17 Mart 2011
A. Polat Galatasaray'ı Küçültüyor

Haber şöyle: “G.SARAY yönetiminden teyit edilen bilgiye göre, 15 gün önce Özel Kalemi aratan Polat, Tayyip Erdoğan’la görüşmek için randevu talebinde bulundu.. Özel Kalem geri dönüş yaparak “Hangi sebeple sayın Başbakan’la görüşmek istediğinizi öğrenebilir miyiz?” sorusunu sordu.. Polat, bunun üzerine “Çok yakında seçim yapmayı planlıyorum. Sayın Başbakanımız’ın yönetime girmesini istediği herhangi biri var mı, başka istekleri var mı? Bu konuda kendisiyle fikir teatisinde bulunmak istiyorum” yanıtını verdi.”
Görüyoruz ki Adnan Polat’ın 20.45 sloganı, kol hareketi yapması gibi “şirin”likleri hiç bitmiyor.
Şurası kolay arazi. Diyelim Fenerbahçe stadını devlet yapsaydı, Fenerbahçe AK Parti’nin takımı olur, AKPyalakasısatılmışkandırılmışhain ile peşkeşlestadyaptıranhırsız olarak anılabilirdi, yine stadın açılışında Başbakan protesto edilse vefasızkansızhain olacak, Başbakan stadı terk ettikten sonra Aziz Yıldırım “Fenerbahçe adına özür dilerim. Fenerbahçe geleneklerine uygun olarak misafir edemedik. O protestocuları da ben Fenerbahçeli saymıyorum” dese ‘ağlak yalaka’dan, ‘ezik’liğe kadar hoş sıfatlarla anılacak, bütün bunların üstüne Aziz Yıldırım bir de Tayyip Erdoğan’dan kendi yönetimine adam istese herhalde çığlıklar ve haykırışlar arşüalaya varacağı için AK Partispor’dan Hükümetle iyi ilişkiler geliştirerek federasyonu bağlamaya çalışan, federasyonu bağlarken hakemleri diplerinden tutan, medyayı susturan ve şaibeyle şampiyon olmaya çalışan takım gibi iddiaları kimbilir hangi hakaretlere üstün tutacağımızı tartışacaktık. Arazinin sonu: Konu Galatasaray olduğunda bunların hiçbiri olmuyor. Ya Galatasaray kaile alınmıyor ya da bu yaptıkları aynı CHP’nin arada bir saçmalaması gibi vaka-i adiyeden sayılıyor. (Aklıma gelmişken ekleyeyim CHP’nin aile sigortasına en sert muhalefet sanıldığı gibi AK Parti’den değil, CHP’den yapılıyor. Daha bugün CHP’li bir vekil “Herkese aile sigortası kapsamında 600 lira verirseniz bu ülkede çalışacak adam kalmaz” demiş. Buyur, buradan yak.)
Ancak diyelim Galatasaray’ın bile Galatasaray’ı bu kadar küçültme hakkı var mı? ‘Seni evden aldırırım’ Haldun’lardan sihirbaz yaratıp sonra popolarına tekme atıp gönderen, bir B planı olması gerektiğini söylediği için Rıdvan’ın üstünde hoyratça zıplayıp efsane büyük muhteşem ve az sabredilirse mutlaka korkunç başarılar getirecek olan, sisteminden asla taviz vermemiş Rijkaard’ı tam da Fenerbahçe maçı öncesinde şutlayıp, yine Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük yabancı futbolcusu, efsane, agresif, taraftarın sevgilisi, karpatların maradonası, aykırı kimliğiyle coolluğu üstünde toplayan ve sahada hakeme saldıran, tüküren, formasını terleten, daha önce kovulmuş ancak şimdi geldiğinde mutlaka süper işler başaracak olan Hagi’yi Fenerbahçe maçından önce mi sonra mı göndereceğini tartışan rakibimizin kötü bir zamandan geçtiği şu hikayeden bile belli. Onlara üzülürüz, dalga geçeriz bunlar hakkımız. Başbakan’la yaşadıkları gönül kırıklığı bizim de içimizi sızlatıyor, diyelim Galatasaray spor kulübü tabi değerli bir kulüptür hükümetlerin bu kulüple husumet yaşama hakkı yoktur. Neticede milletin parasıyla yapılan bir hizmette bir hükümetin %100 pay sahibi olması hem düşünülemez hem de hükümetler demokratik bir toplumda eleştiriye karşı açık olmalı, olgunluk göstermelidir. Böyle kaprisli bir Başbakan ve hükümetin tavırlarını Galatasaray hak etmiyor. Ama naza çeken sevgilisine hediyeler alan damat adayı gibi Adnan Polat’ın diyelim Galatasaray veya bizatihi kendi ile hükümet arasındaki ilişkileri düzeltmek için Tayyip Erdoğan’ı araması, isim istemesi? Rezalet.
Galatasaray Adnan Polat’ın malı mı kardeşim? Çok istiyorsa gitsin Polat Holding’e Tayyip Erdoğan’ın talep edeceği bir yönetici atasın, kendi bütçesinden 3-5 milyon dolar seçim yardımı yapsın. Ancak Galatasaray gibi Türkiye’de 100 seneyi aşmış ve milyonlarca insan tarafından desteklenen önemli bir spor kulübünü, böyle bir markayı, bu kadar küçültmeye kendisinin hakkı yok. Bu devirde Tayyip Erdoğan ile ilişkinin bir işadamı için hayati olduğunu biliriz, anlayabiliriz. Aydın Doğan ve daha nicelerinin hikayeleri ortada. Tayyip Erdoğan’ın agresif bir mizaca sahip olduğunu, husumet beslediğini, kinlenebildiğini, düşmanlık beslediğini ‘bitirmek’ için de elinden geleni ardına koymadığını düşünebiliriz, kabul. Galatasaray boyun eğecek midir? Galatasaray korkuya teslim olup evini yöresini zalime açan bir hale mi gelecektir? Sırf sultanın yüzünü güldürmek için olmadık şaklabanlıklar yapan saray soytarısı gibi Erzurum’a Tayyip Erdoğan’ın elini sıkmaya giden, kendini kurtarmak için bir Başbakan’dan isim isteyen bir yönetime sahip olmak Galatasaray adına da Türk sporu adına da utanılacak bir haldir.
Bugün Galatasaray’lı kardeşlerimizden artık bu köçek oyununa son vermelerini dilemekten başka bir isteğimiz olamaz. Diyelim Galatasaray Fenerbahçe’yi yarın yensin veya yenilsin Galatasaray kötü yönetilmektedir. Sadece futbol olarak değil bir spor kulübü olarak. Yalnız idari olarak da değil, ahlaki olara. Galatasaray’ın hükümetlere yalakalık yapmaya, önlerinde baş eğmeye ihtiyacı yoktur. Büyük bir kulüp olarak büyüklüğüne yaraşır hareket etmelidir. En azından biz böyle bekleriz. Eğer böyle değilse ve Galatasaray şu olanları içine sindiriyorsa o zaman da fikrimizi düzeltiriz. Obsesif kompulsif Fenerbahçe düşmanlığı ve komplo senaryoları ile algılanan bir hayatın neticede getirdiği mevki buysa, o mevkiyi değiştirmek de büyüklük, akıllı, rasyonel hayata geri dönüş de bir başarıdır. Hararetle bekleriz.
Devamı ...
7 Şubat 2010
Bir Lafa Bakarım Laf Mı Diye, Bir De Söyleyene Bakarım Adam Mı Diye...

Blog dünyasından uzak kaldığım günlerde, eşzamanlı olarak futbol dünyasından da uzak kaldım. Zamanımı değerlendirme biçimim, iş dünyasıyla birlikte köklü olarak değişikliğe uğradı. Eskiden günler harcadığım işlere veya meşgalelere dakikalar ayırmak, alternatif maliyeti cezbedici birçok seçenekten ötürü zaruri oldu.
Hepimiz dünyanın bir merkezi olduğunu çok fazla önemsiyoruz diyordu nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk. Hakikaten, futboldan uzak kaldığım günlerde, dünyanın merkezinin de futboldan uzak olduğu hissiyatına kapıldım. Bloglarda yazılan onca yazı, spor sayfalarını süsleyen onca haberin manasız ve bir o kadar da boş konular temelinde tartışıldığını hissettim. Ben daha fazla kişiselleştirmeden ve merkezden uzaklaşmadan, mevzuya gireyim.
Boğazın karşı yakasında, aristokrat görünümlü velhasıl fakir edebiyatını kulüp tüzüğüne kaydettirmesi gereken bir topluluğa ait, başkan kıyafeti giymiş amigo adam yine mikrofonlara o tok sesiyle konuştu.
Yıldız futbolcuları, kasap futbolcuların elinde ziyan oluyormuş..
Zaten bu tür açıklamaların olduğu ortamda, işler tıkırında gitmiyordur. Her daim yöneticilerin çok konuştuğu müesseselerde, yönetilemeyen bir takım sorunlar muhakkaktır! En son yıldız futbolcusu hakkında konuştuğundan beri, o yıldız futbolcusu hala kulüp bulamadı!
Parçalı yakada durum hep aynı. İşler kötüleştiği an, tok ses meydana çıkıyor ve ''Ayağınızı denk alın..'' mesajı iletiliyor. Belli ki faydası ve tesiri anında oluyor ki, bu etki-tepki mücadelesine bıkmadan devam ediyorlar. Futbolun marka değerinden dem vuran ve marka değerini bu kadar önemseyen insanların, milyonlara taşak malzemesi olacak kadar kendini küçültme çabaları da de çelişkilerin başkanı yapıyor kendisini!
Parçalı yakadan siyah beyaz camiaya baktığımda, gördüğüm beni hiç şaşırtmadı. Burada da işler pek farklı değil. Demokrasi olmayan ülkemin dört bir yanına donatılan demokrasi parkları gibi, bu camiada da duruş ve etik değerler ağızdan düşmüyor.

Oysa küfür ederek kovdukları onursal başkanlarını, şimdi sahiplenip ''eli öpülecek başkan'' imajı ile yad ediyorlar. Doğru ya, seçimlerde karşı duruşlarını sergiliyorlar. Kendi duruşları, hepimize bolca taşak malzemesi yaratacak kadar esaslı bir duruş! Fazla kelama gerek yok.
Sezon başından beri ''bu maçı kaçırmamalıyım'' dediğim maçların sayısı düşüyor, çubukluları sahada görünce içimi kaplayan heyecan yarılanıyor. Anti futbol terimini ortaya döken amigolara hak vermemek elde değil. İzlediğin maç, kendi kulübünün maçı bile olsa insanı oflatmaya, 90 dakikayı bir bir saydırarak geçirmeye başlıyorsa uçmayacak olan at kendini belli ediyor.
Başlığı koyduk da içeriğe uydurmak gerekli. Esasında sözün tamamı da böyle değil. Öncesinde bir cümle var ki esas niyetimi belli ediyor.
''Her lafa verecek cevabım vardır. Bir Lafa Bakarım Laf Mı Diye, Bir De Söyleyene Bakarım Adam Mı Diye..''
Lafın bol olduğu, adamın kıt olduğu futbol camiasına milyar dolarları yatıran digitürk ve ailesini bu vesile ile kutlar, futbolun marka değerini yüceltme niyetleri olan kulüp başkanlarını bir de sezon sonu şampiyonluk mücadelesinin kızıştığı dönemde görmek isteyerek bu yazıyı noktalayalım...
Devamı ...
6 Şubat 2010
Kutsal Kasesi Bol Camia

aethewulf geçen seneler sahada hırçınlaşan, bir ara işi gücü bırakıp en alakasız maç sonunda bile Fenerbahçe hakkında demeç vermeye başlayan Arda hakkında "kutsal kaseniz mi?" diye sormuştu. O anlamsız hareketler camiasında makul karşılanıyordu çünkü Arda "asimetrik hareketle yıpratılmaya" çalışılıyordu. Şimdi görüyoruz ki sorun Arda'ya özel değil. Beşiktaş ve Fenerbahçe camialarında her ne kadar seçimlerde güçleri yetmese de mevcut yönetime ve özellikle başkanlara ciddi ve sert bir muhalefet var. Bu muhalefeti yapan bir avuç insan Fenerbahçe'de bilet fiyatlarını indirtti ve hatta öyle bir tehdit olarak görüldüler ki tribünde yanlarına izbandutlar dikildi, kombine iptaliyle korkutuldular.
Diğer taraftan Galatasaray taraftarı da özellikle Fenerbahçe başkanına ve onun üzerinden Fenerbahçe'ye giydirmeyi hobi haline getirmiş durumda. Aralarında Fenerbahçe resmî sitesini hata bulmak için benden daha iyi takip edenler var. Onlara göre Türk sporundaki kötülüklerin kaynağı Aziz Yıldırım. Uzun süredir yapmıyor olsa da Aziz Yıldırım'ın fevri çıkışlarını örnek verdiler. Son zamanlarda da şu mantıksız ve kimseye bir faydası olmayan istifa edip geri dönmesi üzerinden bu analizlerini yapıyorlar. Haklı oldukları noktalar var elbet, Aziz Yıldırım hakkında çok fazla yazdık, Fenerbahçe'ye ve Türk sporuna bazı hareketleri ve eylemleri nedeniyle neden zarar verebildiğini de anlattık. Onların da hakkı bunu yapmak. Yalnız müthiş bir haksızlık ve değerlendirmelerde "asimetri" iyice rahatsız etmeye başladı. Son senelerde Fenerbahçe yöneticileri taraftarın hakeme isyan ettiği maçlardan sonra bile çıkıp tek kelime etmemişken, birileri gibi sinevizyon şovlarıyla federasyona ve hakemlere gözdağı vermemişken, Anadolu takımlarından oyuncuları ayartıp laf kavgalarına girmemişken hâlâ sorunların merkezine Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe'yi koyanlar kötü niyetlidir.
Adnan Polat'ın son senelerde yaptıklarından sonra hâlâ kimseye faydası olmayan bir istifa, geri dönüş faciasını bütün olanların eksenine oturtmak, Beşiktaş başkanının izansızlığıyla dalga geçmek fakat Adnan Polat'ın yaptıklarına dair tek kelime etmemek kustal kaseciliğin camiaya nasıl sindiğini göstergesi. Daha geçen sene "Galatasaray Türkiye'dir" başlıklı bir muhtıra verildi. Onun üzerine haftalarca federasyon başkanı üzerinden politika yapıldı ve stadımıza sokmayız bile denildi. MHK başkanı ve gözlemcilerin üzerine "bağımsız" yayın organları, Fenerbahçe üzerinden saldırmaları için salındı. Başarıya ulaşıldı ve o günlerden beri Galatasaray hakemlerden şikayetçi değil.
Geçen gün Kayserispor dışında tepki almamasını akıl almaz bulduğum bir açıklama daha geldi Adnan Polat'tan
"Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor'un maçlarını izledim. Bu hepimizin sorunu. Şunu görüyorum ki saha içinde, tabir çok hoşuma gitmese de, 'kasap' diye taraftar tarafından adlandırılan futbolcular çok vicdansızca yıldız futbolcuları tekmeleyerek durdurmaya çalışıyorlar."Geçen sene hakemlere saldırı için "Fenerbahçe ve Galatasaray'ın düştüğü duruma bakın" diyen Adnan Polat yine aynı taktiğe sarılmış. "Galatasaray Türkiye'dir" diyerek muhtıra verip ardından hangi yüzle yapıyorsa yapıyor ve Fenerbahçe'yi kirli savaşında yanına çekmeye çalışıyor. Kahvehane ağzıyla yapılan "kasap futbolcu" benzetmesini Aziz Yıldırım yapsa gelecek tepkilerin nasıl olacağını, o tepkileri vereceklerin şimdi sus pus olup bu söylenene kafa sallayarak hak verdiklerini biliyoruz. O yüzden kendilerine en ufak bir saygı ve itimadımız yok. En başta futbolculara hakaret bu. Elinde nasıl bir veri var ki böyle bir açıklama yapabiliyor? İspanya liginde 100 maçta 4 futbolcu darbeye bağlı sakatlanırken Türkiye'de 100 maçta 20 futbolcu mu sakatlanıyormuş? Bu açıklamanın amacının hakemlere "bakın, sertliğe esneklik göstermeyin, kartları kullanın, bizim oyun tarzımız budur" mu demek? Amaç bu mu? Keita'nın her darbe aldığında yaptığı, ünü dünyaya yayılan "hacı ben ölüyorum, Azrail'le pençeleşiyorum şu an" hareketiyle bunun bağlantısını kurabilir miyiz? Kurarsak ne çıkar?
Aziz Yıldırım ve Yıldırım Demirören'in beceriksizliklerini yazıp çizmek, onların üzerinden koca camialara hakaret etmek keyifli bir iş. Bir kişi de artık son yılların yıldız başkanı Adnan Polat'a laf etsin. İki senedir bir tane Anadolu takımıyla sorun yaşamayan Fenerbahçe hakkındaki "Fenerbahçe'yi kimse sevmez, çünkü Aziz Yıldırım hörörörörö" analizlerinizi bir cebinize sokun da son senelerde Adnan Polat'ın diğer takımlarla girdiği kavgalar üzerinden kendi camianızı eleştirin. O zaman biraz daha ciddiye alınırsınız.
Devamı ...








