen kendisine sorulur. Hakkı defalarca yenilen bir sporcu olarak iki kere düşünmeye hakkı vardır. Daha iyi teklifler gelirse aynı parayı Fenerbahçe'den istemeye de hakkı vardır. Bu oyuncular Fenerbahçe'nin malı değildir, onlara kutsal forma edebiyatıyla masa gibi davranamazsınız. Bu oyuncular Fenerbahçedir. Can, Lefter, Basri boş mukaveleye imza atma geyiğiyle popülizm yapmamıştır, hak ettikleri parayı istemiş, hissettiklerinde takımı bırakıp İtalya'da kariyerleri peşinde gitmiş oyunculardır ama Lefter ve Can Fenerbahçedir. Basri hâlâ mücadelenin simgesidir. Kafası patlayıp soyunma odasına giden, geri dönüp 40 sayı atan İbo da simgedir. Semih'in çevirdiği, kurtardığı onlarca maç yönetimin iş bilmeyen iş ahlakı yüzünden bir saniyede silinip atılamaz. Semih de İbo da Lefter kadar Fenerbahçedir, Fenerbahçelidir.
Devamı ...
6 Şubat 2009
I am a Patient Boy
I Wait, I Wait, I Wait, I Wait
Fugazi'nin -Semih 6 yaşındayken yazdığı- bir futbolcunun dramını anlatan şarkısı. Bazı şarkılar her daim taze.
Waiting Room - Fugazi
I am a patient boy
I wait, I wait, I wait, I wait
My time is water down a drain
Everybody is moving
Everybody is moving
Everybody is moving,
Moving, moving, moving
Please don't leave me to remain
In the waiting room
I don't want the news
(I cannot use it)
I don't want the news
(I won't live by it)
Sitting outside of town
Everybody's always down
(Tell me why)
Because they can't get up
(Ahhh... Come on and get up)
(Come on and get up)
But I won't sit idly by
(Ahhh...)
I'm planning a big surprise
I'm gonna fight
For what I want to be
And I won't make the same mistakes
(Because I know)
Because I know how much time that wastes
(And function)
Function is the key
Inside the waiting room
I don't want the news
(I cannot use it)
I don't want the news
(I won't live by it)
Sitting outside of town
Everybody's always down
(Tell me why)
Because they can't get up
(Ahhh... Come on and get up)
Up from the waiting room
Sitting in the waiting room
(Ahhh...)
Sitting in the waiting room
(Ahhh...)
Sitting in the waiting room
(Ahhh...)
Sitting in the waiting room
(Ahhh...)
(Tell me why)
Because they can't get up
Devamı ...
11 Kasım 2008
Guiza ne İş Yapar?
Guiza çok gol kaçırıyor, ona katılmayan yoktur ama yaptığı şeyleri görmezden gelmeyin. Özellikle şu "tribünden alkış için koşmak" kadar çirkin bir itham yok. Futbolcu koşsa suç koşmasa suç. Bir ortası olması lazım. Kaçırdığı basit golleri artık atması gerektiğinin o da farkında da sahada takımı adına yaptığı birçok olumlu şeyi silip atmayın. Evet golcünun ilk görevi gol atmak ama her futbolcu gibi mücadele ettiği zaman alkışı hakediyor. İşte bu da Galatasaray maçındaki ikinci golün öyküsü, bakalım Guiza tribünden alkış almak için mi koşmuş.
Top yarı sahamızdan geliyor, yüksekten indiği için göğüsle durdurmak zor.
Guiza topu kafasıyla arkaya doğru itip çok hızlı dönüyor, bir saniye önce arkasında olan oyuncuyu etkisiz bırakıyor
Uğur'la birlikte koşuya başlıyor
Ortada boş Semih var, ona atmak istiyor, defans çeviriyor, o sırada topu takibe başlamış
Ortaya yönelmeye önündeki rakiplerden önce başladığı için topla tekrar buluşuyor
Deivid'i görüyor, pası Deivid'e
İçeriye koşusuna başlıyor, top Semih'e geldiğinde ceza alanına girmiş
Semih topa vurma hazırlığındayken arka direğe koşuyor
Ya Emre Aşık kayarak uzaklaştıracak ya da Guiza topu kaleye yuvarlayacak
Topu indirip oyuncuyu geçmesi kusursuz, koşular mükemmel, takipçiliği pozisyonun yaratıcısı. Bu arada sadece Guiza değil Semih'in Galatasaraylı oyuncu topu kafayla uzaklaştırdıktan sonra aldığı pozisyona ve kaçtığı alanlara dikkat edin. Bunları yapacak çok oyuncu yok ligimizde, keyif almaya bakın.
Devamı ...
19 Nisan 2008
Bir Futbol Anlayışı Olarak
"Kezman Oynamasın"
Ligin bitmesine beş hafta kalmış, transfer sezonu biteli üç ay olmuş... Takım ligde bolca kaybettiği puanları telafi etmeye başlamış. Diğer tarafta Avrupa Kupalarında tarihinin en başarılı sezonunu geçiriyor, Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale yükselmiş. İki senedir Fenerbahçe gündeminin bir numarası Zico bu dönemde pek popüler değil, özellikle de Avrupa'daki performansının ardından. Köşe yazılarına değil, işte rekor istatistikler haberleri konu olmakta.
Zico'ya saldıramayan yurdum basın emekçisi en fazla talep gören temasını biraz değiştirmek zorunda. Formül bulunuyor... Konya, Kasımpaşa, Kayseri maçları da cesaret veriyor. İlk yarıda kötü futbol oynayan ve pozisyon üretmekte zorlanan Fenerbahçe ikinci yarılar açılıyor. Tesadüf değil ya hep Semih girdikten sonra açılıyor takım, bu pozisyon sıkıntısı yaşayan 11'de de Kezman oynuyor. Yeni konumuz artık Kezman. Son zamanlarda fazla gol atamaması kaymak gibi gidiyor yanında, vurdukça vurulabilir şimdi. Gelin görün ki Semih - Kezman tartışmalarının yaşandığı bu dönemde sürekli kazanıyor Fenerbahçe. Demek bir bildiği var bu Zico'nun diyemiyor kalemler, "Semih mükemmel asist yaptı, futbolcu dediğin böyle olur", "Ligin gol kralı kenarda oturur mu?", "Semih 11 başlasa ilk yarı biterdi maç" yazıyorlar. Fenerbahçe üç, dört gol atarak kazandıktan sonra bile konu Kezman. Maçlardan sonra televizyonda takip ettiğim tek yorum programında Rıdvan'ın konusu da Kezman. Yarım saatlik programın 25 dakikası Semih - Kezman...
Kezman Kezman Kezman diye diye yedek kulübesine oturtuyorlar adamı. Semih başlıyor 11'de ama o oynarken de takır takır gol atamıyor takım nedense. "Semih delikanlı çocuk, o kadar yedek kaldı sesini çıkarmadı" diyorlar. Kezman asi, sinirli olduğu için ilk 11 oynuyormuş, yoksa sorun çıkarırmış, öyle diyorlar. Yani Zico aslında Semih'i oynatmak istiyor ama sırf Kezman'ın gönlü olsun diye oynatmıyormuş. Bir Allah'ın kulu da çıkıp "Yahu birader bir adam ligin bitmesine beş maç kala neden kariyerini tehlikeye atsın, Semih'i oynatacaksa oynatır, sorun çıkaranı da kadro dışı bırakır gider" demiyor. Dört tane maç için kenarda oturan Kezman'ın varlığına ihtiyacımız mı var cidden? Kim neden korksun sorun çıkartacağından? Hem bu sorun dedikleri nedir ki? Kezman takıma striptiz partisi veriyor ve parti sırasında Semih aleyhine kulis mi yapıyor?
Ankaraspor maçı gelip çatıyor, Semih 11 başlıyor maça, Kezman istenildiği gibi kesik yemiş. Son 10 dakika oyuna alınıyor Kezman. Bildiğimiz hırçınlığından biraz daha hırçın. Ayağına indirilen pası ıskalıyor ceza alanında, o topu geri çevirmeye çalışırken penaltı oluyor. Artık gol atmak derdinde, Alex'ten rica ediyor, Alex "tamam at" diyor. Dakika doksan, hırçın bir şut çekiyor, top da onun hırçınlığına uyuyor. Kovaladıklar adam sendeliyor, yavaşlıyor, yakalamak üzereler. İki dakika sonra maçın bitmesine saniyeler kala gol yiyoruz, şimdi adam yuvarlanmış, yerde yatıyor. Vurdukça vuruyorlar, yetmiyor bir daha vuruyorlar. Bir de şampiyonluğu kaçırırsak vurmak da yetmeyecek, darağacı hazırlanmış bekliyor. Altındaki tabureye tekme atmak için sıraya girmişler.
Saldırı üzerine analizle bu kadar yapabiliyorlar. Kezman gidecek "Semih bu takımın forveti mi?" gibi 20 senelik kalıplarını raflarından indirecekler. Başka bir forvet alınacak, üç maçta gol atamayacak, "Semih neden kenarda" diyecekler. Yok, hayatımda hiç öyle "Hep destek tam destek, biz sahip çıkmazsak kim çıkar" mantığıyla sağda solda yazılan üç beş eleştirinin takımı baltaladığını iddia etmedim ama son senelerin en başarılı takımı hakkında iki oyuncu dışında daha elle tutulur bir şeyler konuşulabiliyor olması gerek diye düşünüyorum. Sonunda el ele başardılar konuşa konuşa. Kezman artık eli ayağı titreyerek vuruyor toplara.
Yukarıdaki kısmı Denizli maçından önce yazmıştım. Denizli maçı yazdıklarımı daha da net ortaya çıkardı. Kezman'ın istediğimiz formu yakalayamadığı gerçek. Fakat mesela en fazla sayıda Fenerbahçe taraftarının bulunduğu antu forumlarında Denizli maçı başlığına bakın. Kezman'ın boş kaleye kaçırdığı golle başlıyor, maçın sonuna kadar Kezman - Semih. Binlerce insanın bu kadar kolay, bu kadar boş argümanlarla yönlendirilebilmesine şaşıyorum, noktalama kurallarını bile bilmeden bunu başarabilenleri takdir ediyorum. Denizli maçında Alex de bomboş kafayı auta vuruyor, Aurelio dokunursa gol yapacağı pozisyonda dokunamıyor, dakika 74'te bu sefer Semih bomboş kaleye atamıyor ama sadece Kezman konuşuluyor. O da kaçırabilir, attığı gol güzeldi istekli oynadı denilemiyor. Hele bir de zamanında "bu takımdan gitsin Kezman" yazanlar var ki emin olun sahadeyken Kezman gol atsın istemiyorlar. 11 kişinin oynadığı oyunda başarıyı ve başarısızlığı tek kişiye indirgeyebilen zihniyetin hata yaptım demesi veya abarttım demesini beklemiyoruz zaten. Fakat kanatlar işleyince keyif veren futbolu, maç içindeki dinamik taktiği, Kazım ve Uğur'un ekstra katkısını, defansın mükemmel performansını bile konuşamayacak kadar körsen ve otomatiğe bağlamış makine gibi Semih - Kezman'dan başka bir şey bilmiyorsan konuşma be arkadaş, yeter artık konuşma... Maç rahat ve güzel bir oyunla 4-1 bitti, tonla gol kaçırdık, bunlara rağmen bakalım bu hafta kaç gün Kezman-Semih lakırtısı dinleyeceğiz.
Devamı ...