24 Aralık 2010

Fenerbahçe'nin İdeolojik Aygıtları ve Taurasi Meselesi



50 yıl sonra iletişim fakültelerinde “2000’li Yılların Başında İletişim Felakati: Bir Vak’a Çalışması Olarak Fenerbahçe” diye bir doktora ya da master tezi yazılması lazım. Köşe başındaki büfenin bile internet sitesine sahip olduğu, en ücra ilçedeki devlet dairesinin bile vizyonumuz, misyonumuz diye bir takım şeyleri taahhüt ettiği bir çağda Fenerbahçe’yi Pravda gazetesi gibi yönetenler yüzünden milyonlarca insan gerçeğe dair doğru düzgün hiçbir şeyi Fenerbahçe’nin bizzat kendisinden öğrenemiyor. Bilindiği gibi kulübün dergisi,radyosu televizyonu ve internet sitesi var. Yani 20 milyon civarında taraftarına (pardon müşteri diyecektim) hitap edebileceği her türlü platform mevcut. Ayrıca bildiğimiz üzere bu kulüp sık sık sadece futbol kulübü olmadığını spor kulübü olduğunu da vurgulayan bir kulüp. Ama gelin görün ki futbol dışındaki branşlarda kulüp kaynaklı bilgi edinmek neredeyse imkansız.

10 gün önce Kadınlar Eurolegue’deki Sopron maçı için televizyon karşısına geçtiğimizde Taurasi’nin maç kadrosunda olmadığını gören herkes bir açıklama bekledi. Maçı anlatan spiker ve yorumcu da bunun üzerine herhangi bir bilgi paylaşımında bulunmadılar. Maçtan sonra Ratgeber’in Macar basınına “bu konu hakkında bir şey konuşmak istemiyorum” demeci yansıdıktan sonra Fenerbahçe forumlarında türlü, çeşitli iddialar ortaya atıldı. Kulüpten iki-üç gün boyunca tek bir açıklama bile gelmedi. Geçen hafta bu söylentilerin yoğunlaşması üzerine Antu’daki Diana Taurasi başlığı kapatıldı. Yönetimin Diana ve Penny’nin Noel için Amerika’ya gittiğini lütfedip bildirmesi üzerinden çok geçmeden dün Ümit Avcı’nın haberi patladı.

Haberi dün saat sabah 8 de gördüm, bir iki saat içinde kulüpten bir açıklama bekledim ama onlar öğleye doğru gerizekalı bir gazetenin Fatih Terim haberini yalanlayan bir metin yayınladılar sadece. Internet sitesinde bu işlere bakan arkadaş günde birden fazla yalanlama yazamadığı için Taurasi meselesi hakkında bir şey söylenmedi herhalde. Kadın basketbol takımının en önemli oyuncusu hakkında ortaya atılan iddianın gündeme düşmesinden yaklaşık 28 saat sonra Fenerbahçe bir açıklama yapmayı aklına getirebildi. Olay doğrulanırken bu olayın medyaya sızdırılmasının da etik olmadığı vurgulanarak ve sürecin tamamlanmasının bekleneceği vurgulanarak bir metin duyuruldu kamuoyuna.

Oyuncunun haklarının korunmasından bahsetmiş kulüp ama sen bu iddiaya karşı zaten 24 saatten fazla suskun kalarak bizzat kendin oyuncunun haklarını koruma konusunda acziyet göstermişsin zaten, kimi suçluyorsun diye sorarlar adama. Herhalde kulüp doping testinin pozitif çıktığını en az bir 15 gündür biliyordu ki Taurasi maç kadrosuna girmedi ligde ve Euroleague’de. Neden şimdiki açıklamayı 15 gün önce yapmayı tercih etmediler de Taurasi’nin oynamamasını dinlendirme amaçlı ya da tatil amaçlı gibi gerekçelerle açıkladılar? B numunesi 4 Ocak'ta değil de 24 Ocak'ta açıklanacak olsa Taurasi’nin Lotos ve Ekaterinburg maçlarında neden oynamadığı konusunda başka yalanlar mı söyleyeceklerdi?

Fenerbahçe taraftarının bilgilendirilmeye en çok ihtiyaç duyduğu zamanlarda yönetimin ne ilk ne son ortadan kaybolması. Denizli’de de Saraçoğlu’nda da şampiyonluk kaybedildikten sonra ortadan yok olanlar, taraftarı sukunete davet edebilecek kadar bile feraset gösteremeyen adamlar bir kez daha kriz yönetimi konusunda sınıfta kaldı. Fenerbahçe’nin iletişim kanalları başkanın tek adamlığını meşrulaştırmak dışında bir misyon üstlenmiyorlar. Dün FB TV de haber bülteninde haber seslendirirken başkanın isminin önüne “Sayın” ifadesi getirildiğini farkettim, daha önce hatırlamıyorum böyle bir vurguyu. Haber bülteninde Kulüpler Birliği Toplantısında Sayın Aziz Yıldırım şöyle dedi diye bir ibare çok garip değil mi? Kuzey Kore Devlet Televizyonu mu bu kanal bu kadar bir kişiyi kültleştirmek üzere yayın yapsın.

Tuncay gittiğinde şampiyonluk klibinden Tuncay görüntülerini çıkaracak kadar "1984" ruhu sinmiş bir kanaldan da iletişim için değil ancak propaganda için yararlanılabilir zaten. Fenerbahçe'nin iletişim organları aslında iletişim organı olarak değil Aziz Yıldırım diktatörlüğünü meşrulaştıran -Althusser'den ödünç olarak söyleyelim- ideolojik aygıtlar olarak görülmeli, hatta yönetimle organik bağı olmasa da Antu da buna dahil.

Taurasi cephesine gelelim. Sporcu kullandığı maddeyi doktor önerisiyle mi aldı yoksa doktor kontrolü dışında kafasına göre mi aldı bunu bilmiyoruz. Çıkan maddenin ağırlıklı olarak uyku düzeni bozukluğu şikayetlerini giderici bir madde olduğunu öğrendik Federasyon açıklamasıyla. Her ne olursa olsun; sorumsuzluk oyuncuya ya da doktorlara kime ait olursa olsun bunun acısını Avrupa Şampiyonluğu hayalleri kuran biz gariban Fenerbahçe taraftarı çekeceğiz.

Doping testi yapılan yerin daha önce WADA(Dünya Anti-Doping Ajansı) tarafından belli kriterleri sağlayamadığı için uyarılan bir yer olmasını da not edelim. Belki bu testin doğruluğu konusunda haklı bir şüphe duymamızı sağlayabilir ama B numunesinin A numunesinden farklı bir şekilde çıkması ihtimali yüzde bir bile değil. Dolayısıyla sonuç hakkında iyimser olmak için hiçbir neden yok. Taurasi’nin avukatının “10 senedir girdiği doping testlerinde bir şey çıkmadı” savunması da saçma. Marion Jones’in de kanında yasak maddeye rastlandığında 10 senedir hiçbir doping testi pozitif çıkmamıştı zaten. Taurasi’nin bilerek performans artırıcı bir madde kullanmayacağını herkes biliyor, ama bu onun sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor. Hayatını bu işten kazanıyorsan azami özen göstereceksin aldığın bütün ilaçlara; yediğin, içtiğin her şeye.

Geri zekalılar için not: Aziz Yıldırım Efes’in küme düşürülmesini istemişti şimdi ne yapacak diye yorumlar görüyorum. Efes Pilsen oyuncularından doping testine giren iki oyuncuda da vücuda doğal yollarla girmesi imkansız olan bir maddeye rastlandı, dolayısıyla aklı selim sahibi her insan böyle bir tesadüf olamayacağını düşünerek bunun organize bir olay olduğu kanısındaydı. Tekil bir sporcudaki yasaklı maddeyle organize ve takım olarak dopingi aynı kefeye koyabilmek ve buradan Fenerbahçe’ye çamur atmak, kusura bakmayın ama, geri zekalılıktan başka bir şey değil.
Devamı ...

31 Ekim 2009

Kulübü Galatasaraylı Profesyonellere Emanet Etmek


FB TV

Ercan Saatçi'nin bir videosu dolanıyor ortalıkta, olay yaratması normal çünkü Ercan Saatçi geçenlerde Türkiye Türklerindir gazetesinin spor müdürü olmuştu. Küfür ettiği takımın taraftarı da bu müdürlük üzerine protestolar başlatmıştı. Küfürlü video haklılılarını göstermeleri için iyi bir kanıt. Çok konuşulması beklenen bir gelişme, daha da konuşulur. Ercan Saatçi'nin müdürlüğü beni ilgilendirmiyor, görevinden aldırsınlar, hatta Türkiye Türklerindir gazetesi de kapatılsın.

Beni ilgilendiren bu görüntülerin sızdırıldığı yer. FB TV için çekilen bir programmış bu. FB TV'de ilk vukuat değil bu. Daha önce de Galatasaray'ın Avrupa Kupası maçında attığı golden sonra rejiden sevinçle bağıranları duyduk ve eski maçlar kuşağında Galatasaray maçı gösterildiğini biliyoruz. Sonuncusunu hata diye yedirebiliyorsunuz fakat Galatasaray gol attığında bağırmayı ve Ultraslan'ın protestosuna yardım amaçlı görüntü sızdırmayı ajanlıktan başka bir neden açıklayamıyor. FB TV kurulduğu günden beri bolca Galatasaraylı çalıştırdığını biliyoruz. En tepesindeki adam zaten Galatasaraylı. Hafta içi kulübün otoparkını bir kere gördüm, çalışanların araçlarını park ettiği otopark, ilk gözüme çarpan iki tane GS plakalı araçtı. Ercan Saatçi olayı ne olursa olsun, umrumuzda değil. Diğer taraftan bu adamlar sürekli kulübün içinde, gelen giden dosyalara, fakslara ilk elden ulaşma imkanları var. Türk kulüplerinin birbirlerinin transferlerinde araya girip fiyat yükselttiği bilinen bir gerçek, o yüzden transfer işleri bu kadar gizli yürütülüyor. Bu adamların transfer haberi sızdırmadığına emin miyiz? Daha da ciddisi, bu adamların taktik antremanlarından bilgi sızdırmadığına kim garanti verebilir? Bugün Ultraslan'ın protestosuna kaynak sağlayan adam, gazeteci arkadaşları aracılığıyla antremandan topladığı bilgileri de sızdıramaz mı?

Daha önce binlerce kere itiraz ettik bu kulüpte Galatasaraylıların görevlendirilmesine. Her defasında yönetim düşmanı olmakla suçlandık ve profesyonel insanların hangi takımı tuttuğunun önemi olmadığını dinledik. Remzi Dilliler senelerce kulübün orta yerinde görev yaptı. Şimdi basketbol takımına Doğan Hakyemez getirilecekmiş. Futbolcusundan taraftarına herkesin sevdiği ve büyük saygı duyduğu, sağlam Fenerbahçeli Volkan Ballı hangi sebeple olduğunu bilmesek de aktif görevinden alındı, yerine başka bir "profesyonel" getirildi, bir anlamda masa başına çekildi. Bayan basketbol takımının devriminde kaptan ve abla olan Serap Kaptan emekli oldu ve ortalarda yok, Fenerbahçe altyapısının son 20 yıldaki en başarılı sporcusu İbrahim Kutluay aforoz edildi, fakat Remzi Dilliler, Didem Akınlar senelerce bu kulüpte çalışabildi. Gün gelir birisi başkanla alakalı bilgi sızdırır, o zaman görürüz profesyoneli, iş ahlakını. Siz Galatasaraylıları kulübe doldurmaya devam edin.
Devamı ...

14 Haziran 2008

Kurumsallaşma ve Profesyonellik


stad

Aslında aethewulf'un Ne Kadddar Profeyşınılsınız Aziz Bey yazısı ve ardından gelen iki yorum üzerine ben de birkaç satır karalamaya başlamıştım fakat yorum uzadıkça uzadı ve başka bir yazı çıktı. Konu Fenerbahçe Spor Kulübünde profesyonellik ve kurumsallaşma. Bu iki sözcüğü son senelerde fazlasıyla duyuyoruz ve kaydedilen gelişmenin farkındayız fakat bu yönde atılan hamleler yeterli mi?

Tesisler, Kurumsal Yapı ve Kulüpte İşleyiş

Aziz Yıldırım döneminin başlangıcında sportif açıdan kayda değer bir başarımız olmasa da kulübün müthiş bir devrim gerçekleştirdiği ve bu devrimin meyvelerini toplayacağı konuşuluyordu. Son beş senede sürekli başa oynanması ve önceki on senede bir kez şampiyon olunmuşken son yedi senede dört kere şampiyon olunması bu öngörüyü doğrular nitelikte. Bir gün gidip stadın çevresinde dolanır, tesislerin birinde akşam yemeği yer, antrenman sahalarına falan göz atarsanız son on senede tesislerin gösterdiği gelişmeyi inkar edemezsiniz. Bu gelişmelerin Fenerbahçe'ye geri dönüşü olduğu da inkar edilemez. Daha iyi bir tesis daha iyi altyapı, daha iyi stad daha fazla kombine ve taraftar demek. Aynı dönemde taraftara kazandırılan bilinç de bu gelişmenin bir parçası. Stadta herhangi bir maça giderseniz gelen taraftarların % 80'inde orijinal ürün göreceksiniz. Bu yüksek oranın yakalanmasında sadece reklamların değil taraftarın şuuraltına yerleşen "Takıma her yönden, her şekilde destek olmalıyız" fikrinin önemli bir katkısı var. FBTv, Fenerium gibi projeler de kulübün gelişme sürecinde kurulan ve başarılı olan projeler. Tüm bunlar sporun endüstriyel yanının kulüp defterlerinde sadece gider hanesini doldurmadığını bize gösteriyor. Kısacası kulüp yönetimi başarısız demek için elimizdeki verileri görmezden gelmek gerek.

Zico'nun Gönderilmesi ve Aydın Örs Olayı

Ne Kadddar Profeyşınılsınız Aziz Bey zaten Zico hikayesindeki hataları detaylıca irdelemiş. Sebep ne olursa olsun kulübe iki sene hizmet etmiş bir teknik adamın ayrılmasını taraftarın "tesadüfen" öğrenmesi açıklanabilecek bir durum değil. Bu insanın Zico gibi bir futbol ilahı, takıma en büyük Avrupa zaferini yaşatmış bir teknik direktör, Türkiye'nin milli takım teknik direktörüne bakıp sonra saygıdan önünde eğileceğimiz bir beyefendi olmasına da gerek yok. İki sene Fenerbahçe'ye hizmet etmiş bir teknik adam ile kesin olarak yollar ayrıldığını taraftar olarak resmi ağızlardan, resmi açıklamalarla duymaya hakkımız var. Başkanımız lisenin birisinde o panele katılmasaydı biz üç gün daha Zico acaba kalıyor mu diye düşünecektik demek ki. Kulüp yönetimini karar mekanizmasının en başındadır ve yeni bir teknik adamla anlaşmak istemeleri normaldir. Yani Zico anlaşmak istememiş olabilir, belki Zico "ben Real Madrid ile anlaştım haydi size iyi günler" demiş olabilir, belki de senelik 3 milyar dolar istemiş olabilir. Sonuçta böyle bir sebep olması doğaldır ve bunlar teknik direktör ile yolları ayırmak için en sıradan bahanelerdir. Fakat hiçbirisi Zico hiç olmamış, görev yapmamış, semtimizden bile geçmemiş gibi hareket etmemize yol açacak kadar güçlü bahaneler olamaz. Dün sohbet arası verilen habere rağmen resmi sitemizde hâlâ Zico hakkında bir kelime bile olmamasının izahatı yok. Aslında bu süreç hiç yabancı değil. Daha geçen sene 16 sene ardından şampiyon yaptığı takımı hakkında yaptığı planlardan bahsettiği günün ertesinde başka bir hoca ile anlaşıldığını öğrenen Aydın Örs de Zico'ya yapılan insafsız muameleden nasibini almıştı. İstifa ettiğini açıkladıktan sonra şiddeti artan tepkiler yönetimi ancak uyandırabilmiş ve istifa açıklamasından beş gün sonra 15 kelimeden oluşan bir yazı ile Aydın Hoca'ya teşekkür edilmişti. Zico ile anlaşıldığı günü hatırlıyorum. Resmi site yeni hocanın ismi ile birlikte parlak kariyerinden bahsediyor, Japonya'da heykelinin dikildiğine bile değiniyordu. Şimdi artık bizde görev almadığı için muhtemelen o kariyeri ve iki senede yaptıkları bir günde unutulacak ve tıpkı Aydın Hoca'ya edilen teşekkür gibi 15 kelime ile "Zico'ya verdiği emeklerden ötürü teşekkür ediyor, kariyerinde başarılar diliyoruz" denilecek.

İletişim Sorunları

Artık kurumsallaştığı ve Türkiye'nin en büyük şirketlerinden birisi olduğu söylenen Fenerbahçe'nin halka bilgi aktarımı yaptığı başlıca iki birimi var, Fenerbahçe Televizyonu ve fenerbahce.org. FBTv'nin yaptığı hatalara Türkiye'de bir ilk olması, az bütçeyle büyük kesimlere hitap etmesi ve hâlâ öğrenme aşamasında olmaları nedeniyle çok büyük tepki vermiyoruz. Fakat fenerbahce.org hakkındaki şikayetler senelerden beri artıyor ve bu konuda bir iyileşme göremedik. Basının ortaya attığı isimlerin sürekli ve ısrarla yalanlanması, taraftarın merak ettiği konularda sitenin pek açıklayıcı olmaması, yazdıkları yazıların özensizliği dışında içerikte ciddi sorunlar var. Takımların en temel istatistiki bilgilerini, oyuncular hakkında doğum tarihi ve forma numaraları gibi basit bilgiler hariç bilgileri bulmak futbol branşı için bile imkansız. Milyonlarca kişinin takip ettiği resmi site hiç profesyonel işi görünmüyor. Sitenin tasarımı maalesef öğrenci projesini andırıyor. Sitenin en ufak boşluğuna bile konulan hareketli resimler, flash animasyonlar siteyi sadece yavaşlatmakla kalmıyor, estetiğe de büyük zarar veriyor. İçerik ve görsellik açısından bir profesyonel kurumun sitesi olmaktan çok uzakta.

Yöneticilerin Tavırları

Daha dün Mahmut Uslu Fenerbahçe Televizyonu'na çıkıp konuşmuş. Cümlelerinin arasında, Solomon'la sorunlarımız var, bu sene 2 kere anneannesi, 2 kere babaannesi öldü de varmış. Solomon müthiş bir oyuncudur, ama yaptığı hatalardan dolayı gönderilebilir de, buna saygı duymak zorundayız, fakat televizyonlara çıkıp herkesin gözüne bakarak bir oyuncunuzu yalancılıkla suçlayamazsınız. Bunu Ahmet Çakar, Erman Toroğlu, Kazım Kanat yapar ama siz bulunduğunuz konumun ağırlığını bilmeli, bir konu hakkında konuşurken cümlenizi önce iyice düşünüp öyle kurmalısınız. Mahmut Uslu eşinden ayrılsa ve birisi neden ayrıldınız, neydi sorunlarınız, tek tek hepsini anlatın evde yaşananların dese ve kendisi bu konuda ne kadar sakin kalabilirse Solomon da o kadar sakin kalacaktır. Sorunlarımız var, disiplinli hareket etmiyor diyip göndermeniz gerektiğini söylemeniz yeterli iken takımı iki kez şampiyonluğa taşıyan bir oyuncu hakkında konuşurken amiyane cümleler kurmak ne profesyonelliğin ne de kurumsallaşmanın göstergesidir. Son senelerde yöneticilerimizin basına daha az konuşması bu konudaki sıkıntıları bir nebze azalttıysa da tamamen sona ermiş değil. Bu konuda Beşiktaş ve Galatasaray'dan daha iyi durumda olduğumuz kesin fakat daha profesyonel tavırlar gerekiyor. Maç sonrası sinirle hakemlerin şerefsiz ilan edilmesi, artık kupaya yedek takımla çıkıyoruz denilip daha ilk senede bu sözün unutulması, seviyesiz gazetecilerle girilen polemiklerde seviyenin düşmesi kurumsallaşmış bir şirkete yakışmıyor. Bu konuda başka ne yapılabilir ki sorusuna cevap ararken mesela Eczacıbaşı gibi bir şirketin bir gazeteci tarafından rüşvet vermekle, ihaleleri ayarlamakla suçlandığını düşünün. Bu konuda Eczacıbaşı şirketi resmi sitesinden "eğer o belgeleri çıkarmazsan şerefsizsin" yazmayacak, o gazeteciyi böyle aşağılık bir suçlama için mahkemeye verecektir. Kurumsal bir şirketin izlemesi gereken yol budur.

Kurumsallaşma Sorunu

Kurumsallaşmanın tanımında bulunan hiyerarşik düzen tam olarak kurulamamış durumda. Kulüpte altyapı oyuncularının formalarından alınacak oyunculara kadar her şeyle başkan ilgileniyor. Son seçim sonrası iletişimden sorumlu yönetici ilan edilen Ali Koç'u geçen haftalarda FBTv'de Gs maçı gösterilmesi rezaletinden sonra bile ortalarda göremedik. Taraftara düzenli bir bilgi akışı olmadığı gibi Zico'nun gönderilmesi durumunda olduğu gibi önemli bilgileri ancak tesadüfler sonucu öğrenebiliyoruz. Başkan, bizzat kendisi tribünün içine girip kombine kart teftişi yapıyor. Altyapı sorumluluğuna getirilen Hollandalı ve teknik ekibi bir gün aniden gönderiliyor ve yerine kimlerin atandığını bile bilmiyoruz. Sanki onlar gidince görev yaptıkları kadrolar boşalıyor. Bir gün kulübün başına CEO atandığı söyleniyor, o günden sonra CEO terimini ilk kez Aydın Örs'ü kovmak için uydurulan kılıfla birlikte öğreniyoruz. Basketbol takımının başına CEO olması istenen Aydın Örs teklifi kabul etmiyor ve basketbol CEO'su hakkında da bir daha bilgi alamıyoruz. Teknik direktörümüz hâlâ belli değil ve "Teknik direktör ve forvet haftaya beraber gelecekler, görüşmeler sürüyor" deniliyor. Aslında transferlerden teknik adamların haberi yok, biz alıp getiriyoruz onlardan da takımı yürüyerek şampiyon yapmasını bekliyoruz demenin kısa ve öz hali "haftaya birlikte geliyorlar". Bütün bunlar kulübün aslında tam olarak kurumsallaşmadığının hatta bazı kritik kararların bile keyfiyet ve anın gereklerine göre verildiğinin göstergesi. Maalesef bu onlarlar 10 sene önce değil, 10 senelik başkanlık sürecinin sonlarında yani geçtiğimiz bir senede olan şeyler.

Fenerbahçe'nin son yıllarda yaptığı atılımı görmezden gelemeyiz. Disiplinli büyüme ve profesyonel yönetilme konusunda büyük ilerleme kaydedildi. Fakat bu konuda dünya standartlarının çok altındaki ezeli rakiplerimizle kendimizi karşılaştırarak yapılanlar yeterli diyemeyiz. Kulübe özellikle işleyen hiyerarşik bir sistemin kazandırılması gerekiyor. Yöneticilerin ve başkanın Zico olayında tekrar gördüğümüz amatörlükleri ısrarla tekrarlaması yakalanan ivmeyi tersine çevirebilir. Hedefimiz lokal rakiplerimizden iyi olmak değil, dünyaca ünlü kulüplerden birisi olmak olmalı ve kurumsallaşırken de o kulüpler örnek alınmalı.
Devamı ...