18 Nisan 2011

Sporun Virüsleri



Açıkça söylemek lazım Arda Turan Metin Oktay değil. Hiç olmadı. Arda Turan pamuklara sarıp sarmalamamız gereken bir değer de değil. Çok sevilebilir, hayran olunabilir, ancak bu onu herhangi bir eleştiriden münezzeh yapmaz. Kimse böyle bir kutsallık alanında değil. Ama arkadaş, Arda Turan genç bir futbolcu ve yapılan haksızlık insanın asabını bozuyor.

Galatasaray yönetiminde bir ayarsızlık var. Belagatın şehveti diyor buna batılılar, kendi propagandasının esiri olmak, kendi sözlerinin ve kelimelerle yarattığı dünyanın mahkumu haline gelmek. Bu yönetim önce aktif bir Fenerbahçe düşmanlığı / karşıtlığı politikası üzerinden mağdur/mazlum/fakir/itilmiş kakılmış Türk çocuğu sezercik kumpanyası PR atakları başlatıyor, kendi futbolcularının da akli dengelerini bozarak Türk'ün ecnebiye zaferi olarak şampiyonluğu yansıtan Hasan Şaş'lar yaratıyor, bir vakit sonra bakıyoruz "sihirbaz" adı takılan Haldun Üstünel üzerinden ecnebilerle doldurulan takım, kaliteli transfer yapan öngörüşlü vizyon sahibi Evropa kulübü halinde arz-ı endam ediyor. Neredeyse şizofrenik bir halet-i ruhiye. Duruma göre masallar yazılıyor, tumturaklı bir propaganda makinesinin tüm çıktıları dağıtılıyor, bir vakit sonra bakıyoruz Üstünel yaka paça gitmiş, Rijkaard'ın arkasına teneke bağlanmış gönderiliyor.

Dili ayarsız, aklı ayarsız, vicdanı ayarsız adamlar. Arda Turan gibi gencecik bir futbolcudan Metin Oktay yaratmaya çalıştılar. Göndermeler gırla gidiyor, fotoğraflar, kasketler, tshirtler, sloganlar, tezahüratlar. Kötü bir şey yaptığında panik halinde yapılan agresif ataklar, saldırılar.

Bu tip bir idari akıl Galatasaray'a zarar veriyor. Her şey mitolojik olmak zorunda değil. Her şey bir fantezi dünyasına benzetilebilecek seviyede en üstte olmak durumunda değil. Her şey ilahi esinlerle dolu değil. Zira bir idarenin görevi günlük sporda faaliyet gösteren bir spor branşını Papa'nın Haçlı Seferlerini tasvir ettiği şekilde ilahileştirip, ordunun parçası olan herkesi de havari olarak tasvir etmek değil. Galatasaray idari aklı bir tek bunu yapıyor. Her şey masal. Korkunç düşmanlar, büyük komplolar, 20.45 "mucize"leri, el kol hareketleri ile giden kumpanya sırasında Galatasaray gerçek dünyadan uzaklaşıyor.

Şimdi bu çocuğu birden Metin Oktay seviyesine asansörle çıkardılar. Taraftar hararetle bu yeni dili/benzetmeyi/masalı benimsedi. Yunanistan'da her erkek Achilles, Galatasaray'da biraz iyi oynayan Metin Oktay. 20 küsür yaşında genç bir erkek bundan etkilenmez mi? Arda Turan formaları satacağız diye Galatasaray'ın marketing yüzü haline getirilip etrafında bir efsane yaratılmaya çalışılan bu çocuğa kaptanlık pazubandını verdiler. Uçmanın sınırı yok.

Zira bu idare, bundan başka yöntem bilmiyor. Mitolojik bir karakter gibi yaşayıp öyle ölmekten, üçüncü dünya ülkelerine yakışacak seviyede ezel-ebed mücadele dillerinden başka bir şekilde dünyaya bakamıyor.

Hep aynı tarz. Rijkaard. Evrenin hakimi, dünya futbolunun en yüce karakteri olarak gelip kıçına neredeyse tekme atılarak gönderiliyor, Cesur Yürek Bülent Korkmaz efsane olmak üzere çağrılıp yaka paça kulüp binası dışında kendini buluyor, Hagi önce bir Galatasaray Efsanesi olarak Olympia sutünlarına davet edilip sonra kafasını hemen merdivenlerin önünde taraftara sunuluyor.

Arda'ya da aynısı oldu. Muhabbet ediyor lan çocuk? Forma rengini beğenmemiş. Bu formayı giymek istemiyor. Arkadaşlarına da bunu anlatıyor. O yaştaki bir çocuk, kendi yaşıtları arkadaşlarıyla bu ülkede öyle konuşur. Bunun görüntüsü çekiliyor, 10 ay bekletiliyor, 10 ay sonra arkasından hançerlenmek üzere televizyonlara servis edilip, toplumun önüne atılıyor.

Önce Sadrazam yapıyorlar, sonra kafasını kesmek için cellat gönderiyorlar.

Aynı gün Adnan Polat çıkıp, hiçbir temel hakem hatasının olmadığı bir maçtan sonra, spordaki virüslerden arınmayı telkin ediyor.

Virüs sensin. Senin gibiler. Kurduğunuz mitolojik dünyada hareket edip, dostlar ve düşmanlar, ölümsüz kahramanlar ve ebedi düşmanlardan mürekkep bir dille bu ülkenin insanlarının akıl sağlığını bozuyor, sporcuları, teknik adamları, profesyonelleri önce ilahlaştırıp sonra arenada kaplanların önüne atıyorsunuz. Çünkü bu fantezi dünyasınd büyük kötülerle yapılan korkunç savaşta kahramanlar ve hainlerin varlığı sizleri besliyor. Ölümsüz, kimsenin karşı koyamayacağı, her türlü hile, desise, hurdayı yapan Fenerbahçe'nin varlığı kendi iktidarınızı güçlendirirken, kendi kahramanlarınız ve onların başarısızlıkları da bir savaş algısı içerisinde tanımlanıp, taraftarın teskin olmasını sağlıyor. Bunun yarattığı korkunç düşmanlıkları, nefreti ve gerçek sorunlar gerçek sebeplerle tespit edilemediği için bir kanser gibi hücrelerinizi nasıl ele geçirdiğini de göremiyorsunuz. Her şeyin bir bedeli var.

Bugün Arda harcanmadı. 21 yaşında genç bir adam öyle konuşur. Onu öyle konuşturmayacak seviyelere getiren, hiyerarşik ilişkileri kuran, oyuncusu koruyan, psikolojik ve sosyal becerilerini geliştirmesine yardımcı olan bir yönetim yerine sizin gibi bir yönetimin yarattığı zehirli topraklardaki her çocuk, sportif direktörünün yanında amına da koyar, her şeyi yapar.

Bugün olan başka bir şey. Bugün kendi genel kurulundan ibra dahi alamamış bir yönetim, kendi kurduğu mitolojik, akıl ötesi dilin sonuna geldi. Apaçık ortaya çıktı işte nasıl insanlar oldukları, neler yapabildikleri ve sporun neden bu insanlardan kurtulması gerektiği.

Her şeyin bedeli var. Artık lütfen ödesinler ve spordan çekip gitsinler, ruhumuz tiksiniyor, midemiz de kaldırmıyor.
Devamı ...

15 Ekim 2009

Milliyetçi Kardeşimiz Arda



“Bir gazeteci, milli takımın genç oyuncusu Arda Turan'a ''Fatih Terim görevi bıraktı. Şu anda yerli mi, yoksa yabancı hoca mı olsun konuşmaları başladı. Sizin futbolcu olarak bu konudaki görüşürüz nedir?'' sorusunu yöneltti.

Arda Turan, soruyu, ''Biraz önce hocamızın da basın toplantısında söylediği gibi bu tamamıyla bizim dışımızda gelişecek bir olay. Karar mekanizması Türkiye Futbol Federasyonudur. Bizim, sadece hocamızın ayrıldığı için üzüntümüz vardır. Onun dışında biz yerli de olsa yabancı da olsa işimizi profesyonelce yapacağız. Ülkemize hizmet etmek bizim görevimiz. Ama ben milliyetçi bir insan olarak, her zaman bir Türk hocayla çalışmak isterim'' şeklinde yanıtladı. “
[1 bkz: haber]

İlk değil. Daha önce de Arda böyle bir şey yaptı:

“Gazetecilerin, "Türk pasaportu taşımanın Avrupa’da futbol oynamak için dezavantaj olup olmadığını" sormaları üzerine Arda, şunları söyledi: "Aşırı milliyetçi bir insanım. Türklüğümle gurur ve onur duyuyorum. Ama bu söylediğim yanlış anlaşılmasın. Pasaportum farklı olsaydı her şey çok daha farklı olabilirdi. “ [2 bkz: haber]

İnsanın aklında hiçbir kuşku kalmamalı. Aşırı milliyetçi bir insanım. Böyle yerli yersiz milliyetçilik vurguları yapılmasından hoşlanmıyorum. Dahası neden bir insanım doğuştan edindiği bir kimlikle gurur duyması gerektiğini de anlayamıyorum. Arda Almanya’da doğsa, kendisinden yerinecek, yerlerde sürünecek, Surinam’da doğsa gözyaşları içinde mi kalacaktı? Milliyetçi bir insan olarak aşırı milliyetçi bir insanım. Ailesinden gelen, kendi seçimi, emeği ve yaptıkları sonucu olmayan hiç bir şey için insanların utanması da onur duyması da doğru değil. İnsanlar ahlaklı oldukları için kendileriyle gurur duyabilirler, meslek sahibi olmalarıyla ve mesleklerindeki başarılarıyla, toplumsal ve kültürel hayata olan etkileriyle kendilerini beğenebilirler, nasıl doğdukları ile değil.

Aşırı milliyetçi bir insanım ve milliyetçi biri olarak.

Stephan Hawking’in Britanya vatandaşı olduğu için övünecek hiç bir şeyi yok, ALS hastalığı yüzünden de utanması gerekmez. O yaptıkları ile gurur duyar zaten. Bütün menfi koşullara ve korkunç zorluklara rağmen bugün bulunduğu konum, bireysel iradesinin ve zekasının doğuştan gelen her türlü etkiye karşı zaferini göstermektedir. Hawking kendisiyle gurur duyabilir, eserleri dünyanın evren hakkındaki kavrayışını değiştirmiştir, bu sebeple de Aşırı milliyetçi bir insanım ile başlayan hiçbir cümle kurmaya ihtiyacı bulunmaz. Onun övüneceği çok daha ciddi şeyler var.

Hawking için doğru olan bizim için neden doğru olmasın? Aşırı milliyetçi bir insanım. Milliyetçiyim ben. Milliyetçi olarak. Türklüğümden başım dönüyor. Türk olmak için hiçbir şey yapmadık. Türk olmak bize öğretilen, belletilen, zaman içerisinde kavrayabildiğimiz bir şeydi. Bize öğretilen lisanı konuşuyor, bizimle aynı lisanı konuşan ve benzer geçmişlere sahip insanlar kümesi içerisinde büyüyorduk. Yaşarken Türk olmanın ne demek olduğunu öğrendik ve gördüğümüz pek de bir şey olmadığıydı. Bir Namibyalı da bizim gibi doğuyor, bizim gibi ailesi tarafından Namibyalı olarak yetiştiriliyor, yerel dine mensup oluyor, yerel okullarda Namibya kültürü ve tarihini öğreniyor, kendisine benzeyen insanlarla ortak sınıfları doldurup, zaman içerisinde Namibyalı olmanın ne demek olduğunu da öğreniyordu. Bu arkadaş, Türkiye’de doğsa, hemen hemen aynı şekilde bir Türk olmayı öğrenecek, Türkçe konuşacak ve coğrafi konumu dışında bu unsurlarda bir değişiklik olmayacaktı. Bir Fransız karşısında ise bize benzer bir dezavantajı var, daha büyük bir refaha sahip, kurumları oturmuş bir toplumun parçası olanın sahip olduğu olanaklardan mahrumiyet.

Aşırı milliyetçi bir insanım, milliyetçi biri olarak, terler akıtıyorum al bayrağı gördüğümde, yüreğim pıt pıt, Türk olmanın tadını hiçbir şeyde bulamıyorum. Arda bundan ne gibi bir övünç bekliyor? Mesela pasaportu sebebiyle ayrımcılığa uğradığını hissediyor. Bunu da söylüyor, pasaportum farklı olsaydı başka türlü olurdu diyor, adım Ardahino olsa kimbilir neler neler olacaktı demeden edemiyor. Oysa Türkiye’de bir Kürt olmak, bir Ermeni olmak benzer şeyleri Türkiye’de yaşamak demek. Adı Hamdullah olsa Arda olsa neler yapabilecek insanlar isimleri Vasili olduğu, Baran olduğu için bu işleri yapamıyorlar. Türkiye’de başörtüsü takmak yükseköğretim kurumunda okumak ile başörtün arasında bir seçim yapmak demek, Türkiye’de bir alevi olmak dini inancının “sapkın” olduğunu öğrenmek ve ibadethanenin “islamda yer almadığı için” bir ibadethane olmadığını kabul etmek zorunda kalmak demek. Türkiye’de isminin Roni olması bir gün posta kutunda “Türk bile olmayan” ile başlayan bir mektup bulmak ve açıkça tehdit edilmek demek.

Aşırı milliyetçi bir insan olarak.. Bir insan doğmakla edindiği bir şeyle neden övünür? "İki eli olan bir insan olarak, burnu olan bir insan olarak” diye övünmek ne kadar ahmakça geliyor. Oysa bütün dünya tarihi burnu ve elleri olan insanların başarılarıyla doludur. Burnu ve eli olan insanlar aya gitmişler, yeni kıtalar bulmuşlar, mucizevi keşiflere imza atmışlardır. Penisilinden yer çekimi teorisine, büyük kalyonlardan uzay mekiklerine her şeyi elleri ve burunları olan insanlar yaptılar. Şanlı bir tarih ve 7 kıtada hükümranlıkları var. Hayır bununla övünmüyoruz, bu ortak tarih bizleri gururlandırmıyor, şövenistçe kendi egomuzu okşamıyor. Çünkü elleri ve burunları olan insanlar kümesi ayrıca tek bir isimle bize öğretilmedi ve bunlardan biri olmakla gurur duymamız gerektiği bize belletilmedi. Üstelik burnu ve elleri olmayan insanların da bizlerle beraber yaşama hakkı olduğunu, onların da değerli olduğunu biliyor, hissediyoruz. Aşırı milliyetçi bir insan olarak. Halbuki “Türk olmakla gurur duyuyorum” demek ne kadar rahat, bunu böyle vurgulamak, cümleye böyle başlamak. Üstelik Türk olmayanlara gurur duymamaları gerektiğini de söylemiyor, sadece bir yanılsamadan alınan hazzı açıkça ortaya koyuyor.

Aşırı milliyetçi bir insan olarak, Arda Rijkaard ile çalıştığın için üzgün müsün? Skibbe ile çalıştığın için? Eric Gerets, Feldkamp? Hagi? Yalnızca Türk olduğu için Hikmet Karaman ile çalışmayı Rijkaard’a tercih eder misin? Adı Hikmetinho olsa sence Galatasaray’ın başına gelebilir miydi? Madem bu işler öyle değil ve kimlik yeteneğin önünde bir fark yaratmıyor, neden kendine gerçekten övünecek bir şeyler bulmuyorsun? Mesela daha iyi oynayabilir ve yaşın henüz gençken öğrenebileceğin kadar şey öğrenebilirsin. Henüz olmuş değilsin zira, olmanın yanından bile geçmiyorsun, yalnızca olma potansiyelin var. Sonun Tarık Daşgün veya Hasan Şaş gibi olmasın istiyorsan buna konsantre olsan iyi olur. Onların övünecek bir tek kimlikleri kaldı zira, gerisi çoktan yokoldu.
Devamı ...

16 Nisan 2009

Arda'nın Fenerbahçe Tribününe Hareket Çektiği Görüntüler


arda hareket cekerken

Koruma altına alınan Arda'nın Lig TV tarafından saklanan ve gündeme gelmeyen maç öncesi hareketleri ortaya çıktı. Yukarıda iki kez kendi taraftarına yumruk şov yapmaya giderken deplasman tribününe dönüp çektiği hareketler var. Görüntü kalitesi nedeniyle yukarıdaki fotoğraftan hiçbir şey anlaşılmasa da aşağıdaki videoda net olarak ne yaptığını görebilirsiniz. Önce milli maç moduna girmiş Alpay misali kendinden geçerek şov yapmaya koşuyor, sonra iki yumruk şovu sonrası da dönüp Fenerbahçe taraftarına koluyla bir hareket yapıyor. Youtube linki burada



Bu da youtube erişimi olmayanlar için aynı görüntüler




Bu görüntülerin kanyağı küfür ve hakaret dolu başka bir video, yaklaşık 45 dakika sürüyor. Arda görüntüleri bu videoda 22:25 - 23:10 arasında. Tümü için

http://video.google.com/videoplay?docid=3244932603172384245

Kaynak da burası.

Devamı ...

22 Mart 2009

Arda Galatasaray'ın Kutsal Kasesi mi?


arda turan

Hamburg maçından çıkıyor, takım 2 – 0’dan 3-2 yenilmiş, üzüldüğünü, bunaldığını dermansız dertlere gark olduğunu kabul ediyoruz, bir basın mensubuna açıklamada bulunuyor. “1-1'in rövanşında 2 gol atıyoruz. Ve bunu koruyamıyoruz. Sonra bir gol yedik. Ve sanki turu vermiş gibi oynamaya başladık. Böyle durumlarda daha karakterli oyuncular olmamız lazım. “

Bunu dediği takım, geçen sene “ruh” kelimesiyle beraber kurulabilecek her cümlenin adıyla yanyana anıldığı takım. Bundan daha 10 ay önce fakru zaruret içerisindeki “iman” sahibi “türk” oyuncuların şampiyonluğu “güçlü, zengin, kudretli ve yabancı” Fenerbahçe’nin elinden imanlarıyla alışları desta gibi anlatılıyordu. “Ruh” üst başlıklarının yanına Aykut'un “Bugün bir tek G.Saray şampiyon olmadı, Türkiye de şampiyon oldu. Türk futbolcuların olduğunu gösterdi. Sadece G.Saray bayrağı için değil, Türk bayrağı için de mücadele vereceğiz” demeci ekleniyor, Hasan Şaş, soyunma odasında yaptığı “11 Fenerbahçeli futbolcu halimizden anlamaz” başlıklı manifestosunda “Galatasaray’ın çıkıp kazandığını” gazetelerden bildiriyordu.

Ne oldu da 10 ay önce taraftarı tarafından neredeyse Türkiye’nin tek ve yek “ruh sahibi” takımı ilan edilen bu takım karakterini kaybetti? Ne zaman az karakterli oyuncular olundu? Herhalde bunu Hamburg maçında yuhalanan Hasan Şaş’a veya yerini bir “yabancı”ya kaptıran Aykut’a da sormak lazım. Türk oyuncuların ne olduğunu kendi başkanına bile gösteremeyen Aykut’un söyleyecek çok şeyi olmalı.

Ancak diğer cümle daha ilginç, Arda diyor ki:
Taraftarlarımızdan özür diliyoruz. Söylenecek çok fazla şey yok. Keşke herkes bizi destekleseydi. Bölünmeseydik. Final Kadıköy’de diye bazı insanların yüreğine iniyordu. Keşke final Ali Sami Yen’de olsa da Fenerbahçe ya da Beşiktaş final oynasa. Çok fazla bir şey söyleyip bu üzüntüyle kimseyi kırmak istemiyorum


Bu demeç üzüntüden veya memleketin klasik özrü olan “o anın psikolojisi”nden kaynaklanıyor olabilir ancak bir zihin yapısını da ortaya koyuyor. Arda’ya göre Galatasaray’ı rakipleri desteklemedi, başarısızlığın sebebi de bu desteğin gelmemesi, oysa onlar destekleseler ve bu kadar “korkmasalar” Galatasaray başarılı olabilirdi. Ama ne oldu? Onlar Galatasaray’ın başarısından korktular, destek göstermediler. Arda, muhteşem hasletlere sahip bir insan olarak, rakiplerinin de başarısını isteyebilecek ali cenaplığa sahipken onlar bu alicenaplığa da sahip değiller. Yani Arda ve şahsında Galatasaray ile rakipleri arasında bir fark var, Galatasaray iyi hasletlerle donanmış ve herkesin iyiliğini isteyen, herkese de bu sebeple destek sunan ve (bölünmek sebebiyle başarısızlık geliyorsa desteklemek sebebiyle de başarı gelecektir) onların başarılarında da paydaş iken, rakipleri kötü hasletlerle donanmış, kendilerine köstek olan insanlar.

Ancak ortada çok temel ve göz ardı edilemez bir gerçek var, rakiplerin desteklememesi sebebiyle Galatasaray yenilmiş değil. Galatasaray üç dakikada 2 gol yediği, demoralize olduğu, sahada doğru düzgün bir tane bile stoperi olmadan maça çıktığı için yenilmiş. Ve eğer Arda takımlarının final oynayacağına inanmayan birilerini arıyorsa önce yönetime bakmalı. Bir yönetim böyle bir maçtan önce takımdaki sağlıklı tek stoperini satıyorsa bu ancak bir tek şeyi gösterir: takımlarının final oynayacaklarına inanmadıklarını! Takımının final oyayacağına inanırken hangi yönetim takımdaki bütün stoperler sakatken ve bunların sakatlıklarının Hamburg maçına kadar iyileşmeyeceği bilinirken stoperlerini satar, neden finale kadar çıkacak bir takımın elde edeceği milyonlarca dolara mani olur?

Ancak bu durumda bile Fenerbahçe’yi işaret etmek, suçu Fenerbahçe’ye yüklemek, desteklenseydik neler yapardık diye hadi ağlamak değilse de sızlanmak sağlıklı bir psikolojiye dalalet etmiyor. Adam gibi top oynayaydınız, kazansaydınız. Biz, takımımızın kaybettiği her maçtan sonra Fenerbahçe’nin hiçbir şart ve koşul altında kaybetmesini kabul edemediğimizden, kaybedecek bir kadroyu yapanlar olarak yönetimi de işin içine katarak derinlemesine eleştirirken, bu kadar basit, bu kadar çocukça bir suçlamanın bu kadar rahatça ileri sürülebilmesi camiada bu suçlamaların da genelleştiğini, normalleştiğini göstermiyor mu? Hadi bütün galatasaraylılar böyle şeyleri kanıksamış ve rasyonel eleştiri yapabilme gücünden muaf değilse de ortada gördüğümüz portre böyle bir algı sahasına işaret etmiyor mu? Mesela njoysoccer’da konu hakkında yazılan yazıya “saçmalamışsın” diye yorum geliyor, aklı başında diye kabul edilebilecek pek az Galatasaraylının blogunda da konu hakkında bir kelam ediliyor. Ancak doğrusu ortada, Arda deli gibi, çılgın gibi saçmalamış. O kadar kesin ve net saçmalamış ve bu o kadar içten bunun doğru olduğuna inanıyor ki, Fenerbahçelilerin Galatasarayı neden desteklemesi gerektiğini, bu maçla bunun ne alakası olduğunu, kendi yönetimi “Kadıköy’de Final” sloganını bayrağa çevirmiş sallarken karşı takım taraftarına esasında ne demek istediğini bile görmezden gelebiliyor, bütün bunları hak görüyor. O kadar derin saçmalamış ki, saçmalığından asla tereddüte düşmüyor.

Ve sonra, tek bir eleştiri gelmiyor.

Arda Galatasaray’ın kutsal kasesi mi sorusu da burada anlam buluyor, Galatasaraylılar için Arda’nın özel anlamlar ifade ettiğini anlayabiliyorum, kulüpte yetişmiş bir oyuncu, lider özellikleri var, yetenekli ve seyircilerin seyretmekten zevk alacağı tipte bir futbolcu. Ama bu artık bir fenomene dönüştü, Arda dokunulmaz, Arda övgüler üstünde yükselen bir hayal kahramanı gibi. Arsenal, Bayern Münih, Juventus, Milan hepsi Arda’yı istiyor, dünyanın en büyük genç yeteneği! Hatta şu haber oluyor:[1] Arda, IFFHS’nin sitesinde yaptığı yılın futbolcusu anketinde David Beckham’ın 7 sıra üstünde 32. Sıradaymış. Listenin birincisi Oscar David Souza, ikinci Al Ahly takımında oynayan Mohammed Aboutreika. Arda Gerarrd, İbrahimoviç, Eto’o, Drogba ve tabi Semih’in önünde. IFFHS sitesine bakıyoruz (http://www.iffhs.de/) bizim site daha ciddi, daha kurumsal. Arda’nın bu başarıyı elde etmesini sağlayan oy da çarpıcı, toplam aldığı oy “454”. Kim oylamış? İnternet sitesine girip oy veren herkes. Yani ne nicelik, ne nitelik ne de oylamayı yapan kurum böyle bir haberi hak etmiyor, ama dünyanın yüzüne kurban olduğu Arda’yı övmenin bir sınırı yok.

Üstelik Arda’nın takıma katkısı, istatistiki olarak öyle insanı çılgına çevirecek bir seviyede de değil, geçen sene süper ligde 7 gol atmış 14 asist yapmış, Tuncay da 2005/2006 sezonunda 15 gol atmış 6 asist yapmış. Takımlarına oyun içi katkıları da en kötü ihtimalle denktir. Bu durumda Arda’nın eriştiği bu eleştirilemezlik, herkesin sevgilisi durumunu anlamakta zorlanıyorum, Fenerbahçe tribünlerine son derece Sabri bir hareketle hakaretler ederken, yüzünde tek bir sempati duyulacak yön de göremiyorum. Eğer gol, asist ve “mücadeleci” ruh ise bunca övgünün sebebi, Galatasaray taraftarının kulüpten apar topar bir jübile bile yapmadan gönderilen Bülent, Hakan, Arif ve hatta Hasan Şaş için birer heykel dikmesi gerekir, enerjilerini Arda için çok erken harcıyorlar.

Bu kutsal kase durumu, Arda’ya verilen ölçüsüz haklarla da kendini gösteriyor, eleştirilemez, sorgulanamaz, zorunlu olarak ve herkes tarafından sevilmesi gereken biri değil Arda. Galatasaraylılar seviyorlarsa da, gerçekçi bir zeminde, bunu kabul edip Arda’yı sevmeyenin akıl sağlığını kaybettiği gibi bir düşünceden veya bu durumun mutlaka hasetten olduğu sanrısından kendilerini kurtarmaları lazım. Hasan Şaş’ı da sevmedik, Sabri’yi de sevmiyoruz. Arda onlardan bir ton farkıyla önde diye de ona hayran olacak değiliz. Sürekli kramponla delinmiş bacak fotoğraflarını göstermek de sevgimizi arttırmıyor, saha içinde bacağı kırılan futbolcular gördük, Türkiye’ye gelmiş en büyük yeteneklerden ve dünyanın en zarif adamlarından Rıdvan’ın kasten, bile isteye bacağına tekme atılıp futbol yaşamının bitirildiğini gördük, Alex’e her maç yapılan ve geçiştirilen faulleri ve bunun gibi onlarca olayı gördük, bacaktaki krampon izleri ne sanıldığı kadar epik, ne eşsiz, ne de Rıdvan’ın dahi sahip olmadığı bir benzersiz eleştirilemezlik ile herkesin mutlaka sevmesi gereken bir insan figürü ortaya çıkarıyor.

Kutsal Kaseyi Polat satmadan önce müridlerin bunu düşünmesinde fayda var, şeyhleri uçamıyor.


[1] http://www.tumgazeteler.com/?a=4401335
Devamı ...

10 Kasım 2008

Arda Sempatizanı Fenerbahçeliler


arda

Kırılmaca, gücenmece yok Fenerli dostlar. Anlamıyorum ben Arda'ya sempati duyanlarınızı. Yazayım, derdimi anlayın, aranızda Arda'yı beğenen, takımında görmek isteyen, sempatik bulan varsa onların da ne düşündüğünü öğrenmek isterim.

Yukarıdaki fotoğrafta Galatasaray ceza alanı önünde frikik kazanmış, Fenerbahçe 3-1 önde, dakika ya 80 ya da o civarda. Arda depar atarak hakeme geliyor, pozisyon normalde faul bile değil ama hakem faul vermiş. Neye itiraz ediyor anlamıyoruz, faul varsa bile 2 metre geride, penaltı mı istiyor? Kart mı istiyor? Suratındaki ifade anlık bir ifade değil, bütün ikinci yarı böyleydi. Bütün Fenerbahçe maçlarında böyle. Fenerbahçe'den nefret ediyor, nefreti suratına vuruyor, bu şekil çıkıyor ortaya. Dokunulmazlığı da var, ona güveniyor hakeme açık açık siktir çekiyor. İkinci yarı boyunca bir tane hareketi normal değil, 3-1 geriye düştükten sonra nefretinin yönlendirdiği öfke var. Öfkelendikçe öfkeleniyor, hakeme küfür ediyor, bağırıyor, çağırıyor. Yetmiyor tribünlere dönüyor hareketini çekiyor, size... Şaşıracak bir şey yok, sizden nefret ediyor. Siz ise onu sempatik buluyorsunuz, internette yazılar yazıyor ne kadar önemli oyuncu olduğunu söylüyorsunuz, pankart açıyor "İstersek Arda'yı da alırız" diyorsunuz. İstersek alırız belki ama istemeli miyiz? Derdim centilmenlik falan değil, hakemlere istediğini de yapsın umrumda değil, yalnız ikinci yarıdaki hareketlerine, Kadıköy'e gelince yaptıklarına bakınca nefretten ve onun yarattığı öfkeden başka ne görüyorsunuz? Bu dalga dalga Arda sempatisinin ona dokunulmazlık kazandırdı görmüyor musunuz? Hakemin suratına siktir çekebilecek kadar cesaretli, korkmuyor kart falan görmekten. Gerçekten Arda'yı sempatik buluyor, ona methiyeler düzebiliyorsanız içinizdeki iyi futbolcu ve futbola olan aşkınıza hayranlık duyuyorum, ama ben her hareketinden Fenerbahçe nefreti belli olan bir adamdan hazzedemiyorum, yeteneklerini, iyi futbolunu falan yüceltemiyorum.
Devamı ...

4 Ağustos 2008

Arda Bitti, Sıra Sabri'de


emre imza

Emre'nin transfer edilmesine destek vermediğimi daha önce dile getirmiştim, benim gibi düşünen bir avuç başka insan olduğunu da biliyoruz. Öncelikle artık Emre'nin sözleşmeli futbolcumuz olduğunu, bundan böyle Fenerbahçe için ter dökeceğini biz de biliyoruz. Bu gerçeği her Emre konusu geçince dillendirmenin anlamı yok. Emre'nin MTK maçında 15 dakika oynaması birilerinin elleri tetikte bu transfere karşı çıkanlara kendi deyimleriyle "kapak takmak" için beklediklerini gösterdi. Bazıları "Emre gol atınca sevinmezsiniz siz" gibi konunun özünden uzaklaşan ve hayali kahramanlara yöneltilmiş suçlamalarla karşıt düşüncedeki taraftarları karalamak derdindeler.

Gösterilen tepkinin amacı sorgulanmadan ve anlaşılmadan tepki vermeye çalışılınca ortaya böyle garip ve komik iddialar dökülüyor. Daha önce de bu blogda karşıt görüşler konu hakkında fikirlerini yazarken Emre transferinin isabetli olduğunu düşünenler Türk statüsünde olan yetenekli bir oyuncunun geçmişte yaptığı hatalardan dolayı yargılanmaması gerektiğini söylüyordu. Bu yeterince ikna edici ve doğru bir argüman, fakat bu durumda Emre'yi tamamen tepkisiz ve sorgulamadan kabullenmek de egoist ve ilkesiz bir tavır olurdu. Gösterilen tepkiler Fenerbahçe Spor Kulübü'nün demokratik olmayan yönetimini etkileyecek ve transferden vazgeçirecek değildi, ama kamuoyuna yapılan hataların büyük olduğunu ve affetmenin zor olduğunu hatırlatmak içindi. Bu amaca da tepkilerin gerek taraftarlar arasında gerek basında yer bulmasıyla ulaşıldı. Gençlik döneminde yaptığı hataları affedeceğimiz Emre'nin yolculuğu bütün profesyonel futbolculara örnek olmalıydı, profesyonel bir futbolcu sahada ve saha dışında bu kadar amatörce davranmamalıydı. Senelerce Beşiktaş forması giyen Nihat'ı Fenerbahçe taraftarının çok istemesi ve kimsenin buna karşı çıkmaması da bu örneği güzelce pekiştiriyordu. Fakat yönetim kurulumuz ve aziz başkanımız Aziz Yıldırım ne yapsa doğrudur, sorgulayanları şüphesiz ki sonsuz bir azap bekler zihniyetindeki insanlar Emre transferine karşı çıkmayı Aziz Yıldırım'a isyan etmek olarak algılayınca ne tepkinin amacı, ne faydası, ne de anlamı kaldı. Şimdi herkes Emre'nin hiç sakatlanmaması ve Fenerbahçe için çok faydalı olmasını kalpten istiyor ve bunun için dua ediyor, ama vasat zihinler her maçta ellerinde kapakları "işte biz haklıyız" diye bekliyor olacak, buna alışmamız gerek sanırım.

Tepkinin amacına bir nebze hizmet ettiğini söylemiştim fakat MTK maçında açılan "Emre bitti, sıra Arda'da" pankartı sadece futbolcular değil, bir kısım taraftarca bile bu tepkinin amacının anlaşılamadığını ortaya koyuyor. Tabii ki saha içinde Galatasaraylı gibi hareket etmenin yeni nesil temsilcisi Arda ayağına oturan bu topu ıskalamıyor ve "Kadıköy’e giderim; ama sadece deplasmana!.." diyerek komiklik yapıyor, ülkem insanını güldürürken aynı zamanda birilerinin âcizliklerini suratlarına vuruyor. Kendi futbolcusunu ıslıklayan, büyüklüğü parayı basıp futbolcu almayla eş gören zihniyet daha geçen sene Kadıköy'de oyundan çıkarken kendilerine parmak sallayan Arda'ya hayranlıklarını bildiriyorlar, hem de Fenerbahçe stadında, hem de bir Fenerbahçe maçında. Biz ilkesizleşmek istiyoruz diyorlar, siz de ilkesizleşin böylece egemenliğimiz pekişsin, hep biz haklı çıkalım diyorlar. Daha geçen sene "Türkiye'de sadece Galatasaray forması giyerim" diyip sözünü 8 ayda unutanları alıp parayla Fenerbahçeli yapmak kendilerini güçlü hissetmelerini sağlıyor. O yüzden Arda'nın ayağına muzluk orta yapıyorlar, Arda bu fırsatı kaçırmıyor, yarın yine yapacaklar ve Arda yine kaçırmayacak... Bir gün paraları basıp Arda'ya formayı giydirdiğimizde Arda'nın yuttuğu ilkeleri, iddiaları, sözleri onların kudretini temsil ediyor olacak. Böyle güçlü hissedecekler, böyle güçlü işte Fenerbahçe diyecekler. Sonra Fenerbahçeliliğin farklılığından, özelliğinden, güzelliğinden dem vuracaklar, Fenerbahçe'nin büyüklüğü kupa büyüklüğü değildir pankartını "Arda bitti, sıra Sabri'de" pankartının üstüne asacaklar, güçlü ve en büyük olacaklar. Bu manasız pankart için daha mantıklı bir açıklama bulamıyorum.
Devamı ...