10 Mayıs 2012

Fenerbahçe Ülker: Bir Fiyaskonun Muhasebesi


Erkek basketbolda her anı ızdırap dolu geçen sezonu nihayet dün akşam itibariyle noktaladık. Play-off serisi öncesi Fenerbasket forumlarında yazmıştım bu takımın play- off larda sadece Aliağa'ya karşı favori olabileceğini diğer yedi takıma karşı favori olmadığını, hatta yazdıktan sonra ulan acaba karamsarlığımı abartıyor muyum falan diye de düşündüm ama sağolsun basketbol takımı beni bu sene hiç mahçup etmedi karamsarlığım konusunda.

Sezonun nasıl bir başarısızlıkla bittiğini biraz rakamlarla anlatmak lazım. 2006-2007 sezonundaki Ülker birleşmesinden önceki sezonda yani 2005-2006'da Fenerbahçe ligi 18 galibiyet 12 mağlubiyetle 7. bitirmiş ve play-off ilk turunda 1-0 geride başladığı seride Efes'e ilk turda 3-0 la elenmiş. O yıldan bu yana en kötü normal sezon performansını gösterdik 21 galibiyet 9 mağlubiyet ve klasmanda beşincilikle. Yine o yıldan bu yana ilk kez bu sene bırakın finali yarı final bile göremedik.
Bitmedi,2006-2007 sezonundan bu yana ilk kez aynı sezonda bir takıma iki kez yenildik bu sene. Efes ve Banvit'e karşı normal sezondaki iki maçı da kaybettik. Tarihinin en kötü basketbollarından birini oynayan Efes'e karşı biri kupa da olmak üzere 3 kez yenildik bu sene. Ligi sadece 4 galibiyetle bitiren ve bizle oynamadan önce ligde tek galibiyeti olan Bandırma Kırmızı'ya yenildik, basketbolda küme düşen Trabzon'u uzatmada, küme düşmekten son anda kurtulan Mersin B.Ş.B'sini iki maçta da son saniye basketiyle yenebildik. İlk dörtteki takımlardan sadece Galatasaray'ı Sinan Erdem'de bir sayıyla berbat oynayarak ve mucize eseri yenebildik.

Euroleague'de Top 16 da ne yaptığımız zaten belli, gruba seribaşı başlayıp grubu sonuncu bitiren ilk takım olduk Top 16 tarihinde. Bütün bunlar sportif ve sonuça yönelik başarısızlıklar. Taraftarı asıl delirten şey kulübün bütün branşlarındaki oyuncuların ekstra çaba gösterdiği bir sezonu bu takımın büyük bir kısmının neredeyse hiç bir mücadele belirtisi, kazanma hırsı göstermeden tamamlaması. Milano'da Top 16 için ölüm kalım maçındaki rezil görüntüyü hatırlamak kafi. Kazanırsan gruptan çıkabileceğin bir maçta iddiasız bir rakibe karşı en ufak bir kazanma hırsı ve direnci göstermeden oynanan 40 dakika bu sene bu takımın oyun karakteri konusunda bize çok şey anlatmıştı zaten.

Sene başındaki Gist ve Jerrels transferleri Fenerbahçe'nin tüm sezonunu başlamadan bitirdi aslında. Oyun aklı yerlerde sürünen, karar anlarında sürekli bocalayan Ukiç'in yanına yine oyun aklı olmayan Jerrels, zaten Mirsad'ın sakatlığı ve Lavrinoviç'in gidişiyle tamamen boşalan ve uzun süre tek oyuncuyla idare edilen 4 numara pozisyonuna basketbol fundementali olmayan Gist'in alınması bu seneki felaket sonucun ipuçlarıydı.

Başta Nedim Karakaş şimdi çıkıp şanssızlıklardan, sakatlıklardan falan bahsedecektir, sakatlık öngörülemeyen bir şey değildir, oyunculara yönelik bin tane test yapılıyor, hangi oyuncunun fizyolojik olarak neyi kaldırıp kaldırmayacağı artık günümüzde gayet net olarak biliniyor. Fenerbahçeli oyuncuların yaşadığı sakatlıkların çok büyük bölümünün maç sırasında darbeye bağlı sakatlıklar değil antrenmanda meydana gelen sakatlıklar, ya da sürekli tekrarlanan kronik rahatsızlıklar olduğunu biliyoruz. Bu sakatlıkların antrenman ya da çalışma tekniğindeki bir sorundan kaynaklandığı sır değil artık. Ayrıca Mirsad'ın 35 yaşında olduğu çok ağır bir sakatlık sonrası nasıl döneceğinin belli olmadığı bir ortamda Mirsad sağlıklı döner diye 4 numara pozisyonunda koca sezonu Gist'le geçirmek de büyük bir planlama sorumsuzluğudur.

Takımla koç arasındaki bağın özellikle Top 16 macerası da bittikten sonra tamamen koptuğunu görmemek için kör olmak lazım. Buna rağmen hamle yapmak için sezonun bitmesini beklemek, koç değişikliğine gitmemek ya da radikal bir karar alıp bazı oyuncuları kadro dışı bırakmamak kulüp adına Perşembenin gelişini Çarşamba'dan belli etti.

Nisan ayında Spahija'yı gönderip Ertuğrul Erdoğan'la devam edilse bu takım en azından ilk turda rotasyona sokacak Türk oyuncusu bulamayan bir takıma elenmezdi, madem bunu yapmadınız, Spahija'yla sezon sonuna kadar gidip oyunculara koçu yem etmeyelim dediniz o halde oyunculardan birilerini kadro dışı bıraksaydınız sonuç şu ankinden yine daha iyi olurdu. Spahija bu sene koç performansı olarak dünyanın en kötü performanslarından birine imza attı bunda hiç kuşku yok, geçen sene final serisini kazanmasına rağmen orda da bu seneki yetersizliklerine dair ipuçları vermişti zaten, ama Spahija'nın kötü koç olması bazı oyunculara kafalarına göre takılma, maçları umursamama, laubali davranma hakkı vermemeli. Mesela Emir'in bu konuda artık iyiniyetli falan olduğunu düşünmüyorum. Bu seneki hali formsuzlukla, koçun yetersizliğiyle falan açıklanamaz, tamam koç felaket de arkadaş sana mücadele etme diyen de mi koç. Bu sene zaten özel antrenman yapmayı falan bıraktığını, çalışmadığını Mrsiç'in bizzat ağzından duymuştum da bu kadar da rezil bir şekilde oynanmaz ki.

Ukiç için de bir parantez açmak lazım. Şubat ayında Spahija'nın yardımcısı Ukiç'in sakatlığı dönüşü takımın düzeleceğini falan anlatmıştı bana uçakta ben de onun üzerine şunu yazmışım

...zaten umutsuzluğa kapıldığım kısım da bu nokta. Ukiç'in takımı hedefe götürebilecek mental yeterlilikte olmadığı konusunda benim artık en ufak bir kuşkum yok ama maalesef Spahija ve ekibinin bu konuda tam tersi düşündüğünü söyleyebilirim.

Nitekim Spahija sezonun son bölümünde Ukiç merkezli oynama düşüncesinden vazgeçip topu Emir'e teslim ederek aslında kendisi de bu düşüncesinin iflas ettiğini gösterdi. Ukiç lider kumaşı olan winner bir oyuncu değil, zor anlarda doğru kararlar verebilen bir oyuncu hiç değil, takımın bir parçası olarak katkı verebilecek ama takım liderliği rolü verildiğinde iflas edebilecek bir oyuncu, nitekim gördük Beşiktaş maçlarının maç sonlarında , takımı oyunun içine katmak için en ufak bir çaba sarf etmeden nasıl tek kişilik bir oyun oynadığını. Hücumda Emir'e topu vermek maçın 3 periyodu akıllı bir tercih gibi gözükse de mental olarak Emir'in de en az Ukiç kadar zaafı olan bir oyuncu olması maçın karar anlarında onun da çuvallamasına yol açtı. Banvit maçında mesela son 2 dakika 4 tane top kaybı yaptı Emir, Efes maçının sonunu yine saçma sapan oynadı, Akatlar'daki Beşiktaş maçının kaybının da bir numaralı sorumlusuydu yine son dakikalardaki felaket tercihleriyle.

Aslında tüm sezonun böyle rezil geçmesini özetleyen şey yukarıdaki iki paragrafda gizli. Zor anlarda topu emanet ettiğiniz, güçlü olmasını, mental olarak ayakta kalmasını beklediğiniz, yani lider vasıfları olması gereken oyuncular Fenerbahçe kadrosunda yok. Mirsad neredeyse tüm sezonu sakat geçirdi, liderlik özellikleri olan winner karaktere sahip tek oyuncu Ömer'in de artık bir yere kadar yettiğini görüyoruz. Hücumdaki temel sıkıntı yetenekten ziyade akıl oldu Fenerbahçe'de bu sene. Savunmada ise artık bir kulüp karakteri haline gelen dış oyuncuların topa baskı yaptığı Fenerbahçe geleneği bu sene itibariyle tarihe karıştı. Savunma yapmayı bilmeyen Gist, Bogdanoviç, Emir, Jerrels, Oğuz gibi oyuncularla Fenerbahçe sert savunma geleneğini kaybetti. Sezonun ilk yarısında eğrisi doğrusuna denk gelip Euroleague'de Top 16'ya kalabildiysek bunda en büyük pay o dönem takımda Ömer Onan'la beraber savunma yapmayı bilen ve geçtiğimiz yıllarda gördüğümüz sert, topa baskılı savunmayı yapabilen Sefolosha'nın olmasıydı. Onun gidişi ve Ömer'in sakatlığı sonrası Fenerbahçe savunması tamamen göçtü.

Peki ne yapmalı?

Öncelikle koçun kalması gibi bir ihtimal yok, bu kadar büyük bir fiyaskonun ardından koçla sözleşme uzatmak skandal olur. Hoş Fenerbahçe'de basketbolu yönetenlerin tüm sene boyunca yaptıklarına bakarsak alacakları hiç bir karar beni şaşırtmaz. 3 senedir bas bas bağırıyoruz yerli oyuncu transferi çok önemli diye, Semih'i ve Ömer'i kaybetmissin, Mirsad ve Ömer 36 ve 33 yaşına gelmiş hala doğru düzgün yerli oyuncu transferi yapmıyorsun. Geçen sene Furkan, Cevher ikilisinden en az birini mutlaka almalıydık. Hadi onları almadın bari elindeki Metecan'a Berkay'a Erbil'e süre ver. Berkay'ı tüm sene oynatsan Gist'ten daha kötü mü savunma yapardı Allah aşkına. Oktay Mahmuti geçen sene Göksenin'i play-off finalinde ilk beş başlattı, bu sene de istikrarlı olarak süre verdi, ve kısa vadede rol oyuncusu olarak adamdan yararlanmaya ve meyvelerini almaya başladı. Biz böyle rezil bir sezonda bile bu yetenekli çocuklara doğru düzgün süre vermedik.

Kimlerin transfer edileceğinden ziyade bu sene bu basketbol planlamasını yapanların da özeleştiri yapması lazım. Semih Özsoy, Aydın Örs Nedim Karakaş üçlüsünün zaten yetkilerinin ne olduğunu kimin yetkisinin nerde başlayıp nerde bittiğini şubede kimse bilmiyor. Dolayısıyla transfer planlamasından önce o yetkilerin belli olması lazım. Mesela koç tercihini kim yapacak Semih Özsoy mu son kararı verecek yoksa ondan bağımsız Aydın Örs birini mi seçecek belli değil. Bana kalırsa Obradoviç ve İvkoviç'i almak zor olsa da Pesiç'i getirebiliriz. Enkaz halindeki takımı onun kalibresinde bir koç toparlayabilir. Yerli koç gelecekse de Erman Kunter tercihim olur. Ertuğrul Erdoğan'ı da severim gelirse niye geldi demem ama bu kadar yıpratıcı, mental olarak bir çöküş yaşanılan senede mevcut oyuncuların staffda bulunan birisi olduğu için ona da güvenlerinin azalmış olabileceğini düşünüyorum.


Uyuz olduğum bir şey daha var, Twitter'da basketbol takımının fiyasko sezonu hakkında bir şeyler yazınca falan sonuç odaklı eleştirmeyelim, birlik ve beraberliğe çok ihtiyaç duyuyoruz şimdi eleştirmeyin diyenler var tek tek herkese cevap vermek mümkün olmadığı için burda söyleyeyim. Bir kere şu hep destek tam destek sloganını son derece otokratik, otoriter bir slogan olarak buluyorum, dolayısıyla biz o sloganı ne olursa olsun kimseyi eleştirmemek olarak değil maç sırasında durum kötüyken takıma tavır almamak olarak yorumluyoruz böyle saçma bir şekilde hiç bir durumda eleştirmeme olarak değil. Ayrıca şunu da belirtmek lazım mesele sonuçtan ziyade erkek basketbol takımının tüm sene boyunca gösterdiği duruş. Bütün branşlardaki oyuncular bu sene ekstra çaba sarfederken, ödemeleri zamanında yapılan,dünyanın en iyi salonlarından birinde oynayan bu beyefendilerden bir kaçı hariç diğerlerinden diğer şubelerdeki meslektaşlarının çabasının %10 unu bile görmemek sapına kadar eleştiri konusudur.

Yıllardır bu takımın peşinde olan birisi olarak ben tüm sene boyunca parkede görmediğim mücadelelerinden dolayı oyunculara son derece kırgınım ve kızgınım. 5 senenin 4 ünde şampiyon olmuşuz bu sene de olmayalım ne olmuş meselesi değil şikayet ettiğimiz şey, Fenerbahçe oyuncusu 40 sezonun 39 unda şampiyon olsa da 41. sezon sahaya yüzde yüzünü koymak mecburiyetindedir. Bu sene zaten koç da kötü, sene ortasında gider, play-off da da Allah kerim diye düşünen bir oyuncu grubu varsa kimse o oyunculara saygı falan duymaz. Uzun bir yazı oldu ama mesele budur.
Devamı ...

1 Mart 2012

Basketbol Takımı Nasıl Kurtulur: Bir Uçak Söyleşisi



Şu yazıyı maçı kazanıp Top 8 e kalınca yazayım diye iki-üç gündür bekletiyorum ama maalesef beklediğim gibi Panathinaikos üzerine düşeni yapsa da son derece silik bir oyun oynayıp Armani'ye kaybettik. Top 16'nın bence en kötü basketbol oynayan takımıydık ve hak ettiğimiz bir yerde yani 4. lükle bitirdik grubu. Grubun en güçlü takımı görülen Panathinaikos'un evinde iki kez kaybettiği bir gruptan çıkamamak, üstelik kazandığımız maçlar dahil hiç bir maçta doğru düzgün basketbol oynamamak insanın içini acıtıyor. Bugünkü maç özelinde çok fazla detaya girmeye gerek yok. İlk yarı hiç oynamayan Oğuz ve ikinci yarı hiç oynamayan Vidmar la nasıl bir rotasyon uyguladığını anlamadım Spahija'nın. Oyuncuların böyle kader niteliğindeki bir maçta nasıl bu kadar isteksiz savunma yaptığının, en ufak bir fiziksel direnç ve en önemlisi karakter koymamasının nedenini de anlamış değilim.


Türkiye Kupası sırasında yıllık izinlerini basketbol organizasyonlarına denk getirmeye özen gösteren birisi olarak hem aile ziyareti hem de maçları seyredeyim diye Konya'ya gittim. Uçuş sırasında da bizim basketbol takımıyla aynı uçaktaydım.Uçak tamamen basketbolcu doluydu Aliağa Petkim ve Beşiktaş takımları da aynı uçaktaydı, kendi kendime inşallah bizim takımdan birileriyle yan yana oturup ne olacak bu takımın hali muhabbeti yaparım diye yerime doğru ilerlerken oturduğum koltuğun yanında Adam Morrison'la bizim Spahija'nın Hırvat yardımcısını gördüm ve pencere kenarına yardımcı koçun yanına oturdum.

Daha paltomu bile çıkarmadan "Merhaba siz Spahija'nın yardımcısısınız değil mi diye adamla konuşmaya başladım. Milan Vojvodiç'le İstanbul- Konya uçusu boyunca yaklaşık 1 saat 10 dakika falan hiç durmadan konuştuk. Açıkcası bu konuşmadan sonra da takımdan bir beklentim kalmadı. Öncelikle yardımcı koçun dolayısıyla Spahija'nın da kulübün büyüklüğünün son derece farkında olduğunu, kötü sonuçlara en az bizim kadar üzüldüklerine falan samimiyetle inanıyorum ama takıma dair kötü gidişin teşhisini yanlış koyduklarını düşünüyorum.

Ertuğrul Özkök gibi bir ara başlık atalım burada işte o sohbet.

İlk soru olarak koça bizim hücumda bir planımız var mı diye sordum yani birinci önceliğimiz nedir dedim, iki kelime söyledi sadece, topu paylaşmak, ben bunun üzerine kendisine Ukiç ve Jerrels gibi topu 15-16 saniye elinde tutan guardlarla bu hücum nasıl uygulanabilir ki diye sordum bunu sorunca kendisi de güldü, oyuncular üstüne konuşmaya başladığımızda bütün oyuncuların geçen seneki performansını gösterememelerinin gerekçesini özgüven kaybı olarak yorumladı. Bu seneye dairse Ukiç ve Tomas'ın tam olarak sağlıklı ve formda olduğu zaman her şeyin düzeleceğini düşündüklerini söyledi. Konuşmanın büyük bölümünün üzerinde geçtiği kişi Ukiç'ti. Ben Ukiç'in oyun lideri olabilecek mental yeterliliği olmadığını söylediğimde koç Ukiç'in geçen sene bu sorumluluğun üzerinden gelmeyi becerdiğini ve o sınavı verdiğini söyledi. Ben gerçekten böyle mi düşünüyorsunuz dedim, koç Ukiç'in takımı gerçekten çok sahiplendiğini, çok büyük sorumluluk hissettiğini falan söyledi. Geçen sene baskıyı üzerinde hissettiği karar maçlarında Ukiç'in ortadan kaybolduğu Olympiakos, Valencia, final serisindeki Galatasaray deplasmanı, bu seneki Galatasaray Cumhurbaşkanlığı finalini falan hatırlattım ve siz teknik heyet olarak son top Ukiç'in elindeyken ya da kritik bir serbest atış atarken kendinizi rahat hissediyor musunuz diye sordum ? Zaten umutsuzluğa kapıldığım kısım da bu nokta. Ukiç'in takımı hedefe götürebilecek mental yeterlilikte olmadığı konusunda benim artık en ufak bir kuşkum yok ama maalesef Spahija ve ekibinin bu konuda tam tersi düşündüğünü söyleyebilirim.

Gist ve Jerrels transferleri tahmin edilebileceği gibi ilk sorduğum şeylerden biriydi. Sezon başı Pargo isminin ciddi ciddi geçtiğini, ilk hedefin o olduğunu söyledi koç, Eidson'un ise isminin çok da geçmediğini belirtti ve bütçe doğrultusunda Jerrrels'in ilk tercih olmamakla birlikte tercih edildiğini söyledi. Gist konusunda ise açıkcası beni son derece şaşırtan bir cevap aldım. Gist'i uzun süredir takip ettiklerini atletik, gelişime açık (buranın altını çizeyim) genç bir oyuncu olduğu için aldıklarını söyledi. Açıkcası Gist'in gelişime açık olduğu doğru da o gelişim 0 dan başlayacak bir gelişim olur herhalde.


Gist'in basketbolla, takım oyunuyla, maçla falan yakından uzaktan alakası yok, daha doğrudan söyleyeyim Ahmet Çakar edasıyla ukalalık gibi algılanmasın ama Gist basketbolu bilmiyor, Euroleague düzeyinde Gist'e 30 dakika süre veren bir takımdan hiç bir şey olmayacağını öngermek için de basketbol allamesi olmak gerekmiyor. Konya'da Efes maçını seyrederken Gist'in sahada olduğu dakikalarda özellikle onu izledim. Bunca yıldır basketbol izlerim boyu çok uzadı diye basketbola 18 yaşında başlamış fundemental eksiği akla zarar bir sürü basketbolcu gördüm ama Gist kadar basketbolla alakası olmayan bir oyuncu görmedim. Açık ara Fenerbahçe'ye gelmiş geçmiş en kötü yabancı olduğunu düşünüyorum, maçın başında hava atışı için oyuna alınıp daha sonra çıkarılması gereken bir oyuncuya bizim teknik heyetin gelişime açık demesi de takıma ve basketbol anlayışlarına bir kez daha kuşkuyla bakmama yol açtı.

Biz Konya'ya giderken Bandırma Kırmızı maçının üzerinden iki gün geçmişti. Ne oldu Banvit Kırmızı maçı sonrası soyunma odasında diye sordum Vojvodiç'e ? Spahija'nın oyunculara bir şey söylemediğini, bağırıp çağırmadığını herkesin çok üzgün olduğunu ve herhangi bir gerginlik yaşanmadığını söyledi, takımla Spahija arasında bir iletişim kopukluğu olmadığını da ekledi. Kazan maçının devre arasında Spahija'nın ikinci devre 0-0 gibi başlayacağız dediğini, Bojan iki hücum hatası yaptıktan sonra Marko ve Emir'i devreye sokmak istediğini ama herşeyin ters gittiğini ekledi.

Bütçe miktarının ne kadar olduğunu sorduğumda bu sene bütçenin ne olduğunu tam olarak bilmediğini Furkan Aldemir transferinde Galatasaray'ın çıktığı rakamlara çıkmamızın mümkün olmadığı için Furkan'ı alamadığımızı özellikle Ertuğrul Erdoğan'ın Furkan'ın alınması konusunda epey istekli olduğunu söyledi.

Türkiye'deki hakemlerin hiç bir standardı olmadığını söyleyip geçen seneki normal sezondaki Karşıyaka ve Galatasaray deplasmanlarındaki hakem yönetimlerini eleştirdi. İki maçın hakeminin de Murat Biricik olduğunu söylediğimde basketbolu bu kadar iyi takip ettiğime epey şaşırdı. Siz maç kaybettiğinizde bizim bir haftamız hayalkırıklığıyla geçiyor dedim, kendilerininde zaten en çok buna üzüldüklerini Fenerbahçe taraftarının kulübe duyduğu aidiyetin dünyanın hiç bir yerinde benzerine rastlamadığını falan söyledi. Ayrıca Once Brothers belgeselinden falan bahsederken Spahija ile Drazen Petroviç'in çocukluk arkadaşı olduklarını ve aynı mahallede yan yana apartmanlarda oturduklarını öğrendim.

Emir konusunda da hem koçla hem Mrsiç'le konuştum koç bu konuda da iyimserdi, Emir'in geçen senede sezona kötü başladığını ama sezon sonunda formunu yükselttiğini söyledi , Mrsiç genel olarak artık genç oyuncuların çok para kazandıkları için kendilerini geliştirmeyi çok fazla önemsemediklerini, Emir'in de özellikle Türk vatandaşı olduktan sonra ekstra idmanları bıraktığını söyledi. "Sürekli konuşup düzeltmeye çalışıyoruz ama ekstra çalışması lazım" dedi. Kendisinin 36 yaşındayken bile ekstra idman yaptığını hatırlatıp o kırık Türkçesiyle "
siz sanıyorsunuz o şutlar kendiliğinden giriyor, çalışmayla giriyor"
diye de ekledi.

Bütün bu konuşmalardan çıkardığım takımın havasından gördüğüm kadarıyla oyuncuların kazanma isteği konusunda bir eksiklik yok, takıma aidiyetlerine de inanıyorum( tabii ki Gist ve büyük ölçüde Oğuz hariç) ama sahada müthiş bir organizasyonsuzluk var. Sezon başında dağıtılan takım içi rollerle, oyuncuların potansiyeli birbiriyle örtüşmüyor. Bunun yanında mental olarak takımı sürükleyecek iki oyuncunun Ukiç ve Tomas olarak görülmesi bence başlı başına çok büyük bir hata. Bugün bir kez daha gördük kü kaç yaşında olurlarsa olsun bu takımın kazanma karakteri olan iki oyuncusu Mirsad ve Ömer. Diğer oyuncuların kazanma karakterleri ve işler ters giderken ayakta kalabilme özelliği yok. Ukiç bireysel yetenekleri üst düzey bir oyuncu olabilir ama Fenerbahçe final -four u hedefliyorsa Ukiç'in mental yetenekleriyle buralara gelmesi imkansız. Gist'in niye kadroda tutulduğunu ben anlamış değilim yerine Berkay oynasa ondan eminim çok daha faydalı olur. Koçla konuşurken Fenerbahçe'nin Ömer Aşık, Semih ve Enes'i arka arkaya kaybetmesinin çok ağır bir boşluk açtığını belirtti ama Semih NBA'den geri döndüğünde Spahija'nın niye onu geri çevirdiğini sormak gerek bu durumda tabi.

Ben genel olarak karamsar biriyim ama gerçekci değerlendirildiğinde de bu sene Fenerbahçe'nin üstelik saha avantajını da kaybetmişken Abdi İpekçi'den maç kazanarak çıkabileceğini düşünmüyorum, normal sezonu 5. bitirme ihtimalimiz var ve bu ilk turda Banvit ya da Beşiktaş'la saha avantajı olmadan oynamak demek ki bu mental yetersizlikle bu takımın buralarda maç kazanmasının da çok zor olduğunu düşünüyorum. Bana kalsa Spahija'yla geç de olsa yolları ayırıp Ertuğrul Erdoğan'la devam ederim takımın tekrar lige tutunması kısa vadede böyle mümkün olabilir. İkinci seçenek sezon sonuna kadar tazminat y mali nedenler ya da prensip gereği Spahija ile devam edeceksek bu seneyi kaybetmeyi göze alıp Ukiç, Gist ve Oğuz'u kadro dışı bırakırdım. Metecan Erbil ve Berkay'la kaybederdim kaybedeceksem. Kadro planlamasından, bu takıma bu rezil transferleri yapan basketbol aklına kadar herkesin başta Semih Özsoy,Aydın Örs ve Nedim Karakaş'ın da taraftara bir açıklama borcu var onlar da bu seneki felaketin paydaşlarıdır bunu da söylemek lazım.


Devamı ...

3 Şubat 2011

Geç Uyanış Zor Galibiyet



Pota arkasında oturan Engin, Kinsey, Vidmar, Kaya ve sahada hafta boyunca antrenman yapmamış Ömer'le birlikte Euroleague'in en sert beşlerinden biri olabilecek oyuncu kadrosundan yoksun başladık diyebiliriz maça. Hücumda durağan, savunmada topa baskıyı unutmuş bir şekilde sıfır konsantrasyonla maça girince, daha doğrusu giremeyince ilk beş dakikada 10 sayı geriye düştük. Saras ve Mirsad kenardan gelip uyuyan takımı uyandırdılar. Saras hücumda ipleri aldı Mirsad ribauntları toparladı ve arka arkaya üç üçlükle maçta öne geçmeyi başardık, berbat başladığımız maçta 22-19'la ilk çeyreği önde geçtik.

İkinci çeyrek geriden gelmenin moraliyle farkı açabilecekken Zalgiris kısalarını iyi savunamayınca skorda tutundu Litvanyalılar. İlk periyotun sonunda arka arkaya giren üçlüklerden sonra bu çeyreğe kaçan üçlüklerle başladık. Serbest atışlarda da potayı dövünce maçı kopartacak farkı ele geçiremedik. İlk yarının son iki-üç dakikasında o ana kadar felaket oynayan Ukiç, üst üste iki basket bulup kendine geldi. Spahija, Ukiç'i ısınmışken oyunda tutmak isteyip Saras-Ukiç'i bu sene ilk kez bir arada oynattı son 1.30 dakikada. Hücumda akışkanlığı arttırmak için yapılan bu hamle savunmayı biraz gevşetince pek işe yaramadı ve Collins'in son saniye üçlüğüyle ilk yarı 41-41 sona erdi.

İkinci yarıya geleneksel Marko Tomas üçlüğüyle başlayıp 5 sayı öne geçsek de Zalgiris hemen 6-0'lık bir seriyle yanıt verip momentumu almamıza izin vermedi bir kez daha. Zalgiris, savunmasını bu bölümde sertleştirip ikili oyunlarla sayı bulmaya başladı. Biz 3. çeyreğin sonlarına doğru hücumda tamamen kontrol dışına çıktık ve 4 sayı farkla geriye düştük. Hücumda potadan püskürtüldüğümüz bölümde Ukiç'in üçlüğü nefes almamızı sağladı. Son iki dakika savunmada biraz vidaları sıktık ve üçüncü çeyreği 4 sayı farkla önde geçtik.

Son periyotta Ukiç'in yavaş yavaş inisiyatifi ele alması ve Emir'in sürekli potayı zorlamasıyla oyun olarak üstünlüğü ilk kez ele geçirdik Tomas ve Ukiç'in üçlükleriyle 10'a kadar nihayet çıkarabildik farkı bitime 5 dakika kala. Savunmada Mirsad ve Oğuz'la içeride aradığımız sertliği ancak maçın sonunda bulup Zalgiris'in alamet-i farikası olan top kayıpları da bu bölümde ortaya çıkınca Delininkaitis'in ekstra üçlüğüne rağmen Emir'in maç sonu performansıyla zor da olsa kazanmayı başardık. 80-72

Maçın momentumunu değiştiren iki oyuncu var. İlk periyotta maça berbat başlamışken oyuna girip bildiğimiz Mirsad gibi oynayan Mirsad. İkincisi de son periyotta hem savunma hem hücumda kapıyı tamamen kapatacak hamleleri yapan Emir. Mirsad'ın 13 sayı, 14 ribauntu; Emir'in 13 sayı, 4 ribaunt, 3 asist, 2 top çalması; Tomas'ın ve Oğuz'un 15 sayısı bizim tarafta göze batan rakamlar. Bu kadar kötü oynadığımız bir maçta bile sezon başından beri istikrarlı bir şekilde yaptığımız skorda eşit dağılımı yapabiliyoruz ki bu bardağın dolu tarafı.

Ama bugün bardağın boş tarafı çok daha fazlaydı. Zalgiris gibi potansiyeli belli bir takıma karşı basketbol aklından yoksun bir şekilde oynadık. Tabii ki sakatların ciddi bir etkisi var bu oyunun böyle olmasında ama parkede geçen seneki Fenerbahçe'yi gördük belli bölümlerde. Ukiç ilk yarı neredeyse sahada yoktu. Lavrinoviç zaten Allah'a emanet. Pota dibindeki boş pozisyonları bile bitiremedi, savunmada çok kolay faul aldı, oyunda kaldığı her bölümde ribaunt açısından problem yaşadık yine.

Kaya ve Vidmar'ın yokluğunda pota altı sertliğini tamamen kaybettik. Bugün Zalgiris yerine etkili uzunları olan bir takımla oynasak en az 15 sayıyla kaybetmiştik. Üçlük yüzdemiz yine bizi ne olursa olsun maçta tutmayı sağlayan bir yüzde. % 48 le üçlük atmışız. Korkunç faul yüzdemizden yüksek bir oran. 9/22 ile de galiba Euroleague faul atamama rekorunu kırmışızdır.

Normal Euroleague sezonunda en az top kaybı yapan takım olarak top kaybı sayımız Top 16'da yükseldi. İlk iki maça oranla biraz azalmış gözüksede top kaybı yapmakla nam salmış bir takımdan daha fazla top kaybı yapmamız enteresan. 14 top kaybımıza karşın Zalgiris'in 13 top kaybı var.

Hakemler açısından yine evsahibi avantajı diye bir şey söz konusu olmadı. Steps ya da çizgi ihlali çalmaya kendini adamış psikopat ruhlu La Monica'nın acayip düdükleri yine damga vurdu maça. Eskiden hücum faul çalmayı kovalayan Memduh Öğet vardı bizim ligde, La Monica'nın da hücumdaki takıma top kaybı yazacak bir şey çalma merakı var; yıllardır aynı, aptalca pozisyonlarda top taşıma, steps falan çalar. Hazır Bartelemou salondayken bizim başkan futboldan alışık olduğu gibi soyunma odasına girip La Monica'nın bir hatırını sorabilir diye umdum ama İtalyanca engeline takılmıştır muhtemelen.

Haftaya Perşembe'ye kadar yani Türkiye Kupasına kadar maç yok. Euroleague'deki Zalgiris deplasmanı da 15 gün sonra. Kinsey, Kaya ve Ömer'in bir an önce sağlıklı bir şekilde dönmesi için iyi bir süre. Bugünkü gibi oynarsak ikinci bölümdeki üç maçı da kaybederiz. Zalgiris deplasmanı bu senenin en önemli maçı. Galibiyet, Olympiakos'un Valencia'da kazanması halinde Top 8'i garantilemek demek. Spahija iki maçtır sallanan takımı diriltecektir bundan şüphem yok ama bu uzun rotasyonu bu sezonun herhangi bir yerinde başımıza iş açacak böyle giderse.

"Ah Vidmar ah" bu sene her Fenerlinin en çok kullandığı ünlem cümlesidir herhalde. Son söz Ntv'ye. Euroleague'in resmi yayıncısı Ntv, Olympiakos-Valencia maçını vermek yerine Barcelona'nın gazozuna oynadığı maçı vererek bir kez daha spor kanalıyla yakından uzaktan alakası olmadığını dosta düşmana gösterdi. Bu yıl Final Four'u bile canlı vereceklerinden şüpheliyim belki Barcelona'da düzenleneceği için futbol maçı falan sanıp yayınlayabilirler. Futbol kadar başınıza taş düşsün Fuat Akdağ ve ekibi, ne diyeyim size?
Devamı ...

24 Aralık 2010

Cholet Maçı: Bildiğimiz Mirsad, Özlediğimiz Emir



Başarı olunduğu için salona teşrif eden 4-5 bin kişiden mahrum ama resmi rakama göre 10245 kişi gibi hiç de azımsanamayacak bir seyircinin önünde, Barcelona ve Siena maçları gibi felaket bir başlangıç yaptık. Lavrinoviç'in iki boş üçlüğü sokamaması ve savunmadaki felaket pozisyon hatalarıyla bir anda 10 sayı öne fırladı Cholet. Oğuz Savaş ve Mirsad'ın girmesi ve Ukiç'in kontrolü ele almasıyla 4 dakikalık uyuma seansından çıkan takım çeyrek sonunda Mirsad'ın ve Kinsey'in basketleriyle yakalamayı başardı ve ilk çeyrek 16-16 geçildi. Bu çeyrekte yediğimiz 16 sayının 12'si ilk dört dakika içindeydi. Ömer'in Mejia üzerindeki savunması, Mirsad ve Oğuz'un içeride kontrolü sağlamasıyla ikinci çeyrek savunmamız oturdu, ara sıra Falker alamet-i farikası olan hücum ribauntu sezgisiyle ekstra sayılar kazandırsa da çok canımızı yaktığı söylenemez. Hücumda akışkanlığı sağlayıp Emir'in şahene asistleriyle farkı açmaya başladık ve ilk yarıyı 38-30 önde kapattık.

İkinci yarının başında Lavrinoviç'i boyalı alanda kullanmayı akıl edince arka arkaya 8 sayı bulduk Litvanyalı oyuncunun elinden. Mirsad asist, top çalma, skorun yanına bir de şahane blok ekleyip maçı tamamen bizim lehimize çevirip kenara geldi. Üçüncü çeyreğin sonlarına doğru 15'ten 20'ye doğru çıkan fark, Emir'in geçen senelerdeki kimliğini hatırlaması, Kaya-Oğuz ikilisinin pota altından bulduğu kolay sayılarla 30'u buldu ve maç 93-61 sona erdi.

Maçın yıldızı tabii ki bütün arkadaşları uyku modundayken girip takımı ateşleyen Mirsad. 10 sayı, 8 ribaunt, 3 asist, 3 top çalma ve 1 blokla istatistik kağıdının her tarafını doldurdu. Beni oyundan ve sonuçtan çok bu maça dair mutlu eden şey Emir'in performansı oldu. 11 sayı ve 11 asistlik double double ile sezon başından bu yana bir türlü ritim bulamayan halinden kurtulup geçen yıllardaki yapabildiklerinden bir kesit sundu bize. Cholet'in en iyi yaptığı şey olan hücum ribauntlarında 18-11 geride olsak da onları 21 top kaybına zorlayarak bu açığımızı kapattık. Hücumda Ukiç'in devreye girmesiyle takımın bütün dişlileri yerine oturdu. Takım olarak yaptığımız 28 asist bu seviyede müthiş bir rakam, takım olarak toplam 125 verimlilik puanı da çok etkileyici. Bu rakamlar bu sene Euroleague'de ulaştığımız en iyi rakamlar. Üç dört maçtır sallanan takımın böyle bir performansla ayağa kalkması son derece sevindirici.

Top 16 bu seviyeden bir iki adım daha sert bir atmosfere sahip olacak. Real Madrid ve Cajo Laboral'ın gruplarında ikinci olmaları sonucu onlarla eşleşmeyecek olmamız sevindirici, aynı şekilde üçüncü torbadaki en belalı takım olan Barcelona ile de ilk grupta oynadığımız için eşleşme durumumuz söz konusu değil. Benim için ideal grup birinci torbadan Panathinaikos, üçüncü torbadan Zalgiris ve dördüncü torbadan da Virtus Roma. İdeal de olsa ölüm grubuna düşsek de Top 16'da kullanabileceğimiz sert bir uzuna kesin olarak ihtiyacımız var. Lavrinoviç bugün sadece 2 ribaunt aldı ve savunma sertliği çok düşük düzeyde. Kaya dışındaki diğer uzunlar da sertlik konusunda çok gerideler. Her ne kadar Oğuz bu maç fena olmasa da Sean May'in neden alındığını anlamış değilim. Ne oyun içi sertliği var, ne ribauntçu diyebileceğimiz bir adam ne de kalın bir vücudun avantajlarını savunmada kullanabilen bir yapısı var. Onun yerine biraz uzun ve hiç değilse ribaunt alabilen bir uzun almamız çok daha yerinde olurdu.

19 Ocak'a kadar 25 gün gibi bir süre var ve bu süre içerisinde ligde de zor maçlar oynayacağız, şu mübarek Cuma gecesinden başlamak üzere Ukiç'in sakatlanmaması için dua etmemiz lazım, Ukiç'siz sıradan bir takıma dönüyoruz, üstelik Ukiç'in yerine kaydırılan oyuncuların ana rolündeki verimini de kaybediyoruz Ukiç'in yerini kompanse etmeye çalışırken. İyi bir kura şansı ve sakatsız belasız bir dönem sonrası op 8 tabi ki imkansız değil ama yine de işler zor.
Devamı ...