28 Mayıs 2011
5. Kez Üst Üste Finaldeyiz

Maça fırından yeni çıkmış Marko Tomas'ın arka arkaya üçlükleriyle başladık, savunmada da işleri sıkı tutunca ilk beş dakika sonunda 21-4 gibi abuk bir skor çıktı karşımıza. Tam saha baskı yapıp Saras ve Emir'in saçma sapan top kayıplarını değerlendirmesiyle Efes maça tutundu. Bu tür birbirine yakın iki takım arasında maç başı oluşan fark suni fark oluyor ve bir şekilde kapanıyor zaten maçın ilerleyen bölümünde; ama fark kapanırken bizim yaptığımız saçmalıkları not etmek lazım. Rüya gibi başlayıp kabus gibi bitirdiğimiz ilk periyodu 27-26 önde geçtik. Baskıya karşı Spahija bu bölümde çift guarda dönmeyip mola da almayınca çabuk kazanılan avantajı çabucak tüketmiş olduk.
İkinci periyot Efes'in tam saha baskısını yavaş yavaş aşmaya başlayıp Oğuz'u kullanmaya başladık. Rakoçeviç'in sakatlığı sonrası Efes en önemli dış skorer opsiyonunu kaybedince ve Thornton da beklenilen hücum katkısını yapamayınca Efes'in hücum silahları çok azaldı. Berbat bir üçlük yüzdesi ve Kerem Tunçeri'nin etkisizliği sonucu ikinci çeyreğin ortalarından itibaren Ömer ve Ukiç'le farkı yeniden açmaya başladık. 10'da 8 üçlük attığımız ilk yarıda çok istekli ve baskılı savunma yapan Efes karşısında bir devrede 53 sayı bulmak takımın hücum potansiyelinin kadro eksik olsa bile ne denli büyük olduğunun göstergesi.
Üçüncü periyoda 10 sayılık avantajla ama uyuyarak girdik. Efes'in iki hücum üst üste bulduğu sayılar sonrası savunmadaki direnci bu bölümde potayı görmemizi zorlaştırdı. Bu periyotta ilk basketimizi 4 dakika dolduğunda bulduk. Efes'in dış sutları aynı isabetsizlikle devam edince Ukiç'in kontrolü ele almasıyla farkı yine çift hanelere çıkarmayı başardık. Periyotun son iki üç dakikasında Oğuz'un savunmada gösterdiği direnç sonrası Ukiç'in son saniyede bulduğu üçlükle son çeyreğe 72-60 la önde girdik.
Dördüncü periyota yine kötü başladık, üçlük yüzdesi yerlede sürünen Efes Kerem ve Roberts'ın üçlükleriyle bir dakika içinde farkı 6'ya indirdi. Saras'ın girip yine saçmalaması üzerine fark iyice azaldı, top kaybı sonrası sol dipte Cenk üçlüğü soksa skor berabere olabilir maç başka bir senaryo ile bitebilirdi. Ukiç'in girip ipleri ele alması ve Emir'in Kerem Gönlüm eşleşmesini hücumda iyi kullanmasıyla fark son 2 dakikada tekrar 5 sayı civarına çıktı. Son iki dakikada maçın en etkisiz isimlerinden Lavrinoviç'in hücumda bulduğu basket faul ve savunmada Kerem Tunçeri'yi zorladığı top kaybıyla maç lehimize döndü. Son 27 saniye üç sayıyla önde girip Ufuk Sarıca'nın ilginç bir şekilde faul yaptırmamayı seçmesiyle Ukiç'le bulduğumuz basketle maça noktayı koyduk. 87-82.
İstatistiklere baktığımızda Efes bizden üstün. Ribauntlarda 33-24 asistlerde, 22-15 üstünler. Bizim lehimize maçı kıran istatistik şüphesiz üçlük yüzdesi. İlk maçtaki %50'den sonra bugün de %48'i bulmuşuz yayın gerisinden, Efes ise son periyottaki arka arkaya gelen üçlüklere rağmen %33'ü geçememiş. Yaptığımız 17 top kaybının 5'ini Saras yapmış üstelik, 0 asist performansıyla da berbat performansını perçinledi Litvanyalı. Kaya'nın da felaket bir play-off geçirdiğini belirtelim. Topu potanın 10 cm yanında alsa bile topu dışarıya çıkarıyor, hücumda en ufak bir inisiyatif almıyor, savunmada da sertlik falan kattığı yok, perdede kısayı karşılayıp saçma sapan fauller yapmaktan başka bir şey yapmadı iki maçtır.
Bardağın dolu tarafı maça fırtına gibi başlayan Tomas tabii ki. Takımın 22 sayı, 5 ribaunt, 2 asistle en etkili oyuncusuydu. Ukiç de Saras'ın en ufak bir katkı vermediği maçı direksiyona geçip kontrol etti 19 sayı, 4 asist ve sadece 1 top kaybıyla. Oğuz uzun rotasyonun en yumuşak halkasıyken bu aralar ayakta kalan tek uzun rolünde. Bugün hücumda da savunmada da müthiş katkı yaptı. 14 sayı, 5 ribaunt, 4 asist, 3 blokla oyunun tüm yönlerine etki etti. Ömer de yine özellikle maçın başındaki Kerem Tunçeri savunmasıyla ve hücum performansıyla alışık olduğumuz katkısını yaptı.
Sonuçta 5. kez üst üste finaldeyiz. Finalde Galatasaray gelirse saha avantajı, Banvit gelirse saha ve 1-0 önde başlama avantajımız olacak. Açıkcası Galatasaray'la olası bir final serisinin beklenilenden çok daha zor geçeceğini düşünüyorum. Özellikle baskıya karşı bocaladığımız düşünülürse Abdi İpekçi'deki maçlarda hakemlerin sertliğe daha toleranslı olduğu bir günde Galatasaray karşısında dağılabiliriz. Final programı belli olsun uzun uzun tartışırız gerçi şimdi oturup rakibi bekleme zamanı.
Maç içinde Ender Arslan'ın Oğuz Savaş'ın yanından kendini yere atıp faul beklediği bir pozisyon vardı, Burak Yılmaz'dan alışık olduğumuz kendini atmalara Ender de farklı bir boyut kattı. Her düdükten sonra hakemi yiyecekmiş gibi itiraz edip maçı teknik faul almadan kapatmayı başarması da ilginç. Gerçi yarına kalmaz Engin Özerhun çıkar hakemler maçın altında kaldılar falan der yine biz suçlu oluruz. Devamı ...
24 Mayıs 2011
Finalden Bir Adım Uzaktayız

Sakatlıklar, uzun süredir maç oynamamanın verdiği ritim kaybı, Efes'in daha çok galibiyete ihtiyacı olan taraf olması gibi nedenlerle maç öncesi epey soru işareti vardı kafamızda. Beklenen kadar seyircinin gelmediği ve atmosfer olarak da takımı ateşleyecek bir ortamın olmadığı bir salonda kötü başladık maça. Efes Kerem-Kerem pick and rolleri ve Vujcic'in pas yeteneği sayesinde hücumda hepsi asist üzerinden sayılarla maça başlarken, biz daha dağınık ve deorganize bir şekilde Ukiç-Tomas ikilisiyle bulduk ilk sayıları. Sinan'ın Ukiç'e yaptığı baskılı savunmanın da Fenerbahçe hücumunu bozmasıyla Efes 7-8 sayılık bir avantaj yakaladı. Emir ve Saras'ın girip hücumda inisiyatifi ele almasıyla periyotun son bölümünde oluşan farkı kapatıp ilk periyotu başa baş bitirdik. 18-19.
İkinci periyot Kerem Gönlüm'ün iki faulle kenara gelmesiyle Efes'in pick and roll eksenli sayıları kesildi, Fenerbahçe savunması biraz daha dirençli hale geldi. Saras'ın Oğuz'la oynadığı ikili oyunlar sonucu bulunan kolay basketlerle hücumdaki tıkanıklığı aşınca skor olarak öne geçtik. Efes hücumu Rakoçeviç'in perdeden çıkıp bulabileceği şutlar üzerine kalınca sene başından beri verim vermeyen bu düzen bir kez daha verimli olmadı, bizim dış atışlardaki düşük yüzdemiz farkın açılmasını engelledi ve ilk yarıyı 37-35 önde kapattık.
Efes ilk periyota başladığı gibi üçüncü periyota da etkili başladı. Savunmada vidaları sıkınca zaten verim alamadığımız uzunlar üzerinden çember dövmeye başladık. Fark tekrar 7 sayıya çıkaran Efes'e Saras'ın üçlüğüyle yanıt verip o zamana kadar etkisiz eleman şeklinde sahada dolaşan Sean May'in hücum ribauntu, asist, blok derken her şeyi yaptığı 3 dakikalık bölümde skorda üstünlüğü yakaladık. Son saniyede May'in tiplediği hızlı hücum sonrasıyla da son periyoda 55-52 önde girdik.
İlk yarı boyunca son derece etksiz olan Ömer Onan'ın üçünü periyotun sonu itibariyle devreye girip hücumda ipleri eline alması ve arka arkaya bulduğu sayılarla maçın son bölümüne avantajlı girdik. Saras ve Ukiç'in birlikte oynadığı 4 kısalı 5'te hücum ribauntu problemi yaşasak da maç boyunca zorluk yaşadığımız dış atışlarda önce Tomas'la farkı 8'e çıkardık. Efes Pilsen'in iki hücumda basket bulmasına karşın Ukiç'in üçlüğüyle de maça noktayı koyduk. 79-70.
İstatistiklerde iki takım arasında fark yaratan en önemli parametre üçlük yüzdesi: Efes 3/13 ile atarken biz 8/16 ile atmışız. Ribaunt, asist, top kaybı, top çalma gibi istatistiklerde fark yaratan bir şey yok. Uzun rotasyonundan bu kadar az verim alabildiğimiz bir maçı bir şekilde kazanabilmek Fenerbahçe'nin kapasitesinin ne kadar büyük olduğunun da bir göstergesi. Tüm sezon boyunca beklenileni veremeyen Saras ve May'in ekstra katkısı bugün işimizi çok kolaylaştırdı. Ömer'in ve Tomas'ın da tam ihtiyaç duyulan yerde yaptıkları kritik katkı da maçı bize çeviren etkenlerden.
Seriyi 2-0'a getirip büyük avantaj yakaladık, ayrıca bu sene oynadığımız üç Efes maçını da kazanarak Efes'e karşı ciddi bir psikolojik avantaj elde ettik. Bundan sonra Efes'in bizi üç kez arka arkaya yenmesi çok zor ama tabii tedbiri elden bırakmadan Cuma bu seriyi bitirmek lazım.
Spormax'in absürt ötesi spikerinin maç sonrası röpörtajında Ufuk Sarıca'ya sorduğu "artık seyirci avantajı sizde taraftarlarınıza ne söylemek istersiniz" sorusuna aldığı "açıkcası öyle bir avantajımız olduğunu düşünmüyorum bizim Fenerbahçe gibi yerleşik bir seyircimiz yok çünkü" cevabı da son derece komikti. Ufuk Sarıca'nın gaza gelmeden doğruyu şak diye söylemesi ne kadar güzelse böyle saçma sapan bir soru soran basketboldan bihaber sunucu kızımızın durumu da o kadar trajikomikti.
Devamı ...
3 Ocak 2011
Efes Maçı: 15 Dakikalık Savunmanın Zaferi

Maça iki takım da felaket savunma örnekleriyle başlayınca çok kolay sayıların atıldığı iki, üç dakika izledik. Vujcic-Lavrinoviç eşleşmesinde Lavrinoviç'in savunmada yapılabilecek tüm pozisyon hatalarını 5 dakikada yaparak hayranlığımızı kazandığı bölümde Efes Pilsen skorda öne geçti. Hücumda Tomas'ın deliciliği sayesinde ve Efes'in pick and roll savunmasını bazen cezalandırdığımız için sayı bulduk ama neredeyse her Efes hücumu sayı olunca skorda 7 sayı geriye düştük. Lavrinoviç'in savunma zaafiyetine Oğuz da eşlik edince ilk periyotta tam 24 sayı yedik. 19-24.
İkinci çeyreğin başında yine karşılıklı basketler vardı. Farkı bir an önce kapatalım düşüncesiyle kullanılan acele şutlar ve dış sutlardaki isabet oranının yerlerde sürünmesi sonucu Efes skorda önde kalmayı başardı. Wisnievski saçma sapan işler yapmasa ve Thornton'dan katkı alabilseler farkı açabilirlerdi. Devre sonuna doğru Ukiç'le kendimize gelip savunmayı biraz toparlasak da Kerem'in süre dolarken attığı üçlük sonrası, Ukiç'in sayısıyla devreye dört sayı geride girdik. 37-41.
İlk devre oynadığımız oyuna ve yaptığımız savunmaya bakıldığında 4 sayı geride olmak son derece iyi bir sonuçtu. Efes yerine daha düzeni işleyen bir takıma karşı olsaydı en az 10-12 sayı geride bitirirdik ilk yarıyı.
İkinci yarıya soyunma odasında muhtemelen bir hayli fırça yemiş olarak çıktık. Hücumda kolay sayılar bulurken savunmada vidalar sıkılmaya başlandı. Ömer Rakoçeviç'i tamamen devre dışı bıraktı, Kaya içeriyi kararttı. Lavrinoviç, Vujcic karşısında nispeten daha iyi durdu. Sezon başındaki savunma sertliğini tekrar yakaladık. Ömer'in üçlüğüyle maçta ilk kez öne geçtik ve farkı çeyrek sonunda Jasikevicius'un gözlerimizin pasını silen asisti ve Oğuz'un basketiyle 7 sayılık bir avantajla kapattık. 56-49.
Son çeyreğe üçüncü çeyrekteki savunma sertliğini devam ettirerek ve hücumda da arka arkaya bulduğumuz üçlüklerle momentumu tamamen alarak girdik. Bir ara 17-1 civarında bir seri oluştu üçüncü çeyrek sonu ile dördüncü çeyreğin ilk bölümünde. Kerem'in üçlüğü Efes'in 8-9 dakikada bulabildiği tek saha içi isabetiydi. Son üç dört dakika Efes'in tam saha baskısı karşısında 15 sayılık fark bir anda eridi. Spahija'nın sahada tek guard bulundurması, Ömer'in kaçırdığı iki faul, Kaya'nın hediye ettiği hücum ribauntu, Mirsad'ın bir top kaybı bir erken atışı ve Jasikevicius'un top kaybı sonrası fark 4'e kadar düştü. Cumhurbaşkanlığı maçı sonunu andırsa da Marko Tomas'ın faulleri sokması ve Kaya'nın Kerem'e yaptığı blokla bitmiş maçı bir daha bitirmek zorunda kaldık. Ömer'in son saniye üçlüğü de skoru belirledi. 81-72.
Maçın bizim adımıza kahramanı elbette ki Tomas. Maçın başından sonuna kadar oynadığı her dakika takımın en iyisiydi. 22 sayısı, 3 ribauntu, savunmaya verdiği katkıyla maçın yıldızıydı. Yardımcı oyuncu da Kaya Peker oldu. 16 sayı, 8 ribaunt, 3 asistle kağıt helva kıvamındaki boyalı alan savunmasını ayağa kaldırdı. Lavrinoviç bildiğimiz gibi, artık bir umudum ya da beklentim yok kendisinden, adam resmen hafızasını kaybetmiş ve basketbola dair bildiği her şeyi unutmuş gibi oynuyor.
Ukiç-Saras guard ikilisinin hücum performansı son derece iştah açıcı. Saras'ın uzunları sınıf atlatacağı sinyalini daha ilk maçtan göstermesi çok olumlu, ama bugün maçın sonundaki gibi gölge savunma yapmaması gerek tabi. Efes sene başından bu yana Keremlerin sırtında gidiyor, bu maçta sene başından beri istikrarlı katkı aldıkları Sinan ve Thornton'dan hiç katkı alamadıklarını düşünürsek sadece iki oyuncudan verim alarak Fenerbahçe'yi yenmeleri pek mümkün değildi. Maçın başındaki rezil savunmamız yüzünden kolay sayılar bulsalar da savunmamızın üst kademeye çıktığı ve sertlik düzeyinin arttığı bölümde kırıldılar.
Saras'ın oynamasına yaptıkları itirazi ise son derece komik. Bu maçın bahsettikleri gibi bir erteleme maçı olmadığı gayet açık. Bu maçın Pazartesi günü oynanacağı 10 gün önceden belliydi, sanki 8. hafta maçı 12. haftanın ardından oynanmış gibi federasyonun gün ayarlamaları sanki ertelemeymiş gibi algılamaları anlamsız. Bu itirazdan bir şey çıkacağını düşünmüyorum ama burası Türkiye olduğu ve basketbol federasyonunun her türlü eylem ve işlemi zaten Allah'a havale olduğu için her şey olabilir demek lazım yine de. Spormax de şu maçları iki yorumcuyla yayınlama hevesinden vazgeçsin, iki yorumcu da birbirinin söylediklerine imza atmaktan maçı konuşmayı unutuyorlar. Savunmaların yerlerde süründüğü ilk yarı boyunca "kalite çok üst düzeyde" diye haykırmaları da bir hayli ilginçti.
Maçı kazandık, Efes'le aramızda iki galibiyet fark oldu bunlar güzel şeyler ama sahada can sıkıcı şeyler de var. En önemlisi de Spahija'nın maç sonu konusunda üst üste iki hafta kontrolü kaybetmesi. Başa baş giden maçların son bölümlerinde saçmalıyoruz, inşallah Top 16 öncesinde düzeliriz.
Devamı ...
13 Ekim 2010
Geleneksel Saçma Mağlubiyetlerden Biri

Bir Fenerbahçe geleneği olarak yine aptalca bir maç kaybettik. Spahija'nın maçı bitirmek için seçtiği Vidmar'lı ve Tomas'lı beş maçı verdi diyebiliriz. Pota altında Oğuz ve dışarıdan Ukiç'in 8'er sayısıyla kolay basketler bulduğumuz ilk periyortta farkı çift hanelere çıkardık. Efes'in tam sahada yaptığı baskıyı 2-3 kez cezalandırıp kolay basketlerle farkı belli bir seviyenin üstünde tuttuk. Kerem Tunçeri'nin ve biraz da Roberts'in dışında Efes'de direnen kimse yoktu. İkinci periyod Lavrinoviç'in faul problemi ve Vidmar-Kaya ikilisinin rotasyona dahil olması sonrası pota altına top indirmeyi azalttık. Mirsad'la Ömer Onan'ın üçlükleri ve Emir'in bir numara oynadığı dönemdeki asistlerine, Efes Roberts'in faul çizgisinden bulduğu sayılar ve yine Kerem Tunçeri'yle yanıt verdi. Kerem Tunçeri'nin son saniye üçlüğüne rağmen devre sonuna 11 sayı önde girdik.
İkinci yarının ilk beş dakikasında yine karşılıklı basketler varken Kerem'in organizasyonuyla Rakoceviç'in ve diğer Kerem'in basketleriyle Efes farkı 2 ye kadar indirdi. Periyod sonunda Kerem Gönlüm 3'lüğü atsa öne de geçeceklerdi. 4 periyota maça başladığımız 5'le başlayıp farkı tekrar 11'e kadar çıkardık. Müthiş bir maç oynayan Kerem Tunçeri bir kez daha devreye girdi, Ukiç'in penetre etmeyi unutması ve Oğuz'un hücumda tek seçenek kalması sonucu fark 4 sayıya kadar düştü. Kinsey'in top kaybı sonunda 2:30 kala Spahija oyuna maç boyunca hiç bir şey yapmayan Tomas'ı ve Oğuz'un yerine de Vidmar'ı almayı tercih etti. Bir sonraki hücum Vidmar aldığı hücum ribauntu sonrası topu dışarıya çıkarmak yerine kendisi kullanmayı seçip atışı kaçırdı. Diğer hücum Tomas köşeden boş üçlüğü kaçırıp Vidmar ribauntu alan Rakoceviç'e aptalca bir faul yapıp faul çizgisine yolladı ve Efes ilk kez öne geçti 1 dakika kala. Bir sonraki hücumda Tomas yine bomboş turnikeyi kaçırıp Efes'e maçı kazanma şansı verdi. Son topu Ukiç'le kullanıp Roberts'ın bloğuna yakalandık. Kalan 1.8 saniyedeki molada bir şut seti çizileceğini ummuştuk ama alakasız ve rastgele atılmış Mirsad'ın kaçan şutuyla maçı kaybettik.
Spahija'nın maçı bitiren 5'te Toması oynatması ters tepti. Kinsey de pek iyi sayılmazdı ama Tomas maç boyunca maçtan ve takımdan o kadar kopuk bir görüntü çizmişti onun yerine Kinsey'le maçı bitirmek daha iyi bir tercih olurdu. Oğuz'u illa dinlendireceksek son 2 dakika Vidmar yerine Lavrinoviç'le dinlendirmeliydik. Güya maç öncesi pota altında Efes'e karşı üstündük, 16 hücum ribauntu vermişiz. Oğuz'un geçen seneye göre daha hareketli olduğu ve hücumda daha fazla sorumluluk aldığı doğru ama ribaunt konusunda hala çok eksiği var. 2.10'luk bir beş numaraya göre çok daha agresif bir ribauntçu olması lazım.
Maçı Efes'e getiren bir numaralı faktör Kerem Tunçeri faktörü. Dünya Şampiyonası sonrası özgüveni de tavan yapmış Kerem'in. 27 dakika sahada kalıp 18 sayı 6 asistle takımın ilk yarıda maçta tutunmasını ikinci yarıda geri dönüşünü sağladı. Eğer Rakoceviç'i maç boyunca Ömer Onan'la tutmak yerine Kerem tek başına direnirken Ömer'le Kerem'i kilitleyebilseydik maç değişik olurdu. 39 dakika boyunca önde olduğumuz bu maçı böyle kaybetmek ve son üç Cumhurbaşkanlığı Kupası'nı da böyle abuk sabuk son saniye tuhaflıklarıyla kaybetmek bir hayli sinir bozucu.
Hakemlere de değinelim; yine rezil kepaze kararlar verdiler. Hakemlere dair en sinir olduğum husus bazı pozisyonlarda topun gittiği yer ya da atışın sonucuna göre faul çalmaları. Bugün Emir'e çalınan iki faul var. Birinci de Roberts'a hiç bir müdahale olmamasına rağmen atışı kötü gitti diye 2 saniye geç çalınan bir faul, diğerinde yine Emir'e Cenk'in yaptığı top kaybı sonucu "bu topu kendisi kaybetmiş olamaz Emir bir şey yapmıştır" diye çalınan tahmini faul. İkisi de basketbol hakemliği adına utanç verici düdüklerdi. Bir de Kerem Gönlüm'ün lehine çalınmayan ve Kerem'in haklı olarak delirdiği pozisyon var, hakem de haksız olduğunu bildiği için Kerem'in isyanına teknik faul çalamadı. Basketboldan anlamayan, faul sayma fetişisti iki spikerinde maçı katlettiğini belirtelim.
Devamı ...
1 Haziran 2010
Taraftar Göreve

Çarşamba akşamı serinin en önemli maçına çıkıyoruz. Kazanırsak 4. şampiyonluğumuzu ilan edeceğiz. Efes’in geçen sene (ç)aldığı şampiyonluğun rövanşını almış olacağız. Ergin Ataman’ın gökyüzünde gezinen egosunu yere indirmiş olacağız. Anlaşılabileceği gibi bir Fenerbahçeli adına maça motive olmak için pek çok neden var.
Maçı nasıl kazanacağımız teknik olarak üç aşağı beş yukarı belli. Sahada uzun kalmak, ısrarla içeriden oynamak ve topa baskı. Bu üç şeyin her birini yüzde ellinin üzerinde yaparsak bu maçı kazanırız. Smith elli tane üçlük atsa da hakemler 30 tane aleyhimize faul çalsalar da kazanırız. İki takımın oynadığı basketbol da günümüz basketbolundan çok uzak bunu kabul etmek lazım ama biz 90 ların basketbolunu oynuyorsak Efes 80 ‘lerin basketbolunu oynuyor. İki takım da demode ama biz daha az demodeyiz sanki.
Abdi İpekçi’deki son maçın ilk yarısında hiç de iyi bir sınav vermeyen taraftar umarım bu maçın önemini idrak etmiştir Bu maçta marş söyleyen adama ihtiyaç yok, Efes hücumlarında kulakları sağır edecek ıslık, ve her aleyhte hakem kararında ya da faul beklenilen pozisyonda ortalığı ayağa kaldıracak bir gürültü çıkarmak. Taraftarın yapması gereken bu. Fark ilk yarı 30 a çıksa da asla kutlama havasına girmeden son düdüğe kadar maçın içinde kalan bir taraftar profiline ihtiyacımız var. Basketbolda taraftar maçın akışını tamamen değiştirebilir, bunun onlarca örneğini gördük, oyuncular tarafından uyandırılan bir taraftarın bile maçı alabileceğini gördük daha 5 gün önce.
Maça gidecek herkes en az oyuncular kadar konsantre olmalı bu yüzden. Bu sene kendimizce haklı nedenlerle yalnız bıraktığımız takımın son 40 dakikasında kesinlikle ekstra performans göstermeliyiz taraftar olarak.
Şampiyonluk sadece 40 dakika uzakta. Fenerbahçe’ye had bildiren Tuncay Özilhan’a kafayı Fenerbahçe’yle bozmuş Ergin Ataman’a sahada cevaplarını verelim. Ergin Ataman’a tweeter hesabını kapattıracak bir performans bekliyorum oyunculardan ve taraftarlardan.
Devamı ...
27 Mayıs 2010
Genç Slovenler Play-off'a El Koydu

İkinci yarının başında savunma sertliğini arttırma hamlesinin tutmaması, seyircinin zaten maçın başından beri maça hiç etkisi olmayan hali, tavrı; Sinan tarafından tamamen pasifize edilmiş bir Ukiç ve bir türlü girmeyen şutlarla 17 sayı geride bir takım... Maçın 25. dakikasında elimizde bunlar vardı.
Banvit maçında 20 sayı geriye düştüğümüzde çektiğimiz silahı hatırladı Ertuğrul Erdoğan. Tam saha baskı ve alan savunması... Zaten özünde bir panik adamı olan Ender'in oyunda olması bu hamlenin tutmasının en önemli nedendi. 2 sene önceki rakibi bezdiren ön alan savunmasını hatırlayan Ömer, Kinsey ve Ukiç ve içeriyi kapayan Mirsad ve Vidmar'la ilk hamleyi yapıp farkı 17'den önce 10'a sonra Emir'in dördüncü periyot devreye girmesiyle 6'ya çektik. Maçın dönüm noktaları bunlardı aslında. Önce büyük bir gayretle tek hanelere indirebildiğimiz farkı tekrar çift hanelere çıkaran Nachbar'ın üçlüğü, diğeri de fark üçe inmişken Smith'in can yakan üçlüğü. Bu tür durumlarda momentumu ele geçirmiş bir takım için can acıtabilen, direnç kırabilen bu iki pozisyona anında tepki verip ayakta kalmayı başardık ve Greer'in üçlüğüyle 4.30 kala uzun bir aradan sonra öne geçtik. Dördüncü periyot ilk 6-7 dakika neredeyse bütün hücumlarımız ya üçlükle ya basket-faulle bitti.
Emir buna benzer destansı bir performansı geçen sene 6. maçta göstermiş ama o performans galibiyetle taçlanmamıştı. Bugün nihayet onda zaman zaman parıltılarını gördüğümüz Bodiroga performansını ortaya koydu, eli titremeden şutları gönderdi, arkadaşlarını besledi, ve en kritik dönemde liderliği ele aldı. Maç başa baş geldiğinde Efes'in direnci tamamen düştü. 17 sayı geriden gelip 8 sayı öne geçmiştik bitime 1.30 dakika kala. 13 dakikalık bir bölümde 25 sayılık bir fark...
Kısa süreli bir kazandık artık havasıyla Efes'in farkı üçe indirmesine izin versek de süre zaten yetersizdi ve Greer'in turnikesi maça noktayı koydu. Maçın kahramanları konusunda bir sıralama yapmak gerekirse Emir'i öne koymak gerek ama Vidmar'ın maç boyunca gösterdiği olağanüstü dirençe haksızlık etmiş oluruz gibime geliyor. Vidmar geçen maçki performansının da üstüne çıktı bugün. İçeride en sert uzunumuz olarak ve hücumda da kendinden beklenilenden daha fazla katkı yaparak maça damgasını vurdu. Bir diğer kahraman da Greer. Savunma konusunda bugün takımın havasına ayak uydurdu, kolay geçilmedi, ilk yarı iki tane çok iyi asisti vardı, ve maçın son anlarında büyük oyuncu gibi oynadı.
Efes yine inanılmaz bir dış şut yüzdesiyle (11/23) oynamasına rağmen serbest atışlardaki düşük yüzdesi (16/27), baskı karşısında paniğe girmeleri ve en önemlisi kazanma konusunda Fenerbahçeli oyuncuları kadar kararlı olmamaları yüzünden kaybettiler. 3-1'e getirdik. Şampiyonluk için bir maça ihtiyacımız var. Efes'i böyle 17 sayı geriden gelip yenmek psikolojik olarak muhtemelen daha da düşürecektir Efes'i. Pazar günü yine hiç rehavete girmeden yedinci maçı oynuyormuşuz gibi oynayıp kazanmamız lazım.
Maç boyunca takımın oyunundan ziyade beni delirten esas meseleye geleyim. Normalde seyirci takımı uyandırır, bugün tam aksine takım seyirciyi uyandırdı. Tiyatro izler gibi maç izleyen, hakem kararlarına karşı en ufak bir refleks göstermeyen taraftarı takımın tam saha baskısı kendine getirdi. Bin kere yazmışızdır herhalde ama basketbol maçında marş söylemek kadar aptalca bir şeyi anlamıyorum. Tek yapılacak şey ıslık be kardeşim. 90'ların ortalarındaki basketbol seyircisini bir kez daha özlemle andım bugün şu taraftar performansını görünce.
Devamı ...
25 Mayıs 2010
Bir Kez Daha Öndeyiz

Yine gündüzle gece gibi iki yarı oynadık. İlk yarı mükemmel bir savunma ve her topta içeride doğru uzunu bulan bir hücum düzeni, ikinci yarıda pas kanallarını unutup, çaresizce zorlanan penetrelerle potaya gitme üzerine bir kaos. Şunu artık görmemiz lazım, sahada daha uzun olmamız bizi Efes'in her zaman bir adım önüne geçiriyor, Efes'in 4 kısasına karşılık 2 uzundan taviz vermememiz lazım. Maçtan kopmak üzere olduğumuz bölümde Semih-Vidmar ikilisinin bir arada sahada olduğu bölümde tekrar ayağa kalkmayı başardık. Efes bugün doğru basketbol oynamadan maçı başa baş götürmeyi başardı. Bunun en önemli nedeni üç sayı atışlarındaki 12/26 isabet oranları ve faullerdeki 24/30 isabet oranları. Normal bir yüzdeyle oynasalar ilk yarı 25 sayıyla biterdi zaten. Charles Smith maçı kazandırmak için her şeyi yaptı, dağlardan taşlardan şutlar soktu ama Efes son topu Ender'le oynamayı tercih edince Mirsad'ın bloğuyla maç bize geldi.
Maçta ilginç anlar var; tam top bize geldiği anda bir kaç kez topu kaptırıp ikinci bir şans verdik Efes'e. İlk çeyreğin sonunda Emir topu alsa fast-break'ten sayı bulacağız, elindeki topu Ender alıp son saniye üçlüğü gönderdi. Bir kaç kez Kinsey ve Ukiç'de tam aldıkları topu ilk müdahalede kaybettiler. Ve maçın son topunda da o bloktan sonra Kinsey topu yine tutamadı, eğer Rakoçeviç topu tutabilse şutu atacak ya da Charles Smith'e verecekti. Böyle serseri bir topla kaybedebilirdik maçı.
İç- dış dengesini bugün iyi tuttuk. 3.periyodun ilk 6-7 dakikası dışında içeriye her hücumda top indirmeyi denedik. Bireysel performans olarak Ukiç ve Emir biraz kendi standartlarında oynasa Efes bu kadar zalim bir 3 sayı yüzdesiyle oynasa bile maç çok daha erken kopabilirdi. Ukiç maça çok iyi başlayıp takımı ilk periyot çok iyi yönetse de üçüncü çeyrekte Sinan'ın onu sürekli soluna doğru gitmeye zorlayan savunması karşısında epey bir bocaladı. 5 top kaybının da büyük bir bölümünü bu sola doğru penetrelerin sonunda içeride Efesliler arasında kaybolarak yaptı. Thornton'un olmadığı Kaya'nın bu kadar kötü, Kasun ve Ermal'in bu kadar silik bir performans sergilediği bir maçı çok daha rahat almalıydık. Sonuçta öyle ya da böyle kazanarak bir adım öne geçtik. Bu seri bence bizim elimizde kazanırsak biz kazanacağız kaybedersek Efes'in doğrularından çok bizim yanlışlarımız yüzünden kaybedeceğiz.
Bu geceyle gündüz gibi bölüm bölüm iyi performansı maç bölümüne yayamamamız savunmanın tamamen alışkanlıkla ilgili olduğunun kanıtı. Konsantrasyonla, üst düzey istekle bellli bir süre savunma yapabiliyorsunuz ama savunma üzerine kurulu bir takımsanız belli bir savunma standartınız oluyor her zaman. Böyle maç içinde inip çıkışlar yaşamanız daha zor oluyor bu takdirde. Hakemler hakkında da bir kaç kelam edelim. Seyirciden etkilenmeden çok cesur düdük çaldılar, özellikle Rakoçeviç'in sürekli faul göstermeye çalışan bir oyun stili var, ona prim verdiklerini düşünüyorum biraz, bir de Kinsey'in top çalması sonrasında hakemin engellediği pozisyon komik ötesiydi,.Hakemlerin kararlarından bağımsız olarak bizim uzunların çok tuhaf faulleri var, paldır küldür top kaybı yamak üzere gelen Efes kısalarına karşı kollarını indirmeseler iki üç tane hücum faul olabilecek pozisyon savunma faulü oldu.
Sonuçta bir maç kazandık ve henüz 2 galibiyetteyiz. Perşembe akşamı muhtemelen daha dolu bir salonda yine çekişmeli bir maç izleyeceğiz. Serinin karar maçı bizim açımızdan 4. maç. Kazanırsak Efes'in geri gelebileceğini düşünmüyorum, 4. maç Charles Smith'i iyi savunup pick and roll'ü bugünkü gibi savunursak ve kısalarımız Ukiç ve Preldzic hücumda biraz sakin kalıp içeriyi yine iyi kullanırsa kazanacağız. Bir de Greer'in mümkün olduğunca az süre alması lazım. Takımın ritminin tamamen dışında kendi kafasına göre başka bir şey oynuyor.
Devamı ...
20 Mayıs 2010
1-0 Öndeyiz

Türkiye Basketbol Liginin finali oynanıyor ve maçta 1.000 kişi bile yok. 3 ay sonra Dünya Basketbol Şampiyonası düzenleyecek bir ülkede basketbola ilginin hali pür melali bu ülkede. Bir ara adı bizim için uğursuz salona çıkan Ayhan Şahenk'te geçen sene finalde iki maç kazanmış ve o etiketi silmiştik. Bu senede ilk maçı kazanıp geçen sene ters tepen saha avantajını ele geçirdik. Maçı ilk periyodun son üç dakikası ile ikinci periyodun ilk 3 dakikasını arasındaki 6 dakikalık bölümdeki 19-0'lık akıl almaz bir seri sonucu kazandık. Farkın oluşmasında en büyük etken Kinsey ve Mirsad'ın bu bölümdeki katkılarıydı. Efes'in kısaları tamamen kontrolümüz altındaydı. Ömer en iyi yaptığı şeyi yapıp Charles Smith'i tamamen etkisizleştirdi. Geçen sene çok başımızı ağrıtan Efes'in 4 kısalı düzenini bu sever iyi değerlendirdik. Schumpert-Semih miss-match'ini geçen sene lehine kullanan Efes olmuştu, bu maç Semih'e her pozisyonda top indirdik ki bu bizim takımda gördüğümüz bir şey değildi daha önce. Efes'in ikinci yarı savunmada biraz sertlik göstermesiyle hücumda bocalasak da bizde aynı sertlikle yanıt verince ve geri adım atmayınca top kayıplarına rağmen skorda geri gelmelerine izin vermedik.
Ukiç, Kinsey ve Mirsad maçın kahramanları diyebiliriz. Skoru son maçlarda gayet iyi paylaşıyor takım, hücumda bir iki oyuncuya bağımlı olmadığımız zaman kazanma şansımız bir hayli artıyor. Efes'in feci bir üçlük yüzdesi var, 1/15 şut yüzdesini bir daha göremeyiz muhtemelen final serisinde ama kısa savunmasında bugün çok iyiydik. Şutların pek çoğu zorlama şutlardı ve bu yüzdenin oluşmasında Efes'in şanssızlığından ziyade bizim savunma çabamız daha belirleyiciydi.
İkinci maça dair de bir şeyler söylemek gerekirse Kasun'u daha iyi savunmamız lazım. Vidmar'ın kolay faul almadan sertlik göstermesi ve sertlikten yılan bir oyuncu olan Kasun'u oyundan düşürmesi gerek. Kerem-Kasun pick and roll'ünü bugün iki üç kez önleyemedik, bunları daha iyi savunmalıyız. Net ribaunt aldığımız zaman Ömer-Kinsey'le kolay sayı bulma ihtimalimiz çok fazla olduğu için ribauntu alan uzun ilk pası çabuk verdiğinde çok kolay sayılar bulabiliriz bundan sonraki maçlarda.
Ergin Ataman'ın da söylediği gibi Efes bugün mağlubiyetten ziyade sahada ezildiği için ikinci maç daha agresif bir savunmayla çıkacaktır. Finalin anahtarı zaten sertliğe karşı geri adım atmamak, bugün Efes bizim gösterdiğimiz sertliğe yant veremeyip geri adım attğı için maç ilk yarı koptu, ikinci maç daha kararlı olacaklardır. Sadece bir maç kazandık, şampiyonluk yolu uzun, takımın havası umut verici, eğer taraftar da futboldaki nekahat dönemini askıya alıp salona teşrif ederse favori gösterilmediğimiz bir seride şampiyonluğa ulaşabiliriz.
Devamı ...
19 Ekim 2009
Efes Pilsen Haddini Aşıyor

Efes Pilsen sessizliğini bozmuş nihayet. Ancak herkesin kendilerinden beklendiği üzere mantıklı bir açıklama ve savunma yerine saldırmaya ve Fenerbahçe'ye had bildirmeye kalkmış Tuncay Özilhan. Konuşmanın en ilginç yeri Türk Baketbolu'nun 100 Yılı kitabını çıkarıp Fenerbahçe'ye tarih dersi vermek. İnsan bunu yaparken utanır ama Efes Pilsen çoktandır utanma eşiğinin 5 mg ötesinde.
Fenerbahçe 100 yıl önce vergiden düşmek, reklam yapmak, ihracat yapmak için falan kurulmadı. Padişah jurnallerine, işgal kuvvetlerine, savaş şartlarına rağmen kuruldu, büyüdü ve Fenerbahçe oldu. Efes Pilsen diye bir şirket olmadan önce de Fenerbahçe'de basketbol oynanıyordu ve Efes Pilsen diye bir şirket kalmadığında da Fenerbahçe'de basketbol oynanıyor olacak.
Tuncay Bey Fenerbahçe kendi dopingli sporcularına baksın buyurmuş. Türkiye'nin en fazla lisanslı sporcusu olan kulübünde elbette ki bireysel doping vakaları oluyor ve olacak. Fenerbahçe Efes Pilsen gibi 15 kişilik bir oyunucudan sorumlu değil. O sayının 100 katı sporcusu var her branşta. Hangi Fenerbahçeli dopingli çıkan oyuncunun ardında kulüp olarak durmuştur Fenerbahçe? Gizem Papila dopingli çıktığında maske takıp "Gizem Gönlümüzde" diye pankart mı açmıştır Fenerbahçe taraftarı?
Burak Hascan dopingli çıktığında Burak'ın iyi niyetinden karakterinden dem vurup neredeyse peygamber ilan eden bir Fenerbahçe yönetimi mi olmuştur? 15 kişilik bir "spor kulübü" olan Efes Pilsen de iki oyuncudan alınan numune de de aynı maddeye rastlanacak ama biz hesap soramayacağız, bir açıklama beklediğimizde ise bize haddini bildirme girişiminde bulunacak Bay Özilhan.
30 senedir Türk basketboluna çivi çıkmamış bir adam çıkıp utanmadan Fenerbahçe'nin yapacağı salona göz dikiyorsa ve aynı şartlarda biz de yaparız diyebiliyorsa 30 senedir neredesin diye soramayacak mıyız? 1995 yılında kendisiyle yapılan röpörtajlarda salon sorusu sorulduğunda arsa bakıyoruz demişti Tuncay Özilhan, sene 2009 hâlâ arsa bakıyorlar. Ne nitelikte nasıl bir arsa alıyorlar acaba? Organik tarım mı yapacaklar, uzay üssü mü kuracaklar 14 senedir bulamadıkları arsaya? 30 senedir yapmadıkları salonu kaç sene sonra yapacaklar acaba? Efes Pilsen Fenerbahçe'ye tarihle had bildiremez Bay Özilhan.
Efes Pilsen bir şirket bilançosudur; son tahlilde yıl sonunda aktif ve pasifleriyle değerlendirilir Fenerbahçe tarihin bizzat kendisidir yıl sonuyla ya da yüzyıl sonu bilançosuyla değil aşkla anlaşılabilir ve hiç bir şirketin bir aşka had bildirmesi düşünülemez.
Devamı ...
15 Haziran 2009
Sağduyu Öldü

Normalde kolay sinirlenen birisi değilim hayatım boyunca pek çok olay karşısında kontrolümü kaybetmeden doğru düzgün mantıklı tepki gösterebilmeyi başardığımı düşünmüşümdür, kaybettiğimiz için çok üzüldüğüm rüyalarıma giren basketbol maçları oldu daha önce, Fenerbahçe’yi hayatının bir parçası haline getiren herkes gibi bir anda dünyamızın karardığı, herşeyin simsiyah gözüktüğü saatler ya da günler geçirdiğim olmuştur.
Dün o düdükten sonraki kontrolden çıkmış halimi hayatımın geri kalan bölümünde bir daha yaşamayacağıma eminim. 27 yıldır beni yüzlerce maç seyrederken görmüş ailemin ilk kez yüzümde gördükleri ifadeden paniğe kapılıp sağlığımdan endişe ettiklerini, ellerimin ve bütün vücudumun titremesine şahit olup ne oldu da böyle oldu diye arada televizyona anlamsız gözlerle baktığını gördüm.
Şimdi anti-Fenerbahçeli olmayı hayatının parolası yapmış kah Efes’i kah Botaş’ı voleybolda Eczayı masa tenisinde Çukurova’yı destekleyen hiç utanmadan Beşiktaş ve Galatasaray formalarıyla Efes tribününe oturup taraftarlık üzerine ahkam kesen taraftar müsveddelerinin “e kural böyle Fenerbahçeli cahiller bilmiyor laflarına gelelim.”
Fatih Söylemezoğlu bugün çıksa ve ben bu düdüğü Olympiakos-Panya final serisinde ya da Vitoria’da Barcelona –Tau sersinde 13 saniye kala çalardım arkadaş ve o salondan sağ çıkardım desin ben de bundan sonra basketbol üzerine tek satır yazmayayım. Böyle bir şey yapamayacağını biliyoruz, o düdüğü Abdi İpekçi’de 12.000 Fenerbahçeli önünde de çalamayacağını biliyoruz. Eğer dünkü maçın hakemleri o salondan fiziksel bütünlüklerine halel gelmeden çıkabildiyse dua etsinler bizim o hep şikayet ettiğimiz bilinçli basketbol seyircisi olmadığındandır. Şu olay Yunanistan da İsrail de İtalya’da ya da İspanya’da olsa sahaya giren birileri tarafından çoktan darp edilmiş olurdu üç hakem de.
Çarşamba günü Abdi İpekçi’de bir maç daha var, telafi düdükleriyle serinin 3-3 e gelmesini sağlayacaktır Federasyon, zaten Efes’in de çok asılacağını zannetmiyorum maça,bu maçın sonucundan ve gidişatından bağımsız maça gidecek her Fenerbahçeli tavır göstermek zorundadır, maçın hakemlerinin aleyhte her düdüğünde haklı ya da haksız ayrımı yapmadan kıyameti koparmalıdır, salonu boşaltmaya asla yürekleri yetmeyecek kimse merak etmesin,başta Efes Pilsen benchine ve özellikle Kaya’ya fair-play falan dinlemeden tepki göstermelidir. Hayatımda ilk kez şiddetle arasına mesafe koyan, pasifizmi yücelten birisi olarak bu maçta olabilecek herhangi bir olayı eleştirmeyeceğimi ve derin bir oh olsun duygusuyla karşılayacağımı belirteyim. Efes Pilsen’i Euroleague maçlarında yıllardır destekleyen birisi olarak kesinlikle bu yıldan itibaren Efes’in her maçında rakipler için dua edeceğimi,bu onursuzluğu kendine ilke edinmiş, yatırım küçültme tehdidiyle hakemleri esir almış şirketin Türk basketbolünden elini eteğini çekmesini dört gözle beklediğimi belirteyim. 1992-1993 sezonunda Ali Sami Yen’de Galatasaray ‘a yenildiğimiz maçta Wagenhaus’un Erdal’a yaptığı harekete Ahmet Çakar penaltı çalmış ve o pozisyon Türkiye’de benzer pozisyonlarda çalınan ilk penaltı düdüğü olmuştu. Dün de sağolsun hakemler basketbolda bir ilki yine Fenerbahçe üzerine denediler. Kulübün hala resmi bir açıklama yapmamasını ve kendini Mehmet Topuz transferi nedeniyle havalarda görmesine bir anlam veremiyorum. Efes ürünlerinin boykotunu bile talep edebilir yönetim oysa taraftardan. Çarşamba günü Efes Pilsen Abdi İpekçi’de o kupayı kazanırsa nasıl 96’daki Türkiye Kupası finalinde Demirel’in kafasına pet şisesi atabilecek kadar cüretkar olabiliyorsa bu taraftar o salonu Efes’in başına yıkabilecek kadar da cüretkar olabilir. Kimse taraftardan sağduyu falan beklemesin, olacakların sorumlusu bu hakem atmalarını yapan Federasyon ve onları baskı altında tutan Efes Pilsen kulübüdür. Fenerbahçe yönetimi uyusa da Fenerbahçe taraftarı sahipsiz bırakmaz bu kulübü.
Devamı ...








