9 Kasım 2009
Tanjeviç İstifa
Aslında insanın canı maça dair bir şey yazmak istemiyor. Bir takım rakibine sürekli aynı şekilde kaç kez yenilebilirin cevabını Tanjeviç zaten vermeye devam ediyor. Maçı kazanacağımıza dair en ufak bir umudum yoktu. Geçen yıl yarı sahadan top getirme konusunda Solomon ve Green’e baskı yapıp seriyi döndüren Efes bu kez top getirme konusunda onlardan çok daha sıkıntılı olan Greer ve Mrsiç’e baskı yaptı, oyunun momemtumu Sinan ne zaman sahadaysa Efes’e geçti ve sonunda 2 yıldır dört numara pozisyonunda kim oynarsa career high maçı oynatan Fenerbahçe savunması bu maçlık Nachbar’ı yıldız yaparak maçı verdi. Ergin Ataman artık bu dört kısalı düzeni bir taktik olarak kullanmıyor son iki üç maçtır maçların büyük kısmını böyle oynuyor. Bu sistemin bütün Fener maçlarında tutması Efes’e Euroleague’de çok pahalıya mal olacak. Eşleşme sonunda uzun kalan her takımın uzunu Ömer Aşık gibi faul atmadığından ya da Semih gibi sadece smaç yapabilen bir oyuncudan ziayade şutu olan bir dört numara miss-match yaratacağından -ki yaratacaktır- Euroleague’de Efes yine kendini Top 16 dışında bulabilir.
Nedim Karakaş’ın açıklamalarından anlıyoruz ki transfer yapılmayacakmış Solomon’un gidişinden sonra. Greer ve Mrsiç’le bir numara pozisyonunu idare edebileceğini sanıyorsa Tanjeviç, Barcelona deplasmanında Rubio-Mrsiç eşleşmesini bir görsün bakalım neler olacak. Takımı oynatmaya değil kendilerine hazırlanmış pozisyonları bitirmeye alışmış iki şutör guarddan oyunu kurmasını ve arkadaşlarını oynatmasını beklemek ancak Tanjeviç’e yakışacak bir planlama. Semih’i üç numara Emir’i bir numara oynatma fantezileri olmuş bir adam için gerçi mütevazi bir istek.
Taktik-teknikten ziyade sahada görülen bir durum var aslında, oyuncunun koçla ilişkisi bir şekilde parkeye yansıyor. Fenerbahçeli hiçbir oyuncunun Tanjeviç’i sevmediği zaten benche giderkenki hallerinden tavırlarından belli. Belki atmosfer ya da seyirci eksikliğinden de kaynaklanıyor ama oyuncular artık koçu kafalarında bitirmişler.
Dün son çeyrekte başa baş giden maçta 15 sayı farka doğru giderken bir tek mola almayan bir adama hangi oyuncu saygı duyar ki? Takımın eksikleri iki senedir belliyken hala o eksiklikleri tamamlamayan üstüne üstlük daha çok eksik yaratan bir koça niye güvensinler ki? 20 milyon dolarlık takımın oyun kurucusu yok. Oyun çizip şut atabileceğiniz iki adam var, ikisi de bir numara pozisyonunda, bir buçuk senedir düzelmesi beklenen Giricek tamamen bitmiş durumda, uzunlarınızın faul yüzdesi yüzde 30, dört numaranız yok. Şimdi 2010'u planlıyoruz diye palavra atanların şu manzara karşısında ne yapmalarını bekleriz acaba?
Eğer Aziz Yıldırım bir diktatör ve Mahmut Uslu da dibek dövücünün hınk deyicisi olmasaydı makul, aklı selim sahibi insanlar olsaydı şu durumda çıkıp Tanjeviç’in derhal istifasını ister ve Aydın Örs’den de kamuoyu önünde özür dileyip takıma geçmesini rica ederlerdi. Ancak biliyoruz ki diktatörler ve yol arkadaşlarını diğer insanlardan ayıran şey özür dilememeleridir.
20 senedir pek çok sorumsuz yönetici, iş bilmez antrenör, gamsız futbolcu sorunlu basketbolcu, disiplinsiz voleybolcu görmüş zaman zaman her taraftar gibi aşk-nefret çizgisinin sınırlarında dolaşmış birisi olarak Fenerbahçe tarihinde Fenerbahçe taraftarının Tanjeviç kadar içine sindiremediği bir adam tanımıyorum. Ekranda gördüğümde bile tansiyonum yükseliyor. Federasyonla hangi kirli ilişkilerin sonucunda yerinde kalabiliyor, yönetimle anlaşmasında gizli maddeler mi var bilmiyorum ama Türk basketbolunun başına gelen en kötü şeyden bir türlü kurtulamıyoruz.
Şimdi Tanjeviç’in kariyeri yok şöyle yok böyle diyen adamlara da baştan söyleyeyim. 20 yıl önce iyi bir avukatınız var. Şirketinize dava kazandırıyor, onun sayesinde hukuki bir sorun yaşamıyorsunuz falan bu adam 20 sene sonra sürekli dava kaybetmeye başlıyor medeni kanun değişiyor borçlar kanunu değişiyor hayat değişiyor ama sizin avukatınız 20 sene önceki hukuk kurallarıyla savunma yaptığı için kendi doğrularını ayet gibi algıladığı için bir süre sonra bütün davalarda tazminata mahkum olmaya başlıyorsunuz. 20 sene önce çok iyi avukattı diye o adama tahammül edebilir misiniz? 20 sene önce iyi avukattı diye çalışanlarınızdan ona güvenmesini bekleyebilir misiniz Allah aşkına. Tanjeviç’in kariyerine kimsenin bir şey dediği yok. Türk basketbol tarihinin gelmiş geçmiş en iyi kuşağına 5 senedir Dünya 6.lığı dışında somut hiçbir şey verememiş, sorun yaşamadığı adam, küfür edip azarlamadığı oyuncu kalmayan bir adama hala 20 sene önce iyi koçtu demek ayıptır.
Fenerbahçe’nin çok ciddi sorunları var basketbol aklı olarak hiç de iyi planlanmamış bir kadrosu var, ama Tanjeviç bu takımdan giderse bu takım koçsuz çalışsa bile bundan daha iyi olacak. Zaten hücum seti çizmeyen, çizmediğini utanmadan açık seçik de söyleyebilen, dört kısalı Efes’e alan savunması deneyen, Rakoçeviç’i savunmada Mrsiç’le tutabilen bir adamdan bahsediyoruz. Siena maçına 10.000 kişi gidip maçla falan ilgilenmeyip sadece “Tanjeviç istifa” diye bağıran bir taraftar olabilse ne Tanjeviç ne Uslu kalacak bu camiada ama taraftar dediğin R.Carlos’u karşılamaya, Mehmet Topuz’un imza törenine falan gider değil mi ne işi olur basketbolla?
Devamı ...
8 Kasım 2009
6 Saniye Dengesizliği
Aşağıdaki yazıya yorum yazarken bir anda aklıma bu 6 saniye kuralının saçmalığı geldi. Önceki kural 4 adım kuralıydı, sonra 1990'ların sonuna doğru 6 saniye kuralına çevrildi. Amaç tabii ki kalecinin topla süresiz saniye bekleyip zaman öldürmesini engellemek. Yalnız birçok açıdan sakıncalı. Birincisi bu süreyi tutmak pratik olarak zor, o yüzden 6 saniye kuralı uygulanmıyor. Uygulandığı durumlar 15 saniyeye yakın elde tutma durumlarında geçerli. Hâl böyle olunca yine bir kural konmuş ve kesin bir süre sınırı olmasına rağmen hakeme kafasına göre takılması söylenmiş. Yani bu kural maçların % 99'unda uygulanmıyor, fakat bir gün hakemin birisi topu 7 saniye tutan kaleciye en direkt vuruş çalarsa kimse itiraz edemez, kural bu. Bir dengesizlik doğuruyor.
Bu dengesizliğin sebebi öncelikle 6 saniyenin kendisi. 6 saniye oyuncuların sahaya yerleşip pas alacak konuma geçmeleri için yeterli değil, o yüzden sıklıkla ihlal ediliyor bu kural. Bir kural bu kadar çok ihlal edilirse uygulanması imkansız oluyor zaten.
İkinci sakınca cezanın ağırlığı. Kalecinin takım arkadaşından pas aldığında eline alması çift vuruş çünkü rakibin alacağı bir topu engelleyip gol şansını öldürüyor. Fakat topu 6 saniyeden uzun elde tutmanın cezası da aynı. İki eylemin sonuçları arasında fark var. 6 saniye ihlalinde ceza alanı içinden çift vuruşla cezalandırma sahanın neresinde yapılırsa yapılsın faulleri penaltıyla cezalandırmakla denk. Kaleci aut atışını ya da ofsaytı kullanmayı geciktirirse hakemden uyarı alıyor, bazen kart görüyor. Diğer yandan aynı amaca hizmet eden topu elden çıkarmama eylemini gerçekleştirince çok ağır bir ceza veriliyor. Burada suç ve ceza da oransız. Bu durumda da tıpkı aut kullanmayı geciktiren kaleci gibi uyarı ve sarı kart uygulaması olabilir, top rakibe verilmeli deniyorsa ceza alanı ön çizgisi hizasından taç atışıyla başlanabilir.
Bu kural değişmeli. Öncelikle süre 10 saniyeye çekilmeli, sonra da cezası değişmeli. Şu anda sürekli ihlal edilen, uygulaması zor ve cezası çok ağır bir kural bu.
Devamı ...
7 Kasım 2009
Enteresan
Devamı ...
6 Kasım 2009
Fenerbahçe 3 - Steaua Bükreş 1
EL 05/11/2009
Fenerbahçe Kadıköy’ de ağırladığı Steaua Bükreş’ i Andre Santos, Bilica’ nın golleri, Alex’ in sambası ile 3-1 yendi. Konuk ekibin tek golünde Kapetenos’ un adı vardı.
PAPAZIN ÇAYIRI: Daum’ un Avrupayla işim olmaz tadındaki açıklamaları ve grubun ilk maçında Kadıköyde Twente’ ye karşı alınan yenilgi bu yıl ilki düzenlenen Avrupa Liginden umutlu olmamak için yeterli sebeplerdi. Ardından üstüste alınan iki deplasman galibiyeti ile grup liderliği ele geçirilmiş ve biz çubuklu sevdalıları ‘önümüzdeki maçlar’ a umutla bakar olmuştuk. Bu galibiyet ile bir üst tur ‘futbol oyun kuralları içinde' garantilense de dikkatli bakın; matematik bir köşede hınzırca gülümsüyor.
Oyuna ‘top benim’ diyerek başladı Fenerbahçe ve kötü bir ev sahibi olarak ilk dakikalarda rakibine topla oynama fırsatı bile vermedi. Yine de gol olabilirdi dediğimiz ilk atak için beklemek zorunda kaldık.
6’ da Gökhan Gönül ceza alanındaki Kazım' ı gördü, o dışarı çıkardı ama Mehmet Topuz' un vuruşu farklı şekilde auta çıktı.
12’ de Steaua Bükreş tehlikeli geldi: Sağ taraftan Tanese' nin ortasında top Lugano' dan sekti Kapetonos yatarak voleyi vurdu ama top direğin üstünden auta çıktı.
13’ te Alex nefis bir ara pas bıraktı Andre Santos’ un önüne. Andres Santos kaleciyle karşı karşıya kaldı, ancak Zapata erken davranarak topa hakim oldu.
15’ te Lugano Kazım' a uzun bir pas attı, Kazım da topu Andre Santos' un önüne bıraktı, şık çalımlarla üç kişiyi geçip ceza alanına giren Brezilyalı önünün kapanmasına izin vermeden sol ayağının dışıyla uzak kale direği dibini gördü: 1-0
18’ de Steaua presinde top Volkan' a geldi yatarak almak istediği topu elinden kaçırınca top ceza alanını dışına çıktı ama şanslıydı; top rakip oyuncu yerine kendi önünde kalınca ayağa kalkıp topu uzaklaştırdı.
Fenerbahçe tarihine yakışmayan ve sahadaki oyuncuların yapısına uymayan bir biçimde oyunu tutmaya çalışıyor. Eğer Daum’ un yapmak istediği buysa bir tavsiyemiz olacak: golün dakikasına bakmaksızın üç oyuncu değişikliğini de kullansın: Andre Santos, Mehmet Topuz, Kazım çıksın, Selçuk, Vederson ve Deniz girsin.
25’ te Emre presle topu kaptı Mehmet Topuz' a aktardı, onun vuruşunu kaleci güçlükle çeldi. Emre cezaalanı dışından tamamlamak istedi ama Steua Bükreş defansından Ghionea çizgi üzerinden kafayla uzaklaştırdı.
30’ da Fenerbahçe atağa çıkarken Andre Santos' un hatalı pasını kapan Nicolita cezaalanı dışından vurdu ama top farklı şekilde auta çıktı.
36’ da Kapetanos Nicolita’ ya uzun bir pas attı. Bu oyuncunun bomboş durumdaki vuruşunda top üstten auta gitti.
37’ de Daum’ un ‘top tutma dersleri’ ısrarının sonucunu gördük bir defa daha. Dakikalardır topla daha çok oynayan, geriye yaslanan Fenerbahçe defansının boş bıraktığı alanda cirit atan Steaua Bükreşli oyuncular bu defa sağdan geldi. Nicolita ortaladı, Bilica’ nın ıskaladığı topa hemen arkasında biten Kapetanos ayak koyarak beraberlik golünü filelere yolladı: 1-1
43’ te Andre Santos’ un Szkely'ye hareketi hem gereksiz hem de tehlikeliydi. Hatta Emre posizyon sonrasında ‘ne gerek var böyle atraksiyonlara, elini koysan yeterdi’ bile dedi. Avusturyalı hakem de sarı kart göstererek bu hikayeye katıldı.
İlk yarı 1-1 beraberlikle sona erdi.
48’ de Cristian’ ın pasında hareketlenen Andre Santos, ceza alanına girerken Marin'in müdahalesiyle yerde kaldı ama hakem devam dedi. Buna itiraz edemeyiz, çünkü buna faul diyecek bir hakem attığımız gole de çok rahat faul derdi. Hatta Kayserispor’ un penaltısı hakedilmiş bir penaltı olurdu.
51’ de keşke sol taraf olsaydı ve Alex penaltı noktasına sert bir orta yollasaydı dediğimiz bir pozisyonda Kazım'a yapılan faulü Alex sağ taraftan kullandı, bel hizasından ceza alanına gönderdiği topa Bilica uçarak kafayı vurdu ve takımını bir kez daha öne geçirdi: 2-1
53’ te Alex’ten samba: kendi yarı sahasında aldığı topla bir kaç hareket yaptı ve ben ‘sanırım bu samba olmalı’ diye düşündüm. Bunun bir de golle biteni varmış, henüz bilmiyordum.
54’ de Kazım ‘coca cola kid’ olup Alex’ ten rol çalmak istedi: Gökhan'ın pasıyla ceza alanına giren Kazım rakibini nefis geçti, sıfıra kadar inip ortasını yaptı ama Zapata boy ve el avantajını kullanarak Alex' in üzerinden topa sahip oldu.
55’ te Kapetanos' un ara pasıyla Szkely solda topla buluştu ve Roberto Carlos' u geçti ama kötü vurdu.
63’ te Tanese çıktı yerine Karpatların Yattarası D. Moreno girdi.
65’ te rakibinin kazandığı serbest atışı kullanmasını geciktiren Mehmet Topuz sarı kart gördü.
66’ da Szekely'nin yerine Surdu oyuna dahil oldu.
67’ de Fenerbahçe için bir defa daha samba zamanıydı. Alex kendi yarı sahasından aldığı topla bir kaç Steaua Bükreşli oyuncuyu geçti ve ceza yayının önünde iyi vurdu:3-1
Bu sambaya ellerinden geldiğince eşlik eden, Alex’ i seyretmeyi tercih eden Steaualı oyunculara ayrıca teşekkürü bir borç bilirim.
69’ da Kazım hakemin İngilizce bildiğini unutup itirazlarını arttırınca sarı kart gördü.
70’ de Fenerbahçe de iki oyuncu değişikliği birden: Kazım ve Emre oyundan çıkarken Özer Hurmacı ve Güiza oyunda.
72’ de Alex bu kez inanılmaz bir gol kaçırdı. Cristian’ın pasıyla ceza alanına giren kaptan, bomboş iki arkadaşı varken kalecinin üzerinden aşırdı top az farkla auta çıktı. Sanırım burada suçu Şükrü Saraçoğlu’ nun bir türlü düzelmeyen zemininde aramak daha mantıklı olur.
73’ te Steaua Bükreş'te Bicfalvi'nin yerine Golanski oyuna girdi.
Oyun artık bitmiş gibi. İki takım oyuncuları da kalan süreyi tüketmeye oynuyor artık.
77’ de Karpatların Yattarası Dayre Moreno cezaalanı dışından çok kötü vurdu.
79’ da Özer Hurmacı Güiza’ ya mükemmel bir pas attı ancak yardımcı hakem ofsayt bayrağını kaldırdı; değildi.
82’ de durup duruken heyecan yaşadık. Nicolita sağdan ortaladı, uyku ile uyanıklık arasında bir yerlerden dünyaya dönen Volkan elini şöyle bir uzattı, Roberto Carlos seyretti ama top auta çıktı.
84’ te Mehmet Topuz' un sağdan ortasını Alex göğsüyle indirdi Güiza' nın rövaşatası kaleciden döndü yardımcı hakemde bu güzel ana ofsayt bayrağı ile dahil oldu. Olsun en azından seyretmesi zevkliydi.
85’ te Alex alkışlar arasında yerini Selçuk' a bıraktı.
Maç bitti: 3-1
FENERBAHÇE-STEAUA BÜKREŞ: 3-1
Hakemler: Thomas Einwaller, Roland Heim, Norbert Schwab (Avusturya)
Fenerbahçe: Volkan, Gökhan, Bilica, Lugano, Roberto Carlos, Mehmet, Cristian, Emre (70 Özer), Andre Santos, Alex (85 Selçuk), Kazım (70 Güiza)
Steaua Bükreş: Zapata, Marin, Baciu, Ghionea, Rada, Szekely (66 Surdu), Toja, Bicfalvi (72 Golanski), Nicolita, Tanase (63 Moreno), Kapetanos
Goller: Andre Santos (15), Bilica (51), Alex (67) / Kapetanos (38)
Sarı Kartlar: Andre Santos, Mehmet Topuz , Kazım
Devamı ...
5 Kasım 2009
100 Kişiye Euroleague Maçı Oynamak
Maç için televizyonu açtığımda benchin arkasındaki bölümde on, on beş kişiyi görünce Tanjeviç'in rotasyonu abartıp 30 kişilik bir takımla rotasyon yapacağını düşünmüştüm, meğer 20 kişi seyirciymiş. Türkiye’de bir basketbol kültürünün, bir basketbol geleneğinin olmadığı doğru. Fenerbahçe taraftarının takıma koça ve basketbol yönetimine dair kuşkuları, sevgisizliği malum, Abdi İpekçi’nin ulaşım problemi de biliniyor ama yine de bir Euroleague maçına 100 kişi gelmesine bu mazeretlerin hiç birisi neden olamaz. Oyunun kendisine saygısızlık bu. Ben Euroleague yönetimi olsam Fenerbahçe’nin Euroleague’de yer almasına ciddi ciddi şüpheyle bakardım, siz NBA’den sonra en önemli basketbol organizasyonu olacaksınız ama Avrupa’nın en kalabalık metropollerinden birinde 100 kişiye maç oynamayı kabul edeceksiniz.
Gelelim maça insanın böyle atmosfersiz salonda inlerle cinlerin fast break yaptığı bir ortamda maç oynaması da seyretmesi de acayip keyifsiz oluyor. Bir de seyrettiğiniz takımlar açık ara Euroleague’in en kötü üç-dört takımından ikisi olunca insanın basketboldan soğumaması olanaksız. Maça çoğu zaman olduğu gibi felaket başladık. Dış alan savunmacılarımız her driplingi seyrettiler. Uzunlar da sertlik gösteremeyince birden Cibona hiç de beklemediği şekilde kendisini önde buldu. İkinci periyot Mrsiç ve Giricek’in hücumdaki durağanlığı bir nebze gidermesi ve Ömer Aşık etkisiyle skorda üstünlüğü yakaladık ama 8 dakikada yakaladığımız üstünlüğü 1.5 dakikada kaybedince ilk yarı berabere bitti.
Tanjeviç’in Emir’i bir numara oynatmayı sevdiğini, bazen bununla ilgili rüyalar gördüğünü falan biliyoruz, Emir oyun içinde gerçek bir oyun kurucu varken 2 ya da 3 numarada forvet pozisyonundan oyunu okumakta çok daha başarılı ama gerçek bir oyun kurucu yokken ve tüm oyun kurma sorumluluğu ondayken çuvallıyor. Dün bir kez daha gördük, Emir’in oyun kurucu yetenekleri var diye illa bir numara olarak topu getirip 20 saniye topu elinde tutması gerekmediğini Tanjeviç bir gün anlayacak herhalde. Oyun kurucu yeteneği ve zekası olan herkesi bir numara olarak denemeye kalksak Prkaçin ya da Sabonis kariyerleri boyunca 1 numara da oynardı. Şanslıymışlar ki Tanjeviç’in eline düşmediler.
İkinci yarı ulaşılabilir farklarla önde olmayı sürdürdük, zaman zaman iyi savunma yaptık, zaman zaman saçma sapan hatalar. Ömer Onan'la Oğuz efektif oynadılar. Sonlara doğru 10 sayınını üzerine çıksa da fark bir şekilde 5'e kadar düştü bizim gayriciddiliğimiz yüzünden. İlginç sahne Tanjeviç’in sinirlenip sahaya fırlattığı su şişesinden dökülen suya basan Greer’in yere düşmesiydi son anlarda. Güler misin ağlar mısın? Kötü bir koçun oyun dışında da takıma nasıl olumsuz etki yaptığının ilginç bir göstergesi olarak da ibretlik bir enstantaneydi.
Bu takımın Euroleague’de maç kazanması çok zor. Siena ve Barcelona maçlarında komik durumlara düşeceğiz muhtemelen. Herkes bir şekilde hücumu eleştiriyor ama geçtiğimiz üç seneyle kıyaslanmayacak ölçüde kötü savunma yapıyoruz. Oyunda Greer, Gricek ya da Preldziç’ten bir tanesinin bile olduğu durumlarda dış alan savunmamız feci aksıyor. 2 haftadır öyle ya da böyle Euroleague’de kazanıyoruz ama iki haftadır da kazandığımıza zerre kadar sevinemiyorum. Ne olacak bu takımın hali sorusu Abdi İpekçi’nin boş koltuklarında yankılanan hayalet bir soru olarak hâlâ kafalarda. Devamı ...
4 Kasım 2009
Okuyucusuyla Açıkça Dalga Geçen Bir Gazete
Atılan komik başlıklar, yalan haberler, yanlış anlaşılma üzerine yapılan karalamaları çok gördük. Türkiye'de basının hiçbir organı düzgün işlemiyor. Yalnız bu Habertürk'ü ayrı bir yere koymak lazım. Televizyonuyla, gazetesiyle, internet sitesiyle Türk halkının zekasına en büyük küfürdür Habertürk. Yıllarca yaptıkları saçmalıkların sonu gelmedi, gelmeyecek. Girip bakıyoruz "Daum: 1 puan başarı olur" diye bir haber var. Bir de üzerine haber metninin daha ilk paragrafında "gruptaki liderliklerini korumak için Steaua Bükreş karşısında kazanmak istediklerini söyledi" yazmışlar. Metnin tamamını okuyoruz, Daum'un beraberlik istediğine dair en ufak bir iması bile yok. Kendi yazdıkları haberi okumadan başlık atan insanlar var, inanılmaz. Alışık olduğumuz üzere bu haberi de yok ederler yakında, o yüzden başlığıyla beraber kopyalıyorum.
"1 puan başarı olur"
Daum, Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı'nda gerçekleştirilen basın toplantısında, gruptaki liderliklerini korumak için Steaua Bükreş karşısında kazanmak istediklerini söyledi.
Steaua Bükreş Teknik Direktörü Mihai Stoichita'nın, ''UEFA Avrupa Ligi'nde ümidimiz yok, yerel lige döndük'' şeklinde ifadeler kullandığı hatırlatılan ve bu açıklamanın bir taktik olup olmayacağı sorulan Daum, ''Herkes düşündüğünü söyleyebilir, hür bir ülkedeyiz. Steaua Bükreş buradan 3 puanla ayrılırsa, her takım için her şey değişecek. Gerçekten çok dar bir grup. Hayatımda hiçbir takımdan hediye almadım'' karşılığını verdi.
Kendilerini zor bir maçın beklediğini ifade eden Alman çalıştırıcı, ''Hem Steaua Bükreş, hem de Fenerbahçe için zor bir maç. İki kulüp de hem kendileri, hem ülkeleri için, Avrupa'da alacağı puanlar için mücadele ediyor. Puan cetveline baktığınız zaman iki ekip için ne kadar önemli bir mücadele olduğunu görürsünüz'' şeklinde konuştu.
İstanbul'da alınacak bir galibiyetin, Rumen ekip için çok büyük bir başarı olabileceğini kaydeden Daum, ''Buraya onun için gelmişler. Galibiyet için sahaya çıkacaklar. Bu onlar için başarı olur. Buna tüm camianın hazır olması gerekir. Biz de en iyi şekilde bu maça hazır olacağız'' dedi.
Fenerbahçe Teknik Direktörü, rakip takımdaki her oyuncunun, yarınki maçta kendileri için sorun yaratabileceğini belirterek, şöyle konuştu:
''Her futbolcuları bize sorun yaratabilir. Bunu ilk maçta gördük. Mükemmel kurtarışlar yapan bir kalecileri var. Çok pozisyona giren bir takım gördük. Nikolita her zaman konuşulan bir isim. Birçok futbolcuları iyi, bunu biliyoruz. Kaliteli ve değerli hocaları var. Bizi gerçekten zor bir durum bekliyor. Kazanmak için her şeyi ortaya koyacaklar, bunu biliyoruz.''
-''UMARIM ALEX YETİŞİR...''-
Sakatlıkları bulunan futbolcularla ilgili bilgiler veren Daum, ''Umarım Alex yetişir. Bunu bugün ya da en geç yarın göreceğiz'' dedi.
Brezilyalı futbolcunun dün bireysel çalışmalar yaptığını hatırlatan Fenerbahçe Teknik Direktörü, hasta olan Bekir ile sakatlıkları bulunan Önder ve Semih'in durumlarıyla ilgili de şu bilgileri verdi:
''Alex'in durumu ancak maç gününde belli olacak. Bekir'in bademcikleri iltihaplı. Önder'in adalesinde sakatlık var, yarın için durumu belli değil. Zor gibi görünüyor. Semih'in bileğinde sakatlık var. Bu oyuncular haftalardır tedavi oluyorlar. Bu akşam görüştükten sonra durum daha net olabilir. Birçok futbolcumuz eksik olacak galiba. Umarım Alex yetişir. Bunu bugün ya da en geç yarın göreceğiz.''
-''GUIZA'DAN EMİNİZ...''-
İspanyol forvet Güiza'nın son maçta çok ciddi eleştiriler aldığı hatırlatılarak, yarın bu futbolcudan yararlanıp yararlanmayacağı sorulan Christoph Daum, şu yanıtı verdi:
''Güiza'dan eminiz. Gerçekten bizim için değerli bir futbolcu. Şüphemiz yok. Değerini Galatasaray maçında yedek kulübesinden maça girerek gösterdi. Kayseri'de 11'de başladı, ancak tüm takım iyi oynamadı o maçta. Yarınki maçta umarım aynı şekilde ne kadar değerli ve önemli olduğunu herkese gösterir.''
-''TAKIMIN BAŞARISI ÖNEMLİ''-
Özer'in yarın görev alıp almayacağı sorulan Daum, kişilerin değil, takımın başarısının önemli olduğunu söyledi.
Alman teknik direktör, 'En başta takımın başarısı gelir. Dos Santos, Mehmet Topuz için de 'Oynayacak mı, oynamayacak mı' sorularını sorabiliriz. Herhangi bir kişinin ismi önemli değil, takımın başarısı önemli. Zaten bu düşünceyle lider olduk, başarılı olduk. Bu yola devam edeceğiz. Her zaman takımın başarısı önemlidir'' şeklinde konuştu.
-''BİRBİRİYLE KONUŞMAYAN TAKIM ÖLÜDÜR''-
Takım içinde futbolcular arasında zaman zaman yaşanan tartışmalara bir önlem alıp almayacağı sorusuna Daum, ''Her konuşan, tartışan takım, hayatta olan bir takımdır. Birbiriyle konuşmayan takım ölü demektir. Her zaman futbolcularımdan bunu bekliyorum. Konuşsunlar, birbirlerine yardımcı olsunlar. Bu her zaman tartışma değildir. Bunu bir sorun olarak görmüyorum'' şeklinde yanıt verdi.
Devamı ...
Alan Boşaltmak
Guiza'nın beceremediği işleri konuşurken iki forvetli sistemde forvetlerin hareketli olması gerektiğini; sağa, sola, geriye koşularla kendilesini boşa atmalarını gerektiğini söylemiştik. Dünkü CSKA-Manchester maçında Krasiç'in attığı gol bunun dersi gibi olmuş, insan izlemeye doyamıyor. Bilgisayarda her işi beceriyorum fakat video editing hem zahmetli hem yetenek isteyen bir iş, hâlâ öğrenemedim, o yüzden yine kare kare aldığım fotoğraflardan anlatayım. Önce golü gösterelim
İlk fotoğrafta pozisyonun başlangıcı. 4 numaralı dairenin içinde Krasiç var, topu gerideki boş adama atmış. Hücum hattındaki dairelerin hepsinde görüldüğü gibi bütün hücumcuların yanında bir markajcı var.
Şu anda topa sahip oyuncunun pas atma opsiyonu yok. Sağ kanattaki adama verebilir, ya da ara pası deneyebilir ama ortadaki bütün oyuncuların pas yolu kapalı, çok zor olur. Bu sırada okla gösterdiğim oyuncu (emin değilim ama Dzagoev gibi gördüm) önündeki boşluğa koşarak pas opsiyonu yaratıyor.
Burada iyice ileri çıkmış durumda, markajcısını da yanında getirdi. Yeşil üçgen bölgesi bomboş şimdi. Krasiç de önündeki defansın dalgınlığını kullanıp hemen oraya harekete başlıyor. O bölgeyi boşalmasının temel sebebi Dzagoev koşusu.
Dzagoev pas opsiyonu olmak için koşuyor ama topa dokunmayıp üzerinden atlıyor. Necid'e pas oluyor, o da Krasic'e verecek.
Bu golde topa dokunmadan, golü atan Krasiç ve asisti yapan Necid kadar payı olan, Dzagoev '90 doğumlu. Biz de her hafta 30 yaşındaki adamımız iki tane olumlu hareket yapacak diye ruh hastası olduk.
Devamı ...
3 Kasım 2009
Aynısını Bir GS’li Yapsa Kıyamet Kopmuş Gibi
Ağlardık!
İşte sonunda itiraf ediyorum. Tane tane gideceğim, 1) Ercan’ın yaptığını GS’li biri yapsa kıyamet kopmuş gibi ne demek, ahiret hiç yokmuşçasına ağlardım. Yapardım bunu. Düşün bir Galatasaray - Fenerbahçe maçında Galatasaray galip gelecek bir Galatasaraylı da “nasıl siktik ama” diyecek! UUU. Vaaay. İşte bunu kabul edemem. Bu zamana kadar hiçbir Galatasaraylı yorumcunun da böyle konuştuğunu zannetmiyorum. Peki nasıl kınardım? Elbette Galatasaraylı kardeşlerim, objektif Galatasaraylı arkadaşlarım gibi! Amına koyayım yazardım, orrrrrrrrrrrspu çocuuuuuuuuu diye bağırırdım, türlü çeşit cinsel fanteziyi detaylı bir şekilde zikrederdim. Neden? Çünkü küfür edilmesine çok karşı bir insanım ben. Belirli konumlara gelmiş insanlar arkadaşları arasında şakalaşamaz, şakalaşırken küfür edemez, çünkü bu görüntüler montajlandıktan sonra bir kasette 3 sene saklanıp yeri geldiğinde Feysbuktan, Youtube’dan yayınlanabilir. Bu normal. Bu doğal. Küfretmek? 0 yanlış. Amına korum küfredenin. Yarraklar! Terbiyesiz herifler! İlkesizler!
2) Keita bir azizdir. Bunu burada bir kere söyleyelim. Kendisi bir futbol kahramanıdır, takımı için yumruğu Roberto Carlos denilen bücürün gözüne basmış, sümsüğü yapıştırmıştır. Bu durum objektif ve ahlaklı GS’li arkadaşlar gibi at gözlüğü takmadan tepki verirsek, keşke uçan tekme de ataydı, kafasını da yaraydı, üstünde zıplayaydı da diyebiliriz. Buna kırmızı kart veren hakem de Fenerbahçe yanlısı taraflı bir insandır. Niye? Çünkü tahrik edene kırmızı yok, yumruğu çakana, delikanlıya, has erkeğe kırmızı var! Yok ya! Misal sen şimdi birini tahrik ettin, üncük dedin, bacağına sarıldın, o da çekti seni 4 yerinden vurdu, mermi manya yaptı. Bu durumda ne olur? Tabi ki vatan için kurşun atanda, yiyende. Haklıdır adam. Tahrik etmeyeydin, kurşunları yemeyeydin. Bu konularda farklı düşünen ve maktülü vuranı cezalandıran Türk Ceza Kanunu da Fenerbahçelidir. Taraflıdır. At gözlüklüdür. Niye? Çünkü Çatlı abimize suçlu, Keita’mıza da neler neler diyorlar. Halbusi tam tersine olması lazım. Vurulan suçlu, vuran güçlü, haklı. İşte objektif yorum. İşte tarafsız, ahlaksız, lafı gediğine koyan, analiz.
3) Metin Özülkü Shabani Nonda ile bir gece geçirsin demek seviyeli, hak edene hak ettiği gibi hak ettiği dilde eleştiridir. Galatasaray’ı yendikten sonra amına bile koyduk ama demek ise alenen terbiyesizlik. Yani Metin Özülkü’nün, gerçek bir şahsın, Shabani Nonda ile cinsel bir ilişki kurmasını ima edebilirsin, ama futbol muhabbetlerinin en sıradanı olan bir takım diğerini yendikten sonra koyduklu koymadıklı muhabbeti yapamazsınız. Nitekim Ali Sami Yen Tribünleri, Ultraslan kafilesi, Galatasaray taraftarları hayatta koymalı moymalı muhabbet yapmamışlardır. Dolayısıyla kabul etmemiz gerekir, makul eleştiri herhangi bir Galatasaraylının yaptığı herhangi bir eleştiridir, makul olmayan, ahlaksız olan, at gözlüklü eleştiri bir Fenerbahçelinin yaptığı herhangi bir eleştiridir. Eleştirinin / analizin içeriği bu durumu değiştirmez.
4) Galatasaray çok büyük lan. Olm kupaları var. Platininin sözü var. Bizim tek amacımızsa Galatasarayı yenmek. Çok seviniyoruz lan Galatasaray’ı yenince, sezon bitiyor bizim için. Oh diyoruz, rahatlıyoruz, sonra koy götüne rahman gitsin. Ama Galatasaray öyle mi? Fenerbahçe’yi yendikten sonra bir beis, bir sıradanlık, Fenerbahçe maçlarında bir rahatlık, özenmemek elde değil. Hele Fenerbahçe yendikten sonra yaşadıkları o naif umursamazlık, o “bizim için bu hiçbir şey ifade etmiyor” duygusu, 1 hafta boyunca süren yakarışlar, Bünyamin Gezer’den başlayıp, stadda, teknik direktöründen başkanına kadar süren dert yanma, yerinme, isyan etme, sahada yumruk atan futbolcuyu aziz yumruk yiyeni çirkef ilan etme, adamın üstüne “a… s…. Adam ol” diye koşan arkadaşı kral, nasıl koyduk diyeni istifaya davet eden eşitlikçi, adil, makul tutum? Platininin sözüne ekstra kat çıkmak istiyorum, “Büyük takımlar kazandıkları kupalardan, küçük takımlar büyük takımları yenmelerinden, rezil takımlar ise nasıl yenildiklerinden bahseder” Galatasaray’ın vakur duruşu, bundan.
Devamı ...
Sayın Peres, Sesin Çok Yüksek Çıkıyor
Başlığa "işkilli"li, "dingildemek"li bir atasözü koyacaktım ama dakika başı gelip kendi cevap anahtarlarıyla blogda seviye tespit sınavı yapanlar daha başlıktan delirmesinler dedim. Malum, atalarımız çok argo kullanmış büyük laflar ederken. "Teşbihte hata olmaz"ın yüksek tekniğine güvenip duvar pası yapmadım, topu atalarımıza paslamak yerine bir büyüğümüzün yakın tarihte kullandığı sözle paslaştım, bu da gelecek nesillere aktarılan bir söz olsun. Bir haftadır kopan patırtıya şöyle bir geriden bakınca "neler oluyor yahu?" diye sormadan edemiyor insan, neden çıkıyor bu yüksek ses?
Şimdi geri dönüp 15 yıl öncesine bir bakalım.
Tarih 31.03.1993. Fenerbahçe, hakkında dillendirilen "şike" iddiasına böyle cevap vermiş, şike iddiasını dillendirenin ismi aşağıda.
Tarih 27.05.1993. Yukarıdaki Milliyet küpüründen 2 ay sonra... Bu sefer Beşiktaş şikeyle suçlanıyor, şike iddiasını dillendirenin cismi aşağıda.
Tarih 01.06.1993. Bu sefer yukarıdaki Milliyet küpüründen 4 gün sonra. Bunu bize değil Beşiktaşlı bir arkadaşınız varsa ona sorun, en güzel o anlatır.
Ses yine bu kadar yükselince insan tedirgin oluyor. Dönüp 15 sene önce yükselen sesi, 2 ay arayla rakip iki büyük "şike" ile suçlandıktan sonra olanları görünce biraz da korkuyor insan. Neler oldu bir haftada? Hep bir ağızdan Fenerbahçe'nin ortamı gerdiği ve maçı böyle kazandığı iddia edildi. Hatta rakip teknik adam Fenerbahçe'nin oyun taktiği buydu diyince Daum'un ilk kez bu kadar sert bir açıklama yaptığına şahit olduk, haklı olarak "saygısızlık yapılıyor" dedi.
Oysa olaylara bakınca ortamı gerenin sürekli şikayet edilen taraf değil, tam tersine çok bağıran taraf olduğunu görüyoruz. Cristian'ın maç içinde yapsa faul bile çalınmayacak hareketi üzerinden bir dakika geçmesine rağmen ona küfürler savurup parmak sallayarak gelen bir takım kaptanı var... Tıpkı geçen seneki maçtan önce Fenerbahçe tribünlerine yaptığı kol hareketi gibi ortamı geren o, ve yine ceza alması gündeme gelmeyen o. Emre'ye parmak salladığı için 2 maç ceza verildi geçen sene, fakat ona yok. Çıkardığı olay yüzünden sahaya madde yağıyor, tam da istenilen oluyor ve hakeme madde geliyor. Daha sonra maç içinde maçın oynanmasını engelleyecek kadar yabancı madde atılmamasına rağmen bir oyuncu, en az 30 cm uzağından geçen bardağı görüp yere yuvarlanıyor ve o maddeyi alıp gözlemciye veriyor. Çok alkış alıyor bu hareketi. Bu iki olay iki maç cezayı garantilemiş oluyor. Burada kimin ne amaçla ne yapmaya çalıştığını, kimin ortamı gerdiğini söylemek güç değil, ancak çok bağırarak haklı olduğunuza insanları inandırırsınız ve başarılı olursunuz. Geçen hafta olduğu gibi...
Sonra yine o oyunculardan bir tanesi maç sırasında rakibine yumruk atıp kart görüyor. Bu kartı da Fenerbahçe'nin ortamı germesine bağlayanlar oluyor. Oysa o dakikaya kadar yumruk atan oyuncuya yapılan ne sert bir hareket, ne kasti bir faul var. Önce bir yönetici basın toplantısı yapıp ceza az diyor, sonra teknik adam bile cezayı az bulduğunu beyan ediyor. Ceza azlığına örnek verilen maç da öncesinde tribünde çatışma çıkan, 90 dakika sahaya binlerce su ve patlayıcı atılan, hakemin yarıda durdurup soyunma odasına gittiği maç. Üstelik o olaylar için sadece 4 maç ceza verilmişken...
Bitmiyor. 3 sene önce Fenerbahçeli olduğu bilinen Ercan Saatçi'nin izinsiz sızdırılmış görüntüleri hemen maç ertesinde ortaya çıkıyor. Bunu Fenerbahçe'ye bağlamaları ne kadar sürecek diye merak ediyoruz ve bizi fazla merakta bırakmıyorlar. Dün yaptıkları açıklamada şöyle bir cümle geçiyor
"Kendi televizyonlarında meydana gelmiş ve Türk Sporu bakımından esefle karşılanması ve kınanması gereken bir olayı yok saymış olmalarını ve konuya ilişkin herhangi bir beyanda bulunmamalarını kabul etmek mümkün değildir."
Şu anda Fenerbahçe ile ilişkisi bulunmayan bir insanın 3 sene önce arkadaşıyla konuşurken gizlice çekilen görüntüsünü kınamadığı için Fenerbahçe'yi suçlamışlar. Konuyu da "Kendi televizyonlarında" diyerek alakasız biçimde bağlayıp yırtmışlar, o görüntü FB Tv'de gösterilmedi, Fenerbahçe Kurumu ile en ufak bir ilgisi yok, Fenerbahçe stadında duvarlara yazılan küfürleri de telefonla çekip medyaya dağıtalım, onlar için de özür talep edilsin. Oysa daha geçen sene Fenerbahçe tribünlerine hareket yapan, geçen hafta herkesin gözü önünde küfürler yağdıran kaptanları şu anda kendi takımlarını temsilen sahada, yani çok daha kuvvetli bir kurumsal bağları var onun yaptığı hareketlerle. Peki hafta içi onun hakkında ne söyleniyor?
"Arda bizim kaptanımızdır. Arda'yı bizden başka kimse cezalandıramaz. Arda'yı yargılamaya ve cezalandırmaya kimsenin gücü yetmez. Arda bize uzun yıllar hizmet edecektir."
Aynı açıklamada şu da geçiyor
"Biz diyoruz ki, 18. kupa Sami Yen'de havalanacak."
Oysa sezon başında Fenerbahçe Başkanı "3 şampiyonluk" dediğinde "lig şaibeli" demek ne kadar da romantik ve keyifliydi. Aziz Yıldırım garanti verirse şike olur, genç ve başarılı yönetici verirse "hırslı ve istekli" oluyor, şekle göre kıvırma yetisi çok gelişkin. Üstelik daha da komiği oldu ve "Fenerbahçe başkanının 3 yıllık şampiyonluk sözünün ilk hamlesi olarak Hıncal Uluç NTV'den uzaklaştırıldı" iddiasını çok rahat dillendirenlerden Uluç'un yeni programını NTV Spor'da gördüklerinde ne hissettiklerine dair bir şey duyamadık. Duyacağımız tek şey net bir özür olmalı ama çok bekleriz. Sürekli suçlamak, çok bağırmak, karşıdakinin sesini bastırmak bu topraklarda orman kanunu değil ama şehir kanunu. Haklılar da, Diyarbakır'da olanlardan sonra Fenerbahçe daha ağır bir ceza alıyorsa, haklılar. Bağıra çağıra haklı olduğunu iddia eden haklı.
Fenerbahçe şikeyle, ortamı germekle, sportmenliğe aykırı hareketle, medyaya baskıyla suçlanır. Yönetimi "biz bu konularda konuşmuyoruz" demeye devam ettikçe de suçlanmaya devam edecek. Geçen haftaki cezalara Diyarbakırspor ve Antalyaspor maçlarını emsal verip tepki göstermeyen yönetim, bağıranın hep haklı olduğu bu ülkede haksız olmaya devam edecek. Gidişat gösteriyor ki sonunda bize kalan da Seba'nın Beşiktaş'ına kalan gibi "gönüllerin şampiyonluğu" olacak.
Devamı ...
2 Kasım 2009
4-4-(1+Güiza)
21 Eylül'de İBB maçı sonrası Güiza hakkında şunu yazmışız
aldığı her topu gol yapsın demiyoruz, fakat Fenerbahçe'nin şu sisteminde tek forvet verimli olmak zorunda. Zor pozisyonda topu kontrol edip sert bir şut çıkarır, bir kafa topu alır, bir adam eksiltir şutunu çeker, golü yine kaçırır ama takıma moral olur bu. Taraftarın da iştahı yerine gelir, takımı iterler. Güiza yöresine gelen her topu ezerek takımın iştahını kaçırıyor, taraftarın morali bozuluyorTek forvetli sistemi kastemişiz ama sistem fark etmiyor. Emre'nin Güiza'ya yaptıklarına ben kızamıyorum. Emre'ye en ufak sempati duymam, sahada yaptığı bu tür hareketlere öfkelenirim, geçen sene Deivid'e de yaptığında tepki gösterdik. Bu sefer kızamıyorum. Tek bir adam beceriksilikle, gamsızlıkla, yeteneksizlikle sizin iki dakika pres yapıp 50 metre sürdüğünüz her topu ezerse sinirlenirsiniz. Güiza takımın en çürük noktası. Sadece yapmadığı şeylerle 10 kişi oynatmıyor, takımın ve taraftarın iştahını kaçıran, moralini bozan bir numaralı adam.
Güiza'nın yalnız kaldığı ve yanında forvetle verimli olacağı söyleniyordu, böyle olmadığının kanıtı bugünkü maç. Birincisi Güiza 4-4-2 forveti değil, ikincisi Fenerbahçe bu kadro yapısıyla 4-4-2 oynamaz. Daha önce Diyarbakır'da Alex'in yokluğunda Semih-Güiza ile oynadık, sol kanadın daha formda olması ve Semih'in oyun zekasıyla yırttık orada, fakat bu sefer olmadı. Alex olsa da olmasa da Fenerbahçe tek forvet ve arkasında oyun kurucuyla oynamalı.
Birinci sebep, Fenerbahçe'nin bekleri. Özellikle Gökhan geniş alanı kullanan bir bek. Solda kim bek oynarsa o da benzer bir oyun tarzıyla oynamaya çalışıyor. 4-4-2 oynayıp önlerine kanat koymak onların özelliklerin faydalanmamızı engelliyor. Gökhan'ı yarı alanında 50 metrelik kanada sıkıştırmak ileri hücum yaparken bir kişi eksik kalmak demek.
İkinci sebep birincisi ile bağlantılı. 4-4-2'nin kanatlarında oynayacak yetenekte geniş alan oyuncumuz yok. Mehmet Topuz kesinlike 4-4-2'nin sağ kanadı olamaz, onu da dün kanıtladı zaten. Maç boyu ortalarda boş boş gezindi, Gökhan'la uyumları bozuldu. Gökhan ileri çıktıkça boş alan da bulamadı, savunmaya da katılmadı. Sağ kanadımız çöktü. Hücum olarak bir şey üretemediler, ikinci yarıda savunmanın sağ kanadı yoktu. Solda Vederson daha bir kanat oyuncusuna benziyor fakat o da adam geçme yeteneği olmayan, sürati düşük bir oyuncu. Eğer 4-4-2 oynuyorsak, şaka yapmıyorum, Uğur daha uygun bir oyuncu. Vederson son haftalarda yaptığı etkili ortaların hepsini önü boşken yaptı. Fenerbahçe kalabalık orta saha ile topa sahipken defansına yardıma gelen sağ bekin boşluklarını kullanıyordu Vederson. 4-4-2'ye geçtiğimiz an o kalabalık orta sahanın bir tanesini ileri atıp kenarlarını iyice kanada ittik. O da boş pozisyonda orta yapamadı. Zaten adam geçme ve süratli çizgiye inme yeteneği de yok, o da etkisiz kaldı.
Üçüncü sebep, Kazım-Güiza ikilisinden 4-4-2 çift forveti olmaz. Çift forvet oynamakta ısrarcıysanız yanındaki kim olursa olsun bir tanesi Semih olmalı. O da formsuz ama Güiza'dan kötü oynayamazdı. 2 forveti eğer forvetleriniz Anelka-Drogba ise oynayabilirsiniz. Bu oyuncular durmadan sağa sola çıkan, top sürebilen, adam geçen, etkili paslar veren oyuncular. Daha da önemlisi 2 forvetinizden en az birisinin sürekli geriye çıkıp boşluk bulması ve markajdan kaçması gerekiyor. Adamını beraber getirirse ne âlâ, diğeri tek markajcıyla kalır. Fakat bu işi ne Kazım ne de Güiza yapabilir. Kazım topla ilerleyebilen bir oyuncu ama sadece açık alanda. Forvete koyduğunuzda yanında bir markajcı garanti oluyor, zaten topu saklama, tutma, oyunu ve boş adamları okuma gibi bir yeteneği yok. Öyle olunca geri gelip boşluk bulma işini yapmaya çalışıp yapamadı. Bu işi Semih çok daha iyi yapıyor. Gelelim Güiza'ya. Tek olumlu özelliği çizgi defansın arkasına iyi sarkmak. Bu da arkasında çok teknik, hızlı düşünen, fiziğiyle topu saklayan, arkaya dengeli ve iyi pas atan bir oyun kurucuyu gerektiriyor. Yani Güiza formda olduğunda bile yanında bir forvetle değil, arkasında iyi bir oyun kurucu orta sahayla daha etkili olur. İki forvetli sistemde de gezip boşluk aramadığı, top alıp sürmediği, sağa sola gidip adam geçemediği için daha da etkisiz olur, dünkü rezalet oyunu oynar.
Volkan maç sonrası açıklamasında öne geçince geri yaslandık demiş, ona katılan da çok. Bence sorun o kadar basit değildi dün. Hiçbir noktası etkin olmayan bir takım vardı. Değişen sistem nedeniyle takımın bekleri de, kanatları da, forveti de etkisizleşti. Golü atmadan önce de, attıktan sonra da oyun düzeninde bir fark yoktu. Nerede duracağını bilmeyen oyuncular, orta sahanın 40 metre önünde bekleyen iki forvet, kenarlara sıkışmakla orta sahaya girmek arasında kararsız kalmış kanatlar... Yapılması gereken Bükreş deplasmanından çok açıktı. Alex yoksa bile 4-2-3-1 sistemi bozulmayacak, 4-4-2 gibi bize uymayan bir sisteme geçilmeyecek, Kazım tek forvete, Özer Alex'in yerine başlayacak, Mehmet de sağda oynayacaktı. Güiza, Kezman neden oynatılıyorsa o sebeple oynatılıyor, parasını çıkarmak için. Oynatılmaya devam ederse parasını değil de bizim kafalardaki keli ortaya çıkaracak. Berbat oynuyor. Galatasaray'ın 3, bizim 5 derbimiz kaldı, Sami Yen deplasmanına gideceğiz, puan farkı 3. Geçen haftaki galibiyetin hiçbir anlamı kalmamış oldu. Özer'i oynatmama ve sistem değiştirme pahasına Güiza'yı oynatma inadı kaç puan geri düşünceye kadar sürecek bakalım.
Devamı ...
Daniel Güiza'nın Keşfedilme Hikayesi
Lambuja'nın twitter'ında gördüm. Özellikle videonun başındaki ıskaları ve kaleciye teslimleri orijinaliyle aynı. Hayattan bezdirdin bizi Guiza.
Devamı ...
1 Kasım 2009
Kayserispor 1 - Fenerbahçe 1
TSL 01/11/2009
Süper Lig’in on birinci haftasının kapanış maçında Kayseri Kadir Has Stadı’ nda, Daum’ un kriz yönetemez teknik direktörlüğü, Kayserisporlu oyuncuların arzulu oyunu sonrasında Kayserispor ve Fenerbahçe karşılıklı gollerle 1-1 berabere kaldılar.
PAPAZIN ÇAYIRI: Fenerbahçe neden büyük olduğunu ispatlar şekilde açılışını yaptığı Türkiyenin bu en modern stadında, geçen hafta Galatasaray’ a karşı kazandığı haklı galibiyetin anlam kazanması için sahadaydı.
Ev sahibi Kayserispor ise o açılış maçında Fenerbahçenin aldığı 2-0 lık galibiyet dışında bir türlü trübüne gelip kendisine destek vermeyen seyircisine inat sahasında yenilmemişti. Maç bittiğinde bu istatistiksel bilgi hala doğruluğunu koruyordu.
İlk dakikalarda Kayserispor baskılı. Kayserispor’ un arzulu oyununa Fenerbahçe defansını geride kurarak cevap vermeye çalışıyor.
4’ te Mehmet Eren' in uzun pasında Cangele ceza sahasında müsait pozisyonda topla buluştu ancak Lugano araya girdi ve Cangele' nin istediği vuruşu yapmasına engel oldu.
5’ te Mehmet Eren bir kez daha ortaladı. Makakula röveşata vurmak isterken dengesini kaybetti. Bu defa araya giren Önder.
9’ da Fenerbahçe bir deplasman takımı atağına kalktı. Oysa trübünde deplasman duygusunu uyandırak bir seyirci topluluğu yok. İleri atılan uzun topa auta çıkmadan yetişen Güiza'nın sağ kanattan çevirdiği topta ceza sahasında Kazım' dan önce Aydın araya girdi.
11’ de Mehmet Topuz bu stadda çok yaptığı işlerden birini daha yaptı: Rakiplerinden sıyrıldı, önünü boşalttı ceza sahası dışından sert vurdu ama top yandan dışarı çıktı.
13’ te Fenerbahçe defansta az adamla yakalandı, Önder' in müdahalesi çok kritik ve yerinde.
20’ de Fenerbahçeli oyuncuların Kayserispor yarı sahasında yaptığı pres sonuç verince, kapılan topla başlayan atakta Emre’ nin pası Guiza’ nın ayaklarına dolaştı. Seken topu defans uzaklaştırdı. Topun gittiği o uzak yerde topla buluşan Cristian kaleye bir şut çıkardı, zararsız görünen bu top Souleymanou'nun hemen önünde sekince, topu kontrol edemedi ve son anda yaptığı müdahaleye rağmen top gol çizgisini geçti: 0-1
Bu gol Fenerbahçe’ yi üstün kılarsa, geçen hafta sorgusuz sualsiz 'lig tivinin piyerosu' na iman edenlerin bu defa ne diyeceğini merak ediyorum doğrusu. Kabul cevabını bildiğim bir soru bu.
25’ te Cangele ceza sahasında topla buluştu. Vuruşunda Lugano' nun kafasına çarpan top yön değiştirdi
35’ te artık klasikleşen bir Fenerbahçe atağı izledik. Vederson' un ceza sahasına gönderdiği topta Güiza' nın kafa vuruşu dışarı çıktı
37’ Kayserispor'da erken bir oyuncu değişikliği: Umut Koçin oyundan alınırken Gökhan Emreciksin oyuna giriyor
43’ te Sağdan yapılan ortada Lugano' dan seken topu sol çaprazda alan Mehmet Eren' in sert vuruşu defanstan kornere gitti. Kullanılan korner atışı sonrasında Fenerbahçe cezaalanı çevresinde kalan top Kayserispor adına sayı olmayınca Fenerbahçe sorunma odasına önde giden taraf oldu.
İkinci yarıya takımlar kaldıkları yerden devam ederek başladılar. İlk tehlike Kayserispordan.
49’da Mehmet Eren' in çevirdiği topta Gökhan Emreciksin topun gelişine sert vurdu Volkan yatarak topu kontrol etti.
50’ de Gökhan Gönül' ün ortasında Güiza topa çok iyi yükseldi ama vuruşunu yapamadı.
54’ de Gökhan Gönül' ün bıraktığı topa geriden gelen Mehmet Topuz çok sert vurdu top direkten geri geldi. Buradan bakıldığında maçın kırılma anı diyebiliriz bu pozisyon için.
56’ da Kazım hakeme itirazları sonrası sarı kart gördü. İtirazında ne kadar haksızsa itiraz ettiği konuda o kadar haklıydı Kazım. ‘Benim gözüm topta, oyuncuyla bir işim yok ki faul olsun.’
62’ de Hakan Aslantaş ceza sahasına girmeden sert vurdu top kaleci Volkan'da kaldı
63’ te Fenerbahçe'de oyuncu değişikliği: Kazım oyundan alınırken Andre Santos oyuna giriyor. Bu değişikliğe sebep sarı kartının kırmızıya evrilmesi an meselesi olan Kazım’ ı bundan korumak ise itirazımız yok. Eğer oyun başladığında görüldüğü gibi Alex varmış gibi oynayacağımız bir oyun ise oyuna giren adam kesinlikle Özer Hurmacı olamlıydı.
Kayserispor' da da Makakula oyundan alınırken Semih oyuna giriyor
70’ de Roberto Carlos’ un ceza sahasına giren Cangele' ye müdahalesini kusurlu bulan hakem penaltı noktasını gösterdi... Cangele penaltı atışını gole çevirdi: 1-1
Penaltıya dair kişisel yorumum: doğrudur. Genel yorumum ise Kayserisporlu oyuncuların şaşkınlıktan, çılgınca sevinmeye dönüşen ruh hallerinde saklı.
72’ de Daum tehlikeyi gördü ve camı kırdı: Vederson oyundan alınırken, Semih oyunda. Zaten Alex yokken, varmış gibi yapmak mümkün mü?
74’ te Fenerbahçe' nin Roberto Carlos ile kullandığı serbest vuruşta top barajdan geri döndü. Ender Fenerbahçe tehlikelerinden biri.
77’ de Kayserispor Semih ile mutlak gol pozisyonundan yararlanamadı: Cangele' nin pasında Semih müsait pozisyonda topu Volkan' a nişanladı.
81’ de Kayserispor bir defa daha Semih ile gole çok yaklaştı: Defansın arkasına sarkan Semih topu yine Volkan' ın üzerine gönderdi.
83’ te Cangele' nin sol taraftan yaptığı ortada Roberto Carlos Semih' ten önce araya girdi ve topu kornere attı.
86’ da sakatlanan Önder oyundan alınırken Deniz oyunda.
89’ da Gökhan Gönül' ün yerden ortasında Semih' in vuruşu yandan dışarı çıktı.
Ve bundan sonra oyunun nereye gittiğine iman ediverdik. Bu pozisyonlar gol olsun diye oyuna dahil olan Semih bu defa skora katkı yapamayınca, kötü oyun, kötü oyuncu değişikleri kadar futbolun bizzat kendisinin de olası bir Fenerbahçe galibiyetine izin vermeyeceğini anlamış olduk.
Futbolun adaleti mi? Eğer öyle olsa Kayserisporun üçüncü golünü çoktan yazmıştık.
90+1’ de Emre, Cangele' yi yerinde bir müdahaleyle durdurdu. Siz de biliyorsunuz ki; yerinde müdahale sarı kart demek.
90+2’ de durumdan oldukça memnun görünen Kayserispor'da oyuncu değişikliği... Furkan oyundan alınırken Bilal Aziz oyuna giriyor..
Hakemin son düdüğü maçın sonucunu söyledi: 1-1
Fenerbahçe bir defa daha bizlere dejavu yaşattığı maçta herkese büyükle büyük, küçükle küçük olduğunu gösterdi. Ama ligde kendisi dışında o kadar az büyük takım var ki? Onlardan alınan üç puanların yetmeyeceğini, hatta böylesi maçlarda kaybedilen puanın o galibiyetleri anlamsızlaştırdığını ilköğretim düzeyindeki matematik bile söylüyor.
Maçın en güzel yeri ise golü atanın Cristian olmasıydı. Ben geçen hafta bekliyordum bu golü ama kısmet başka bir sarı kırmızılıyaymış.
KAYSERİSPOR: 1 - FENERBAHÇE: 1
Stat: Kadir Has
Hakemler: Tolga Özkalfa, Baki Tuncay Akkın, Mustafa Emre Eyisoy
Kayserispor: Souleymanou Hamidou, Ali Turan, Aydın Tosçalı, Serdar Kesimal, Hakan Aslantaş, Mehmet Eren, Alioum Saidou, Furkan Özçal (90+2 Bilal Aziz), Umut Koçin (37 Gökhan Emreciksin), Aziza Makukula (63 Semih Aydilek), Cangele
Fenerbahçe: Volkan, Gökhan Gönül, Lugano, Önder Turacı (87 Deniz Barış), Roberto Carlos, Kazım (63 Andre Santos), Cristian, Emre Belözoğlu, Vederson (72 Semih), Mehmet Topuz, Güiza
Goller: Cangele (71,pen) / Cristian (20)
Sarı Kartlar: Kazım, Emre Belözoğlu, Roberto Carlos (Fenerbahçe)
Devamı ...