29 Temmuz 2009

İnsaf Yahu!


sivas anderlecht

Üniversitede bir gün arkadaşlarla futbol üzerine konuşuyorduk. Bir şekilde konu "neden biz takım tutuyoruz"a geldi, herkes yapmıştır zaten bunun üzerine münazara. O gün bir arkadaş "ben başka takımları tutan arkadaşlarla dalga geçmek için takım tutuyorum" demişti. O arkadaş benimle aynı takımı tutmadığı ve hayata da futbola baktığı gözle baktığı için sonra yavaş yavaş mesafe girdi aramıza, dört senedir de görmüyorum. Şimdi bu ne kadar absürt görünse de ve bunu itiraf etmek bize ne kadar garip gelse de böyle birçok insan var. Takım tutmayanların bile beni görünce sürekli gerzek Fenerbahçe şakaları yapmalarına alıştım.

Dün ve bugün okuduklarım da benzer zihniyetin bir ürünü bence. Bloglarda, forumlarda, sözlüklerde futbol üzerine konuşmak hoşumuza gidiyor çünkü futbolu seviyoruz, hayatımızda önemli bir yer kaplıyor. Bir insan dinlediği müzik, izlediği film, okuduğu kitap üzerine nasıl ki insanlarla konuşup tartışmak istiyorsa, izlediği oyun için de fikirlerini aktarıyor ve başkalarının fikirlerini önemsiyor. Yalnız bloglara, forumlara, internete yazmak düzenli bir hâl aldıktan sonra bazen doz kaçıyor. Kimseyi eleştirmek için söylemiyorum, sadece dün gece ve bugün oluşan genel havanın bana verdiği rahatsızlıktan bahsediyorum. Hani bunu ben de yapıyorumdur arada, ben bambaşkayım demek değil derdim.

Uzun zamandır futbol yok ortada, Galatasaray geçen haftalar bir Kazak takımıyla eleme turu oynadı da Kazak takımı işte, kim ne kadar ciddiye aldı maçı? Dün Sivas'ın maçı vardı. Uzun süre sonra resmi bir maç olunca ana malzeme olarak o görülüyor sanırım. Her gün bir şey üretmem lazım, hatta iki, üç şey üretmem lazım baskısının mı yoksa her maç izlenirken duyulan taraf tutma ihtiyacının mı sonucu bilmiyorum ama bu maç insanlara dert oluyor. Forumlarda, sözlüklerde sayfalarca, bloglarda akın akın aynı minvalde yazılar...

Bir röportaj varmış biz 5 yeriz 6 yemeyiz diye, en az 30 farklı kişi farklı yerlerde onu kopyalamış, Bülent fotoğrafı koyup altına "ah işte böyle alırsın" yazan bir düzine, bizi rezil ettiler diyen sayısız. Ne oluyor yahu, cidden anlamıyorum. Neden herkes her şeyden bir vazife, bir mesaj çıkarmak zorunda? Küçükken her gün izlediğimiz He-man'deki Orko psikolojimizi bozdu da her olaydan, her maçtan, her sözden mesaj mı çıkarmaya çalışıyoruz. Maç Şampiyonlar Ligi öneleme maçı, Türk takımı oynuyor, TRT yayımlıyor, oturup Salı günü maçımızı izleriz, pek güzel. İzlediğimiz maç üzerine de konuşuruz, Sivas futbol adına her şeyi yanlış yaptı, Anderlecht'in hızlı pas trafiği, orta sahada adı daha önce Fenerbahçe ile anılan ikilisi üzerine bolca yazılar yazılır, konuşulur. Futbol sonuçta bu, izleyip üzerine konuşuyoruz, blog tutuyorsak bu işten keyif aldığımızdan.

Yok efendim, maça dair tek kelime yok, Sivas'ın rezilliği, Bülent'in kepazeliği havada uçuşuyor. Yahu kendi takımınız lig dördüncüsü, beşincisi olmuş, adamlar hayatlarında ilk kez Şampiyonlar Ligi elemesi oynuyor, bununla mı dalga geçiyorsunuz? Topu topu ederi 10 belki 15 milyon dolar olan takım, senin 100 milyon dolarlık takımını geçmiş, tek geliri tv geliri, 300 bine aldığı adamı 3 milyona tabii satacak, senin gibi Josicolara, Zapolara, Carruscalara milyonlar verip parayı çöpe de atmamış, Metalistlere, Kievlere, Tromsolere elenen senin takımın ama nasıl bir vazife çıkarma aşkıysa bu Sivas'ı izlerken utancından yerin dibine giriyorsun. Antu'da "bir daha Sivas Avrupa'ya gitmesin" diyen bir ton adam var, yahu insan hiç mi düşünmez yazarken?

Bahane de mükemmel. Sabah akşam şuursuz ve komik açıklamalar yapan Bülent çok antipatikmiş (gerçekten yapıyor ve gerçekten antipatik ama bu sadece bahane) o yüzden dalga geçilip aşağılanıyormuş Sivasspor. Ben ders almam veririm diyenlerin yönettiği takım yenilsin diye dualar edin, maç kaybettikten sonra dalga geçin o zaman bakalım. 5 sene önce ikinci ligde oynayan takım her sene ligdeki derecesi artmış, sonunda senin takımından 30 kat az bütçeyle seni geçmiş, senin oynayamadığın seviyede eleme maçına çıkıyor ve İntertoto hariç çıktıkları ilk Avrupa maçında yenildiler diye mükemmel espriler üretip dalga geçiyorsun. İki sebebi var bunun; 1. Sivassporun başarısının geçen sene verdiği ciddi sıkıntı ve rahatsızlık duygusu, 2. Objektiflik adına asıl rakiplere karşı içinde tutulan kin ve nefretin ortalıkta Sivasspor adına konuşacak, tepki gösterecek birisi olmadığı için Sivasspor'a boşalması.

Her maçtan, her izlenilenden, her okunandan mesaj çıkarmak, malzeme üretmek, ders almak gerekmiyor. Gerektiğini düşünüp zorlayınca böyle oluyor. Dün izlediğiniz futbolu konuşun, Bülent'in taktiğini hatta ettiği lafların anlamsızlığını, Sivas'ın çekingenliğini eleştirin sonra isterseniz aslında bu sonuca şahsen sevindim diyip bitirin yazınızı. Birbirinizle derbiler öncesi didişin, ezeli rakiplerin Avrupa maçlarından sonra birbirinize takılın da bu yapılanlar ne yahu? Şu Sivas'ın 3 senede yaptıklarını yapan takım İtalya liginde olsa fan clubları türerdi memlekette. Sivas dün kazansa aşağılayanların %80'i "Hiç hazzetmem türbülentten ama helal olsun lan" yazıları döşerdi bugün. Biraz insaf yahu...
Devamı ...

28 Temmuz 2009

Fenerbahçe Taraftarısınız Galiba?


papazincayiri eski header

Açıldığımız günden beri bir miktar övgü ve yergi aldık. Geçen hafta "galiba Fenerbahçe taraftarısınız" şeklinde bir yergi geldi ve arkadaş nirvana'ya ulaştı, çıta çok yüksekte, bir sonraki hamleyi merakla bekliyoruz. Bugüne kadar hakkımızda söylenen şeylerden en etkililerini seçtik. Bazıları internette kopyalanan yazılarımız üzerine yazılanlar, bazıları bizzat bloga gelip bırakılan yorumlar, bazıları şaka gibi gelecek ama hepsi %100 gerçek.

10. her türlü kepazeligi yapan blog
Silvio Berlusconi
[Blog içip içip kenarda sızmışken]

9. hep derler ya "futbol enteresan şey abi adam profesör olmuş ama maça gidince ana avrat bırakmıyor" gibi laflar.. aha işte futbol söz konusu olunca ha rambo okan ha siz.
Sabri Sarıoğlu
[Okuyucu maçtan sonra okudukları karşısında samimi hissini yansıtırken]

8. seviyenizin hastasıyız, hep böyle devam edin..
Borat
[irc.raksnet.com #ayva kanalı yöneticisi "seviyeli sohbet" şiarının zedelendiğine kanaat getirirken]

7. fanatizmin gözleri kör etmesi bu olsa gerek.
Edison Arantes do Nascimento (Pele)
[Lugano'nun pek de fena bir futbolcu olmayabileceği ifade edilince buna dayanılamaz]

6. ne kadar gereksiz işlerle uğraşıyorsunuz, zamanınızı bunlarla harcayacağınıza biraz topluma ve çevrenize faydalı olun.
Görgü Tanığı T.K.
[2 Nobel ödüllü bilim adamının sitemizi ziyaretinden sonra yaptığı tespit]

5. Bir yazı ancak bu kadar‚ düzeysiz‚ mesnetsiz‚ komik‚ saçma‚ uyduruk‚ mantıksız ve sallama olabilir.
Oscar Wilde
[Kaç özdeş sıfatı yanyana kullanabileceğini merak eden okur bunu denemek için Reis'inin eleştirilmesini bekleyişi son bulunca]

4. Her kim ki herhangi bir yerde adıma veya rumuzuma benzer bir ad veya rumuzla Aziz başkana "sen Hitler´sin" tadında bir yazı döşerse bilinsin ki o ben değilim...
The Real Slim Shady
[Maçka Parkı, Gençler kimlik diyen polis memuruna cevaben]

3. sen ve senin gibilerle aynı davayı paylaştığım için utanıyorum kendimden..
Kürşat Tamgaç
[Reisin çıplak fotoğraflarını medyaya sızdıran ülküdaşa hitaben]

2. Bana yararı olmayan kilisenin papazını...........
John Milton
[Vatikan'a doğru yola çıkmaktayken]

1. Yazani oldugu gibi yazinin kendisi de irin akitiyor
Cemil Çiçek
[Başbakan yardımcısı farklı fikirlere karşı her zamanki duruşunu sergiliyor]

Yaşam boyu başarı ödülü:
fazla subjektif olmuş. Fenerbahçe taraftarısınız galiba.
İsmini vermek istemeyen bir izleyici
Devamı ...

Daum ve Fenerbahçe'nin Sistemi - Bölüm 4: Avrupa Birliği'ne Girdiğimiz Şu Günlerde...


cl maci oncesi

Fenerbahçe nasıl oynar, kiminle oynar sorularından sonra serinin son yazısında birinci gün yazısına geri döndük, cevaplanmayan soruya cevap arayalım dedik. Daum'a itiraz edilirken en fazla kullanılan argüman "vizyonu Avrupa için dar, sadece ligde başarılı oluruz". Bunun doğru olup olmadığını, doğruysa bile tam olarak sebebinin ne olduğunu uzunca zamandır düşünüyorum. İddia sahipleri genelde çok ayrıntılı bir neden sunmuyorlar bu iddia için. Uğur Meleke de geçen ay aynı iddiayı yazmıştı ve istatistiklerle desteklemişti fakat o da sebep-sonuç analizine girmemişti. O yüzden böyle düşünen ve sebebini irdeleyen varsa rica edelim yorumlarla anlatsın bize.

Benim vardığım en ileri nokta şu oldu: Daum oyunculara sisteminin içinde sınırları belirli görevler yüklüyordu ve buna disiplinle bağlıydı. Zico'nun oyuncuya kaba bir taslak olarak verdiği ve oyuncunun kendi yeteneğiyle evrilen saha içi görevi Brezilyalı ağırlıklı kadroya öz güven aşıladı. Bu öz güven de elemeli turnuvalarda başarılı olmak için elzem. Bunun sonucunda başarı geldi.

Fakat kendimi bu açıklama ile bile ikna edemiyorum. Bu öz güven sahada futbolculara tam olarak nasıl yansıdı, oyuncular Daum zamanında yapılamayan neyi -somut olarak- yaptılar da bu başarı geldi. Bu somut şey her neyse Daum da bunu takıma kazandıramaz mı? Görevlerin daha net belirlendiği bu sistem neden öz güven ve hatta yetenek kaybına yok açıyor? Bunların cevabını ben de bilmiyorum, o yüzden Daum vizyonu nedeniyle Avrupa'da başarılı olamaz iddiası temelleri olan bir iddia gibi gelmiyor bana, üstelik istatistiklere rağmen...

Bu iddiayı desteklemek için Daum'un geçen gün yaptığı "hedefimiz Avrupa değil" açıklaması da bolca kullanılacak. Bu açıklama kızılacak bir açıklamadan çok gerçekçi bir açıklama. Dün Fenerbahçe'nin nasıl oynayabileceğini yazarken anahtar görevlere değinmiştim. Bilica'nın orta sahaya kadar çıkıp hücum oyununa direkt katkıda bulunması, Cristian'ın kesiciliği ve yakın savunması, Andre Santos'un sürati, kanatların hücuma girmesinin öneminden bahsetmiştik. Cristian hakkında konuşmak için çok erken ama Bilica veya Cristian'ın savunmanın en kritik görevlerini yaptıkları, Bilica'nın topu kaptırmadan orta sahaya üçüncü olarak girdiği bir sistemin Avrupa'da başarılı olacağını iddia etmek hayalcilik olur. Daum tabii ki elinden gelenin en iyisini yapacak ama Bilica'nın Lucio, Cristian'ın Pirlo, Mehmet Topuz'un Schweinsteiger olmadığının o da farkında.

Zico Avrupa'da büyük bir başarı elde etti fakat o sene gönderildi. O başarının tekrarı gelecek miydi bunu görme şansımız olmadı. O başarının nasıl geldiğini anlama şansımız da olmadı aslında. O seneye kadar UEFA kupasında bile çeyrek final görememiş takım Daum döneminde 2 kez Şampiyonlar Ligi oynadı. Sistem ve takım yavaş yavaş oturmaya başlamışken ve oyuncular Avrupa kupaları kültürüne alışmaya başlamışken Daum gönderildi. Daum döneminde Milan deplasmanında oynanan oyun çeyrek finale çıktığımız Zicolu dönemin alan daraltmalı, topa yüksek oranda sahip olmalı sistemin erken habercisiydi. Milan deplasmanında 1-1 berabere giden maçta ön liberonuzun 85'te rakip ceza alanı önünde kaptırdığı top dönüp gol oluyorsa ve maçı böyle kaybediyorsanız işler iyiye gidiyor fakat oyuncuların tecrübe olarak öğreneceği çok şey var demektir.

Daum'la Avrupa'da başarı gelecektir, fakat Avrupa'da "istikrarlı" başarı için sabır gerekmektedir. Bu sezon UEFA kupasını alırız, gelecek sene CL'de yarı finaldeyiz gibi hayali hedefler koyup bunlar olmayınca hocayı suçlamak ve sonra kovmak bizi sürekli 3-5 sene öncesine götürüyor. Eleme usüllü turnuvalarda sonucu belirleyen çok faktör var. Her futbol konuşmasında adı geçen ve insanların ağızları sulanarak anlattığı Barcelona geçen sene Chelsea'nin son dakika penaltısı verilse(bence penaltıydı) final bile oynayamayacaktı. 3 senelik çalışmanın ürünü olan sabır, sistem ve tecrübe bir günde dağıtılıyor. Daum Avrupa'da başarısız olmakla suçlanacaksa 4 sene daha beklensin, 4 sene sonra ilk turda eleniyor olursak o zaman eleştirilsin. Şimdiden ben böyle eleştirmek istiyorum diyen varsa da açsın Fenerbahçe'nin Avrupa Kupaları sonuçlarına bir baksın.

-SON-

Daum ve Fenerbahçe'nin Sistemi - Bölüm 1: O Son Oyuncuyu Almayacaktın
Daum ve Fenerbahçe'nin Sistemi - Bölüm 2: If it ain't broke, don't fix it
Daum ve Fenerbahçe'nin Sistemi - Bölüm 3: Önder'i 11'de Görünce Dehşete Kapılıyorum
Devamı ...

27 Temmuz 2009

Daum ve Fenerbahçe'nin Sistemi - Bölüm 3: Önder'i 11'de Görünce Dehşete Kapılıyorum


sukru saracoglu stadyumu

Yabancı sınırı nedeniyle kadro yapmakta zorlanıyoruz. Önce defanstan başlayalım. Sanırım Bilica ilk 11 oyuncusu olacak, daha önce söylediğim gibi Daum onun topla oynama yeteneğine güveniyor. Genelde rakibe ileride basıyor, takım oyun kurarken de defansif orta saha gibi orta sahaya kadar çıkıp pas trafiğine giriyor. Geçen seneye göre defansta en belirgin fark bu. Bilica'nın yanında Önder oynayacak gibi görünüyor. Daha önce konuşurken hem aethewulf hem Fatih Önder'in oynayabileceğini söylediler. Şaşırdım çünkü Önder'in kötü bir oyuncu olduğunu düşünüyorum. Bilica, Lugano tarzı topa ilk hamleyi yapan, top rakipteyse rakibin geçmesine fiziğiyle izin vermeyen sağlam bir oyuncu. Önder'de ilk hamleyi yapma yeteneği yok, rakibini karşılıyor fakat onunla birlikte kaleye yaklaşıyor. Hamle zamanlamasını ayarlamakta sıkıntı çekiyor, ayrıca top ayağındayken de çok dengesiz. Önder yerine yabancı bir stoper alınacağı veya Edu'nun ya da Lugano'nun kalacağı söyleniyor. Edu, Önder gibi ilk hamleyi yapmayan ama hamle zamanlamasını daha iyi ayarlayabilen bir oyuncu. Önder'in yapacağı hataları Edu da yapıyor fakat Edu daha az yapıyor. Edu veya Lugano kalırsa geçen sene defansımızın en büyük sıkıntısı olan hızlı oyuncu eksikliği bu sene de canımızı sıkar. Yerlerine yabancı alınacaksa süratli bir oyuncu alınmasını tercih ederim.

Geçen sene rakip forvetlerin adını "kaleciyle karşı karşıya" söz öbeğinin yanında cümle oluştururken sıklıkla duyduk. Bunun üç sebebi vardı, defansın göbeğinin yavaş oyunculardan oluşması, sol bekin genelde biraz arkada kalması ve orta saha oyuncularının rakibi rahatsız etmeyen ve rakibe istediği şekilde ilerleme ve pas verme fırsatı veren oyunculardan oluşması. Gördüğümüz kadarıyla bu sene defansın göbeğinde yine yavaş oyuncular olacak ve sol bekimiz bir yaş daha yaşlanmış Carlos olacak. Bu durumda orta saha oyuncularının (kanatlar da dahil) rakip hücumdayken rakibi önden, yakın savunan, hemen geçilmeyecek ve birbirlerinin kademesine girecek oyuncular olması gerekiyor. Bunları yapmaları için de 90 dakika enerjileri tükenmeden koşmaları, tüm takım arkadaşlarından ve rakipten daha fazla yorulmaları gerekiyor. Bu orta saha baskısı sadece savunmamız yavaş olduğu için değil Bilica sık sık oyun kurucu orta saha gibi ileri çıktığı için de şart. Yavaş ve eksik defansın sürprizlerle karşılaşmaması için bu şekilde canlı bir orta saha gerekiyor ve yeni aldığımız Cristian'ın özellikleri bu sene çok belirleyici olacak.

Saydığım sebeplerden ötürü defansif orta sahamız çok önemliydi. Sadece orta saha savunmasında değil, oyun yapımız nedeniyle savunma eksik kaldığında da geriye koşup ikinci bir libero gibi oynayacak bir orta saha gerekiyor bize. Bu yüzden alınacak orta sahanın paslaşma yeteneği ve hücuma desteği tabii ki önemliydi ama savunma özellikleri bence daha önemliydi. Cristian'ın çektiği şert şutlar takım için mutlaka pozitif katkı sağlar fakat rakip oyun kurucuları nasıl savunduğu, savunmanın içine girip libero gibi oynayabilme sezgisi ve top çalma yeteneğinde eksiklik varsa Juninho gibi şutör olsa da bize fayda sağlamayaz. Bu açıdan Brezilya'dan ön libero almak büyük riskti.

Daha önce hep verilen bir örneği tekrarlamaktan haz duymuyorum fakat Maldonado da Türkiye'ye gelirken Brezilya'dan çok iyi referanslarla gelmişti. Sadece Brezilya futbolunu takip edenler oyuncuların Türkiye'de neler yapabileceğini pek kestiremiyor. Bu konularda hem Türkiye hem Brezilya ligini çok iyi bilenlerin referansına bakınca da çok umut dolu olamıyorum. Antu'da futbol bilgisine çok güvendiğim böyle bir abimiz var, o "çok iyi oynar" veya "tutunamaz" demedi ama Cristian'ın özelliklerini anlattı. Yorumladığım kadarıyla kesicilik özelliği Aurelio kadar üst düzeyde değil, bu bizim için sıkıntı yaratabilir. Bu noktada bizi umutlandırması gereken şey kanatlarda bu sene Uğur ve Deivid yerine M. Topuz ve Andre Santos'un oynayacak olması. Bu oyuncuların orta saha savunmasındaki eksikleri kapatma yetenekleri daha yüksek, bu yüzden Cristian'ın aksayan noktaları olsa bile sistem içinde bunlar minimize edilebilir. Yine de risk alınması yerine Avrupa'dan savunmacı, sert, top kesici olan ve bu tür futbolun içinde büyüyen bir oyuncu alınmasını tercih ederdim, keşke Poulsen ikna edilebilseydi.

Yine de oyuncuları tek tek ele almaktan ziyade sistemde nasıl oynayacakları ve ne görev yapacakları önemli. Nobre, Aurelio gibi oyuncuların yeteneklerini maksimize edip beceremediklerini unutturan da zaten oturan sistemdi. Bu yüzden Cristian'ın görevini anlatırken kanatlar ve savunmanın zaaflarını kullanarak anlattım. Aynı şey Andre Santos için de geçerli. Geçen sene orta sahada kaptırılan toplar orta sahadaki en büyük sıkıntıydı. Andre Santos bu açıdan ümit veriyor. Konfederasyon kupasında oyuncuların başarılı müdahaleleri/top kaybı/isabetli pas sayıları ve oyuna katkıları hesaba katılarak ayrıntılı bir puanlama yapıldı. Şuradan görüleceği gibi Andre Santos 5. sırada, yani oyun içinde çok verimli bir oyuncu. Ayrıca çok süratli ve ceza alanı içinde etkili olabilen bir oyuncu. aethewulf geçen gün attığı başlıkla tam isabet ettirdi, "artık bir kanadımız olacak". Andre Santos hızıyla ve bitirici yeteneğiyle 2 sezondur sıkıntısını yaşadığımız Tuncay eksiğini kapatacak gibi görünüyor.

Emre çok kritik başka bir oyuncu. Sakatlıkları atlatıp oynamaya başladığı geçen sezon sonunda takımın en etkili oyuncularındandı. Fakat geçen sene sadece 25 lig maçına çıkmış ve sadece 14'ünde ilk 11'de. Aynı sakatlıklar devam edecekse yine istikrar sağlayamayacak, çok faydalı olamayacak. Geçen seneye göre avantajımız yerine Mehmet Topuz'u çekebilecek olmamız, ya da Daum'un kafayı Deniz'e takmadığı için ona da fırsat verecek olması (Deniz Selçuk'tan daha iyi bir oyuncu). Emre sezon başındaki kadar fazla ve kritik top kaybı yapmaya devam ederse maç başına ancak 2 tane atak yapabiliriz. Emre'nin sakatlanmaması ve en az 25 maça sağlam şekilde 11 çıkması için dua edelim.

Bizim dizilişimizde sol ve sağ kanatların hücumcu özellikleri çok önemli. Kanatların sezon başına en az 10-15 gole katkıda bulunmaları gerekiyor. Solda Andre Santos hücum gücü yüksek bir oyuncu gibi görünüyor, asist ve golleriyle bu katkıyı sağlaması olası. Sağ kanatda da Mehmet Topuz oynarsa aynı katkıyı verebilir. Kayserispor gol açısından sıkıntılı bir sezon geçirse de geçen sene 9 gol 4 asistle oynamış, ondan önceki sezon da 9 gol 9 asisti var. Mehmet Topuz'un yaşayabileceği sıkıntı onun 4-2-3-1'in sağında tam olarak hücumcu bir sağ açık gibi ceza alanına da girerek hücum edememesi olabilir. M. Topuz pozisyon olarak tipik bir orta saha oyuncusuna daha yakın fakat bu sorunu da Daum'un çözeceğini düşünüyorum. Üstelik sağ açıktan daha fazla hücum beklediğimiz maçlarda Özer'i de oynatabileceğiz. Dizilişimiz maçtan maça veya maç içinde 4-4-1-1 veya 4-2-3-1 şeklini alabilir, o zaman sağda Mehmet Topuz, Deivid, Özer hatta Kazım arasında tercih yapar Daum, bu sene oluşturulan alternatifli kadro sayesinde taktisel varyasyonlar artacak.

Savunma hariç her bölgede daha alternatifli bir kadromuz var bu sene. Bu gözle görülen en büyük avantaj. Böyle olunca kimlerin dışarıda kalacağı da başka bir soru işareti oluyor. Benim ideal kadrom şu olurdu

-----------------Semih------------------
-----------------Alex-------------------
Andre------Emre----Cristian------M.Topuz
Carlos-------Bilica------xxxx------Gökhan
----------------Volkan------------------

Defansın göbeğinde yabancı (mümkünse Lugano veya yerine hızlı bir stoper) oynattığım için Guiza dışarıda kaldı. Bu sistemde Deivid mükemmel bir kurtarıcı golcü olur. Sıkıştığımız maçlarda muhtemelen Cristian veya Andre Santos yerine girer ve ceza alanı önünden veya karambolden bolca gol atar. Yalnız Guiza - Semih meselesi yine başımızı ağrıtır bu kadroyla.

Bu durumda yedekleri seçmek de zor. 18 kişilik kadroya 7 kişi kalıyor.
Volkan Babacan
Önder(sağ bek, stoper)
Deniz(sol bek, stoper, orta saha)
Özer(sağ, sol açık, forvet arkası)
Guiza(forvet)
Deivid(sağ açık, forvet)
Uğur(sol bek, sol açık)

Görüldüğü gibi Vederson, Selçuk, Kazım gibi geçen sene ilk 11'de oynayan oyuncular 18'e bile giremiyor, hatta yeni transfer Bekir de giremedi. Bu durum tabii tartışma yaratıp baş da ağrıtır. En büyük korkum Daum'un Guiza'yı oynatmak için yabancı stoper almayıp Önder'i oynatması veya Cristian yerine Selçuk'u 11'de başlatması veya Andre Santos yerine Uğur'la başlaması olur. O zaman kadrolar açıklanır, İstiklal Marşı'na kadar ağlarım, gözyaşlarım sel olur, şiirler yazarım. Benim tercihim bu sorunun veya Guiza'nın yedek kalması sorununun ortaya çıkmaması için Guiza'nın hazır piyasası varken ne kadar ediyorsa o kadara satılması ve Semih'le rotasyon yapacak bir Türk forvet alınması olur. Ayrıca Volkan'ın yedeği olacak iyi bir Türk kaleci de şart, buna en uygun isim de Ufuk Ceylan fakat nedense hâlâ bir girişim olmadı onun için.

Yukarıdaki kısmı Boluspor maçı öncesi yazmıştım. Boluspor maçı bize gösterdi ki savunma gerçekten zayıf, eğer bir takviye yapılmazsa tüm yatırım çöpe gidebilir. Andre Santos sadece hücumculuğuyla değil orta sahada alan daraltması ve topa sahip rakibi rahatsız etmesiyle de faydalı olacak gibi. Mehmet Topuz Emre sakatken orta sahada iyi bir alternatif olacak ve Cristian'ı tam anlamaya elverişli bir maç olmasa da ben ondan pek ümitli değilim, umarım yanılırım. Ayrıca Deivid alternatifli kadroda Daum tarafından ne kadar etkili kullanılabilir bunu da görmüş olduk, tek forvet çıktı maça ama tipik bir tek santrfor gibi değildi, Daum bu taktiği Alex'i kilitleyen takımlara karşı sürpriz olarak kullanabilir. Bence bu sene Deivid'in girip kurtardığı bolca maç olacak.

Yine hepsini okumaya üşenenlere belki son cümlelere bakar diye özetleyelim o zaman. Bu sene Fenerbahçe'nin ligdeki yerini defansta Bilica'nın yanında kimin oynayacağı, Emre'nin kaç kere sakatlanacağı ve Cristian'ın nasıl bir futbolcu çıkacağı belirleyecek, bir de geçen senelere göre daha alternatifli bir kadromuz var ve Daum bunu etkili olarak kullanacak, bazen bizi bile şaşırtacak.

devamı var...


Yarın: Daum'un uçakta uyuklarken ağzından kaçırdığı oyuncu ismi ne? Daum "ya Alex ya ben" dedi mi? Brezilyalılar çete kurup tesislerdeki şaraplı konseri ne zaman protesto etti?

Daum ve Fenerbahçe'nin Sistemi - Bölüm 1: O Son Oyuncuyu Almayacaktın
Daum ve Fenerbahçe'nin Sistemi - Bölüm 2: If it ain't broke, don't fix it
Daum ve Fenerbahçe'nin Sistemi - Bölüm 4: Avrupa Birliği'ne Girdiğimiz Şu Günlerde...
Devamı ...

26 Temmuz 2009

Daum ve Fenerbahçe'nin Sistemi - Bölüm 2: If it ain't broke, don't fix it


daum antrenman

Daum'un doğru yaptıklarını ve yanlışlarını özetledik, daha doğrusu eleştiriyi biz yapıp övgüyü başka bir yazıyı alıntılayarak yaptık. Peki Daum bu sene ne yapar? Bunun için elimizdeki kadroyu da göz önünde bulundurmak gerek. Sezon öncesinin en heyecan verici aktivitesi olan kadrolar şimdiden yapılmaya başlandı. Bunu işler yabancı sınırı nedeniyle biraz karışsa da yapacağız, fakat başkalarının yaptığı kadroda anlamadığım nokta Alex'in hep dışarıda kalması. Rehavet'in geçen hafta yazdığı gibi yeni transferin heyecanı mı yaptırıyor bunu yoksa insanlar Alex'in gerçekten kötü oynayacağını ve kadroda yer bulamayacağını mı düşünüyor bilmiyorum. Bildiğim şey Daum'un Alex'i mutlaka oynatacağı, hatta Alex kötü oynasa bile en azından sezon ortasına kadar kendisine sürekli yer bulacağı. Kaldı ki Alex'in ilk 11'e giremeyecek kadar kötü oynayacağına ihtimal vermiyorum. Kadronuzda Alex varsa da her şeyi ona göre planlamanız gerekiyor.

Uzun uzun yazdık Alex'le birlikte sahaya çıkacak olan iki hücumcunun takımın başına ne işler açacağını. Rıdvan'ı severim ama 3 senedir Kadıköy'de kaybedilen her puan sonrası önerdiği "koy işte kendi sahanda 2 forveti" çözümüne destek veremiyorum. O forvetlerden birisi -zamanında Anelka'ya yapıldığı gibi- öndeki üçlünün sağ veya soluna yerleştirilse de orta saha direnci zayıflayacak, iç veya dış sahada oynamak fark etmiyor, orta sahada pas yapma üstünlüğü rakibe verilecek ve çok daha kolay gol yenilecek. Ayrıca defans ve defans önündeki ikili orta sahanın pas trafiği de sekteye uğrayacak, hücumcu fazla olsa bile hücumda da verimsizlik yaşanacak. Daum'un son senesi, Zico'nun ilk ayları ve geçen sene Aragones'in ilk aylarında Alex + 2 forvet sistemini tekrar tekrar denedik ve hepsinde başarısız olduk, üstelik iç saha maçları da dahil bunlara. Hatta Aragones'in Alex'i orta saha gerisine çekip Alex'i de harap etmesinin sebebi Guiza ve Semih'i Alex'le birlikte sahaya sürmesiydi. Bu sisteme ancak son dakikalarında gol aranan maçlarda ya da top hakimiyetine tamamen sahip olunan ve rakibin sindiği maçlarda maç içinde geçilebilir, fakat artık kimse Alex oynuyorken iki forveti koymamalı takıma, ve daha önce söylediğim gibi Alex de oynatılacak.

Gelecek hafta başlayacak resmi maçlarla daha net görürüz ama Daum'un oynatacağı sistem belli oldu şimdiden. Hazırlık maçlarında ve hemen hemen tam kadro olan antrenmanlarda aynı dizilişi denedi. Şu anda oynattığı kadro şöyle.

----------------Guiza-----------------
----------------Alex------------------
Andre------Emre----Cristian------Kazım
Carlos-------Bilica---Önder-----Gökhan
---------------Volkan-----------------

Hazırlık maçlarından çıkardığım şey şu; Daum özellikle orta saha ve defansın hazırlık paslarına çok önem veriyor. Volkan topu hep kısa oynuyor, orta saha oyuncularının boşa çıkıp top istiyor ve defans oyuncuları, özellikle Bilica topla çıkarak hücumu başlatmaya çalışan oyuncu rolüne giriyorlar. Bu sayede orta saha baskısına bir kişiyi daha ekleyip oyun kurucuların işini rahatlatmak istiyor Daum. Hazırlık maçlarında gördüğümüz en büyük sıkıntı takımın tıpkı geçen seneki gibi hücumda çok sıkıntı çekmesi, kanatların ceza alanına girmemeleri, orta sahada yapılan top kayıplarının fazlalığı ve çok zayıf takımların bile rahatlıkla ceza alanımıza girmesi ve hatta ellerini kollarını sallayarak gol atmaları. Hazırlık maçlarında yenilen gollerle tabii ki takımı suçlayamayız, fakat oynanan sistemin zaaflarını geçen seneden bildiğimiz için bu hazırlık maçlarının bu sene nasıl olacağımız hakkında ipucu vermesi olasılıksız değil.

Tabii ki yukarıdaki kadroda sadece 3 yeni transfer var ve onlardan sadece Bilica'yı izledik hazırlık maçlarında. Yani kadro Lugano ve Edusuz geçen seneye göre bile zayıf durumdaydı. Deivid sağ kanatta, Uğur solda, Emre-Selçuk ortada olunca orta sahada yapılan çok fazla top kaybı, kanatların hücuma katılmaması ve ceza alanı önünde gezmeleri, atağa çıkarken kaptırılan toplarla verilen pozisyonlar sürpriz olmadı. Geçen senelerden beri söylediğimiz gibi Alex varken Fenerbahçe'nin oynayacağı sistem bu ve Uğur, Deivid, Selçuk gibi oyuncular bu sisteme uygun oyuncular değiller. Burada bir yanlış anlaşılmak istemem, Deivid hücuma katkı veren bir oyuncu değil demiyorum. Deivid hücuma katkı veriyor fakat oyun yapısı itibariyle ceza alanı önünde ve karambollerde etkili bir hücumcu. Oyun orta sahaya yığılıp rakibin defansı ve defansif orta sahası burada baskıyla hakimiyet kurunca oyunu kanatlara açıp rahatlatamıyoruz. Bunun sebebi de Deivid'in kalabalıkta çok top kaybeden bir oyuncu olması ve gerektiğinde tipik bir kanat gibi süratini kullanıp çizgiye inememesi ve etkili ortalar yapamaması. Solda Uğur zaten aldığı çoğu topu kaybediyor, Deivid kadar bile etkili değil.

Bu diziliş kanatların da hücumda devreye girmesine bağlı olarak 4-5-1 veya 4-2-3-1 şeklinde şekillenen diziliş. Daum'un Fenerbahçe'yi ayağa kaldıran, istikrar yakalatan dizilişi buydu. Zico, Deivid-Tuncay-Tümer-Kezman-Alex'li sahaya çıktığı çılgın günlerden dönüp dolaşıp yine bu sisteme döndü. Avrupa'da başarı gelirken benzer bir dizilişle oynadık. Aragones de Semih'i orta saha, Alex'i defansif orta saha yapıp sonra bu sisteme dönmek zorunda kaldı. Sadece Fenerbahçe veya Türkiye ligi ile ilgili değil bu durum. Dünya'da futbolun çok daha fazla fiziksel güç kullanması ve oyuncuların hızlanmasıyla doğal olarak ortaya çıkan bir süreç. Benzer sistemlere uyum sağlayan takımlar başarılı oluyor, bu da tesadüf değil. Hâlâ Alex'le birlikte iki forvet oynatacak olan varsa dünkü yazıyı bir daha baksın, o sistemin yürümesi Alex varken imkansız. Dün Daum konusunda karamsarlığa kapılan varsa da aşağıdaki tabloya baksın.


Yeni alınan oyuncular sisteme uyar mı, kim kadroya girer, kim dışarıda kalır, forvet kim oynamalı sorularının cevabı da yarın verelim.

Yazıların son cümlelerine bakıp geçenler için özet: Zico ve Aragones gibi 2 forvetli maceralara gerek yok, Alexli 4-4-1-1 veya 4-2-3-1 bu takımın oynaması gereken diziliştir ve Daum da hazırlık döneminde takımı böyle oynattı. Yeni maceralara gerek yok...

devamı var...

Yarın: Aziz Yıldırım Daum'la ilk karşılaştığı gün ne dedi? Ümit Özat'ı yanımda getiririm diyen Daum'un arabasını kim çizdi? Daum Aykut'a "gol kralı olabilirsin ama antrenmanların kralı benim" dedi mi?

Daum ve Fenerbahçe'nin Sistemi - Bölüm 1: O Son Oyuncuyu Almayacaktın
Daum ve Fenerbahçe'nin Sistemi - Bölüm 3: Önder'i 11'de Görünce Dehşete Kapılıyorum
Daum ve Fenerbahçe'nin Sistemi - Bölüm 4: Avrupa Birliği'ne Girdiğimiz Şu Günlerde...
Devamı ...

25 Temmuz 2009

Newcastle Deplasman Forması Satış Rekoru Kırdı


newcastle deplasman

Newcastle taraftarı olmak da ne çileymiş. Tarihinin en kötü sezonlarından birini yaşa, takımın sahibi kulübü satmaya çalışsın ve bir tane bile düzgün alıcı bulamasın, ciddiymiş gibi duran tek alıcı ise bütünüyle "şaka" çıksın, bütün bu aşağılamaların sonucunda ise kulüp yönetimi forma diye bu şeyi satışa çıkarsın. Newcastle taraftarı bu olaya rekor sayılacak bir tepki göstermiş, çıktığı gün %20 indirimle satışa sunulan formayı almak için sadece 3 kişi başvurmuş. Formayı almak için ilk başvuran 18 yaşındaki Stephan Watson da ne düşünüldüğü sorulduğunda şöyle demiş: "Formayı hiç sevmedim ama ben bir Newcastle taraftarıyım ve bu formayı aldığım için yine de mutluyum. Şimdi gerçekten formayı elime aldım ve düşünüyorum da belki üstüne bir şeyler giyerim"

Abi "üstüne bir şeyler giyerim mi?" yahu kendi başına bile giyilemeyen bir formayı almış olmak, gerçekten korkunç.

Devamı ...

Daum ve Fenerbahçe'nin Sistemi - Bölüm 1: O Son Oyuncuyu Almayacaktın


daum ve anelka

Bu yazıyı yazmak için transferin bitmesini bekliyordum, başkanımız 15 Haziran demişti ama ufak bir sarkma oldu yine. Belki bundan sonra da birkaç oyuncu alırız ama takımın iskeleti belli oldu artık. O yüzden artık yazabilirim diye düşündüm, hem gelecek hafta ilk resmi maçımızı yaparak da sezonu açıyoruz zaten. Aslında tek bir yazı yazmak istiyordum fakat hem uzun hem de dağınık olacaktı, o yüzden parçalara ayırıp birer gün arayla koymaya karar verdim. Yazı transfer, taktik ve takımın yapısıyla ilgili olsa da kehanet arayanları hayal kırıklığına uğratabilir, fakat kendi kehanetini kendin yap felsefeni benimseyen gönül dostlarına da yardımcı olacaktır.

Ana temamız Daum olacak. Onun taktik anlayışı üzerinden Fenerbahçe'yi değerlendireceğiz. Daum'la anlaşıldığı duyurulduktan sonra bundan memnunsuz olan çokça Fenerbahçeli vardı. Bu anlaşılabilir bir şey fakat memnuniyetsizliğe neden olan argümanları dinleyince aralarında ikna edici olan yok, hatta bazıları basbayağı yanlış. Şimdi daha önce alıntı yaptığımız şu yazıya bir referans koyalım, hatta önce onu okuyun, çünkü o yazıya sık sık referans verilecek. Genel olarak Daum'un neleri iyi yaptığını özetleyen bir yazı. Şimdi Daum'u istememek için ve hatta eleştirmek için yazılanlara gelelim (Bunları uydurmuyorum, antu'dan anti-daum toplama albümü yaptım).

- Gençleri şans vermiyordu: Hatalı hatta yanlış. Semih çok yetersiz ve yavaş bir oyuncu iken süre vermeye başlayan ve onu kurtarıcı golcü yapan Daum'du. Daum döneminde genç olan Selçuk, Kemal, Serkan Balcı hatta Mahmut Hanefi bile yeteri kadar şans buldu. Bu oyuncuların başka hocalarla ve rekabetin daha az olduğu takımlarla gösterdikleri performans Daum'u haklı kılıyor, bu oyuncular teknik adam sebebiyle değil kendileri yetersiz olduğu için oyun teknikleri gelişmedi.

- Nobre'yi Anelka'ya tercih ediyordu: Çünkü sisteminde Nobre daha verimliydi. Bu argüman yönetimin hatalı transfer zihniyetinin taraftara yansıyan kısmını temsil ediyor.

- Elindeki kadro çok daha iyiydi haleflerine göre: İlk geldiğinde alıp toparladığı takımın kadrosu şöyle; Pierre Van Hooijdonk, Fabio Luciano, Ümit Özat, Tuncay Şanlı, Aurelio, Tomas, Selçuk Şahin, Ali Güneş, Serhat Akın, Volkan Demirel, Fatih Akyel, Nobre, Recep Biler, Petkov, Kemal Aslan, Rebrov, Mahmut Hanefi, Mehmet Yozgatlı... En fazla süre alanlar bunlar. İlk 5 oyuncu dışında o günkü kaliteleriyle bile Daum'a itiraz edenlerin beğenmeyeceği oyuncular. Hatta o ilk beşten Ümit Özat da çıkarılırdı. Bu kadroyu kalite olarak Zico'nun kadrosuyla karşılaştırınca fark yok, zaten Ümit Özat-Selçuk ikilisinden birinin orta sahada oynadığı, kanatsız bu kadro gerçekten kaliteli bir kadro değil.

-Vizyonu geniş değil, Avrupa'da başarısızdı: Bunu daha sonra uzun uzun tartışalım.

Şimdi beyni binary düzeninde çalışanlar şaşıp kalmıştır, kendisine PVH diye nick seçmiş ama Daum'u övdükçe övüyor diye. Biraz da Daum'u eleştirelim o zaman, üstelik yukarıdaki hatalı ve eksik argümanlara tekrar tekrar sarılanlara da yol göstermiş olalım, sürekli aynı -hatalı- cümleleri tekrar edip durmasınlar.

2005-2006 sezonunda şampiyonluğu kaybetmemizin bir sorumlusu da Daum'du. 3 sene boyunca gelişen sistem Anelka transferi ve ona açılan yerle çökmüştü. Tabii ki 81 puan alan takımın tamamen çalışamaz hale geldiğini ve sezon boyu çok kötü oynadığını iddia edemeyiz fakat bu sezon girilen krizler aşılamıyor, takım toparlanmakta zorluk çekiyordu. Anelka takıma girdikten sonra 4-2-3-1 bozulmuş, Anelka sağ kanatta oynatılsa bile kanat oyuncusu özelliklerinin birçoğunu taşımadığı için sistem sol kanatlı, sağ kanatsız balansı bozuk 4-2-2-2 şeklini almıştı. Bu sezon gelen puan kayıpları Anelka - Tuncay - Alex - Nobre dörtlüsünün sahaya sürüldüğü maçlarda gelmişti. Hatta o sezon yaşanan şu seri durumu özetliyor.

15.Hafta Fenerbahçe 2-2 Trabzonspor
...
20.Hafta Fenerbahçe 1-1 Çaykur Rizespor
21.Hafta Samsunspor 0-5 Fenerbahçe
22.Hafta Ankaraspor 2-1 Fenerbahçe
23.Hafta Fenerbahçe 2-2 Beşiktaş
24.Hafta Kayserispor 1-0 Fenerbahçe
---------------------------------
25.Hafta Fenerbahçe 5-0 Konyaspor
26.Hafta Ankaragücü 1-4 Fenerbahçe
27.Hafta Fenerbahçe 2-0 Malatyaspor
28.Hafta Gaziantepspor 0-2 Fenerbahçe
29.Hafta Fenerbahçe 3-0 Sivasspor
---------------------------------
30.Hafta Vestel Manisaspor 5-3 Fenerbahçe

15. hafta evimizde Trabzonspor'la oynuyoruz, işlerin kötüye gidebileceğine dair sinyaller bu maçta geliyor çünkü kötü oynuyoruz ve 85. dakika golüyle beraberliği kurtarıyoruz. Nobre, Alex, Tuncay, Anelka birlikte ilk 11'de. Sezonun ilk yarısını galibiyetlerle kapatıyoruz, ikinci devre başlıyor. 20. hafta başlayacak bir seriye giriyoruz, 25. haftaya kadar sadece kaleci Kerem'in 20. dakikada kırmızı kart gördüğü Samsunspor maçını kazanıyoruz. Bu 5 haftalık süreçte bahsettiğim dörtlü 11'de başlıyor. Sonunda Daum ısrarından vazgeçiyor, 25. hafta Konyaspor maçına Nobre'yi yedeğe çekip yerine Deniz'i orta sahaya yerleştirerek başlıyor, 4-3-3 oynuyoruz, benim hayatımda izlediğim en iyi maçlarından birisini oynuyor Fenerbahçe, o maçta Nobre 48. dakikada golü atınca 5 atarız diyorum ve atıyoruz, ikinci yarının ilk 3 dakikası bile bunu haber vermeye yetiyordu. O hafta Tanrı bize bir kıyak geçiyor, Anelka 1 ay boyunca sahalardan uzak kalıyor. Fenerbahçe Anelka'sız bütün maçlarını kazanıyor. 30. hafta Anelka dönüyor, Daum yine Alex, Anelka, Tuncay, Nobre dörtlüsünü sahaya sürüyor, 3 gol attığımız maçı kaybediyoruz. O sezon şampiyonluğu Denizli'de değil aslında Manisa'da kaybediyoruz.

Bahsettiğim dörtlü sahaya 3-1 şeklinde yayılmaya çalışıyor. Solda Tuncay artık o mevkinin gediklisi olmuş durumda, fakat Anelka sağ haflık içini beceremiyor, Fenerbahçe sahaya asimetrik yayılıyor. Bu işleyen sistemin diğer çarklarını da etkiliyor. Kaybedilen maç serisinin hemen hemen hepsinde son yılların en iyi yerlisi Tuncay kötü oynuyor ve 75-80 gibi yerini Semih'e bırakıyor.

Daum'un yönetim ve taraftar baskısıyla da olsa ısrarla yaptığı bir yanlış varsa o da buydu. O sezon federasyonun verdiği komik cezalar, anlamsız saha kapatmaları unutturmak için yazmıyorum bunları tabii ki fakat makine gibi işleyen takımın sistemi bozulmasa Fenerbahçe her şeye rağmen şampiyon olacaktı. Bu yaşananlar Daum'a mutlaka ders olmuştur, Daum sürekli takımından bir şeyler öğrenen ve kendisini geliştiren bir hocaydı. Diğer yandan bundan ders çıkarması gereken sadece Daum değil. Yönetim anlamsız yıldız transferleri yapmaması gerektiğini ve takıma ve teknik direktöre karışmaması gerektiğini, taraftar da çok boyutlu bir takım oyununu "bu adam kenarda oturur mu"ya veya Semih-Kezman tartışmasına çevirmemesi gerektiğini bir türlü anlayamadı.

Uzun lafın kısası; o son oyuncuyu almayacaktın Daum.

devamı var...


Yarın: Daum'la Pierre birbirlerine hangi dilde küfür etti? Daum hangi futbolcunun kafasına Almanya'dan getirtiği ünlü botları fırlattı? Daum'un getirdiği 45 bavuldan kaybolanında hangi futbolcuların ismi vardı? Daum aslında bülbül gibi Türkçe konuşabiliyor ama çakallık yapıp bilmiyormuş numarası mı yapıyor?

Daum ve Fenerbahçe'nin Sistemi - Bölüm 2: If it ain't broke, don't fix it
Daum ve Fenerbahçe'nin Sistemi - Bölüm 3: Önder'i 11'de Görünce Dehşete Kapılıyorum
Daum ve Fenerbahçe'nin Sistemi - Bölüm 4: Avrupa Birliği'ne Girdiğimiz Şu Günlerde...
Devamı ...

24 Temmuz 2009

Beşiktaş'ın Cristiano Ronaldo Transferini Gölgede Bırakacak Futbolcusu


şeref yalçın

Bilindiği gibi Beşiktaş Futbol Şubesi Sorumlusu Şeref Yalçın dün bir açıklama yaparak “Başkanımız, Real Madrid'in Ronaldo transferini bile gölgede bırakacak bir ismi kadromuza katacak” demişti. 93 milyon €’luk değeriyle dünya gündemini sarsan bu transferi gölgede bırakacak transferi ve Beşiktaş’ın kimlerle görüştüğünü papazınçayırı araştırdı. İşte Beşiktaş yönetiminin Ronaldo transferini bile gölgede bırakmak için temasa geçtiği o isimler:

superman

1- Superman
Clark Kent ismiyle de bilinen Superman’in en büyük avantajı bonservisinin elinde olması. Her mevkide oynayabilen Kripton doğumlu oyuncu ayrıca uçabilmesi ile de tanınıyor. Bu özelliği sebebiyle özellikle hava toplarında mutlak bir hakimiyet kuracağı düşünülen oyuncunun en önemli dezevantajı bu zamana kadar hiç bir takımda oynamamış olması. Ancak otoritelerin tamamı Superman’in sahaya çıkması halinde bu sorunu kolaylıkla aşarak dünyanın en iyi futbolcusu olabileceğini söylüyor. Kurşundan hızlı gidebilen, gözlerinden ateş çıkartabilen, nefesiyle nehirleri dondurabilen oyuncunun lakabı “Çelik Adam”. Yıldırım Demirören’e yakın kaynaklar büyük bir kararlılıkla oyuncuyla temasa geçilmeye çalışıldığını belirtirken Superman’in Kuzey Kutbundaki Yalnızlık Kalesi’nde geçirdiği yaz tatili biter bitmez bu transferin kesinleşeceğini bildirmekteler.

alien

2- Alien
Alien 4,5 metre boyunda ve bir kaç yüz kilo ağırlığında olmasına rağmen çevikliği ve atikliği ile tanınıyor. Özellikle boyu ve hızı ile forvette çok tehlikeli olabileceği düşünülen futbolcunun da Superman gibi bonservis bedeli bulunmuyor. Buna karşın oyuncunun zekası büyük tartışma konusu. Asansör düğmesine basmayı bile zar zor öğrenen oyuncunun daha önce hiç futbol oynamaması, bu spora alışıp alışmayacağı sorusunu doğurmakta. Diğer yandan kimi otoritelerin Alien’in Beşiktaşlı oyuncuları ve karşı takımı, hatta bütün şehri yiyebileceğini söylemesi de futbol şubesinde tedirginlik yarattı. Bunun takımda disiplin sorunu yaratabileceğini düşünen yönetim Alien’ı son tercih olarak değerlendiriyor.

gandalf

3- Gandalf
Istariler arasında sayılan Gandalf; Yüzük Kardeşliği’nin Lideri, Batı Ordusunun Komutanı, Yarı Tanrı (Maiar), Olorin, Mithrandir, Ak Gandalf olarak da biliniyor. Ölümsüz oluşu ile tanınan oyuncu ayrıca yaptığı büyüler ile dikkatleri üstüne çekmekte. Oyuncunun en büyük avantajı takıma kazandıracağı lider karakter. Kaybetmeyi asla sevmeyen Gandalf en zor şartlar altında bile birlikte çalıştığı arkadaşlarını motive ederek onları ortak amaca yönlendirebiliyor. Özellikle maçın sıkıştığı dakikalarda takıma büyük katkı getireceği düşünülen oyuncunun bu özelliği Moria Madenlerinde Balrog’la yaptığı savaş ile sembolleşmiş durumda. Kulübe yakın kaynaklar Mustafa Denizli’nin bu savaştan çok etkilendiğini ve arkadaşları için kendisini feda eden oyuncunun takım karakterini takdir ettiğini söylüyor. Oyuncunun en büyük dezavantajı ise fiziksel özellikleri. 70 yaşındaki bir insan fiziğine sahip olan Gandalf’ın yoğun fiziksel mücadele gerektiren modern futbola ne kadar uyum sağlayabileceği herkesi düşündürüyor. Bir başka dezavantaj ise oyuncunun sürekli pipo içmesi. Bu durumun sporcu karakteriyle bağdaşmadığını düşünen yönetim şayet transfer gerçekleşecek ise Gandalf’ın pipoyu bırakmasını isteyecek.

michael jordan

4- Michael Jordan
Michael Jordan’ın rakiplerine göre en büyük avantajı ulaşılabilir olması. Yaşadığı yer belli olan Amerikalı oyuncu ile yönetim çok rahat temas kurabilir. Gerek Superman gerek Gandalf gerekse Alien olsun bu oyuncularla temasa geçmenin zorlukları yönetimi düşündürüyor. Yönetimden bazı isimlere göre "Beşiktaşlı duruşuna sahip olmayan bu oyuncuların nerede durdukları bile belli değil." Bu bakımdan Jordan açık ikametgahı ve bonservisinin elinde olmasıyla yönetiminin gözdelerinden. Buna karşın Jordan’ın artık yaşlanması ve daha önce hiç futbol oynamaması kulüpte sıkıntı yaratıyor. Çok yükseğe sıçrayabilen, lider karakterli oyuncu maçın sıkıştığı dakikalarda insiyatif alarak oyunu yönlendirmesi ile tanınıyor. Daha önce faaliyet gösterdiği branşın efsaneleri arasına giren Jordan, 23 numaralı formayla özdeş. Kulübe yakın kaynaklar Jordan transferinin en büyük artısının ticari olacağını ifade etmekteler. ABD’de çok iyi tanınan ve sevilen oyuncu takıma katılırsa forma satışlarında patlama yaşanabilir. Mustafa Denizli’nin forvet bölgesinde çok istediği oyuncunun en büyük dezavantajı ise takıma katılmak için isteyebileceği meblağ. Forbes’a göre 300 milyon $’lık bir değeri olan oyuncunun çok yüksek bir transfer bedeli isteyebilecek olması yönetimi korkutuyor.

Bilindiği kadarıyla Beşiktaş yönetim kurulu bu oyuncuların hepsiyle temasa geçmeye çalışıyor. Edinilen bilgilere göre bu oyunculardan herhangi biri önümüzdeki hafta bitirilerek İstanbul’a gelecek. İnönü stadında yapılacak imza töreninde Oyuncuya “Herkes Beşiktaşlı olmasın o ayrıcalık bize kalsın” şapkası ve “Forza Çarşı” atkısı takılacakken, törene Türkiye’den ve dünyadan binlerce kişinin katılması bekleniyor.
Devamı ...

23 Temmuz 2009

Araştırma: Cristian Oliveira Baroni & Andre Dos Santos



Görünen o ki yeni transferler Andre Dos Santos ve Cristian Oliveira, internetteki muhtelif görüntüleri ve kulaktan dolma birkaç bilgi dışında hepimiz için kapalı kutu. Cristian’ın defansif ortasaha olması ve Andre Santos’un sol açıkta oynuyor olması dışında pek birşey bilmiyoruz. Sanki şimdi Brezilya ligini takip eden ve her detayını bilen biriymiş gibi ahkam keseceğim sanılmasın, ancak elimizden geldiğince, öğrenebildiğimiz kadarıyla buraya not düşelim ki takımın gidişatı hakkında sohbet etmeye vesile olsun istedim; elbette profesyonel destek alarak. Brezilya futbolu hakkında kafaya takılan bir şey olduğunda ilk akla gelen adres olan TV Globo in São Paulo’nun yorumcusu Jon Cotterill’e masraftan kaçınmadık ve “papazın çayırı” olarak biz de sorduk Fenerbahçe’nin yeni transferleri Andre Santos’u ve Cristian Oliveira’yı. Kendisi sağolsun ilgilendi ve bildiklerini aktardı.

Öncelikle Cristian Oliveira’ya bir bakalim. Ahit uzunluğunda bir ismi vardır muhakkak kendisinin ama bize yetecek kadarıyla ismi “Cristian Oliveira Baroni”. Kaşını, gözünü, boyunu, kilosunu merak etmiyorsunuzdur diye tahmin ediyorum zira Radikal gazetesi spor servisi kinayeli bir yazıyla beraber bu konuyu açıklığa kavuşturmuş, takip etmişsinizdir(http://tinyurl.com/loujut). Kinaye kısmıyla ilgili daha sonra konuşulur elbet, şimdi o kısma girmiyorum. Kendisi officially bir defansif ortasaha oyuncusu ancak ileriye çıkmayı seven, güçlü bir oyuncu ve geçtiğimiz sezon mükerrer kereler ileriye çıkarak skora katkıda bulunmuş. Aşağıdaki videolarda da görüleceği gibi kendisi Aziz Yıldırım’ın tabiriyle “öpen futbolcu” statüsünde değerlendirilebilecek derece de azimli ve güçlü bir oyuncu.

Takıma katıldıktan sonra, Daum’un bu aralar dilinden düşmeyen “Yeni Fenerbahçe Zihniyeti” içerisinde Cristian Oliveira’nın nereye tekabül edeceği muamma ancak görünen o ki Selçuk ve Deniz’in genellikle oyna(yama)dığı ve eskiden Aurellio’nun ve Appiah’ın (sağ kanatta değerlendirildiği zamanlar dışında) bulunduğu mevkide yer alması kuvvetle muhtemel. Selçuk ve Deniz’den farklı olarak bileklerine hakim ve sahada geniş alanı idare edebilen biri. Yani, özlediğimiz, beklediğimiz “basan, koşan, pres yapan, ve hatta neden bilmiyorum ama ısıran/öpen” defansif ortasaha özelliklerine sahip biri. Defansın hemen önünde topu alıp ileriye taşıması ve ofansı rahatlatması, özellikle de bunu Alex ve Emre’nin geriden topu alıp taşımasına engel olarak, oyunu ileriye kolaylıkla ve süratle taşıyarak yapması sanırım bizim için en önemli faydası olacak. Misal bu özelliklerini kullanarak, Paulista Eyalet Şampiyonası'nda Corinthians'ın Sao Paulo'yu 2–1 mağlup ettiği yarı final maçında attığı golle takımına galibiyeti getirmişti.

Bunlara ilave olarak, Aurelio ve Appiah kadar defansif özelliklerinin de üst düzey olduğu söylenebilir zira sahada geniş alanları idare edebiliyor ve koşan, hırslı bir futbolcu. Yani sonuç olarak uzun zamandır bahsi geçen iki yönlü (hem defansif hem ofansif yönü kuvvetli) ortasaha arayışımız, Cristian Oliveira ile son bulmuş olabilir. Son olarak da bu sezon 51 maçta 8 gol atmış, onu da belirtelim.

http://tinyurl.com/d3qmod

http://tinyurl.com/mnwkm2

“Andre Clarindo dos Santos” ise Brezilya da defansın solunda oynayan bir futbolcu ancak bir defans oyuncusu değil. Siz okurken fark etmeyebilirsiniz ancak yazarken fevkalade mantıksız görünen bu cümle, düşünmeye biraz daha şans tanıyınca giderek mantıklı hale geliyor, bence siz de deneyin.

Şöyle ki bu cümleden sonra akla ilk gelen isim Ümit Özat oluyor, sonra Andre Santos’un topla yaptıklarını, kanat ortalarını (düşünün bir de sol ayakla orta açıyor) ve genelde bulunduğu mevkiyi görünce aradaki farkı anlamak kolaylaşıyor. Öyle görünüyor ki Fenerbahçe’de defansın solunda değil, Uğur Boral’ın oynadığı (ve hatta bence Özer’in oynayacağı) sol açıkta değerlendirilecek.

Andre Santos’u farklı yapan, kendisinin iyi orta yapmakla kalmayıp, iyi orta yapabilecek noktaya kadar topa hakim olabilmesi ve dribbling yapabilmesi. Arkasında Carlos’a daha az iş bırakıp adamı çok yormadığı gibi ve onunla birlikte hızla kanattan çizgi boyunca atağa çıkabilir. Dahası Sağda Topuz’un solda Andre Santos’un olduğu bir takımda oyunu kanatlara yığmak artık çok daha kolay olacaktır ve oyuna zenginlik kazandıracaktır. Uğur Boral’ın ilerlemeye korkup Carlos’la paslaşıp hızlı kanat ataklarını bitirdiği, Ümit Özat’ın Himalayalar’a orta açtığı günleri umarım bu sayede geride bırakacağız. Şimdi haksızlık yapmayalım, elbette Ümit Özat da mücadele ve azim konusunda istatistiklere bakıldığında başarılı bir futbolcuydu ancak şunu demek de abes kaçmaz sanırım; artık sağ kanattan taca çıkan sol kanat ortalarını daha az göreceğiz gibi.

Andre Santos’un iyi bir frikikçi olduğunu da sanırım yazmama gerek yok, onu da muhtelif yerlerden okumuşsunuzdur ancak bi de görelim be hacı diyenler için link aşağıda. Son olarak Andre Santos 98 maçta 25 gol atmış, bu da bi kenarda dursun..

http://tinyurl.com/ldt69b

Verdiğim bilgiler elbette başta da söylediğim gibi Jon Cotterill’in değerlendirmeleri ışığında yazılmıştır zira Brezilya ligi konusunda ahkam kesebilecek haddimin olmadığını baştan belirtmiştim. Ve yine bu bilgiler “Yeni Fenerbahçe Zihniyeti” içerisinde nasıl şekillenecek bunu zaman gösterecek, ancak performans/ihtiyaç düzleminde görünen o ki Aykut hoca başarılı iki transferin altına imzasını atmış.

Eğer kağıt üzerindekiler sahaya da yansırsa ve kısa sürede uyum içinde oynayan bir takıma ulaşılırsa; defanstan hızlı çıkabilen, teknik kapasitesi yüksek bir ön libero sayesinde özellikle Alex ve Emre’nin ofansif özelliklerini daha ön plana çıkartan, hem ortadan hem kanatlardan etkili ataklar yapmaya müsait, bu sayede oyunun yönünü sıklıkla değiştirebilen, kanat oyuncularının golcü vasıfları sayesinde pozisyon zenginliğine sahip bir Fenerbahçe izleyebiliriz gibi görünüyor.
Devamı ...

21 Temmuz 2009

Sanırım Bir Kanadımız Var


andre dos santos

Bu blogta 2008 Temmuz ayında o kadar çok "kanatlar" yazısı yazdık ki bir ara "kanat tarifi" googlelayarak blogumuza giren ev hanımları bile oldu. Ancak o dönem Fenerbahçe yönetimi bu bariz açığı görememişti. Önlibero ve kanat almak yerine Burak Yılmaz, Emre, Guiza gibi mükemmel transferlerle "takımı güçlendirdiler." Neyse 2009 senesinde bu mantık ne kadar hatalı olduğunu ayan beyan gösterince yönetim bu mevkiler için arayışa girişti. Andre Dos Santos (Tam adı da Andre Dos Santos Oliveira, her Brezilyalı gibi 15 ismi var) ve Cristian bu arayışın sonucu. Biri sol kanat diğeri de önlibero. Cristian'ı bilemiyorum. Hakkında okuduklarım Brezilyalı Selçuk intibağı bırakıyor ve fakat Dos Santos? Adam resmen kanat lan. Çalım filan atıyor. Orta açıyor. Kademe yapıyor. Pas atıyor, gol atıyor, oyunun merkez alanını geliştiriyor. Olacak gibi değil. Ben Fenerbahçe'de en son sol kanat Nielsen'i görmüştüm tarihi bir olayla karşı karşıyaymış hissiyatına kapıldım. Abi bildiğin solak yani. Ümit veya Tuncay gibi sağ ayağıyla sol kanatlık da yapmıyor. Sanırım bu sene sırf bu yüzden bile tarihe geçecek, beyler ve bayanlar Fenerbahçe'nin en sonunda bir sol kanadı var!

Devamı ...

18 Temmuz 2009

Reklam



Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi, güzel bir animasyon. "Bütün insanlar özgürlük, haysiyet ve hakları bakımından eşit doğarlar" diye geçip gidiyor kolayca, hayata da böyle bir fade in çekseler, bir rahatlasak.

Devamı ...

16 Temmuz 2009

Bahçemizi Yeşertmek Gerek


fenerbasket

...something is happening here. But you don't know what it is. Do you, Mister Jones?..

Mr. Jones'u bilmem de ben biliyorum. Yakında söylerim. Duyumcu oldum, bizzat kendimden duydum, % 87 doğruymuş, evi bile hazır.

PVH, A.K.A. Hakkı Uzun
Devamı ...