4 Ağustos 2009

2000 - 2010, En Kötü Fenerbahçe 11'i


en kötü Fenerbahçe 11'i

PVH’nin 2000 – 2010, Fenerbahçe’nin En İyi 11’i yazısından sonra en kötü 11’i belirlemek gerekiyordu. İtiraf etmem lazım bu alan bizi en iyi 11’den daha çok zorladı. İsmail Güldüren, Serkan Özsoy, Ali Akdeniz, Recep Biler, Cem Karaca, her şeye rağmen takımda 2 sezon kalıp 46 maça çıkmış Rebrov veya Fabiano isimleri hatırlandığında işimizin ne kadar zor olduğu takdir edilebilir. Bu listeye belki ölümsüz bir isim olarak Andreas Wagenhaus eklenebilirdi, ancak 2000’li yıllar bize en az onun kadar ölümsüzleşecek ve Fenerbahçe taraftarının adını her zaman anacağı bir isim verdi. Jüri özel ödülünü seçerken hiç zorlanmadık, ödülün sahibi ödülü bileğinin hakkıyla aldı. Şimdi en kötü 11 ve jüri özel ödülü.

1- Robert Enke (2003 – 2004)
Takıma 2003 – 2004 sezonunda katıldı. Kariyeri son derece parlaktı. Borussia Mönchengladbach, [FD Düzeltmesi] Benfica ve Barcelona. Barcelona taraftarı sahaya hiç çıkmayan Enke'yi nasıl hatırlıyor bilemiyorum ama bizler yalnızca onu unutmak istiyoruz. Oynadığı 2 maçta 3 gol yiyerek hızla başladığı kariyeri aynı hızla son buldu. Bugün Fenerbahçe kalesini korumaya aday her kaleci için en korkulacak cümle yalnızca iki kelime: “Enke gibi”

2- Fatih Akyel (2001 – 2005)
Fenerbahçe’de 96 maç oynaması insanı üzüyor. Bir sağ bekin sahip olmaması gereken her yeteneğe sahipti, oysa o Galatasaray’da oynarken eskaza sergilediği bir performansın havasından bir türlü çıkamadı. Fenerbahçe’de bulunduğu sürede mevkisi takımın aksıyan mevkilerinden biriydi, gittikten sonra sağ bek nispeten düzeldi. Fatih Akyel’i bu listeye sokan şey alanında bu dönemde forma giyen herkesden açık şekilde kötü oluşuydu. Diğer futbolcular onunla en azından bu alanda rekabet edemedi.

3- Celil Sağır (2000 – 2001)
Samsunspor’un yetiştirdiği yeni bir genç yetenek diye heyecanla takıma katılan Celil’i bölgesindeki güçlü adaylardan (İsmail Güldüren, Ali Akdeniz) ayıran en önemli özelliği kaç yaşına gelmesine rağmen orta açarken topu havalandıramadığından, topu önce bir kere sektirip sonra ortalamasıydı. Bunun yanında sağlak Ümit Özat’ın sol bekte oynaması şükredilecek bir şeydir.

4- Mert Meriç (2000 – 2002)
Kocaelispor’dan gelen Misko Mirkovic daha sonra vatandaşlık değiştirerek Mert Meriç ismini almıştı. Ayrıca kendisi Mirco (Marco)lara “Mert” denilmesinin erken örneklerinden biridir. Wagenhaus’dan iyiydi ama zaten mahalle arasında top oynayanlar bile daha iyiydi.

5- Can Arat (2001 – 2009)
2001 yılından beri Fenerbahçe kadrosunda. Bu zamana kadar 66 maça çıkmış. Geçen sene oynadığı 2 Lig maçında da, ondan önceki sezon oynadığı 5 maçta da hiç bir ışık veremedi. Önder’i dahi kesebilecek bir gelişim sergileyemedi. Yasin Çakmak ile yarışırdı ama Yasin’in geçen sene yaptığı en azından hayırlı bir kaç bir şey vardı, Can silikliğiyle en kötü 11 kadrosundaki formayı kimseye kaptırmadı.

6- Simao (2001 – 2003)
Tam adı Reinaldo Vicente Simao, Fenerbahçe’de 10 lig ve 2 hazırlık maçına çıktı. 35 yaşında Fenerbahçe’ye geldi. Kendisinden ne beklendi, ne umuldu da 35 yaşında adamı Türkiye’ye getirdiler bilmiyorum. 2003 Sezonunun başlangıcında Ankaragücü’ne gönderdiler. Yalnız kötü değil, bayağı bayağı kötü bir futbolcuydu. Yine de Jüri özel ödülü sahibinin haşmeti yanında Simao sadece sönük bir mum kalır.

7- Josico (2008 – 2009)
Büyük Başkan kendisini 33 yaşında keşfettiğinde Villareal’in yedek kulübesinde duruyordu. Senna’yı almak istemiş ve nedense 35 milyon €’luk ücretin çok fazla gelmesi sebebiyle bu transferden vazgeçmiştik. Transfer dönemi de kapanıyordu ve İspanyoldu. Daha ne olsun? Josico takıma kazandırıldı. Dakika başına Türkiye’nin en çok para kazanan oyuncusu olmasının yanı sıra ismi şarkılara geçti: “İçelim bir Fenerbahçe rakısı, yoksa nasıl çıkacak Josico’nun parası”

8- Burak Yılmaz (2008 – 2009)
Mısırlılar piramitleri nasıl yaptılar, Atlantis var mıydı, Nuh’un gemisi nerede ve Burak Yılmaz Fenerbahçe’ye neden geldi, bu sorular sonsuza kadar cevapsız kalacak. Beşiktaş – Antalyaspor, Fenerbahçe – Eskişehirspor, diye giden kariyerine bakarak diyebiliriz ki: Sıra sende Galatasaray!

9- Erhan Albayrak (2002 – 2004)
Ankaragücü’ndeki Bahis skandalı ile olsun, Fenerbahçe’de göstermiş olduğu performans ile olsun hafızalardan çıkmamayı hak etmişti. Ama biz onu soyunma odasında arkadaşıyla öpüşürken çekilen fotoğrafının basına yansıması üzerine yaptığı açıklama ile anacağız: “Üç kadınla beni bir odaya kapatsınlar, herkese ne kadar erkek olduğumu gösteririm”

10- Vladimir Beschastnykh (2002 – 2003)
2002 dünya kupasında Rus milli takımının forvetiydi. Çok şey bekliyorduk. Oynadığı 14 maçta 1 gol atarak hakkı olan formayı giydi. Gittiğinde herkesde Frank Pingel’in 2000 versiyonunu takımda görmenin huzuru vardı.

11- Oktay Derelioğlu (2001 – 2003)
Oktay Belçika maçında attığı golden sonra zaten asla toparlanamazdı. Bir mucize eseri onca adamı çalımlamış, yetmemiş son derece güzel bir son vuruş yapmış ve ne şanssa top outa filan çıkmamış kale çizgisini geçmişti. Beşiktaş’taki kariyeri belki Beşiktaş’lıları tatmin etmiştir ama Fenerbahçe’de gördüğümüz eksiksiz bir beceriksizlik gösterisinden başka bir şey değildi. Bütün bunlara rağmen 34 maçta 16 gol atması takdir-i ilahi. Kendisinden kurtulduk zannederken Lig TV yorumcusu olması ise yalnız Digiturk’un ne kadar acımasız olabileceğini göstermiyor, yanlış bir transferin nelere yol açabileceğine de örnek oluyor.

Teknik Direktör: Werner Lorant
Böyle bir kadro, bu kadroya eşit karizma ve yeteneğe sahip bir teknik direktöre emanet edilmeliydi. Bir kez daha güçlü adaylar vardı. Son değerlendirmede ilk ikiye Aragones ve Lorant kaldı. Aragones kazandığı derbiler ve Türkiye Kupası Finali'ne sahipken Lorant 6 - 0'lık Galatasaray maçının teknik direktörüydü. Başarıları bu kadar olduğu için göğüs farkıyla birinciliği kazanarak hak ettiği 2000 - 2010 yılları arası en kötü teknik direktör ünvanını aldı. Beyaz yeleli saçları, antipatisi, beceriksizliği ve "disiplin" aşkıyla hepimizin haklı yılgınlığını kazanan bu isim, elindeki bu kadro ile Honduras Ligi'nde dahi takımı kümeye düşürebilir.


Bütün bu isimler performansları, insanı şaşkına çevirecek beceriksizlikleri, takıma hiç bir katkılarının olmayışı ve mevkilerinde rakipsiz denecek seviyede kötülükleri ile formayı elbette hak ederek kazandılar.

Ancak bir isim var ki onunla yukarıdaki isimler bile yarışamaz.

O bu takımın taraftarlarının asla unutmayacağı özgün bir yeteneksizlik abidesiydi. O orta sahada nasıl bir futbolcu istemediğimizin özeti, hangi transfer asla yapılmamalı sorusunun cevabı ve gelecek nesillerdeki orta saha oyuncularının dudakları titreyerek ağızlarına alacakları isim oldu. Fenerbahçe taraftarının yüreğine asla silinmeyecek harflerle adı yazıldı ve Tanrıların isimleri unutulana kadar kötü orta saha oyuncusunun adı o olacak.

Jüri Özel Ödülü:

maldonado

Claudio Andres Del Transito Maldonado Rivera

İsmiyle müsemma. Nokta.

Devamı ...

3 Ağustos 2009

Beşiktaş Yönetim Kurulu'nun Hafızası Var mı?



Beşiktaş ile yaptığımız –ve kazandığımız- her maçtan sonra aynı terane başlıyor, “Hakem maçı Fener’e verdi.” Bu artık o kadar klişeleşti ki bunun ne zaman söyleneceğini dahi merak etmiyoruz, tek merakımız bu sefer ne için söylenecek. Elbette maçı doğru düzgün irdeleyen, Beşiktaş’ın ve Fenerbahçe’nin neleri iyi yapıp neleri yapamadığını analiz eden, “Beşiktaş üstünde oynanan oyunlar” jargonu yerine daha üsturuplu ve makul bir futbol lisanını dil olarak seçenler de var. Ancak görünüyor ki bu insanlar Beşiktaş Yönetim Kurulu üyesi değiller.

Beşiktaş Kulübü Asbaşkanı Levent Erdoğan şöyle demiş “Bundan sonra Türk futboluna hizmet etmek istiyorsanız, bu hakemi hatalarıyla başbaşa bırakın. Bu şekilde Türk futboluna daha çok hizmet etmiş olursunuz. Hakem, daha maçın başında büyük hatalar yapmıştır. Maçın başında penaltılarımızı vermemesi, karşılaşmanın nasıl sonuçlanacağının habercisi olmuştur” Bu açıklama Yıldırım Demirören’in tavrıyla uyumlu, : “Demirören, maçı yöneten Yunus Yıldırım’dan şikayetçi olurken, Federasyon Başkanı Özgener’e patladı. Beşiktaş Başkanı, “Bu ne biçim hakem? Türkiye Ligi’nin en kötü hakemi. Penaltı vermemeyi marifet sanıyor. Böylesine önemli bir maçta ne işi var””

Bütün kulüp yönetimleri arasında Beşiktaş yönetimi kadar kurumsal zekası düşük olanı yok. Eğer bu kurumsal yapı tek bir kişi haline gelse karşımızda en fazla 3 gün öncesini hatırlayan ve 50 kelime ile konuşan bir insan olurdu.

21 Nisan 2009 Yıldırım Demirören açıklama yapıyor: “Dünyanın hiç bir yerinde Hakem kararları bu kadar tartışılmıyor. Tartışmanın olduğu bir ortamda doğru iş çıkmaz. Arkasında farklı nedenler arıyoruz. Ben de zaman zaman yanlışlar yaptım. Eleştirilerin hiçbiri yapıcı değil. Hakem hata korkusuyla maça çıkarsa hata yapar. Sonra hakem hata yapıyor. İki kulüp başkanı çıkıp Federasyon'u devirelim diyor. Hataları kendi içimizde çözmek zorundayız. Hakemleri eleştireceğimize kendi içimize bakalım ve hatalarımızı düzeltelim

Üstelik Demirören uyarıyor da “Maçtan sonraki haykırış doğrudur ama hitap ettiğimiz kesim olarak baktığımızda, dikkatli olmamız gerekiyor. Biz her galeyana geldiğimizde aşağıda kıyametler kopuyor. Kulüp başkanlarımızın hassas olacağına inanıyorum. Basına da çok büyük iş düşüyor” [1] [2]

Bu yüce kelimeler karşısında insanın nutku tutuluyor. Bundan 3 ay once “Türkiye’de tezgah yok, hiç bir sorun bulunmuyor, hakemler hata yapabilecek normal insanlar, onların hatalarını bu kadar tartışmamamız gerekir, hakemleri eleştireceğine herkes kendine bakmalı” diyen adam bundan 4 ay sonra çıkıyor “Bu ne biçim hakem” diye Futbol Federasyonu başkanının üstüne yürüyor. Üstelik bunu yapan adam Bismillah’tan çok “Beşiktaşlı Duruşu” diyen, içini bir türlü dolduramadığı, şayet varsa da kesinlikle örneği olamayacağı bu duruşu sündüre sündüre sakıza çevirmiş olan adam.

Dün basının önüne çıkıp “Başkanlar çok dikkatlı konuşmalı, biz galeyana geldiğimizde aşağıda kıyametler kopuyor” diyen adamın “Beşiktaşlı bir futbolcuyu almaya çalışanın kendi ezikliği vardır” gibi bir forum lisanını kamusal düzeye çıkartan adam olması bu olaya şaşırmamıza engel ve fakat bu adamın yanardönerliğini, dün söylediğini bugün unutan, dün ak dediğine bugün Jean Paul Belmando diyen mizacı hepimizin hayatını da etkiliyor. Futbolu komplo teorileri üzerinden analiz eden ve anlayan, oyunun güzelliğini hakemler üstünden yürüyen sürekli gerilim atmosferinde kaybeden, merkezi şaibe, etrafı şike, çevresi tezgah bir futbol zemini yaratan da bu bildik adamlar zira.

Ancak bundan kötüsü de var. Bu adamlar alenen yalan söylüyor, yalanı merkezleştirip pompalıyor. Benim çıkarıma olacak ise kahrolsun gerçekten başka hiç bir manaya gelmeyecek bir felsefe ile gözlerinin önündekini çarpıtıyor, çarptırdığına inanıyor ve inanılmasını da bir takım taraftarı olmanın hikmet-i alameti haline getiriyorlar.
Beşiktaş’ın itiraz ettiği birinci pozisyon. Bilica ile Yusuf’un mücadelesi. Görüntü aşağıda.



Yusuf alenen ceza sahası dışında düşüyor. Görüntüden Bilica’nın müdahalesi çok açık değil ama diyelim ki müdahale var, ceza sahası dışındaki bir faul penaltı olabilir mi? Böyle bir pozisyona alenen penaltı diyen adamın bundan sonra hangi konuşmasını kim ciddiye alır? Sokakta iki kere topa vuran çocuk dahi şu pozisyona penaltı demez. Ama Yıldırım Demirören buna mahkum, buna mahdum. Yıldırım Demirören’in Yıldırım Demirören gibi kalabilmesi için bu tip şeyleri yapması gerekiyor. Demirören yenildikleri bir maçtan sonra takımının kötü oynadığını kabul edemez. Düşünün bu adamın taraftarı dahi ancak Demirören Fenerbahçe’ye saldırırsa kendisini destekliyor. Demirören bulabildiği sınırlı desteği de Fenerbahçe düşmanlığı / karşıtlığı üzerinden kazanabiliyor. Öylesine basiretsiz ki yaptığı tek bir pozitif iş yok, kazandığı kupalar dahi onun başarısızlıklar şeceresinde kayboluyor, o halde dahi insanlar “Yeter Demirören” diye tezahürata kalkıyor.

Demirören ve yönetimi Türk futbol tarihinde üç büyüklerin gördüğü en başarısız yönetim değil. Bundan daha kötüsü. Bu yönetim Türk futbol tarihinde düşmanlık, haset ve basiretsizlik üçgeninde kendi kulübünün değerlerini ve simgelerini de bütünüyle amorflaştıran, Aziz Yıldırım ile mücadelesinde onun ancak karikatürü olmayı başarabilmiş bir çürüme timsali. Bu yönetim Beşiktaşlı duruşu dediği her seferinde o kulübün bir anlamı olan değerlerini zedeliyor, tribünlerini dejenere ediyor, taraftarını sürekli gergin ve gerilimli bir hale sokup onların içindeki öfkeleri kabartıyor ve kimse tarafından da sevilmiyor. Türkiye’de Demirören kadar kulüp taraftarı tarafından sevilmeyen bir başkan, Beşiktaş yönetimi kadar taraftarı tarafından nefretle anılan bir yönetim yok.

Bütün bunların üstüne utanmayı biz mi hatırlatacağız?

Sayın Demirören “hakemlerle uğraşmayın, her takımın lehine ve aleyhine kararlar oluyor, hakemleri Türkiye kadar tartışan bir başka ülke yok”

Bir kez olsun, tek bir kez olsun susun. Türkiye’de bu güzel oyunu konuştukça çirkinleştirmede eşiniz benzeriniz yok.


[1] http://www.porttakal.com/....293535.html

[2] http://www.ntvmsnbc.com/id/24958791/

Devamı ...

Galibiyet Kabusu


super kupa gol sevinci

Sezonun daha başı, takımlar hazır değil, maç hakkında söylenecek pek bir şey yok diyenlere katılamıyorum, sezon bittikten sonra eleştirmek kolay, 5-6 hafta bekleyince de transfer sezonu bitiyor. Diğer yandan maçı izleyip geçiyoruz, tribüne gidiyoruz, kafamıza takmayız oyuncu, taktik diyenleri de kıskanıyorum. Eksik 2. lig takımlarıyla yapılan hazırlık maçlarından ve Avrupa Kupası elemesinde orta sahaya yaklaşamayan bir Macar takımıyla oynanan maçlardan sonra geçen seneki kabus Fenerbahçe'sinin durumunu anlamak için en iyi maç Beşiktaş maçıydı. Kupa falan dedikleri şey bir hazırlık maçı da rakip Beşiktaş olunca ciddiye alınması gereken bir maç.

İşte böyle ciddiye almamak lazım. Mesela iki senedir kanat kanat kanat kanat kanat yazdık, bu sene kepçeyle kanat var, şimdi 2 haftadır stoper stoper yazıyoruz, umarız alınacak. Dertler bitmiyor tabii. Bu maçın gecesinde yastığa kafayı uzatıp uyuduktan sonra bir çığlıkla uyanıp hemen yatakta oturur pozisyonda kalkacağım. Sonra kamera suratıma zoom yapacak, terleyen alnım kadrajdan çıkacak, hızlı hızlı nefes alıp vermem gösterilecek. Sonra ben kabusumu anlatmaya başlayacağım. Rakip orta sahada kısa üçgenler kurup paslarla ileri çıkıyor, aralarında Cristian var, orta yayı geçmiyor, izliyor, uzaklaşan topa el sallıyor, görüntü bulanıyor; başka bir pozisyon geliyor... Bilica kaptırmış ileri çıkmış, Lugano var en geride (rüyamda tekrar anlaşmışız), rakibin 10 numarası her topu aldığında Cristian'ın yanında geçiyor, Cristian 3 metre kovalayıp bırakıyor, sonra Lugano'yla karşı karşıya kalıyor, Lugano yoruluyor adamı dövüyor. Ayrıca kabusumda maçı anlatan spiker Cristian'a Baroni diyor, bir değil iki değil 10 kere Baroni diyor. Bu kadar zalim kabus olmaz! İşte bir süre sonra kayışın kopmasının sonuçları bunlar, çık gez, hava sıcak denize gir, bisiklet sür, dağlara tırman... Olmaz. Sabahın köründe maç izleyip üstelik maçı kazanmamıza rağmen üzerine kabus görmek lazım.

Şu anda bir ak sakallı dede rüyama girse, "bak yavrum ben bilirim bu Cristian'ı, ilk haftalar uyum sürecidir, biraz sisteme alışşın rakibi ilk karşılayan, rakibin hücum organizasyonlarında süpürücülük yapan, top geçirmeyen bir adamdır, inan lan bana" dese o zaman rahatlarım, hemen şimdi kırlara çıkıp şarkılar söyler kelebeklerle dans ederim.

Bazı maçlardan sonra oyuncular değerlendirilirken herkes başka şeyler söyler ya, dünkü maçta iyice kafam karıştı. Mesela Cristian'ı beğenenler var. Düzgün pas atıyormuş. 2-1 kazandığımız Chelsea maçında da Kazım'ın golü öncesi Aurelio'ya pası Maldonado vermişti, hâlâ internetteki Maldonado tartışmalarında o pasa referansları görürsünüz. Çok kötü bu adam demiyorum, sadece 1 maç oynadı, yalnız oyun tarzı buysa ve biraz daha koşup saldırgan olma niyeti yoksa 10. haftadan itibaren Selçuk'u 11'de izlemeye hazır olun. Ben de geçen hafta söz verdiğim gibi şiirlerle donatırım maç öncelerini. Cristian üç maç üst üste en fazla top çalan oyuncu olmadıkça her maç sonrası yukarıdaki kabusu görürüm, çığlık atarak uyanır, yatakta mal mal otururum.

Allah'tan Beşiktaş çok kullanamadı orta sahadaki bu zayıflığımızı. Mesela Fink hakkında süper şeyler yazan da olmuş. Onun da ilk resmi maçı yalnız Ernst'in aynısının kötüsü gibi oynadı dün, neresini beğendiler onları da anlamadım. Biraz daha şans verilsin anlarız ama adamların kendi takımı tabii ben karışmam şans verseler de vermeseler de, o da onların kabusuna girsin. Orta sahada daha yaratıcı ve topa hakim oyuncuları olan takımlara karşı bu orta sahayla başımız ağrıyacak. Bu arada maç sırasında birkaç kere şu Ernst bizde olsaydı dedim sanırım, Sivas-Anderlecht maçında da Polak bizde olsa diye çok sayıkladım. Belki 1 ay sonra "ulan Cris'e bak (Cristian'a kanım ısınınca Cris dicem) iyi ki aldık" derim, yani inşallah. Önder Önder yazıp durduk ama orta sahanın ortası defansın göbeğinden daha zayıf göründü bana, Önder'e haksızlık etmeyelim.

Bilica'yı beğenmeyenler de çokça var, ben onlara da katılmıyorum. Bu adamın topla oynama yeteneği, ağır olmasına rağmen kademe zekasıyla eksiklerini kapatması ve öz güvenini görünce içim rahatlıyor, yanında kaliteli bir stoper daha ve önünde topa basan mücadeleci orta saha olursa Bilica çok faydalı olur. Geçen hafta ideal kadro yaparken Alex hayatta yedek oturmazi Guiza oturur demiştik, lafımızı yiyeceğiz gibi. Ayrıca Andre Santos hâlâ 4-2-3-1'e uyum sağlayamadı, içeriye kat etmiyor, üçüncü forvetlik yapmıyor, fakat yeni sisteme ve oyunculara alışmak zaman alır, Andre Santos'ta ışık var, en azından kabusum olmaz. Yani bu adam göğüsyle indirip vurduğu topla da, sıkıştığında verip kurtartığı topuk paslarıyla da ümit veriyor, oyun yapısına da uyum sağlayınca faydalı olur, ama Cristian'la derdim oyun sistemine uymaması değil, yanınızdan koşup giden adamı kovalamıyorsanız, üzerinize gelen adama basmıyorsanız çok oyun sistemiyle alakalı değil bu, geçen hafta uzun uzun yazdık neden orta sahada rahatsız eden bir orta saha gerektiğini. Belki seri ve hızlı bir stoper alıp defansı önde kurarız artık gerekmez, biraz daha bekleyelim bakalım karamsar olmadan önce.

İşin teknik tarafını bırakalım... Fox Tv'de maçı sunan spikerin sürekli Dos Santos ve Baroni demesine delirmemi de geçelim... Yorumcular Ersun Yanal ve Bülent Korkmaz'mış. Bülent Korkmaz'ı 70 dakika Altan Tanrıkulu sandım, sesleri aynı, sonra Bülent dedi spiker o zaman anladım. O dakikaya kadar bu adam da zerre anlamıyor hâlâ yorumcu olarak çağırıyorlar diyordum, Bülent olduğunu öğrenince şaşırdım. Şimdi bu adamların bir tanesi geçen sene Trabzonspor'un hocası bir tanesi Galatasaray'ın hocasıydı. Türkiye'nin büyük takımları bunlar, bu seviyede hocalık yapan bir insanda bir cevher olsun bekliyorsun. Maç boyunca ne Beşiktaş'ın ne Fenerbahçe'nin sistemine, oyun anlayışına, oyununa dair tek kelime ettiler. Beşiktaş'ta Yusuf çıkıp Nihat giriyor, değişiklik olmaz Yusuf yerine Nihat girdi diyorlar. Yusuf'la Nihat'ı tanımasak yetenekleri, özellikleri, mevkileri aynı sanacağız. Bir ara Ersun Yanal hocamız olsun diye bir önerge bile vermiştim geçen sene, şimdi kendimle dalga geçiyorum. Yalnız başkası geçemez çünkü Aragones'in yönetiminde Josicolu falan o kadro ve oyununa Samet Aybaba önersem yine kimse ses edemezdi.
Devamı ...

Beşiktaş 0 – Fenerbahçe 2
Süper Kupa 2009


fenerbahçe beşiktaş
NTVSPOR - Mert Aydın

İlk yarısı tempolu, ikinci yarısı kağnı hızında oynanan Süper Kupa finalinin kaderini elleriyle Alex'in attığı penaltıya neden olan Sivok belirledi. Alex son dakikada farkı ikiye çıkardı.

İSTANBUL - Geçen sezonun en karlı takımıydı Beşiktaş. İki kupayı kazanmış ezeli rakiplerini de Şampiyonlar Ligi' nin dışında tutmuştu. Mustafa Denizli' nin karizması, başkan Yıldırım Demirören'in açıklamalarına bile fayda etmişti. PAF takımı olayından barkovizyon gösterilerine hep negatif olaylarda başrol oynayan Demirören, basına konuşma işini PR uzmanı Denizli' ye bırakmıştı. Bu en az sahadaki oyun kadar önemliydi.

Fenerbahçe, Luis Aragones yönetiminde hep dalgalıydı. Tam iyi olacak derken puanlar kaybediliyor, sahada tempo, yardımlaşma gibi temel öğeler arada bir ortaya çıkıyordu. Aziz Yıldırım' ın politikacı vaatlerini andıran 3 yıllık şampiyonluk mesajı ve Daum' un gelişi bazı şeyleri değiştirecek miydi? Brezilyalılar' dan vazgeçilecek zannedilirken yine onlara sarılmak doğru bir hareket miydi? Sezon içinde bunlar görünecekti.

Kupaların en süperinde iki takım Atatürk Olimpiyat Stadı' ndaydı. Hakem Yunus Yıldırım, sezonun en tartışılan isimlerinden biriydi. O da oradaydı.

Tempolu başladı oyun. Bazı bölümlerde bu tempo biraz şuursuzca arttı. 18. dakika oynanırken Beşiktaş soldan geldi. Tello, ders kitaplarına girecek bir orta yaptı. Uzak direkte bekleyen Yusuf kafasını uzattı. Top direkten geri geldi.

Beşiktaş'ın Fenerbahçe kalesine yığıldığı bir anda 20. dakikada İsmail, Güiza'ya çaldırdı topu. Beşiktaş maçlarında verimli oynayan İspanyol, 60-65 metre sürdü topu. Treylır olarak soldan gelen Alex' in önüne bıraktı topu. Brezilyalı' nın plasesinde Rüştü neden Türk futbol tarihinin en çok milli olan futbolcusu olduğunu gösterdi.

35' te Güiza yine Beşiktaş yarı alanında topla dans etti. Eğer Fink, Bundesliga müdahalesini yapmasaydı kaleciyle karşı karşıya kalacaktı. 37' de Tello' nun pasında Nobre bomboştu. Volkan çaresizce yattı. Ama Nobre dışarı attı. 39' da soldan Andre Santos ceza alanına girdi. Rüştü yine başarılıydı. 45'te Vederson' un soldan, "Dokun at" ortasında Alex topla içeri giremedi.
İkinci yarıya Nihat 'la başladı Beşiktaş. Daum' un, "Nihat'ı satan şampiyonluğu satar" deyişinden 8 yıl sonra. 53' te sağ çaprazda Güiza topa gelişine vurdu. Ama istediği yere gitmedi top. İlk yarıdaki tempo düşmüştü. 67' de Andre Santos, duran topta savunmanın arkasına sızdı. Volesi Rüştü' de kaldı. Hemen ardından Nihat, Fenerbahçe ceza alanını karıştırdı. Ernst' in şutu savunmadan dışarı çıktı.

73 'te Alex 'in frikiğinde Sivok, barajın önüne geçip hakeme göstererek ellerini kullanınca penaltı kazandı Fenerbahçe. Alex 75 'te penaltıyı ağlara gönderdi: 0-1.
87' de Deivid' in sağ çaprazdan şutunu Rüştü çeldi. 90+2' de Güiza' nın sağdan ortasında Alex' in kafası ağlarla buluştu: 0-2.

Fenerbahçe, kupayı kazandı. Bunu yaparken yeni sezon öncesi çok mu umut verdi? Hayır. Bu kupa en azından Daum' a bir moral kaynağı. Beşiktaş ise daha derli toplu. Denizli ile devam etmenin avantajı bu. Ama onlar da bir türlü son yaratıcı pası ya da vuruşu yapamıyor. Hem bu yıl Galatasaray'ın da transferlerini düşünürsek şampiyonluk aslanın ağzında olacak.

BEŞİKTAŞ-FENERBAHÇE: 0-2
Hakemler: Yunus Yıldırım, Serkan Gençerler, Volkan Narinç
Beşiktaş: Rüştü, Erhan (82 Rıdvan), Sivok, Ferrari, İsmail, Yusuf (46 Nihat), Ernst, Fink, Tello (79 Holosko), Bobo, Nobre
Fenerbahçe: Volkan, Gökhan, Önder, Bilica, Vederson, Kazım (59 Deivid), Emre (78 Selçuk), Cristian, Andre Santos (83 Uğur), Alex, Güiza
Goller: Alex (75 pen, 90+2)
Sarı Kartlar: Yusuf, Bobo, Sivok; Bilica


Devamı ...

1 Ağustos 2009

Aşk Tutulması



Ben sana Fenerbahçe’ye aşık olur gibi aşık oldum
Dün akşam Türkmax’te denk geldim. Bu filmde bu ülkenin sevdiği her şey var, 70'lerin müzikleri, güzel bir kadınla yakışıklı bir çocuk, onların talihsizliklere rağmen mutlu sonla biten bir aşk hikayesi ve Fenerbahçe. Fenerbahçe üstünden anlatılacak güzel hikayeler ve söylenecek sözler var diyorduk. Bunun yolu bloglar, kitaplar, dergiler ve elbette sinema da olabilir. Film bir “Selvi Boylum Al Yazmalım” değil; hatta alenen romantik komedi, ama içinde Fenerbahçe forması olan hikayeler yüzümüzde tebessüm ve derinlerde güzel bir his uyandırıyor.

Hayatımızın en önemli ve en eski sevgisi bu çubuklu forma. Sokakta arkadaşlarımızla üstümüze çubukluyu geçirip Rıdvan ve Aykut’un ismini bağırarak top oynadık. İlkokul, ortaokul ve lise yıllarında arkadaşlarımızla yalnız sohbetimiz, şakalarımız, kavgalarımız değil, beraber paylaştığımız ve olduğumuz bir şeydi Fenerbahçe. Yaşamımızın içinde bu kadar istikrarlı, bu kadar belirleyici bir sevgi, mutluluk, heyecan ve üzüntü kaynağı yok. Elbette aşık oluyoruz, politik ve sosyal ihtiraslarımız, hırslarımız, kızgınlıklarımız ve umutlarımız var. Ama Fenerbahçe ilk çocukluğumuzdan beri gelen bir başka mutluluk vesilesidir. Onun maçı vardır, heyecanı vardır, o maçı izlemenin keyfi, onun üstünden yapılan sohbetlerin hayata paralel ama dışında bir yeri bulunmaktadır. Biz onun hikayesini takip ederiz, biz onun her hafta söyledikleri ile üzülür, sevinir, öfkelenir, isyan eder ve güzel bir gol ile en güzel şarkılarımızı söyleriz.

Sesi çatallı, detone, basbariton ve tenor adamlardan oluşan koca koca korolar, iş yerlerinden, okullarından, kahvehanelerinden, sevgililerinin koyunlarından kopup bir araya gelerek, boyunlarında atkılar ellerinde çakmaklar ile “Bir şarkısın sen ömür boyu sürecek” diye heyhüla gibi bağırmaya başladığında, ister televizyonun başında olalım ister dünyanın öte yanında, dudaklarımız kıpırdamaya başlar, eşlik ederiz.

O şehre geldiğinde onu görmeye yüzlerinde kırışıklıklar, ellerinde nasırlarla, Kadifekale’den, Mamak’tan veya Songur’dan akın akın insanlar toplanır. Banka hesabında bol sıfırlı rakamlar olanlar, avukatlar, doktorlar, subaylar ve öğrenciler bu ülkenin en büyük toplumsal hareketinde işçilerle, işsizlerle, yeni yetme gençler ve bıçkınlarla tribünleri doldurur, her “Sarııı” sesine “Lacivert” diye salvo yaparlar.

Hepimizin hikayeleri, zaferleri, mucizeleri ve unutmak istediği büyük yenilgileri vardır. 3 – 0 ‘dan 4 - 3 olan bir maç kuşakları aşar, her jenerasyonda yeniden ve yepyeni bir güzellikle anlatılır. Son dakikada kaybedilen bir şampiyonluk bir muşta gibi kalbe yapışır, Rıdvan’ın sakatlandığı o maç rakı masalarında bir ülkenin en büyük dahisinin beklenmeyen ölümü gibi sessizce zikredilir.

Fenerbahçe bu ülkenin en güzel, en güçlü, en organize ve en büyük hikayesidir. Bu forumları, blogları, sözlükleri ve gazeteleri okuyanlar Fenerbahçeyi tanıyamaz. Ellerinde meramını anlatacak kelimeleri, hiç bir güzel cümlesi, tek bir tutkusunu ifade edebilecek sözcüğü olmayan yeniyetmelerin laflarından, sayıklamalarından bir Fenerbahçe hikayesi çıkmaz. Yeniyetmelerin bir türlü kuramadığı cümlelerden büyüktür Fenerbahçe. Forumlardan öğrenilmez. Daha önemli bir şeydir.

Fenerbahçe’nin her hafta sonu anlatacak bir kendi hikayesi vardır, bir de geniş Fenerbahçe’nin hikayesi. Geniş Fenerbahçe hikayesi Fenerbahçelilerin o çubuklu formalar üstlerindeyken veya değilken yaşadıklarından ibarettir. Aldığı ilk çubuklu formayı saklayanları, bayrağını ütüleyerek camdan asanları, yeni tanışılan birinin “Fenerbahçeliyim” dediğinizde gözünde parlayan ışığı veya daha basit şeyleri, bir maç önünde köftecinin “Allah razı olsun” diye Fenerbahçe’ye dua edişini.

Fenerbahçe koşu yollarına atılan bir pasın güzelliği olabilir ama daha çok onu izlemeye giden insanların eve döndüklerinde yüzlerinde varolan ifadedir. Maçın sonucunu takip eden hanımların çarpan kalbidir Fenerbahçe, sevdikleri adamın kalbi kırılmasın diye bir aşkla televizyonun kenarından, radyonun kanalından çubuklulara dua edenlerdir.

Fenerbahçe yoksa bu insanların bu güzel hikayeleri yoktur. Hepimiz sıkıntıdan, bedbinlikten ve umutsuzluktan ölürüz. Belki her takımın böyle hikayeleri vardır ama bu ligden Fenerbahçe’yi çıkartın, bu ligin bir anlamı kalmaz. Bu kupaların, bu maçların heyecanı ve diğerlerinin hikayeleri yok olur. Rakipler rakip olduklarını, büyükler büyük ve küçükler bir arzuları olduğunu hatırlayamaz. Fenerbahçe hepimizin kartezyon noktasıdır, orjindir, ona bakıp konum alırız.

Fenerbahçe şehirlerimizi dolaşan, insanlarımızı bir araya ve karşı karşıya getiren, kimisinin son parasıyla kimisinin binlerce lirasıyla aldığı büyük bir “yaşamı hissediyoruz” şölenidir. Onun dedikodusu bitmez. Sene sonunda yapılan her transfer onun yaptıklarıyla karşılaştırılır. Ona katılacak olanların isimleri, kim oldukları ve Fenerbahçe’nin ne yapacağı kahvehanelerden boğaz kenarındaki restoranlara kadar her yerde konuşulur. Başkalarının aldıkları kupalar bile onun yaptığı bir transferin kulaktan kulağa, evden eve yayılan gürültüsünde kaybolur. Fenerbahçe isminin olduğu her alanda herkes onla yarışır. Herkes ya onu geçtiğini ya da onun tarafından geçildiğini birbirine anlatır.

Ama hepimiz her gün bunları düşünmeyiz. Daha çok bir Fenerbahçeli olarak neler hissettiğimiz aklımızı meşgul eder. Atılan bir çalımı ne kadar beğendiğimiz, o 35 metreden atılan şutun bizi nasıl yerimizden fırlattığı, Müjdat’ın göbeğini gördüğümüzde attığımız kahkaha ve elbette Schumacher’in şapkası.

Uğur’un bize anlattıkları bu tip şeyler. Nonda golü attığında verdiği tepkinin hayatını nasıl değiştirdiği, maç sırasında yaptığı totemler ve Fenerbahçe'ye aşık olmasını sağlayan 3 – 0’dan 4 – 3 lük mucize. King Santillana “Bir Tezahürata Özlem”de şöyle diyor “Eskiden klasik mi klasik bir tezahürat vardı. Bestesi-güftesi falan yoktu. Melodisi de yoktu. Gönül vereceği takımla yeni tanışan tüm çocukların, taraftarlık müessesesine adım atacak tüm adayların ilk öğrendiği tezahürattı belki de. Oturup da düşünülerek yazılmamıştı. Zaten yazılacak bir yanı da yoktu. Maç esnasında kararlaştırılıp söylenmezdi de. İçten gelirdi, hançere patlatırdı.. Stadın herhangi bir yerinden fırlar, 2 saniyede tüm stadı sarardı.” Uğur’un o stadın herhangi bir yerde patlattığı ve sonra tüm stadı saran “Feener – Feener” tezahüratı ile yediği vurgun.

Şimdi filmi buraya bu sebeple koyuyorum. Çubukluyu izlemeyi seviyoruz. Çubukluyla anlatacak hikayelerimizi ve çubuklunun dilimize doladıklarını seviyoruz. Onun travmaları gibi travmalarımız, zaferleri gibi zaferlerimiz, heyecanları gibi heyecanlarımız var. Onunla anlatacak ve çocuklarımıza bırakacak bir takım kelimelerimiz var.

Bir filmde “çubuklu” varsa biz deriz ki o filmde bizi o filme bağlayacak bir şeyler var. İzlemediyseniz izlemeniz için aşağıda duruyor, bazen yalnız Fenerbahçelilerin anlayabileceği bazı şeyler var.



Devamı ...

31 Temmuz 2009

Muhammed Ali & Pele Zamana Karşı


muhammed ali - pele

muhammed ali - pele

Yaşamları sırasında çalıştıkları alanları geriye dönülmemek üzere değiştiren insanlar vardır. Fizikte Newton, Boksta Muhammed Ali, Futbolda Pele ve Pidecilikte Rasim Usta böyle isimlerden sayılabilir. İlk resim "Once in a lifetime: The Extraordinary story of the New York Cosmos" filminden. İkinci fotoğraf 1999 yılında çekilmiş. Life koleksiyonundan. Maç sonucu tahmini: Zaman yaşlandırabilir ama yenemez, 1 olur.

Devamı ...

Bomba Transfer - Alex'in Yüzeni


alex'in yuzeni

Modern futbolda önce Alex ve Alex gibi oyuncuların devri bitmişti. Şimdi Alex'in koşanının da misyonu tamamlandı, zaten ala ala piyasada Alex'in koşanı da kalmadı. Biz de Alex'in yüzenini getirdik. Alex de bu arada Avrupa'daki 12. golünü atarak Tuncay'la birlikte Fenerbahçe'nin Avrupa'da en çok gol atan futbolcusu oldu, gelecek hafta Tuncay'ı geçerek tek başına bu sıfatı alacak. Eminim Alex'in yüzeni bu sayıyı 2 maçta rahat geçer, burnuyla bile atıyormuş...

Devamı ...

Acilen Bir Stoper Alınmalı



Futbol konuşurken soyut olarak ele aldığımız kavramların somut düzleme nasıl yansıdığını unutuyoruz. Örnek vermek gerekirse "oyunun iki yönünü oynamak" ya da "arkası dönük oynayabilen forvet" kavramları bir süre sonra çok kullanıldığı için çoğu insanın kafasındaki somut anlamlarını yitirebiliyorlar. Bu soyutlaştırma "Oyunun iki yönünü oynayan oyuncu Lamparttır" örneği verdikten sonra sahada onu izlerken tam olarak ne yapıp bu sıfatı hakettiğini anlatmaya çok yaramıyor. Geçen hafta Fenerbahçe'nin sistemini analiz ederken en zayıf bölgenin defansın ortası olduğunu ifade etmiştik ve "Önder'de ilk hamleyi yapma yeteneği yok, rakibini karşılıyor fakat onunla birlikte kaleye yaklaşıyor. Hamle zamanlamasını ayarlamakta sıkıntı çekiyor, ayrıca top ayağındayken de çok dengesiz." demiştik. Dünkü maçla bunu somutlaştıralım. Forveti yaklaşık 30 metrede karşılama, hamle yapmakta gecikip ceza alanına beraber girme ve hatalı bir hamle ile 5. sınıf bir forvetten yenilen çalım. Önder tecrübeli sayılan bir oyuncu ama yeteneği bu. Tek pozisyon üzerinden değerlendirmiyoruz, oyun tarzı bu. En başta hamleyi yapıp çalım yese kademesine girilir ama hamleyi en kötü yerde yapıyor, bu yaştan sonra antrenmanla öğrenilecek bir şey değil bu maalesef.

Devamı ...

Fenerbahçe 5 - Honved 1
EL 30/07/2009


fenerbahçe honved
NTVSPOR – Mert Aydın

Fenerbahçe, UEFA Avrupa Ligi 3. ön eleme turunda Macaristan'ın Honved takımını Güiza (3), Roberto Carlos ve Alex'in golleriyle yenip rövanşı formalite haline getirdi.

İSTANBUL - Başkan Aziz Yıldırım'ın 3 yıllık şampiyonluk garantisinin ardından Christoph Daum'un arz-ı endam etmesi tarihe meraklılara Charles De Gaulle'ün Cezayir sorununu çözmesi için 15 yıl sonra geri çağrılmasını hatırlattı. Bizden söylemesi De Gaulle, Cezayir'in Fransa'dan kopuşuna razı olmuştu. Daum ondan inatçı çıkar mı? Bunu göreceğiz.

Brezilya Milli Takımı'nı andıran kadrosuyla Honved önüne çıkıyordu Fenerbahçe. Maçtan önce Honved teknik direktörünün ve futbolcularının açıklamalarını okuduğumda, "Acaba ters totem mi yapıyorlar" diye düşünmedim değil. Koskoca Macar takımını oluşturanlar böyle mi konuşurdu? Bari yalandan bir şeyler söyleseydiniz. Tamam 16 takımlı Macar Ligi'ni 14'üncü bitirebilmişlerdi ama hemen de teslim olunmaz ki!
Karşılaşmanın ilk düdüğüyle beraber gerçek anlaşıldı. Adamlar boşuna böyle konuşmuyormuş. Fenerbahçe sanki bir Macar takımıyla değil de Malta lig sonuncusuyla oynar gibiydi. Hem tecrübe hem kalite hem de bilumum tür kumaş konusunda fersah fersah ilerideydi Fenerbahçe. Zavallı Honvedliler arada bir topu kapıyor,umutlanıyor ama sonrasında kaptırıp küsüyorlardı.
13'te Fenerbahçe frikik kazandı. Yeni gelen Brezilyalılar'la birlikte topun başında bulunma ihtiyacı hiiseden futbolcu sayısında fazlalık olmuştu. Tabii ki yaşına hürmeten Roberto Carlos'a bırakıldı top. O da çat diye yerden köşeye gönderdi topu: 1-0. Ama golü atmanın bedeli sakatlıktı. Roberto Carlos'un yerine Deivid girdi.
22'de Güiza'nın röveşatası üst direkten dışarı gittiğinde yine o kabusun dönüp dönmediği şüphesi beyinleri kemirmeye başladı. 29'da bu şüpheyi ortadan kaldıran gol geldi. Arada bir seyirciyi eğlendiren hareketler yapma görevinden yararlı olma işine terfi eden Kazım, Gökhan'ı topla buluşturdu. Uçan bekin ortasına Güiza kafayı uzattı: 2-0.
40'ta Honved savunması atağa çıkarken Emre ile karşılaştı. Onun soldan yerden ortasında Güiza akıllı vurdu: 3-0.
48'de Emre'nin uzaktan şutunu köşeden Nemeth çıkardı. 52'de Benjamin sağ çaprazdan geldi. Plasesini Volkan kornere çeldi. 61'de Kazım'dan Gökhan'a gelen top. Yine uçarak sıfırdan yapılan orta. Yerden gelen topa iyice coşan Güiza vuruyor: 4-0.
68'de Deivid'le ceza alanı içinde halı saha paslaşmaları yapan Alex klas bir plase gönderdi kaleye: 5-0.
78'de Zsolnai'nin kafa golü geldi: 5-1.
Fenerbahçe'de kötü yoktu. Ama tabii ki savunmanın durumunu daha ciddi bir rakiple ölçebilirsiniz. Seyircisiz oynanacak rövanşın artık bir değeri de yok zaten. Yalnız şu Gökhan Gönül'e ne diyeceğiz? Hangi övgü sözcükleri gidecek onun hünerlerine? Fatih Terim'in de Gökhan'ı izleyip keyiflendiğini hissediyorum.
FENERBAHÇE-HONVED: 5-1
Hakemler: Knut Kircher, Jan Hendrik Salver, Wolfgang Walz
Fenerbahçe: Volkan, Gökhan, Önder, Bilica, Roberto Carlos (17 Deivid), Kazım, Emre (85 Deniz), Alex, Cristian, Andre Santos, Güiza (71 Mehmet)
Honved: Nemeth, Benjamin, Botis, Hajdu (88 Rodrigues) , Macko, Hrepka (53 Zsolnai), Debreceni, Pastva, Abraham, Hidi (63 Horvath), Vukmir
Goller: Roberto Carlos (13), Güiza (29, 40, 61), Alex (68); Zsolnai (78)
Sarı Kart: Benjamin


Devamı ...

Eureka! Antu'ya Bakıp Sosyal Tespit Yaptım!


gs taraftarı

İki gündür bazı antulu Fenerbahçelilerin Elano transferi öncesinde yazdığı mesajları alıp çok yaratıcı espriler üreten bir internet tayfası türedi. Buraya kadar normal, bunu herkes yapıyordu da bu mesajları alıp önce antu şudur diye genelleyen, sonra da aha Fenerbahçe taraftarı budur diye genelleyen sosyologlar yine meydana çıktı. Bu şampanya sosyologları zaten arada bir ortaya çıkıp Fenerbahçe taraftarı kültürsüz, hazımsız, bencil, zekası düşüktür diye genellemeler yapar. Antu'nun topu topu 5000 üyesi vardır, aktif üye sayısı 1000 bilemedin 1500'dür ama "antu üzerinden nasıl genelleme yapıyorsunuz" sorusuna da bir bahane bulup cevap verirler. Bu cevabı verirken de "ben rakip takımları bu kadar destekleyen, Gs kazanınca sözünden dönüp o takımları küçümseyen bir dahaki rakipten medet uman başka taraftar bilmiyorum, bak alisamiyen.net ne kadar kaliteli" argümanını kullanırlar. Bak alisamiyen.net ne kadar kaliteli argümanını kullanmazlarsa o gün vereme tutulurlar. Allahtan kendi aramızda ehehe tiplere bak diye konuşurken özellikle Canarino abimizin arşivlediği yazılar var elimizde. Alın size çok seviyeli forumlardan, hatta tribünlerden, pankartlardan seçmeler (linkleri durmuyor çünkü Fener kazanınca siliyorlar efendim), şimdi genelleyin şampanya sosyologları. Sanırım konuları arada silip temizleyince çok seviyeli ve örnek alınacak hale geliyormuşsunuz, antu moderatörlerine söylemek lazım bunu.

Çarşaf gibi oldu, o yüzden bir kısmını seçtim bu rakibine saygılı, seviyeli forum ve taraftarlardan örnekleri






Yukarıdaki ühühüh hep yeniliyoruz dedikleri maçtan önce çok gazlar









En eğlencelisi bu, bir alisamiyen.net klasiği... Fenerbahçe - Chelsea maçı öncesi forum. Çarşaf gibi uzun olduğundan yazılı metnini koyuyorum. Dur anlayacağınız dilde yazayım (bkz. maç başında hoşşaf geçen chelsea nasıl laubali, ciddiyetsiz, kazma hocalı takım ve drogba kazma oldu)

MAÇTAN ÖNCE

Saat 12 oldu Sinderella, prenseslik bitti, hadi yine camekan arkasinda musteri beklemeye guzelim.

Sevilla'yı çok abartmışlardı, Chelsea'de çok küçümseniyor. Ezer geçer Chelsea....

2 Drogba 2 Anelka sonradan girerse 3 tane de Şevki sallasa etti 7.
1 Tane de Lampard atsa frikikten al sana 8.
MAÇ ESNASINDA CHELSEA'NİN GOLÜ

heyyyyttt be eeeeeee gol

gollllllllllllllllllllllll. kendi kalesine daviddddddddddddd 0-1

GOOOOOOOOOOOOL David kendi kalesine çok güzel bir gol attı! Hahah beter ol beter!

Bu rekor olsa gerek dimi her maç kendi kalelerine gol atiyor adamlar. pardon "adam" dedim Smile

direkten dışarı çıktı,,güzel bir akşam olacak gibi,

Kuşlar savunmayı bile geçemedi daha, Kezman yapayalnız kaldı ilerde.
Aurelio vurdu out.

Iste ozledigimiz gercek Fenerbahce !

En hafif tabirle Chelsea Fenerle hoşşaf geçiyor.

Alex'in Hagi ile kıyaslama balonu da, muhteşem fenerbahçe temposu balonu da sönmüştür.

Daha maç bitmeden İlker Yasin şebeği başladı Chelsea'yi övmeye.Maçla alakası yok.Yani şunun yolunu yapıyorlar: "Elendik ama böyle bir takıma elendik" Lan daha geçen gün sıradaki kurban değil miydi bu Chelsea?

Eğlenceli salı ve çarşambaları bize geri döndürdüğü için sarı kuşuma sonsuz sevgiler.
Chelsea işi biraz sıkı tutarsa ikinci yarı 3-4 gol bulabilir.Drogba'nın yerine Anelka daha etkili olacaktır.Duran top dışında Fenerbahçe'nin gol atma şansı hemen hemen hiç yok.Bu sene balı paçalarından akan fenerin yolu buraya kadarmış ne yapalım.
FENERBAHÇE'NİN GOLÜ VE SONRASI

Allah kahretsin yedik. Cudicini Allah seni top etsin. Kazım attı.

Avram Grant Kalli gibi aynı, izliyor sadece maçı.
Drogba'yı çıkarıp Anelka'yı alsana be adam. Tek kale oynuyoruz ama gol atamıyoruz.

Drogba-Anelka
Malouda-Kalou
yaparsa, 3 olur

Chelsea inanilmaz derecede laubali oynamaya baslamisti, biraz kendilerine gelip maci 3-1 falan alacaklarini dusunuyorum. Bu gol cok iyi oldu diyebilirim.
Not: Drogba bu aksam hem cok bencil hem de cok beceriksiz.
Keyifli maclar...

tribünde yusuf yusuf seslseri ah be bu gol olmalıydı

inanamıyorum.. deivid


2-1 oldu.

adamlar yabancilardan maksimum faydayi sagllarken biz carusca ve bouzidi 18 e dahi sokamiyoruz...

Bu maç böyle biterse fener yarı finale çıkar. Herkezle istediği iddaya girerim.

Drogba ve tayfasının bu ciddiyetsizliğini anlamak mümkün değil.
O kadar net pozisyonları o kadar [beep] şekilde harcıyorlarki insanın siniri bozuluyor gerçekten.
Çizgi üstünden frikik var Drogba amcam ölesine topu uzaklaştırır gibi curuyor topa.Karşı karşıya pozisyonda sanki antremanda paşam..
Fenere bok atıyoruz atıyoruz ama adamlar balla malla şunla bunla amma maç çevirdiler geirden gelip..
İşin kötü yanıda yaklaşık 231312 yıl anlatılacak bi hikaye çıktı başımıza..

Cok kotu oldu ama 2-1 galibiyet sonrasi rovansta
sanslari yok.

SEN SARI ILE KIRMIZI KALBIMIZIN YILDIZI

0-2 den 3-2 alan bizdik R Madrid...
Şu an olmuş birşey yok.. Ben İngiltere'de Chelsea'nin rahat kazanacağını düşünüyorum ( artık ciddiye alacaklardır )


Bu nasıl İngiliz takımı ya!Şampiyonlar ligi çeyrek finalinde 10 tane gol kaçır rakibine 1 pozisyon verip 2-1 yenil bu kadar mı lakayıt ciddiyetsiz dangalak olunur.

Drogba denen gevşek herife ne desem az gerçekten.
Chelsea laubalilğinin faturasını çok acı ödeyebilir.
Ayrıca Deivid denen kazma başımıza topçu kesildi ya,ne diyim ki..
Valla ne diyim..
Adamlarada bişey diyemiyoruzki, biz UEFA'da rezil olurken adamlar baya baya avrupa'nın baba takımlarını yendiler hatta daha babalarını geriden gelip falan yendiler.
Bende bal mal diyordum ama tarihte bal falan yazmicak..Skor yazacak.
Bu adamlarda bunu yaklaşık 12312 yüzyıl söyleyecek.
Zevzekliklerinide biz çekecez.
Adamlar göstere göstere bi plan program içerisinde buraya geldi.
Bizde bizim halimize bakın...
OOFFFFF!!!

MARMARİS ÇAM BALI bunlardaki.
Sen tek kale oyna, hıyar Cudicini 2 tane top alsın başka bir hıyar Drogba cömertçe golleri harcasın, Karl Heinz Avram Grant maçı aynı benim tvden izlediğim gibi seyretsin. Yahu bu nasıl bir baldır biri açıklasın bana.
Cidden çok sinir oldum, Leverkusen'den 5 yedik bu kadar sinir olmadım
.
Adamlar bu turu gecerse bir kaset yapip, "Abi bak, bu adamlar mac zora girdi mi 65 gibi Kazim'i sokar 75 gibi Semih'i sokar, Zico'nun yaptigi tek sey budur" deyip gondermek lazim Fener'in rakibinin teknik direktorune.

eğer fener yarı finale çıkarsa bizim uefa kupası'na eşit başarı elde eder
bu benim ölçülerime göre böyle

bir yandan da seviniyorum bu duruma
böylece çıta yükselir
ve bizim silkinmemiz için bir mihenk olur diye umuyorum
çünkü artık bizim camianın uefa kupası'nın mirasını yemesinden bıktım

yürü fener
yoksa bizimkilerin kendine geleceği falan yok
Bak Roberto Carlos gelsin veririmcileri, Alex gelsin atlarımcıları yazmadık bile. Çakma sosyal tespitçilerden sosyal bir tespit bekliyoruz efendim... Sabırsızlanıyoruz.

Devamı ...

Lynn Greer'i Aldık


greer

Sonunda basketboldaki ürkütücü sessizlik bozuldu, Green gönderildi, Lynn Greer'in geldiği duyuruldu resmi sitede. Başka bir haber de Kinsey'in de büyük ihtimalle tekrar takıma döneceği. Sıkıntılı geçen bir transfer dönemi iyi sonuçlanacak gibi. Greer, Green'e göre Euroleague ve üst düzey maçlar için çok daha iyi bir oyuncu. Solomon kaldığına göre maçların bazı bölümlerinde iki guard ile oynarız gibi görünüyor. Bir de 2 veya 4 numaralardan birine kaliteli, en azından benchten gelip katkı verebilecek bir yerli alırsak dengeli ve iyi bir kadromuz olur.

Devamı ...

30 Temmuz 2009

George Best Superstar



Bu sefer bir George Best anektodundan çok daha fazlası var. 1970 yılında oynanan Manchester Utd. - Coventry City maçında Helmuth Costard deneysel bir çalışma yaparak 16 mm'lik 8 kamera ile tüm maç boyunca boyunca yalnızca George Best'i çekmişti. Bundan önce blogda aynı yöntemle Zidane için yapılan Zidane, Un portrait du 21e siècle isimli filme yer vermiştik. Bu sefer George Best'li ilk versiyonun 9 dakikalık bir kısmını koyuyoruz. Video 3.04'e geldiğinde mükemmel bir çalım ve arkasından harika bir plase ile güzel bir gol göreceksiniz. Hiç görmediğiniz gibi.

Devamı ...