15 Ocak 2010

TRT ve Tanjeviç


tanjevic

Tanjeviç ve TRT fena halde birbirlerine benziyorlar. İkisi de yönetim açısından rezalet haldeler, ama asıl benzeşen yönleri daha çok Wolfgang Becker'in Elveda Lenin filmindeki annenin ruh halinde olmaları. Dünyanın değiştiğini, eski anlayışların bittiğini, yeni trendlerin yeni çağda egemen olduğunu ikiside bilmiyorlar. Bazı şeylerin eskisi gibi olmadığını seziyorlar ama geçmişe sarılmak çağa ayak uydurmaktan çok daha zor geliyor. Acı tarafı ise duvarın yıkıldığının farkında olmayanların yıktığı duvarların altında kalanın da biz taraftarlar olması.

TRT geçen hafta yaptığı terbiyesizliği bu haftada da sürdürdü. Yüz tane kanalı olan TRT, Meclis TV yayını uzadığı için maç yayınına giremedi. Yine en ufak bir bilgilendirme ihtiyacı hissetmediler doğal olarak. Mevzuat gereği Meclis yayınını kesemiyorsan ver maçı TRT 2'den, TRT 4'den veya TRT Şeş'ten. Biliyorlar başlarına bir şey gelmeyeceklerini, sıradan bir futbol maçında yapsalar şu rezaleti yer yerinden oynar ama ne de olsa voleybol maçı. Kim konuşacak, iki gün sonra unutulur. Aldığı yayın hakkını kullanmayan bu rezil kurum bir de utanmadan milletin vergileriyle milyonlarca dolar verip futbol yayın ihalesine gireceğim diye uğraşıyor. Kamu televizyonu olduğunu unutup futbol peşinde koşan özel kanallarla yarışan aptalca bir televizyonculuk anlayışı. 5 sene önce yıllardır verdiği Fransa Açık Tenis Turnuvası'nın yayınlamayan TRT'ye Roland Garros'u niye vermediklerini sormuştum. 400.000 dolar civarında bir para istenildiği ve bu parayı karşılamayacaklarını söylemişlerdi. Oysa görüyoruz ki sadece Esra Ceyhan için verilebiliyor o parayı.

Maça geçelim; TRT yayına ikinci setin ortalarında geçebildi ancak, o sırada ikinci set de kopmuştu. "Her canlı elbet bir gün mağlubiyeti tadacaktır" diyerek kendimi mağlubiyete hazırlamıştım ki üçüncü setin sonlarında reanimasyon cihazından çıktı bizim kızlar. Setin sonunda silkinip üçüncü seti alınca takım yine bildik havasına döndü. Her topa el uzatılmaya, servisler iyileşmeye başlayınca da dördünücü set baştan koptu. İkinci setteki sürklase olan takım gitmiş sürklase eden takım gelmişti. Final seti hakikaten çok güzeldi bu sene ilk kez çekişmeli bir maç izleyen taraftarları da fena heyecanlandırdı. Yine geriden gelip 13'de yakaladık Moskova'yı ve Gioli'nin iki hücum hatasıyla (bir tanesi bizim Oksana'nın bize kıyağı da diyebiliriz) maçı aldık. Takımın geriye düştüğü bir maçta pes etmemesi yine çok sevindirici ve bir kez daha gördük ki set sonları başa baş olduğu zaman bu takımın winner bir tarafı var ve kolay kolay kimseye maç vermeyecek. Eda'yı çok arıyoruz, inşallah döner bir an önce sakatlıktan. Dinamo Moskova'yı iki maçta da yenmek muazzam oldu. Darısı İtalyan takımlarının başına.

Voleybol maçı bittikten sonra ikinci periyodun başından itibaren basketbol maçına döndük. Savunmada elini bile kaldırmaktan imtina eden oyuncular yine iş başındaydı. Maçın 6. dakikasında Fenerbahçe'de 10 oyuncu da sahaya ayak basmıştı. Ben böyle hızlı bir rotasyon gördüğümü hatırlamıyorum. Bir Litvanya takımının herhalde en çok istedikleri şey sertlik göstermeden yapılan bir alan savunmasıdır. Tanjeviç de sağolsun bunu denedi. Analarının karnından şutör doğan Litvanyalılar da şutları çatır çatır soktular. Üçüncü periyotta ise Tanjeviç ve oyuncular rakibe yeterince şut idmanı yapma şansını verdiklerini düşünmüş olmalılar ki bu sefer turnike idmanına döndü maç. Adamını geçen turnike attı ya da pick and roll'den devrilen uzun bomboş turnikeye girdi. En son pick and roll savunmayı bu denli beceremeyen takım olarak 2006 Dünya Şampiyonasındaki Yunanistan karşısında ABD'yi görmüştüm. Benim en çok merak ettiğim şey Fenerbahçe takımının idmanlarda ne yaptığı. Bu takım geçen yıl final serisinde Efes'e yenilirken Kaya'dan arka arkaya pick and rolllerle 5-6 tane boş turnike yedi mesela. Antrenmanlarda hiç mi çalışılmaz, devası olmayan bir hastalık mıdır bu pick and roll savunması anlamıyorum. Üçüncü periyotta maç bitmişti aslında, son periyotta savunma canlansa da bir an önce farkı kapatalım tavrı yüzünden seçilen saçma sapan şutlar ve top kayıpları yüzünden Top 16 hayal oldu. Son pozisyon için de bir şey söyleyelim. Zalgiris üç saniye kala mola aldığında son topu Marcus Brown'un kullanmayacağını düşünen birisi var mıydı diye merak ediyordum. Tanjeviçmiş o düşünmeyen. Mutlak son topu kullanacak adamı son saniyede Mrsiç'le tutmak nasıl bir akıl tutulmasıdır arkadaş, hadi oyun içinde olsa anlayacağım da molada kimin kiminle eşleşeceğini bir koç nasıl hesap etmez?

Top 16'da olmayı zaten haketmiyorduk, yani basketbol olarak adalet yerini buldu. Yönetim yarın bir Tanjeviç açıklaması yapar, sonuna kadar arkasındayız diye. Hafta sonu Bornova Belediyesi zaferiyle 2010 hedefimize emin adımlarla ilerleriz. "Şüphesiz ki bir karar verilecekse yönetimimiz en doğrusunu bilir" hadisine biat etmiş taraftarlar rahat uyumaya devam etsinler.
Devamı ...

6 Ocak 2010

Diktatöre Sorular



Bugünkü rezillik alışık olmadığımız bir rezillik değil bu sene. Kendinden güçlü herhangi bir takıma karşı oyuncular maçın başında teslim oluyorlar. Yavrularını aslan yiyen antiloplar gibi bunu bir doğa olayı olarak kabul edip farkın açılmasına şaşkın şaşkın eşlik ediyorlar. Tekniği taktiği bir yana bırakalım, bu oyuncular kaybetmeyi nasıl bu kadar kolay kabul edebilir hale geldiler? Ömer Onan'ın şu rezilliğe tepki göstermemesi nasıl açıklanabilir ya da iki yıl önce play-off finalinde Telekom deplasmanında giden maçı getiren Kinsey'in kazanma hırsı nereye gitti? Oyuncuların çok ciddi bir karakter erozyonuna uğradıklarını düşünüyorum. Tanjeviç'i sevmediklerini hatta nefret ettiklerini biliyoruz, ama yaptığınız işe giydiğiniz formaya da biraz saygı duyun. Rakip 40 sayı farka rağmen hala baskı yaparken maçın başından sonuna dek bitse de gitsek modunda oynamak nasıl bir umursamazlıktır? Baskıyı görünce unufak dağılıyoruz, takımın mental açıdan bu kadar kırılgan olması inanılır gibi değil.

Giricek'in bittiğini düşünüyorum. O diz sakatlığından sonra bir daha eski haline dönemeyecek, bu akşam bırakın boş şutu pas bile veremedi Siena savunması karşısında. Zaten savunma yapamıyor, ağır bacaklarıyla artık hücumda da hiç bir şey yapamıyor. Kinsey ve Greer de tamamen kendilerine oynuyorlar, takımla yakından uzaktan ilgileri yok.

Bugün Tanjeviç maç içinde ayağa bile kalkmadı, gayet kendinden emin hatta bazen gülümseyerek maçı seyretti. Takımın fark yiyeceğini bilerek maçı seyretmek kendisine iyi geliyor anlaşılan. Takımın şu halini görüp oyuncuların beden dilini birazcık gören bir yönetim birşeyler yapar ama Fenerbahçe yönetimi uyumaya devam ediyor. Ukiç transferi önemli ama takımdaki sorunlar çok daha başka yerlerde. Bu takımın 3 yıldır ihtiyacı 4 numarayken alınmıyor, iki sene önce ön alan savunmasıyla rakibi boğan takımın savunması rezil halde. Rakibin istekli, atmosferin uygun olduğu maçlarda tamamen kevgir gibi savunma yapıyoruz, bu takım geçen yıl Akatlar'da Beşiktaş'tan 110 sayı yedi. İki senedir deplasman derbilerini açık farklarla kaybediyoruz. Oyuncuların karakterindeki erozyon bugünlük mesele değil yani. Parkedeki yanlışlardan asıl önemli olan şeye masa başındaki rezilliklere geçelim zaten yazının meramı da aslında bu.

Fenerbahçe taraftarının bir kısmı başkanı her ne şartta olursa olsun eleştirmeme, diktatöre laf etmeme hastalığına yakalanmış vaziyette, o yüzden başkana bir şey demeden Mahmut Uslu'yu eleştirip tatmin ediyorlar kendilerini. Oysa bu aşamada Mahmut Uslu'yu aşan bir iradeden söz ediyoruz. Başkan bizzat basketbol şubesindeki rezilliklerin sorumlusudur. Bir tane doğru düzgün bir gazeteci bir tane gerçek bir Fenerbahçeli kongre üyesi adam gibi yüksek sesle şu soruları soramıyor.

Tanjeviç'i niye kovamıyorsunuz, federasyonla hangi kirli ilişkilerinizin ifşa edilmesinden korkuyorsunuz?

Basketbol federasyonuyla Fenerbahçe Spor Kulübü arasında ya da Turgay Demirel - Aziz Yıldırım - Mahmut Uslu arasında kamuyounun bilmediği bir taahhüt, bir anlaşma var mı?

Efes Pilsen'e basın toplantısıyla doping olayıyla ilgili sorular sorduktan sonra Tuncay Özilhan'ın cüretkarca haddinizi bilin çıkışına karşı niye sessiz kaldınız?

Galatasaray'ın 4 maçlık cezası 2'ye indirilirken neredeydiniz? Tahkim puan silme cezasını da kaldırdıktan sonra yine susmaya devam edecek misiniz?

Final serisinde rakiple sözleşme imzalayan oyunucuya niye ceza vermediniz? Mirsad'ın sakatlığı neydi? Sene başından beri oynamamasının nedeni sakatlığı mıydı, siz haşmetbablarının keyfi öyle istediği için mi oynamadı?

Ben Mahmut Uslu'yu sorumlu falan kabul etmiyorum. Bu kulüpte Aziz Yıldırım'ın iki dudağı arasından çıkmayan hiç bir şey olmuyor, başkana velayet-i fakihmiş gibi davranan Fenerbahçeli basketbolseverlere de Mahmut Uslu'ya, Tanjeviç' e falan soru sormayı bırakıp bu soruları başkana yöneltmelerini tavsiye edeyim. Diktatörler soruların sadece emir erlerine sorulmasına izin verirler ve gerektiği zaman onları kurban ederler. Fenerbahçe taraftarı artık doğru soruları doğru insana sormaya cesaret edebilmeli. Bu kulüp Aziz Yıldırım'ın çiftliği değil.
Devamı ...

22 Kasım 2009

Esir Şehrin İnsanları


tanjevic

Dün gece derbi mağlubiyetinden sonra saf saf internette gezinirken bir kaç blogda ve forumda Tanjeviç'in gittiği haberlerini okuyup bir an için şu ahir ömrümüzdeki bütün dertleri unutup mutlu oldum ama bir yandan da gece yarısı da olsa kulubün resmi sitesinden bir an önce doğrulanmasını bekledim. Gece 2 ye kadar ses seda gelmedi kesin gönderildiği yolundaki haberler bir kaç sitede daha gözükmeye başlandı. Kutlamaları Pazar günü yapacağımızı düşünüp uyudum öğlene doğru kalkıp şu iş resmileşsin diye kalbim çarparak bilgisayarı açtım, resmi siteye uğramadan önce Salsa'ya baktım gönderildiği haberini orda da gördüm. Kulüpten hala ses seda çıkmamıştı ama nihayet öğleden sonra kulüpten bir yalanlama geldi. Takriben 12-14 saatlik bir heyecanın ardından Tanjeviç'in gönderilmediği haberini gördüm. Yani bir süreliğine de daha düşman işgalinden kurtulmayı bekleyip cepheden işaret almaya çalışan sivil halk gibi hissetmeye devam edeceğiz. Ne ÖSS ne KPSS sonuçlarını bu kadar heyecanla beklememiştim. Sözlüğü ne zaman açsan sol frame de Bogdan Tanjeviç başlığı görmeyi dileyerek, Fenerbahçe forumlarında Tanjeviç Gönderildi başlığını okuyabilmeyi umarak yaşıyorum son bir haftadır.

Kemal Tahir'in "Esir Şehrin İnsanları" ruh halimizi anlatmak için daha teferruatlı ama itiraf edeyim ki Necip Fazıl'ın şu dörtlüğünü bile artık Tanjeviç' in gönderilmesini düşünerek seviyorum.

ne hasta bekler sabahı,
ne taze oluyu mezar,
ne de seytan bir gunahi,
seni bekledigim kadar.

şair bu dizelerde koçun istifasını beklediğini anlatmak istiyor öğretmenim.
otur sıfır!
Devamı ...

16 Kasım 2009

Basketbol Nasıl Yönetilmez



Galatasaray taraftarının aptallıkları yüzünden Tanjeviç yine gündemden düştü en çok da bu yüzden olay çıkaranlara kızıyorum. Sonuçta bu maçta olay çıkacağı belli .10 yıldır "sürdürülebilir yenilgi" tezini ısrarla güncelleyen bir takım 20 yıldır Abdi İpekçi'yi ilk kez bir basketbol maçında doldurmuş, asabiyet ve kompleks bir yerden sonra devreye girmiş ve taraftar eline ne geçiyorsa atmaya başlamış olaylardan sonra ise Galatasaray yöneticileri taraftara teşekkür ederken coach Okan Çevik seyirci arkalarında böyle olursa başarılarının devamlı olacağından bahsediyor. Daha iki hafta önce Kadıköy'de terör ortamı yaratmakla suçladıkları kulübe karşı terör ortamı yaratan taraftara övgüler düzülüyor.

5-6 maç ceza verilir Galatasaray'a şimdi, zaten federasyon burnuna kadar pisliğe batmış durumda. Öyle kökten şiddeti önleyici hiç bir ceza veremez kimseye. Dünya Şampiyonası düzenlenecek ülkenin en önemli salonunda her maç 24 saniye ve skorboard bozuluyor, muhtemelen tarihte ilk kez bir basketbol salonu içerisinde yüzme şampiyonası düzenleniyor, bu kaos organizasyon düzenini yaratan Federasyon'dan oyunun saygınlığını yeniden kazandıracak bir hamle, karar beklemek ne saf bir iyimserlik.

Maça gelince Fenerbahçe'nin guard pozisyonunda oynayan Greer ve Mrsiç 50 dakikada toplam 4 asist yapabilmişler. Takımın nasıl bir organizasyon problemi çektiğinin en net göstergesi. Gricek zaten daha öncede belirttiğimiz gibi bitmiş, hiç bir hayır gelmeyeceği çok açık. Herkes Fenerbahçe'nin uzun avantajından bahsediyor, kağıt üstünde böyle bir avantaj var kabul de Fenerbahçe'nin uzunlarının bitiricilik vasfı neredeyse sıfır. Semih her pozsiyon miss-match olsa ve post-up pozisyonunda topla buluşsa da bunlardan asla sayı çıkaramıyor. Ömer zaten faul yapıldığı anda etkisizleşen bir uzun , Oğuz 'da felaket bir yüzdeyle hücum edince uzun avantajı diye bir şey söz konusu olmuyor.

Gelelim kısa rotasyonunda çoklu alternatifi olan takıma. İstikrarlı dış şutu olan da yok takımda. Mrsiç en etkili şutör; ona da pozisyon içinde hazırlanan bir set doğal olarak her Tanjeviç takımında olduğu gibi yok. İlk uzatmanın bitimine 6 saniye kala bir takımın koçu niye mola almaz çok merak ediyorum. Topu yarı sahaya taşıyabileceğinden hala habersiz mi acaba Tanjeviç, ya son 3 saniyedeki hücuma ne demeli aldığı molada o hücumu çizebiliyorsa ancak mola almadığı için kendisine kızmak anlamsız olacak gerçi. Maça derbi atmosferini bilen ve bu maçları seven Ömer Onan'la başlamamak, maça müthiş başlayan Ömer Aşık'a çat diye kemendi atıp rotasyon kurbanı yapmak akıl alır gibi değil. Adam her maç kendini aşıyor. Bir takım hangi türlü maç kaybedebilirse hepsini deniyor Tanjeviç.

Basketbol federasyonunun oyuncağı olmuş Fenerbahçe'nin basketbolunun başındaki kifayetsiz muhterislerden kurtulmadıkça bu takımdan hiç bir şey olmayacak. Fenerbahçe sahaya çıkmayacak diye bir açıklama yapılıp 10 dakika sonra sahaya çıkıyorsanız böyle bir durumda koçumuzun kararına göre oynayıp oynamayacağımız belli olacak gibi abuk bir açıklama yapıyorsanız başınıza gelen her şey mübah o zaman. Bu yönetim de bu koç da ve bazı ruhsuz oyuncularda bu kulüpte olmayı hak etmiyor.

Not: Kaan Kural ne yapmaya çalışıyor anlamış değilim onca olaydan sonra çıkıp gazetedeki yazısının başlığını "O Kadın Fanatikleri Nasıl Tahrik Etti" diye atan adama nasıl objektif diyeceğiz. Fatih Söylemezoğlu'nu babasına bile kuralı uygular diye yüceltip Fenerbahçelileri bilgisizlikle şuçlayan adam yine faturayı gizemli ve Fenerbahçeli "o kadın" a kesmiş. Utanmadan hala oyunu seviyorum falan palavraları atma bari de biz de ona göre okuyalım.
Devamı ...

9 Kasım 2009

Tanjeviç İstifa



Aslında insanın canı maça dair bir şey yazmak istemiyor. Bir takım rakibine sürekli aynı şekilde kaç kez yenilebilirin cevabını Tanjeviç zaten vermeye devam ediyor. Maçı kazanacağımıza dair en ufak bir umudum yoktu. Geçen yıl yarı sahadan top getirme konusunda Solomon ve Green’e baskı yapıp seriyi döndüren Efes bu kez top getirme konusunda onlardan çok daha sıkıntılı olan Greer ve Mrsiç’e baskı yaptı, oyunun momemtumu Sinan ne zaman sahadaysa Efes’e geçti ve sonunda 2 yıldır dört numara pozisyonunda kim oynarsa career high maçı oynatan Fenerbahçe savunması bu maçlık Nachbar’ı yıldız yaparak maçı verdi. Ergin Ataman artık bu dört kısalı düzeni bir taktik olarak kullanmıyor son iki üç maçtır maçların büyük kısmını böyle oynuyor. Bu sistemin bütün Fener maçlarında tutması Efes’e Euroleague’de çok pahalıya mal olacak. Eşleşme sonunda uzun kalan her takımın uzunu Ömer Aşık gibi faul atmadığından ya da Semih gibi sadece smaç yapabilen bir oyuncudan ziayade şutu olan bir dört numara miss-match yaratacağından -ki yaratacaktır- Euroleague’de Efes yine kendini Top 16 dışında bulabilir.

Nedim Karakaş’ın açıklamalarından anlıyoruz ki transfer yapılmayacakmış Solomon’un gidişinden sonra. Greer ve Mrsiç’le bir numara pozisyonunu idare edebileceğini sanıyorsa Tanjeviç, Barcelona deplasmanında Rubio-Mrsiç eşleşmesini bir görsün bakalım neler olacak. Takımı oynatmaya değil kendilerine hazırlanmış pozisyonları bitirmeye alışmış iki şutör guarddan oyunu kurmasını ve arkadaşlarını oynatmasını beklemek ancak Tanjeviç’e yakışacak bir planlama. Semih’i üç numara Emir’i bir numara oynatma fantezileri olmuş bir adam için gerçi mütevazi bir istek.

Taktik-teknikten ziyade sahada görülen bir durum var aslında, oyuncunun koçla ilişkisi bir şekilde parkeye yansıyor. Fenerbahçeli hiçbir oyuncunun Tanjeviç’i sevmediği zaten benche giderkenki hallerinden tavırlarından belli. Belki atmosfer ya da seyirci eksikliğinden de kaynaklanıyor ama oyuncular artık koçu kafalarında bitirmişler.

Dün son çeyrekte başa baş giden maçta 15 sayı farka doğru giderken bir tek mola almayan bir adama hangi oyuncu saygı duyar ki? Takımın eksikleri iki senedir belliyken hala o eksiklikleri tamamlamayan üstüne üstlük daha çok eksik yaratan bir koça niye güvensinler ki? 20 milyon dolarlık takımın oyun kurucusu yok. Oyun çizip şut atabileceğiniz iki adam var, ikisi de bir numara pozisyonunda, bir buçuk senedir düzelmesi beklenen Giricek tamamen bitmiş durumda, uzunlarınızın faul yüzdesi yüzde 30, dört numaranız yok. Şimdi 2010'u planlıyoruz diye palavra atanların şu manzara karşısında ne yapmalarını bekleriz acaba?

Eğer Aziz Yıldırım bir diktatör ve Mahmut Uslu da dibek dövücünün hınk deyicisi olmasaydı makul, aklı selim sahibi insanlar olsaydı şu durumda çıkıp Tanjeviç’in derhal istifasını ister ve Aydın Örs’den de kamuoyu önünde özür dileyip takıma geçmesini rica ederlerdi. Ancak biliyoruz ki diktatörler ve yol arkadaşlarını diğer insanlardan ayıran şey özür dilememeleridir.

20 senedir pek çok sorumsuz yönetici, iş bilmez antrenör, gamsız futbolcu sorunlu basketbolcu, disiplinsiz voleybolcu görmüş zaman zaman her taraftar gibi aşk-nefret çizgisinin sınırlarında dolaşmış birisi olarak Fenerbahçe tarihinde Fenerbahçe taraftarının Tanjeviç kadar içine sindiremediği bir adam tanımıyorum. Ekranda gördüğümde bile tansiyonum yükseliyor. Federasyonla hangi kirli ilişkilerin sonucunda yerinde kalabiliyor, yönetimle anlaşmasında gizli maddeler mi var bilmiyorum ama Türk basketbolunun başına gelen en kötü şeyden bir türlü kurtulamıyoruz.

Şimdi Tanjeviç’in kariyeri yok şöyle yok böyle diyen adamlara da baştan söyleyeyim. 20 yıl önce iyi bir avukatınız var. Şirketinize dava kazandırıyor, onun sayesinde hukuki bir sorun yaşamıyorsunuz falan bu adam 20 sene sonra sürekli dava kaybetmeye başlıyor medeni kanun değişiyor borçlar kanunu değişiyor hayat değişiyor ama sizin avukatınız 20 sene önceki hukuk kurallarıyla savunma yaptığı için kendi doğrularını ayet gibi algıladığı için bir süre sonra bütün davalarda tazminata mahkum olmaya başlıyorsunuz. 20 sene önce çok iyi avukattı diye o adama tahammül edebilir misiniz? 20 sene önce iyi avukattı diye çalışanlarınızdan ona güvenmesini bekleyebilir misiniz Allah aşkına. Tanjeviç’in kariyerine kimsenin bir şey dediği yok. Türk basketbol tarihinin gelmiş geçmiş en iyi kuşağına 5 senedir Dünya 6.lığı dışında somut hiçbir şey verememiş, sorun yaşamadığı adam, küfür edip azarlamadığı oyuncu kalmayan bir adama hala 20 sene önce iyi koçtu demek ayıptır.

Fenerbahçe’nin çok ciddi sorunları var basketbol aklı olarak hiç de iyi planlanmamış bir kadrosu var, ama Tanjeviç bu takımdan giderse bu takım koçsuz çalışsa bile bundan daha iyi olacak. Zaten hücum seti çizmeyen, çizmediğini utanmadan açık seçik de söyleyebilen, dört kısalı Efes’e alan savunması deneyen, Rakoçeviç’i savunmada Mrsiç’le tutabilen bir adamdan bahsediyoruz. Siena maçına 10.000 kişi gidip maçla falan ilgilenmeyip sadece “Tanjeviç istifa” diye bağıran bir taraftar olabilse ne Tanjeviç ne Uslu kalacak bu camiada ama taraftar dediğin R.Carlos’u karşılamaya, Mehmet Topuz’un imza törenine falan gider değil mi ne işi olur basketbolla?
Devamı ...

22 Ekim 2009

Tanjeviç'le 2010 Hedefi


Tanjevic

Bir takım insanlar görüyorum, yalan söylemeyi ve gerçekleri çarpıtmayı alışkanlık haline getirdikleri için utanmadan kulaklarıyla duyduklarını bile inkar edebiliyorlar. Örneğin "Fenerbahçe erkek basketbol takımının bu seneki hedefi Euroleague'de final-four olarak belirlendi" diyenlere hiçbir zaman böyle bir hedef gösterilmediğini, böyle söyleyerek yönetime ve sayın Tanjeviç'e haksız yüklenildiğini söylüyorlar. Tıpkı savunmaya çalıştıkları insanlar gibiler. Şükürler olsun ki gazetelere, arşivlere ulaşmak şu devirde çok kolay. Buyurun

İmza töreninde konuşan Uslu, 2 yıl sonra 12 bin kişilik spor salonlarının olacağını belirterek, “Bu seyirci potansiyelimiz ve genç oyuncularımızla özellikle kendini kanıtlamış Tanjeviç ile beraber, Avrupa'da 3 yıl sonra final oynayacağız” dedi.
Fenerbahçe Ülker'in genç ve yetenekli oyunculara sahip olduğunu ifade eden Tanjeviç, “Bu kulüp şu anda belki de Avrupa'da da en genç ve yetenekli sporcuları bünyesinde barındıran bir kulüp. Takımın her sene biraz daha üst dereceye çıkacağına inanıyorum. Değişik bir bakışla da Avrupa'nın en güçlü takımına sahip olacağımızı söyleyebilirim. Takımdaki oyuncuların büyük bir bölümü genç. Önümüzdeki 2-3 yıl içinde oldukça önemli sorumluluklar alacaklardır” diye konuştu.
Kaynak: Hürriyet

Bu yukarıdaki Aydın Örs'ün kapı dışarı edilmesinin ardından Tanjeviç ile yapılan imza törenindendi, o yüzden ayrı bir yer ayırdım, yoksa aşağıda yapılmışı var, hatırlatmış olalım sadece

Bir 2010 Masalı

Unutmayın, bu sene hedef final four(hatta final).
Devamı ...

15 Ekim 2009

Hücum Seti Olmayan Takım


Basketbol Takimi

Kaldığımız yerden Efes'e kaybetmeye devam ediyoruz. İlk 5-6 dakika çok iyi başlayıp 9-2 öne geçtikten sonra Sinan'ın oyuna girmesiyle Efes momentumu eline geçirdi, Semih'in son derece agresif savunması ve hücumdaki aktifliği sayesinde ilk yarıyı 6 sayıyla önde bitirmeyi başardık. İki senedir alıştığımız bir şekilde üçüncü çeyreğe berbat başladık yaklaşık 4.30 dakika sayı atamadık. Kaya'nın hücum ribauntlarından bulduğu sayılara üst üste iki hücum geriye koşmadan bomboş turnike yememizi Tanjeviç'le beraber izledik.

Tanjeviç'in mola almamasına rağmen maç sürekli başa baş gitti. Rakoceviç'e yaptığımız bolca faullere onlar Ömer ve Semih'e yapılan akıllı faullerle cevap verdiler. Tahmin edileceği gibi son topa kaldı maç ama son topu Efes Rakoçeviç'le değerlendiremeyince uzatmaya gittik. Uzatmada Kerem'in 2 Rakoçeviç'in bir üçlüğüyle maç Efes'e döndü ve Rakoçeviç'in faulleriyle Efes maçı kazandı.

Kazanabilir miydik? Rahatlıkla evet, ama kazansaydık umutlu olur muyduk, kesinlikle hayır. En büyük avantajımız gözüken şeyler bizim yumuşak karnımız. Uzun rotasyonumuz kağıt üzerinde çok iyi, ama Ömer de Semih de yüzde 50'yi bile bulamayan yüzdelerde faul atıyorlar ve böyle atmaya da devam edecekler. İkisinin de potanın yarım metre uzağından bile olsa istikrarlı bir şutları yok. Şutu olan tek uzun Oğuz da zaten süre alamıyor. Kısa rotasyonmuzda kağıt üzerinde çok zengin ama topu eline teslim ettiğimiz Solomon dünyanın en dengesiz, en dağınık oyuncusu; bu maçta yaptığı hataları görünce insan Marcus Green'i bile özlüyor. Fast breakle bitebilecek iki hücumda bomboş pasları veremedi, saçma sapan drive'ler, dengesizce şut denemeleri... Preldziç de son derece dengesiz,şutuna hala güvenmiyor.

Bu seviyelerde, takımlar arasında güç farkı yoksa faul yüzdeleri ve anlık coaching hamleleri o maçı size kaybettiriyor ya da kazandırıyor. Bu uzunların faul problemleri malum, Tanjeviç'in coaching'i de malum... Takım tamamen hücumda kilitleniyor hiç bir şey yapamıyor ve Tanjeviç asla maça müdahale etme gereği duymuyor. Giricek son periyot galiba hiç oynamadı, Kinsey de çok az oynadı. Gerçekten şu takımın herhangi bir hücum seti var mı çok merak ediyorum. 40 dakika boyunca yaptığımız en iyi hücum bir dışarıda iyi top çevirip Greeer'le köşeden bulduğumuz üçlük, bir de Greer'in Ömer e verip smaçla tamamlanan pas. Koskoca maçta aklımızda kalan "vay be bu seti iyi oynuyoruz" denilen başka hücum yok. Kaya'nın Fenerbahçe ile oynanan tüm maçları domine etmesi tesadüf mü acaba? Efes o an sahada herhangi bir miss-match varsa bunu kesin olarak kullanıyor. Thornton, Solomon'la eşleşince biliyoruz ki post-up yapıp potaya gidecek, oysa biz Semih'i Schumpert savunurken içeriye topu geçiremiyoruz.

O sırada sahada müthiş bir fizik üstünlüğümüz olsa bile bunu kullanamıyoruz, biz iki uzunla oynarken bile o an Efes'in tek uzunu olan Kaya maçın yıldızı oluyor. Solomon'un geçen sene gelişine sevinmiştik ama hiç bir üst düzey maçta iyi oynamadı geldiğinden bu yana. Eğer böyle devam ederse hakikaten dramatik bir düşüş olacak kendisi için.
Devamı ...

14 Ekim 2009

İyi Ama Bu Tanjeviç'in Takımı mı?



Basketbol takımımızın, Teknosa kupası maçlarında oynanadığı tüm maçlardan galibiyetle ayrılması dışında geçen yıldan farklı olarak bilinçli ve hızlı hücum eder hali yüzümüzü güldürdü. Ama görünen o ki, bu turnuvadaki takım Tanjeviç'in aklındaki ve kalbindeki takım değil. Kanımca gelecek günler için asıl endişe etmemiz gereken mesele de bu olacaktır.

Geçen yılın ortalarından bu yana takım kadrosunun oluşturulması konusunda yönetim ile Tanjeviç arasında bir gerilim hadi tabir ağır kaçtıysa bir görüş farklılığı olduğu sır değil.

Yabancı oyuncu seçimleri konusunda Tanjeviç'in özellikle geçen yılki tercihleri açısından başarısız olduğu çoğumuzca kabul edilen bir gerçek. Keza Solomon ve sonrasında Lynn Greer transferlerinin Tanjeviç'in planlarında mevcut bulunan işler listesinde olmadığı da hepimizin malumu.

Topu kullanmayı ve özellikle de hücumlarda insiyatifi ele almayı, tempoyu delice arttırmayı bu kadar çok seven bir dolu kısa oyuncuya takım oyununu emanet edecek bir oyun anlayışı Tanjeviç'in kitabında hiç bir zaman yazmamıştır. Ama gelin görün ki, Teknosa kupasında geride kalan 3 maçtaTanjeviç'in kitabında yazan basketbol doğrularıyla hiçte paralel olmayan bir anlayışta; koşa koşa ve kısaların tempoyu hızlandırıp ipleri ellerine almasıyla oyunu domine ederek oynayan bir takım vardı sahada.

Tanjeviç'in son 2 yılda yabancı oyuncu transferleri konusunda doğru ve iyi tercihler yapmadığı ortada ayrıca geçen yıl özellikle Euroleague maçlarında düşük tempolu oyunda disiplinli ve konsantrasyonu yüksek savunmasıyla başarılı olup özellikle kısa oyuncuların kalite eksikliği sebebiyle yüksek tempoda bocalayıp, dağılması, hücumlarda şuursuz ve basiretsiz performansı ortadayken onun yanlış oyuncu seçimlerine müdahale etmek doğru gibi görülebilir. Ama bugünkü tabloda bir gariplik var.

Sahadaki takım belli ki onun takımı değil. Lynn Greer ve Kinsey gibi nefes almadan hızla hücum eden, Solomon gibi ayarı her an bozulabilecek ve Griçek gibi setleri onun üzerine yazmazsanız olmayacak dört top canavarı kısanın olduğu bir kadroya Tanjeviç'in tedrisatını kabul ettirmek zaten güç bir iş.

Zaten Tanjeviç'de muhtemelen Lynn Greer yerine oyuna nefes aldırmayı becerecek daha sakin ve topu daha fazla paylaşacak bir guard tercih ederdi.

Ama elbette Fenerbahçe'nin mevcut potansiyeli ve hedefleri doğrultusunda değerlendirildiğinde ''ölçü'' kabul edilebilecek maçlar değildi Teknosa kupasında oynananlar.

Bir kere oynanan 3 karşılaşmada da rakiplerin pota altı gücü bizim takımınkiyle kıyaslanınca hem fizik hem de kalite açısından hayli zayıftı.

Bir tek Banvit'in pota altı gücünün kuvvetinden bahsedilebilir ama onlarla oynanan maçta da Lance Williams kadroda yer almayınca pota altı gücü olarak çok düşük kalibreli takımlara karşı mücadele edildi.

Daha çok kısa oyuncuların kendi oyunlarını oynadıkları, hücumda Tanjeviç'in istediği türden yardımlaşmaların, özellikle uzunların aktif olarak katıldığı 2'li 3'lü oyunların yerine kısaların hızlı ve delici ve bireysel oyunlarının sergilendiği maçlar oynandı.

Bu tip maçlarda göze batmayan bir sorundur bu ama özellikle Euroleague maçlarında bu kadarçok kısaların temposuna ve bireysel oyunlarına güvenerek hücum planlarını yapan bir takımın o sert ve konsantrasyonu üst düzeyde savunmalar karşısında pek fazla başarılı olma şansı olmayacaktır.

Zaten uzunların fonksiyonunu savunma ve ribaunt gücü olarak sınırlayıp, hücumda onları atıl duruma atan bir anlayış Tanjeviç'in basketbol felsefesine asla sığmaz ama mesele kendisinin tercih etmediği çok da belli olan bu kadroya kendi tedrisatını benimsetip benimsetemeyeceği ile ilgilidir.

Basketbol takımımız için sezonun en kritik sorusu da şu anda bu gibi durmaktadır.
Devamı ...

14 Temmuz 2009

Olmayan Transfer Listemiz ve Tanjeviç


tanjevic

Malum gazetelerin kadrolu haberlerindendir yeni sezon öncesi hoca yönetime transfer listesi verir. Tanjeviç bu sene bizim yönetime kalbi kadar temiz bomboş bir A4 kağıt vermiş olacak ki bu sene basketbol şubemiz kepenkleri indirmiş durumda. Allah ne verdiyse oynuyoruz işte niye transfer yapalım ki düşüncesiyle bırakın transferi transfer dedikodusu bile yapılmıyor bayan ve erkek takımı için de. Yurtiçinde takımlar yavaş yavaş kadrolarını oluştururken Euroleague takımları uçanı kaçanı toplarken bizde ses seda yok.

Takıma dair aldığımız tek hayırlı haber Gricek 'in ameliyat olması, kulüp resmi sitesinde ameliyat olduğunun belirtilip 2 ay sonra antrenmanlara başlayabileceği açıklandığına göre Gricek seneye de kalıcı gözüküyor.İki şüphe parantez açalım burada ; bu adam neredeyse 3 aydır zaten maç oynamıyordu niye bu ameliyat üç ay önce yapılmadı, ikinci soru Gricek'in sakatlığının nüksedip etmeyeceği. Gricek konusunda zerre kadar umudum yok seneye de hiç bir faydasını görmeden bol bol sakatlık haberlerini okuyacağız kendisinin. Gricek şu maçta şu kadar sayı şu kadar asistle oynadı yerine, bu senenin tümünde olduğu gibi Gricek bu maçta riske edilmedi haberleri okuyacağız. Nasıl bir transferse hiç bir maç risk edilmeyerek sezonu tamamlamak herkese nasip olmasa gerek.

Takımın eksiklerini sokakta bir çocuğu çevirsek zaten sayar, Solomon'la zamanı paylaşabilecek, onun tutkulu oyununa akıl boyutu katabilecek bir guard, rakip dört numaraları iyi savunabilecek ayakları çabuk bir uzun bir de skor potansiyeli fazla olan 2 ve 3 numara oynayabilen bir oyuncu. Şimdi elimizde böyle bir eksik tablosu varken her şey dört dörtlükmüş gibi, oyun kurucularımızın saçma tercihleri yüzünden şampiyonluk kaybedilmemiş gibi, Schumpert'i Semih'le muazzam savunabilmişiz gibi ve Marcus Green zaten dünyanın en akıllı guardıymış gibi eylemsiz kalınması anlaşılabilir gibi bir şey değil.

Ülker'in salon maliyeti arttığı için bu sene transfere pek para harcamayacağı konuşuluyor ama pek para yerine hiç para harcamayacağı anlaşılıyor. Taraftar da çoktan tesisleşme fetişizmine teslim olmuş salon olacaksa transfer de olmayıversin bu sene ne yapalım kalenderliğine bürünmüş durumda. Hem salonu inşa edip hem anlamlı bir iki takviye ile iddialı bir Euroleague takımı olmak sanki çok zormuş gibi bizden ikisinden birini tercih etmemiz isteniyor. İkisini de istiyoruz biz obur taraftarlar olarak iki senedir doğru düzgün başabaş bile oynayamadığımız Barcelena, Siena ayarındaki takımlarla kafa kafaya oynayabilen bir takım görmek istemek çok da hayalci bir şey olmasa gerek.

Aslında hiç bir transfer olmasa bile eğer dedikodular doğru çıksa ve Tanjeviç bavullarını toplayıp her yolun Roma'ya çıktığını gösterseydi müthiş bir sinerji yakalanacaktı yeni sezon öncesinde. Koç olarak kim gelirse gelsin (Halil Üner hariç) bu takımın gösterdiği performansın üzerine çıkacağından eminim. Oyuncular kişisel olarak Tanjeviç'i seviyor mu sevmiyor mu bilemem ama Tanjeviç'in basketbol zekasına özellikle final serisinden sonra hiç bir oyuncunun inandığını düşünmüyorum. Avrupa Şampiyonasında olası bir hüsrandan sonra Tanjeviçe zaten sıfır olan güven eksilere inecektir büyük ihtimalle. Eğer Tanjeviç maçlara Fatih Solak'la başlar, Ersan'ı verimli olduğu dört numarada değil üç numaraya çekmeye devam eder ve her top hücumda Hidayet'in elinde patlarsa Oğuz'u yine havlu sallayan bir pozisyonda kullanmaya devam ederse ve tüm bunların doğal sonucu olarak Milli Takım berbat bir sonuçla Polonya'dan dönerse kimse Tanjeviç'in otoritesini artık ciddiye almayacaktır. Basketbol federasyonu en yetenekli kuşağı Tanjeviç'in eline verip nasıl bir basketbol katliamının müsebbibi olmuşsa bizde 50 yılda bir gelebilecek uzun rotasyonumuzu Tanjeviç'e havale ederek başımıza taşlara vurmaya bir sene daha devam edeceğiz.

Transfer yok teknik ekip aynı ve bizi yine 1000 kişiye oynanan Euroleague maçları bekliyor.
Devamı ...

12 Mart 2009

Siena Maçı ve Tanjevic


bogdan tanjevic

Siena maçının hiçbir önemi yoktu kazanmak ya da kabetmek sayısal olarak bir değer ifade etmiyordu ama bu gazozuna maçı bile koçluk açısından tartışmalı hale getiren Tanjeviç’i tebrik etmek lazım. Vidmar ‘ın büyük bölümünü oynadığı ilk periyodun skoru 23-14 siena lehine. Vidmar ın tamamını oynadığı son periyot skoru ise 16-5. 17 dakika süre almış ve 5 top kaybı yapmış Vidmar. Maçı izleyenler bomboş durumda atamadığı sayıları vermediği pasları , yere vurduğu anda çaldırdığı topları falan çıldırarak izlemişlerdir ama Vidmar’ın artık zihinsel olarak da bittiğinin en güzel kanıtı son periyottaki sahneydi. Sato’nun 5 faul almasıyla Siena’nın uzunu kalmamış, o sırada 4 kısayla oynuyorlar. Vidmar potaya bir metre mesafede arkasında kendisinin yarısına gelen bir adamla başbaşa üstelik o da arkasından çekilmeye hazır. 2.10 luk bir oyuncu o pozisyonda arkasını dönüp smaç yapar, Vidmar potaya bile bakmadan topu o sırada boş da olmayan üçlük çizgisi dışındaki Mrsiç’e çıkarıyor. Mrsiç de el üstünden üçlük kullanıyor. Tanjeviç’in Vidmar’ı kazanma ısrarı hakikaten komik bu adamın oynadığı her süre Oğuz’un Semih’in, Ömer Aşık’ın hatta Enes Kanter’in süresinden çalınıyor.

Son periyot maç tamamen bize dönmüş Siena maçı bırakmak üzereyken koskoca on dakika boyunca 5 sayı atabilen bir takımı kenardan izledi Tanjeviç. 20 top kaybı yapılırken o çok sevdiği oyun kurucusu Green’i yanında oturtuyordu. Maçtan sonra normalde maç çok da umurlarında olmayan 20 kişilik bir grup bile artık son periyotta gördüklerine dayanamamış olacaklar ki “Tanjeviç istifa “ diye bağırdılar. Maçı takımı kaybetsin diye uğraşan bir koç ancak böyle bir performans gösterebilir hakikaten tebrikler Tanjeviç’e. Türk basketbolunun yetiştirdiği en başarılı kuşağı(79 kuşağı) heba eden ve şimdi de 87-88 kuşağını heba etmekle meşgul büyük koça saygılarımızı sunuyoruz. Tanjeviç hakikaten Türk basketbolunun başına gelmiş en kötü şey.

VOLEYBOL NOTU
Dün bayan takımımız Galatasaray’ı 3-1 yendi. Kendilerine geçen haftaki Karşıyaka mağlubiyeti nedeniyle kızgın olsam da tebrik ediyorum , umarım İtalya’dan CEV CUP’ alıp dönerler final –four’da.

REZALET NOTU
Geçen haftadan itibaren Fenerbahçe Bayan Basketbol Takımı maçlarını Caferağa’da değil Pamukspor tesislerinde oynuyor. Yüksek Seçim Kurulu seçim sonrasına kadar Caferağa’ya el koymuş. Her 30 saniyede bir nemlenen ve kurulanmak zorunda kalan bir salonda olası bir sakatlıkta vicdanı sızlayacak mı acaba Y.S.K’nın. Koskoca Kadıköy’e doğru düzgün bir salon yapamayan belediye zihniyetini de halkın sürekli şaşan sağduyusuna emanet ediyoruz
Devamı ...

21 Nisan 2008

Playoff Öncesi Basketbol Takımı


tanjevic imza

Basketbol tuhaf bir oyundur, oyuna bazen kazanma tutkunuzu, bazen yüreğinizi, bazen aklınızı diğerlerinden bir parça daha öne çıkararak vermek durumunda kalırsınız. Kora kor mücadelenin gerektiği bir yerde saf akılla oynarsınız, aklın gerektirdiği yerde ortaya tutku koyarsanız sonuç genelde iyi olmayacaktır.

Bu sene Fenerbahçe'nin basketbol felsefesini aslında tam da bu neyin ne zaman ortaya koyulacağının bilinmemesi olarak yorumlayabiliriz. Geçen sene de takımda basketbol aklı olarak bir eksiklik göze çarpıyordu, hatta İstanbul'daki Telekom maçında yabancı sınırına takılan Basden'in oynamamasıyla bu akıl boyutu çok öne çıkmış, sahaya akıl koymak gerektiğinde bu işi en iyi yapan Haluk maçın momentumunu çevirmişti. Geçen yıl bu eksikliği tecrübeyle bir nebze kapatabiliyorduk ama bu yıl takımın çok daha genç olması ve Solomon'un tutkulu liderliğinin çok daha dominant haline gelmesiyle artık basketbol aklı eksikliği iyice hissediliyor. Solomon'un kazanma tutkusu bize maç kazandırırken aynı oyuncunun basketbol aklının tutkusuna yenik düştüğü durumlar maç kaybettiriyor. Genç bir takımsanız, oyun lideriniz müthiş bir yüreğe ama o kadar da kontrol edilemeyen bir basketbol aklına sahipse coach olarak sahada eksik kalan boyutu siz tamamlayacaksınız. Tanjeviç'in bu anlamda yaptığı ise hiç bir şey. Oyuna tercihleriyle stratejileriyle etki ettiği tek maç bu sene deplasmandaki Aris maçı, aksine iyi giden oyunun ritmini müdahaleleriyle kestiği bir çok maç var.

Basketbol aklı açısından ligdeki diğer tüm favorilerinden daha geri, kadro olarak tüm rakiplerinden daha iyi durumda olan bu takımın bu seneyi nerde bitireceği tutku ile akıl arasındaki ezeli rekabette hangisinin daha olmazsa olmaz olduğunu gösterecek. Takımı, yönetimin tercihlerini 2010 fetişizmini yeterince eleştirdik. "Eleştirmek de sevdaya dahil çünkü eleştirenler hala sevgili" diyerekten birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde (şair burada playoff takvimini kastediyor) takımı yalnız bırakmayalım. Seyirci de bu tutkunun parçası ve tüylerimizin diken diken olduğu geçen yılki şampiyonluktan sonra kupayı Damir'in ellerinde bir kez daha görmek için takıma ve Tanjeviç'e zihin açıklığı diliyor kendilerine playoff maçlarına giderken maksimum zeka açıcı şeker, çikolata okunmuş pirinç (normal pirinç fiyatlarındaki artış okunmuş pirinç fiyatlarını da arttırdı, maliyeti yüksek biraz tabii) falan yemelerini diliyorum.
Devamı ...