10 Mayıs 2012

Fenerbahçe Ülker: Bir Fiyaskonun Muhasebesi


Erkek basketbolda her anı ızdırap dolu geçen sezonu nihayet dün akşam itibariyle noktaladık. Play-off serisi öncesi Fenerbasket forumlarında yazmıştım bu takımın play- off larda sadece Aliağa'ya karşı favori olabileceğini diğer yedi takıma karşı favori olmadığını, hatta yazdıktan sonra ulan acaba karamsarlığımı abartıyor muyum falan diye de düşündüm ama sağolsun basketbol takımı beni bu sene hiç mahçup etmedi karamsarlığım konusunda.

Sezonun nasıl bir başarısızlıkla bittiğini biraz rakamlarla anlatmak lazım. 2006-2007 sezonundaki Ülker birleşmesinden önceki sezonda yani 2005-2006'da Fenerbahçe ligi 18 galibiyet 12 mağlubiyetle 7. bitirmiş ve play-off ilk turunda 1-0 geride başladığı seride Efes'e ilk turda 3-0 la elenmiş. O yıldan bu yana en kötü normal sezon performansını gösterdik 21 galibiyet 9 mağlubiyet ve klasmanda beşincilikle. Yine o yıldan bu yana ilk kez bu sene bırakın finali yarı final bile göremedik.
Bitmedi,2006-2007 sezonundan bu yana ilk kez aynı sezonda bir takıma iki kez yenildik bu sene. Efes ve Banvit'e karşı normal sezondaki iki maçı da kaybettik. Tarihinin en kötü basketbollarından birini oynayan Efes'e karşı biri kupa da olmak üzere 3 kez yenildik bu sene. Ligi sadece 4 galibiyetle bitiren ve bizle oynamadan önce ligde tek galibiyeti olan Bandırma Kırmızı'ya yenildik, basketbolda küme düşen Trabzon'u uzatmada, küme düşmekten son anda kurtulan Mersin B.Ş.B'sini iki maçta da son saniye basketiyle yenebildik. İlk dörtteki takımlardan sadece Galatasaray'ı Sinan Erdem'de bir sayıyla berbat oynayarak ve mucize eseri yenebildik.

Euroleague'de Top 16 da ne yaptığımız zaten belli, gruba seribaşı başlayıp grubu sonuncu bitiren ilk takım olduk Top 16 tarihinde. Bütün bunlar sportif ve sonuça yönelik başarısızlıklar. Taraftarı asıl delirten şey kulübün bütün branşlarındaki oyuncuların ekstra çaba gösterdiği bir sezonu bu takımın büyük bir kısmının neredeyse hiç bir mücadele belirtisi, kazanma hırsı göstermeden tamamlaması. Milano'da Top 16 için ölüm kalım maçındaki rezil görüntüyü hatırlamak kafi. Kazanırsan gruptan çıkabileceğin bir maçta iddiasız bir rakibe karşı en ufak bir kazanma hırsı ve direnci göstermeden oynanan 40 dakika bu sene bu takımın oyun karakteri konusunda bize çok şey anlatmıştı zaten.

Sene başındaki Gist ve Jerrels transferleri Fenerbahçe'nin tüm sezonunu başlamadan bitirdi aslında. Oyun aklı yerlerde sürünen, karar anlarında sürekli bocalayan Ukiç'in yanına yine oyun aklı olmayan Jerrels, zaten Mirsad'ın sakatlığı ve Lavrinoviç'in gidişiyle tamamen boşalan ve uzun süre tek oyuncuyla idare edilen 4 numara pozisyonuna basketbol fundementali olmayan Gist'in alınması bu seneki felaket sonucun ipuçlarıydı.

Başta Nedim Karakaş şimdi çıkıp şanssızlıklardan, sakatlıklardan falan bahsedecektir, sakatlık öngörülemeyen bir şey değildir, oyunculara yönelik bin tane test yapılıyor, hangi oyuncunun fizyolojik olarak neyi kaldırıp kaldırmayacağı artık günümüzde gayet net olarak biliniyor. Fenerbahçeli oyuncuların yaşadığı sakatlıkların çok büyük bölümünün maç sırasında darbeye bağlı sakatlıklar değil antrenmanda meydana gelen sakatlıklar, ya da sürekli tekrarlanan kronik rahatsızlıklar olduğunu biliyoruz. Bu sakatlıkların antrenman ya da çalışma tekniğindeki bir sorundan kaynaklandığı sır değil artık. Ayrıca Mirsad'ın 35 yaşında olduğu çok ağır bir sakatlık sonrası nasıl döneceğinin belli olmadığı bir ortamda Mirsad sağlıklı döner diye 4 numara pozisyonunda koca sezonu Gist'le geçirmek de büyük bir planlama sorumsuzluğudur.

Takımla koç arasındaki bağın özellikle Top 16 macerası da bittikten sonra tamamen koptuğunu görmemek için kör olmak lazım. Buna rağmen hamle yapmak için sezonun bitmesini beklemek, koç değişikliğine gitmemek ya da radikal bir karar alıp bazı oyuncuları kadro dışı bırakmamak kulüp adına Perşembenin gelişini Çarşamba'dan belli etti.

Nisan ayında Spahija'yı gönderip Ertuğrul Erdoğan'la devam edilse bu takım en azından ilk turda rotasyona sokacak Türk oyuncusu bulamayan bir takıma elenmezdi, madem bunu yapmadınız, Spahija'yla sezon sonuna kadar gidip oyunculara koçu yem etmeyelim dediniz o halde oyunculardan birilerini kadro dışı bıraksaydınız sonuç şu ankinden yine daha iyi olurdu. Spahija bu sene koç performansı olarak dünyanın en kötü performanslarından birine imza attı bunda hiç kuşku yok, geçen sene final serisini kazanmasına rağmen orda da bu seneki yetersizliklerine dair ipuçları vermişti zaten, ama Spahija'nın kötü koç olması bazı oyunculara kafalarına göre takılma, maçları umursamama, laubali davranma hakkı vermemeli. Mesela Emir'in bu konuda artık iyiniyetli falan olduğunu düşünmüyorum. Bu seneki hali formsuzlukla, koçun yetersizliğiyle falan açıklanamaz, tamam koç felaket de arkadaş sana mücadele etme diyen de mi koç. Bu sene zaten özel antrenman yapmayı falan bıraktığını, çalışmadığını Mrsiç'in bizzat ağzından duymuştum da bu kadar da rezil bir şekilde oynanmaz ki.

Ukiç için de bir parantez açmak lazım. Şubat ayında Spahija'nın yardımcısı Ukiç'in sakatlığı dönüşü takımın düzeleceğini falan anlatmıştı bana uçakta ben de onun üzerine şunu yazmışım

...zaten umutsuzluğa kapıldığım kısım da bu nokta. Ukiç'in takımı hedefe götürebilecek mental yeterlilikte olmadığı konusunda benim artık en ufak bir kuşkum yok ama maalesef Spahija ve ekibinin bu konuda tam tersi düşündüğünü söyleyebilirim.

Nitekim Spahija sezonun son bölümünde Ukiç merkezli oynama düşüncesinden vazgeçip topu Emir'e teslim ederek aslında kendisi de bu düşüncesinin iflas ettiğini gösterdi. Ukiç lider kumaşı olan winner bir oyuncu değil, zor anlarda doğru kararlar verebilen bir oyuncu hiç değil, takımın bir parçası olarak katkı verebilecek ama takım liderliği rolü verildiğinde iflas edebilecek bir oyuncu, nitekim gördük Beşiktaş maçlarının maç sonlarında , takımı oyunun içine katmak için en ufak bir çaba sarf etmeden nasıl tek kişilik bir oyun oynadığını. Hücumda Emir'e topu vermek maçın 3 periyodu akıllı bir tercih gibi gözükse de mental olarak Emir'in de en az Ukiç kadar zaafı olan bir oyuncu olması maçın karar anlarında onun da çuvallamasına yol açtı. Banvit maçında mesela son 2 dakika 4 tane top kaybı yaptı Emir, Efes maçının sonunu yine saçma sapan oynadı, Akatlar'daki Beşiktaş maçının kaybının da bir numaralı sorumlusuydu yine son dakikalardaki felaket tercihleriyle.

Aslında tüm sezonun böyle rezil geçmesini özetleyen şey yukarıdaki iki paragrafda gizli. Zor anlarda topu emanet ettiğiniz, güçlü olmasını, mental olarak ayakta kalmasını beklediğiniz, yani lider vasıfları olması gereken oyuncular Fenerbahçe kadrosunda yok. Mirsad neredeyse tüm sezonu sakat geçirdi, liderlik özellikleri olan winner karaktere sahip tek oyuncu Ömer'in de artık bir yere kadar yettiğini görüyoruz. Hücumdaki temel sıkıntı yetenekten ziyade akıl oldu Fenerbahçe'de bu sene. Savunmada ise artık bir kulüp karakteri haline gelen dış oyuncuların topa baskı yaptığı Fenerbahçe geleneği bu sene itibariyle tarihe karıştı. Savunma yapmayı bilmeyen Gist, Bogdanoviç, Emir, Jerrels, Oğuz gibi oyuncularla Fenerbahçe sert savunma geleneğini kaybetti. Sezonun ilk yarısında eğrisi doğrusuna denk gelip Euroleague'de Top 16'ya kalabildiysek bunda en büyük pay o dönem takımda Ömer Onan'la beraber savunma yapmayı bilen ve geçtiğimiz yıllarda gördüğümüz sert, topa baskılı savunmayı yapabilen Sefolosha'nın olmasıydı. Onun gidişi ve Ömer'in sakatlığı sonrası Fenerbahçe savunması tamamen göçtü.

Peki ne yapmalı?

Öncelikle koçun kalması gibi bir ihtimal yok, bu kadar büyük bir fiyaskonun ardından koçla sözleşme uzatmak skandal olur. Hoş Fenerbahçe'de basketbolu yönetenlerin tüm sene boyunca yaptıklarına bakarsak alacakları hiç bir karar beni şaşırtmaz. 3 senedir bas bas bağırıyoruz yerli oyuncu transferi çok önemli diye, Semih'i ve Ömer'i kaybetmissin, Mirsad ve Ömer 36 ve 33 yaşına gelmiş hala doğru düzgün yerli oyuncu transferi yapmıyorsun. Geçen sene Furkan, Cevher ikilisinden en az birini mutlaka almalıydık. Hadi onları almadın bari elindeki Metecan'a Berkay'a Erbil'e süre ver. Berkay'ı tüm sene oynatsan Gist'ten daha kötü mü savunma yapardı Allah aşkına. Oktay Mahmuti geçen sene Göksenin'i play-off finalinde ilk beş başlattı, bu sene de istikrarlı olarak süre verdi, ve kısa vadede rol oyuncusu olarak adamdan yararlanmaya ve meyvelerini almaya başladı. Biz böyle rezil bir sezonda bile bu yetenekli çocuklara doğru düzgün süre vermedik.

Kimlerin transfer edileceğinden ziyade bu sene bu basketbol planlamasını yapanların da özeleştiri yapması lazım. Semih Özsoy, Aydın Örs Nedim Karakaş üçlüsünün zaten yetkilerinin ne olduğunu kimin yetkisinin nerde başlayıp nerde bittiğini şubede kimse bilmiyor. Dolayısıyla transfer planlamasından önce o yetkilerin belli olması lazım. Mesela koç tercihini kim yapacak Semih Özsoy mu son kararı verecek yoksa ondan bağımsız Aydın Örs birini mi seçecek belli değil. Bana kalırsa Obradoviç ve İvkoviç'i almak zor olsa da Pesiç'i getirebiliriz. Enkaz halindeki takımı onun kalibresinde bir koç toparlayabilir. Yerli koç gelecekse de Erman Kunter tercihim olur. Ertuğrul Erdoğan'ı da severim gelirse niye geldi demem ama bu kadar yıpratıcı, mental olarak bir çöküş yaşanılan senede mevcut oyuncuların staffda bulunan birisi olduğu için ona da güvenlerinin azalmış olabileceğini düşünüyorum.


Uyuz olduğum bir şey daha var, Twitter'da basketbol takımının fiyasko sezonu hakkında bir şeyler yazınca falan sonuç odaklı eleştirmeyelim, birlik ve beraberliğe çok ihtiyaç duyuyoruz şimdi eleştirmeyin diyenler var tek tek herkese cevap vermek mümkün olmadığı için burda söyleyeyim. Bir kere şu hep destek tam destek sloganını son derece otokratik, otoriter bir slogan olarak buluyorum, dolayısıyla biz o sloganı ne olursa olsun kimseyi eleştirmemek olarak değil maç sırasında durum kötüyken takıma tavır almamak olarak yorumluyoruz böyle saçma bir şekilde hiç bir durumda eleştirmeme olarak değil. Ayrıca şunu da belirtmek lazım mesele sonuçtan ziyade erkek basketbol takımının tüm sene boyunca gösterdiği duruş. Bütün branşlardaki oyuncular bu sene ekstra çaba sarfederken, ödemeleri zamanında yapılan,dünyanın en iyi salonlarından birinde oynayan bu beyefendilerden bir kaçı hariç diğerlerinden diğer şubelerdeki meslektaşlarının çabasının %10 unu bile görmemek sapına kadar eleştiri konusudur.

Yıllardır bu takımın peşinde olan birisi olarak ben tüm sene boyunca parkede görmediğim mücadelelerinden dolayı oyunculara son derece kırgınım ve kızgınım. 5 senenin 4 ünde şampiyon olmuşuz bu sene de olmayalım ne olmuş meselesi değil şikayet ettiğimiz şey, Fenerbahçe oyuncusu 40 sezonun 39 unda şampiyon olsa da 41. sezon sahaya yüzde yüzünü koymak mecburiyetindedir. Bu sene zaten koç da kötü, sene ortasında gider, play-off da da Allah kerim diye düşünen bir oyuncu grubu varsa kimse o oyunculara saygı falan duymaz. Uzun bir yazı oldu ama mesele budur.
Devamı ...

1 Mart 2012

Basketbol Takımı Nasıl Kurtulur: Bir Uçak Söyleşisi



Şu yazıyı maçı kazanıp Top 8 e kalınca yazayım diye iki-üç gündür bekletiyorum ama maalesef beklediğim gibi Panathinaikos üzerine düşeni yapsa da son derece silik bir oyun oynayıp Armani'ye kaybettik. Top 16'nın bence en kötü basketbol oynayan takımıydık ve hak ettiğimiz bir yerde yani 4. lükle bitirdik grubu. Grubun en güçlü takımı görülen Panathinaikos'un evinde iki kez kaybettiği bir gruptan çıkamamak, üstelik kazandığımız maçlar dahil hiç bir maçta doğru düzgün basketbol oynamamak insanın içini acıtıyor. Bugünkü maç özelinde çok fazla detaya girmeye gerek yok. İlk yarı hiç oynamayan Oğuz ve ikinci yarı hiç oynamayan Vidmar la nasıl bir rotasyon uyguladığını anlamadım Spahija'nın. Oyuncuların böyle kader niteliğindeki bir maçta nasıl bu kadar isteksiz savunma yaptığının, en ufak bir fiziksel direnç ve en önemlisi karakter koymamasının nedenini de anlamış değilim.


Türkiye Kupası sırasında yıllık izinlerini basketbol organizasyonlarına denk getirmeye özen gösteren birisi olarak hem aile ziyareti hem de maçları seyredeyim diye Konya'ya gittim. Uçuş sırasında da bizim basketbol takımıyla aynı uçaktaydım.Uçak tamamen basketbolcu doluydu Aliağa Petkim ve Beşiktaş takımları da aynı uçaktaydı, kendi kendime inşallah bizim takımdan birileriyle yan yana oturup ne olacak bu takımın hali muhabbeti yaparım diye yerime doğru ilerlerken oturduğum koltuğun yanında Adam Morrison'la bizim Spahija'nın Hırvat yardımcısını gördüm ve pencere kenarına yardımcı koçun yanına oturdum.

Daha paltomu bile çıkarmadan "Merhaba siz Spahija'nın yardımcısısınız değil mi diye adamla konuşmaya başladım. Milan Vojvodiç'le İstanbul- Konya uçusu boyunca yaklaşık 1 saat 10 dakika falan hiç durmadan konuştuk. Açıkcası bu konuşmadan sonra da takımdan bir beklentim kalmadı. Öncelikle yardımcı koçun dolayısıyla Spahija'nın da kulübün büyüklüğünün son derece farkında olduğunu, kötü sonuçlara en az bizim kadar üzüldüklerine falan samimiyetle inanıyorum ama takıma dair kötü gidişin teşhisini yanlış koyduklarını düşünüyorum.

Ertuğrul Özkök gibi bir ara başlık atalım burada işte o sohbet.

İlk soru olarak koça bizim hücumda bir planımız var mı diye sordum yani birinci önceliğimiz nedir dedim, iki kelime söyledi sadece, topu paylaşmak, ben bunun üzerine kendisine Ukiç ve Jerrels gibi topu 15-16 saniye elinde tutan guardlarla bu hücum nasıl uygulanabilir ki diye sordum bunu sorunca kendisi de güldü, oyuncular üstüne konuşmaya başladığımızda bütün oyuncuların geçen seneki performansını gösterememelerinin gerekçesini özgüven kaybı olarak yorumladı. Bu seneye dairse Ukiç ve Tomas'ın tam olarak sağlıklı ve formda olduğu zaman her şeyin düzeleceğini düşündüklerini söyledi. Konuşmanın büyük bölümünün üzerinde geçtiği kişi Ukiç'ti. Ben Ukiç'in oyun lideri olabilecek mental yeterliliği olmadığını söylediğimde koç Ukiç'in geçen sene bu sorumluluğun üzerinden gelmeyi becerdiğini ve o sınavı verdiğini söyledi. Ben gerçekten böyle mi düşünüyorsunuz dedim, koç Ukiç'in takımı gerçekten çok sahiplendiğini, çok büyük sorumluluk hissettiğini falan söyledi. Geçen sene baskıyı üzerinde hissettiği karar maçlarında Ukiç'in ortadan kaybolduğu Olympiakos, Valencia, final serisindeki Galatasaray deplasmanı, bu seneki Galatasaray Cumhurbaşkanlığı finalini falan hatırlattım ve siz teknik heyet olarak son top Ukiç'in elindeyken ya da kritik bir serbest atış atarken kendinizi rahat hissediyor musunuz diye sordum ? Zaten umutsuzluğa kapıldığım kısım da bu nokta. Ukiç'in takımı hedefe götürebilecek mental yeterlilikte olmadığı konusunda benim artık en ufak bir kuşkum yok ama maalesef Spahija ve ekibinin bu konuda tam tersi düşündüğünü söyleyebilirim.

Gist ve Jerrels transferleri tahmin edilebileceği gibi ilk sorduğum şeylerden biriydi. Sezon başı Pargo isminin ciddi ciddi geçtiğini, ilk hedefin o olduğunu söyledi koç, Eidson'un ise isminin çok da geçmediğini belirtti ve bütçe doğrultusunda Jerrrels'in ilk tercih olmamakla birlikte tercih edildiğini söyledi. Gist konusunda ise açıkcası beni son derece şaşırtan bir cevap aldım. Gist'i uzun süredir takip ettiklerini atletik, gelişime açık (buranın altını çizeyim) genç bir oyuncu olduğu için aldıklarını söyledi. Açıkcası Gist'in gelişime açık olduğu doğru da o gelişim 0 dan başlayacak bir gelişim olur herhalde.


Gist'in basketbolla, takım oyunuyla, maçla falan yakından uzaktan alakası yok, daha doğrudan söyleyeyim Ahmet Çakar edasıyla ukalalık gibi algılanmasın ama Gist basketbolu bilmiyor, Euroleague düzeyinde Gist'e 30 dakika süre veren bir takımdan hiç bir şey olmayacağını öngermek için de basketbol allamesi olmak gerekmiyor. Konya'da Efes maçını seyrederken Gist'in sahada olduğu dakikalarda özellikle onu izledim. Bunca yıldır basketbol izlerim boyu çok uzadı diye basketbola 18 yaşında başlamış fundemental eksiği akla zarar bir sürü basketbolcu gördüm ama Gist kadar basketbolla alakası olmayan bir oyuncu görmedim. Açık ara Fenerbahçe'ye gelmiş geçmiş en kötü yabancı olduğunu düşünüyorum, maçın başında hava atışı için oyuna alınıp daha sonra çıkarılması gereken bir oyuncuya bizim teknik heyetin gelişime açık demesi de takıma ve basketbol anlayışlarına bir kez daha kuşkuyla bakmama yol açtı.

Biz Konya'ya giderken Bandırma Kırmızı maçının üzerinden iki gün geçmişti. Ne oldu Banvit Kırmızı maçı sonrası soyunma odasında diye sordum Vojvodiç'e ? Spahija'nın oyunculara bir şey söylemediğini, bağırıp çağırmadığını herkesin çok üzgün olduğunu ve herhangi bir gerginlik yaşanmadığını söyledi, takımla Spahija arasında bir iletişim kopukluğu olmadığını da ekledi. Kazan maçının devre arasında Spahija'nın ikinci devre 0-0 gibi başlayacağız dediğini, Bojan iki hücum hatası yaptıktan sonra Marko ve Emir'i devreye sokmak istediğini ama herşeyin ters gittiğini ekledi.

Bütçe miktarının ne kadar olduğunu sorduğumda bu sene bütçenin ne olduğunu tam olarak bilmediğini Furkan Aldemir transferinde Galatasaray'ın çıktığı rakamlara çıkmamızın mümkün olmadığı için Furkan'ı alamadığımızı özellikle Ertuğrul Erdoğan'ın Furkan'ın alınması konusunda epey istekli olduğunu söyledi.

Türkiye'deki hakemlerin hiç bir standardı olmadığını söyleyip geçen seneki normal sezondaki Karşıyaka ve Galatasaray deplasmanlarındaki hakem yönetimlerini eleştirdi. İki maçın hakeminin de Murat Biricik olduğunu söylediğimde basketbolu bu kadar iyi takip ettiğime epey şaşırdı. Siz maç kaybettiğinizde bizim bir haftamız hayalkırıklığıyla geçiyor dedim, kendilerininde zaten en çok buna üzüldüklerini Fenerbahçe taraftarının kulübe duyduğu aidiyetin dünyanın hiç bir yerinde benzerine rastlamadığını falan söyledi. Ayrıca Once Brothers belgeselinden falan bahsederken Spahija ile Drazen Petroviç'in çocukluk arkadaşı olduklarını ve aynı mahallede yan yana apartmanlarda oturduklarını öğrendim.

Emir konusunda da hem koçla hem Mrsiç'le konuştum koç bu konuda da iyimserdi, Emir'in geçen senede sezona kötü başladığını ama sezon sonunda formunu yükselttiğini söyledi , Mrsiç genel olarak artık genç oyuncuların çok para kazandıkları için kendilerini geliştirmeyi çok fazla önemsemediklerini, Emir'in de özellikle Türk vatandaşı olduktan sonra ekstra idmanları bıraktığını söyledi. "Sürekli konuşup düzeltmeye çalışıyoruz ama ekstra çalışması lazım" dedi. Kendisinin 36 yaşındayken bile ekstra idman yaptığını hatırlatıp o kırık Türkçesiyle "
siz sanıyorsunuz o şutlar kendiliğinden giriyor, çalışmayla giriyor"
diye de ekledi.

Bütün bu konuşmalardan çıkardığım takımın havasından gördüğüm kadarıyla oyuncuların kazanma isteği konusunda bir eksiklik yok, takıma aidiyetlerine de inanıyorum( tabii ki Gist ve büyük ölçüde Oğuz hariç) ama sahada müthiş bir organizasyonsuzluk var. Sezon başında dağıtılan takım içi rollerle, oyuncuların potansiyeli birbiriyle örtüşmüyor. Bunun yanında mental olarak takımı sürükleyecek iki oyuncunun Ukiç ve Tomas olarak görülmesi bence başlı başına çok büyük bir hata. Bugün bir kez daha gördük kü kaç yaşında olurlarsa olsun bu takımın kazanma karakteri olan iki oyuncusu Mirsad ve Ömer. Diğer oyuncuların kazanma karakterleri ve işler ters giderken ayakta kalabilme özelliği yok. Ukiç bireysel yetenekleri üst düzey bir oyuncu olabilir ama Fenerbahçe final -four u hedefliyorsa Ukiç'in mental yetenekleriyle buralara gelmesi imkansız. Gist'in niye kadroda tutulduğunu ben anlamış değilim yerine Berkay oynasa ondan eminim çok daha faydalı olur. Koçla konuşurken Fenerbahçe'nin Ömer Aşık, Semih ve Enes'i arka arkaya kaybetmesinin çok ağır bir boşluk açtığını belirtti ama Semih NBA'den geri döndüğünde Spahija'nın niye onu geri çevirdiğini sormak gerek bu durumda tabi.

Ben genel olarak karamsar biriyim ama gerçekci değerlendirildiğinde de bu sene Fenerbahçe'nin üstelik saha avantajını da kaybetmişken Abdi İpekçi'den maç kazanarak çıkabileceğini düşünmüyorum, normal sezonu 5. bitirme ihtimalimiz var ve bu ilk turda Banvit ya da Beşiktaş'la saha avantajı olmadan oynamak demek ki bu mental yetersizlikle bu takımın buralarda maç kazanmasının da çok zor olduğunu düşünüyorum. Bana kalsa Spahija'yla geç de olsa yolları ayırıp Ertuğrul Erdoğan'la devam ederim takımın tekrar lige tutunması kısa vadede böyle mümkün olabilir. İkinci seçenek sezon sonuna kadar tazminat y mali nedenler ya da prensip gereği Spahija ile devam edeceksek bu seneyi kaybetmeyi göze alıp Ukiç, Gist ve Oğuz'u kadro dışı bırakırdım. Metecan Erbil ve Berkay'la kaybederdim kaybedeceksem. Kadro planlamasından, bu takıma bu rezil transferleri yapan basketbol aklına kadar herkesin başta Semih Özsoy,Aydın Örs ve Nedim Karakaş'ın da taraftara bir açıklama borcu var onlar da bu seneki felaketin paydaşlarıdır bunu da söylemek lazım.


Devamı ...

16 Aralık 2011

Aynı Nakarat, Aynı Son 70-80



Açıkcası bu maçın bir izahı, özrü olmamalı. Spahija maçtan sonra taraftardan özür dilemiş yine ama artık özürle açıklanabilecek şeyler değil bunlar. Bir kere sezonun en kritik maçına takımın bu kadar düşük bir konsantrasyonla çıkması kabul edilebilir bir şey değil. Maça başlarken rakibe burada kazanman imkansız mesajı vermek gerektiğini yıllardır Euroleague oynayan bu takım hala öğrenemedi mi? Maç başlıyor yediğimiz ilk beş basketin ikisi smaç, ikisi boş turnike. Aaron Jackson Ukiç'i her pozisyonda geçip pick and roll den boş adamı buluyor. Maçın başında şutların girmez, hücumda tıkanırsın falan bunu anlarım da savunmada bu kadar rezil olmanın hiç bir açıklaması olamaz. Bu takım pick and roll savunmayı ne zaman öğrenecek, hakikaten çok merak ediyorum. Maça böyle başlayıp rakibe maçı kazanacağı inancını verirsen adamların özgüveni de doğal olarak artıyor ve normalde ellerinin titremesi gereken pozisyonlarda bile sayıyı bulabiliyorlar. Şans basketbolda önemli bir faktör ama 40 dakikalık bir maçta belirleyici olmaması gerek, çok moral bozucu basketler yeseniz bile kontrolü kaybetmediğinizde top er geç sizin tarafınıza geçiyo. Üç periyot boyunca tuhaf tuhaf şutlar sokan Bilbao dördüncü çeyrekte bir ara 5 dakika sayı bulamadı. Eğer maçı biraz tahammül edilebilir bir farkla geride götürseydik o kadar tuhaf şutlara rağmen bir şekilde son bölümde tutunabilirdik. Caja Laboral deplasmanında üç periyotun sonunda da şans basketi bulduk ama şanslı bir günümüzde olmamıza rağmen adamlar pes etmedi ve son bölümde kazanmayı bildiler, bugün Mc Calebbsiz-Lavrinoviç'siz Siena son çeyrekte English'in kendi yarı sahasından attığı basketle 12 sayı geriye düştü, ama adamlar "ya bugün olmuyor ne yapsak" diye düşünmeyip oyuna devam ettiler ve yenilgisiz Barcelona'yı son periyot 12 sayı geriden gelip yenmeyi başardılar. Şu maçı Bilbao'nun şans faktörüyle ya da balıyla açıklayanlara pes etmediğiniz, omuzlarınızı düşürmediğiniz zaman o şansın dönebilen bir şey olduğunu da hatırlatmak lazım.

Biz bu tür hedef maçları kazanmak zorunda olduğumuz ve ibrenin bizi gösterdiği eşik maçlarını kaldıramıyoruz. Geçen sene bir maç kazansak gruptan çıkabilecek durumdayken son 3 Top 16 grup maçını da kaybettik. Bu tür maçlarda sakin kalmayı beceremiyoruz, sahaya akıl koymamız gereken yerde deli gibi panik yapıyoruz ve dolayısıyla daha da saçmalıyoruz. Bugün hızlı hücumda bomboş turnike atılacak 3 pozisyonda da topu kaptırıp sayı yedik, bu düzeyde tecrübeli bir takımın bunları yapması hakikaten akılla mantıkla açıklanabilecek bir şey değil. Bireysel olarak çoğu oyuncunun oyun zekaları ve mental direncinin de çok alt seviyede olması bu karar maçlarında bizi otomatikman maça geride başlatıyor. Ukiç zaten bu tür maçlarda yok oluyor, Gist'in sırf zıplama merakından her maç en az 10 sayı yiyoruz, uzunlarımızın erken faul problemine girmediği maç yok nerdeyse. Yani bireysel olarak bu kadar defonun olduğu bir yerde düzenden çıkmak da çok kolay oluyor. Hücumda akışkanlığı kaybedince savunma kaynaklı sayılar da olmayınca kendi sahamızda 70 leri zor buluyoruz.

Geçen sene topa deli gibi baskı ve müthiş dış oyuncu savunması yapan takım gitti, dış oyuncuların neredeyse şeffaf bir perde gibi geçildiği bir takıma döndük. Kinsey'in gidişi ve Tomas'ın sakatlığı sonrası oyunumuzun en önemli özelliği olan o dış adam savunması uçtu gitti, Thabo da gittikten sonra daha da kötüye dönüştü. Burda yine dikkat çekilmesi gereken şey Ukiç'in savunma performansı. Ukiç her ne kadar hücumcu olarak bilinse de ortalamanın üstünde bir savunmacıdır. Bu sene savunmayla yakından uzaktan alakası yok. Nancy maçında Ukiç'in tuttuğu adam Euroleague asist rekorunu kırdı, Caja Laboral maçında Ukiç'in adamı Prigioni bizim takımın toplam asistinden fazlasını yaptı, bugün de Aaron Jackson maçın başında Ukiç'i dağıtıp takımını istediği gibi yönetti. Raul Lopez'in olmadığı bir günde en yıpratılması gereken oyuncuyu bırakın yıpratmayı hayatının en rahat maçlarından birisini oynattık.

Şu grupta son maç öncesi hala gruptan çıkma hesapları yapmamız hakikaten insanı çileden çıkarıyor. Bu gruptan çıkacak dört takımın da Top 16 daki gruplarından çıkması mucize olur. Son maç Cantu'yu yenip Caja Laboral'in Bilbao'yu yenmesi durumunda birinci çıkıyoruz, biz yenilip Laboral de yenilirse gruptan çıkamıyoruz ki şu gruptan çıkamamak Spahija açısından özürle geçiştirlemeyecek derecede bir skandal olur. Tabii sadece Spahija için değil hedefimiz F4 deyip böyle tuhaf bir kadro kuran, sezon planlarını sakat oyuncuların dönmesi üzerine yapanların da cümleten bir şapkalarını önüne koyup düşünmeleri gerekir. Cantu'nun gruptan çıkmayı garantilemesi ve liderlik şansının olmaması biraz bizim avantajımıza tabi ama İstanbul'da bu takımı ancak uzatmada yenebildiğimizi ve aklını her daim kaybetme tehlikesi taşıyan gurdlara sahip olduğumuzu düşünürsek maç için diken üstünde bir hafta geçireceğiz demektir. Zaten Fenerlinin hayatı stres, haftaya yine ömrümüzden ömür gidecek anlaşılan.

İki sene önce Top 16'nın son maçında içerde Zalgiris'e Marcus Brown'un son saniye üçlüğüyle 6 sayıyla yenilip ikili averajı da kaybederek turu vermiştik bu sene de bu şutların adamı Basile'den bir son saniye basketi yiyerek elenmek Fenerbahçe'nin alamet-i farikası olan "mağlubiyeti olabildiğince trajikleştirme" geleneğine uygun olur. Bekleyip göreceğiz.
Devamı ...

21 Şubat 2010

Türkiye'ye Ukiç Gelmiş



Dünkü Kupa yarı finalinde Kerem'i yerde süründürürken... Şöyle hareketleri görmeyi bile özlemişiz. Sanırım 2 sene önce yine en zor çeyrek final ve yarı final kuralarını çekip finalde Banvit'e kaybetmiştik. Bu sefer öyle olmasın.
Devamı ...

5 Ocak 2010

Ukiç Fenerbahçe'de


Ukic

Son bir haftadır gündemde olan Ukiç transferi bugün itibariyle doğrulandı. Nihayet gerçek bir point guarda kavuştuk, darısı dört numaraya. Yalnız Nedim Karakaş’dan, Ukiç transferini açıklarken Iverson transferinin son anda yattığını duyunca buruk bir sevinç oldu Ukiç’in gelmesi. Iverson’ın takıma bir katkı yapacağını falan düşünmüyorum ama kulübün adının dünyadaki tanınırlığı ve salona seyirci çekme konusunda inanılmaz bir sey olurdu. İşin ilginç tarafı koçu Tanjeviç olan ve iki ay önce Solomon’u sorunlu diye gönderen bir kulübün dünyanın en sorunlu oyuncularından bir tanesi olan Iverson’ı almak istemesi. Yani demek ki yönetimin de pek Tanjeviç’i salladığı yok. Bu mevsimde yapılabilecek en iyi transferlerden birisi Ukiç, bunun için hiç yönetim biçimlerini hiç tasvip etmesek de yönetimi tebrik edelim. Eurolaegue için hala pek umudum yok Top 16’dan ilerisini görmemiz mucize; ama Efes’e karşı bir adım öndeyiz şimdi.

Devamı ...