13 Ağustos 2011
88-89 Sezonu Şampiyonluk Klibi
Bazı şeyler değişiyor bazı şeyler asla. O zamanlar "En büyük taraftar, başka büyük yok" pankartıyla çıkıyormuş Fenerbahçe sahaya, bu aralar taraftarla "Fener gol gol gol" yaptırmak moda. O zaman da bu zaman da şampiyonlukta sokaklar sarı lacivert oluyormuş bu da değişmeyenler hanesinde. Devamı ...
12 Ağustos 2011
Basketbolda Şike İddiası Üstüne
Dün “araştırmacı” gazeteci İbrahim Seten Twitter’de Fenerbahçe’nin Efes’le yaptığı final maçından önce Semih Özsoy ile maçın hakemi Recep Ankaralı arasındaki konuşmadan bahsetmiş daha sonra çok araştırmacı olduğu için Fenerbahçe’nin finalde Efes’le oynamadığını hemen fark etmiş ve finaldeki Galatasaray maçına gönderme yapmıştı. Araştırmacı gazetecimiz artık besmele haline getirmiş olduğu “ben de Fenerbahçeliyim ama” girizgahıyla, Semih Özsoy- Recep Ankaralı konuşmasından utandığını dile getirmişti
Bugün basınımızın bir diğer güzide temsilcisi, gazecilikte adeta bir The Guardian bir Washington Post bir Le Monde olan Hürriyet Gazetesi bu konuşma olayını “Şike soruşturması basketbola sıçradı” haberiyle vermiş. Haber metni şu:
Futbolda şike soruşturması kapsamında yapılan teknik takiplerde, Fenerbahçe Ülker ile Galatasaray Cafe Crown arasında oynanan basketbol final serisinin son maçında F.Bahçeli yöneticilerin maçın hakemini arayarak telkinde bulundukları belirlendi. Basketbola da sıçrayan soruşturma kapsamında dinlemeye takılan yönetici ve hakemlerin ifadeleri alınacak. Beko Basketbol Ligi final serisinin son maçında F.Bahçe Başkanı Aziz Yıldırım’la kulübün basketbol şube sorumlusu Semih Özsoy arasında maçtan bir gün önce sık sık telefon görüşmelerinin yapıldığı tespit edildi. Bu görüşmelerin ardından Özsoy’un maçın hakemlerinden Recep Ankaralı’yı arayarak final serisinde 3-2 önde olduklarını ve yenildikleri maçlarda hakem hatalarının yapıldığını söylediği belirlendi.
Semih Özsoy ile Aziz Yıldırım arasında maçtan bir gün önce sık sık görüşme yapılması habere göre şikenin göstergelerinden biri. Baketbol takımınının final maçı öncesi basketbol şube sorumlusu ile başkan arasında sık sık görüşme olmasının nesi anormal. Şüphe uyandıracak şike giriş haberinden sonra şikenin gelişme bölümüne geçiyoruz.
Özsoy’un, Ankaralı’ya maçta F.Bahçe lehine kararlar verilmesi yönünde imalı cümleler kurduğu ve telkinde bulunduğu soruşturma dosyasında yer aldı.
Ankaralı’nın ise kararlarında adil olmak için elinden geleni yapacağını ve diğer hakemleri de bu konuda uyaracağını söylediği kaydedildi. İkili arasında geçen konuşmanın ardından Özsoy, Başkan Yıldırım’ı arayarak hakemle yaptığı konuşmaları aktardı.
Yapılan telefon konuşmasının ardından F.Bahçe Ülker’in, G.Saray Cafe Crown’u 91-88 yenerek final serisini 4-2 kazandığı ve 2010-2011 yılı şampiyonu olduğu dosyaya eklendi. 16 Haziran’da yapılan telefon konuşmalarına ilişkin, Özsoy’un yanı sıra maçın hakem üçlüsü Recep Ankaralı, Erşan Kartal ve Alper Özgök’ün ifadelerine başvurulacak. Konuyla ilgili Türkiye Basketbol Federasyonu’na önümüzdeki günlerde bilgi verilecek.
Semih Özsoy final serisindeki hakem hatalarından bahsetmiş ve Hürriyet’e göre Fener’in kazanması için imalarda bulunmuş. Bu imalı cümleler nedir, nasıl ima edilmiştir bununla ilgili tek kelime yok, Recep Ankaralı da adil bir maç yönetmeye çalışacağına göre herhalde bu imayı pek anlayamamış. Şimdi bizim İstanbul Emniyeti’ne göre Fenerbahçe’nin bir maçı kazanması o maçta şike yapıldığının en önemli kanıtı. Şu hakeme "biz kazanalım bak ona göre yönet" dediğimiz pardon ima ettiğimiz iddia edilen maçta ne olmuş mesela haberde buna dair bir şey yok. Recep Ankaralı ve saz arkadaşları 6. maçı nasıl yönetmişler, Fenerbahçe lehine hangi hatayı yapmışlar ona dair bir ibare de yok. Maç sonrası şampiyonluk yazısında ne yazmışız biz bu blogda bir bakalım
Sonunda şampiyon olduğumuz bir maçtan sonra hakemler hakkında bir şeyler söylemek pek doğru karşılanmayabilir ama dün maçtan sonra bile sinirim geçmedi. Hakemler tam anlamıyla rezil bir maç yönettiler. Recep Ankaralı, Alper Özgök, Erşan Kartal üçlüsü muhtemelen seriyi yedinci maça götürmek için yüksek yerlerden aldığı talimatları sonuna kadar uyguladılar. Zaten basketbol federasyonu başkanının kupa töreninde olmaması da herhalde serinin yedinci maça gideceği konusunda içinin rahat olmasından kaynaklanıyordur.
Oktay Mahmudi’ye teknik faul verdikten sonra gözlerinin içine baka baka ettiği küfüre yarabbi şükür dediler, ilk yarı sonunda Caner topa ayakla müdahale etmesine rağmen Oğuz’a ayakla müdahale çalıp topu Galatasaray’a verdiler. Shipp’in yarım metre dışarıdan girip attığı sayıya basket verdi gözünün önünde olmasına rağmen Recep Ankaralı. Son periyot Emir’in içeriye Ukiç’e verdiği pasta Ukiç şut atarken Haluk’un yaptığı faulü çalamayıp ribaunt mücadelesinde Lavrinoviç’e son derece ucuz bir faul çaldılar ve Galatasaray iki atış kullandı. Emir’in iki turnikesinde de basket faul var, hakemlerden ses yok ve maçın en kritik yerinde Tutku’dan dışarı çıkan topu görmeyip topu Galatasaray’a verdiler. Alper Özgök topu Galatasaray’a verdikten sonra açısı daha iyi olan ve aslında topun Tutku’dan çıktığını gören Recep Ankaralı’ya doğru koşuyor Fenerbahçeli oyuncular ama Recep Ankaralı ben gördüm deyip kararı değiştirebilecek yüreğe sahip değil. Şampiyon olduk diye bu hakem rezaletinin hiç dile getirilmemesi tuhaf. Kaybettiğin maçtan sonra ağlama zırlama olarak görülebilecek bir şeyi asıl en güçlü anında yapacaksın ki inandırıcılığın olabilsin.
Bu bağlanan, şike yaptığı iddia edilen maçtan sonra şampiyonluğu ve maçı kazanan takımın taraftarı olmamıza rağmen şampiyonluk yazısında bunu yazmışız. 6. maçı seyreden ve o maçta hakemlerin Fenerbahçe lehine karar verdiğini iddia eden birisinin basketboldan zerre kadar anlamaması lazım. Sadece Shipp’in saha dışına çıktıktan sonra attığı turnikeyi bile görsek bu maçta şike varsa kimin lehine var sorusuna yanıt bulabiliriz.
Futbolda Alex’e bulaşacak kadar düştüler basketbolda da herhalde yakında Aydın Örs’e de çete üyesiydi ,herşeyden haberi vardı falan diyecekler. Şimdi bir kulübün yöneticisi ile maçın hakeminin maçtan önce böyler bir konuşma yapmasının etik boyutu ayrıca tartışılır. Ama bu olayı sanki ilk kez olan daha önce eşi benzeri görülmeyen tek bir olguymuş gibi yansıtırsan o zaman niyetinin başka olduğu anlaşılır. Maçtan önce hakemlerle, federasyon üyeleriyle sanki hiçbir kulübün oyuncusu, koçu, yöneticisi konuşmuyormuş bu sadece Semih Özsoy’a mahsus bir durummuş gibi dangalakça haberler yapmak aptalca. Sorsunlar bakalım Recep Ankaralı’ya Galatasaray yönetiminden ya da Efes yönetiminden birileriyle maç öncesi hiç konuşmamış mı hayatında. Hatta bırakın hayatında konuşup konuşmadığını o maç öncesi Galatasaraylı yöneticilerle hiç konuşup konuşmadığını sorun. Bu sene Türkiye Kupası finali sonrası Beşiktaş yöneticisi maçtan sonra Federasyon’dan “Engin Kennerman’ı maça vermeyin negatif psikoloji veriyor” dediğini kendisi söylediğinde bunu haber yapma gereği bile duymayan adamlar, adil maç yönetilmesi içerikli bir konuşmayı şike delili sayıyorlar. Efes’in doping yaptığını kimlerin hangi ilaçları soyunma odasında verdiğini bilecek kadar olaya vakıf oldukları halde bunu yazamayanlar başımıza temiz spor havarisi kesiliyorlar. Sırada ne var erkek voleybolda Ziraat Bankası'ndan mevduatımızı çekeriz diye tehdit edip erkek voleybol şampiyonu olduğumuz iddiası mı, rüzgar Tanrısı Boreas'la kürek yarışlarından bir gün önce rüzgarı bizim tarafa estir temalı telefon konuşması mı?
Varınızı yoğunuzu Fenerbahçe nefretine yatırdınız bu nefret bumerangı önünde sonunda kendinize dönecek.
Devamı ...
11 Ağustos 2011
Tarafsızlık ne lan? Doğru mu değil mi?
Rıdvan özetle diyor ki "Ben hukuk mukuk bilmem, anlamam ama bu zamana kadar yapılanlar ahlak dışı. 200 metreden ceketinin önünü ilikleyen adamlar bugün kalkmış Aziz Yıldırım koltuk borcunu ödemedi, öbürü çaycı oldu diye haber yapıyorlar. Ayıptır. Başka insanların üzüntüleriyle mutlu mu oluyorsunuz?" Dediği bu. Allahım "tarafsız" değilmiş Rıdvan. Fenerbahçeliymiş. Hem de hasta Fenerbahçeliymiş. Bu da dert oldu.
Okuyorum bakıyorum, dönüp dolaşıp aynı terane. "Objektif değil, Fenerbahçeli" Deli sinirlenmiş durup bokunu kafasına sürmüş. Dur demişler bir daha sürmüş. Yeter lan?
Kimse tarafsız olmak zorunda değil. Hepimiz tarafız. Hepimiz bir takımı tutuyoruz, bir siyasi içtimai görüşümüz var. Full tarafsız olan, olması gereken bir Allah kulu yok şu dünyada. O ne demek? İnsan dediğin bir şeylere inanır, bir şeyleri sever, bir aidiyeti vardır. Elbette kimlik sahibiyiz. Bütün bunlar zaten verili koşullar. Rıdvan taraflı da, Rıdvan eleştirisi "Fenerliymiş, hem de hasta fenerliymiş!"den ibaret olan adam kimliksiz, takımsız, inançsız köpek eniği mi? Ya Galatasaraylı ya Beşiktaşlı ya da başka bir takımı tutuyor ama mutlaka tutuyor.
Bunların anladığı şekilde tarafsız dünyada insan yok. Ama bütün dünyada anlaşıldığı şekilde "tarafsız" insanlar var. Çünkü ahlak var. Herkes "doğru" söylemek zorunda. Objektiflik, tarafsızlık bununla ilgili bir şey, kimliksizlikle ilgili değil. İnsan müslüman olabilir veya ateist olabilir, insan Türk olabilir veya Japon olabilir, söylediği doğruysa doğrudur. "Japonya'nın geçen seneki gayri safi milli hasılası 4.3 trilyon dolar." diyen adama "Tarafsız değil çünkü Japon, Japoncu" diye karşı çıkan adam klasmanında, her önünüze sunulan veriye ad hominemle kalkışmak ancak insanın gerizekalı olduğunu gösterir.
Herhangi bir insanın beyan ettiği bir iddiaya ilk yaklaşım kimliği üzerinden olmaz. Bu ancak ırkçılar ve faşistlerin yöntemidir. Hiç birimiz ad hominemden başka tutunacak dal, kişilik üzerinden tahkir etmeden konuşacak cümle bulamayan kısıtlı zekaların bize çizdiği evrende yaşamak zorunda değiliz. Bir insanın beyanatı önce "doğru mu yanlış mı" üzerinden değerlendirilir. Canına yandığımın ülkesinde mantık derslerini Felsefe dersinin altına koyup onu da 3 saatte geçince bu tip erozyonlar oluyor tabi, kimse "logical fallacy" nedir bilmiyor, sel gibi, çağlayan gibi mantık hatasından mürekkep "duruş"ları da "doğru" zannediyor.
Ben örneklendireyim. Diyelim karşıdaki bir Japon olsun.
Rıdvan şu cümleyi kursun: "Medyanın konuyu ele alış biçimi çok ahlaksız"
Buna sen "Taraflı, Fenerbahçeli" diye cevap verirsen Japon sana mal diye bakar, gerzek diye bakar, şunca et, tavuk, balık ve ekmek yiyip sonunda sentezlediğin proteinlerle oluşturduğun 80 kiloluk bedenin organik israf olur adamın gözünde. Bu ne lan?
İddia ne? Medyanın konuyu ele alış biçimi çok ahlaksız. Bu bir iddia, senin "Fenerbahçeli" demen bu iddiayı çürütüyor mu? Çürütmüyor.
Demek ki, Rıdvan'ı çürütmek, yanlışlamak için buhran geçiriyorsan, iddia ile alakalı bir karşı iddiada bulunman lazım. Ne olabilir? "Medya bu konuyu çok süper ele almıştır."
Öyle olmadığı da belli. Medya konuyu ahlak seviyesinin altında, rezil bir şekilde ele almıştır ve tam da böyle olduğu için Rıdvan'ın önermesi doğrudur. Bu kadar. Doğru mu? Doğru. Haklı mı? Haklı. Sus yahu?
Genel kurala dönüştürdüler, biri Allah birdir dese çıkıp "Taraflı, Fenerbahçeli" filan diyecekler. İş o raddeye geldi ki, herhangi bir cümle içerisinde bir Fenerbahçelinin "Fenerbahçeliyim" demesi bile öfke nöbeti geçirmelerine sebep oluyor.
Şimdi bu akıl hastalığının da adı "tarafsızlık" oldu. Ağzındaki baklayı çıkar, "tarafsızlık" beklentisinde filan değilsin "Fenerbahçesizlik" beklentisi içerisindesin. Doğru - yanlış, haklı - haksız, umurunda değil. Senin "öteki" olarak kabul ettiğin kimliğe sahip olanın "doğru" bir şey söylemesini dahi "öteki" kimliğin "menfaatine" olduğu için "zararlı" buluyor kafadan karşı çıkıyorsun, totaliter, faşizan, ruh hastası kafalar!
Bu adamların twitterda, sözlükte, forumlarda, 50 tane gazetede, köşelerinde, programlarında çizdikleri diskürün yekünü, bir mantık hatasına koşulsuz biata dayanıyor, karşıdakini de "Fenerbahçeli, tarafsız değil"den ibaret cümlelerle sıkıştırdıklarını filan zannediyorlar. Rasim Ozan Kütahyalı'nın "Bıraaaaaagh yaa Darbeci, ulusalcı, (if available Fenerbahçeli veya herhangi bir öteki)" nden ibaret, içeriksiz çığırışları toplumsal dilin ağırlık noktasını oluşturuyor.
Biz öyle değiliz?
Bakın söylüyorum. Papaz tarafsız değil. Fenerbahçeliyiz. Papaz, her konuyu yazmak zorunda da değil, buradaki yazarlar önemli gördükleri, üstünde bir şey söyleme heyecanı uyandıran konularda yazı yazıyorlar. Ancak Papaz, ahlaken doğruyu söylemek zorunda ve kaile aldığımız tek ve yek eleştiri de "şu iddian şu şu şu şu sebeplerle yanlış" bu kadar.
Hükümeti eleştirdiğinde "ulusalcı", askeri vesayetin uygulamalarını eleştirdiğinde "yandaş, liboş", azınlık haklarından bahsettiğinde "ermenici", kürtlerin uğradığı haksızlıklardan bahsettiğinde "kürtçü", islamcıların uğradığı haksızlıktan bahsettiğinde "fetoşçu", şehitten bahsetsen "faşo" diyenlerden bile daha absürd "adil yargılanma ilkesi ihlal edilmiştir"e "fenerbahçeli" diye cevap veren, kendi zihnini taammüden 30iq'a sabitlemiş bir takım gerzeklerin "objektif değil, holigan şey olmuş, taraflı" filan demesi filan da fasarya geliyor.
Ha niye yazdım? Şu Rıdvan'a yapılan eleştirileri gördüm de, artık bu mantık hatasının akıl hastalığı boyutuna geldiğini de birilerinin söylemesi gerekiyordu ondan. O kadar.
Devamı ...
10 Ağustos 2011
Adalet İçin 14 Ağustos Taksim
3 Temmuz'da gözaltına alındı. 4 Temmuz günü herkes hükmünü verdi. Toplanacak delil yoktu. Sanat eseri bir soruşturmaydı. 6 Temmuz'da infaz geldi, 19 maçta şike yapılmıştı. Bulgular medyaya servis edildi, Televizyon programlarında hüküm kesildi, TFF'ye sadece 1 haftada karar vermediği için hakaret edildi. 1 Ay geçti. Delil yok. 19 Maç yok. Masumiyet karinesi yok. Adil yargılanma yok. Bir sabah uyandığınızda böcek olmamak için, teville, yorumla ceza verilemeyeceği için, herkes iddiasını ispatla sorumlu olduğu için, Adalet için, özgürlük için, Fenerbahçe için, orada ol.
Devamı ...
6 Ağustos 2011
Yeni Moda: "Fenerbahçeli Tepkisi"
Şimdi bin yıllık laf oldu "bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak" kastettiği yeterli veri sahibi olmadan bir konuda yargı sahibi olmak. Bunun yanlış olduğu apaçık. İçinde yaşadığımız günlerse "bilgi sahibi olmadan fikir sahibi" olmayı dahi bir entellektüel aktivite olarak gösterecek seviyede. Zira fikir sahibi olmak, nereden baksan yine de belirli bir hususta belirli sebeplere dayanan bir iddia sahibi olmak anlamını da geliyor. Oysa yaşadığımız , giyilen formaya göre slogan atmak.
Bu formanın ne olduğu da önemli değil. Diyelim şahıs bir an CHP formasını giyiyor, o zaman Ergenekon Davası ile ilgili CHP ve kanaat önderleri tarafından ortaya atılan "tutuklu yargılama sürelerinin uzunluğu", "soruşturmanın gizliliği", "iddianamenin hala hazırlanmaması", "basına bilgilerin sızdırılması" gibi konulardan rahatsız oluyor. 10 dakika sonra Beşiktaş formasını giyiyor, bu sefer soruşturma safhasında, haklarındaki bilgiler maksatlı olarak kamuoyuna servis edilen ve medya eliyle çarpıtılan kendi yöneticisi ve teknik direktörünün "aklanarak gelmesi" gerektiği görüşünü "dünyanın en onurlu, en doğru" görüşü olarak kabul ediyor.
Tutarlılık filan, hava civa.
Bir AK Partili, kapatma davası sırasında davayı yürüten savcının maksatlı olarak hareket ettiğini, eldeki delillerin Partinin kapatılmasını gerektirecek bir suça tekabül etmediğini, AK Parti'nin demokrasiyi lağv ederek Türkiye'de farklı bir rejim kurmak istediği iddiasının ise yıllarca süren bir komplo teorisine dayanan iftira olduğunu söylüyor. AK Partiye karşı derin merkezlerden kurgulanan bir senaryo olduğunu ileri sürüyor, yargıya güven, adalete biat, "koca savcı elinde ciddi deliller olmasa hükümete karşı böyle bir dava açar mı" sorusu filan gelmiyor, bir kaç sene sonra Galatasaraylı kimliği ile bir başka tutuklama hakkındaysa bu argümanlar aklına hiç gelmiyor. Diyelim demokratik bir toplumda soruşturma safhasında, yani iddianame bile kabul edilmeden, medyaya yansıyan kısıtlı ve çarpıtılmış bilgilerle bir şahsın "suç" işlediğini peşinen kabul edip, infazını istemek kabul edilebilir mi? Emniyet güçlerinin çıkıp "19 maçta şike tespit ettik" diye açıklama yapması suç değil mi? Medya eliyle kişi ve kurumlar üzerinde baskı kurulması, Fenerbahçe küme düşürülsün diye maksatlı yayınlar yapılmasında kuşku uyandıracak hiçbir durum yok mu?
Şimdi yeni pelesenkimiz şu: "Fenerbahçeliler gibi tavır almayalım"
Arkadaş ne yapmış Fenerbahçeliler?
3 Temmuz günü, bu blogda yer alan bir yazı Fenerbahçelinin genel hissiyatını ortaya koyuyordu. Yazıda, "Lafı eveleyip gevelemeyin, Fenerbahçe şike yaptıysa küme düşürülsün" diyorduk, disiplin talimatından da ilgili maddeyi hemen altına dercediyorduk. Ondan sonra akıl karıştıran noktalar var başlığı altında da bazı soruları soruyor, o soruların tatmin edilmesini istiyorduk. (bkz: kara 3 temmuz)
3 Temmuz'dan bugüne kadar geçen sürede o soruların hiçbiri cevap bulamadı. Abuk subuk haberler medyada sürekli yer aldı, manşet ile içeriği birbirini tutmayan haberler derya oldu.
Aziz Yıldırım 3 Temmuz'da tutuklandı.
4 Temmuz günü "iddiaların çok ciddi olduğunu, Fenerbahçenin organize şekilde şike yaptığını ve mutlaka kümeye düşürülmesi gerektiğini" söyleyen büyük bir kalabalık vardı. Ortada delil dahi yoktu? Ortada hiçbir şey yoktu.
5 Temmuz günü Ümit Karan'ın geçen gün aklandığı Çanta hikayesiyle, Emenike ile Sezer'in para sayarken görüntüleri var haberleri medyaya yansıdı.
6 Temmuz'da Emniyet 19 maçta şike tespit ettiklerini açıkladı.
7 Temmuz'da Emenike ile Sezer serbest bırakıldı. 7 Temmuz'un ilk saatlerinde devam eden Telegol programında soruşturma sanat eseri ilan edldi, yetmedi UEFA'nın "şayet %1 bile şüphe varsa Fenerbahçe'yi küme düşürün" dediği yalanı kamuoyuna servis edildi.
8 Temmuz'da medyaya Özgener diyalogları ve "TFF parası şikeye gitmiş" yalanı sızdı. 9 Temmuz'da Fenerbahçe yönetimi bir açıklama yaptı.
10 Temmuz günü Aziz Yıldırım'ın organize suç örgütü lideri olmak suçlaması sebebiyle tutuklu yargılanması kararı verildi, herkesin gözü 11 Temmuz'da yapılacak TFF toplantısına çevrildi. Herkes Fenerbahçe'nin küme düşürülmesini bekliyordu.
11 Temmuz'da TFF "liglerin ertelenmeden aynen devam edeceği" açıklamasını yaptı.
Ve millet isyan etti! İsyan etti! Twitter'da #uefabanturkey kampanyası başlatıldı, Fenerbahçe'yi küme düşürmeyen TFF Türk futbolunu kirletmişti, Galatasaray Başkanı "bu ateş üfleyerek sönmez" diye açıklama yaptı.
Altı üstü 1 hafta!
1 hafta içinde Fenerbahçe'ye karşı ortada medyaya yansıyan ve hepsi yalan çıkan iddialardan başka bir şey yokken, savunma alınmamışken, iddia metinleri ortaya konulmamışken, gerçek bir şüphe duyulmasını gerektirecek hiçbir somut olgu yokken, kamuoyu gazı ve medya havasıyla TFF'den Fenerbahçe'yi küme düşürmesini istediler, TFF böyle davranamayınca da onu protesto ettiler.
1 Hafta!
Juventus kararını ilgili spor mahkemesi 2 ayda vermişti. Dava senelerce sürdü.
Apito Dourado olayında Porto hakkında nihai karar seneleri buldu. Başkanları hakkında Fenerbahçe'den çok çok daha ciddi deliller bulunmasına rağmen Porto kümeye düşürülmedi.
1 hafta!
1 Hafta içerisinde tamamı yalan çıkan haberlerle Fenerbahçe kümeye düşürülmedi diye isyan edecek bir koca kalabalık var.
Ve buna karşı Fenerbahçelinin tutumu ne oldu?
İsyan etti?
Adalet istedi.
Bundan daha doğal ne olabilir?
Fenerbahçeliler bu seneyi yaşadı. O maçların nasıl kazanıldığını gördü. Alex'in sanat eseri gollerin, Gökhan Gönül'ün terini, maçların son dakikasında yaşanan stresi, mitolojik şekilde dönen Buca maçını, son saniyede gelen Antep maçını. Hepsini gördük.
Bir tane maçı rahat kazanamamış bir takımın şike yaptığını iddia ediyorsanız elinizde buz gibi deliliniz olacak.
O da çıkmadı.
Onun yerine yargısız infazı gördük. Serhat Ulueren, Erman Toroğlu gibi adamların Fenerbahçe hakkında hüküm verdiğini, temiz ligçiliğe soyunduğunu gördük. Aziz Yıldırım'dan şike taktiği gibi abuk subuk haberleri, ortaya çıkmayan para sayma görüntülerini, Beşiktaş maçının bile "bağlandığı" gibi izana sığmayacak iddiaları hepsini gördük.
Bu taraftar isyan etti.
Haksızlığa karşı isyan etmek erdemdir.
Masumiyet karinesini savunmak, kanunların uygulanmasını istemek, bir iddia varsa delil beklemek, 1 haftada savunma bile alınmadan hüküm verilemeyeceğini söylemek onurlu tavırdır.
Şimdi çıkmış kendilerini Fenerbahçe ile karşılaştırıyorlar.
Kardeşim siz böyle bir sezon sonu yaşadınız mı?
Siz böyle şampiyon olduktan sonra 1 hafta içerisinde ortada ciddi hiçbir delil yokken, "Fenerbahçe şike yapmıştır hemen küme düşürülsün" diye kurulan baskıya benzer bir baskı gördünüz mü?
Medyanın her kanalında ve her gazetede, aynı çarpıtılmış haberlerin "Fenerbahçe kümeye düşecek, Fenerbahçe Bank Asya'ya mı gidecek, Sponsorlar çekilecek mi, Borsada battı, Futbolcular terkediyor" katastrofi eşsesinde yayınlanmasına benzer bir deneyim yaşadınız mı?
Galatasaray aranırken, ne dedi insanlar?
Şike yaptıysa düşürülsün.
E biz ne diyorduk?
1 hafta boyunca Galatasaray'ın küme düşmesi gerektiği söylendi mi? İlgili ilgisiz bir ton haber medyaya servis edildi mi? Onlarca programda Baransular, ROK'lar çıkıp "GS kesin şike yapmıştır, süper deliller var, mükemmel ötesi, hemen düşürülsün" gibi absürd açıklamalar yaptı mı? Fenerbahçe yönetiminden biri "bu ateş üfleyerek sönmez" dedi mi?
Keşke Fenerbahçeli tavrını koysanız.
Keşke adalet talep etseniz, keşke kanuna uygunluktan bahsetseniz. Keşke deseniz ki "kimseye yargısız infaz yapılamaz, medyaya servis edilen delillerle hüküm verilemez, suç varsa savunmadan sonra mahkemede ortaya çıkar ve cezası verilir. Kimse, hiçbir gazeteci, muhabir kendini mahkeme yerine koymasın"
Keşke çıkıp adam gibi deseniz ki,
Adalet istiyoruz.
Diyemezsiniz. Demeyeceksiniz.
Çünkü adalet, Fenerbahçe nefretiyle talep ettiğiniz schadenfreude'yi size vermeyecek.
Çünkü adaletin kelime anlamı içerisinde "linç" bulunmuyor.
Çünkü adaletin usulü, kamuoyu oluştararak yok etmek değil, bağımsız, objektif, tarafsız yargılama.
O yüzden Fenerbahçe ve Fenerbahçelilerle bir tutmayın kendinizi, adaleti ancak sözlükte görenle, talep eden arasında asla aşılmayacak bir uçurum var.
Devamı ...
Şu Dondurma Meselesi
Şimdi medyayı ve bizi meşgul eden bir mesele var. Dondurma meselesi. Şimdi bu dondurma meselesine biraz eğilmek lazım, çünkü dondurmada da absürd bir şeyler var.
Önce olay kamuoyunda nasıl yer buldu ona bakalım:
"*19.05.2011 günü saat:13.41’de Ali KIRATLI’nın (532 ******) Ümit KARAN’ı (532 ******) aradığı; (Kayıt sıra No:00000)
Ali’nin “Ben yarım düşeceğim oraya,…,He he yarın düşerim şeye uğrarım dondurmamı dondurmacıda bırakırım tamam abiciğim" dediği, Ümit’in “Şey yapacağım çünkü ... söyleyeceğim” dediği, Ali’nin sıkıntı olmadığını belirttiği tespit edilmiştir.
Soruldu: Dondurma olarak bahsettiğiniz şeyin para olduğu, söz konusu parayı teşvik primi faaliyetleri çerçevesinde Ümit KARAN’a vereceğiniz anlaşılmaktadır.
* Söz konusu durumla alakalı açıklayıcı olarak ifadenizi veriniz.
CEVAP: Dondurma diye bahsettiğim şey normal dondurmadır. Şifreli olarak kastettiğim herhangi bir illegal durum yoktur."
Şimdi böyle bakınca gerçekten absürd bir şey var. İnsan dondurmacıya dondurma bırakmaz. Ama diğer yandan bu bir telefon görüşmesi, başı yok, sonu yok, bu dondurma muhabbeti nereden başlamış anlayamıyoruz. Polis buna teşvik diyor, ardarda okuyunca herhalde teşvikten bahsediyorlar diyoruz, diyorlar, deniyor.
Halbuki,
bak şimdi:
*23.03.2011 günü Saat:20.48’de Ali KIRATLI’nın (532 ******), Ümit KARAN’ı (532 ******) aradığı; (Kayıt Sıra No:……)
Ali’nin “Bitti mi işin… Yeşilköy e geleyim” dediği, Ümit’in “Tamam o şey var ya… Dondurmacı” dediği, Ali’nin “Geçen geldiğim mi…Tamam ben de oraya geçiyorum” dediği tespit edilmiştir.
23.03.2011 19.05.2011'den önce değil mi?
Şimdi bir daha bak,
13.05.2011 günü Saat:18.36’de Ümit KARAN'a (532 ******), Ali KIRATLI'nın (532 ******) gönderdiği mesajda; (Kayıt Sıra No:……)
"am gecıcem bulusurz dondurmacıda krdm" yazdığı tespit edilmiştir.
13 Mayıs da 19 Mayıs'tan önce değil mi? Evet.
Ne anladık?
1- Ümit Karan ile Ali Kıratlı Yeşilköyde bulunan bir dondurmacıda bir çok defalar buluşmaktadır.
2- Aralarında dondurmacıda buluşmak üzere çeşitli defalar görüşmüşlerdir.
Zaten Ali Kıratlı da Ümit Karan da aile dostu olduklarını söylüyorlar. Görüşmelerinde bir şey var mı? Yok.
Peki son muhabbeti ekleyelim,
Bundan ne çıkabilir? Ali Kıratlı ile Ümit Karan daha önce yaptıkları gibi bir dondurmacıda buluşmak üzere sözleşmiş olabilirler.
Ali Kıratlı'nın "şeye uğrarım dondurmamı dondurmacıda bırakırım" ifadesi ne manaya geliyor?
Adam gerçekten de dondurmasını bitirmeden sürekli kalkıyor ve bu iki şahıs arasında bir şakalaşma konusu oluyor olabilir mi? Olabilir. Ben de her gittiğimiz yerde içeceğimin sonunu bırakırım ya da son dakikada içerim.
Veya belki Ali Kıratlı çapkınlık yapıyordur? Veya Ali Kıratlı bir escort ile anlaşmıştır onu kastediyordur veya silahını dondurmacıda bırakacaktır veya eroin kaçakçısıdır Veya çok büyük bir suçun peşindedir, hepsi olabilir mi? Olabilir.
Ancak yarım yamalak, bir parçası geçmiş konuşmadan biz bunları anlayabiliyor muyuz? Anlayamıyoruz. Neden? Çünkü kontekst yok. Konuşmanın başına sonuna hakim değiliz, göremiyoruz. Bundan 3 ay önce yapılan bir telefon konuşmasının kaydı böyle parça parça yüzüne okunan bir insan da, bu parçalardan konuşmayı hatırlamıyor olabilir mi? Olabilir.
Neye ihtiyacımız var?
Arkadaş maddi deliller nerede?
Madem teşvik primi, bir paranın haksız yere el değiştirmesinden şüpheleniliyor, bu işin bir fiziki takibi filan yok mudur? Belki vardır. Belki o gün şahıslar takip edilmiş, tutanağa tutulmuş, bir para transferi varsa görüntülenmiştir.
Belki bu telefon konuşmasından, olması gerektiği gibi, istihbari olarak istifade edilmiş ve eylemler adım adım takip edilmiştir.
Ancak böyle bir şeyin yapıldığı hissi yaratacak bir durum da ortada gözükmüyor. Sanki sadece teknik takip var, teknik takipteki konuşmalar da böyle yarım yamalak şahıslara sorulmuş, onlar da artık bir şekilde cevap vermişler.
Şundan herhangi bir çıkarımda bulunmak mümkün mü?
Yani bu safhada olanlar hakikaten insanın ülkesine karşı -şayet bir güveni varsa- onu da yok edecek halde yürüyor,
Allah sonumuzu hayretsin.
Devamı ...
4 Ağustos 2011
Şöbiyetli Şike
PHA Kamuoyuna yansıyan ifade tutanaklarında ilginç şike girişimleri de göze çarpıyor. Bilindiği gibi 6222 sayılı kanun anlamında şike "bir müsabakanın sonucunu etkilemek için bir kimseye yapılan kazanç veya sair menfaat teklifi ile karşı tarafın kabulü"nden oluşmaktayken, yeni gelişmeler, şöbiyet, lahmacun ve saat ile alakalı sohbetlerin de şike sayılabileceği şüphesini uyandırdı.
Şöbiyetler, Lahmacunlar
Yusuf Turanlı ile Ali Kıratlı arasındaki görüşmede şöbiyet yemekten ve lahmacundan bahsedilirken, İskender'in bir golünü Yusuf Turanlı'nın çok beğenmesi ve "üst düzey oyuncu" diye kendinden bahsetmesi kafaları karıştırdı.
İşte o görüşmeler
"*06.03.2011 günü Saat:18.04’de Ali KIRATLI’nın (532 ***), Yusuf TURANLI’yı (533 ****) aradığı; (Kayıt Sıra No:……)
Yusuf’un “Adamımı gördün mü İskender’i girdi attırdı golünü de daha ne yapsın ya… İbo üst düzey oyuncu harbiden üst düzey oyuncu” dediği,
Ali’nin “Büyük topçu e BİDE SÖZ VERDİK SAAT ŞİMDİ…Sike sike alacağız yarın öbür gün” dediği,
Yusuf’un “Başka yolu yok yani bilemem ben artık” dediği,
Ali’nin “Alacağız canım söz ağızdan çıkar” dediği,
Yusuf’un “Öbürü bir tepsi baklavayla bitiyor bıraktık ... bıraktım bir tepsi baklavasını İskender in neyse…Güzel güzel yesinler şöbiyetlerini” dediği,
Ali’nin “Şimdi lahmacunumuzu da yiyeceğiz biz getirdik…Vallahi bekliyorum ne biçim ne biçim bekliyorum ha” dediği,
Yusuf’un “Abi yarın yarın buluşalım ha yani yarın geçmesin 5 i” dediği,
Ali’nin “Yeterki yarın olmaz salı olur ne olur bir şey olur mu ya” dediği,
Yusuf’un “Rahat ol abi rahat ol” dediği,
Ali’nin “O çocuğa bi hediye alayım bir saat beraber alalım seninle…İçimden geldi hani kendim hediye edeyim o çocuğa…KARDEŞİMİZ O BİZİM tamam mı” dediği tespit edilmiştir.
Soruldu: Bursaspor- İstanbul B.B maçında İbrahim AKIN’ın illegal anlaşma gereği iyi oynaması karşılığında şahsa ayrıca hediye saat vereceğiniz anlaşılmaktadır.
*Söz konusu saatin parasının kaynağı kimdir? Açıklayınız.
CEVAP: Telefon görüşmesi bana aittir ANCAK GÖRÜŞMEYİ HATIRLAMIYORUM. Hatırladığım Yusuf TURANLI’Ya alacağım bir saattir. O saati de almadım."
Devamı ...
Üzerinde Durulması Gereken İddialar
Ortalığa saçılan belgelere baktık, birçok iddiayı gazetelerde görmüştük zaten. Tam olarak neymiş iddialar onu görmüş olduk. Daha önce de defalarca yazdık, deli saçması iddialar var. Bunları neden bu soruşturmalara ekledikleri, neden sayıyı yüksek göstermeye çalıştıklarını çözemedim. Diğer taraftan ciddiye alınması gereken bir iddia da var. Her şeyi satır satır incelemediğim için daha fazla ciddiye alınacak şey var mıdır bilmiyorum ama bir tane konuşmanın sorgulanması gerektiği kabak gibi ortada duruyor. Kalan birçok iddia tamamen saçmalık. Bu saçmalıklar da daha çok Aziz Yıldırım'ı olayla ilişkilendirmek için yapılmış gibi.
İbrahim Akın hakkındaki iddiaları daha önce de görmüştük zaten gazetelerde. Bu iddianın ciddiye alınmama şansı yok çünkü sorgulardaki ifadeye göre İbrahim Akın bir hocayı arayıp "Fenerbahçe bana gol atmamam için yüz bin dolar öneriyor, caiz mi?" diye danışmış. İddiadaki telefon konuşması direkt telefon konuşmasından alıntıysa çok da kafa karıştıracak bir durumu yok. Alıntılanan kısım yine bir yorumsa orasını bilemiyorum. Bu cümleleri telefon konuşmasında aynen kullandıysa söylediği şey çok net, bana gol atmamam için para önerildi diyor.
Forvet oyuncusuna para önerilerek şike yapılması bir geri zekalılık örneği ama böyle bir konuşma kaseti gerçekten varsa bu tür yorumların kanaat için kullanılmasına gerek kalmıyor. Geri zekalılığı şikeyi önerenler yapmış oluyor. İbrahim Akın çevresinde toplanan diğer delilleri de bu delilin gücüne bağlı olarak incelemek gerek. İbrahim Akın'la görüşen şahsın bir gün önce Fenerbahçe stadına gitmesi, o gün İbrahim Akın'ın menajeriyle buluşması, bu şahsın Fenerbahçe yöneticilerinden biriyle telefonda görüşmesi takip sonucu elde edilmiş veriler. Yine Aziz Yıldırım bağlantısı net olarak gösterilmemiş.
Bu telefon konuşması sorguda yer alan haliyle aynen geçmişse savunması veya bahanesi nedir bilmiyorum, mantığıma yatan bir şey yok. Hocayı arayıp şaka yaptım diyemez sanırım. Sorgusunda baskı gördüğünü söyleyen İbrahim Akın mahkemede bu konuda sorulacak soruları yanıtlayacaktır herhalde. O yüzden fazla spekülasyon yapıp hakkında infaz yapmanın bir anlamı yok. Belki de aklıma gelmeyen mantıklı ve masum bir açıklaması var pek öyle görünmese de.
Diğer iddialara, yorumlara bakınca çoğunun saçmalık olduğunu görmek zor değil. Aziz Yıldırım neden kulüp muhasebecisini telefonda çağırmış, döneri kaç porsiyon yiyeceklermiş gibi saçmalıklar da dolu. Bu kadar saçmalığı doldurmanın amacı nedir tam çözemedim. Özellikle rakibin kadrosunu öğrenmek için uğraşıldığı belli olan bir sürü maç listeye eklenmiş. 1 maç yerine 19 maç diyince daha ikna edici ve kuvvetli oluyor galiba kamuoyunu ikna etmek. Bir başka alternatif açıklama bu hikayeye Aziz Yıldırım'ı veya yöneticileri tam olarak dahil edemedikleri için komple bir paket yapmak, yorumlardan şike tespit etmek olabilir.
% 95'i saçma ve boş olsa da bu yukarıda anlattığım iddia ve bahsedilen delili bu şekliyle aynen varsa güçlü. Bunun üzerinden "Fenerbahçe yöneticilerinin konuyla bir ilgisi yok" savunması mı yapılacak onu da bilmiyorum (bu olursa ne kadar inandırıcı olacak spekülasyonu yapmak için de erken sanırım). Nitekim Sabah'ın haberine göre Aziz Yıldırım bu maçla ilgili şöyle bir savunma yapmış
Biz kombineleri satışa çıkarmıştır. Ahmet Çelebi maraton alttan almak istemiş alamamış. Zaman geçtiği için de ordan alamamış. Bülent İşcen bu talebi bana iletti. Kendilerine yarın gelin halledelim dedim. Ertesi gün de geldiler verdik olay budur. Fiziki takip tutanağı da doğrudur. Bunun dışındaki gelişmelerden Turanlı, İbrahim Akın ve diğer şahısların yaptıkları görüşmeler ve buluşmaların içeriğinden haberdar değilim. Kesinlikle bu maçta şikeye aracılık yapmaları için kimseye talimat vermiş değilim ve suçlamayı kabul etmiyorum. Kulübün kayıtlarında Ahmet Çelebi'ye maraton alttan kombine kart verildiğine dair belgeler görülebilir.Üzerinde durulması en kuvvetli olay bu gibi görünüyor. Aslında olayı çorbaya çevirmeyip sadece bunun gibi kuvvetli şüpheleri ayıklasalar TFF'nin incelemesi de soruşturması da savunma alma prosedürü de çoktan biterdi ve bir karar verilirdi. Akla mantığa uymayan saçmalıkları da karıştırıp olayı sulandırmanın, kalabalık etmenin amacı nedir hâlâ çözemiyorum.
Devamı ...
Dönerle Şike Yapmışlar!
Dönerle Şike
Kamuoyuna yansıyan ifade tutanaklarına göre hali hazırda tutuklu bulunan Korcan dönerle şike yapmış! Bu şike de sanat eseri gibi soruşturma yürüten yüce emniyetimiz tarafından tespit edilmiş.
İşte O Görüşmeler!
"16.05.2011 günü saat:15.16’da Abdullah BAŞAK ile İlhan Yüksel EKŞİOĞLU arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Abdullah’ın “…şimdi BBM den yazıştım da BBM im varya artık” dediği,
İlhan’ın “Kullanabiliyor musun onu” dediği,
Abdullah’ın “…ben medeniyete uygunum (Gülüyor) ABİ YEMEK İŞİ TAMAM yemeğe gidebiliriz,…, …dünkü gibi 3 PORSİYON DÖNER YEMEYELİM DE BİR PORSİYON YİYELİM de bi porsiyon olsun” dediği tespit edilmiştir.
16.05.2011 günü saat:17.51’de İlhan Yüksel EKŞİOĞLU ile Abdullah BAŞAK arasındaki telefon görüşmesinde özetle; Abdullah’ın “o şimdi benim kardeşimi ara bana bir şey yazdı da mesajda,…, O arkadaş bilmesin ama dedi abi yemek yiyeceğimizi yani yarın” dediği, İlhan’ın “Yok kimse bildiği yok” dediği, Abdullah’ın “Ben sabah yanına gelirim abi yine” dediği tespit edilmiştir.
Yukarıdaki görüşmelerden Fenerbahçe – Sivasspor müsabakasının Fenerbahçe lehine sonuçlanması amacıyla menajeriniz Yusuf TURANLI ve sizinle anlaşma sağlandığı değerlendirilmiştir.
-Siz Fenerbahçe – Sivasspor maçının Fenerbahçe lehine sonuçlanması amacıyla herhangi bir anlaşma yaptınız mı? Bunun karşılığında size kimler, ne gibi vaatte bulundu?" (kaynak: http://yfrog.com/kji7rluj)
Görüşmelerden açıkça anlaşılacağı gibi döner yemek üzere sözleşmiş, üç porsiyon yemeyelim demek suretiyle de anlaşmışlar.
Bu kadar da olmaz!
Devamı ...
3 Ağustos 2011
TFF'ye Açık Çağrı: Eyyam Kararını Kabul Etmeyeceğiz
Psikolojik harp eğer eldeki tüm araçlarla ve sistemli bir şekilde kamuoyunda bir algının oluşturulması operasyonu ise, 6 Temmuz 2011 tarihli Emniyet açıklamasından beri "psikolojik harp" diye tasvir edilen olgunun tüm unsurlarını görüyoruz. Dosyadaki kısıtlılık kararına aykırı olarak bulgular servis ediliyor, medya bunlara uçuk başlıklar atıp hüküm veriyor, demokrasi ve insan hakları çerçevesinde her biri infial yaratacak türlü çeşit yazı, yorum, bilgi kamuoyuna sunuluyor, savunma makamındaki şahısların ise sesi susturuluyor, bastırılıyor, hakaret, aşağılama, tahkir veya bilinçli görmemezlik ile kamuoyuna ulaşması engelleniyor.
Örneğin PFDK'nın başka bir şike olayında vermiş olduğu "mahkeme kararının beklenmesi" yönündeki karar geçiştirilebiliyor, CAS ise ancak yeni yeni gündeme gelmeye başlıyor. Buna karşın TFF'nin hızlı bir karar vermesi gerektiği rahatça söylenip Fenerbahçe'nin kesin şike yaptığı yemin billah ediliyor, UEFA'nın "%1 bile şüphe varsa düşürün" dediği iddia edilip, bu yalan kamuoyuna sunuluyor.
Bunların ne derece absürd olduğunu defaten anlattık.
Ancak netice şu, TFF'nin Fenerbahçe ve Beşiktaş'ı küme düşürmesi için bir baskı var.
1- Emniyet 19 maçta şike tespit ettiğini açıkladı.
2- Medyanın mümtaz yazarları da şike olduğuna yemin billah ediyor.
3- Fanatik bir taraftar güruhu da heyecanla bu kararı bekliyor.
Bütun bu unsurlar TFF üstünde kurulan baskının somut göstergeleridir.
Ancak medyaya yansıyan bulgular değerlendirildiğinde Fenerbahçe veya Beşiktaş'ın 6222 sayılı kanun anlamında şike yaptığını gösteren hiçbir somut bulgu yok.
Açıkça beyan ediyoruz:
1- Fenerbahçe şike yaptıysa disiplin talimatında yazan ceza mutlaka uygulansın. Fenerbahçe küme düşürülsün. Şike suçuna karışan herkes futboldan men edilsin.
2- Fenerbahçe şike yapmadıysa, bu da açıklansın.
3- Şike suçu işlediği iddia edilen şahısların savunmaları alınmadan asla karar verilmesin.
4- Verilecek kararda tek tek kimin ve hangi kulübün hangi suçla itham edildiği, suçun unsurları, somut deliller ve değerlendirilmesi, ulusal / uluslararası emsal kararlar yer alsın. Mutlaka gerekçeli karar verilsin. Şayet karar PFDK kararına uygun olarak mahkeme sonucunun beklenmesi yönünde olursa bu kararı da gerekçeli olarak kamuoyuna beyan edin.
5- Asla eyyam bir karar verilmesin. Asla ne şike suçunu kabul eden ne de reddeden bir karar verilmesin. Zira puan kesip ligde tutmak bir cezadır ve bu cezanın işlenmesi için bir "suça" ihtiyaç vardır. İddia şike suçunun işlendiğidir. Yarım yamalak şike olmaz. Bu tipte eyyam bir karar, ne Fenerbahçe'yi aklayacak ne de kimseyi tatmin edecektir. Bu halde Türk Futbolu daha da içinden çıkılmaz bir hale gelecek, bütün müsabakalarda bu şike olayı konuşulacak, taraftarlar daha da gerilecek ve kamu düzenini bozabilecek olaylara sebebiyet verilecektir. Kamuoyu baskısı altında, bir takım hassasiyetler sebebiyle topu taca atmak uzun vadede Türk Futbolu açısından yıkım yaratabilecek sonuçlara gebedir.
Kimse eğilmesin, kimse bükülmesin, şu veya buradan gelecek baskı, politik beklenti, ikili ilişki, her türden tehdite karşı dik durulsun.
Doğrunun kendinden başka bir şeye ihtiyacı yok, kim ne derse desin.
Devamı ...
1 Ağustos 2011
Emniyet Tarafından Şike Yapıldığı İddia Edilen 19 Maç ve Değerlendirmesi
6 Temmuz 2010 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından yapılan açıklama basına şu şekilde yansıdı:
"Futbolda şike soruşturması kapsamında polis, Süper Lig ve Bank Asya 1. Ligi'nde toplam 19 maçta şike ve teşvik faaliyetlerinin gerçekleştirildiğinin tespit edildiğini açıkladı.[1]"
Emniyetin "tespit ettik" dediği, ancak Emniyet Yargıtay Ceza Genel Kurulu olmadığı için hala "şüpheli" olan 19 maç [2] ile ilgili basında yer alan bilgileri Fatih ile birlikte topladık ve değerlendirdik.
Her şeyden önce 6222 sayılı yasanın ilgili maddesini aynen buraya koyuyoruz, her şeyi buna göre değerlendirelim:
"Şike ve teşvik primi
MADDE 11-(1) Belirli bir spor müsabakasının sonucunu etkilemek amacıyla bir başkasına kazanç veya sair menfaat temin eden kişi, beş yıldan oniki yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Kendisine menfaat temin edilen kişi de bu suçtan dolayı müşterek fail olarak cezalandırılır. Kazanç veya sair menfaat temini hususunda anlaşmaya varılmış olması halinde dahi, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.
(2) Şike anlaşmasının varlığını bilerek spor müsabakasının anlaşma doğrultusunda sonuçlanmasına katkıda bulunan kişiler de birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.
(3) Kazanç veya sair menfaat vaat veya teklifinde bulunulması halinde, anlaşmaya varılamadığı takdirde, suçun teşebbüs aşamasında kalmış olması dolayısıyla cezaya hükmolunur.
(4) Suçun;
a) Kamu görevinin sağladığı güven veya nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle,
b) Spor kulübünün yönetim kurulu başkan veya üyeleri tarafından,
c) Suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde,
ç) Bahis oyunlarının sonuçlarını etkilemek amacıyla,
işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Suçun bir müsabakada bir takımın başarılı olmasını sağlamak amacıyla teşvik primi verilmesi veya vaat edilmesi suretiyle işlenmesi halinde bu madde hükümlerine göre verilecek ceza yarı oranında indirilir.
(6) Bu madde hükümleri;
a) Milli takımlara veya milli sporculara başarılı olmalarını sağlamak amacıyla,
b) Spor kulüpleri tarafından kendi takım oyuncularına veya teknik heyetine müsabakada başarılı olabilmelerini sağlamak amacıyla,
prim verilmesi veya vaadinde bulunulması halinde uygulanmaz.
(7) Suçun spor kulüplerinin veya sair bir tüzel kişinin yararına işlenmesi halinde, ayrıca bunlara, şike veya teşvik primi miktarı kadar idari para cezası verilir. Ancak, verilecek idari para cezasının miktarı yüzbin Türk Lirasından az olamaz.
(8) Müsabaka yapılmadan önce suçun ortaya çıkmasını sağlayan kişiye ceza verilmez."
1- 20/02/2011
Beşiktaş Fenerbahçe: 2-4
Yasa 14 Nisan 2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanunsuz suç olmaz ilkesi gereği, bu tarihten önceki olaylara yasanın uygulanma kabiliyeti yoktur. Ancak TFF Disiplin talimatı yönünden araştırma yapılabilir.
Maçla ilgili iddialar ve değerlendirilmesi
1- Beşiktaş'ın İtalyan oyuncusu Ferrari'nin önceden ayarlandığı, Ferrari'nin Türkiye'den bu işin ortaya çıkmasından korktuğu için kaçtığı bile iddia edildi. . (http://www.futbolistan.net/sike-operasyonu-2-dalga-besiktas-matteo-ferrari-kacti-18170.htm)
Buna karşın,
Ferrari'yle herhangi bir kişinin maç öncesi görüştüğü, şike teklifi yaptığı, Ferrari'nin bunu kabul ettiğine dair tek bir kanıt ortaya çıkmadı. Ferrari ya da menajeri ifadeye çağrılmadı, Aziz Yıldırım'a Beşiktaş maçında "Ferrari'yi satın aldın mı ağa" diye bir soru sorulmadı.
2- Maçın hakemi olan Cüneyt Çakır'ın Aziz Yıldırım tarafından istendiği hatta Aziz Yıldırım'la birebir bir görüşme yaptığı şeklindeydi. (http://www.turkspor.net/default.asp?o=1&id=65069)
Cüneyt Çakır iddialar üzerine kimseyle görüşmediğini görüştüğünün ispatlanması halinde hakemliği bırakacağını söyledi. Aziz Yıldırım Mahmut Özgener'le aralarında FİFA hakemlerinin maçları yönetmeleri gerektiği yönünde bir konuşma geçtiğini ancak isim olarak onu verin bunu verin gibi bir konuşma olmadığı iddia etti. Talimatla maç yönettiği iddia edilen Cüneyt Çakır şu an U-20 Dünya Şampiyonasında maç yönetiyor.
Not: Beşiktaş 2-1 öndeyken bomboş durumda golü atamayan Almedia hakkında Türk medyasının herhangi bir iddia ortaya atmaması şaşkınlıkla karşılandı.
2- 04.03.2011
Kayserispor - Manisaspor 1-2
Yasa 14 Nisan 2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanunsuz suç olmaz ilkesi gereği, bu tarihten önceki olaylara yasanın uygulanma kabiliyeti yoktur. Ancak TFF Disiplin talimatı yönünden araştırma yapılabilir
Maçla ilgili iddialar ve değerlendirilmesi
1- Bu maçla ilgili iddia Kayserisporlu Önder Kuljoviç ve Ali Bilgin'in menajerleri vasıtasıyla üçüncü bir takım olan Fenerbahçe lehine şike yaptıkları (http://www.internetspor.com/spor/super-lig/iste-sike-yapildigi-iddia-edilen-14-mac-83694-p2.html)
Bahsi geçen üç oyuncu sorgulamaya çağrılmadı, araştırmacı Türk basını tarafından "ağalar bu iş nedir" sorusu bile sorulmadı kendilerine. Aziz Yıldırım sorgusunda Önder' le ilgili tesislerde düğün yapmak kendisinin için kulüpten ricacı olduğunu belirtti. Üçüncü bir takım lehine şike yapılan ilk futbol müsabakası olan literatüre geçen bu maçla ilgili hiç bir Kayseri veya Manisa oyuncusu gözaltına alınmadı.
3- 06.03.2011
Bursaspor - İstanbul BŞB. (1-1)
Yasa 14 Nisan 2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanunsuz suç olmaz ilkesi gereği, bu tarihten önceki olaylara yasanın uygulanma kabiliyeti yoktur. Ancak TFF Disiplin talimatı yönünden araştırma yapılabilir
Maçla ilgili iddialar ve değerlendirilmesi
Fenerbahçe'nin menajer vasıtasıyla İ.B.B li İbrahim Akın, Metin Depe ve Zeki Korkmaz'la teşvik primi için görüşme yaptığı ve Bursa aleyhine bir sonuç için çalıştığı iddia edildi. (http://www.internetspor.com/spor/super-lig/iste-sike-yapildigi-iddia-edilen-14-mac-83694-p2.html)
İbrahim Akın'a bu maçla ilgili bir soru sorulduğu basına çıkan sorgulama haberlerinde yer almadı. Sözü geçen iki Belediye'li oyuncunun da bilgisine başvurulmadı. Tutuklu iki Belediye'li oyuncu olmasına rağmen bu maç özelinde kendilerine bir suç isnadı yapıldığı bilgisine rastlanılmadı.
4- 07.03 2011
Gençlerbirliği - Fenerbahçe 2-4
Yasa 14 Nisan 2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanunsuz suç olmaz ilkesi gereği, bu tarihten önceki olaylara yasanın uygulanma kabiliyeti yoktur. Ancak TFF Disiplin talimatı yönünden araştırma yapılabilir
Maçla ilgili iddialar ve değerlendirilmesi
1-Fenerbahçe'nin yine menajerler aracılığıyla Serdar Kulbilge, Hurşut Meriç, Serkan Çalık, Harbuzi ve Aykut'la görüşerek şike yaptığı iddia edildi. (http://www.internetspor.com/spor/super-lig/iste-sike-yapildigi-iddia-edilen-14-mac-83694-p2.html)
Fenerbahçe'nin şike teklif ettiği iddia edilen Hurşut ve Serkan maçtan sonra Trabzon için oynadık açıklaması yaptılar. (http://www.haber7.com/haber/20110308/Genclerden-Trabzon-icin-oynadik-itirafi.php)
2- Fenerbahçe yöneticilerinin Gençlerbirliği oyuncularına verdikleri şike parasının maçtan sonra Gençler'in iyi performans gösterdiği gerekçesiyle bir kısmının geri istendiği paranın bir kısmını getiren adamın makbuz istediği iddia edildi. (http://newsweek.blogcu.com/fenerbahce-genclerbirligi-macinda-sike-7-mart-2011/10768434)
Bu olay NATO tarafından 2011 yılı en iyi kamufle yöntemleri seminerinde kullanılmak üzere değerlendirmeye alındı. Kaleci Serdar soruşturmanın 2. dalgasında gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldı
Yıllar önce rüşvetin belgesi mi olur sözüne olur yanıtı vermiş Engin Civan abimizden sonra kayıt dışı ekonomiyle boğuşan Türkiye'ye örnek olması gereken ve şike parasının bir kısmını geri verirken makbuz isteyen Gençlerbirliği çalışanına Maliye Bakanlığı örnek vatandaş ödülü verdi. Şike soruşturması kapsamında kendisine herhangi bir sorgu sual sorulmadı. Gençlerbirliği yöneticilerinden eski hakem Zafer Önder İpek 3. dalgada gözaltına alındı ve serbest bırakıldı. Gençlerbirliği maçının ilk yarısında günlük güneşlik havanın ikinci yarı yerini lapa lapa kara bırakması Fenerbahçe'nin Meteoroloji'yi satın aldığı şüphesini beraberinde getirse de Türk basını bu konuda herhangi bir haber yapmayarak bizleri şaşırttı.
5- 13.03.2011
Fenerbahçe - Konyaspor 2-0
Yasa 14 Nisan 2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanunsuz suç olmaz ilkesi gereği, bu tarihten önceki olaylara yasanın uygulanma kabiliyeti yoktur. Ancak TFF Disiplin talimatı yönünden araştırma yapılabilir
Maçla ilgili iddialar ve değerlendirilmesi
1- Konyaspor Teknik Direktörü Yılmaz Vural'la maç öncesi Fenerbahçeli yöneticilerin yenilmesi için görüştükleri, maçtan bir gün sonra da Yılmaz Vural'ın Fenerbahça tesislerine geldiği öne sürüldü. Şike görüşmesi olarak Cemil Turan ve İlhan Ekşioğlu arasındaki şu veciz konuşma sunuldu. (http://www.internetspor.com/spor/super-lig/iste-sike-yapildigi-iddia-edilen-14-mac-83694-p2.html)
Cemil Turan: Bizim arkadaş geldi Dereağzı'na.
lhan Ekşioğlu: Ben oraya gideyim.
Cemil Turan: Ben de 10 dakika içinde çıkıp geliyorum, sen benim odaya git...
Yukarıdaki konuşmadan şike sonucu çıkaran İstanbul Emniyeti'nin hayal gücü konusundaki sınırtanımazlığı kamuoyunu şaşırttı. Yılmaz Vural bu sanat eseri soruşturmanın ikinci dalgasında ifade verdikten sonra serbest bırakıldı.
6- 20.03.2011
Gençlerbirliği - Trabzonspor 1-2
Yasa 14 Nisan 2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanunsuz suç olmaz ilkesi gereği, bu tarihten önceki olaylara yasanın uygulanma kabiliyeti yoktur. Ancak TFF Disiplin talimatı yönünden araştırma yapılabilir
Maçla ilgili iddialar ve değerlendirilmesi
Fenerbahçe'nin yine Serdar Kulbilge ve Cengiz Demirel aracılığıyla maçın Gençlerbirliği lehine bitmesi için teşvik verdiği iddia edildi. (http://www.internetspor.com/spor/super-lig/iste-sike-yapildigi-iddia-edilen-14-mac-83694-p3.html)
Maçla ilgili ismi geçen iki kişiden Serdar Kulbilge serbest bırakılırken Cengiz Demirel hakkında herhangi bir işlem yapılmadı. Serdar Kulbilge bu maçın ikinci yarısında bir hatalı gol yiyip sakatlanıp çıktıktan sonra aldığı paranın bir kısmını bu nedenle iade edip etmediği ettiyse makbuz isteyip istemediği hala gizemini koruyor.
7- 09/04/2011
Eskişehirspor – Fenerbahçe: 1–3
Yasa 14 Nisan 2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanunsuz suç olmaz ilkesi gereği, bu tarihten önceki olaylara yasanın uygulanma kabiliyeti yoktur. Ancak TFF Disiplin talimatı yönünden araştırma yapılabilir
Maçla ilgili iddialar ve değerlendirilmesi
1- Sezer Öztürk'e maçtan önce transfer teklif edildiği hizmetleri karşısında Fener'e alınacağı iddia edildi.
Oysa Sezer Öztürk ilk dalgada gözaltına alındı savcılık sorgusunun ardından serbest bırakıldı. Kendisine emniyet sorgusu sırasında kötü muamele yapıldığı yönünde bazı söylentiler çıktı. Batının teknolojisini değil sanatını alan İstanbul emniyeti tarafından sorgusunun teknik nedenlerle kayıt altına alınamadığı ibaresi ifadesinin altına not düşüldü.
2- Maçtan önce Aziz Yıldırım'ın maçtan bir gün önce Eskişehir soyunma odasında kadroyu görüp sizi bu kadroyla yeneriz dediği de iddia edildi.
Maçtan bir gün önce "bu taktikle oynarsınız sizi yeneriz olmaz böyle" sözünün muhatabı Eskişehirspor Teknik Direktörü Bülent Uygun tutuklu olarak yargılanıyor. Eski eşiyle telefon görüşmeleri basın tarafından şike kanıtı olarak yayınlandı.
Aziz'den şike taktiği manşetiyle medyaya yansıyan bu iddianın daha detaylı değerlendirilmesi için bkz: http://papazincayiri.blogspot.com/2011/07/aziz-yldrm-soyunma-odas-basp-taktik.html
3- Bülent Uygun'u Yakan görüntüler manşetiyle verilen haberde (http://www.sabah.com.tr/Gundem/2011/07/09/bulent-uygunu-yakan-goruntuler)
Spor Toto Süper Lig'in 28. haftasında 9 Nisan 2011 günü oynanan Eskişehirspor- Fenerbahçe müsabakasından önce, Aziz Yıldırım'ın talimatı üzerine Ali Kıratlı Eskişehir'e gitti. 7 Nisan günü Eskişehir'e gelen Ali Kıratlı ve Mustafa Anlı, Bursa yolu üzerindeki Anemon Otel'e yerleşti. Ali Kıratlı bu yolculukta 24 UGZ 79 plakalı siyah renkli BMW aracını kullandı. O akşam saat 21.43'te Ümit Karan'ı arayan Ali Kıratlı "Donanımlı geldim" dedi. Aynı gün Ali Kıratlı, Mustafa Anlı, Muhammed Şenyüz ve Bülent Uygun otelin karşısındaki Neo Plus adlı AVM'de buluşarak Şeff Restoran'a geçti. Restoranda sevgili rolünde oturan iki polis bu buluşmayı gizli kamera ile görüntüledi.
ŞİKE PARASI TFF'DEN...
Yapılan teknik takipte Aziz Yıldırım'ın şike parası için TFF'den faydalandığı belirlendi. 5 Nisan 2011 günü TFF yöneticisi Mehmet Levent Kızıl ile konu hakkında görüştükleri ve Levent Kızıl'ın söz konusu paranın ertesi gün Fenerbahçe Kulübü'ne verileceğini söylediği, bunun üzerine Aziz Yıldırım'ın kulübün mali işlerine bakan Tamer Yelkovan'ı aradığı ve "1.5 trilyonu takip et sen. Oradan 200'ü ayır şeye... Yalnız İlhan..." diyerek talimat verdiği belirlendi. Eskişehirspor karşılaşması öncesi yapılacak şike anlaşması karşılığında ödenecek olan şike parası hakkında "250 gram" (polis bu şifreyi 250 bin dolar olduğunu değerlendiriyor) şeklinde şifreli sözler kullandıkları ortaya çıktı. Ekşioğlu'nun ödenecek olan para konusunda herhangi bir sorun olmayacağını "Hiç gecikme, bilmem ne, olmayacak. Anında... İkisine de aynı anda söyle" şeklinde Ali Kıratlı'ya ilettiği dinlemeye takıldı. Dinlemelere takılan konuşmalara göre, Ali Kıratlı'nın Ümit Karan'ın diğer oyuncularla görüştüğünü kast ederek "Yani çokuz diyor... Herkes de bekliyor diyor... Aşırı şekilde diyor... İkincisi 300 gram alırız... Mühim olan birincisi... Biraz yükselttim sana sormadan... 50'şer 50'şer zam yaptım" diyerek Ekşioğlu'na bilgi verdi.
iddialarıne yer verildi.
Sonradan Ali Kıratlı ile ilgili Aziz Yıldırım'ın "Yakmasın bizi" ifadesi de bu iddiayı güçlendirmek için sunuldu. Ancak bu ifadenin Eskişehirde olmasına rağmen Eskişehirde olmadım diyen Ali Kıratlı'ya kızgınlıkla söylendiği, TFF'den alınan bu paraların da asla böyle bir amaç için kullanılmadığı ortaya çıktı. Nitekim Aziz Yıldırım ifadesinde şöyle diyecekti:
Türkiye’deki kulüplerinin bütçeleri açık vermektedir. Yani kasalarında çoğu zaman para bulunmaz, bu anlamda ödemeler yapılacağı zaman bazen federasyondan alacağımız olan paraları avans olmak üzere belli miktarlarda alırız. Bahsedilen 250 bin dolar federasyondan alınan bir paradır. Bunu da ben tüm tesislerimizde tamirat ve inşaat faaliyeti işini gören İlhan Ekşioğlu’na verdim.
İddialar akla aykırı
Ona verdiğim, para 200 bin TL’dir ve konuşmalarda geçen bu paranın verilmesiyle ilgili sözler buna ilişkindir. Ali Kıratlı ile şike parasının teslimi hususunda Bülent Uygun’un bir araya geldikleri ve beraberinde de bir çanta olduğundan bahsedilmektedir. Bu çantanın ne amaçla orada olduğu, içerisinde ne olduğu hiçkimse tarafından bilinmemektedir. Yani bu iddiaya dayalı olarak bir şikenin varlığından söz edilemez. Şike gibi vahim bir olayda miktar olarak 250 bin dolardan bahsedilmesi akla uygun değildir.
4- Ümit Karan aracılığıyla teşvik girişiminde bulunulduğu da söylendi. (http://www.internetspor.com/spor/super-lig/iste-sike-yapildigi-iddia-edilen-14-mac-83694-p3.html)
Ümit Karan da tutuklu olarak yargılanan futbolculardan bir tanesi. Ümit Karan avukatı aracılığıyla yaptığı açıklamada soruşturma ve ifade sırasında kendisine kötü davranıldığı ve saygısız bir muamele yapıldığını belirtti. Ümit Karan'ın sızdırılan konuşmasındaki "Fener'e de koyacağız Trabzon'a sözü medya tarafından soruşturmanın ilk günlerinde özellikle görmezden gelinirken cezaevinde çaycılık görevini üstlendiği müstehzi ifadelerle gazetelerde yer buldu. (http://xhaberler.com/Default.asp?mxz=haber&hid=6407%20)
8- 17/04/2011
Trabzonspor–Bursaspor: 1–0
Maçla ilgili iddialar ve değerlendirilmesi
1- Yıldırım ve Ekşioğlu'nun yönlendirmesiyle Ali Kıratlı maç öncesinde Bursalı futbolcu Sercan Yıldırım ile görüştüğü Ayrıca, FB'de Brezilyalı oyuncuların tercümanlığını yapan Samet Güzel'in eski FB'li Gökçek Vederson ile görüştüğü, Vederson'un da Bursa'nın Trabzon'u yenmesi için Bursalı iki futbolcu ile görüştüğü iddia edildi.
Buna karşın Bursaspor'dan adı geçen futbolcular ile Samet Güzel'e hiçbir şey sorulmadı. Bu iddiaları destekleyecek başkaca hiçbir kanıt da ortaya çıkmadı.
9- 24/04/2011
Bucaspor–Fenerbahçe: 3–5
Maçla İlgili İddialar ve Değerlendirilmesi
1- "Sivas'ı da Kurtaralım"
Bu iddia ve değerlendirmesi şurada bulunmaktadır: (bkz: http://papazincayiri.blogspot.com/2011/07/iddialar-deliller.html)
2- İşte Şikenin Resmi
Mecnun Otyakmaz, Nihat Özdemir, Mehmet Oflaz, Aziz Yıldırım ve Faruk Taşseten'i bir arada gösteren fotoğraflar yayınlandı. İddia şöyleydi (http://www.takvim.com.tr/Spor/2011/07/05/iste-sikenin-resmi-198414340014)
Organize polisi ilk olarak 24 Nisan 2011 tarihinde oynanan 5-3'lük Fenerbahçe- Buca maçı ile ilgili "Bucalı futbolcu Onur Tuncer'e şike teklif ettin mi?" diye sordu. Cevap 'hayır' oldu. Yapılan teknik takipte İşçen'in, Buca'dan Musa Aydın'a ulaşmak için eski hocası Bülent Uygun'u devreye soktuğu, Uygun'un da Musa ile para konusunda anlaştığı iddia edildi. Fenerbahçe'nin maçından bir gece önce tüm ekip Alsancak Deniz Restaurant'ta buluştu. İşçen, bu buluşmayı dost buluşması olarak nitelendirdi. İddiaya göre bu buluşmanın talimatını Buca maçının ayarlanması için İlhan Yüksel Ekşioğlu'nun aracılığıyla Aziz Yılıdırım verdi. Buca-Fenerbahçe maçının ilk devresi 2-1 ev sahibi takımın üstünlüğüyle bitti. Tam da devre arasında Abdullah Başak'ı arayan Ekşioğlu "Bir şeyler yapın hadi oğlum ya" dedi. Başak ise "İlhan abi rahat ol… Musa topu kaleci Volkan'a vurdu. İkinci yarı kazanacağız" dedi. Gerçekten de maç 5-3 Fenerbahçe'nin üstünlüğü ile sona erdi. Ekşioğlu sonra Başak'ı arayarak "öpüyorum seni alnından" dediği tespit edildi
Değerlendirme:
Bu konuşma uzun zaman konuşuldu. 6222 Sayılı Kanun anlamında şike için bir müsabakanın sonucunu etkilemek amacıyla bir menfaat teklifi ve bu teklifin kabulü gerekmektedir.
a) Deniz Restaurant İzmir'in göbeğindedir. Maçtan önce bu tipte yemekler verilmesi vaka-i adiyedendir. Nitekim Beşiktaş ve Galatasaray Başkanları da Papermoon'da bir Beşiktaş - Galatasaray maçından önce buluşmuştur. Tek başına yemek yemek şike karinesi değildir.
b) Bahsi geçen konuşma iki Fenerbahçe yöneticisi arasında yapılmaktadır.
c) Konuşmada şike teklifi veya kabulü olmadığı gibi bundan bahis de edilmemektedir.
d) Şampiyonluk için çok kritik bir maçta, devre arasında, bu tipte bir konuşma doğaldır. İlhan Ekşioğlu, kendisine yakın bulduğu bir şahsa "bir şeyler yapın hadi oğlum ya" demekte, A. Başak ise "Musa topu Volkan'ın üstüne vurdu" diyerek Volkan'ın gol yemesine hayıflanmakta, "ikinci yarı yeneceğiz" derken de inancını belirtmektedir. Zaten bu tip konuşmalar taraftarlar arasında da yapılmaktadır.
Fenerbahçe - Bucaspor maçı ile alakalı olarak, hiçbir Bucasporlu oyuncu veya yönetici gözaltına alınmamıştır. Daha ilginci, iddialarda (http://www.haber3.com/kilit-mac-buca-fener-932438h.htm)
"Aziz Yıldırım’ın talimatı ile bir yandan FB Amatör Şubeler Genel Koordinatörü Cemil Turan vasıtası ile bir yandan da Ali Kıratlı’nın aracılığı ile Eskişehir Spor Kulübü Teknik Direktörü Bülent Uygun üzerinden Bucaspor futbolcusu Musa Aydın’a (Sivasspor ve Bucaspor’dan Uygun’un eski öğrencisi) ulaşılarak, şahısla takımının Fenerbahçe ile yapacağı müsabakanın, Fenerbahçe lehine sonuçlanacak şekilde bir oyun sergilenmesi için para karşılığı anlaştığı tespit edilmiştir."
denilmesine rağmen Musa Aydın ifade vermeye dahi emniyete çağrılmamıştır. Şayet denildiği gibi "Fenerbahçe lehine sonuçlanacak şekilde bir oyun sergilenmesi için para karşılığı anlaştığı" tespit edilmişse, bu şike suçunun tanımıdır.
Buna rağmen Musa Aydın'ın 15. dakikada Bucaspor lehine gol attığı görülmektedir. Dahası şayet böyle bir tespit varsa Musa'nın neden emniyette olmadığı da anlaşılabilir değildir.
Bütünüyle bakıldığında, Fenerbahçe - Bucaspor Maçında şike yapıldığı iddia edilmiş olsa dahi, medyada şu güne kadar şike suçunu gösteren herhangi birkanıt yer almamaktadır.
10- 01/05/2011
Fenerbahçe–İstanbul BŞB: 2–0
Maçla İlgili İddialar ve Değerlendirilmesi
1- "İşte Aziz Yıldırım'ı Yakacak O Konuşmalar"
Haberde, "Fenerbahçeli yönetici İlhan Ekşioğlu, Cemil Turan ve Ali Kıratlı'nın ise görüşmeleri bizzat gerçekleştirdiği telefon dinlemeleriyle tespit edildi." denilmektedir. (http://www.internetspor.com/spor/super-lig/aziz-yildirimi-yakacak-sike-konusmalari-86632.html?v=1312005362)
Devamında şu ifadeler yer almaktadır:
Fenerbahçe-Büyükşehir Belediyespor karşılaşması öncesinde, Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım'ın eski Fenerbahçeli, Büyükşehir Belediyesporlu futbolcu Can Arat ile yapılan şike görüşmeleriyle bizzat ilgilendiği tespit edildi.
Fenerbahçeli yönetici İlhan Ekşioğlu, Cemil Turan ve Ali Kıratlı'nın ise görüşmeleri bizzat gerçekleştirdiği telefon dinlemeleriyle tespit edildi. İşte o süreç:
Yıldırım'ın talimatıyla
Süper Toto Süper Lig'in 30. hafta maçları sonunda Fenerbahçe ve Trabzonspor'un 72 puanda olduğu ancak ikili averaj sistemine göre Fenerbahçe'nin lig lideri olduğu, üçüncü sırada bulunan Bursaspor'un şampiyonluk ümidinin kalmadığı, Fenerbahçe ve Trabzonspor'un şampiyonluk yarışında yalnız kaldıkları, geriye kalan 4 karşılaşmada Fenerbahçe'nin puan kaybetmesi, Trabzonspor'un tüm maçlarını kazanması durumunda Trabzonspor'un şampiyon olacağı değerlendirildiği için Aziz Yıldırım'ın talimatıyla Fenerbahçe-İstanbul Büyükşehir Belediyespor karşılaşmasında şike yapıldığı iddia ediliyor.
Uzun ile görüştün mü?
Aziz Yıldırım'ın, 29 Nisan 2011 tarihinde 21.19'da Cemil Turan'ı arayarak, "Uzun" olarak nitelendirdiği eski Fenerbahçeli, İstanbul BŞB'li futbolcu Can Arat ile görüşüp görüşmediğini sorduğu tespit edildi:
Aziz Yıldırım: "...aradı mı seni ne yaptın... UZUN ile şey yaptın mı? Görüştün mü?" Maç öncesinde, Fenerbahçe'nin yöneticisi ve efsanevi oyuncusu Cemil Turan'ın 30 Nisan 2011 günü saat 17.04'te Can Arat'ı aradığı tespit edildi:
Can Arat: "Abi telefonum değişti... İskender söyleyince jeton düştü benim."
Cemil Turan: "...10 gündür seni arıyorum hastayım ulan yatıyorum arıyorum arıyorum Can bana döner diyorum.... Oynuyorsun yarın değil mi."
Can Arat: "...öyle gözüküyor şu an yani."
C. Turan: "Oğlum işte sana ... SANA BİR ŞEY SÖYLEYECEK HALİM YOK."
Can Arat: "YANİ ABİ"
O benle ilgili değil
Aziz Yıldırım'ın Fenerbahçe-İstanbul BŞB karşılaşması öncesinde şike faaliyetleriyle ve Can Arat'ın durumuyla ilgili bizzat ilgilendiği telefon dinlemelerine takıldı:
Aziz Yıldırım: "Nasıl gidiyor vaziyetler?"
Şekip Mosturoğlu: "İyi başkanım. Arkadaşların hepsi ilgili yerlerde... O notunuzu ilettim kendilerine."
A. Yıldırım: "O KENDİ KALESİNE GOL ATAN."
Şekip Mosturoğlu: "He onu bilmiyorum başkanım O BENLE İLGİLİ DEĞİL."
Aziz Yıldırım: "Öyle mi iyi peki." Aziz Yıldırım'ın "Kendi kalesine gol atan" dediği kişi Fenerbahçe'de oynadığı sırada kendi kalesine gol atan ve daha sonra kulüpten ayrıldıktan sonra İstanbul BŞB'de oynayan Can Arat.
İddiada görüldüğü üzere 6222 sayılı Kanun kapsamında bir şike teklifi veya kabulü bulunmamaktadır. Aziz Yıldırım Can Arat ile görüşülüp görüşülmediğini sormakta, Cemil Turan da görüştüğünü beyan etmektedir. Görüşmede Cemil Turan bir tek "ben sana bir şey demiyorum" demektedir. Burada da ne kastettiği açık değildir. Kaydın başı veya sonunda farklı ifadeler olabilir. Ancak kaydın "en can alıcı bölümü" burasıysa, "Sana bir şey demiyorum" ifadesinden şike çıkarmak da mümkün değildir.
Nitekim Can Arat serbest bırakılmıştır. (http://www.sporx.com/futbol/sorusturma/can-arat-serbest-birakildiSXHBQ242157SXQ/?utm_source=haberlercom)
2- İbrahim Akın Para Aldığını İtiraf etti.
Haberin maçla ilgili bölümü şöyle: (http://www.dha.com.tr/haberdetay.asp?Newsid=185100)
İbrahim Akın’ın Fenerbahçe maçı öncesi para aldığını kabul ettiği iddia edildi.
Ancak İbrahim Akın'ın bu ifadesini daha sonra psikolojik baskı altındayken verdiği ortaya çıktı:
"Savcılık sorgum esnasında soruşturma savcısı Mehmet Berk'in şike olayını itiraf etmem halinde tutuklanmayacağım yönündeki beyanları ve uygulamış olduğu psikolojik baskı nedeniyle gerçek olmamasına rağmen, suçu kabul etmiş bulunmaktayım. Emniyette vermiş olduğum ifadede açıkça reddettiğim hususların, Savcılıkta kabul edilmiş olmasının temel sebebi, bahsetmiş olduğum psikolojik baskıdır. Konuyla ilgili itirazlarımı ve savunmamı yargılama aşamasında yapacağımı ve gerçek dışı iddiaların tamamını reddettiğimi saygılarımla kamuoyunun bilgilerine sunarım.
Medyaya yansıyan iddialar değerlendirildiğinde, şike yaptığı iddia edilen futbolculardan biri bugün serbest bırakılmış, ikincisi ise psikolojik baskı altında ifade verdiğini iddia etmektedir. İddiaların hiçbirinde 6222 sayılı kanun anlamında bir şike teklifi veya kabulü ile bunları gösteren herhangi bir delil bulunmamaktadır.
11- 08/05/2011
Karabük–Fenerbahçe: 0–1
Maçla İlgili İddialar ve Değerlendirilmesi
1- Şike Parasını Sayarken Kameraya Yakalandı
Haberde şu ifadeler geçmektedir: (http://www.dha.com.tr/haberdetay.asp?Newsid=181488)
Dinlemeye takılan görüşmelerden bir tanesinde Eskişehirsporlu Sezer Öztürk'e ve Karabüksporlu Emenike'ye "Hizmetlerinizden dolayı Fenerbahçe şampiyon olursa, sizi Fenerbahçe'ye transfer edeceğiz" denildi.
Her iki futbolcu da telefon görüşmesinde olduğu gibi lig biter bitmez Fenerbahçe'ye transfer edildi.
Futbolcu Emenike'nin doktor raporuna rağmen sakat olduğunu söyleyerek Fenerbahçe maçına çıkmadığı maçta Fenerbahçe'den para aldığı iddia ediliyor. Emenike'nin maça çıkmama karşılığında para aldığı sırada polisinde teknik takipte olduğu ve kameralar tarafından para verilmesini kaydettiği iddia ediliyor.
Ancak işin ilginç tarafı ne "şampiyon olursak sizi Fenerbahçe'ye transfer edeceğiz" sözü ortaya çıktı ne de Emenike'nin para sayarken görüntüleri. Hatta para verilmesi ile ilgili görüntüler de ortaya çıkmadı. Bu iddialar daha sonra "senet"lere evrilecek, senetlerde de bir sorun çıkmayacak, Emenike'nin sözleşmesinde serbest kalma hükmü olmasına rağmen 9 Milyon avroya transfer edildiği iddia edilecek, sözleşmesinde böyle bir hükmün de bulunmadığı ortaya çıkacaktı.
Emenike önce serbest bırakıldı (http://www.hurriyet.com.tr/spor/futbol/18197649.asp) sonra da uğradığı psikolojik baskıyı gerekçe göstererek ülkeden ayrılmak istediğini belirtti ve Spartak Moskova'ya transfer edildi. (http://www.fenerbahce.org/fb2008/detay.asp?ContentID=25380)
Karabükspor maçı ile ilgili basına yansıyan Emenike'nin şike yaptığı iddiasından başka bir şey olmadığı için de bu iddialarında, medyaya yansıyan boyutuyla gerçek dışı olduğunu, 6222 sayılı kanun kapsamında şike suçunu oluşturacak herhangi bir unsurun bulunmadığını ifade etmek lazım.
12- 15/05/2011
Fenerbahçe–Ankaragücü: 6–0
Maçla İlgili İddialar ve Değerlendirilmesi
1- Uğur Uçar'a Şike Teklifi
İddialar şöyle: (http://www.internetspor.com/spor/super-lig/iste-sike-yapildigi-iddia-edilen-14-mac-83694-p1.html)
Yıldırım'ın talimatıyla Fenerbahçeli eski futbolcular Cemil Turan ve Yavuz Ağırgöl ile masör Mehmet Yenice, Ekşioğlu'ndan aldıkları para ile şike faaliyetlerini takip etti. Kasımpaşasporlu kaleci Murat Şahin ile Ankaragücülü futbolculara ulaşması için görüşüldü, ancak Şahin bu teklifi kabul etmedi.
Ekşioğlu'nca zanlılara verilen 400 bin dolar şike parasının 100 bin dolarlık kısmı yapılan fiziki takip çalışmalarında zanlıların üzerindeyken gizli kamera ile görüntülendi.
Ayrıca, İşçen, Başak ve menajer Turanlı, menajer Ümit Aydın ile görüştü. Aydın, şike amaçlı Ankaragücülü futbolcu Uğur Uçar'a teklifte bulundu, ancak Uçar kabul etmedi. Aydın, daha sonra Serdar Özkan ve Muhammed Türkmen ile görüştü. Ama bu futbolcular maçta oynamadı. - Avukat Sami Dinç, maç günün sabahında Ankaragücü kalecisi Stefan Senecky'nin menajeri Milan Lednicky ile şike amacıyla kaldığı otelde görüştü. Kaleci Senecky, maçın 28. dakikasında kırmızı kart görüp maçı bıraktı.
Ankaragücü futbolcusu Kağan Söylemezgiller'e menajer Ahmet Bulut'un ortağı Ekrem Okumuş'un telefonundan FB'li futbolcu Emre Belözoğlu'nun maçta fazla zorlanmaması, kendisini FB'ye transfer ettirebileceğini belirten bir mesaj atıldı.
Ancak bu zamana kadar ne Murat Şahin ile görüşüldü, ne bahsi geçen iddiaları destekleyecek herhangi bir delil medyada yer aldı. Ancak geçtiğimiz gün Habertürk'te şöyle bir haber yer aldı (http://www.htspor.com/ankaragucu/haber/653113-evet-sike-teklif-edildi)
G.Saray’dan A.Gücü’ne giden Uğur Uçar’ın emniyetteki ifadesinde “Bana 6-0 yenildiğimiz Fenerbahçe maçından önce şike teklif edildi. Ancak ben kabul etmedim”
dediği öne sürüldü. Kaleci Senecky’nin de benzer bir ifade verdiği iddia edildi. İki futbolcu da ifadelerinin alınmasının ardından serbest kaldı ve emniyetten ayrıldı.
Bu olayda henüz daha Uğur Uçar ve Senecky'nin gerçekten böyle bir ifadede bulunup bulunmadığı doğrulanamadı.
Uğur Uçar'a kimin şike teklif ettiği, bu şahsın Fenerbahçe ile bağlantısı da ayrıca meşkuk.
Uğur Uçar'a şike teklifinde bulunanın menejer Ümit Aydın olduğu, Senecky'e teklifte bulunanın ise Fenerbahçe Avukatı Sami Dinç olduğu iddia ediliyor. Nitekim Sabah Gazetesinde yer alan bir haberde şöyle denmekte (http://www.sabah.com.tr/SabahSpor/Futbol/2011/07/30/korkuyorlar-ab):
10 Mayıs 2010 günü Uğur Uçar'ın menajeri Ümit Aydın'la Yusuf Turanlı'nın bir araya geldiği tespit edildi. Polisin tespitine göre Ümit Aydın, Uğur Uçar ve bazı futbolculara şike teklifini iletmeyi kabul etti. Bu görüşmenin ardından cevap bekleyen Yusuf Turanlı'nın menajer Abdullah Başak'a, "Abi olumsuz, korkuyorlar yok diyorlar, çok mücadele oldu ama olumsuz" dediği teknik takibe takıldı.
Bu ifadelerde de şike teklifi bulunmuyor. Ancak varolduğu iddia ediliyor. Buna karşın bahsi geçen menejerler gözaltına alınmadı. Bu olaylar onlara sorulmadı. Ayrıca menejerlerin kendi aralarında yaptıkları konuşmaların Fenerbahçe'yi hiçbir koşulda bağlamadığı da akıllardan çıkmadı.
13- 15/05/2011
Trabzonspor–İstanbul BŞB: 3–1
Maçla İlgili İddialar ve Değerlendirilmesi
1- İddia şöyle, (http://www.dha.com.tr/haberdetay.asp?Newsid=183336)
Yıldırım’ın talimatıyla Ekşioğlu ve Bülent İşçen görüşmeleri takip etti. Abdullah Başak aracılığıyla ile menajer Yusuf Turanlı İBB’li futbolcular İbrahim Akın ve İskender Alın ile görüşülüp teşvik için anlaşmaya varıldı. Zanlılar arasındaki telefon görüşmelerinde 7 futbolcuyla anlaşılması kastedilerek, “7 uçak bileti aldın mı?” şifresi kullanıldı. İBB’de oynayan diğer futbolcular ile İbrahim Akın üzerinden görüşüldüğü anlaşıldı.
Ancak "itiraf" ettiği iddia edilen İbrahim Akın'ın itirafında bu maç yer almıyordu. İbrahim Akın'ın Fenerbahçe maçında şike yaptığını (bunu da din alimi bir hocasına sorduğu) bir de Serdal Adalı ile anlaştığı iddia edilse de bu organize işin içerisinde olduğuna dair tek bir emare bahsi geçen ifadesinde dahi çıkmadı.
7 uçak bileti aldın mı cümlesinin başının ne olduğu hala belirsizliğini korurken, telefon kaydından yalnız bunun sızdırılması ve bu cümleden "7 futbolcu" çıkartılması da kozmik belirsizliğini korudu.
Bu maçla ilgili de 6222 sayılı kanunda belirtilen şike suçunu gösteren herhangi bir delil şu ana kadar medyaya yansımadı.
14- 22/05/2011
Sivasspor–Fenerbahçe: 3–4
Maçla İlgili İddialar ve Değerlendirilmesi
1- Sivasspor Soyunma odasına dinleme cihazı konuldu, Sivasspor Başkanı Mecnun Odyakmaz şike yaptı.
İddiaya göre Mecnun Odyakmaz soyunma odasında bir konuşma yaptı ve "arkadaşlar sakın sakatlamayın sert girmeyin" dedi.
Konuşmanın tamamı ise sonradan ortaya çıktı. (http://www.sivasspor.org.tr/tr/haber/futbolcularimizdan-aciklama)
Sivassporlu futbolcular şu açıklamayı yaptılar:
Kulübümüz Başkanı Mecnun Otyakmaz bizlere maç günü soyunma odasında değil maçtan bir gün önce Kulüp binamızda hitap etmiştir.
Bu konuşma, gazetede yer verilen ifadelerle sınırlı değildir. Başkanımız bizlere hitaben; Bu bizim itibar maçımız, her neticenin altında bir şeyler aranacaktır, dedikodular üretilecektir. Bu art niyetli kişileri engellemek sizin elinizde. Oyun kurallar içinde kazanmak için oynayacaksınız. Futbolda tekme tokat oynamak var mı? Maçı çirkinleştirmeden her şeyinizi sahaya koyun. Beraberliğe oynuyor görüntüsü de Trabzonspor’un tetikçiliğini yaptılar, teşvik aldılar ithamlarına sebep olacaktır. Bize düşen maçı kazanmak, Fenerbahçe’yi yenmek için Sivas’a yakışan şekilde aslanlar gibi oynamak, oyunu çirkinleştirmemek ve kimsenin ağzına laf vermemektir, demiştir.
2- Mehmet Yıldız Şike Yaptı
Bu iddia da şu telefon konuşmasıyla desteklendi (http://www.haberhakki.com/genel/iste-telefon-gorusmesinde-sike-konusmalari.html):
Sefer Yılmaz (Eskişehirspor Ant. Yrd.): Ne yaptınız?
Mehmet Yıldız: Ne yapayım Fenerbahçe’yi şampiyon yaptık gidiyorum.
Sefer Yılmaz: Oğlum orda kafayı çakıp atsana gölü ya. Sen ayakta duruyorsun, ayakta vuramazdın topa.
Mehmet Yıldız: Ne gölü ya ben oraya gol atmaya gitmedim ki. Ben oraya bulunmaya gittim.
Herhangi bir şike iması bile olmayan bu konuşmalar nedeniyle gözaltına alınan Mehmet Yıldız serbest bırakıldı.
3- Bize Yardımcı olsunlar
Bu iddia da Aziz Yıldırım'ın "Sen bak o .... söyle bize yardım etsinler. Tamam mı? Yani belli etmeden yardım etsinler." (http://www.internethaber.com/sivasspor-maci-boyle-satin-alinmis-357772h.htm#ixzz1TjRwGq00)
dediği ileri sürüldü. Ancak daha sonradan bu yardımın maç biletleri ile alakalı olduğu, fotoğraflanan poşetlerde de maç biletleri olduğu söylendi.
4- Korcan bilerek gol yedi.
Korcan'ın menejerlik faaliyeti yürüten Yusuf Turanlı ile anlaşarak şike yaptığı ileri sürüldü ancak bunu destekleyecek herhangi bir bulgu da medyaya yansımadı. Korcan'a ait olmayan bir araba, bir başkasının evinin önünden alınıp çekildi, Korcan'ın dahil olmadığı ikinci ve üçüncü şahıslar arasındaki konuşmalar kendisine soruldu. Korcan hala tutuklu yargılanıyor.
Bu maç ile de ilgili olarak 6222 sayılı kanun anlamında herhangi bir şike teklifine veya kabulüne dair bilgi medyaya yansımadı.
TEŞEBBÜSLER
15- Eskişehir–Trabzon: 0–0 (şike teşebbüsü)
16- Sivas–Trabzon: 2–3 (şike teşebbüsü)
Bank Asya 1. Lig:
17- Altay–Adana: 1–4
18- Adana–Kartal: 2–3
Ziraat Türkiye Kupası:
19- Beşiktaş–İstanbul BŞB: 6–5 (final maçı)
Bu maçlardan Bank Asya ile ilgili olanlar hakkında herhangi bir delil medyaya yansımazken, Beşiktaş İstanbul BŞB. Final maçında şike yapıldığının tek delilinin İbrahim Akın'ın psikolojik baskı altında verdiğini söylediği itiraf olması da ayrıca akıllarda tutulması gereken bir gerçekti.
SONUÇ:
Bugün itibariyle de Emniyetin "şike tespit ettiğini" beyan ettiği 19 maçtan ancak 3 tanesi hakkında "ciddi" iddialar var.
Kalan 16 maç hakkında medyaya yansıyan, 6222 sayılı kanun anlamında "suç" unsurlarının varolduğunu gösteren hiçbir şey yok.
Peki bu üç maç ne? İbrahim Akın'ın "itiraf" ettiği, Beşiktaş - İstanbul BŞB Türkiye Kupası maçı, Fenerbahçe İstanbul BŞB maçı ve Uğur Uçar'ın şike teklifi aldığını söylediği Ankaragücü maçı.
İbrahim Akın zaten ifadesini psikolojik baskı altında verdiğini ifade ediyor. İddia sahipleri hala daha İbrahim Akın'a yapılan şike teklifini, bu teklifi yapan şahsın Fenerbahçe ile olan bağlantısını, İbrahim Akın'ın kabulünü ve bütün bunları tartışmasız şekilde gösterecek menfaat transferini ispatlamak zorunda.
Aynı şekilde Beşiktaş - İstanbul BŞB maçı için de, iddia sahipler İbrahim Akın'a yapılan şike teklifini, Serdal Adalı'nın şike kastını, İbrahim'in kabulünü ve para transferi gibi menfaat temini aşamasını göstermek zorunda.
Kalan maç ise "şike" değil, "şike teşebbüsü" sayılabilir. Zira Uğur Uçar ve Senecky kabul etmemiş.
Bu şahıslara kim şike teklif etmiş? Fenerbahçe'yi temsil kabiliyeti var mı? Ne zaman şike teklif etmiş? Ne önermiş? Bunu önerirken yanlarında başka biri var mıymış? Uğur Uçar maçtan önce veya sonra bunu takımdaki herhangi biriyle paylaştı mı? Ahmet Gökçek'le bu konuda konuştu mu? Maçtan sonra bir BlackBerry Messenger konuşmasını dahi televizyonlara yansıtan Ahmet Gökçek neden sustu? Uğur Uçar, hangi sebeple, bunu yöneticileriyle paylaşmadı hatta şike soruşturması başladıktan sonra dahi kendi kulübünü bilgilendirmedi? Niçin Ankaragücü kulübü bu konuda bu tarihe kadar bir açıklama yapmadı?
Bunlar da sorulmayı bekleyen sorular.
Yani özetle, bugün itibariyle psikolojik baskı altında ifade verdiğini söyleyen bir şahsın ifadeleriyle, aylarca susan bir şahsın şike teşebbüsü -şike değil- iddiasından başka hiçbir şey yok.
"Sanat Eseri Soruşturma" anlaşılan Bienal'de sergilenmeye layik.
[1] http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/07/110706_matchfixing_update.shtml
[2] http://www.zaman.ro/ro/newsDetail_getNewsById.action?newsId=55534
Devamı ...
Sanem Hanım'ın Gündüz Düşleri
3 Temmuz’dan bu yana yargısız infaz çetesinin Taraf ve Habertürk’ün ardından kıdemli üyesi konumunda bulunan Vatan Gazetesi’nde Sanem Altan imzalı bir yazı var bugün. Sanem Altan’ın eşi İbrahim Seten soruşturmanın birinci evresinde Fenerbahçe’nin ligi dantel gibi örerek işlediğini ve maalesef çok üzülerek de olsa bunun böyle olduğunuu, kesin, değiştirilemez ve değiştirlmesi teklif dahi edilemez olduğunu buyurmuştu. Sanem Hanım eşinin üç hafta önce okuduğu telefon kayıtlarını yeni okuyabilmiş, bunun üzerine eşinden sonra bir de o değerlendirme yazısı yazmış. Buyrun bakalım neler demiş araştırmacı gazeticimiz
3 Temmuz’dan beri şike soruşturması kapsamında önce gözaltına alınan, sonra raporlu sayılan, ardından da tutuklanan F.Bahçe Başkanı Aziz Yıldırım 29 gündür suçlu birçokları için...
Konuyu merakla takip ediyorum...
Özellikle Boğaz Köprüsü yolunda polise “Allah Allah” diye saldıran, Shaktar maçında sahaya giren azgın sarı-lacivert kalabalığı gördükten ve tiraj kaygısını hesap ettikten sonra, medyanın bu konuya bir hayli mesafeli durmasını da doğru bulmasam da anlayabiliyorum.
Boğaz Köprüsüne doğru yürüyen insanları azgın sıfatıyla andıktan sonra çoluk çocuğa polis gazı atılmasını, "kurşun bile kullanabilirsiniz" anonslarını yazamamış Sanem Hanım, kulağına fısıldananlarla gazetecilik yapınca insan görme duygusunu kaybediyor doğal olarak. İkinci paragrafı daha komik Medya bu konuya mesafeli duruyormuş Sanem Hanım’a göre. Herhalde bir de mesafeli olmasalar "bu Aziz Yıldırım neden hala asılmıyor, idam cezası geri gelsin, Fenerliler asılsın" diye kampanya yapacaklar. Medyanın bir aydır yürüttüğü iğrenç linç kampanyası, yargısız infazı Sanem Hanım’a yetmemiş ki utanmadan medyanın mesafeli durmasından bahsediyor. Devam ediyor hanfendi:
Ama akıl ve izan varsa, böylesine ciddi bir konuda, taban tabana zıt 2 mutlak doğru da olamaz.
F.Bahçeliler 2’ye bölünmüş durumda...
Annem de birinci “duygusal” grupta olanlardan biri:
- F.Bahçe aleyhinde hiçbir şey duymak istemiyorlar.
- Yaşanan her şey dış mihrakların ve onların başarısını çekemeyenlerin komplosu...
- Şike diye bir şey varsa herkes yapmıştı zaten düne kadar... Niye kabak F.Bahçe’nin başına patladı?
- Aziz Yıldırım’ın başına gelenlerde bir iş var. Adam zaten hasta, onun üzerinden F.Bahçe’ye ceza kesiyorlar...
- Aziz Yıldırım içerden çıkmazsa F.Bahçe de küme düşecekRasyonel” olan ikinci grup ise sesi az çıktığı için daha azınlıkta kalıyor.. Onlara göre de:
n F.Bahçe kesinlikle şike yaptı. Fazla bağırmanın manası yok. Hatta ağırlarına gidiyor içine düştükleri durum, utanıyorlar.
- Aziz Yıldırım’a kızıyorlar. “Mehmet Ali Aydınlar başkan olacak diye, üst üste 3 şampiyonluk sözü verdi diye, sırf kendi koltuğunu korumak için F.Bahçe’ye tarihi bir leke sürdü bu adam” diyorlar... Ama fazla ses edemiyorlar. Çünkü azgın çoğunluktan korkuyorlar.
- Ben Nihat Özdemir, Ali Koç kalibresindeki işadamlarının kafalarını bu kadar kuma gömebileceklerini hiç sanmıyorum. Bal gibi biliyorlar şike yapıldığını, bu ayıbın kendilerini de bağladığını...
- Buna rağmen Aziz Yıldırım meselesi ile F.Bahçe’yi birbirinden ayır(a)mıyorlar... Ya Aziz Yıldırım gazabından korkuyorlar ya da onun 13 yıldır mürit haline getirdiği F.Bahçe taraftarından... Dolayısıyla Aziz Yıldırım istifa etmiyor, F.Bahçe de işin içinden çıkamıyor.
En temel ötekileştirme metodunu kullanmış hanımefendi, Fenerbahçeliler x e ayrılır ilki gözü dönmüş şikeyi savunan Fenerliler ikincisi de fazla bağırmanın manası yok kesin yaptık diyenlermiş.
Sanem Hanım Fenerbahçe taraftarının neye isyan ettiğini, 100.000 kişilik kalabalığın ( Sanem Hanım’a göre “ azgın çoğunluk” )ne için yürüdüğünü anlamamış olay ona göre çok basit, Fenerbahçeliler Fenerbahçe böyle şey yapmaz her şey yalan demiyor. Soruşturmanın ilk gününden beri bunun her iddia gibi ispata muhtaç olduğunu dile getirmek her Fenerbahçelinin hakkıdır. Üstelik dangalakça şike konuşması iddia edilmiş normal telefon konuşmalarına, gözaltı sürecinde yapılan muameleye, ortada hiçbir şey yokken bütün medyanın el birliğiyle "Fenerbahçe kümeye" kalkışmasına karşı ne oluyor arkadaş sorusunu bile soramayacak kadar uysal koyun portresi mi çizmemiz lazım. Ayrıca şu Sanem Hanım’ın belli ki olması gereken taraftar olarak gördüğü “daha fazla bağırmanın anlamı yok, şike yaptık diyen taraftarlar kimler acaba, biz niye hiç görmüyoruz onları, madem günlük hayatta birinci gruptan korktukları için gizleniyorlar bari internette falan örgütlenseler de görsek. Devam edelim:
"
Aziz Yıldırım’ın telefon konuşmalarını teker teker okudum. 250 sayfa civarında... Şunları yaptığı kesin:
- Ali Kıratlı, İlhan Ekşioğlu, Yusuf Turanlı, Abdullah Başak ve birkaç kişi aracılığıyla etkin bir şike ağı kurmuş. Bu adamlar kulüpten çıkan paraların bir bölümünü cebe indirmiş bile olabilir ama F.Bahçe şike yapmış... Çok açık ki, bu ekip daha önce de bu işlerde mesai yapmış, uzman kişiler...
- F.Bahçe-İBB maçı (2-0) kesin şike... İ.Akın ve İskender maçı satmış.
- Bursa-İBB maçında (1-1) 4 oyuncuya 60 bin lira teşvik ödenmiş. Bursa puan kaybedip zirve yarışından düşsün, F.Bahçe ile Trabzon başabaş kalsın diye...
- Aziz Yıldırım, kendi maçlarından önceki hafta Emenike sakatlandı diye küplere biniyor telefonda. Verilen bazı paralar geri istenmiş, hatta alınmış. Menajerler birbirine girmiş. Aziz Yıldırım o kadar da açık etmek istememiş durumu...
- G.Saray-Trabzon maçı için Adnan Sezgin ile bağlantı kurdurmuş, ne olur ne olmaz diye...
- Bucalı Musa’yı ayarlaması için Cemil Turan ve İlhan Ekşioğlu’nu devreye sokmuş ama ret cevabı almış.
- Federasyon başkanı ile ilgili federasyon yöneticilerine sarfettiği sözler buram buram tehdit kokuyor. Hep para veya “adalet” adı altında bazı talepleri oluyor. İstemediği bir şey olunca “Yarın basın toplantısı yapıyorum, hepinize gününüzü göstereceğim. Sizi ben seçtirdim arkadaş” diyor.
- Kim ne derse desin federasyondan vadesi gelmemiş 12 milyon lira alması bu baskının doğal sonucu... Benim anladığım hep anlattığı gibi ekonomisi öyle düzgün değilmiş F.Bahçe’nin...
- Benim kulağıma gelen ama ‘tape’lerde yer almayan Başbakan’la ilgili bazı sözleri de var."
250 sayfalık konuşmayı okumuş Sanem Hanım bravo, burdan tabletler halinde muhteşem sonuçlar çıkarmış, İBB-Fener maçı kesin şikeymiş mesela, İbrahim Akın ve İskender maçı satmış, ama araştırmacı gazeteci Sanem Hanım maçta sarı kart cezalısı olan İskender’in maçı nasıl satabileceğini anlatma gereği duymamış, Bursa- İBB maçında 60.000 dolar alanlar kimmiş, bu iki takımdan herhangi birinden bu maçla ilgili madem bu kadar net delil varken neden kimse sorgulanmamış onu da bilmiyoruz, Adnan Sezgin’le Şekip Mosturoğlu arasındaki muhteşem konuşma da Sanem Hanım’ı ikna etmiş. "Abi geliyorum 5 dakika sonra" dışında bir şey olmayan konuşmadan teşvik priminin kesin olduğuna hükmetmiş Sanem Hanım.
İşin daha ilginç tarafı Aziz Yıldırım Emenike’nin sakatlanma haberini aldığında çok sinirleniyor değerlendirmesi. İyi oynamasından o kadar çekinildiği için şike yapılmasına karar verilen adamın sakatlanması şike yapan birini niye sinirlendirsin ki ? Sanem Hanım bunu da düşünmüyor, Eşinde de olan soru sormadan gazetecilik yapma alışkanlığı gözlerine ve kalbine perde indiriyor. Ve Sanem Hanım son paragrafla bir kez daha bam telimize basıyor. Yüzde 50 oy almış, askerleri dize getirmiş dört kıtada nam salmış Sayın Başbakanımıza bie bazı sözlerin söylendiğini de duymuş , okumuş,aman Allahım bu nasıl bir cüret ama Aziz Yıldırım’ı daha zor durumda bırakmak istemediğinden olsa gerek neler dendiğini söylememiş ne büyük bir hamiyet ne büyük bir meslek ahlakı Devam edelim
Aziz Yıldırım bunların hepsini başarı için, F.Bahçe’yi şampiyon yapmak için, önümüzdeki yıllarda daha rahat o koltukta oturmak için yapıyor.
Belki de futbol dünyasının doğal işleyişi bu... Bu kayıtsızlığı başka bir kavramla açıklamakta zorluk çekebiliriz çünkü.
Şu saydığım maddelerden 2 sonuç çıkarıyorum:
- F.Bahçeliler bir zahmet karar versinler. F.Bahçe büyüklüğü çok övündükleri İslam Çupi sözündeki gibi “kupalara bağlı olmayan başka bir büyüklük müdür?”
- Yoksa her şart altında kazanmak ve bunun için her şeyi göze almak mıdır?
Bu soruların cevabını bulanlar, Aziz Yıldırım meselesine daha steril bir gözle bakabilir.
Sanem Hanım’a cevap verelim, Fenerbahçelilik tabii ki de kupalara bağlı olmayan bir büyüklüktür. Ama Fenerbahçelilik polisten gelen bilgileri ayet diye kabul etmek değildir, Fenerbahçelilik başta sizin gazeteniz olmak üzere yapmakta olduğunuz ahlaksızca bir linç kampanyasına boyun eğmek değildir. Fenerbahçelilik bırakın kesinleşmiş yargı kararını ortada gözaltı ifadesi bile yokken "Fenerbahçe küme düşmeli" diyen temiz futbol havarisi tetikçilere karşı durmaktır. Oyuncularının sahada kazandığı, taraftarın tırnaklarını yiyerek izlediği maçları bir dakikada atılan çamurun üstüne "polis diyorsa doğrudur” diye iki dakikada satmamaktır. Sizin bütün bir basın olarak devre dışı bıraktığınız soru sorma refleksini her daim hatırlamaktır .Sanem Hanım bitiriyor yazısını
Bu, parmaklıklar arkasındaki birini suçlama yazısı değil, onun neyle suçlandığını anlatabilme çabasıdır...
Düne kadar bu yapılanlar normalmiş, ama artık değil ne yazık ki...
Aziz Yıldırım’ın avukatı Faik Bey’in medyaya söylediklerini Balyoz ilk ortaya çıktığı dönemdeki Çetin Doğan’ın haline benzetiyorum.
“Türkiye değişiyor” sözünün az kaldığını, artık değiştiğini bile anlamıyorlar sanki...
Bu işin tek duygusal yanı, değişimin sancılı, zaman zaman adil olmayan, insan onurunu ayaklar altına alabilen yanlışlar da yapması...
Allah Aziz Yıldırım’a ve eşi Gonca’ya sabır versin...
Sizin de benim gibi gözleriniz yaşardı değil mi? Bu parmaklıklar arasındaki birini suçlama yazısı değilmiş, Ahmet Çakar’ın önce birine şerefsiz diyip bakın "yanlış anlamayın beyler hakaret anlamında söylemiyorum" demesi gibi bir şey herhalde Sanem Hanım’ın ifadesi. Ses kayıtlarından şike suçunun sabit olduğunu ikinci paragrafında muştulayan kişi suçlama yazısı değil diyor ve bin türlü hukuksuzluğun ardından artık dillere pelesenk olan en çok Samanyolu TV haberinde duyduğumuz "Türkiye değişiyor" sloganıyla da yazısını bitiriyor. Bu arada Fenerbahçe ile Çetin Doğan arasındaki anolojide benzersiz. Zaten bu sipariş üzerine yazılan yazılarda asker-Fenerbahçe özdeşliğini kurmadan yazı yazmayın diye bir uyarı var herhalde. Baransu Haziran ayında Fenerbahçe Orduevi ile Fenerbahçe Cumhuriyetini özdeşleştirerek bu kampanyanın startını vermişti. Yazının sonunda insan onurunu ayaklar altına alan yanlışlardan da tek satırla bahsetmiş Sanem Hanım ancak onları da ufak sancılar olarak tolere etmiş kendisi. Kendisinin belirttiği gibi biz Türkiye’nin değiştiğine pek inanmıyoruz ama umarım Türkiye bir gün değiştiğinde size “tetikçilik değil gazetecilik yapın” diyebilen birileri çıkar.
Devamı ...