12 Mayıs 2010
Taurasi Fenerbahçe'de
Uzun zamandır kesin gibiydi ama resmen açıklanmadan yine de sevinmeyelim diye tedbirli bir iyimserlikle bekliyorduk gelişmeyi. Dün namağlup gelen şampiyonluğun ardından bugün Diana Taurasi’nin transfer haberiyle Fenerbahçe taraftarı ikinci bir şampiyonluk kazanmış gibi sevindi büyük ihtimalle. Dünyada herhangi bir spor dalında bir numara olan bir sporcu ilk kez Türkiye’ye geliyor. Bunun sembolik anlamı çok büyük. Gamova da çok dominant bir oyuncuydu kendi dalında belki ama en iyi olup olmadığı tartışılır; ancak Taurasi’nin basketbolun Messi’si olduğu konusunda sanırım bütün otoriteler hemfikir.
Fenerbahçe kadın basketbolda yıllardır çeyrek finallerin kapısından döndüğü senelerden sonra nihayet o beklediğimiz bir adımı daha atmaya karar verdiğini gösterdi böylece. Seneye açık açık Avrupa Şampiyonluğu hedefini telaffuz edebiliriz. Birsel, Esmeral,Penny, Taurasi gibi bir dış rotasyonuna eğer Nevriye’nin yanına Taurasi kalitesinde bir uzun alabilirsek yıllardır Rus takımlarından çekinen bir takımdan, Rus takımlarının çekindiği bir takıma dönüşeceğiz. Kadınlarda hem voleybolda hem basketbolda Avrupa’nın tepesinde olacağımız seneler başlıyor. Hayırlı olsun. Devamı ...
TBBL Finaline WNBA Finalinden 5 Oyuncu
Dün oynanan kadınlar ligi finalinde geçen sene WNBA'de final oynayan 5 oyuncu mücadele ediyordu. Bu ciddi bir rakam, gösterilen ilgiye oranla ciddi bir yatırım olduğunun kanıtı. 2009 WNBA final serisini Phoenix Mercury 3-2 kazanmıştı, yani iki finalden de galip ayrılan Penny Taylor oldu. WNBA finalinin MVP'sinin gelecek sene Türkiye'de oynayacağı söyleniyor, umalım o da doğru olsun. Oyuncuların 2009 WNBA finalinde bulunduğu kadrolar:
Phoenix Mercury
-----------------------
Penny Taylor - FB
Indiana Fever
-----------------------
Tamika Catchings - GS
Katie Douglas - GS
Tammy Sutton-Brown - FB
Ebony Hoffman - FB
Devamı ...
'Yine' Şampiyon II
Kupalarla birlikte şampiyonluk klipleri de üst üste geliyor. Bu sezon ligi bütün maçlarını kazanarak kapatan ikinci takımımız. Üst üste 5. şampiyonluk kraliçelere çok yakıştı.
Devamı ...
Bambaşkasın Fotomaç
Haber şu
DÜNYA basketbolunun önemli isimlerinden Diana Taurasi’nin F.Bahçe’ye transfer olacağı iddia edilmişti. Fakat ünlü yıldız WNBA'de oynamayı F.Bahçe'de oynamaya tercih etti. Taurasi, WNBA takımlarından Phoenix Mercury takımına transfer oldu. Bu arada Mercury'ye transfer olan G.Saraylı Penny Taylor ise, "Türkiye harika ama basketbola değişik bakış açısı olan kendi kurallarıyla oynayan bir ülke" yorumunu yaptı.Bu olayı bilenler şimdi gülmeye başladı bile ama bilmeyenlere anlatayım. WNBA Mayıs-Ekim periyodunda oynandığı için kadın basketbolcular bu dönemde WNBA'de, kalanında Avrupa'da oynuyor. Şu anda Fenerbahçe'de ve diğer birçok takımda oynayan basketbolcular da ABD'ye dönüp WNBA'de oynayacaklar ve sezon bitince Avrupa'ya dönecekler. Penny Taylor ise Fenerbahçe basketbolcusu, Galatasaray değil, daha 2 saat önce kupa kaldırdı. Türkiye'de basketbol değişik diyip Mercury'e transfer olmuş AHAHAHAHAHAHHAHAHAHAHHA.
Allah razı olsun FOTOMAÇ.
Devamı ...
11 Mayıs 2010
Kraliçeler Yine, Yeniden Şampiyon
Hasat mevsimi sürüyor... Elde var üç. Erkek ve kadın voleyboldaki dubleden sonra kadın basketbolunda da şampiyonuz. Potanın kraliçeleri, WNBA patentli bir sürü oyuncu olan ve Rusya liginden sonra belki de Avrupa'nın en kaliteli liginde normal sezonda ve play-off'ta tek mağlubiyet bile almadan 5. kez üstüste olmak üzere 8. kez artık dolmuş taşmış müzemize getirdiler kupayı.
İlk yarıda 8 sayılık farkla öne geçip ikinci yarı son çabasını ortaya koyan Galatasaray'a karşı geriye düşşek de bu takım deplasmanda da olsa, hakem düdükleri aleyhine de olsa geriye adım atmamayı başardı. Çok sınırlı bir rotasyonla kendisinden daha derin bir kadroya karşı kazanıldı bu şampiyonluk. Parantez açmamız gereken özel oyuncular var bu şampiyonlukta. Cappy'i, Katie Smith'i görmüş bir taraftar olarak yabancı oyuncu beğenme eşiğimiz epey yüksek ama Penny Taylor gibi bir soğukkanlılık abidesinin bambaşka bir yeri var taraftarın kalbinde. Bugün yine skor olarak takımın yükünü çekti, en kritik yerlerde sorumluluk aldı ve lider ruhlu bir takım oyuncusunun nasıl olması gerektiğini gösterdi. Ebony Hoffman dev gibi yüreğini her saniye parkeye yansıtan bir oyuncu ve özellikle final serisinde hücumda yaptığı ekstra sayılarla müthiş bir katkı verdi. Bugün potadan sekip içeriye düşen üçlüğü girdiğinde artık maçın bize döndüğü ve kolay kolay kaybetmeyeceğimiz belli olmuştu. Annesinin Caferağa'da 40 yıllık bir Fenerbahçe taraftarı gibi tezahürat yaptığını da görmüştük. Kulüple özdeşleşen yabancı oyuncunun vücut bulmuş hali...
Diğer takımlarla Fenerbahçe arasındaki o bir türlü kapatılamayan farkı yaratansa onca kaliteli yabancıya karşın her daim Türk oyuncularımız. Uzun yıllardır birlikte oynamanın verdiği alışkanlıkla takımın çok önemli omurgasını oluşturan Nevriye, Birsel ve Esmeral'in de bu şampiyonlukta müthiş katkısı var. Tammy'e, Nevlin'e, Begüm'e, Powell'a, Ajavon'a, Devran'a ve İpek'e de alkışlarımızı yollayalım. Emeklerine sağlık, sezon ortasında takımdan garip bir şekilde ayrılan eski koç Haydar Kemal Ateş'e, çok kritk bir anda göreve getirilen mevcut koç Aydın Uğuz'a ve kimsenin inanmadığı bu branşa ilgi gösteren vizyon belirleyen, yatırım yapan yönetime de sonsuz teşekkürler.
Maçın bitimiyle sahaya yabancı madde atan Galatasaray taraftarına da aferin, kendilerine yakışanı yaptılar. Daha farklı bir şey beklemiyorduk zaten. Her branşta ezildikten sonra en büyük umutları kadın basketbol olmuştu ama dâhi antrenörleri Zafer Kalaycıoğlu yüzlerini kara çıkarttı. Şimdi aslında onun da Aziz Yıldırım'n adamı olduğunu falan dillendirmeye başlayan komplo teorileri bekliyoruz kendilerinden.
Bir sonraki Şampiyon Fenerbahçe yazısını da Pazar gecesi yazmak dileğiyle.
Devamı ...
Neresinden tutsan elinde kalan takımla finale
Erkek basketbolda yarı final serisi, sezon başında yanlış hamlelerle geçirilen transfer sezonunun ve dağınık, amaçsız, başıboş oynanan maçlarla geçirilen koca bir sezonun yarattığı defoların tüm açıklığıyla ortaya çıktığı bir maçla başladı.
Takımın normal sezondaki; boşvermiş, amaçsız, dağınık görüntüsü play-offların başlangıcıyla birlikte vidaları sıkılmaya başlanmış bir takım görüntüsüne doğru evrilmeye başladı.
Bornova serisi, vidalarını sıkmaya, işin ciddiyetini bilince çıkarıp oynamaya başlayan Fenerbahçe'nin bu haliyle normal olarak kolayca kazandığı maçlara sahne olmuştu.
Yine de, sezon boyunca özellikle savunma direnci ve zorluk derecesi yüksek maçları kazanma becerisi konusunda fazlaca kendini geliştiremeyen takımımız açısından Bornova serisindeki görüntü şampiyonluk konusunda ümitlenmemizi sağlamaya yetmedi.
Kendisinden daha zayıf ve dar kadroya sahip takımlara karşı oyunu hızlandırmayı becerdiği zaman kolayca kalite farkını ortaya koyan bir kadro var. Ama sezon başından bu yana oturtamadığı hücum düzeni bir kenara, zayıf ve dağınık savunmasıyla final serisi için hazır bir takım görüntüsü vermiyor. Sezon başında iyi oyuncular alıp kötü bir kadro kurmuş olmanın defolarıyla başa çıkmak kolay değil tabii. Bu defolar Euroleague'e kapasitemizin, beklentilerimizin çok altında bir sonuçla veda etmemize sebeb oldu. Muhtemelen Efes'le oynanacak final serisinde de, yanlış kurulan kadro en büyük handikabımız olacaktır.
Defoların en önemlisi; bu takımın 3 yıl içerisinde yaşadığı karakter değişimidir.
Herşeyden önce savunma direnciyle kazanma arzusunu sergileyen ve takım olarak hem hücumda hem de savunmada yardımlaşmayı en üst seviyede uygulayabilen bir ekip buharlaşıp giderken bugün elimizde kalan ancak yüksek tempoyu tutturabildiği zaman kadro kalitesinin farkıyla kendinden daha zayıf ekiplere üstünlük sağlayabilen, kazanma arzusunu sadece tempolu ve kolay sayı bulunabilen maçlarda sergileyebilen, bu görüntüsüyle sadece Türkiye ligi için iddialı olabilecek yumuşak ve sadece ''hücumcu'' sıfatını hakeden bir ekiptir.
Önemli bir başka defo ise bu takımın Euroleague'den çok erken elenmiş olması sebebiyle kendisini zorlayacak, geliştirecek türden maçları fazlaca oynayamamasıdır. Ki, zaten yukarıda anlattığımız gibi sadece yüksek tempoda ve geniş alanda oynadığında etkili olabilen bir takıma dönüşmekte bu durumundan önemli bir katkısı var.
Yanlış kurulan kadronun, rotasyonu verimli biçimde kullanmaya engel olması da önemli bir dert. Sezonun önemli bir bölümünde oyun kurucusuz oynayıp, hücum düzenini bir türlü oturtamamış takıma Ukiç gibi çabuk oynama becerisi dışında takım arkadaşlarını oynatmayı becerebilen ve savunma becerileri de yüksek bir oyun kurucu transferi koca sezon boyunca yönetimin yaptığı tek doğru hamleydi. Ama oyun kurucu konusunda hala büyük bir dert var. Bu takımın Ukiç dışında oyun kurucusu yok, bu durumda aslında bir oyun kurucuyla beraber 2 numara olarak oynadığında ve özellikle istediği tempoyu bulduğunda durdurulması çok güç olan Lynn Greer çok zaman Ukiç'in dinlendirilmesi için kullanılıyor.
Oyunu Greer gibi tek düşüncesi potaya ulaşmak olan bir oyuncuyla kurmak hem zaten hücum anlayışında takım olgusunu hiçe sayan, topu alanın hiç bir yardım almaksızın kendisine şut pozisyonu yaratmaya çalıştığı bir takımın hücum düzensizliğini içinden çıkılmaz bir karmaşaya sokuyor hem de Greer'in verimini azaltıyor. Greer'in refleksleri oynatmak üzere gelişmemiş ama en iyi savunmalar karşısında dahi ekmeğini taştan çıkartıp sayı bulabilecek müthiş bir silah. Onu oyunkurucu olarak oynattığınızda, rakibi darmadağın edebilecek olan silahınız sizin düzeninizi de dağıtabiliyor. Tabii bu durumda koçun değil oyuncuların takımı yönetiyor oluşu da önemli bir etken.
Hücum düzenin oturtulamaması ve yaşanan başıbozukluğun, hareketli ve özellikle de potaya yüzü dönükken durdurulması çok güç hücum silahları olan uzun oyuncularımızın verimli kullanılamamasının da önemli bir sebebi olduğunu söyleyebiliriz. Oysa hem Ukiç hem de Preldziç penetre yapmayı iyi bilen yaparken de rakip savunmanın yanlış kaymalarını görebilen çok zeki asistçiler. Ama hücum düzeni oturmamış, hücum setlerini iyice çalışmamış takım genelde bireysel olarak hücum ediyor.
Bu hücum düzensizliğiyle Banvit serisini de geçebiliriz ama Efes gibi takım savunması Eurolegue seviyesinde sınanmış bir ekibe karşı yardımlaşmalı, uzunların penetreleriyle kısalara koridor açıp, kısaların hareketli uzunları besleyebildiği hücumlara ihtiyaç duyacağız. Ama sorun tam da şu noktada düğümleniyor; tüm sezon boyunca topu elinde tutanın savunmacısını geçip kendine pozisyon yaratmaya çalıştığı garip bir düzensizlikle hücum eden takım bu alışkanlıklarından vazgeçip yardımlaşmalı bir hücum düzenine nasıl kavuşacak.
Bu takım Banvit serisini zorlansa da geçecektir. Kadro kalitesi de zaten bunu gerektiriyor. Ama bu kadar savunma zaafiyetiyle daha da önemlisi savunma yaparak maç kazanmayı düşünmeden oynamaya alışmışken final serisini kazanması için gerekli oyun karakterini bu kısa süre içerisinde nasıl kazanacak orası da soru işareti olarak kalacak.
Devamı ...
Al Kardeşim Ye, İç, Gül, Oyna
Ligin son haftalarına girilmişti. Şampiyonluğun iki adayı kalmış, Otarafspor ve Butarafspor. Şutarafspor ve Ötekispor lige iddialı girip sonunu getiremeyince son haftalara eğlenceli uğraşlarla girmişler çünkü canları sıkılıyormuş. Bir de ligle ne şampiyonluk, ne küme düşme, ne Avrupa'ya gitme işi kalan takımlar varmış, bunlardan bir tanesi de memleketin de ligin de ortasında bulunan Ortatarafspor'muş. Bu Ortatarafspor ile Butarafspor'un son haftaların birinde maçı varmış. Otarafspor tabii ki Ortatarafspor'u destekleyecekmiş.
Otarafspor başkanı "Sadece desteklemek olmaz, bu işe el de atalım" demiş ve tutmuş Ortatarafspor'un başkanını ve yardımcı antrenörünü çağırmış, demiş ki "Size açıktan 500.000 lira, oyuncularınız da Butarafspor'dan puan alırsa onlara da 200.000 lira prim, ayarlayıverin şu işi." Bakmışlar para iyi, mırın kırın etmişler ama yan cebime koy olmuş. "O iş oldu bilin" diyerek ayrılmışlar. Maç günü daha yaklaşmadan Ortatarafspor'un yöneticileri hakemdir, Butarafspor başkanıdır, duyumdur, iddiadır; aklına ne gelirse konuşmaya başlamış.
Sonra maç günü gelmiş. Bu çok konuşan yönetici yine çıkmış, bu sefer "Butarafspor'u 3-0 yeneriz, bu sene şampiyon bize para veren Otarafspor olsun, biliyoruz da konuşuyoruz, kesin yeneriz!" demiş. Otarafspor ve taraftarları Ortatarafspor'un stadına organizasyon düzenlemişler. Ortatarafspor ve Otarafspor taraftarları maça el ele, kol kola, ortak atkılarla gelmiş. Ortatarafspor stadında hep bir ağızdan "Şampiyon Otarafspor" diye bağırmışlar da. Butarafspor oynamış, oynadıkça gol atmış. Ortatarafspor yardımcı antrenörü çok sinirlenmiş, yarım metre ofsayta bile "ofsayt değil bu" diye sinirlenebilmiş. Hatta sonra hakeme dönüp "sen görürsün sen, düğünüme çiçek gönderen ağır abime söyleyim seni de gör sen" anlamında parmak da sallamış. Bir derdi varmış ama tam anlayan olmamış.
Sonra maç bitmiş ve Butarafspor kazanmış. Bütün bunlar çok normalmiş gibi karşılayan ve canları haftalardır boş boş maç izlemekten sıkılan Şutarafspor ve Ötekispor camiaları "Butarafspor muhakkak Ortatarafspor kalecisini satın almış, bizimkileri de almışlardı zaten" demişler. 3 nesil sonra bu hikayeyi okuyan nesillerin akılları almamış bu işi, "ne garip" demişler.
Şimdi "Para aldık" yerine "bizim kardeşimiz" koyun. 9 Mayıs 2010'dan başlayarak teşvik primi ülkemizde artık serbest, hayırlı olsun. Bu günden sonra bir kişi de "teşvik primi" diye ağlarsa açıp bugün ne yazdığını okurum, adamlığına not veririm.
Devamı ...
10 Mayıs 2010
Satın Alma İlanı
FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜNDEN
Basın No:1907
Kulübümüz 2010-2011 sezonunda faaliyet göstereceği tüm branşlarda maç kazanmak için rakip takımlarda forma giyen 8 kaleci, 3 pasör ve 4 oyun kurucu satın alacaktır. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 22/d madesine göre doğrudan alım usulüne göre yapılacak olan mevkilerde oynamakta olan sporculara ait şartlar aşağıda sunulmuştur.
Kaleci:
1) En az 3 yıl birinci kaleci olarak Türkiye Liglerinde oynamak.
2) Fenerbahçe tarihinde asla yenemediğimiz, sürekli yenildiğimiz Galatasaray, Beşiktaş, Eskişehir, Ankaragücü, Kasımpaşa, Trabzonspor, Gençlerbirliği ve Bucaspor takımlarında en az 20 maç oynamış olmak.
3) Maç satın alma konuşmalarının teknik takibe takılmaması için Batı Samoa yerel dillerinden birini mükemmel derecede konuşabilmek.
Pasör:
1) Fenerbahçe Kadın ve Erkek Voleybol Takımlarına zorluk çıkaran Arkas, Ziraat Bankası, Eczacıbaşı, Vakıfbank Güneş Sigorta Türk Telekom oyuncusu olmak.
2) Bu takımlarda bir sezon önceki tüm maçların yüzde 80'inde bilfiil oynamak.
3) Satış olduğunun anlaşılmaması için yapılacak hataların en az yüzde ellisinin fileye temas, ya da faullü pas şeklinde olmayacağını taahhüt etmek.
Oyun Kurucu:
1) Basketbol takımlarımızın bir türlü mağlup edemediği Efes Pilsen, Banvit, Olin Gençlik ve Galatasaray Kadın basketbol takımlarından birinde oynamak.
2) Bu takımlarda bir ya da iki numarada 3 sezon boyunca ilk beş başlamış olmak.
3) Serbest atış yüzdesinin yüzde 50'nin altında olacağını ve asist/top kaybı oranının eksilerde olacağını yazılı olarak taahhüt etmek.
4) Geçen yıl kulübümüz tarafından satın alınan ve şampiyonluğu hükmen kazanmamız için her türlü fedekarlığı yapıp biraz da abartan ve final serisinde 10 mg cathene alan vefekar oyuncular Kerem Gönlüm ve Mario Kasun ihale mevzuatına göre ihalelerden yasaklı sayıldıkları için bu ihaleye katılamasalarda gönüllerimizde her daim yaşayacaklardır.
Söz konusu şartlara haiz sporcuların en geç fikstür çekimini takip eden bir hafta içerisinde kulübümüze bizzat başvurmaları gerekmektedir.
ÖZEL ŞARTLAR:
1) Anlaşma sağlanan sporcuyla maç satış sözleşmesi imzalanacak olup söz konusu sözleşmedeki bedel üzerinden vergi,harç v.b yükümlülükler sporcuya aittir.
2) Satın alınan sporcu parasını satışın gerçekleştiği maçı takip eden mesai günü sonunda alacaktır. Zamanında ödenmeyen alacaklara 6183 sayılı kanunda belirtilen gecikme zammı uygulanır.
Tüm sporculara ilanen duyurulur.
Not: Bu alımlara rağmen şampiyon olmama durumu ortaya çıkarsa kulübümüz pasör çaprazı, pivot ve ön libero satın alma hakkını saklı tutar.
Devamı ...
Spor Kulübü
Devamı ...
9 Mayıs 2010
Ankaragücü 0 - Fenerbahçe 3
TSL 09/05/2010
NTVSPOR ve Ajanslar
Oyunun hemen başı. 2.dakika. Güiza, Alex’e doğru atıyor topu. “Alex’in ilacı” olarak bilinen Hürriyet’in ayağı kayıyor. O zeminde ve yağmurda normal bir şey. Ama Alex Allah’tan dışarı atıyor. Gol olsa Hürriyet yandı. Banka hesaplarına kadar incelenmesini isteyebilirler. 16’da soldan Vederson’la geliyor Fenerbahçe. Manevi babası ve manevi ağabeyi tribünde. Ortasına Güiza’nın müsait durumda kafası dışarı gidiyor.
23. dakika. Alex soldan korner kullanıyor. Mehmet Topuz, sezon başında büyük tantanayla alınan ama ligde gol atamayan adam, nefis vuruyor kafayı. Uyanık Lugano golü önlememek için çekiliyor: 0-1.
30’da Rothen’in şutunu Volkan çeliyor. Ofsayt durumundaki Rajnoch ağlara gönderiyor. Yardımcı hakem Nihat Mızrak golü vermiyor. Allah’tan gerçekten de ofsayt! Ama Ümit Özat heyecanını yenemeyince cici olmayan bir şeyler söylüyor kenardan. Ve tribüne gönderiliyor.
İkinci yarıya Alex olmadan çıkıyor Fenerbahçe. 46’da yeni kaptan Emre’nin sağdan korneri. Uzak direkte Güiza vuruyor kafayı. Serkan’a çarpan top ağlara gidiyor: 0-2. Cristian’ın girişiyle defansif yönden iyice geçilmesi zor bir takım haline geliyor Fenerbahçe. 66’da Güiza’nın yaydan şık vuruşu az farkla dışarıya gidiyor. 67’de Cristina kim bilir kaç metreden vuruyor! Top ağlara yapışıyor: 0-3. Bu sezon ligde gol attığı iki maçta da (Kayserispor ve Manisaspor) takımı kazanamamıştı. Galiba bu kez şeytanın bacağı kırılacak. 77’de ilk Ankaragücü tehlikesi. İlhan yakın mesafeden vuruyor. Bilica uçarak kornere gönderiyor topu. Aynı Bilica 85’te de Geremi’nin kafasını çizgiden çıkarıyor.
Gol yememekte ısrarlı Fenerbahçe şampiyonluk yolunda önemli bir engeli aştı. Son hafta ne Fenerbahçe ne de Bursaspor için kolay olacak. Trabzonspor zaten kupa finalinde Fenerbahçe’yi yenerek yapabileceklerini göstermişti. Bursaspor ise lig üçüncülüğünü kovalayan Beşiktaş’ı ağırlayacak. Az dedikodulu, güzel futbollu bir son hafta dileğiyle…
ANKARAGÜCÜ: 0 - FENERBAHÇE: 3
Stat: 19 Mayıs
Hakemler: Kuddusi Müftüoğlu, Mustafa Emre Eyisoy, Nihat Mızrak
Ankaragücü: Serkan, Geremi, Koray, Muhammet, Broggi, Hürriyet, Rajnoch (Dk. 65 Vassell), Mehmet (Dk. 65 Murat), Sapara, Rothen (Dk. 83 Kağan), İlhan
Fenerbahçe: Volkan Demirel, Gökhan Gönül (Dk. 80 Bekir), Lugano, Bilica, Vederson, Selçuk, Emre (Dk. 73 Deivid), Mehmet, Özer, Alex (Dk. 46 Cristian), Güiza
Goller: Dk. 24 Mehmet, Dk. 46 Güiza, Dk. 67 Christian (Fenerbahçe)
Sarı kartlar: Dk. 43 Lugano, Dk. 68 Cristian (Fenerbahçe), Dk. 49 Rothen, Dk. 61 Muhammet (Ankaragücü)
Devamı ...
7 Mayıs 2010
Otoriter Hakemlik Bu mudur?
Türkiye’de yetki sahibi kişilerin çok kolay otoriter kişiliğe dönüştüğünü biliyoruz. Üniformalı bir devlet memurunun kendini Napolyon gibi devletle özdeşleştirdiği bir ülkede, herhangi bir kamusal yetkiyi taşıdığınız zaman kendinizi bir anda kral sanıyorsunuz. Hakemler de saha içinde son karar verici olarak ciddi bir otorite taşıyorlar. Ama bir konuda son karar verici olmak oyunun asıl aktörlerine yakışıksız bir biçimde davranmayı asla meşrulaştırmaz.
Dün şampiyonluk coşkusuyla pek çok kimsenin gözünden kaçmış ama voleybol maçında hakem Ümit Sokullu’nun Vakıfbank oyuncusu Maja Poljak’ı uyarma biçimi fena halde rahatsız ediciydi. Poljak ilk setin sonunda dışarı gösterilen bir topa itirazı biraz abarttı sonra set arası verildi. Ümit Sokullu ikinci setin başında Poljak’ı yanına çağırıp son derece abartılı bir şekilde el kol hareketleriyle uyarıdan ziyade bir tehdit havasıyla sarı kart gösterdi. O sırada maçı yorumlayan Aylin Üstündağ bile “çok sert çok sert“ diye belirtme gereği duydu, abartmadan söylüyorum ben bir ara oturduğu yerden inip Poljak’a tokat atacağını bile düşündüm. Hiçbir hakemin bir oyuncuya oyuncu ne denli centilmenlik dışı bir harekette bulunmuş olursa olsun böyle davranmaya hakkı yok. Sarı kart gösterirsin ya da hem sarı hem kırmızı gösterip ihraç da edebilirsin o senin kararın ama binlerce insanın izlediği bir maçta bir kadını bu denli kaba saba bir üslupla uyarmak tam da her şeye hakkı olduğunu düşünen otoriter kişilik göstergesinden başka bir şey değil. Ümit Sokullu olimpiyatlarda maç yönetmiş, daha geçen hafta erkeklerde Euroleague Final-Four’unda düdük çalmış bir hakem, oyuncuyla nasıl konuşulacağı,oyuncunun nasıl uyarılacağı konusunda bu üslubu benimsemişse ve bu üslup üst düzey maç yönetmek isteyen diğer hakemlere de örnek oluşturuyorsa vay voleybolcuların haline. Rusya’nın oyuncuları deli gibi azarlayan psikopat antrenörü Karpol’dan biraz fazla etkilenmiş herhalde Ümit Sokullu.
Devamı ...
Fenerbahçe'nin 2009-2010 Türkiye Kupası İstatistikleri
Türkiye Kupası Maçları
|
Türkiye Kupası İstatistikleri
Devamı ...