2 Eylül 2010
Cruzeiro Taraftarı ve Alex
Bu görüntüler geçen senedenmiş. Tribünler 5 yıl önce aralarından ayrılmış bir oyuncu için yıkılıyor. Alex, Cruzeiro taraftarları ve oyuncuları arasında neredeyse tapılan bir adam, kulübün efsaneleriyle birlikte mutlaka ismini sayıyorlar. Takımımızda büyük, çok büyük bir oyuncu var...
Devamı ...
Galatasaray Tarafından Mağdur Edilen Jovanovic'e Papazınçayırı Kucak Açtı
Prekazi tarafından önerilen, Rijkaard tarafından beğenilen ve neticede Galatasaray tarafından Türkiye'ye davet edilen, bu sebeple alacaklarına karşılık bonservis bedelini kulübünden alan ancak Galatasaray'ın son dakika hamlesiyle havalimanında mahsun gibi, terminal filmindeki gibi ortada kalan Jovanovic bil ki yalnız değilsin, bil ki çektiğin ızdırabın da bir sonu var, Papazınçayırı sana talip!
Galatasaray'da ne varsa bizde de var. Jovanovic'e sunduğumuz teklif şu koşullara sahip.
- Her ay ödenen misafirhane bedeli - (120 milyon)
- Günlük sabah sporu (Şınav, Mekik, Ordu Jimnastiği Tüfeksiz Hareketler Serisi)
- Takımdan ayrı düz koşu imkanı. (3000 Metre)
- Sabah Kahvaltısı (poaça + çay), Öğle yemeği ve akşam yemeği
- En fazla haftada bir maç (halısahada 60 dk)
Üstün yanlarımız:
- Her ay düzenli maaş ödeme garantisi. (200 TL)
- Abilik müessesi olmaması, maç sırasında pas alabilme garantisi
- Otobüs yolculuklarında ön koltuğa oturma imkanı
- Halden dertten anlayan yönetici kadrosu (5 Kişi)
- Rakı masası (Efe rakı, 4 çeşit meze, ana yemek)
- Senede 60 gün tatil
- Kaliteli sağlık hizmeti - SSK (İyileşebilen sakatlıklarda iyileşme garantisi)
- Medya desteği (Papazınçayırı ekibinden)
- Fenerbahçe maçlarında stress olmama, Şükrü Saraçoğlu stadını gördüğünde el ayak dolanmama imkanı.
- İnsan gibi muamele (60 kg patates alır gibi numunelik adam getirtip sonra da ortada bırakmama kifayeti)
Jovacım, seninle ilgili faksı da bir numara verirsen hemen çekecek, sitemizden de gururla yayınlayacağız. İnsanlık daha ölmedi.
Devamı ...
Güiza'ya Teklif Geldi, Reddettim
Merhaba arkadaşlar. Sabah saatlerinde çalan faksla uyandık. Real Madrid teknik direktörü kulübe ulaşamayınca fenerblog üzerinden bize ulaşmış ve bir teklifle geldi. İşte o faks... (Yukarıdaki resimden bahsediyorum). Önce Güiza'nın manevi öneminden bahsedip reddetmeyi düşündüm ama pek inandırıcı olmadı. Tam kabul edecektim ki internette Kurtlar Vadisi'nin tanıtım videosunu gördüm. Dikkatli bakan gözler son iki taksidi 2071 ve 2072'de ödemeye çalıştıklarını görecektir. Bu aslında takımın geleceğini garanti altına almak için iyi olurdu. Fakat izlediğim videoda 2023 yılında tüm Dünya Türk oluyordu. Yani bu euro denen para birimi zamanı gelince geçersiz olacak, beş para etmez, kağıt olarak bile kullanılmayacak bir konuma gelecek. Kendini teknik direktörlükte bir marka ilan eden çakal bunu bana yedireceğini sandı galiba. Yemezler. Güiza arkadaşımız yeni sezonda da sonuna kadar bizimle, kendisine güvenimiz sonsuzdur.
Devamı ...
Dörtte Dört
Bir gün önceki "zafer havası"nın etkisinde bir gün önceki aç ve saldırgan ruh halinden sakin ve yumuşak bir hale bürünmüş şekilde başladık maça. Porto Riko "run and gun" oynayan, sahadaki herkesin çatır çatır şut atabildiği bir takım. Savunmada herhangi bir dirençle karşılaşmadıkları ilk bölümde çok kolay sayılar buldular. Sahadaki beşten tek verim alabildiğimiz oyuncu Ömer Onan oldu bu bölümde. Barea'yı savunurken araya 10 da sayı sıkıştırdı. Hidayet'in son saniye basketiyle kötü oynadığımız ilk çeyreği geriye düşmeden 19-19 eşitlikle kapatttık. İkinci periyot Ömer Aşık'ın faul çizgisindeki problemi yüzünden sayı bulmakta zorlandık. Transition hücumu çok iyi oynayan Porto Riko'ya karşı bir türlü adamları bularak geri koşamayınca fark 8'e kadar çıktı. Lee ve Vassalo her pozisyonda önce şutu düşünen adamlar oldukları için hiç düşünmeden pozisyon gelir gelmez potayı buldular.
İkinci periyot sonunda skorbordda 37-30 Porto Riko üstünlüğü gözüküyordu. İkinci yarıda ilk hücumda üçlük yedikten sonra 7-0'lık bir seriyle farkı biraz aşağı çektik. Savunmada canlanamasak da hücumda sayı üretip farkın çok açılmasını önledik. Peiryodun sonlarına doğru Kerem Gönlüm üzerinden yaptığımız hücumlarla farkı iyice azaltıp son saniyede Semih'in faulleriyle son periyoda sadece bir sayıyla geride girdik. Dördüncü periyodun başında alıştığımız savunma sertliğini yakalayınca hücumda da tempomuzu bulduk. Hidayet ve Ersan'ın da devreye girmesiyle 12 sayı öne geçtik. Maç sonu oynama konusundaki zaafımız bu aşamada tekrar ortaya çıktı. 6 sayı öndeyken Ersan'ın 40 saniye kala kaldırıp attığı şut affedilir cinsten değildi. Son iki-üç dakikasına 10 sayı önde girdiğimiz bir maçı son topta kazandık. Arjantin'e kaybedilen hazırlık maçından pek de ders almışa benzemiyoruz. İlerleyen turlarda stresin daha da yüksek olduğu ve yakın giden maçlarda bu maç sonu krizimiz çok daha pahalıya mal olabilir bize. Maçı getiren iki oyuncumuz kenardan gelip hücumda inisiyatif alan Kerem Gönlüm ve hem savunmada hem hücumda çok ciddi bir katkı yapan Semih Erden. Ersan'ın 13 sayı 13 ribauntu da dikkat çekici ama sondaki affedilmez hatası az daha herşeyi berbat edecekti.
İç-dış dengemizi iyi sağlayamadık bu maçta. 32 ikilik atışa karşı 31 üçlük denemişiz. Ömer Aşık'ın beklenenden daha az verimli olması en önemli etken burada. Faullerde de bir Ömer etkisi söz konusu, yakın maçlarda bu fauller başımızı ağrıtacak yine. Savunmada konsantrasyon sorunu çekmediğimiz her maç her rakibe karşı yüzde 50 şansımız var. Finale kadar ABD' ile karşılaşmadan Yeni Zelanda - Slovenya - Sırbistan ya da Arjantin yolundan finale kadar gitme ihtimali var. A grubunda Brezilya'nın ikincilik şansını yitirmesinin de bizim avantajımıza olacağını düşünüyorum. Çeyrek finalde Brezilya ile karşılaşmaktansa Slovenya'yla oynamayı tercih ederim. 2006 da ikinci turda Slovenya'yı geçip çeyrek finalde Arjantin'le oynamıştık. Bu turnuvada da çeyrek finalde Slovenya, yarı finalde Arjantin gelme ihtimali bir hayli fazla. Bugün maçlar bittikten sonra daha net hesap kitap yapabiliriz.
Devamı ...
Dünya Şampiyonası: Beşinci Günün Ardından
Turnuvada beşinci günü geride bıraktık. Maçları takip etmekten feleğimiz şaştı ama şikayetçi de değilim bu kadar basketbol izlemekten. Kayseri grubunda günün ilk maçında Sırbistan Avustralya'yı 94-79 yenerek grubu ilk ikide bitirmeyi garantiledi. İkinci periyod Markoviç Savanoviç ve Rasiç'in arka arkaya üçlükleriyle çift hanelere çıkan farkı özellikle son periyotta Newley'in çabalarıyla 4'e kadar indirsede Teodosiç'in kritik üçlüğüyle momentumu tekrar ele geçiren Sırbiastan karşısında farkı kapatmayı başaramadı Avustralya. Sırbistan'a karşı zaman zaman tam sahada yaptıkları baskıdan sonuç aldılar ama ribauntarda 43'e 29'la geride kalmaları ve Sırbistan'ın kusursuz faul yüzdesi nedeniyle maçı kazanamadılar. Teodosiç 5/12 üçlük ve 19 sayıyla yine takımın dümenindeydi. İlk üç gün pek verim alamadıkları Velickoviç'i de devreye sokmayı başardılar 18 sayıyla. Cezası biten Krstiç de 14 sayı 10 ribauntla iyi bir giriş yaptı turnuvaya. Avustralya'da Mills'in 12 sayı 6 asist ve Newley'in 14 sayısı yeterli olmadı.
İkinci maçta Almanya galibiyetsiz Angola önündeydi. Angola maçın ikinci çeyreğinde skor üstünlüğünü ele geçirip 3. çeyrekte farkı 10'a kadar çıkardı. Dördüncü çeyreğin ortalarına doğru Almanya Jagla ve Steiger'le önce Angola'yı yakaladı ve son 3.5 dakikaya da 8 sayılık bir farkla önde girmeyi başardı. Maçın son bir dakikası hakikaten inanılmaz şeylere sahne oldu. Almanya'nın bir top kaptırıp boş turnike yemesi, ardından kendi alanındaki topu çıkaramaması ve Cipriano'nun el üstünden potalı üçlüğüyle fark bir anda son 40 saniyeye girerken ikiye düştü. Almanya hücumdan boş dönünce taktik faul yapmayı tercih etti ne akla hizmetse. İki faulü de sokan Angola son on saniyede skoru eşitlemiş oldu. Son hücumu da iyi savunup Almanya'yı durdurmayı başaran Angola uzatmada da içeriye drive eden kısalarının atletik meziyetleri sayesinde 6-7 sayılık bir üstünlük sağladı. Almanya'nın iki üçlüğüyle krize girer gibi olsalarda taktik faulleri sokup 92-88 kazanmayı bildiler maçı. İlk kez bir Afrika temsilcisi Dünya Şampiyonaları tarihinde bir üst tur görmüş oldu bu sonuçla. Maçı Angola'ya getiren guardları Cipriano'nun 30 sayı 5 ribauntluk performansı. Üçlükleriyle hayat verdi takıma ama oyun kurucu mevkinde oynayan birinin 45 dakikayı 0 asistle tamamlaması da bir hayli ilginç. Gomes'de 16 sayı 14 ribauntla oyunun iki yönünde takıma katkı verdi. Almanya'da geriden gelip farkın kapanmasında çok önemli rol üstlense de Jagla'nın maç sonundaki top kayıpları 23 sayı 6 ribauntunu gölgeledi biraz. Schaffartzik'in 18 sayı 7 ribaunt 4 asisti de dikkat çekici ama o da maçın sonunda kritik bir top kaybıyla Angola'nın geri dönmesine yol açtı diyebiliriz. Almanya, Sırbistan galibiyetiyle bir ara ikincilik rüyası gördüğü gruptan çıkma şansını kaybetti bu sonuçla. Nowitzki'nin seneye onlarla olması için dua etmek dışında yapacakları bir şey yok
Günün son maçında Arjantin zor da olsa Ürdün'ü 88-79 yenerek 4'te 4 yapmayı başardı. Kendilerinden zayıf rakiplere karşı bir türlü rahat maç kazanamıyorlar. Scola ve Delfino yine 38 dakika oyunda kalmış ve 67 topun 35'ini kullanmışlar. Arjantin bu oyunculara bu kadar ağır yük taşıtarak nereye kadar gidebilecek göreceğiz. İlk çeyrekte farkı 16 sayıya yükseltselerde maçın son beş dakikasında 7-8 sayıya kadar inmişti maç. Scola 30 sayı 13 ribauntla yine maça damgasını vurmuş, Delfino da 18 sayı atmış, Ürdün'de Wright 22 sayıyla en skorer olurken Abbas 17 sayı 10 ribauntla double double yapmış, Arjantin grup birinciliği için bugün Sırbistan'la karşılasacak. Bence maçın favorisi Sırbistan. Daha derin kadrosu olan Sırplar'ın Arjantin'i yenip grubu birinci bitirip Arjantin'i Hırvat-Brezilya galibinin yanına eleme maçına göndereceklerini düşünüyorum. Arjantin grubu birinci bitirip Brezilya da Hırvatistan'a yenilirse ikinci turda bir Arjantin-Brezilya derbisiyle karşılaşabiliriz ki bir nevi erken final bile diyebiliriz.
İzmir grubunun ilk maçında Yeni Zelanda Kanada'yı 71-61 yenerek gruptan çıkmayı garantiledi. İkinci periyoddan itibaren skorda 7-8 sayı öne geçip maçın sonuna kadar farkı korumayı başardılar. Daha önceki maçlarda da görmüştük Kanada'nın bir oyun aklı yok özellikle oyun kurucu mevkinde Anderson'un felaket performansı onların grubu galibiyetsiz kapatmalarına yol açacak gözüktüğü kadarıyla. Dünkü maçta da 2/10 yüzdeyle 5 sayı ve 2 asist yapabilmiş. Shepherd'in 15 sayısı var Kanada adına. 2/12 üçlük yüzdesiyle maç kazanmaları zaten pek de mümkün değil. Yeni Zelanda'da Penney'in 18 sayısı Frank'in 14 sayısı var. Bir mucize olmazsa ikinci turda bizim karşımıza gelecekler ve turnuvaya ikinci turda veda edecekler gibi duruyorlar ama şutlarının girdiği bir günde biraz terletebilirler bizi.
İkinci maçta dün Litvanya önünde şok bir mağlubiyet alan İspanya, Lübnan önünde dünkü ikinci yarıya benzeyen bir ilk yarı oynadı. İkinci periyodun son bölümüne kadar başa baş bir maç oldu. İkinci periyodun sonuna doğru farkı biraz açan İspanya üçüncü periyod biraz vidaları sıkınca maçı kopardı. 91-57. Lübnan'da Vroman'ın 22 sayı 9 ribauntu var. Çift haneli sayıları görebilen bir diğer oyuncu da 10 sayıyla El Khatip. İspanya'da çoğu pota dibi kolay sayılar olmak üzere Marc Gasol'ün 25 sayısı var 8 de ribaunt almış. Frans Vazquez'in de aynı şekilde 15 sayı 8 ribauntu İspanya'nın pota altındaki madeni iyi kullandığının kanıtı. Rubio bir türlü turnuvaya giremedi. Dün de 0/6 isabetsizlikle 0 sayıyla kapattı maçı. 7 asisti biraz telafi edici bir rakam ama özellikle ceza şutlarını sokması lazım ilerleyen turlarda. İspanyollar bir sürpriz yapıp Kanada'ya yenilmezlerse grubu üçüncü bitirecekler ve Rusya-Yunanistan maçının galibiyle eşleşecekler. Çeyrek finale çıkmaları halinde ise ABD onları bekliyor olacak.
Gruptaki son maçta Litvanya, Fransa'yı yine ilk periyot çift haneli farkla geriye düştükten sonra 69-55 le geçmeyi başarıp grup liderliğini garantiledi. İki ve üçüncü periyodda Fransa'dan 6 ve 11 sayı yediler sırasıyla. Yani 20 dakikada 17 sayıya izin verip aynı sürede 41 sayı atarak maçı kopardılar. Beklentilerin alt düzeyde olduğu bir takımla bu grubu birinci bitirmeleri büyük başarı. Geçmiş turnuvalardaki o efsane hücum takımı olan herkesin deli gibi şut sokabildiği bir takımdan, daha savunma odaklı bir takım haline dönüşmüşler. Geçen Avrupa Şampiyonası'nda yokları oynayan oyun kurucuları bu turnuvada adeta yeniden doğdu. Dünkü İspanya galibiyetinin kilidi olan Maciulis yine 19 sayıyla takımın en skoreri. Kleiza ilk kez takımın en skoreri değil bu maçta 15 sayısıyla. Fransa felaket bir hücum performansıyla hücumda sınırlı bir takım olduğunu bir kez daha gösterdi. Batum'un 13 Gelebale'in 10 sayısı var. Her ne kadar Litvanya bu grupta birinci olsa da bizim grubun dördüncüsü olarak gelecek bir Porto Riko'ya yenilirlerse hiç şaşırmayacağım. Aynı durum Fransa için de geçerli, Yunanistan çıkarsa kazanmaları çok zor, Rusya karşısında ise favori olurlar ikinci turda.
İstanbul grubunda günün ilk maçında Hırvatistan Tunus'u rahat bir oyunla 84-64 yenip Brezilya'yla grubun 3-4 lük maçını beklemeye başladı. Bogdanoviç 'in 19 Popoviç'in 15 sayısı var. Ukiç sadece 4 dakika oynamış maçta diri tutulmak için. Tunus da Rhomdane'nin 23 sayısı başka bir arkadaşından destek görmeyince doğal olarak yetersiz kalmış. Yarın ABD'yle oynayıp evlerine dönecekler. Onlar için kazanabilecekleri tek maç İran maçıydı ama o maçı da kaybederek galibiyetsiz bir şekilde grubu tamamlamış oluyorlar.
İkinci maçta sportif açıdan ziyade politik anlam yüklenen maçta İran karşısında ABD beklendiği gibi rahat kazandı. Geçmiş maçlardaki gibi baskılı savunma yapmasalarda ilk periyodun sonlarından itibaren farkı açtılar ve 88-51'le geçtiler İran'ı. Durant bu sefer 20'li sayıları göremeyip 12'de kaldı. Kevin Love 11 dakikada 13 sayı, 6 riabuntla oynadı ki ABD'nin en kendini adamış oyuncusu gibi gözüküyor. İran gibi bir takıma karşı bile 17 top kaybı yapmaları koçu biraz düşünüdürüyordur herhalde ilerleyen turlar için. İran'da kendi kişisel istatistikleri için oynayan Haddadi 19 sayıyla maçın en skoreri olmayı başardı. 7/22 yle şut attığını da belirtelim.
Grubun son ve en keyifli maçında grup ikinciliği için Brezilya karşısına çıkan Slovenya müthiş bir üç çeyrek oynadı. Geçmiş turnuvalardan hatırladığımız sertlik karşısısında yılan Sloven takımı gitmiş, yerine bambaşka bir takım gelmiş. İkinci çeyrek savunmalarıyla maçın dizginlerini ele geçirip 3. çeyreğin sonunda 16 sayı öne geçtiler. Brezec'le içerden, Lakoviç ve Nacbhar'la dışarıdan Brezilya'yı darmadağın ettiler. Dördüncü çeyrek baskılı alan savunmasına geçen ve yaşlı kurt Machado'yu oyuna alan Brezilya koçu Magnano Machado'nın arka arkaya 2 üçlük ve 2 top çalmasıyla ve Slovenya'nın arka arkaya top kayıpları ve 13-0'lık bir seriyle hamlesinin karşılığını aldı. Slovenler kilitlenmiş haldeyken Lakoviç yine en kritik yerde 3 dakika kala üçlüğü gönderip farkı 5'e çıkardı. İki dakika kala bir üçlük daha atıp takımını iyice rahatlattı ve 40 saniye kala Nachbar'ın sol dipten yolladığı üçlükle Slovenya maça noktayı koydu. Ribauntlarda 35-23 Slovenya üstünlüğü dikkat çekici. Lakoviç'in 6/11'lik üçlük yüzdesi de maça dair en dikkat çekici not. 20 sayısının 18'ini üçlüklerden buldu Lakoviç. Brezilya'da 17 dakikada 20 sayı üreten Machado hala ölmediğini bir kez daha gösterdi. Huertas'ın 10 asisti de bir diğer göze batan rakam. Varejao'nun da katılımıyla korkutucu bir pota altı olan Brezilya bu sonuçla grubu ikinci bitirme şansını kaybetti. İkinci turda Sırbistan ya da Arjantin den birisiyle oynayacak ki son derece zorlu bir eşleşme olacak.
Ankara grubundaki ilk randevuda Yunanistan antrenman temposundaki maçta 7-0 geriye düştükten sonra uyanıp ilk yarıda maçı kopardı. İkinci periyot skoru 27-5. Bütün oyuncularına şans verdi Kazlauskas. Bizim maçta niye oynatmadığını bir türlü anlamadığım Printezis de bu maçta süre aldı. Demek ki bir sakatlığı falan yokmuş. Calathes 15 sayı 7 ribaunt 8 asistle triple double civarında gezinirken takımın bütün istatistiklerinde lider olmuş oldu. Maç başına 30'un üzerinde üçlük deneyen Yunanistan bu maçta da 25 üçlük denemiş. İsabet oranları biraz daha artsa da Yunanistan'ın bu üçlük odaklı oyunu başlarına bela olabileceğe benziyor. İkincilik için Rusya maçında ne yapacakları merak konusu. Üçüncü olmak ikinci olmaktan çok daha iyi bir seçenek gibi duruyor iki takım içinde. İki takımın da kaybetmek için elinden geleni yapacağını düşünüyorum bakalım kaybederek kazanan kim olacak.
İkinci maçta son 4-5 dakikaya kadar başa baş giden maçta Rusya Monya'nın 4 hücumda bulduğu iki üçlük ve yaptığı iki asistle maçı kopardı. Kadrosunda yıldızımsı diyebileceğimiz bir tek Monya var ve o da sorumluluk alıp maçı getirdi takımına neredeyse tamamı kritik olan 17 sayı 6 asistiyle. Diğer günlerin aksine Ponkrashov da fena değildi 15 sayı 5 asistle en verimli maçını oynadı. Çin bu sefer Wang ve Yi'nin yanına iki skorer daha eklemesine rağmen Rusya'nın son dakikaları oynama tecrübesine boyun eğmek zorunda kaldı. Sun'ın 19 sayısı, Wang'ın 16 sayısı onlara galibiyeti getiremedi. Porto Riko, Fildişi'ni yenerse matematik olarak da gruptan çıkma şanslarını kaybedecekler. Yao Ming olsaydı muhtemelen daha fazlasını yapabilirlerdi ve bu kadar erken dönmek zorunda kalmazlardı evlerine.
Porto Riko Türkiye maçını daha ayrınıtlı yazalım bir sonraki yazıda.
Devamı ...
1 Eylül 2010
Savunmanın Zaferi
Eylül 2003'de İsveç'deki Avrupa Şampiyonası'nda kılpayı kaybetmiştik Yunanistan'a. 3 yıl sonra 2006'da grup liderliği maçında yine son anda kaybettik Japonya'daki Dünya Şampiyonası'nda. Bir yıl önce Avrupa Şampiyonası'nda Polonya'daki çeyrek final maçında yine uzatmada kaybettik. Son üç randevudaki trajik mağlubiyetlerin psikolojik ağırlığı üzerimizde çıktık maça. Yunanistan, maçın başında bir ve beş numaranın tepe pick and rollleriyle bomboş şutlar buldu, bu bölümde alışıldık savunmamız devrede değildi. Hücumda Ersan'ın sırtında ve Kerem'in organizatörlüğünde sayı ürettik. Periyodun sonlarına doğru savunmamız sertleşmeye başladı. Spanoulis'in Ömer'in savunması yüzünden devreye girememesi ve üçlükleri kaçırmaya başlamaları nedeniyle 22-15'le ilk periyodu bitirdik. İkinci periyot Schortisanitis'in hücumda biraz devreye girmesiyle sayı üretebildiler, bu dönemde hücumda biraz kilitlensek de savunmada arka arkaya gelen bloklarla farkı tekrar 8'e çıkardık periyot sonunda. Son bir dakikada farkı kutlayıp köşelerde Kaymagoglu ve Spanoulis'i unutunca fark bir an da 8'den 2'ye indi.
Üçüncü periyoda Ömer Aşık'ın smacıyla başladık. Schortsianitis'in savunmadaki pick and roll zaafiyetini çok iyi değerlendiren Kerem Tunçeri müthiş yönetti bu bölümde takımı. Ömer Aşık erken faul problemine girse de dört uzunla yaptığımız ultra hareketli alan savunması sayesinde fark çift hanelere kadar çıktı. Yunanistan bu çeyrekte attığı 10 üçlükte sadece bir isabet bulabildi. Ne Diamantidis'in sahte penetreleri sonrası dışarıda boş adamı bulmasına izin ne de Spanoulis'in deliciliğine geçit verdik. 24-12'lik periyot skoruyla üçüncü çeyrek sonunda 14 sayılık bir güvenlik duvarıyla son çeyreğe girdik. Son çeyreğe de Ömer Aşık'ın smaçıyla başladık üçüncü çeyrekteki gibi. Üçüncü periyodun büyük bölümünü kenarda geçiren Ersan'ın müthiş şut performansının devam ettiği bölümde bitime 8 dakika kala 18 sayı farkı yakaladık. Yunanistan son kozunu kullanıp tam saha prese başlayınca Tanjeviç ilginç bir ısrarla iki kısalı düzene dönmeyip uzun 4 oyuncuyla devam kararı aldı. Sadece yorulan Kerem'in yerine Ender'i aldı. Ender'in de baskıyı karşı bir yanlış tercih ve bir top kaybı yapması sonucu 4 dakika kala fark 8'e kadar indi. Maç boyunca felaket bir şut performansı olan Hidayet'in kritik üçlüğüyle tekrar 10 sayı üstüne çıkan fark bir daha da kapanmadı. Özellikle üçüncü periyot yaptığımız baskılı alan savunması Yunanistan'ı tamamen düzen dışına itti. Alan savunmasında koçlar oyunculardan sürekli ellerini kaldırmalarını isterler. Bizim bu bölümde 4 uzunla yaptığımız savunmada bütün oyuncuların hem elleri hem ayakları inanılmaz hareketliydi. Maça da bu savunma isteğimiz damga vurdu. İkinci yarı sadece 26 sayı yedik.Bir diğer ilginç gösterge üçlük yüzdemiz. Çoğu doğru seçilmiş şutlardaki isabet oranımız 12/25 yani %48, Ersan'ın 6/6 üçlük yüzdesini de not edelim. Psikolojik olarak Yunanistan maçı bizim için bir eşikti bunu kazasız geçmeyi becerdik ancak henüz hiç bir şey kazanmadık.
Bugünkü Porto Riko maçını da kazanıp grup birinciliğini garantileyip ondan sonra diğer gruplardan kim gelirin hesabını yapmalıyız. İspanya'nın İzmir grubunda üçüncü olacak olması Yunanistan maçını kazanmamızı çok daha anlamlı hale getirdi. Yunanistan bizim grubu ikinci bitirirse çeyrek finalde İspanya'ya çarpmak zorunda kalacak. Turnuvanın başından beri diğer rakiplere bizim de bu turnuvada söyleyecek bir sözümüz olacağı mesajını veriyoruz. Turnuvanın en iyi savunma yapan takımı olduğumuzu herkese bir kez daha gösterdik. Madalya yolu çok uzun ama bir ışık görüyoruz bu takımda artık.
Maçın hakemleri ve Murat Murathanoğlu'nun tepkileri meselesi çok konuşuldu. Murat Murathanoğlu milliyetçi reflekslerden ziyade hakem kararlarına zaten çok takan bir spiker olduğu için o kadar aşırı tepkiler verdi. Yani İspanya Ligi'nde sıradan bir maçta bile maçı bırakıp hakeme saydırdığına defalaraca şahit olduk bu sene. Şunu kabul etmemiz lazım hiç bir FIBA hakemi herhangi bir Yunan takımını ya da Yunan Milli Takımını herhangi bir deplasmanda ezdirmez. Dün Porto Riko maçında Porto Riko'lu uzunların bütün show up'larında faul çalıp Spanoulis'i faul çizgisine götüren hakem aynı pozisyonlarda Yunanlı uzunların bizim kısalara show up'larında bir tane bile faul çalmadı. Yıllardır FIBA organizasyonlarını takip edenlerin sesli olarak delirmesi diye yorumlayabiliriz Murat Murathanoğlu'nun delirmesini. Yoksa ulusalcı bir "üzerimize oyunlar oynanıyor dünya bize karşı"çığlığı değil Murathanoğlu'nun şikayeti.
Son olarak da Kaan Kural'ın cuk oturan reklam sözüyle maçın özetini vermiş olalım: "Ersan'ı izlemek kadar büyük bir keyif yok."
Devamı ...
Dünya Şampiyonası: Dördüncü Günün Ardından
Dördüncü günü geride bıraktık. Bugün Kayseri ve İstanbul grubu tatil yaparken bir günlük aradan sonra İzmir ve Ankara grubunda maçlar yeniden başladı. İzmir'de günün ilk maçında Yeni Zelanda, Lübnan'ı ilk çeyrekten kopardığı maçta 108-76 yenerek dördüncülük yolunda önemli bir galibiyet elde etti. Şampiyonanın en tuhaf isimli oyuncusu Abercrombie 23 sayı 7 ribauntla oynarken Kevin Durant'le sayı krallığı rekabetinde olan Penney 26 sayıyla iddiasını devam ettirdi. Lübnan'da El Khatip 18 sayı 7 ribauntla takımın istatistik lideri ama maç zaten ilk çeyrek itibariyle koptuğundan bu istatistiklerin pek de geçerli bir tarafı yok.
İkinci maçta beklenenden çok daha çekişmeli bir maça tanıklık ettik. Fransa'nın diğer Avrupa takımlarına göre en büyük avantajı atlet oyuncularla hem baskılı savunma yapabilmeleri hem de hücumda bu oyuncuların atletikliğinden maksimum verimi sağlayabilmeleri. Ancak Kanada gibi bir takımla oynayınca bu avantajlarını kullanamadılar. En az kendileri kadar atlet bir takımla karşılaşınca, art arda gelen iki galibiyetin rehavetiyle maça bir türlü giremediler. İlk çeyrek de ikinci çeyrek de berabere geçti. 3. çeyrekte Kanadaya 3-4 sayıyla bir süre önde götürdü. Maç sonuna doğru Fransa tecrübesiyle 3 sayılık bir farkla öne geçmeyi başardı. Son 1.30'da 3 sayı geride olan Kanada 4 kez üstüste hücumda saçma sapan üçlük kullanmayı seçince maçı 68-63 kaybettiler. Maç sonunda takım aklı diye bir şey yoktu sahada. Anderson öyle saçma tercihler yaptı ki sokak basketbolcuları bile yapmaz bu kadar akılsızca hücum. Fransa bu galibiyetle ilk ikiyi büyük ihtimalle garantiledi. Kanada Yeni Zelanda'yı yenerse grup dördüncülüğü üçlü averaja da kalabilir ki ilginç bir durum olur. Fransa'da bir önceki maç pota kıran Nicolas Batum bu maçta da 24 sayı 7 ribauntla en etkili oyuncuydu. Kanada'nın özellikle son periyotta Fransa gibi atlet bir takıma karşı arka arkaya hücum ribauntu alıp 4-5 kez hücum etmesi ilginçti ama saha içi organizasyonları felaket olduğundan bitirici darbeyi vuramadılar kötü günde yakaladıkları Fransa'ya.
Günün son ve en önemli maçında İspanya bir kez daha şaşırttı bizi. Üçüncü çeyrekte bir ara 17 sayı öne geçtikleri maçta abuk subuk hatalarla kaybettiler. 76-73. İki kez üst üste aynı pozisyonda hücuma giderken top kaybı yapıp boş turnike yediler. Son periyod skoru 23-9 Litvanya lehine. Maç sonu oynamanın kitabını yazmış İspanyollar için trajik bir rakam. Gasol ve Navorro'nun 18 sayısı yetmedi İspanyollara. Litvanya ise geriye düşmesine rağmen inadının ödülünü aldı. Kleiza her zamanki gibi 17 sayıyla skorda takım lideri. Üst üste iki top çalarak maçı başa baş hale getiren ve momemtumu tamamen çeviren Maculuis'in de hakkını verelim. Rudy Ferdandez'in zihinsel olarak konsantre olmadığının en büyük kanıtı bu iki pozisyondu. İki kez üst üste topunu çaldırmasına rağmen bildiğimiz Ferdandez o topları bloklamak için müthiş çaba gösterirdi onu bile yapmadı. İspanya bu mağlubiyetle büyük ihtimalle grubu 3. bitirecek tabi Kanada ve Lübnan'a yenilmeyi başaramayacaklarını düşünerek söylüyoruz. Bizim grubu ikinci bitiren takım da ikinci turda İspanya'ya toslayacak ki Yunanistan'ın ikinci olmamak için Rusya'ya kaybedebileceğini de düşünmeden edemiyor insan.
Ankara grubundaki ilk maçta Rusya Fildişi Sahilleri'ni zor da olsa 72-66 yenmeyi başardı. David Blatt maçın başında oyuna kendini vermediğini düşündüğü beşi tamamen değiştirerek maça müdahale etti. Özellikle Voronçeviç'in katkısı ve diğer uzunlarının savunmada uyanmasıyla kendine gelen Rusya 10 sayılık bir fark elde etti. Bykov'un yaptığı top kayıplarıyla Fildişi'ne geri dönüş için bir şans verdiler, son 40 saniyeye 10 sayı önde girseler de sportmenlik dışı faul sonrası maç bir kez daha krize girdi ama sonunda soğuk terler döktükleri maçı kazandılar. Mozgov savunmadaki caydırıcılığına 19 sayı ekledi. Fildişi'nde Edi'nin 14 Kone'nin 16 sayısı galibiyete yetmedi. Fildişi'nin sorunu aslında kıtadaki tüm spor takımlarının muzdarip olduğu problem. Çok ciddi bir mental problemleri var. Bir türlü kritik anlarda doğru organizasyonu yapamamak, oyun aklını ihtiyaç olan yerde kullanamamak gibi sorunlar. Şimdi böyle söyleyince de 19. yüzyıl oryantalistleri gibi hissediyorum kendimi ama bu Afrika takımlarının problemi kesinlikle mental.
İkinci maçta Çin, Yunanistan maçındaki gibi iyi dirense de Porto Riko'ya kaybetmekten kurtulamadı ve gruptan çıkma şansını tamamen kaybetti. 84-76. Portoriko'da Vassalo'nun 22 sayısı dikkat çekici olsa da oyunun görünmeyen işler bölümünde Balkman'ı da es geçmeyelim. 10 sayı 13 ribauntla ve her topa elini uzatıp içeriyi karıştırarak büyük katkı yaptı. Barea'nın üzerindeki yük biraz paylaşılınca Porto Riko'nun maç kazanma ihtimali artıyor. Çin'de Jian Yi'nin 24 sayı 7 ribauntu Wang'ın 17 sayısı var. En skorer iki oyuncularından yine bekleneni alsalar da onlara eşlik edecek üçüncü ve dördüncü opisyonları yine çıkaramadıkları için kaybettiler.
Türkiye Yunanistan maçı ayrı bir yazıyı hak ediyor onu da biraz sonraya bırakalım.
Devamı ...
31 Ağustos 2010
Özer'in Katkısı
Bazen içeriye dalan hücumcu kanat, adam geçebilen forvet gibi kalıplar çok fazla kullanılınca somut anlamlarından kopuyorlar. Aslında maçlara bakarken maçın her saniyesinde bu konuşulan ve somut gerçeğe denk düşmüyor gibi görünen terimlerin uygulanmasına rastlamak mümkün. "Adam geçebilen forvet" Niang köşe direğine yakın bir noktada adamı geçer, sonucunda faulle indirilir. "Topa istediği gibi hükmeden" Alex müthiş bir serbest vuruş gönderir (bu maçta 3 tane adrese teslim ölü top kullandı, bir tanesini değerlendirebildik) ve "hava toplarına hakim" Lugano 2-1 yapar. Üçüncü golde de pek görünmese de Özer'in katkısı var.
Aşağıdaki fotoğraflar özetliyor (Sarı çizgiyle gösterilen oyuncu Özer, mavi Okan)
1) Okan'la yan yana iken topu alıyor.
2) Topla yaya doğru ilerlemeye başlıyor.
3) Karşısındaki oyuncu şut veya forvetlere pası engellemek için birlikte geliyor. Niang'ın aldığı pozisyon nedeniyle sol bek de beraber geliyor.
4) Özer'i ikinci oyuncu karşıladığında pasını veriyor, Okan'la sol savunmacılar arasındaki fark açılmış.
5) Pastan sonra da koşusuna devam ediyor. Orta geldiğinde penaltı noktasında olacak.
6) Top Okan'a geldiğinde en yakınındaki oyuncularla arasında metrelerce fark var, bomboşken ortalıyor ve 3. gol geliyor.
Özer'i oyunda olduğu 25 dakikada da 3 kez topla ceza alanında gördük. Bu 25 dakikada hiç fena değildi. Maçın kazanılmasında rolü olan oyunculardan. Mehmet Topuz geçen sezon sonunda çıkış yakalamıştı, bu sezona da iyi başlayacak gibiydi fakat son iki maçın en formsuz oyuncusu. Özellikle hücum gücü onun yüzünden çok eksik kalıyor. Daha fazla ceza alanında ve çevresinde bulunması, o noktalarda topla buluşması gerek. Yukarıdaki gibi iki tane basit ama doğru hareketle 2 gol birden buluyor ve maçı koparıyorsunuz. 4-5-1 türevi dizilişlerde yukarıdaki bindirmeleri yapmak hücum gücünü büyük ölçüde etkiliyor.
Bu sene Mehmet veya Özer'in vasat üzeri bir ortalama performans yakalayıp kanatların birinde veya orta sahada kalıcı olması sezonun en büyük kazançlarından olurdu. Ciddi bir yerli oyuncu sıkıntımız var, umarım bu ikiliden birisi çözecek. Şu ana kadar çok şans bulup kullanamadılar ama tamamen silmek için de erken.
Devamı ...
Dünya Şampiyonası: Üçüncü Günün Ardından
Üçüncü günü İzmir ve Ankara bay geçerken İstanbul ve Kayseri'deki maçlar devam etti. Kayseri grubunun ilk maçında Sırbistan Ürdün'ü 43 sayı farkla 112-69 yenerken antrenman havasında bir maç oynadı. Cezası biten Teodosiç'in önderliğinde ilk periyot farkı çift hanelere taşıdılar. İlk periyot attıkları 15 şutun 12'sini soktular. İkinci periyodun ortasında fark 20'lere, 25.dakikada 30'a kadar çıktı. Maçın sonunda da 40'ı buldu. Savanoviç ve Keselj'nin 21 Kosta Peroviç'in 20 sayısı dikkat çekiyor. Angola'ya 50 sayı farktan sonra Ürdün'e de 43 sayı fark atarak zayıf rakip bulduklarında acımayacakları mesajı veriyor Sırbistan. Krstiç'in de dönmesiyle Arjantin önünde belki de grup birinciliği için mücadele edecekler.
Günün ikinci maçı beklentilerin aksine yine ilk çeyrekte koptu. Bir gün önce iki uzatmalı maçta Sırbistan'ı yenmeyi başaran Almanya, Avustralya önünde hücumda bir türlü şutları sokamayınca daha ilk periyotta 15 sayı civarında farkla geri düştü. İlk periyot sadece 7 sayı atabildiler devreyi de 20 sayıyla tamamladılar. Koç Bauerman'ın hamleleri de yetersiz kaldı ve Almanya bildiğimiz savunma performansını hiç gösteremediği maçta 35 sayı farkla kaybetti Avustralya'ya. Atabildikleri 48 sayı Almanya için şaşırtıcı değil aslında. Çok sınırlı bir hücum takımı ve organizasyon kilitlenince bireysel olarak öne çıkabilecek hiç bir oyuncuları yok. Avustalya'da öne çıkan istatistikler Mills'in 16 sayı 7 asisti. Geçen maç faul problemi yüzünden bir varlık gösteremeyen Aleks Mariç de 15 sayıyla skora katkı yaptı.
Günün son maçında her ne kadar maç skorunu görüp rahat maç olmuş gibi algılama oluştursa da Angola Arjantin'i epey zorladı.Üçüncü çeyrek bittiğinde Arantin sadece 5 sayı öndeydi. Maçı ancak son periyod koparabildiler 91-70. Angola'nın bu kadar uzun süre maçta kalabilmesinin nedeni kendi enerjilerinin yanı sıra Arjantin'in 5/23 lük üçlük yüzdesi. Angola'da Cipriano'nun 15 Gomez'in 16 sayısı var. Arjantin'de yine takımın ağır topları Scola ve Delfino devredeydi. Arjantin için tehlike bu iki oyuncunun üzerine çok yük binmesi. Rotasyonun sınırlı olması bu oyuncular üzerindeki yükü çok artırıyor. Uzun soluklu bir turnuvada Arjantin için kötü göstergeler. Kendileri için rahat geçmesi umulan bir maçta Scola'nın 32 Delfino'nun 34 dakika sahada kalması düşündürücü. Arjantin'in kullandığı 67 şutun 33 ünü bu iki oyuncu kullanmış. Scola'nın 32 sayı 8 ribaunt Delfino'nun 22 sayı, 5 ribaunt, 4 asisti Arjantin'e 3'te 3'ü getirdi ama Sırbistan önünde işleri çok zor olacak.
İstanbul grubunda perdeyi bir Balkan derbisiyle açtık. Sloven seyircisinin yine şov yaptığı müthiş bir atmosfer oluşturduğu maç son derece keyifliydi. Başa baş geçen Hırvatistan'ın 3-4 sayıyla sürekli önde götürdüğü ilk yarının ardından üçüncü periyodun son bölümümde Slovenya'nın arka arkaya bulduğu dört üçlük momentumu bir anda değiştirdi. 7-8 sayıyla öne geçen Slovenlere Ukiç ve Popoviç'in üçlükleriyle yanıt veren Hırvatistan bir kez daha maçı dengeye getirdi. Bir hamle yapmayı daha başaran Slovenler seyircinin de verdiği ekstra motivasyonla daha çok istedikleri maçı kazanmayı bildiler. Vidmar oyunun emek bölümünde yine son derece verimli işler yaptı. Dragiç zaman zaman sıkıntı yaşasa da son bölümde oyunu ağırlığını koymasını bildi. Hırvatlarda Ukiç'in 20 sayısı Popoviç ve Tomas'ın 17 sayısı uzunlardan yeterince katkı gelmeyince işe yaramadı. İki takımın da deli gibi üçlük attığı maçta (Hırvatsitan 11/20 Slovenya 11/22) uzunlarının faul problemi ve Slovenlerin kararlılığı karşısında 91-84 lük skorla pes etti Hırvatlar. Artık grup ikinciliği şansları pek kalmadı. Brezilya'ya kaybederlerse ancak 4. olarak çıkabilecekler ve Kayseri grubunun birincisine düşecekler 1/16 maçında.
İkinci maçta Tunus'la İran gruptaki prestij maçında Dünya Şampiyonasında bir galibiyet alabilmek için karşı karşıya geldi. İran'ın hızlı başlayıp öne geçtiği ve 15-20 sayı civarlarına kadar çıkardığı farkı son periyod Tunus 6 sayıya kadar indirmeyi başarsa da İran tekrar kendine gelip 71-58'le maçı kazanmayı başardı. İran'ın süperstarı Haddadi 23 sayı 11 ribauntla yine takımın en efektif oyuncusu. Tunus'da çift haneli sayıları görebilen iki oyuncu 10'ar sayıyla Mejri ve Romdhane olmuş. Tunus bu sonuçla grubu sonuncu bitirecek ve galibiyetsiz evine geri dönmek zorunda kalacak.
Günün son maçı beklendiği gibi müthiş bir çekişmeye sahne oldu. Maça Huertas ve Splitter'in ikili oyunları ve Barbaso'nun üçlükleriyle giren Brezilya'ya karşı ABD Durant'le ayakta kaldı. Brezliya müthiş bir yüzdeyle şut atmaya devam edip ABD baskılı savunmayı istediği gibi yapamayınca ilk yarıyı da Brezilya önde kapatmayı başardı. Üçüncü periyod Billups'ın devreye girmesi ve Huertas'la Splitter'in faul problemine girmesiyle ABD geriden gelip 5-6 sayılık bir fark yakaladı. Bu bölümde Vinicius ve Machado'yla direnen Brezilya son ana kadar maçta kalmayı başardı. Maçın sonlarına doğru Brezilya yorgunluğa bağlı olarak müsait durumdaki boş şutları kaçırıp ABD de acemice hücumlardan boş dönünce maç bir süre 4 sayılık farkla gitti geldi. Huertas'ın basketiyle iki sayıya düşen fark son hücumda Huertas'ın atamadığı fauller ve bilerek kaçırdığı ikinci faul sonrasında Barbosa'nın potanın içinden çıkan topuyla ABD'ye gitti. Eğer Varejao olsaydı Brezilya büyük ihtimal kazanacaktı diye yorumlayabiliriz maçı. ABD maç sonu oynama konusunda Billups dışındaki oyuncular açısından problemli bir takım. Tempoyu yükseltemedikleri sete set kaldıkları bölümlerde çok bireysel oyuna başvuruyorlar ve hata yapıyorlar. Kevin Durant 27 sayı 10 ribauntla yine bu takımın lideri olduğunu gösterdi. Billups'un 15 sayısı var. Brezilya'da Vinicus 16 Splitter 13 sayıyla oynadı.
Bu maç bizim açımızdan da önemliydi. ABD bu sonuçla grubu birinci bitirmeyi garantiledi. Dolayısıyla eğer Ankara grubunda ikinci olursak çeyrek finalde ABD'ye toslama ihtimalimiz var. Bu yüzden Yunanistan maçı ve grup birinciliği çok önemli. Çeyrek finalde ABD'yle karşılamak yerine birinci olmamız durumunda Slovenya ya da Brezilya'dan biriyle karşılaşacağız. Tabii bu iki takımın ikinci turu geçeceğini varsayarak.
Devamı ...
30 Ağustos 2010
Takım Saldırgan Olur mu?
Aykut Hoca ikinci PAOK maçından sonra ilkinden iyi olduğumuzu, takımdan memnun olduğunu söylemişti. Çok şikayet geldi bunu söyleyince ama haklıydı. Pozisyon bulamadık belki ama şuursuz bastırana kadar da pozisyon vermiyorduk, ayrıca ilk maçta o kadar kötü pas yapıyorduk ki gerçekten o kadar kötü olmak için özel çaba gerekiyordu. Ne zaman taraftar ve takım "haydi bastırıyoruz yiğitler" moduna girdi defansın arkasına atılan her top atak olmaya başladı, sonunda da golü yedik. Aykut Hoca ilk geldiği günden beri bir değişimden bahsediyor, bu değişimi görüyor muyuz?
Değişim dediği için ve üzerine neden olduğunu anlamadığım Alex açıklamasından sonra tartışılan isim Alex olmaya başladı ve Aykut Hoca'nın Alex'i keseceği tahmin edildi. Şu ana kadar böyle bir işaret yok, hatta Trabzonspor maçında oynatmamasının nedenini dinlendirmek olarak açıkladı. Yani onun için en değerli oyunculardan bir tanesi hâlâ Alex. O zaman Alex'in Fenerbahçe kariyerinin "başarısızlığı" üzerine neden yorum yaptığını ve bu yolu açtığını anlamak güç, şu saatten sonra üzerine konuşmak da gereksiz. Görüldüğü gibi Alex oynatılıyor.
Durum böyle olunca takımın dizilişinde, anlayışında, oyuncuların görevlerinde bir değişiklik göremedik daha. Görebildiğimiz en temel değişim kanat oyuncuları ve forvette oldu. Şu ana kadar sinyaller iyi fakat uyum sorununu aşarlarsa tam olarak nasıl bir değişim olduğunu göreceğiz. Tabii 2 maç izleyip Aykut Hoca'nın değişimden kastettiğinin ne olduğunu anlamadığımızı söylemek de haksızlık. Kendisinin de bahsettiği değişim tempolu oyun, paslı, yardımlaşmalı futbolsa eğer dizilişten, sahada görünenden öte, uzun bir vakit isteyen çalışmadan bahsediyor olmalı. Bu durumda 2 maçta bir şeylerin değiştiğini görme talebi anlamsız bir sabırsızlık olur. Artık sezon ortasında hoca kovma dönemlerini geride bıraktığımıza göre (galiba?) sezon sonunda Aykut Hoca'nın neleri değiştireceğini daha rahat görebiliriz.
Şu anda oynadığımız oyun ise bizi şampiyon yapacak oyun değil. Geçen sezon Fenerbahçe'yi üçe ayırmıştık: (şu yazıda uzunca anlatılıyor) Sezona giriş (8'de 8), sezon ortası (üst üste puan kayıpları), sezon sonu (10 maçta 26 puan). Sezon ortası puan kayıpları bizi şampiyonluktan etmişti. O dönem üzerine uzun uzun konuşuldu. Puan kayıplarının en büyük sebebi her maç gol yenmesiydi. Şurada da o periyodun kısa bir özeti var.
Yavaş defanslarla defansı ileride kurmanın ve beklerin çok ileride kalmasının cezasını çok gol yiyerek ödüyorduk. Şu anda oynadığımız futbol geçen sezon ortasında oynadığımız futbolun aynısı. Çok gol yemeye devam edeceğiz. Aykut Hoca'nın temel olarak oyun felsefesi bu ise ve oyuncular bireysel olarak mükemmelleşemediği için istenilen futbolu oynayamıyorsak pek iyiye işaret değil bu. Üzgünüm ama Fenerbahçe saldırmadan oynamak zorunda. Stoperlerin ağır kalması, kanatların defansif görevlerini aksatmaları, orta sahanın savaşçı olmaması nedeniyle Fenerbahçe yavaş, sıkıcı, topa ve tempoya hükmettiği bir futbol oynamak zorunda. Geçen sene sonunda Daum bu soruna takımı defansif bir anlayışa sokarak çözüm bulmuştu ve bu sayede son haftaya kadar şampiyonluğu kovalayabilmiştik. Örneğin bekler bu kadar ileride gezinmiyor ve ileri çıkışları çok temkinli yapıyorlardı.
Şu anda oynadığımız futbol ise savunmada neredeyse bekler olmadan oynuyor. Bütün rakip ataklarda bekler topun ilerisinde yakalanıyor. Önlerindeki oyuncular da açıkları kapatacak tarzda isimler olmayınca Fenerbahçe'nin sol veya sağ kanadına, korner bayrağına doğru rastgele top atmanız atak başlatmanız anlamına geliyor. PAOK maçında sağ kanadımızın derinine doğru yuvarlanan bütün toplar atak olarak geri döndü.
PAOK maçlarında ve Manisaspor maçında Mehmet Topuz sahada yapması gereken hiçbir şeyi yapamadı. Hücumda onun yüzünden sürekli bir kişi eksik oynuyoruz. Niang tam da olması gerektiği gibi sağa, sola, geriye koşularla alan yaratıyor fakat kanat oyuncumuz ceza alanına ayak bile basmadığı için hiçbir işe yaramıyor. Üstelik bu özelliği nedeniyle kadro yapımıza uygun olmadığı dile getiriliyor (Dünya Kupasındaki Almanya'yı bıkmadan örnek vereceğim sanırım, o takımda Klose'nin rolüne iyi bakmak lazım.) Aksine bu yapıya da sisteme de tam olarak uyan bir oyuncu. Tek olması gereken şey senelerdir olmayan şey; kanatların etkin hücumcular olması (Tuncay gibi). Cristian'ın ne hücuma ne defansa katkısının olmadığını ve geçen sezonun ilk devresinde bundan çok daha iyi oynadığını ekleyelim, Mehmet Topuz'a haksızlık olmasın.
Kısacası Fenerbahçe'nin şu anda oynadığı oyun geçen sezon sürekli puan kaybettiğimiz periyotta oynanan oyunla denk. Bu sorun, Daumvari bir önlem alınıp sürekli 1-0 maç kazanılan sıkıcı (denilen) futbolla mı düzelecek yoksa Aykut Hoca'nın saldırgan bir Fenerbahçe yaratma planı mı var yakında anlamaya başlarız.
Not: Sabırsızlıktan bahsetmişken; taraftarımız Okan konusunda sabırsız olmaz umarım. İyi oyuncu üst üste iyi maç oynayarak ortaya çıkar. Emre'nin yanına orta sahaya Okan'ı koyalım diye öneriler bile gelmeye başladı. Hem Okan'a hem Aykut Hoca'ya sabır dileyelim, bu kadar sabırsız insanın olduğu memlekette işleri zor.
Devamı ...
Dünya Şampiyonası: İkinci Günün Ardından
İkinci gün Ankara grubunun ilk maçı grubun en zayıf iki halkası arasındaydı. Beklenildiği gibi Çin, Fildişi Sahili'ni kolay yendi. İlk yarı 10 sayı civarında gidip gelen maç ikinci yarı bir ara 15'lere çıksada sonunda yine 10 sayıyla bitmiş oldu. Takımın en önemli skor opsiyonu olan Ji Yianlian 26 sayı 9 ribauntla takımın yükünü çekerken Wang da 25 sayı 7 ribauntla ona eşlik etmiş Çin'de.Fildişi'nde ise kayda değer performans Diabete'nin 20 sayı 7 ribauntu. Fildişi'nin bu grupta galibiyet alamayacağı herhalde az çok belli bakalım Çin birinin canını yakabilecek mi.
İkinci maçta Yunanistan son ana kadar başa baş geçen maçta Porto Riko'yu 83-80 yenmeyi başardı. Dünyada maç sonu oynamayı en iyi beceren takım olduklarını bir kez daha gösterdiler. Son dakikalardaki ebedi dostları hakemlerin yardımı ve Spanoulis'in faul almak için yaptığı sahte penetrelerle bol bol faul çizgisine gidip Porto Riko lehine çalınmayan bir faul sonrası benche verilen teknik faulle maça noktayı koydular. Maç boyunca 33 kez faul çizgisine gitmişler, Porto Riko ise 18 kez. Bakalım bizim maçta da hakemler her zaman sempati gösterdikleri Yunanistan'ın yanında olmaya devam edecekler mi?
Bizim maçsa tam da beklenilen gibi oldu. Savunmaların konuştuğu hücumda iki takımın da akışkanlık sağlayamadığı bir ilk bölümden sonra ilk beşi tamamen değiştirip alan savunmasına dönünce Rusya gibi zaten atıcısı olmayan bir takıma karşı 10 sayı civarındaki farkı yakaladık. Kerem'in üç numara, Semih ve Ömer'in 4 ve 5 numara oynadığı Sinan'ın deli gibi topa baskı yaptığı bu acayip savunma karşısında Rusya geri adım attı. Hücumda biz de zorlama şutlar bulsak da akılla değil tutkuyla yaptığımız savunmanın sonunda ilk yarı boyunca sadece 22 sayı yedik. İkinci yarı maça başlayan beş yine durgun girip 6-0'lık bir seriyle farkı 5-6 sayı civarına düşürse de Ömer ve Semih'le çift hane seviyelerinde farkı tutmayı becerdik. Son periyot Hidayet'in de devreye girmesiyle alan savunması aksasa da galip gelmeyi bildik. Genel anlamda tüm turnuvadaki takımlara bakarsak savunmamız çok üst düzeyde. Hücumda bir delicilik sorunumuz var, evimizdeki maçta sadece 11 kez faul çizgisine gitmişiz ki bunu en az iki katına çıkartmamız lazım. Alan savunmasını bu denli uzun süreli yapacağımız bir başka maç olmayacak büyük ihtimalle.
İstanbul'da ikinci günün ilk maçında "bize her yer Ljubliana" sloganıyla İstanbul'da Balkan havası estiren 8-9 bin Sloven'in desteğiyle ABD karşısına çıkan Slovenya ABD'nin topa baskısı karşısında afallayınca ilk periyodda çift haneli farkı gördü. İkinci çeyrek biraz ABD'yi şaşırtmayı başarsalarda devre sonuna doğru tekrar kontrolü kaybettiler. İkinci yarının başında ABD'nin masaya yumruğu biraz daha sert indirmesiyle de maçtan koptular. Slovenler adına en önemli performans Nachbar ve Vidmar'dan geldi yine dünkü gibi. Vidmar repertuvarında olmayan dripling üstü iki smacıyla bu bizim bildiğimiz Vidmar mı diye sordurdu salondaki Fenerlilere. ABD'yi yenmek için ekstra şut sokmak, baskıyı delmek ve mümkün olduğunca sete set kalmak gerekiyor. Slovenler bu üç şeyi de yapamadılar ve ABD'yi zorlayamadılar.ABD' de herhalde bu maça dair hatırlayacağımız şey sağ kolundan birisi tutarken diğer koluyla basket faulleri birer birer yapan Kevin Love'du. Nasıl bir güçtür bu arkadaş?
İkinci maçta Hırvatistan İran'ı zorlanmadan 75-54 yendi. İran'ın fark ne olursa olsun her top için mücadelesi takdire değer. Haddadi'nin 27 sayı 9 ribauntu etkileyici. Başka destek gelmediği için bir sonuca ulaşmıyor bu bireysel çaba ama saygıyı hakediyor.Bizimkilerden Ukic 13 sayı 6 ribauntla oynarken taze Fenerli Marko Tomas 9 sayı 6 ribauntla oynamış.
İstanbul'daki günün son maçında Brezilya Tunus'u 80-65'le geçip ABD maçı öncesi son provasını yapmış oldu. Barbosa'nın 21, Splitter'in 16 sayısı dikkat çekici. Maçı izlemediğim için Tunus hakkında bir şey söyleyemem ama Brezilya koçu Magnano Tunus'un mücadelesini takdir etmiş maç sonu.
Kayseri grubunun açılış maçında başa baş bir mücadele vardı. Angola ve Ürdün son 5-6 dakikaya kadar başa baş bir maç oynadılar. Angola son dört beş dakika 9-10 sayılık bir fark yakalasa da Ürdün 4-5 sayı civarlarına çekmeyi başardı maçı ancak Angola'nun hücumda ısrarla boş adamı bularak bulduğu dışarıdan sayılara engel olamayıp kaybettiler. Angola dün Sırbistan'dan 50 sayı fark yemesine rağmen bizim gruptaki Fildişi'nden daha organize bir takım görüntüsü verdi izlediğim son periyotta. Maçın başa baş olduğu anlardaki soğukkanlılıkları gerçekten takdire şayan. Savunmada ellerin kolların hareketli olması ve zaman zaman yaptıkları baskı Ürdün'ün 25 top kaybı yapmasının en önemli nedeni.
İkinci randevuda uzun zaman unutulmayacak bir maça tanıklık etti Kayseri seyircisi. Baştan sona başa baş bir şekilde geçen maçta son 2 dakikaya Almanya 6 sayı önde girse de Rasiç'in Partizan'dan bildiğimiz üçlükleriyle Sırplar geri döndü. Son hücumda biraz faulle karışık Almanya'nın potaya gitmesini engelleyen Sırbistan maçı uzatmaya götürmeyi başardı. Uzatmada yine Almanya öne geçti Sırbistan kovaladı. Son hücum şansını yine değerlendiremediler ve maç ikinci kez uzatmaya gitti. Almanya 5-6 sayıyla bir kez daha öne geçti Sırbistan karşısında. Jagla'nın 40 saniye kala 24 saniye dolarken attığı mucize üçlük maçın dönüm noktası oldu. Buna rağmen Sırbistan bir kez daha geri geldi ama son hücumu değerlendiremeyince maçtan 82-81 mağlup ayrıldı. Almanya'yı hakikaten tebrik etmek lazım. Hiç bir üst düzey oyuncusu olmamasına rağmen sistem içinden kendi yıldızını çıkarıyorlar her maç. Dün Jagla öne çıktı. Bizim ligimizde oynarken sertlik karşısında geri adım atan Jagla, İspanya liginde sertliğe alışmış. 22 sayı 9 ribaunt ve 4 asistle takımın bütün istatistik alanlardaki lideriydi. Sırbistan'da Peroviç'in 20 sayısı yetmedi. Teodosiç ve Krstiç'in yokluğunu çok hissettiler Almanya karşısında. Velickoviç ve Macvan'dan bekledikleri katkıyı alamadılar ve grupta işlerini bir hayli zora soktular. Eksiklerin tamamlanmasıyla Arjantin'e karşı ne yapacaklarını göreceğiz.
Bu maçın ardından Kayserili izleyiciler yine müthiş bir maça şahitlik ettiler. Arjantin karşısında Avustralya maçın büyük bir bölümünü önde götürdü. Farkı bir ara 10'a kadar da çıkardı. Özellikle pota altındaki Mariç -Skola, Skola- Andersen mücadelelerini izlemek çok keyifliydi. Arjantin son bölümde Scola ve Delfino'nun devreye girmesiyle 3 sayı önde girdi son dakikaya. Avustralya eşitliği yakalasa da Priginioni'nin üçlüğüyle bir kez daha avantaj yakalayan Arjantin taktik fauller sonrası iki sayı öne geçse de son hücumda Avustralya'nın attığı üçlük neredeyse potanın içinden çıktı ve basketbol Tanrıları Arantin'i korudu. Scola, Tau günlerinden esintiler sunduğu maçı 31 sayı 9 ribauntla tamamladı. Gutierrez yine can yakan üçlükleriyle (5/10) Arjantin'e çok ciddi katkı sağladı. Avustralya'da Ingles'in 22 sayısı yeterli olmadı ama ikinci yarıda bir cross-over sonrası basket faul var ki jeneriklik. Mariç, Avustralya adına hayal kırıkılığıydı: 13 dakikada 0 sayı.Dünkü Ürdün maçından sonra bugün gerçek Avustralya'yı gördük sahada, son saniyede şans yanlarında olsa kendilerini grup birinicisi bile yapabilecek bir galibiyete imza atabilirlerdi.
İzmir grubunun ilk maçı son topa kadar heyecanlı bir maç oldu. Litvanya bir kez daha gördük kü son derece kötü bir takım Kanada'nın maçın başındaki temposuna ayak uyduramıynca bir anda 15 sayı geriye düştüler. Üçlüklerde çember dövmeye devam ettiklerinden bir türlü maçın içine giremediler. Üçüncü periyodun bitimine 3-4 dakika kala savunmada vites artırıp Kleiza'nın sorumluluk almasıyla dengeyi sağlayıp 4. periyodun başında da öne geçtiler. Maçın sonuna kadar da 2-4 sayı civarında önde götürdüler. Kanada kendisine kalan son 7-8 saniyelik hücumda potayı bulmayı başarsa da sayıyı bulamayınca maçı kaybetti ve grubun dibine demir attı. Litvanya için kağıt üstünde ikide iki güzel başlangıç ama ne İspanya'yı ne Fransa'yı yenebilecek güçteler. Kleiza dünkü gibi yine takımın lideriydi 18 sayı 10 ribauntla.
Günün ikinci maçında Fransa rahat bir oyunla Lübnan'ı geçerken maça kırılan pota damgasını vurmuş. Art arda atletik Fransızların smaçlarına dayanamayan Halkapınar Spor Salonu'nun potaları nedeniyle maç yarım saat civarında durmuş. Lübnan'da favori adamım El Khatip 12 sayıda kalmış bu sefer. Lübnan'ın Litvanya'yı zorlayabileceğini düşünüyorum. Hedef maç olarak o maçı görüp bir galibiyet çıkarabilirlerse grubu 3. bile bitirebilirler. Fransa da iki galibiyetle iyice morallendi. Kendilerinden bir şey beklemeyen Fransız kamuoyuna yabana atılacak bir takım olmadıklarını gösterdiler. Grubu birinci bitirme konusunda çok ciddi bir avantajları var.
İzmir'in kapanış maçında İspanya Yeni Zelanda'yı ilk yarıda zorlansa da ikinci yarı farklı yenmeyi başardı. İlk yarı 44 sayı yemeleri İspanya adına düşündürücü Marc Gasol'ün 22 Navarro'nun 18 sayısı var. Yeni Zelanda'da turnuvanın sayı kralı olmaya aday oyuncusu Kirk Penney 21 sayı atmış yine.
NOT: Ankara'da Başbakan geldi diye salondaki ponpon kızların gösterilerinin iptal edilmesi tam anlamıyla bir rezalet. Başbakan'ın talebi bu yöndeyse bir rezalet, Başbakan'a yaranma içgüdüsüyle kendiliğinden yapıldıysa ayrı bir rezalet. Muhafazakar inancın kendi inanç alanını kutsallaştırıp her yerde bu sınırlar içinde hareket edilmesi gerektiği yönündeki rezil yaklaşımının Türkiye'deki sıradan örneği. Yazık.
Devamı ...
Bir Takım Düşüncelerim.
Manisaspor maçını izledim ve bir takım düşüncelerim var. Bunları da buradan paylaşmak istiyorum. Bence futbol çok önemli bir konudur bunu en güzel Adriana Lima'nın futbol topuyla çektirdiği resimden anlayabiliriz çünkü kadın koca model olmuş o kadar meşhur, futbol topuyla resim çektiriyorsa herhalde bu futbolun önemindendir. Bu resmi özellikle paylaştım çünkü bütün dünya için futbolun önemini en güzel şekilde bence gösteriyor. Neden futbol topu tutmuş? Çünkü insanlar seviyor futbolu işte o da bir empati kurmak istemiş. Bence çok güzel bir resim olmuş. Birinci düşüncem bu.
İkinci düşünceme gelince.
Burada artık ikinci düşünceme geldik. Manisaspor maçını izledim. Bence Manisaspor fena bir takım değil. Daha iyi olabilirler. Manisa Kurtuluş Savaşı açısından çok önemli bir şehrimizdir. Bugünlerde daha da önemi artmaktadır çünkü Manisa'da halkımızın yüreği yangın yeri. Hayır demek isteyenlerle Evet demek isteyenler büyük yarış içinde. Bakalım ne olacak? Manisa'da sanayimiz de gelişmiştir ve Manisalılar vatanlarına milletlerine bağlı çok milliyetçi insanlardır. Aynı zamanda Manisamızda Jandarma Komando Eğitim Alayı da bulunmaktadır. Bütün bunları düşününce Manisamızın ne kadar önemli olduğu da görülür. Çünkü Jandarma Komando var ya adamı oyar yani. Can dayanmaz o eğitime. İşte bu şartlar altında baktığımız zaman Manisa daha iyi olabilirdi. Eski günlerini arıyor bence. Eskiden daha iyiydi Manisa. Bugünlerde futbol kalitesi biraz düşmüş. O yüzden bence Fenerbahçe iyiydi de 4 gol attı diyemeyiz. Manisa kendine yakışanı yapsa öttürürdü Fenerimizi ama yapamadı ne yazık ki, çünkü kötüydü demek daha doğru olur. Dolayısıyla Aykut hocaya daha zaman verelim. Öttürecek takım çıkınca eleştirmemiz daha güzel olur.
Üçüncü düşüncem Fenerbahçe hakkındadır.
Fenerbahçe bugün çok güzel oynamadı. Bence Fenerbahçe eski günlerini arıyor. Çünkü eskiden Fenerbahçe çok güzel oynardı bugün o kadar oynamadı. Gene fena değildi ama o kadar değil. Neden o kadar oynamadı?
1- Bence takımda en önemli sorun Alex. Çünkü diğer takımın kalanı müthiş bence. Süper adamlar var. Ama kaç zamandır sorun Alex ve kimse buna müdahale etmiyor. Halbuki takımın kaç sezondur müthiş kanatları vardı ve harika alan açıp müthiş ortalar yapıyorlardı. Süper bir forvetimiz de vardı neden böyle diyorum? Çünkü bence Semih senede 60 gol atabilir. Mesela son dakikada süper goller atıyor. Yani bir düşün maçın son 20 dakikasında girip 1 gol atabiliyorsa 90 dakika oynatsan o zaman her maç 4 gol atar. 34 Maç oynatsan 136 gol eder. Hadi yarısını at. O zaman en az 68 gol atması lazım. 8 de direkten dönse 60 gol atar senede. O zaman takımda nasıl forvet sorunu olabilir ki? Ben bunu anlamıyorum. Başka söze gerek yok.
2- Takımımızın orta sahası da mükemmeldir. Çünkü Aurelio'yu gönderince daha bir mükemmel oldu bu sayede Selçuk oynayabildi ve Selçuk hep Gassaraya gol atar. Her maç Gassaraya oynadığı gibi oynasa 34 golle ligi bitirebilir. Hadi yarısını at. 17 gol atsın? Az mı? O zaman ortasahada da problem yok.
3- Defansımız müthiştir. Bence harika sol bekimiz var. Santosu Juventus istiyor. Daha ne olsun? Juventus kötü takım mı? Kötü oyuncu alır mı? Almaz demek ki santos iyi. Gökhan Gönül tipi bir oyuncu bence Barcelona'da rahat oynar. Lugano zaten Dünya Kupasında final oynamış tipte bir oyuncu. Bilica da iyi bir oyuncu çünkü brezilyalı tekniğine sahip. Rio plajlarında yetişmiş bir insan. Bileğine çok hakim. O zaman sorun da bir tek Alex kalır.
Neden Sorun Alex'tir?
Bunları sıralayabiliriz.
1- Çünkü koşmuyor. Halbuki en azından 100 metreyi 9.8 saniyede koşması lazım. Hadi 2 katı geç koşsun 18 saniye eder. 18 saniyede hep koşsa kimse ona yetişemez. Demek ki koşmuyor.
2- Pres yapmıyor. Alex önde pres yapmıyor, orta sahada da pres yapmıyor, hiç pres yapmıyor. Halbuki Appiah süper presler yapardı. Bence Alex orta sahada Appiah gibi, kanatlarda Messi gibi, Forvette de Forlan gibi oynasa o zaman formasının hakkını verirdi. Halbuki yapamıyor. Bu tip futbolcunun artık modern futbolda yeri yok. Her sezon 25 gol atıp 50 asist yapabilir ama istatistikler mini etek gibidir. Görmek istediğimiz yerleri kapatır. Bu sözü hiç anlamadım ama PVH yaz dedi ondan yazıyorum.
3- Alex defanstan top çıkarmıyor. Baresi süperdi mesela. O süper toplar çıkartırdı defanstan ve taaa nerelere ne paslar verirdi. Halbuki Alex defansın göbeğinde top alıp çıkarmıyor bir de golü de kurtarmıyor. Bizim halı sahada bir arkadaşımız var şimdi adı da Mehmet. O mesela orta sahada oynar ama hemen defansın göbeğine gelip topa da müdahale eder. Bir kere çizgiden gol çıkardı. Modern futbolda bu tipte oyuncular lazım.
4- Alex'in hiç kaleye geçtiğini görmedim. Çünkü maçta bazen gol yiyoruz. Gene kaleci Volkan oluyor. Hiç kaleden çıkmıyor. Halbuki gol yedikçe kaleci değilse belki Volkan süper şeyler yapacak? Onu niye kimse düşünmüyor? Alex bencilce hep ilerde takılsın. Oh. Ne güzel memleket. Elin yabancısı gitsin sahanın en güzel yerinde kafasına göre takılsın, golleri atıp alkışı alsın benim TÜRK çocuğum, aslanım kalelerde sürünsün, gol yiyince yuhlansın. Ne hallere düştük :(
5- Alex topla koşu yapıp fiyuv fiyuv diye adam geçip goller atmıyor. Kaptansa atacak. Kaptansa 5 kişiyi çalımlayıp gerekirse maçı kurtaracak. KAPTANSA yapacak bunları. Bütün kaptanlar bunu yapar. Mesela burada bir örnek vereyim: Titanik. Filmini hepimiz izlemişizdir. Gemiyi kim en son terketti? Kaptan terketti. Neden? Çünkü hep gemisini kurtarmaya çalıştı. Alex de böyle yapmalı. Kurtarmıyor. (PVH bunu da yaz dedi: Denizli ve Trabzon maçları 1-1 bitmiş çünkü Alex pres yapmamış. Evet. Çünkü gemisini kurtarmaya çalışmadı.) Halbuki iyi kaptan dalgalı denizde belli olur. İyi kaptan değil Alex.
6- Şu yukarıdakini yazarken aklıma gelen düşünce. Kaptan dediğin gemide evlendiriyor ya hani? Hani mesela sen evlenememişin ama bir anda gemide bir kızı çok seviyorsun ve o da seni seviyor ya, o zaman hani evlenme teklif ediyorsun ve çok güzel oluyor. İşte mesela Alex kimseyi evlendirmedi. Neden? Kaptan değil çünkü. Kimse evlendirmeye Alex'e gitmiyor, ben hiç duymadım. O zaman kaptanlık yapmasın? Titanik kaptanı evlendiriyor da Fenerbahçe kaptanı niye evlendiremiyor? Kimse Titanik kaptanı kadar Fenerbahçe kaptanına saygı göstermiyor mu? Benim kaptanım bu saygıyı insanlarda uyandıracak!
Son Düşüncemi ifade etmek istiyorum.
Bence Alex de yedek kalabilir. Çünkü Alex'in yedek kalması da lazım. Alex yedek olursa her sorun çözülebilir bu sayede. Çünkü Alex transfer politikasını yanlış belirliyor, kadro derinliği yaratmıyor, kötü oyunculara yüksek meblağlar verip Fenerbahçe'nin parasını çarçur ediyor, takımın iyi oyuncularını gönderip yerlerine o kalitede olmayan oyuncular alıyor, maçlarda kanattan bindirme yapmıyor, orta sahada pres yapmıyor, defanstan top çıkarmıyor, sevenleri birleştirmiyor, dertli gönüllere girmiyor. Yedek kalsa hep bunlar hallolur o zaman da taraftar takımını çok sever.
Düşüncelerim bunlardır. Teşekkür ederim.
Devamı ...