28 Ağustos 2011

Güle güle la garra charrúa



Jonathan Wilson, Inverting the Pyramid'in 37. sayfasında Uruguay'ı şöyle anlatıyor:

According to the Italian journalist Gianni Brera in Storia critica del calcio Italiano, the 1930 World Cup final was evidence that, 'Argentina play football with a lot of imagination and elegance, but technical superiority cannot compensate for the abandonment of tactics. Between the two rioplatense national teams, the ants are the Uruguayans, the cicadas are the Argentinians.'
...
So grew up the theory of la garra charrúa - 'charrúa' relating to the indigenous Charrúa Indians of Uruguay and 'garra' meaning literally 'claw' or, more idiomatically, 'guts' or 'fighting spirit'. It was that, supposedly, that gave a nation with a population of only three million the determination to win two World Cups, and it was also that which gave a tenuous legitimacy to the brutality of later Uruguayan teams.
Türkçesi:

İtalyan gazeteci Gianni Brera'nın Storia critica del calcio Italiano kitabında anlattığına göre, 1930 Dünya Kupası finali şunu kanıtlamıştı: Arjantinliler futbolu yaratıcılık ve zarafetle oynar fakat teknik üstünlük taktiksel eksiklerin yerini dolduramaz. River Plate bölgesinden rakip bu iki takım karşılaştırılacaksa Uruguaylılar karınca ise Arjantinliler ağustos böceğidir.
...
Böylece ortaya la garra charrúa teorisi çıkıyor, 'charrúa' Uruguay yerlileri olan Charrúa kabilesiyle bağlantı kurarken, 'garra' sözlükte pençe, mecazen 'cesaret' veya 'savaşma ruhu' anlamına geliyor. Rivayete göre bu ruh, sadece 3 milyon nüfusu olan bir ulusa 2 kez Dünya Kupasını kazandıran kararlılığın kaynağıdır ve daha sonraki Uruguay milli takımlarının acımasız futboluna (tartışmalı) meşruiyetini veren güç olmuştur.
Bu satırları okuyunca hepimizin aklına aynı insan geliyordur. Bazen çok kızdırdığı da oldu bizi ama özleyeceğiz, oyuncu bulunuyor ama futbolun efsanelerini doğru çıkaran ruh kolay bulunmuyor.
Devamı ...

17 Nisan 2011

Hüseyin Göcek gözüyle Lugano



Ceza sahası içindeki her pozisyonda bacağına sarıldılar, üstüne çıktılar, el ense çektiler, kafa kola aldılar, üstüne tırmandılar. Hüseyin Göcek gözünden 2 metre ileride yapılan bu hareketlere neden sessiz kaldı? Zira onun gönül gözü gerçeği görüyordu, Lugano T-100'müş. Devamı ...

15 Şubat 2011

Lugano'nun Kaç Golü Var?



TFF'nin gol krallığı listesine baktığımda bizim istatistiklerle çeliştiğini gördüm. Böyle olunca boşuna uğraştırıyorlar. TFF'ye göre Lugano'nun dünkü golle birlikte 5 golü var, bize göre 6. Tabii açtım hangi maçlarda gol atmış tek tek baktım. "Allah'tan Alex'in gol sayısı çelişmiyor." Neyse, anladım ki 8. haftada oynanan ve 4-1 kazandığımız maçta biz dahil herkes golü Lugano'ya yazmış, TFF ise aşağıda gördüğünüz gibi 64. dakika golünü Emre'ye yazmış. Videosu da aşağıda, ben izledim izledim anlamadım. Kaç golü var şimdi Lugano'nun? Eğer bu gol Lugano golü derseniz TFF falan sallamayız.




Devamı ...

7 Kasım 2010

10 Heroes, One Stupid Boy



1998 Dünya Kupasında Arjantin karşısında aptalca bir kırmızı kartla atılan Beckham'a kızıp ertesi gün bu manşeti atmıştı The Mirror. Aslında "10 Heroic Lions, One Stupid Boy" demişler ama aslan benzetmesi bizim göreneklerimize uygun olmadığından onu attım. Zaten Bilica sahadayken kalan tüm oyunculara kahraman demek de çok mantıklı olmuyor ama Beckham'a benzetilen oyuncunun Lugano olduğunu anlamışsınızdır.

Oyuncuların saha içinde sinirlenmesini, sert bir hareketten sonra rakibe saldırmalarını, hakemi kovalamalarını hatta kavga etmelerini anlıyorum. Bu kadar yoruldukları bir yerde ani tepkiler vermeleri doğal. Önemli olan bunu mümkün olduğunca frenleyerek takımı sık sık eksik bırakmamak. İki sezon önce periyodik olarak cezalı duruma düşen Lugano, geçen sene Avrupa Kupaları, lig ve Türkiye Kupası dahil oynadığı toplam 42 karşılaşmada sadece 1 kere cezalı olduğu için kadroda yer alamamış, kırmızı kart sayısı ise 0. Tam Lugano sicilini düzeltiyor diye düşünürken bu sezona da bomba gibi girdi. İlk 8 maçta 4 sarı kart.

Bunların en azından bir tanesi hatalı, onu biliyoruz ve pozisyon gereği defans oyuncusu kart da görebilir diyelim (Yobo 7 maçta 0 kartla oynuyor). Her şekilde Lugano'yu aklamaya çalışalım ve bugüne kadar hiçbir şey yapmadığını kabul edelim. Yine de bugün yaptığına ne diyeceğiz? Lugano takıma, takım arkadaşlarına, hocasına ihanet etmiştir. Bunun geçmişte yaptıklarıyla, faullerle, kavgalarla bir ilgisi yok. Sadece bugün yaptığı bile büyük sorumsuzluktur. Fenerbahçe Kulübü Lugano'nun babasının çiftliği değil, burada canının istediğini yapamaz. Konu ne olursa olsun bir kavgayı uzatıp saha dışında maçın ortasında kart göremez. Böyle bir oyuncunun Fenerbahçe'de işi yoktur.

Profesyonelliğe, senede kazandığı para geyiğine girmeye hiç gerek yok. Bir küfür yüzünden kavga edip disiplin cezası alan, yurttan atılan üniversite öğrencisinin yaptığı da aptalcadır, bir küfür yüzünden hırsını alamayıp devre arası soyunma odasında kırmızı kart gören futbolcunun yaptığı da. Bu yaşa gelmiş bir insan "bana küfür etti" diye bir insanı 20 dakika kovalayıp sonucunu bile bile gidip saldırmaz. Hakem ne de olsa görmez burada diye saldırdıysa sorun daha da büyük. Takımın 2 dakika önce gol atmış; senin umrunda değil, nefretini bile yumuşatmamış, kafanda rakibin bir oyuncusu var ve soyunma odasına giderken koridorda ona saldırıyorsun. Acaba soyunma odasına girip "hocam, ikinci yarı 10 kişi oynayacağız çünkü ben koridorda adama saldırdım ve kırmızı kart gördüm" derken suratı kızardı mı? Bunu yapabildikten sonra Aykut Hoca'nın yüzüne bir daha bakabilecek mi?

Uruguay - Hollanda maçının devre arasında bunu yapabilir miydi Lugano? Yapabiliyorsa Uruguay taraftarının, hocasının, federasyonunun, halkının tepkisi ne olurdu? Yapamazdı diyorsanız o zaman burada da yapamaz. Burası Fenerbahçe, 100 yıllık kulüp Lugano boks yapsın diye kurulmadı. Uruguay maçında yapamıyorsa burada da yapamayacak, yapmayacak. Yapıyorsa Uruguay Milli Takımında nasıl tepki görecekse burada da aynı tepkiyi görecek. Ne takım, ne hoca ne taraftar Lugano'nun delikanlılıklarını çekmek zorunda değil. Bu kadar büyük sorumsuzluk, amatörlük ihanettir.
Devamı ...

21 Eylül 2010

Penaltı Meselesi



mertozlu, t(i)rajik'te Fenerbahçe - Beşiktaş maçının değerlendirmesini şurada yapmış. Dikkatimi çeken iki nokta yenilen gollerde Volkan ve Lugano'nun kabahatlerine dikkat çekmesi. Volkan'ı penaltı pozisyonu olduğu saniyeden itibaren eleştiren çoktu fakat Lugano eleştirisiyle okumaya değer bir yazı olmuş. Ben bu eleştirilere pek katılamadığım için ve bunu görsellerle yorum kısmında anlatmam çok zor olacağından burada anlatmaya karar verdim.

Sık sık burada adını andığım Jonathan Wilson ayda bir "modern ofsayt kuralından sonra 70'lerin total futbolunu oynamak mümkün değil" der. Modern ofsayt kuralının eskisinden en temel farkı da pasif ofsayt kuralı. Bu kural sebebiyle defansı tam orta saha çizgisinde kurarak ve disiplinli bir ofsayt taktiğiyle bile oyun alanını sürekli daraltmanız mümkün olmuyor. Arkanızda 4 forvet kalmış olsa da önünüzden fırlayacak bir oyuncuya pas atılır ve o 4 forvet hareketsiz kalırsa ofsayt uygulanmıyor. Bu yüzden güvenlik için daha geride durmanız, hızlı defans oyuncularıyla ve hızla alan kapatan orta sahalarla oynamanız gerekiyor. Bu pozisyonda bahsedilen bu durumdan örnekler var.

Bobo'nun penaltısıyla sonuçlanan pozisyonda Guti'nin topu ayağından çıkarma anı aşağıda


Bilica marke ettiği Bobo'yu almış, Lugano Nobre'yi marke ediyor. Sarıyla gösterilen Lugano kendi markajındaki adamın ilerisinde, maviyle gösterilen Gökhan ve kırmızıyla gösterilen Andre Santos da Bobo'nun ofsaytını bozuyorlar. Zaten bu resimde durduklarına bakmayın, o pozisyon öncesinde Nobre de Bobo da önlerindeki okların yönünde hareketliler. Lugano'nun ters yöne koşan Nobre'yle birlikte Bobo'nun da çizgisini takip etmesini bekliyoruz yani. Bana göre neredeyse imkansız bir görev bu. Kendini bir adım öne atsa da dediğim gibi Gökhan ve Santos zaten bozuyorlar ofsaytı. Bu pozisyonda tek sorumlu bu kadar içeri gömülen takım. Gol öncesi Guti topu kalecisinden alıyor ve şu pozisyonda


Önündeki o boşluğun bir açıklaması var mı?


Topla ilerliyor ve şu pozisyonda. Fenerbahçe orta sahasının aldığı şekil ve o yayın Guti'ye uzaklığı (ve gittikçe uzaklaşması) anormal değil mi?


ve pas atıldığı anda bütün oyuncuların rakiplerden en az 2 metre uzakta kalması ve etkisiz bölgeleri savunmaları neden?

Şu pozisyonda Guti o kadar rahat ve opsiyonları o kadar fazla ki, o gollük pası atmasa başka bir pas atacak ve sonucunda başka türlü bir gol pozisyonu olacak. Cristian ve Ernst arasındaki açıklıktan yararlanıp onu ileriye itebilir, kanatlardaki boşluklardan birine yuvarlayabilir, hemen sağındaki bomboş oyuncuyla verkaç yapabilir. Şu son resimden takımın yerleşiminin ne kadar sağlıksız olduğu çok net görülebilir sanırım. Kayseri maçının ikinci yarısı da bundan farksızdı. Selçuk ve Cristian önde veya geride olduğumuzdan değil, doğuştan ayakları geriye kaçan oyuncular. Bu ikisini birlikte sahaya koyarsanız, bir de iyice yorulan Santos ve Mehmet'le sentezlerseniz yukarıdaki resim çıkar ortaya.

Volkan'a gelirsek İngilizlerin sıkça kullandığı deyimle anlatayım düşündüğümü; bu kadar fazla test edilen bir kalecinin bir noktada hata yapması doğal değil mi? Bence 20 metre boş top sürüp hâlâ önündeki en yakın rakiple arasında 3 metre mesafe bulunan Guti'nin o pası atabilmesi kadar doğal. Aynı korner taktiğini 30 saniye içinde iki kere tekrarlatan, rakibe bol bol ara pası atma, defans arkasına koşu şansı veren takımın kalecisi bir noktada dengesiz girecek, topu ıskalayacak ya da boşa çıkacak. Volkan'ın kafasının tamamen maçtan başka yerlerde olup tıngır mıngır kaleye giden topları izlediği maçları da biliyoruz ama bu maç onlardan değildi. Şu yukarıdaki şekilde takım savunmasına yerleşirseniz ve rakibe top verirseniz 100 pozisyonun sekseninde defansınız ofsaytı bozacak ya da kaleciniz bir dengesizlik yapacaktır. Çok klişe bir cümle olacak ama daha zarif nasıl ifade ederim bilmiyorum; bu pozisyon penaltı olmasa da kalan sürede tonla başka pozisyona gireceklerdi. Belki futbol tanrıları korurdu orasını bilemem ama saha kenarında oturanların işi o futbol tanrısının işini zorlaştırmak, ona gollük orta yapmak değil. Zaten şu şekilde sahaya yerleşen bir takım futbol tanrılarından bir şey talep etmesin, gücenirler.

Not: Bu kaleci meselesiyle paralel; Bilica'nın oynadığı futbolun hiç öyle aşağılanmaya değecek kadar kötü olduğunu düşünmüyorum. Karikatürleştirme kurbanı oldu. Unutmazsam yazarım onu da.
Devamı ...

31 Ağustos 2009

Aman Daum


semih gol sevinci

Geçen hafta blog yazarlarından Fatih'le konuşurken bir takım bir tane pas yapmayan adamı kaldırır, o da bizde Lugano demişti. Dün yaşadığımız sıkıntının sebeplerinden birisi, belki temeli bu sorundu. Gökhan olmayınca pas yapamayan oyuncu kontenjanını ikilemek gerekti, Daum Bilica'yı da kenara oturtunca sayı üçe çıktı, Fenerbahçe'nin 4-2-3-1'i çöktü.

Bilica'yı Diyarbakırspor maçında izledik ve yediği çalımlardan biraz endişe duyduk. Fakat dün bir kez daha kanıtlandığı üzere Önder aynı çalımları hatta daha kötülerini yemeye devam ediyor. Eğer seçiminizi Bilica ve Önder arasında yapacaksanız her zaman Bilica'yı seçersiniz. En azından kendine daha güvenen, ilk hamleyi daha doğru yapan, ayağında top olunca sahaya daha hakim ve uygun adamı bulup iyi pas verebilen bir oyuncu. Gökhan oynuyor olsa yabancı sınırı nedeniyle Bilica yerine Önder tercih edilebilir, fakat Bekir varsa bir de yanına Önder'i koymamanız lazım. En azından Bilica ile başlanıp Guiza yedeğe çekilebilirdi. Bilica kim ne derse desin hem defansif olarak, hem hücum başlatan oyuncu olarak her şekilde Önder'e ve Bekir'e tercih edilir.

Daha oyunun 10. dakikasında bu açık hissedilmeye başlandı, maç boyu da devam etti. Cristian'ın ileriye çok destek veremediğini, geride çok çakılı kaldığını herkes söylüyor, Bilica-Lugano ikilisi oynuyorken Cristian'ın bu oyun tarzının işimize yaradığını ve bunu tercih ettiğimi söylemiştim. Fakat Önder-Lugano-Bekir üçlüsünün oynadığı ve hiçbirinin orta sahaya yaklaşamayıp 5 metre dik pas atamadığı takımda Cristian da bunların yanında dördüncü çakılı oyuncu gibi duruyor.

Eğer Daum Guiza'yı da Andre Santos'u da kesmek istemiyorsa Önder Lugano ile başlasın yine fakat Cristian da oynuyorken sağ bekte Bekir'e gerek yok. Orada Mehmet Topuz oynatılabilirdi. Çok ağır kalan ve Önder abisinin veliahtı olduğunu kanıtlayan yanlış hamlelerle hiç ışık vermeyen Bekir'den defansif olarak da ofansif olarak da daha verimli oynardı. Diğer alternatif Andre Santos yerine Özer'in hatta ters ayaklı olsa da Mehmet Topuz'un oynatılması olabilirdi. Özer 18'de bile yoktu. Sion maçı sonrası Daum'un garanticiliği abarttığını ve hatalı kararlar aldığını söylemişti bir arkadaş yorumlarda. Bu maçta da benzer bir sorun vardı. Özer'in ve Mehmet Topuz'un bu takım geçen seneden farklı bir şeyler yapacaksa o takıma girmesi gerektiğini görmeli artık Daum. Bu oyuncular gerekiyorsa değişik mevkilerde denenmeli, gerekiyorsa Andre Santos'u kesmeli.

Dün hem Roberto Carlos hem Andre Santos çok kötü oynadı. Bekir sağ bekte sırıttı. Buna rağmen oyun sıkıştıkça sürekli kanatlardan zorladık. Bunun işlemediği görülünce maç içinde Bekir ve Andre Santos çıkarılıp Bilica ve Mehmet Topuz alınabilirdi. Önder sağ beke çekilir, beklerin özellikle Carlos'un çok çıkmaması söylenir, orta saha Emre-Cristian-Mehmet Topuz olarak üçlenir ve Kazım ileriye çekilir, ilerisi de Guiza-Alex-Kazım olarak üçlenerek 4-3-3'e dönülebilirdi. Bilica'nın da girmesiyle pas trafiği de bir nebze düzelmiş olurdu. Sürekli bu pas isabetinin öneminden bahsediyoruz. Onun önemini anlamak için yediğimiz gole bakmak lazım. Topu Cristian kaptırıyor fakat top kaybının sebebi Lugano'nun düşmana bomba atar gibi pas atması.

Daum başladığı 11'le hata yaptı. Teşhisi erken yapmayıp erken oyuncu değiştirmemesiyle ikinci hatayı yaptı. Semih ve Mehmet Topuz'u 73'e kadar bekleterek de hatasına devam etti. Zico ve Aragones'ten sonra Daum ilaç gibi fakat tanıdığımız inatçılığı iki maçtır kötü oynamamıza sebep veriyor. Umalım ki Özer, Mehmet Topuz gibi alternatifleri olduğunu fark edecek yakında. Ümit Özat'ı bile en verimli biçimde kullanan bir teknik adamın kendini kanıtlamış, özellikli oyuncuları daha etkili kullanmasını bekliyoruz.
Devamı ...

16 Nisan 2009

Alternatif "Lugano Başlattı" Kavgaları


volkan lincoln kavga

"Önce o başlattı Lugano"nun Türkiye'de çıkardığı tüm kavgaları albüm haline getirdik halka sunuyoruz. 1820'den beri çıkan hemen her kavganın başlatıcısı olan Lugano Türkiye'nin spor ve siyaset tarihini nasıl çizdi? En yakın arkadaşı 20 sene sonra hakkında neler söyledi? O olmazsa Dünya nasıl bir yer olurdu? İşte bütün bu sorulara cevap arıyoruz.

1934 kavga

İlk kavga görüntüleri 1934'ten. Görüldüğü gibi Lugano kavgayı çıkarıp uzaktan izleyip kıs kıs gülüyor. O zaman Lugano'yu Almanya'dan bir takımın istediği iddiaları vardı ve Lugano'nun ligi erken bitirmek için bu kavgayı çıkardığı söyleniyordu. Fakat dedikodulara göre o zamanlar Yahudi olan Lugano Almanya'daki gelişmelerden dolayı bu transferden vazgeçmişti ve 80 senedir ülkemizde top koşturuyor, arada Müslüman ve Budist oldu, şimdi Mormon olarak futbol hayatına devam ediyor.

4 kırmızı

Galatasaraylı oyuncuların Kadıköy'de 4 kırmızı kart gördükleri maçtaki olayların fitilini de Lugano yakmıştı. İddialara göre Lugano Kaptan Bülent'in kulağına "Lincoln sana cücük hareketi yaptı olm gördüm ben taaa burdan gördüm" diyor. Bülent "sana ne lan benim oyuncum değil mi sever de döver de" diyor, ortam geriliyor, kavga çıkıyor.


Burada cezalı olduğu için stada seyirci kılığında girip futbol adına çirkin hareketler yapan Lugano'yu görüyoruz.

yangın

Bu karede bir Galatasaray-Fenerbahçe maçında rakip taraftarların arasına provokasyon için girdiği iddia edilen Lugano Nevruz kutlamaları bahanesiyle yangın başlatıyor ve en öne geçip hiçbir şey olmamış gibi davranırken görülüyor.

su

Burada basın mensubu kılığına giren Lugano gizli bölmeye yerleştirdiği otomatik su fırlatma makinasını ilk kez denerken görülüyor.

rambo lugano

Profesör de olsa futbolcu da olsa her Fenerbahçelinin Rambo Okan olduğunu kanıtlayan bir fotoğraf. Rambo Okan'dan aldığı taktikle gece stada girip reklam panolarının altına saklanan Lugano maç sırasında saha görevlisi kılığında ortaya çıkıyor ve Lincoln'ün sesini taklit ederek Volkan'ın evdeki şirin sincabına sövüyor. Volkan ve Lincoln'ün kavgası başlatıp kenardan izleyen yine o. Bu kare "ooooooo olm kavgada söylenmez" şeklinde klasik tekniklerle gaz verirken...

lugano mecliste

Maçlardan arda kalan vaktinde siyasetle ilgilenen Lugano'nun bir vekil konuşurken kürsüye yediği fıstıkların kabuklarını atarak başlattığı kavgadan bir kare. Bu konuda uzmanlaşan Lugano hemen barışsever gibi görünüp kavgayı ayıran adamlar arasında yer alabiliyor.

Bu arada başlattığı İkinci Dünya Savaşı, Küba Füze Krizi, Kıbrıs sorunu, petrol krizi gibi olaylara yer sıkıntısı nedeniyle yer veremedik. Böyle adamların oyuna daha birinci dakikadan kartla başlaması lazım.
Devamı ...