15 Haziran 2009
Filler ve Çimen
Malumunuz olduğu üzere Mehmet Topuz’un bir ara yılan hikayesine dönen transferi her platformda olduğu gibi bizim blogda da her yönüyle tartışıldı. Blog yazarlarının gönlünden geçtiği gibi değilse de öngörüleri doğrultusunda nihayete erdi. Mehmet’in soyadı “Topuz” olunca ne zamandır kelime oyununa muhtaç spor camiası başta Beşiktaş forumları olmak üzere bu soyaddan türetilebilecek bütün bayağı esprileri tükettiler. Futbol tarihine “Mehmet bize Topuz’u size” bayağılığıyla geçmeye namzet bu transfer hikayesinde olaya müdahil olan 3 takım ve onların yöneticileri –ki bu ekibe ezeli rakibine “ezik” deme cürretini gösteren Demirören de dahil- bu utanç verici, yıpratıcı kördöğüşünden en az hasarla kurtuldular. Bağış Erten’in birçok spor yazarınca ıskalanan çok isabetli tespiti bize gösteriyor ki hukuki olarak değilse de itibari olarak bu dörtlünün en zayıf halkası olan Mehmet Topuz en çok yıpranan isim oldu. Bir kez daha filler tepişirken olan çimene oldu.
Aslında ne bu hikayeyi ne de Mehmet Topuz’u özel ve özgün kılan hiçbir şey yok. O hiç de iyi yönetemediği bu süreçten itibarı sıfırlanarak çıksa da en azından İnönü stadı dışında kendisine dokunulmazlık kazandıracak bir formayı bugün itibariyle sırtına geçirdi. Oysa onun hikayesi herhangi bir anadolu kulübünde oynayıp bir gayret 3 büyüklerden birine kapağı atmayı düşleyen her yetenekli futbolcunun anonim hikayesi.
3 yıl boyunca hizmet ettiğiniz, terinizi akıttığınız kulübünüz, form grafiğiniz yükselirken kapısını çalan taliplilerinizi “biz şampiyonluğa oynayan bir takımız, Mehmet bu takımın belkemiği, asla satmayı düşünmüyoruz” diye geri gönderirler. Ancak sedaları şu gök kubbeden silinmeden, 1 sene sonra bedelsiz serbest kalacağınız gerçeği kabak gibi ortaya çıkınca, takımlarının belkemiğini haraç mezat satmaya girişebilirler. Hem de bunca yılın emeği hatrına olsun onun fikrini sormaya tenezzül etmeden. Kayserispor Onursal Başkanı Mehmet Özhaseki, Kayseri cephesinin olaya bakışını yoruma gerek bırakmayacak şekilde özetledi zaten: “Parayı veren düdüğü çalar”. Dün takımınızın kaptanısınızdır, bugün düdüğü.
Futbolcuyu “meta” olarak gören sadece Özhaseki değil ki. Futbolcunu menajeri Mehmet Korkmaz bu resmin içindeki en mide bulandıran adam. Ne futboldan ne spor hukukundan zerrece anlamayan, değil futbolcuya rehberlik etmek 3 kazı güdemeyecek bir futbolcu simsarı, al takke ver külah iki kulübü birbirine düşürüp, alacağı komisyon uğruna hesapta haklarını koruyacağı bir futbolcunun itibarını sıfırlamasında başrol oynuyor.
Beşiktaş kulübünden bağımsız olarak Demirören’e de bir teşekkür borçluyuz. Futbolseverler için hiçbir masraftan kaçınmayarak 1990’ların futbolcu kaçırma filmlerini kendi üslubuyla yeniden yorumladı. Otele oyuncu kapatma, Kayseri’de bağ evinde bilmem kaç ülkücü gözetiminde ev hapsi gibi birkaç ayrı sahne kullanarak filme zenginlik kattı.
Genç ve yetenekli her Türk futbolcusunun 3 büyüklerde oynama hayalinin senaryosu kabaca bu zaten. Yıldızın parlayana dek “eti senin kemiği benim” denilerek başkanına teslim edildiğin kulüpte keşfedilmeyi bekleyerek çalış. Sana bir talip bulsun diye kıçı başı ayrı oynayan menajerlerin elinde maymun ol. Her kapını çalan 3 büyük yöneticisine “ben zaten doğuştan bilmemneliyim” de, yaranmaya çalış. Herşey yolunda giderse, dua et ki bunca yıl hizmet ettiğin kulübün seni parayı kim bastırırsa ona versin.
Her transfer döneminde kulüp başkanlarının ve futbol menajerlerinin tepiştiği arenada genç futbolcuya ezilen çim olmak düşüyor. Mehmet Topuz sadece bir örnek. Onu diğerlerinden ayıransa herşeyi eline yüzüne bulaştırmasına sebep olan beceriksizliği.
Devamı ...
Resmi Siteden Amca Oğlu'na Mektuplar
Kulüplerin resmi sitelerinde çok komik açıklamalar gördük de Bjk bu konuda nirvanaya ulaşmakta kararlı. Doğuştan Beşiktaşlı, birisi siyah birisi beyaz ikizler, pembe gömlekli gibi haberlerden sonra şimdi de üslubu sert olsun diye yazılan ama Türk futbol tarihinin üslubu en komik açıklaması yapılmış. Taraftar forumlarında bildiği 200 kelimeyle deklarasyon yazanların kalemlerinden çıkanlar ne kadar komikse bu açıklama da o kadar komik, hatta okuduğunuz zaman hissettiğiniz naifliği sebebiyle biraz sempati bile duyuyorsunuz.
"Hakkını helal etme"li, "Tümer de size küfür etti oh olsun"lu, "olm istesek alırdık adamın sözleşmesi yoktu ama efendilik bizde kalsın dedik"li, "herkesin helal olsun, yakıştı, tertemiz dediği çifte kupayla coşuyoruz"lu, "çifte kupa aldık, tarih yazdık, rekorların takımıyız ki biz"li forzabesiktas'tan yapılan derlemenin kulübün resmi açıklaması olarak, çok da ciddi bir pozisyon alınarak yapılmasını aynı tarzı devam ettirerek, forumlardan bir alıntıyla yorumlamak lazım
Başkanımız Yıldırım Demirören önce Kayserispor başkanı ile ardından da futbolcu ile temas kurmuştur. Kayserispor başkanının Başkanımız Demirören ile yaptığı telefon görüşmesinde önceliğin Fenerbahçe’de olduğunu söylemesi üzerine, Başkanımız “Hepimiz futbolcunun kararına saygı duymalıyız” demiştir.
Ardından tüm kamuoyunun bildiği gibi Mehmet Topuz, 4-5 kere televizyon kanallarına röportaj vererek, küçüklüğünden beri gönül verdiği takıma kavuşmanın mutluluğu içinde olduğunu, ailece Beşiktaşlı olduklarını, 50 milyon dolar verseler de asla başka bir takımın formasını giymeyeceğini tekraren ifade etmiş ve Beşiktaş formasını giymiştir.
Kaldı ki Mehmet Topuz, ligtv.com.tr internet sitesi ile Kayserispor forması giydiği dönemde yaptığı röportajda da sitenin Yetkili Müdürü Erdem Erol’a Beşiktaşlı olduğunu yazılmaması koşulu ile açıklamıştır. Ayrıca Mehmet Topuz, geçen yıl takımımızın uçağında bulunduğu sırada da el yazısı ile Beşiktaş’ta oynamak istediğine dair bir kağıdı imzalamış, bunu da tüm basının önünde yapmıştır.
Yıldırım Demirören, Mehmet Topuz’a bir saatlik mesafesi olan farklı bir otelde kalmıştır. Başkanımız Demirören ve yöneticilerimiz zaman zaman futbolcu ile Antalya’da bir araya gelmişler, Mehmet Topuz’a insani bir yaklaşım sergileyip, değer vermişlerdir. Özgürce tatilini yapmasını söylemişlerdir. Beşiktaş Kulübü, Mehmet Topuz’a insani bir yaklaşım gösterdiği için asla pişman değildir; çünkü Kulübümüz’e yakışan tutum budur.
Kulübümüz, Kayserispor’un futbolcunun 2009-2010 sezonu için olduğunu söylediği sözleşmesinin tescili açısından geçerliliği bulunmaması nedeniyle bonservis ücreti olmadığı halde, kulübünün rızası ile transferi bitirme yolu izlemiş ve olayı sürece bırakmışken; Kayserispor bir mal gibi kaptanını Fenerbahçe’ye satmıştır.
Mehmet Topuz’un transferinde “yeni bir model” uyguladığını söyleyen Fenerbahçe Kulübü de yanılmaktadır. Bu transferde uygulanan model, yeni değil, dünyadan yaklaşık 200 yıl önce silinen kölelik modelidir. Fenerbahçe Kulübü, futbolcunun kararına ve gönlündeki takıma saygı göstermiş olsaydı, asıl o zaman saygı duyulacak bir davranış sergilemiş olacaktı.
Bu transferle bir ilke imza attıklarını açıklamalarını ise tebessümle karşılıyoruz. Beşiktaş Kulübü, transferlerle değil; başarılarıyla, şampiyonluklarıyla ve rekorlarıyla Türkiye’de ilk’leri gerçekleştirmiş ve adını tarihe bu şekilde yazdırmıştır. Beşiktaş bu yıl da iki kupayı birden kazanarak tarih yazmıştır. Dolayısıyla transfer yaparak ilklere imza atılmayacağını en iyi Fenerbahçe Kulübü’nün ve onun başkanının bilmesi gerekir. Fenerbahçe’ye küfür eden Tümer Metin’i kadrolarına dahil etmeleri, transferi ve sonrasında yaşananlar da onlar için en çarpıcı son örnektir.
Bu transfer sürecinde Kayserispor’un genel menajeri sıfatıyla ortalıkta dolaşan ve demeçler veren şahsın, son olarak Fenerbahçe resmi televizyonunda röportaj vermesi, bu röportajın Fenerbahçe resmi internet sitesinde de yayınlanması tarafımızdan şaşkınlıkla karşılanmıştır. Bu şahsın “ne” olduğunu spor kamuoyu çok yakından bilmektedir.
Mehmet Topuz’un anne ve babası Antalya’da yaptıkları basın toplantısında, oğullarının artık sevdikleri takım Beşiktaş’ta olduğunu ve futbol hayatını burada sürdüreceğini, Beşiktaş’ta oynamaması halinde haklarını helal etmeyeceklerini açıklamışlardı. Evlatlarıdır... Bu işten ekmek yiyeceklerdir, onlar da haklarını helal etsinler.
Biz BJK olarak Mehmet Topuz’a eğer var ise tüm haklarımızı helal ediyoruz...
- Kendi ifadesiyle- gönlünde ve kalbinde Beşiktaş var iken, şu anda sırtında başka bir takımın forması olan Mehmet Topuz’a, futbol yaşantısında başarılar diler, Türk Futbolu’na faydalı olmasını dileriz.
Bu açıklama ile konuyu kapattığımızı, bu tür tali konularla uğraşmadığımızı, bileğimizin hakkıyla kazandığımız, tüm ülkenin “helal olsun”, “yakıştı”, “tertemiz” diye yorumladığı çifte şampiyonluğumuzun coşkusunu camiamızla ve taraftarımızla birlikte yaşadığımızı kamuoyunun bilgilerine saygılarımızla sunarız.
Devamı ...
Sağduyu Öldü
Normalde kolay sinirlenen birisi değilim hayatım boyunca pek çok olay karşısında kontrolümü kaybetmeden doğru düzgün mantıklı tepki gösterebilmeyi başardığımı düşünmüşümdür, kaybettiğimiz için çok üzüldüğüm rüyalarıma giren basketbol maçları oldu daha önce, Fenerbahçe’yi hayatının bir parçası haline getiren herkes gibi bir anda dünyamızın karardığı, herşeyin simsiyah gözüktüğü saatler ya da günler geçirdiğim olmuştur.
Dün o düdükten sonraki kontrolden çıkmış halimi hayatımın geri kalan bölümünde bir daha yaşamayacağıma eminim. 27 yıldır beni yüzlerce maç seyrederken görmüş ailemin ilk kez yüzümde gördükleri ifadeden paniğe kapılıp sağlığımdan endişe ettiklerini, ellerimin ve bütün vücudumun titremesine şahit olup ne oldu da böyle oldu diye arada televizyona anlamsız gözlerle baktığını gördüm.
Şimdi anti-Fenerbahçeli olmayı hayatının parolası yapmış kah Efes’i kah Botaş’ı voleybolda Eczayı masa tenisinde Çukurova’yı destekleyen hiç utanmadan Beşiktaş ve Galatasaray formalarıyla Efes tribününe oturup taraftarlık üzerine ahkam kesen taraftar müsveddelerinin “e kural böyle Fenerbahçeli cahiller bilmiyor laflarına gelelim.”
Fatih Söylemezoğlu bugün çıksa ve ben bu düdüğü Olympiakos-Panya final serisinde ya da Vitoria’da Barcelona –Tau sersinde 13 saniye kala çalardım arkadaş ve o salondan sağ çıkardım desin ben de bundan sonra basketbol üzerine tek satır yazmayayım. Böyle bir şey yapamayacağını biliyoruz, o düdüğü Abdi İpekçi’de 12.000 Fenerbahçeli önünde de çalamayacağını biliyoruz. Eğer dünkü maçın hakemleri o salondan fiziksel bütünlüklerine halel gelmeden çıkabildiyse dua etsinler bizim o hep şikayet ettiğimiz bilinçli basketbol seyircisi olmadığındandır. Şu olay Yunanistan da İsrail de İtalya’da ya da İspanya’da olsa sahaya giren birileri tarafından çoktan darp edilmiş olurdu üç hakem de.
Çarşamba günü Abdi İpekçi’de bir maç daha var, telafi düdükleriyle serinin 3-3 e gelmesini sağlayacaktır Federasyon, zaten Efes’in de çok asılacağını zannetmiyorum maça,bu maçın sonucundan ve gidişatından bağımsız maça gidecek her Fenerbahçeli tavır göstermek zorundadır, maçın hakemlerinin aleyhte her düdüğünde haklı ya da haksız ayrımı yapmadan kıyameti koparmalıdır, salonu boşaltmaya asla yürekleri yetmeyecek kimse merak etmesin,başta Efes Pilsen benchine ve özellikle Kaya’ya fair-play falan dinlemeden tepki göstermelidir. Hayatımda ilk kez şiddetle arasına mesafe koyan, pasifizmi yücelten birisi olarak bu maçta olabilecek herhangi bir olayı eleştirmeyeceğimi ve derin bir oh olsun duygusuyla karşılayacağımı belirteyim. Efes Pilsen’i Euroleague maçlarında yıllardır destekleyen birisi olarak kesinlikle bu yıldan itibaren Efes’in her maçında rakipler için dua edeceğimi,bu onursuzluğu kendine ilke edinmiş, yatırım küçültme tehdidiyle hakemleri esir almış şirketin Türk basketbolünden elini eteğini çekmesini dört gözle beklediğimi belirteyim. 1992-1993 sezonunda Ali Sami Yen’de Galatasaray ‘a yenildiğimiz maçta Wagenhaus’un Erdal’a yaptığı harekete Ahmet Çakar penaltı çalmış ve o pozisyon Türkiye’de benzer pozisyonlarda çalınan ilk penaltı düdüğü olmuştu. Dün de sağolsun hakemler basketbolda bir ilki yine Fenerbahçe üzerine denediler. Kulübün hala resmi bir açıklama yapmamasını ve kendini Mehmet Topuz transferi nedeniyle havalarda görmesine bir anlam veremiyorum. Efes ürünlerinin boykotunu bile talep edebilir yönetim oysa taraftardan. Çarşamba günü Efes Pilsen Abdi İpekçi’de o kupayı kazanırsa nasıl 96’daki Türkiye Kupası finalinde Demirel’in kafasına pet şisesi atabilecek kadar cüretkar olabiliyorsa bu taraftar o salonu Efes’in başına yıkabilecek kadar da cüretkar olabilir. Kimse taraftardan sağduyu falan beklemesin, olacakların sorumlusu bu hakem atmalarını yapan Federasyon ve onları baskı altında tutan Efes Pilsen kulübüdür. Fenerbahçe yönetimi uyusa da Fenerbahçe taraftarı sahipsiz bırakmaz bu kulübü.
Devamı ...
Şaşkın Biraderler
Geçenlerde Efes Pilsen üzerinden bir kez daha net biçimde ifade edilen Fenerbahçe nefretinden bahsetmiştim, hatta biz Efes'le ne kapışmıştık zamanında şeklinde itiraz edenler olmuştu. Şimdi biraz blogları gezin görün ne demek istediğimi. Galatasaraylıların ve Beşiktaşlıların şu anda tek ümidi Efes Pilsen olmuş. Bayan basketboldaki ezici üstünlüğümüz, voleybolda yanımıza bile yaklaşamamaları öyle koymuş ki şimdi basketbol takımının 3. kez üst üste şampiyon olma ihtimalı kabus olmuş. Tek ümitleri Efes Pilsen, dün de imdatlarına hakem yetişti. Mirsad'a ve Rasim'e saldırıyorlar, seyircisiz oynama cezası verilmeli, o pozisyonda centilmenlik dışı çalınır, kural o diyorlar. Maçı bile izlemedikleri için pozisyondan haberleri yok, Ömer'in yaptığı faulse bile oyun başlamadan dursun diye kasıtlı olarak değil adamını savunmaya çalışırken kaçırdığı için yapıyor. Semih kendilerine zamanında çok koyduğu için onun bile adını bile olaylarla ananlar çıkmış. Basketbol federasyonu da şaşkın biraderler daha beter şaşmasın diye olaya müdahale etti, son 3 maçtır hakemler Efes kardeşlerine istediğini veriyor zaten. Dördüncü maçta bir ara rakibinin yanında yürüyen oyuncularımıza bile faul çalınıyordu. Kendi basketbol takımları hakkında 3 tane yazı yazmayan adamların bugün Efes fanatiği olup basketbolun Erman Toroğlusu kesilmelerine hiç şaşırmıyoruz biz yalnız, gün geldi birbirlerine "sen bizim kardeşimizsin" diye de bağırdılar.
Devamı ...
14 Haziran 2009
Utanmıyor musunuz?
Şimdi bir çok insan bu son düdük yüzünden hakemle ilgili bir şeyler yazacağımı düşünüyordur ama sadece iki sekans için bu yazıyı yazacaktım. Kaya kendisiyle konuşurken saçını okşayan ama sanırım Ömer Onan kendisiyle konuşurken geriye doğru iten bir hakemin yönettiği maçtı bu maç. Devin Smith Kaya ya dirsek gösterdiğinde sportmenlik dışı faulü çalan hakemler bugün Kaya'nın yere düşen Solomon'un üzerine yürümesine hiç bir şey çalamadılar.
20 yıldır basketbol maçı izliyorum top oyuna girmeden çalınan faulün otomatik olarak sportmenlik dışı faul olarak değerlendirildiğini düdük çalındığı anda da biliyordum, pek çok aptal yorumcu gibi önce ağır karar diyip daha sonra kural böyleymiş diyip bu kararı normalleştirmesini görünce delirmemek elde değil.
Hangi maçta 10 saniye kala kenardan oyuna sokulan topta böyle bir faul çalınmış bana birisi anlatsın. Tau Barca serisinde Olympiakas -Panya serisinde Ömer ile Charles Smith arasındaki pozisyon gibi 1000 tane pozisyon oluyor maçın son hücumunda hangi seride böyle bir düdük çalınır, kim cesaret edebilir oynanan maçın önüne geçmeye. Fatih Söylemezoğlu bugün rahat uyuyacak mısın. Ergin Ataman hala hakemlerle ilgil konuşabilecek misin?
Ayıptır bir maçı bir şampiyonluğu bir taraftan alıp bir tarafa verebilecek kadar gözü dönmüş hırsızlara kaldı bu ülkenin basketbol finali.
Fenerbahçe yönetimi gücünü Mehmet Topuz'a imza attırarak göstermesin şu salonda bu takımın aleyhine böyle bir düdük çıkabiliyorsa bu ülkede federasyon falan kalmaması lazım. Aynı düdük Fenerbahçe lehine çıksaydı bugün Tuncay Özilhan Efes'in yatırımı durdurduğunu açıklayacaktı Ergin Ataman kıyameti koparacaktı. Bu kulüp bu düdüğün altında kalırsa benim için bitmiştir. Fatih Söylemezoğlu'na hakemliği bıraktırmazsa Fenerbahçe büyüklüğü diye bir şeyden kimse söz etmesin.
Efes Pilsen'in başına Çarşamba günü Abdi İpekçi'yi yıkamayan bir taraftar da Fenerbahçe taraftarı olduğunu iddia etmesin.
Eğer şöyle bir düdük Yunanistan da bir Panja-Olympiakos maçında çalınsaydı bugün Atina 'da sokak çatışmaları devam ediyor olurdu. Fenerbahçe'nin kaderiyle oynamak bu kadar kolay olmamalı. Efes'i de Merkez Hakem Kurulunu da Türkiye Basketbol Federasyonu'na dünyayı dar etmezse bu yönetim kimse Fenerbahçe büyüklüğünden söz etmesin. Hala ellerim titriyor, zaten bu final serisi yüzünden tansiyon problemi çıktı başıma bir de.
Sadece oyunun tarafı Fenerbahçe olduğu için bu denli tepki göstermiyorum. 2005 de ki Avrupa Şampiyonası'nda Hırvatistan-İspanya maçındaki hakem kararlarından nasıl utandıysam ve bu oyunu seven biri olarak FİBA'ya tepkimi yazılı olarak gösterdiysem bu oyunun önüne geçen hakemlerden de o denli utanıyorum,Fatih Söylemezoğlu'nun utanmadığını bilerek.
Devamı ...
13 Haziran 2009
Mehmet Topuz Transferi #6 - Final
Bir Yildirim Demiroren Saheseri: Mehmet Topuz Transferi diye baslamistik, bu serinin 6. yazisi oldu. Yildirim Demiroren sureci tam da kendisine yakisan sekilde yonetti. Fenerbahce'ye "ezik" dedigi an ipleri elinden kaybetmis, Demiroren'in Carsi'si olmaktan baska bir sey simgelemekte zorlanan Carsi da bu sozun ustune atlamisti. "Mehmet Bize Topuzu Size", "Photoshop degil Orjinal" gibi "yaratici" ifadeleri ile bugun dalga gecmek cok kolay. "Kendisi bizim fotografi sizin"den baslayip "Mehmet Kartpostali Carsi'ya Bedava" diye devam da edebiliriz. Ancak boylesine kiskirtici, provakatif ve karsidakini hakir goren bir dil en sonunda yarattigi dusmanlik ile yerilmeye deger. Bu dilin bir faydasi olmadigini birinci elden biliyoruz. Kibrin, boburlenmenin ve karsidakini asagilamanin donen devran icerisinde insani nasil bir pozisyona dusurdugu bir fotograf kadar berrak. Fakat bunu vesile addedelim su Demiroren ve Carsi ustune iki cift laf edelim.
Yildirim Demiroren bir basiretsizlik sembolu olarak artik yukseliyor. Yapamadigi, yapamayacagi icin ancak provokasyon yoluyla mudahil olabildigi ve dahiliyeti ile normal bir transferi iki taraftar grubu arasinda bir kan meselesine cevirebildigi bu transfer surecinde kendi niteliklerini de ortaya koydu. Yildirim Demiroren yalan soyler, Mehmet Topuz'a Kayserispor ile anlastigini ve iki gun icinde sorunlarini cozebilecegini soyleyerek kandirmaya calismistir, Demiroren kumpas kurar, Topuzu veya Menejerlerini "Besiktas'ta oynamak istedigini" soyleterek Besiktas'a gelebileceklerine inandirmistir, Fenerbahce'nin bu yolla transferden vazgecmesini istemis, Fenerbahce vazgectikten sonra da Kayserispor'un daha az bir bonservis bedeli isteyecegini hesaplamistir. Demiroren mesul ve makul hareket edemez, yaptigi hareketlerin taraftarlar arasinda nasil yankilanacagi, kulupler icin nasil bir krize sebep olacagini umursamaz o yarattigi bu kriz eliyle menfaat saglamaya odaklanir. Sorumlu bir sekilde hareket edemez Ahmet Cakar'a kizar "sen git kucuk Cakar ile gez" der, Fenerbahce'ye ezik diye hakaret eder, kendi yarattigi krizleri kendisinin dahi icinden cikamayacagi bir hale getirir.
Karsimizdaki portre bu. Ancak bunun daha uzucu bir yani var bunu da bu olayda gorduk.
Carsi nasil bir baskana sahip oldugunu biliyordu. Yonetim suresi boyunca basiretsizliklerini, soyledigi sozleri nasil yuttugunu, nasil hic bir konuda sorumluluk almadigini ve hep basarisizliklari cevreye yayarak, sorumlulugunu reddederek siyrilmaya calistigini biliyordu. Carsi Yildirim Demiroren'in yonetimi boyunca 51 transfer yaptigini kulubu kendisine 61 milyon YTL borclandirdigini ve bu borclari "elbette faizi ile" tahsil edecegini beyan ettigini de biliyordu. Carsi basarisizliklar zamaninda Federasyona, Fenerbahce'ye ve dunyanin geri kalanina hakaretler eden, komplo teorileri ureten bu sayede basarisizligini ortbas etmeye calisan bu adamin davranis kaliplarini, neleri yapip neleri yapamayacagini (ki bu hemen hemen her sey anlamina geliyor) izliyor, yasiyor ve goruyordu.
Buna ragmen ona uymayi sectiler. Suleyman Seba'ya kufur edip gonderen, Ahmet Dursun Seba gitsin diye bagirdiktan sonra Serdar Bilgili'ye karsi bayrak acan, Besiktas'in en basarili zamanlarinda muhalif en basarisiz zamanlarinda suskun olan bu grup sezon sonunda kendilerini fesh ettiklerini aciklayip sonra geri donmeye karar verirken gosterdikleri karakteri gosterdiler. Yildirim Demiroren'in hamasetini suskunlukla karsilayip benimsediler, onun kufurlerine karsi ahlaki davet edeceklerine bu ahlaksizligin parcasi olmayi tum bu olaylari birer ergen cocuk gibi Fenerbahce'ye kufretmek icin vesile olarak kullanmayi tercih ettiler. Baskanlarinin karsisinda onurlu bir sekilde durmak yerine yalanlari isteyerek yuttular, buyuttuler ve kendi kitlelerine aktardilar: Yalanin alanini genislettiler.
Birer buyuk dezenformasyon makinesinin en guzel ve piriltili parcasi gibi yeni kufurler ve hakaretler ureterek dusmanliklari koruklediler, fanatizmin sesinin dogruyu bastirmasina izin verdiler ve bu yetmediginde gercekleri de carpittilar, sitelerinin baslarina da bu manzumeleri doktuler.
Mehmet Topuz ucakla Istanbul'a gelirken ise bunlarin hicbirini sitelerinde goremedik. Sessizlikleri isyandan degil gercekler karsisindaki mahcubiyetten bile kaynaklanmiyor, yalnizca bakmamayi tercih ediyorlar. Aydin veya Fahri'nin yasadiklari karsisindaki sessizlik gibi susuyorlar simdi sadece yarin Mehmet Topuz Inonu'ye geldiginde ona nasil hakaret edeceklerini kurguluyorlar.
Bu dil iflas etmistir. En guclu savasini vermis, yalanlarini medya eliyle pazarlamis, kufurler ve hakaretlerden paragraflarla kusanmis, hakaret etmek icin varolmasini umdugu tum vesileleri kaybetmis, kalplerinde baskalari icin diledikleri her sey kendilerine donmustur. Endustriyel futbolun karsisinda olmak ne kelime, ahlaksizindan bir kapitalist kurumu oyuncagi yaparken onlar da o oyuncagin kollarindan tutmus, ahlak adina ne varsa ezilirken birer mengene olmus, konusmalari gerektiginde susacak ve susmalari gerektiginde konusacak adamlardan baska bir sey olmadiklarini gostermistir.
Bu gidisle Besiktas diye bir sey kalmayacak sadece Yildirim Demiroren olacak. Besiktas'in durusu diye bir sey degil yalniz Yildirim Demioren. Baskanlik, kurum, gelenek hic biri yok sadece kirmizi surati, sisen dudaklari, aksi her gun cikan yalanlari ve ofkeli diliyle Yildirim Demiroren. Onun oyuncaklari, onun oyunculari ve onun Carsi'si. Besiktas bu dilin kurdugu hapishanenin bugun artik mahpusu olmaya gidiyor. Cunku bugun bir Carsi yok artik, o kapandi, Demiroren pazari ve musterileri var.
Devamı ...
12 Haziran 2009
Monty Python Uluslararasi Felsefe Maci: Almanya - Yunanistan
"Top Arsimet'te ve sanirim bir fikri var! '"Eureka" Arsimet'ten Sokrates'e.. Sokrates tekrar Arsimet ile oynuyor. Arsimetten Heraklitus'a. Heraklitus Hegel'i gecti. Guzel bir orta... Uzak kosede Sokrates topla bulusuyor. Sokrates topu kafayla indirdi. Mukemmel bir vurus ve GOOOOOOL. Yunanlilar deliye dondu. Sokrates atti. Mukemmel bir orta! Sokrates inanilmaz vurdu. Almanlar itiraz ediyor. Hegel gercekligin doga disi etigin a priori sonuclarindan biri oldugunu soyledi. Kant hakeme kategorik kurallar eliyle ontolojik varlik bilgisinin yalnizca dusunsel oldugunu anlatmaya calisiyor. Marx ise pozisyonun acikca ofsayt oldugunu iddia etmekte!"
Uluslararasi Felsefe Maci, Almanya - Yunanistan, Munih Olimpiyat Stadyumu
Devamı ...
11 Haziran 2009
Mehmet Topuz Transferi #5 - Medya
10 Haziran tarihinde akşam 6 gibi antu'da bir üye bir mesaj yazıyor. Mesaj şu
Topuz´un Kayserisporla yenilediği sözleşmeyi geçersiz saydırmaya çalışan 8jk Hangi Büyük Gazeteyi bu haber için kullanıyor? Yarın Bekleyip Göreceğiz.......Fenerbahçe Taraftarı kendisine karşı duranları unutmaz‚bu da böyle biline !!!!!
Link de burada
İddia ilginç... Kayserispor'u bu transferde köşeye sıkıştırmak için önce basın önüne defalarca çıkarıp "Ben Beşiktaşlıyım" dedirten, sonra bir adamını gönderip formayla fotoğraf çektiren, sonra da otele kapatan Beşiktaş yönetiminin büyük bir gazete ile anlaştığı ve başka bir strateji denemek için bu gazeteyi kullanacağı iddia ediliyor.
Hemen aynı gece Hürriyet gazetesine bir haber düşüyor, haberin tarihi 11 Haziran. Haber şu
Topuz serbest iddiası
FENERBAHÇE ile Beşiktaş’ı karşı karşıya getiren Kayserispor’lu futbolcu Mehmet Topuz’un transferiyle ilgili olarak spor adamı Şahin Ulu, şok bir belge ortaya koydu. Daha önce kulüpleri ile ihtilaf yaşayan Sergen Yalçın, Ersen Martin ve Yusuf Şimşek dosyalarını çözüme kavuşturan Ulu, Mehmet Topuz’un Kayserispor kulübü ile hukuki bir bağının olmadığını iddia ederek, "Mehmet Topuz, Futbol Federasyonu talimatlarına göre, 31 Mayıs 2009 tarihi itibarıyla serbest kalmış bir futbolcudur. Bugün isterse gidip Beşiktaş ya da başka bir kulübe serbestçe imza atabilir. Kulübü Kayserispor da Topuz için herhangi bir bonservis bedeli talep edemez" diye konuştu.
Ulu’nun belgeleriyle ortaya koyduğu Mehmet Topuz olayında yaşanan gelişmeler şöyle:
"Kayserispor, Mehmet Topuz ile 11 Haziran 2007 tarihinde, Kayseri 2.Noterliğince onanan 2008-2009 yılını kapsayan sözleşmeyi imzalar. Bu sözleşmenin, Futbol Federasyonu’ndaki tescil tarihi 7 Ağustos 2008’dir. Kayserispor, Mehmet Topuz ile yine aynı noter kanalıyla 2008 yılının 20 Mayıs’ında dönem harici sözleşme yeniler. Bu sözleşme 2009-2010 yıllarını kapsamaktadır. Bu, Kayserispor’un iddia ettiği gibi Topuz’un sözleşmesininin bir yıl daha uzatıldığı mukaveledir."
Linki de burada.
Bir antu üyesinin iddiası aynen söylendiği gibi oluyor, bir adam çıkıyor, önce daha önce çözdüğü davalar var denilerek kredi kazandırılıyor ve bu olay hakkında da otorite olduğu fikri veriliyor, daha sonra aslında Mehmet Topuz'un bonservisi şu anda elinde ve isterse Beşiktaş'a imza atabilir haberi veriliyor. Burada bu hırsla ve daha önce örneği görülmemiş bir oyunla mağdur edilen taraf Kayserispor tabii ki. Onlar hemen cevap vermiş
Kulübümüz futbolcumuz Mehmet TOPUZ ile 10.06.2009 başlangıç 31.05.2010 bitiş tarihli “dönem harici” sözleşmeyi 20.05.2008 tarihinde Kayseri 2.Noterliğinde 6402 yevmiye numarası ile karşılıklı olarak imza etmiştir. Kulübümüz aynı gün yani 20.05.2008 tarihinde iş bu sözleşmeyi 277 kayıt no.su ile Türkiye Futbol Federasyonu Kayseri Bölge Müdürlüğü’ne teslim etmiştir.
Bütün kulüpler iki senedir Mehmet Topuz'un peşinde, onların bunu fark etmemiş olması, futbol federasyonunun sözleşme bitim tarihi olarak 2010 yazması, bu belgelerin ve bu spor hukukçusunun ancak olaylar bu kadar karıştıktan sonra ortaya çıkması ve alelade bir antu üyesinin bu senaryonun yaşanacağını saatler önce yazması olayın baştan sona kurmaca olduğu fikrini kuvvetlendiriyor. Birkaç gün önce Beşiktaş'ın ve başkanının seviyesi bellidir, kulübümüz sükunetini korumalı demiştim, bu olaydan sonra Beşiktaş başkanı Ahmet Çakar'la televizyonda argo bombardımanına girişti, Beşiktaş taraftar sitesi hayali iddiaları bir araya getirip Fenerbahçe'nin transfer etiği yoktur konulu tamamen kafası karışık bir mesaj yayımladı ve Beşiktaş Hürriyet ile anlaşıp kamuoyu yaratmak için haber manipülasyonu işine girdi. Beşiktaş'a diyecek bir şey yok. Yalnız daha dün "Flaş! Flaş! Flaş! Topuz Fenerbahçe'ye imza attı" haberi yapan Hürriyet'e denecek çok şey olmalı. Gerçi Hürriyet Hürriyettir, ona da şaşırmıyoruz, bakın daha önce Hürriyet hakkında neler demişiz
Hürriyet, Hürriyettir
Hürriyet'in Ahlakı
Bitirirken...
***
Birkaç yıldız koyalım da...
***
Hürriyet okurları gelip...
***
bu yazıyı okursa yabancılık çekmesin.
Devamı ...
10 Haziran 2009
Futbol Fanatizmi
Murat Belge
Taraf - 02/06/2009
"Baktım, Mehmet Barlas bu sabah “Bir futbol takımını fanatiklik düzeyinde tutanları anlarım” cümlesiyle başlayan bir yazı yazmış. Bu cümleyi yazan ben olsam, cümlenin yüklemi de “anlamam” olurdu. Çünkü sahiden anlayamıyorum bunu. Daha genel bir çerçevede bakınca, “fanatizm” denen tavır, üslûp, hayatta en hoşlanmadığım şeydir. Böyle olmasına rağmen, “anlamadığımı” söyleyemem. “Fanatik dindar”, “fanatik milliyetçi” vb. Bunlar var, oluyor; çünkü bu gibi ideolojiler ya da inançlar zaten taraftarlarından böyle bir bağlılık talep ediyorlar."
"Futbol ya da genel olarak spor talep etmiyor mu? Hayır, şüphesiz o da ediyor. Aslında, o tür ideolojilerin yarattığı bağlanma kalıplarını alıp kullanıyor. O düzeyde tanınmış bir bağlanma biçimini, “falanca takıma bağlanacaksın” diye farklı bir alana uyarlıyor. Sözgelişi, milliyetçiliğin terminolojisi, kelime haznesi vb. olmasa, bir taraftar da kanının siyah-beyaz ya da sarı-lacivert aktığını söylemeyi akıl edemezdi. Ama orta yerde böyle özenle kurulup büyütülmüş bir model olunca, ondan malzeme ödünç almak da kolaylaşıyor.
Kolaylaşıyor da şu “ödünç almak” durumundan ötürü sporda bu çeşit fanatizm bana anlaşılmaz görünüyor. İki gün önce bu yılın şampiyonunun Beşiktaş olduğu anlaşıldı. Zaten bazılarımıza böyle futbol yazısı yazdıran olay da bu şampiyonluk ya. İkide birde sevinç gösterisine çıkmış taraftarların yarattığı trafik tıkanmalarına takılıp araba içinde of pof ettikçe, futbol kendini benim hayatımın da parçası haline getirmeyi başarıyor. Neyse, şampiyonluk sonrası gazetelerde okuyorum ki, Mustafa Denizli, böylece, üç büyük takımı da şampiyon yapmayı başarmış.
İşte, asıl “anlaşılmaz” bulduğum durum. Diyelim ki ben Beşiktaş taraftarıyım. Mustafa Denizli’ye de bayılıyorum, “Onun gibi teknik direktör yok” diyorum, tezahürat yapıyorum, falan. Derken ertesi yıl bir de bakıyoruz Mustafa Denizli Galatasaray’ı çalıştırmaya başlamış. Şimdi ben zihnimde nereye oturtacağım onu?
Aynı şey tabii oyuncular için de geçerli. Bir kulüpte parlayan, onun asları arasına giren futbolcu kulüp değiştirince, hele eskisinin ciddi rakibi olan bir kulübe (Galatasaray-Fenerbahçe ilişkisi gibi) geçince ne oluyor? Okuyoruz, görüyoruz. Eski takımının taraftarı nefret ediyor, hakkında kötü tezahürat yapıyor, falan.
Yaşım küçükken ve futbola ilgim doğal olarak daha fazlayken ben de bu “bağlılık” konusunu ciddiye alırdım ve takımını bırakan oyuncuya bir çeşit “vatan haini” gözüyle bakardım. Bizim futbol tarihinin “flaş transfer”lerinden biriydi (erken biri), Kadri Galatasaray’ı bırakıp Karagümrük’e geçince ne kadar şaşırdığımı hatırlarım, örneğin.
Oysa bu iş –olması gerektiği gibi- profesyonel bir işse, elbette Mustafa Denizli veya takım değiştiren oyuncular gibi davranmak gerekir. “Ne için geçtin” sorusunun en doğal cevabı da “Para için” olmalıdır.
Ama öyle olunca “fanatik taraftar” olmayı anlayamıyorum. Spor amatör kaldıkça, tamam; semtimin, hattâ kentimin takımını tutmayı da bir yere kadar anlıyorum. Ama bu yıl tapındığım futbolcu ya da teknik adamdan önümüzdeki yıl başka takıma geçti diye nefret etmeyi ya da bunun tersini, yani “şu x ne çamur oyuncu” falan diye söz ettiğim oyuncuyu bu yıl “bizde oynuyor” diye başımın üstünde taşımayı anlamıyorum.
Yalnız, şu da var: “fanatizm” son analizde “insana özgü” bir tavır, bir üslûp. Bazı insanlar bunu kendi hayatlarında “ideolojik fanatizm” olmaktan çıkarıp bir futbol takımı fanatizm halinde yumuşatmayı başarabiliyor, yani futbolda böyle olmakla hayatlarının başka alanlarını rahatlatabiliyorlarsa, eh, bu da iyi bir şey. Böylesine sözüm yok."
Devamı ...
Solomon Topu Tut
Maçı nasıl verdiğimizi hala anlayabilmiş değilim. İki maçtır yaptığımız top kayıplarına rağmen bir şekilde kazanmayı biliyorduk ama bu sefer top kayıpları maçın sonuna sıkışınca Efes tarafından iyi cezalandırıldı ve kaybettik. Maçın tartışmasız yıldızı Mirsad 25 saniye kala serbest atışlarda 2 de 1 yerine 2 de 2 atsa fark 4 sayıya çıkacak ve biz 3-0 ı kutluyor olacaktık. Efes bizi yenebileceğini gördü, bir nevi İvan Dragon’un kaşını açan Rocky konumunda hissedip 4. maç daha da saldırgan ve pes etmeden oynayacaklardır.
Tanjeviç’in oyuncu ve mola tercihleri maçı kaybetmemizdeki en önemli öğe. Solomon’un kontrolden çıktığı o kadar barizdi ki maçı kaybettireceği zaten belliydi. Özellikle uzatmada hala Solomon’un kontrolünde bir hücum planlamak son derece saçma bir tercihti, kahraman olma çabası içersine girdiği anda Solomon zaten saçmalıyor. Özellikle deplasman maçlarında sık yapıyordu bu saçmalıkları ama dün kendi sahamızda ilk kez bu kadar kötü bir Solomon gördük. Önceki iki Efes maçında da son derece kritik hatalar yapmış ama bir şekilde telafi edebilmişti. Dünkü hatalarının maalesef telafisi yoktu.
Green’in basketbol zekasından ise son derece şüpheliyim top kaptırdığı yetmiyormuş gibi kendinden 35 santim uzun adama turnike atarken faul yapıp iki kez basket-faul olmasına sebep oldu. Bırak atsın adam turnikesini be kardeşim 1.65 lik boyla nasıl engelleyeceksin ki basketi Ender ve Kerem’in yine son derece verimsiz olduğu bir maçı bizim oyun kurucularımızdan gelen ekstra performanslarla kazandı Efes. Thornton yağmur gibi üçlük atarken dışarıda savunmayı 2.10 luk Semih’e yaptırmak da ayrı bir coaching taktiği herhalde biz faniler Tanjeviç’in bazı taktiklerini çözemiyoruz zira. Son periyot maçın skoru ne olursa olsun Mirsad ve Ömer sahada olmalı artık bunu kabul etmesi lazım Tanjeviç’in.İkinci maç da Ömer Onan’ı son çeyrek hiç oynatmadı. Bu maçta da niye oynatmadığını ,Efes Pilsen hücumda bu kadar etkili olmaya başlamışken neden en iyi iki dış alan savunmacısı Devin Smith ve Ömer Onan’ı yanında oturttuğunu anlayamıyorum.
Kasun onca zaman 4 faulle oynarken sadece bir iki dakikalığına da olsa sırtı dönük top alıp faul aldırması için Oğuz’u niye kullanmayız bunu da anlamak zor.
Sonuçta final serisinde Efes’e bir maç kaybettik dünyanın sonu değil, Perşembe günü 40 dakika full konsantrasyon gösterip top kayıplarını biraz sınırlarsak Efes’i yeneriz.
Maça giden taraftar hakkında da bir şey söylemek lazım. Maalesef Türkiye’de doğru düzgün ,bilinçli basketbol taraftarı çok az. Ne hakemleri baskı altına almayı biliyoruz ne de oyunun hangi bölümünde maça müdahale edeceğimizi. Saçma sapan şarkı söyleme yeri değil salon sporları, birisi şu tribün liderlerini uyarsın şarkı falan söylemesinler, aleyhine çalınan ortada bir düdükde kıyameti koparacaksın ve rakip hücum ederken deli gibi ıslıklayacaksın. Çok mu zor Allah aşkına şunu yapmak? Şu Ülker City nin salon inşaatı bittiğinde kulübe resmi olarak başvurup gönüllü salon taraftarı eğitmeni olmak istediğimi belirteceğim bu gidişle. Partizan taraftarını,Tau taraftarını gördükten sonra 12.000 kişi maçta nasıl bu kadar etkisiz kalır bunu kabul etmek mümkün değil.
Perşembe hayati bir maç oynayacağız oyuncular umarım bu hayal kırıklığını çabuk unutup ayağa kalkarlar. Solomon ve Green’e de 4. maç için bir ilkokul fişiyle seslenmek istiyorum.”Solomon topu tut” “ Green topu at”
Devamı ...
9 Haziran 2009
Michaela Ochotská
Tomáš Ujfaluši'nin eski sevgilisi Michaela Prag Üniversitesi uluslararası ilişkilerden mezun olmuş. TV'de sunuculuk yapıyor. Tomas kendisini 6 tane hayat kadını ile aldatıp sonra da milli takımdan yasaklandıktan sonra ayrılmışlar. Şimdi de işte kendi geçimini sağlamak için emek kokan elleriyle çalışan bu Doğu Avrupa kızı, gözleri yaşlı geleceğe umutla bakıyor. Dur lan buralar bayağı saçma oldu. İnzaghi'nin sevgilisi olunca ne kolay oluyor halbuki. Geçen Elena'da da böyle zorlandım. Onur artık bu bölümü devralma vaktin geldi, onu söylemek istiyorum.
Devamı ...
Bir 'güzel' transfer
Not: Papazın Çayırı bu yazının ‘seksi fotoğrafları için tıklayın’ şeklinde bir link içermediğini özellikle belirtir.
Bir... İlkokul dört ya da beşinci sınıf. Akçakoca. Yaşıtlarımızın bir çoğundan daha şanslıyız. Voleybol takımımız, her hafta cumartesi günü antrenmanımız var. Sonra yavaş yavaş benim tarafıma yuvarlanan bir top, kafamda uydurduğum kale ve ceza alanına doğru sağ ayak içiyle yaptığım gelmiş geçmiş en iyi orta var.
Freud abi haklı sanırım. Yoksa kadın güzelliğini ellerden başlatan birine ‘parlatıcı veya french olabilir ama ojenin her türlüsüne karşıyım’ dedirten, ‘defol git!..’ i koskoca salonda yankılanan kadının soyunma odasının yolunu işaret eden pembe ojeli elleri değilse nedir?
İki... Dejavu: A takımının oyuncusu servis kullanır, B takımından bir oyuncu karşılar, ikinci oyuncu topu filenin üzerine kaldırır, üçüncü oyuncu topa hayvanlar gibi abanır. Servis B takımına geçer. B takımının oyuncusu servis kullanır, A takımının bir oyuncusu karşılar.... Ne biçim spor bu. Baştan ayağa dejavu hissi.
Üç.... Erkekler denize şortla giriyor kadınlar bikiniyle. Voleybol da aynı. Erkekler şortla kızlar mayo ya da taytla. Şikayetçi değilim. Hem de hiç.
Dört.. - Abi niye sayı oldu bu? Servis geçmesi gerekmiyor muydu?
- Kurallar değişti artık. Topu her kazandığında sayı da kazanıyorsun. Setler yirmi beş sayı üzerinden oynanıyor. Eğer beşinci sete uzarsa final seti on beş sayı üzerinden.
- Sağol abi. Yengeye hürmetler.
Beş... Dikkat ettim de siz konuşurken hep ‘veleybol’ diyorsunuz. Oysa öyle bir şey yok. Voleybol... Voleybol...Voleybol...
Tıpkı Atilla Atalay’ ın dediği gibi insan hiç olmazsa bazı şeyleri değiştirebiliyor hayata dair, kendine dair.
Altı.. “Seda Tokatlıoğlu’ nu tanıyorum elbette. Biz deli gibi antrenmanlar yaparken, bir kenarda oturan küçük bir kızdı. Ben bir süre sonra derslerdi, üniversite sınavıydı derken bıraktım voleybolu. Şimdi sözde ülkenin en önemli bakanlıklarından birinde kimsenin ciddiye almadığı projeler hazırlıyor, üç beş kişinin katıldığı katılanların da uyuklayarak dinlediği sunumlar yapıyorum. Ama kız Fenerbahçe’ nin ve Milli Takım’ ın değişmezi oldu. Ne diyeyim helal olsun kıza.”
Yedi.. Dayımlar. Misafirlik. Gece yarısından doğru yorgun olduğumu söyledikten sonra kuzenin misafire tahsis edilmiş odasına gidiyorum. Uykum gelsin diye elimde kumanda televizyonun karşısında beklemeler. Belki bir sanat filmi.
En sonunda belki sürmekte olan olimpiyatların gün özetine rastlarım diye TRT3 ü açtım.
Maçı izlemeye başladığımda durum 2-0 Çin lehineydi. Ve setleri açık farkla kazanmışlardı. Üçüncü set ise 15-11 yine Çin lehine idi. Neyse diyerek izlemeye başladığımda bunun kırılma noktası olacağını düşünmemiştim ve hatta ikisi de voleybolun iyilerinden olmasına rağmen böylesi bir maçı neden tekrar ederler diye TRT nin hiç iş bilmez tayfasına giydirdim bile. Tam o sırada Kübalı iki numaralı voleybolcu Santos üst üste tam sekiz sayı kazandırdı takımına. İlk önce o seti ardından geriye kalan setleri kazandılar.
Sekiz.. Hayatımın belki de en mutsuz, bir o kadar da umutsuz sezonu. Ciddi ciddi kendimi sanata vermeyi, sevgilime uyup taraftarlığı askıya almayı düşünüyorum. Her ne kadar Rehavet’ le bu askıya alma işini her gündeme getirişimizde ‘Olmaz bu iş. Üst üste iki galibiyet bizi bu kararımızı unutturur’ desek de beni opera bestelemekten alakoyan tek şey sınırlı müzik kabiliyetimden başka bir şey değil.
Kendimi fena halde tenise kaptırmış durumdayım. Turnuvaları neredeyse birinci turdan başlıyorum izlemeye. Federer’i oyununa hayran olduğum için, Nadal’ ı ise belki bu gün yenilir diye izliyorum. Arada Australian Open 2009 Nadal-Verdasco yarı finali gibi bambaşka hazlar da çıkmıyor değil.
Across the universe (Murat Yılmaz) sayesinde ilk önce Erkekler Ligi Final serisini farkediyorum. Peşi sıra Bayanlar Ligi Final serisi geliyor ki , yan tarafta futbolda tek iddialı olduğumuz kulvar olan Türkiye Kupasında yarı final rövanş maçı varken bana voleybol izlettiren motivasyonu için hem Murat Yılmaz’ a hem de ‘Teşkilat-ı Mahsusa’dan Fatih’ e sonsuz teşekkürler.
Biliyorum o yazılar olmasaydı sadece haberleri ile yetinir maçlar boyunca aldığım sonsuz hazdan bihaber kalırdım. Ve ‘Haremilerin Saltanatını Yıkacağız’ pankartından. Ve Seda’ nın ‘en değerli’ oyunundan. Ve ‘Anja yenge’ mizden. Ve bu başlığın işaret ettiği ‘en güzel’ den.
Dokuz.. Naz Aydemir Fenerbahçe de haberlerini duyduğum da ‘Acaba Messi’ yi mi isteseydim?’ diye kendime sormadım değil.
Yaşından kaynaklanan kolay demorilize oluş dışında oyununa başka bir eleştiri duymadığım Naz’ın kendisini jenerasyonunun mevkisinde en kıymetli oyunucusu yapan tutkusunu ve azmini kaybetmemesi en büyük dileğim.
Belki de bu kaçan şampiyonlukta tek suçlunun kendisi olmadığını ‘Eczacıbaşıbilmemneşirketi’ ne göstermek için iyi bir fırsattır.
Sharapova’ yı hatırlatmak isterim kendisine. Daha doğrusu kendisini Anna Kournikova’ yla karşılaştıranlara verdiği cevabı; ‘Ben şampiyonluk da kazanmak istiyorum.’ Ki kendisi genelin beğenisine uygun görüntüsü ile podyumlarda takılır, sinemaya geçip Bond kızlarından biri olur ve hali vakti yerinde birini kafalayıp yaşar giderdi. Kendisi oyununu beğenmeyen onca kişiye rağmen, WTA bir numarasının henüz Grand Slam kazanmadığı faal tenisçiler arasında Williamslardan sonra en çok Grand Slam kupası kaldırandır.
Değil mi ki ‘başarılı’ bir kadını tarife kalktığınız da ‘güzel’ den çok daha iyi bir sıfat. Sıfatlar ‘güzel’ ile başlıyor, hele de orada kalıyorsa yazık.
Ve Sevgili Naz, böyle olmaması için hem çok sevdiğin aileni, hem Fenerbahçeyi, hem de bizleri onurlandır.
‘en güzel’ i de.
Devamı ...