27 Mayıs 2011

Alternatif Hıncal Biyografisi



Hıncal Uluç soğuk bir sonbahar günü 1954’de Kilis'de dünyaya geldi, 2 yaşındayken konuşmayı 4 yaşındayken komplo teorisi kurmayı öğrendi. Annesinin sarı çarşaf üzerine lacivert battaniye örtmesini kendisine yapılan ilk komplo olarak hatırlayan küçük Hıncal daha 5 yaşındayken elini şakağına dayayıp uzun süre sessiz kaldıktan sonra keh keh gülerek cümleye başlama hareketini keşfetti. Bu hareketi yüzünden üç kez edebiyat sözlüsünden zayıf alsa da duruşundan vazgeçmedi.

Okulun futbol takımına giremeyen Hıncal ilk ses getiren yazısını Kilis Atatürk İlköğretim Okulu’nun gazetesine yazdı. Okul içi futbol turnuvası için yazdığı “Beden Eğitimi Öğretmeni Harun Hoca 4/C Sınıfının Etkisinde Kalıyor” yazısı okulda infiale neden oldu. Orta okul yıllarında öğretmenleriyle ilgili denemelerini okul gazetesine değil günlüğüne yazmayı öğrendi “ Ayten hanım öyle bir edebiyat anlatıyor ki bayıldım bayıldım dünyanın bütün edebiyat derslerine rahatlıkla girebilir” yorumlarını bugün kendi adına hazırlanan Hıncal Uluç Kin ve Nefret Müzesi’nde okumak mümkün.

Lise yıllarında Ankara’ya gelen Hıncal kısa sürede cemiyet hayatında sivrilen bir genç haline geldi. Sevgilisine açılamayanlara, abi bu kız galiba beni sevmiyor diye divanına yüz sürenlere “böyle bir şey olabilir mi böyle bir şey olabilir mi” diye moral verdi.

1971’deki 12 Mart muhtırasından sonra hakemlerin Fenerbahçe lehine hata yaptıklarını keşfeden bilimsel çalışmasıyla “ korku vaad eden sosyal bilimci “ ödülünü almasının ardından arka arkaya Fenerbahçe temalı eserler vermeye başladı.

1974’deki Barış Harekatı’nın Kıbrıs’a çözüm getirmeyeceğini sonunda Fenerbahçe’ye yarayacağını düşünen Hıncal 1979’da Sovyetlerin Afgan işgalini de Fener medyasının gündem değiştirme çabası olarak yorumladı.

12 Eylül’ü destekleyen ama MGK’yı oluşturan paşaların hepsinin Fenerli olduğunu öğrenince derin bir üzüntüye kapılan Hıncal 80’lerde Allah’ın kendisine yürü ya kulum demesiyle birdenbire hayal ettiği şöhrete kavuştu.

Komünizmin çökmesi ve doğu bloğunun gücünü kaybetmesi üzerine Gorbaçov’u Fenerbahçe’nin adamı olmakla suçlayan Hıncal uluslararası alanda da dikkat çekmeyi başardı.

Yayınlanmış 154 komplo teorisi 26 suçlaması 837 iftirası olan Hıncal 2000 li yılların başında tutulduğu Aziz Yıldırım hastalığı nedeniyle halen evinde tedavi görmektedir. Komplo teorisi kurabilecek kadar İngilizce, derdini anlatabilecek kadar Fransızca bilen Hıncal’a sarı-lacivertten uzak uzun ömür diliyoruz

Devamı ...

Hıncal Uluç Bu Sefer Güldürdü



14 Haziran 1987'de, Galatasaray'ın 14 yıl aradan sonraki şampiyonluğunu konuşmak için Hıncal Uluç'la bir röportaj yapmışlar. Milliyet gazetesindeki röportajın cevap kısmındaki iki noktalardan anladığımız kadarıyla Hıncal Uluç kendisi yazmış ya da o zamanlar iki nokta diye bir noktalama işaretimiz varmış. Röportajın şike iddiaları ve basınla ilgili bir kısmı var ki müthiş. Hıncal Uluç'un şikayet ettiği şeyleri görünce gülümsemeyen varsa haber versin. Bunları günümüzde kim yapıyor acaba? Hmmm..

Soru: Teşvik primi ve doping iddiaları hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu sezon dış baskılar Galatasaray'ın şampiyonluğunda ne derece etkili oldu? Bu etki lehte mi? Aleyhte mi?

HU: Kem söz sahibine. Galatasaray'ı itham edenler geçmişte hep kendi yaptıklarını anlattılar galiba. Fenerbahçe'yi 4-0 yenerken iyi de, Malatya'ya yenilince mi kötü oluyor. Malatya iyi oynamış, neden?.. Böyle soru mu olur? Sen daha iyi oyna, yen... Galatasaray'ın şampiyonluğunu dış baskılar, hatta bırakın dışı, iç baskılar az daha engelliyordu. Rize yenilgisinden sonra taraftar kulübü bastı.. Ezeli muhalifler "Kulübü bu hale düşürenler.." diye basın toplantısı yaptılar.. Gördük kulübün ne hale düştüğünü..

Soru: Spor basınının Galatasaray ile ilgili durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

HU: Spor basını, genelde inanılmaz bir Galatasaray düşmanıdır. Galatasaray şampiyon olmasın da gelsin Kiev Dinamo olsun razılar. İnsanın aklının zor alacağı bir nefret bu.. Kaynağı nedir bilmem.. Bu yıl Bab-ı Ali şampiyonluğu engellemek, engelleyemeyeceğini anlayınca kara çalmak için elinden geleni yaptı. Cevat'ın Eskişehir'e attığı o enfes frikik golü bile içlerine sinmedi. "Zalad ile Cevat aralarında konuşmuşlar da, ondan yemiş Zalad golü.." İnanır mısınız Galatasaray için bu yıl güç olan, Beşiktaş'ı değil Bab-ı Ali'yi geçmek oldu. Beşiktaş'ı zaten yenmişlerdi. Bugün oynasınlar gene yenerler. Ama tüm kalemlerini Galatasaray'ı batırmak için bilemiş Bab-ı Ali'ye şimdi zorla da olsa "Zafer" sayfaları yaptırmak harika bir şey.. İçleri kan ağlarken Galatasaray'a name düzüyorlar. Aferin Galatasaray'a.



Devamı ...

16 Şubat 2011

Rezil Olanların Sıralı Listesi



Ünal Özüak'ın görsellerini google'da aratınca Hıncal Uluç fotoğrafları çıkıyor. Google algoritması hâlâ zamanının 100 sene ilerisinde. Şimdi rezil olanların sıraya dizilmiş listesi var. Bunlar dün yedikleri naneleri yarın reddedecek adamlar. Uğraşır internetten bile yazdıkları yazıları kaldırtırlar, o yüzden kabak gibi yazılarının fotoğrafları dursun. Bu adamların sabahtan akşama kadar Taurasi'den, Penny'den, Fenerbahçe taraftarından, hatta Aziz Yıldırım'dan özür dilemesi, hatta affedilmek için yalvarması lazım. Bir daha nefret kusarken iki kere düşünecekler, rezil olarak nefret kusmayacaklar. Bu utanç nedeniyle biz affedene kadar yazarlığı bırakacaklar. Bugün çıkmış hâlâ "Fenerbahçe rakip kaleciyi satın alıyor" yazabiliyorlar. Bugün basbayağı rezil olan adamlar, isminiz burada bu aşağıdaki yazılarla beraber duracak: Hıncal Uluç, Ünal Özüak, Zeki Çol, Atilla Gökçe. Sonsuza kadar bu utançla anılacaksınız.





Devamı ...

21 Nisan 2010

Hıncal'a Mektup



MİLLİ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİNDEN
1970’lerin ortasından itibaren yürürlüğe giren Basın Kanunu’nun 28. maddesi gereğince her yıl Nisan ayının başında yazarınız Hıncal Uluç tarafından yapılması gereken “Hakemler Fenerbahçe’yi Şampiyon Yapacak” açıklamasının bu yıl mücbir bir sebep gösterilmeden 20 Nisan günü ancak yapılması ve işbu gecikmenin diğer spor kulüpleri nezdinde infial yaratması, kamuoyunda “acaba Fenerbahçe bu sene kendi kendine mi şampiyon olacak” inancının oluşması nedeniyle milli güvenlik,genel huzur ve refah ortamının bozulduğu, ülkenin her köşesinde bu gecikmenin getirdiği kardeş kavgasının yayıldığı görülmüş ve söz konusu açıklamanın yapıldığı 20 nisan günü yurdun her yerindeki olaylar gelen açıklamayla kontrol altına alınmıştır.

2010-2011 sezonu için böyle bir gecikmeye mahal verilmemesi ve 29. hafta maçlarının bitiminden, sezon sonu mesai bitimine kadar “Hakemler Fenerbahçeyi Şampiyon Yapacak konulu açıklamaların mutad ilan vasıtalarıyla tüm valilik ve Kaymakamlıklara duyurulmasını tebliğen rica ederim.

BİR DOST

Devamı ...

17 Eylül 2009

Savaş Başlıyorsa Bizim de Tarafımız Bellidir


hincal uluc

Hıncal Uluç yazmış

NTV 90 Dakika'yı bitirme kararı aldığı gün, başta CNNTurk, "Hemen bizde başlayın" diyen pek çok teklif almıştık.. Haşo "Hıncal Ağbi bu yaz doğru dürüst tatil yapmak istiyorum. Bayrama kadar bunları unutalım" dedi.. Ben de topu Haşmet'e bıraktım..
Şimdi görüyorum ki, acilen başlamamız gerek..
"90 Dakika'yı Aziz Yıldırım bitirdi" lafı, medyada bayağı etkili olmuş.. En önemli imzalar dahil, bir suskunluk, bir tıs..
Dün sabah Fenerbahçe ve Hakemler konusundaki yazımı bir daha okudum. "Acaba fazla sert mi kaçmışım" diye..
Az bile yazmışım..
İtile kakıla, küfür, azar yiye yiye maçı yöneten ve bir tek kırmızı kart çıkaramayan bir hakem (Demeye dilim varmıyor) hatta göklere çıkarılmış..
Böylesine sinmiş, sindirilmiş bir medya içinde sesini duyurmanın yolu, sert olmak..
Aziz Yıldırım'ın kimseyi susturamayacağını, özellikle genç meslektaşlara göstermenin bir yolu bu.. Bir yolu da, 90 Dakika'ya bir an önce, bir yerde başlamak, Sevgili Haşmet..
Hadi kolları sıva.. Tatil yeter!..
Camianın kanaat önderi savaşa başladığını açıklamış. Hiç çekinmeden yazmış da "Fenerbahçe'ye karşı savaş başlatıyoruz" diye. 1 haftadır kanaat önderlerinden bağımsız cenk eyleyen yiğitler vardı zaten. Beşiktaşlılar bile kendi maçlarındaki hakem rezaletine göz yumup iş bilmez bir hakem yüzünden çığrından çıkan maçın kurbanı olan Fenerbahçe'yi mesulmuş gibi göstermek için yırtınıyorlardı. Boşuna değilmiş bu çalışma, şimdi kanaat önderleri Fenerbahçe'ye resmi olarak savaş açtığını ilan etmiş, sevinebilirler. Bu adam da karışıyorsa artık mücadele hiç olmadığı kadar çirkinleşecek demektir. Her zaman eleştirdiğim Aziz Yıldırım da ilan edilen bu savaşa karşı her türlü çirkinlikle karşılık versin, hiç oturup sesimi çıkarmam. Fenerbahçe'ye savaş ilan ediliyorsa bizim de tarafımız bellidir. İttifaklarla, birliklerle, medyayla, iftiralarla, ağır sanayi hamlenizle saldırın, karşınızda Türkiye'nin en büyük camiası var.

Sevgili Haşmet..
Sen de kafayı şimdiden sallamaya başla.. Tatilde kireçlenmiştir, maazallah programda tutulup kalmasın!..
Devamı ...

7 Temmuz 2009

Fenerbahçe Nefretinin İnsan Beyninde Bıraktığı Onarılmaz Tahribat


90 dakika

90 Dakika isimli gevezelik programı yayından kaldırılmış. Teknik direktörlere korkak demek dışında futbolu anlama ve analiz etme yeteneği olmayan bir insan ve onun her dediğine kafa sallayan futboldan bihaber ekürisi... Programın karakterindeki gevezelik, cehalet ve saldırı amaçlı eleştiri o kadar baskın ki Türkiye'de futbolu en iyi bilen adamlardan Mehmet Demirkol'u bile barındırmadılar, çok fazla futbol konuşuyordu çünkü.

Bu program kaldırılınca Haşmet Bey işinden kovulan masum köylü olmuş ve "abi biliyorum bu işin içinde bir iş var" diye bir yazı yazmış. İddia ettiğine göre patronu o kadar fanatikmiş ki bu programda tarafsızca, cesurca konuşulmasına tahammül edememiş. Patronum derken kimi kastediyor bilmiyorum, spor müdürü var, programın yapımcısı var, NTV'nin sahibi var. Tabii NTV'nin sahibi Fenerbahçeliliği bilinen bir işadamı olunca kimi işaret ettiğini tahmin etmek zor olmuyor. Program 10 yıldır üstelik Türkiye'nin en kadrolu Fenerbahçe muhalifi Hıncal Uluçla 10 sene sorunsuz yürüyor fakat gelin görün ki bir günde kanalın sahibi artık bunlara tahammül edemiyor ve üzerindeki formayı çıkarmadan programı kaldırıyor. Herhâlde çocukluğundan beri hayranı olduğu Mehmet Topuz Fenerbahçe'ye transfer edilince birden fanatikleşti adam, 10 senedir bu tarafsız, cesur programa izin veriyorken bir anda çark etti.

Tabii ne zamandır Fenerbahçe'ye de şöyle rahat rahat çamur atamadık, çok stres birikti tayfası da ortada fol yok yumurta yokken senaryoyu hemen kurguladı, sallamaya başladı. Fenerbahçe başkanı bir nedenle programdan rahatsız olmuş, Ferit Şahenk'e "Feritcim çok rahatsız oldum, kapat şunları" demiş, o da iki kere düşünmemiş bile kovmuş mükemmel futbol yorumlayan adamları. Geçen senenin en çok konuşulan futbolcularından Bilica Fenerbahçe'ye tranfer olduğu gün dünya klasikleri arasına girecek mükemmel öyküler yazarak adamı karalamaya çalışanlar için mükemmel bir ortam... Haşmet ortayı yapmış zaten, sadece kafayla dokunmak kalıyor. Öyküyü yazıp Fenerbahçe'ye nefret püskürmek 10 dakika bile sürmemiş, dünyanın en uyduruk futbol yorumlarının yapıldığı bir program bitmiş ve bunun en alakasız biçimde Fenerbahçe'ye bağlanması 10 dakika almamış. Buradan yola çıkılıp Türkiye'de futbolu kirletenin Fenerbahçe olduğu; muhalefet olan adamların tek tek elendiği; Fenerbahçe'siz ne kadar güzel bir futbol olacağı, takımların sahaya çiçekli şort ve kelebekli formayla çıkacağı sonucuna varılmış.

Artık geri dönülmez bu nefretin varacağı nokta Türkiye için ikinci bir Nobel ödülü olur. 10 dakikada mükemmel bir senaryo yazıp hayata geçirmek, binlerce insanı 10 dakikada uydurulan Brezilya öykülerine inandırmak büyük yetenek, bu potansiyelden çok iş çıkar... Hem bu sefer kimse akıllı ol uyarısı da yapmaz ödülü alana.
Devamı ...

8 Nisan 2009

Dağbaşı


hıncal uluç

Aslan Amcasının Hıncal’ı Beşiktaş Kayseri Maçında yaşananlardan sonra Fotomaç’a bir röportaj vermiş. Röportajın içeriği kendisinden beklenmeyecek bir şey değil, nihayetinde Hıncal Uluç kırk senedir bu tip bir proto faşizmi geniş hatlarıyla yazılarında barındırıyor, ancak bunu beklememiz, cevap vermemize de engel değil.

Yeşil hıncal

Çarşı Grubu'nun yaptığı yanlış. Ortada fol yok yumurta yok. Beşiktaş şampiyon olur da bu şampiyonluğu bir şekilde kutlarsın. Bunun için de gereken izinleri alırsın. İstanbul dağbaşı değil. Bu ülkede bir toplantı ve gösteri yürüyüşleri yasası var. Bu toplantıların ve gösterilerin nerede yapılacağı daha evvelden belirlenir ve belirlenen yerde, gösteri ve yürüyüş yapmak için izin alırsın

Kanuna göre gerçekten de yollarda, halka açık yerlerde toplantı ve gösteri yapılamıyor. Çünkü Kanun her nekadar toplantı ve gösteri izin almadan yapılabilir dese de içeriği itibariyle bu temel hakkı ortadan kaldırıyor. Bu da ülkemizde şaşılacak bir şey değil, genel olarak hakları verip sonra o hakları pratikte uygulanamaz hale getirmek için kanun çıkartmakta mahir bir milletiz. Dolayısıyla bir yazarın mesuliyeti önce antidemokratik kanunun değişmesini talep etmektir, bu anti demokratik kanunu mihver alarak masum insanların dayak yemesine alkış tutmak değil.

Polisin o kalabalığı dağıtmak için yaptığı her şey yerinde. Uyarı ile dağılmazsan dağıtmanın yolları var. İstanbul'u felç etmeye kimsenin hakkı yok. Anlamsız bir gösteri yapmak için, canları öyle istediği için kimse çıkıp ortalığı karıştıramaz. Polis bir hafta evvelden biliyordu da ne yapacaktı? Ortada bir suç yokken, polis gelip 'Hıncal ben haber aldım. Sen çıkıp Taksim'de kendini yakacakmışsın, onun için ben seni bugün göz altına alıyorum' diyemez. Böyle bir şey demeye hakkı var mı polisin!.. Dedikodulara göre hareket edilir mi? Böyle bir şey olmaz. Türkiye'de bazı insanlar polise saldırmak için fırsat kolluyor. Gitsinler de görsünler. Ben, dünyanın her yerinde bu tür futbol çılgınlarına karşı İngiliz polisinin, Fransız polisinin, Alman polisinin, Rus polisinin nasıl davrandığını gayet iyi biliyorum. Bana kimse laga luga yapmasın. Sen polisi dinlemeyeceksin, 20 tane polisin olduğu yere iki misli, üç misli adamla gideceksin; ne yapacak polis? Elbette biber gazı kullanacak, su fışkırtacak.

El insaf polisin uyguladığı şiddet ile Çarşı’nın eylemi arasında bir orantı var mı? Yani izinsiz gösteriyi polis dağıtabilir, ancak üç polisin tuttuğu adamın kafasına tekme atmak veya insanların üstüne biber gazı sıkmak, sanki yağmacılarmış gibi onlara saldırmak uygun mu? Bütün bu olan aşırı şiddet kullanımına gözünü kapatıp nasıl bir insan bu durumu savunmaya başlayabilir. Kanunun bir emrini yerine getirmenin tek ve yek yolu halkı bilaistisna dövmek mi? Hıncal’ın temelde atladığı nokta, kanunun uygulanması ile polisin sergilediği tavır arasındaki açık uyumsuzluk.

Bir de insan düşünmeden edemiyor, bugüne kadar hangi şampiyonluk kutlamasında bu kanuna uygun hareket edildi? Geçen sene Galatasaraylılar yolları kapatıp eğlenirken polis bir anda saldırsa, gelene geçene biber gazı sıksa bunu meşru kabul edecek miydik? Bunu akıl izan alır mı? Kanunun özü ve ruhu hakkı ortadan kaldırılacak şekilde yorumlanamazken, bunu pratikte bu hale getirmek Hıncal için bile fazlasıyla absürd bir nokta.

Çarşı Ali kıran baş kesen mi? Çarşı kurallara uymak gerektiğini Türkiye'ye göstermesi gereken bir grup. Öyle tanınıyor, öyle biliniyor. Çarşı duruşu, isyancı duruşu değil. Ben hiç böyle bir Çarşı görmedim!.. Çarşı'nın trafiği tıkama hakkı varsa PKK'nın da tıkamaya hakkı vardır!.. Kim ne diyebilir? Çarşı'yı önlemeyen polisin, PKK yanlısı bir grubun yürüyüşünü önleme hakkı var mı?

E mantığa bak. PKK gösteri yapabilir diye PKK ile hiçbir bağlantısı olmayan insanları sırf bu sebeple gelişine dövecek miyiz? Aynı mantıkla PKK’da gazete çıkarabilir diye Polis toplu halde gazeteleri basıp Hıncal’a biber gazı mı sıkmalı, PKKlı yazar da olabilir diye bütün yazarların kafasına ekstrem judo hamleleri mi yapılmalı? Ne zamandan beridir belirli bir grubun hakları o haklardan istifade edecek üçüncü ve kötü kişilere bağlı? Toplantı ve gösteri yürüyüşü temel bir insan hakkıdır ve demokratik bir toplumda bu hak fikir ve ifade hürriyetinin bir uzantısı olarak güvence altındadır. Suçlularla suçsuzları, elmalarla armutları, hakkını kullanmak isteyen sivil vatandaşları ayıracağımız gibi bu insanlara yapılacak muamele ile de temel kuralı ayırmamız lazım. Vatandaş hata yaptığında polisten eşşek sudan gelinceye kadar dayak yiyecek olan şahıs değil, uygun şekilde tutuklanarak hakkında takibat yapılacak değerli bir şahıstır. Bizden alınan kaynaklar polisler vatandaşları dövsün ağzını burnunu kırsın diye onlara verilmiyor. Bu kamu bütçesinden pay alarak bu kamu bütçesinden aldığı gelirle geçinen ve bu halkın kabul ettiği kanunlarla bu halka hizmet etmek için varlığını sürdüren bir kurum gidip de bu halka bu muameleyi yapamaz. Yaparsa bunun adı demokratik bir devlet olmaz. Hıncal gibi adamların büyük yazar kabul edileceği ve değer göreceği ancak bütün klasmanlarda üçüncü bir dünya ülkesi olmaya devam ederiz. Ben bunu istemiyorum, bunu da yakıştırmıyorum, o sebeple de Hıncal ile derinden ayrılıyorum.

Bir de diyor ki burası dağbaşı mı? Dağbaşı üç polisin tuttuğu adama tekme atılan memleket değil de neresi ona cevap versin
Devamı ...

11 Eylül 2008

"Karaktersiz"


medya

Geçtiğimiz günlerin büyük tartışması gene Hıncal merkez siklonunda döndü. Bu büyük polemik ustası, komplo teorisyeni, Aslan amcasının biriciği MHP seçmeni şahıs herhalde yaş haddinin de dolması sebebiyle bariyerleri hepten kaybettiğinden taraftarlararası barış girişimlerinin zemini olma yolunda ilerliyor. Herkesin onda sevmediği en az bir şey var. Buna karşın hakkı, adaleti, gerçeği savunmak bazen Hıncal’ı da savunmak olabilir öyle ki medyanın iğretiliğindeki köşetaşı bir adam bile medyanın zifirleri karşısında aydınlık gözükebiliyor.

Haberlerden gidelim. Milliyet olayı “Hıncal Uluç’un Sözleri Annesine Kriz Geçirtti” manşetiyle duyurmuş. Manşetin tasvir ettiği hadise fecaat, Hıncal’ın gerçekten çok korkunç, insanın manevi duygularını bütünüyle yaralayan, ağır sözler söylediğini tahmin ediyoruz. Nitekim haberin geri kalanı bu beklentiyi karşılıyor. Haberin ilk versiyonuna göre Hıncal Uluç şöyle demiş:

Bu oyuncu nasıl milli takım kaptanı oluyor anlamıyorum. Kendine ve takım arkadaşlarına saygısı olmayan karaktersiz biri. İsviçre maçında da gördük. Bunun liderlik vasfı yok. Son 5 yılının yüzde 80’ini sakatlıklarla geçiren ve maçı ancak 60 dakika oynayabilecekken 90 dakika oyunda kaldığı zaman hocasına teşekkür bile eden biri. Böyle karaktersiz birine ben karşıyım. Emre’den kaptan olmaz, lider olamaz. Türk gençlerinin önüne bunu lider diye koyamazsınız'


Karaktersiz ithamının kabul edilemez olduğu noktasında sanırım herkes mutabıktır. Kamuoyu etkileme gücü olan bir insan canlı yayında bir futbolcunun karaktersiz olduğunu iddia ediyorsa bu halde açıkça hedef gösteriyordur. Bir annenin bundan yaralanması çok doğal.

Nitekim Vatan Gazetesi de durumu yukarıdakine uygun bildirmiş, manşet: “Karaktersiz”

Bu oyuncu nasıl Milli Takım kaptanı oluyor anlamıyorum. Kendine ve takım arkadaşlarına saygısı olmayan karaktersiz biri. İsviçre maçında da gördük. Bunun liderlik vasfı yok. Son 5 yılının yüzde 80’ini sakatlıklarla geçiren ve maçı ancak 60 dakika oynayabilecekken 90 dakika oyunda kaldığı zaman hocasına teşekkür bile eden biri. Böyle karaktersiz birine ben karşıyım. Emre’den kaptan olmaz, lider olamaz. Türk gençlerinin önüne bunu lider diye koyamazsınız


Daha sonra Hürriyet’e bakıyoruz. Manşet: “Emre Kamptan Ayrıldı”

Hıncal’ın açıklamaları şöyle:
“Takımın lideri Emre... Emre’den olsa olsa anti lider olur... Bir liderde olmaması gereken ne kadar vasıf varsa Emre’de var. Antipatik, medya nefret ediyor... Seyirci sevmiyor... Takım arkadaşlarının kendisine sevgisi saygısı yok. Son 5 yılda futbol hayatının yüzde 80'ini sakat geçirmiş. Sahaya çıkarken bile "En çok 60 dakika oynarım, 64 dakika oynarım... 90 dakika bana tahammül ettiği için hocama teşekkür ederim." Emre, milli takımın lideri Türkiye'de, başka hiç adam kalmamış gibi...
Ben şahsen Emre karakterinde birinin Milli Takım’a alınmasına bile karşıyım. Ama hocası almış ona karışmam. Takımın lideri, benim liderim, benim güvendiğim adam... Türk Milli Takım kaptanlığı bu kadar ucuz değil. Türk Milli Takım kaptanlığını bu düzeye düşürmeye kimsenin hakkı yok.
Basın tribününe işaret yapan o, İsviçre maçındaki olaylar çıkartıp ceza almamıza yol açan o... Ben bu adamı Türk Milli Takımı’na kaptan yapmam... Türk milli takım kaptanlarını şöyle bir göz önüne alın, listeye de Emre'yi koyun bakalım. Yakışıyor mu?..”

Bu sözler en fazla “ağır eleştiri”dir. Burada bir hakaret yok. Hıncal Uluç şahsi, subjektif görüşüyle Emre’nin “liderlik vasıflarına” sahip olmadığını iddia ederek Türk Milli Takımı’nın kaptanı olamayacağını beyan etmiş. Bunda öyle alınacak, darılacak bir şey bulunmuyor. Karaktersiz yok, hakaret yok.

Durum daha sonra daha da ilginçleşiyor, Milliyet haberi düzeltiyor ve olayı Hürriyet’de yayınlandığı gibi yansıtıyor. Çünkü Hıncal Uluç gerçekten “Karaktersiz” ithamında bulunmamış. Bu adresten izlenebileceği gibi bütün program boyunca da böyle bir şey demiyor.

Ancak Vatan yazı işleri nereden programı dinlediyse Hıncal’ın karaktersiz dediğini iddia ediyor, sanki böyle demiş gibi yansıtıyor, Milliyet bunu hiç kontrol etmeden aynen alıp basıyor (Daha sonra değiştiriyor) aynı gruptan Hürriyet ise haberi bambaşka ve aslına uygun veriyor.

Bunun adı haksızlıktır. Bunun adı çarpıtmadır. Bunun adı kamuoyunu bilinçli ve kasıtlı bir şekilde yanlış yönlendirmektir. Bu basın ahlak ve ilkelerine uymadığı gibi herhangi bir ahlaki akideyle de bağdaşmaz zira basının görevi olayları çarpıtarak, kendi anladığı gibi yansıtmak değil, olanı olduğu gibi kamuoyuna iletmektir. Basının kamuoyunu bilgilendirme görevi gerçekler noktasında başlar, üretilmiş, çarpıtılmış, fabrikasyon veriler üretimi olarak değil. Bunu çok iyi yapan Hıncal dahi bugün bundan zedelenebiliyor, itibarı ve şahsiyeti incitilebiliyorsa böyle bir zifir karanlık medyanın halktan güven beklemek için hiçbir sebebi kalmamış demektir. Bunlar basın değil, şirkettir. İzleyici üreten ve izleyecilerini aynı bir mamül gibi reklam şirketlerine pazarlayan birer Anonim Şirket. Kamuoyunu çarpıtarak ceplerini doldurmaya çalışan günlük hayatın tutsakları. Bunlar yalanın bir tüketim maddesine dönüştüğü ahlaki atmosferin pompalarıdır ancak.

Yaptıkları yapacaklarının teminatı olduğu için, bizi yalanlarla besledikleri için, basın ahlakını bizzatihi yerle yeksan ettikleri için “Medya” mevcut ciddiyetini hak ediyor. Ne kadar okumazsak o kadar iyi.

http://www.hurriyet.com.tr/spor/futbol/9856047.asp?gid=211&sz=11778

http://www.milliyet.com.tr/Spor/SonDakika......&b=Emre%20kamptan%20ayrildi
http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Karaktersiz_197927_5&Newsid=197927
Devamı ...

24 Nisan 2008

Hıncalla Hıncallaşma!


foto

Hepimize Hıncal Uluç’tan gına geldi. O, bu haliyle bütün takım taraftarlarının üstünde birleşebilecekleri emsalsiz bir konsensus noktası. Hepimiz el ele veriyoruz, bütün rekabet hisleri, fanatizm, aklımızı ele geçirmiş bütün duygu durumlarını bir kenara bırakıyoruz ve külliyen bunu hissediyoruz.

Bu korkunç bir his. İnsanın pek de yaşamaması gerekecek türden bir duygulanım. Hayatımızda zaten ta en başından beri olmaması gereken Bay “çokbilirimherşeyiben11yaşındaklasikleriokudum!” , köşesinde yayınladığı “sevdiğim laflar” kadar faydalı varlığıyla “Abuzittin’den Tecelli’ye Mektuplar” absürdlüğünde beyin haritalarımızda yer ediniyor. Artık ondan uzaklaşsak hepimizin ruh sağlığı için hayırlı olacak. Türkiye’nin kızgın bir sacın üstünde oturup halinden yakınmasından biraz daha şaşırtıcı kitle mazoşizm örneğini gerimizde bırakmalıyız. Gerçekten dehıncalizasyona bu ülkenin ihtiyacı var.

Ama.. (Hıncal iki noktası)

Aması şurada, artık yaşadıklarımız Hıncal’a maruz kalmayı da aştı. Artık herkes Hıncallaşıyor. Hıncal’la mücadelenin ancak Hıncallaşmakla mümkün olduğuna dair bir inanç ile daha da Hıncallaşan taraftarlar, daha da Hıncallaşan yöneticilerden sonra Hıncallaşma başkanlara da musallat oldu. Öylesine Hıncalki ortalık Beşiktaş başkanı Yıldırım Demirören, Hıncalı olabilecek en absürd şekilde “Pembe kazaklı” olmakla itham etti.

Taraftar bunu sevmiş görünüyor. Forumlarda kendisinden “Pembe kazaklı Hıncal” diye bahsedilmesi vaka-i adiye. Bu tipik şahsa saldırı örneği ise sui generis bir acziyet vesikası.

Beşiktaş başkanı ve Beşiktaş'ın yeryüzündeki temsilcisi; ulu babasının izniyle, sattığı binlerce tüpün parasını peşin peşin Beşiktaş’a yatırma cefasını göstermiş fedakarlığın simgesi, babası müsaade buyururlarsa halife olasıca Yıldırım Demirören bir gazeteciyle bildiğiniz laf yarıştırıyor. İlkokul 5 standartlarında. “Ey Hıncal”lamalar, bana bak Hıncal diyen Hıncal Hıncal tekerlemeler arasında Hıncal’a açıkça “İbne” diyemediği için “Pembe kazakların” alt metninden medet umar bir tutumla hakaret edebiliyor, ettiğini sanabiliyor. Babası da bunlara bir şey demiyor! Ne ayıp!

Şayet böyle pembe kazaklardan ibne çıkarımları yeteri kadar acziyeti ispatlıyor olmasaydı dahi, yapılanın sonucu ispata kafi: Hiçbir şey olmuyor. Beşiktaş başkanı Hıncallaşmasında görülebilecek en normal sonuç bu. Hiçbir şey.

Hıncal bildiği gibi Hıncallaşmaya devam ediyor. Çünkü şu evrende Hıncal’ın Hıncal olmak dışında yapabileceği hiçbir şey yok. Bizler Hıncal’ın bu kadar Hıncal olmasına şaşırarak üzülüyoruz. Kendisine merhamet dahi göstermek istiyoruz. Belki o “Kimse bana anlatmasın” derken sessizce arkasından yaklaşıp başını da okşayabiliriz. İçimizdeki bütün gınaya rağmen bunu yapabiliriz, çünkü o Hıncal’dır, kendisinden başka bir şey olamaz. Ama başkalarının, özellikle de basiretsizliği gökkubbe altındaki bütün spor kulüplerine pay olarak dağıtılsa Manchester United’ın sıradan bir İngiliz Üçüncü Ligi takımı olmasına yol açabilecek Yıldırım Demirören’in Hıncallaşması bizi halsiz bırakıyor. Bir insanın Yıldırım Demirören olması dahi çok ağırken Hıncallaşması, insanlığın kaldıramayacağı kadar ağır bir yük.

Ancak sonra düşününce, bu da normal. Buncasına babalanmış, babasallaşmış bir kimsenin, babasının izni ve gözetimiyle sürdürdüğü beceriksizlik şöleni bunu bize göstermeliydi! O buncasına basiretsizliği herhalde müthiş, emsalsiz ve şu dünyadaki eşi benzeri bulunmamış bir lider olduğu için yapmadı. Sonuca müstehak kabiliyetleri bulunduğu için böyle yaptı, bu basiretsizliklerine de yeni ve açık bir basiretsizlikle devam ediyor. Türkiye kupasını alıp koşa koşa Haluk Ulusoy’un babasına giden bu şahane kalender, dost canlısı, Adnan Polat kankası, GS eş başkanı olasıca kimse Hıncal’la Hıncal olmaya kalkışabilecek kadar kendini kaybedebilmelidir. Matematik yanılmaz. Basiretsizliğin sonsuz sayıda görünümü ve bir basiretsiz varsa mutlaka hepimizi şaşırtacak bir basiretsizlik gerçekleşecektir.

Ama ne oldu? Bu saçma oyuna Fenerbahçe de düştü. Hem de bir değil birkaç defa. En sonuncusu, Fenerbahçe’nin resmi sitesinin 16 yaşında bir Lise 1 öğrencisi tarafından düzenlendiğini düşündürtecek kadar korkunç. Yazıda yer alan Hıncal’ın psikologa gitmesini tavsiye etmeler karısıyla kavga eden mecalsiz bir kocanın son laf sokma çabalarını, caps lock ŞEREFSİZ’ler ise taraftar forumlarını hatırlatıyor. (http://www.fenerbahce.org/popdetay.asp?ContentID=11517) Hiç biri kuruma yakışmıyor.

Böyle bir yazı beklenen sonucu getirmeyecektir. Belki taraftar Hıncal’a karşı biraz daha öfkelenebilir ancak bu yayın son noktasıdır. Daha fazla kimse kimseye öfke duyamaz. Hıncal’ın ratingi ise artacaktır, çünkü gündemde Fenerbahçe Galatasaray maçı değil, Hıncal Uluç olacaktır. Derbiyi bile gölgeleyebilecek bir gücü olduğunu hisseden Hıncal ise bu yazılardan ancak teorilerinin ispatlandığını çıkartır, çıkartmalıdır, çıkartacaktır. Hepimiz duyacağız: “Yalanlamadılar. Bana hakaret ettiler. O halde kabul ettiler”

Taraftar yine de Hıncal’ı takip edecektir çünkü Türkiye’deki bütün kulüplerin resmi ağızlardan üstüne gittiği bir gazetecidir. “Ateş yakmasa bu kadar duman çıkartmaz”, “Adam doğru söylemese üstüne gitmezlerden” mürekkep fikirlenmelerle insanlar Hıncal’ı izleyeceklerdir. Bu hıncal’ın yarattığı kısa Hıncal Döngüsü’dür. O döngüde ne kadar Hıncallaşırsanız mutlaka ve katiyetle Hıncal kazanır. Ne kadar itham da bulunursanız Hıncal daha beterini getirecektir, ne kadar üstüne giderseniz insanlar o kadar merak edip izleyeceklerdir ve ne kadar bu döngüde yer alırsanız o döngü o kadar meşrulaşacak.

Açıklamalar Hıncal’ı durdurmaz. Ancak benzin görevi görür. Bu türde açıklamalarsa Hıncal’a dokunmaz, ancak Fenerbahçe’ye zarar verir. Bu basit, küçük, Yıldırım Demirören’e özgü kalması gereken ve onunla müsemma dil kulübün ağırlığını taşımamaktadır. Zira Fenerbahçe büyük bir kulüptür. Fenerbahçe bir spor kulübü olarak işini iyi yapan, başarılı ve iyi yönetilen bir kulüptür. Fenerbahçe yalnız kamuya mal olmuş değildir, önce ve katiyetle bir simgedir, bir semboldür, Türkiye’nin çıkardığı ve hepimizin bilincinde yer etmiş bir imgedir. Fenerbahçe basit ve küçük bir dilin yanında duramayacak kadar değerlidir.

Yapılması gereken de Hıncal’a izahat vermek değil, dava açmaktır. Hıncal’ı iddialarını ispata çağırmak en adil, en akil ve meşru yoldur. Hıncal komplo teorilerinden ibaret çıkarımlarıyla bulandırdığı ortak futbol aklına karşı dik durmak, bir sefer dahi olsa itham etmek yerine ispat etmek, bir kere dahi olsa insanları zan altında bırakmak yerine zanlarının nasıl temelsiz olduğu gerçeğiyle karşılaşmak durumundadır.

Hıncal vicdana havale edilmelidir. Hıncal insanları birbirine düşman yapan, simgeleri değersizleştiren, zevk almak yerine öfke duymamızı, beraber şakalaşmak yerine kavga etmemizi sebepleyen dili ile nasıl bir “hate speech” yaratıyorsa bunun ceremesini de çekmelidir.

Biz hıncal’dan çok çektik, bir kere de Hıncal Hıncallığından çeksin.

Doğrusu budur. Fenerbahçe yönetiminin laf yarıştırması değil.

Zira ikisi aynı anda olamaz, ya Hıncal olursunuz ya büyük ve Fenerbahçe büyüklüğünden vazgeçemeyecek kadar değerlidir.

Devamı ...