12 Nisan 2012
Oktay Mahmuti: Bir Fair Play Karikatürü
Beş dakika sonra mikrofona sanki iki dakika önce hakemlere bağırıp çağıran arkasından tükürükler saçarak hakaret eden kendisi değilmiş gibi "küfür olmasın burda da olmasın, bizim sahamızda da olmasın, 30 yıl geriye gidiyoruz" temalı şirin gözükme konuşması yaptı. Medyadaki koyun sürüsü de "arkadaş madem küfür kötü de sen hakemlere gidip niye küfrettin diye sormayıp adam doğru söylüyor, adam efendi diye taltif ettiler Mahmuti'yi
Bir kaç hafta sonra Türkiye Kupası'nda bu sefer Beşiktaş maçının sonunda bu "fair play"e ömrünü adamış kahramanımız gitti maç sonu yine hakemlere geçirdi, onunla da yetinmedi gitti maçın komiserine de bir güzel küfretti bu sefer hakemler küfürleri maç raporuna yazacak yüreği gösterdiler ve küfür ve hakaret yüzünden bu "fair play" ruhlu coachumuz 3 maç ceza aldı. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu demek için biraz daha sabredelim daha bitmedi.
Oktay Mahmuti geçen Cuma akşamı Telekom maçından sonra dün akşamki Fenerbahçe maçını kastederek Galatasaray taraftarını sukunete davet edip, Galatasaray'dan gelen herşeyi kutsayan aptal spor basını tarafından yine yere göğe konamadı. Dün akşam, Cumartesi günü taraftarı sukunete davet eden adam daha maçın ilk çeyreğinde Ender'in kendini yere attığı bir pozisyon sonrası sahanın ortasına kadar gelip hakemleri bir güzel azarladı, ayarı verdi, teknik faul çalınmayacağından emin olduğu için son derece rahat tavırlarla bir süre boyalı alanda dolaştı, sonra kendi hareketlerinden tahrik olup Fenerbahçe'ye küfreden taraftarı sanki iki dakika önce hakemi dövecekmiş gibi sahaya giren kendisi değilmiş gibi sukunete davet etti.
Oktay Mahmuti bu sene dengelerin kendi lehlerine döndüğünün farkında. Hakemleri fiili olarak taciz etse de, alenen yüzlerine tükürüp küfretse de kendisine bir halt çalamayacaklarını, ama rakip koçlar gak dese teknik faul geleceğini bal gibi biliyor. Bu sene maçın başa baş olduğu Karşıyaka ve Efes maçlarında 4. periyotun ortasında kendi lehlerine çalınan iki teknik faulün tesadüf olmadığının elbetteki farkında. Maçı izlerken Galatasaray'ın momentumu yakaladığı bölümde Spahija'ya teknik faul çalınacağını yazdım Twitter'da, bunu söylemek için kahin olmaya gerek yok, basketbol ligini takip etmek kafi. Nitekim sahanın ortasına kendisini dövmeye gelmiş koça teknik faul çalamayan Mehmet Keseratar topu ayağıyla verdi diye Spahija'ya teknik faul çaldı.
Oktay Mahmuti iyi coach, yarattığı takıma da oynadığı basketbola da saygı duymak lazım ama şu fair playcilik oynamaktan vazgeçsin artık. Hakeme küfredip iki dakika sonra "30 yıl geriye gidiyoruz küfür edilmesin" demeyi, söylemlerinin 180 derece zıttı eylemleri bıraksın. Başında Spahija olan bir takımı yenmek için bugünkü gibi rezil hakemlere ihtiyaç yok. Merak etmesin hakemlere verilen Galatasaray'ın işini kolaylaştırma talimatı Play-off da da geçerli olacak, kendisine teknik faul çalan bir babayiğit bu sene çıkmayacak. Çakma "fair play" şövalyeliği numarası artık komik duruyor, bir zahmet bıraksın bu işleri Oktay Mahmudi Devamı ...
3 Ocak 2011
Efes Maçı: 15 Dakikalık Savunmanın Zaferi
Maça iki takım da felaket savunma örnekleriyle başlayınca çok kolay sayıların atıldığı iki, üç dakika izledik. Vujcic-Lavrinoviç eşleşmesinde Lavrinoviç'in savunmada yapılabilecek tüm pozisyon hatalarını 5 dakikada yaparak hayranlığımızı kazandığı bölümde Efes Pilsen skorda öne geçti. Hücumda Tomas'ın deliciliği sayesinde ve Efes'in pick and roll savunmasını bazen cezalandırdığımız için sayı bulduk ama neredeyse her Efes hücumu sayı olunca skorda 7 sayı geriye düştük. Lavrinoviç'in savunma zaafiyetine Oğuz da eşlik edince ilk periyotta tam 24 sayı yedik. 19-24.
İkinci çeyreğin başında yine karşılıklı basketler vardı. Farkı bir an önce kapatalım düşüncesiyle kullanılan acele şutlar ve dış sutlardaki isabet oranının yerlerde sürünmesi sonucu Efes skorda önde kalmayı başardı. Wisnievski saçma sapan işler yapmasa ve Thornton'dan katkı alabilseler farkı açabilirlerdi. Devre sonuna doğru Ukiç'le kendimize gelip savunmayı biraz toparlasak da Kerem'in süre dolarken attığı üçlük sonrası, Ukiç'in sayısıyla devreye dört sayı geride girdik. 37-41.
İlk devre oynadığımız oyuna ve yaptığımız savunmaya bakıldığında 4 sayı geride olmak son derece iyi bir sonuçtu. Efes yerine daha düzeni işleyen bir takıma karşı olsaydı en az 10-12 sayı geride bitirirdik ilk yarıyı.
İkinci yarıya soyunma odasında muhtemelen bir hayli fırça yemiş olarak çıktık. Hücumda kolay sayılar bulurken savunmada vidalar sıkılmaya başlandı. Ömer Rakoçeviç'i tamamen devre dışı bıraktı, Kaya içeriyi kararttı. Lavrinoviç, Vujcic karşısında nispeten daha iyi durdu. Sezon başındaki savunma sertliğini tekrar yakaladık. Ömer'in üçlüğüyle maçta ilk kez öne geçtik ve farkı çeyrek sonunda Jasikevicius'un gözlerimizin pasını silen asisti ve Oğuz'un basketiyle 7 sayılık bir avantajla kapattık. 56-49.
Son çeyreğe üçüncü çeyrekteki savunma sertliğini devam ettirerek ve hücumda da arka arkaya bulduğumuz üçlüklerle momentumu tamamen alarak girdik. Bir ara 17-1 civarında bir seri oluştu üçüncü çeyrek sonu ile dördüncü çeyreğin ilk bölümünde. Kerem'in üçlüğü Efes'in 8-9 dakikada bulabildiği tek saha içi isabetiydi. Son üç dört dakika Efes'in tam saha baskısı karşısında 15 sayılık fark bir anda eridi. Spahija'nın sahada tek guard bulundurması, Ömer'in kaçırdığı iki faul, Kaya'nın hediye ettiği hücum ribauntu, Mirsad'ın bir top kaybı bir erken atışı ve Jasikevicius'un top kaybı sonrası fark 4'e kadar düştü. Cumhurbaşkanlığı maçı sonunu andırsa da Marko Tomas'ın faulleri sokması ve Kaya'nın Kerem'e yaptığı blokla bitmiş maçı bir daha bitirmek zorunda kaldık. Ömer'in son saniye üçlüğü de skoru belirledi. 81-72.
Maçın bizim adımıza kahramanı elbette ki Tomas. Maçın başından sonuna kadar oynadığı her dakika takımın en iyisiydi. 22 sayısı, 3 ribauntu, savunmaya verdiği katkıyla maçın yıldızıydı. Yardımcı oyuncu da Kaya Peker oldu. 16 sayı, 8 ribaunt, 3 asistle kağıt helva kıvamındaki boyalı alan savunmasını ayağa kaldırdı. Lavrinoviç bildiğimiz gibi, artık bir umudum ya da beklentim yok kendisinden, adam resmen hafızasını kaybetmiş ve basketbola dair bildiği her şeyi unutmuş gibi oynuyor.
Ukiç-Saras guard ikilisinin hücum performansı son derece iştah açıcı. Saras'ın uzunları sınıf atlatacağı sinyalini daha ilk maçtan göstermesi çok olumlu, ama bugün maçın sonundaki gibi gölge savunma yapmaması gerek tabi. Efes sene başından bu yana Keremlerin sırtında gidiyor, bu maçta sene başından beri istikrarlı katkı aldıkları Sinan ve Thornton'dan hiç katkı alamadıklarını düşünürsek sadece iki oyuncudan verim alarak Fenerbahçe'yi yenmeleri pek mümkün değildi. Maçın başındaki rezil savunmamız yüzünden kolay sayılar bulsalar da savunmamızın üst kademeye çıktığı ve sertlik düzeyinin arttığı bölümde kırıldılar.
Saras'ın oynamasına yaptıkları itirazi ise son derece komik. Bu maçın bahsettikleri gibi bir erteleme maçı olmadığı gayet açık. Bu maçın Pazartesi günü oynanacağı 10 gün önceden belliydi, sanki 8. hafta maçı 12. haftanın ardından oynanmış gibi federasyonun gün ayarlamaları sanki ertelemeymiş gibi algılamaları anlamsız. Bu itirazdan bir şey çıkacağını düşünmüyorum ama burası Türkiye olduğu ve basketbol federasyonunun her türlü eylem ve işlemi zaten Allah'a havale olduğu için her şey olabilir demek lazım yine de. Spormax de şu maçları iki yorumcuyla yayınlama hevesinden vazgeçsin, iki yorumcu da birbirinin söylediklerine imza atmaktan maçı konuşmayı unutuyorlar. Savunmaların yerlerde süründüğü ilk yarı boyunca "kalite çok üst düzeyde" diye haykırmaları da bir hayli ilginçti.
Maçı kazandık, Efes'le aramızda iki galibiyet fark oldu bunlar güzel şeyler ama sahada can sıkıcı şeyler de var. En önemlisi de Spahija'nın maç sonu konusunda üst üste iki hafta kontrolü kaybetmesi. Başa baş giden maçların son bölümlerinde saçmalıyoruz, inşallah Top 16 öncesinde düzeliriz.
Devamı ...
29 Aralık 2010
"Tutku" Düzeni Bozdu
Maça savunmada sertlikle ve hücumda düzen içinde başladık. Galatasaray'ın boş şutları da kaçırmasıyla neredeyse 7-8 dakika sadece 5 sayıda tutup 10 sayılık farkı yakaladık. Spahija çeyrek sonunda Ukiç'i dinlendirmeye çağırıp Greer'i parkeye yolladığında hacı yolu gözler gibi Greer'in sahada olmasını bekleyen Galatasaray dört kısalı baskılı savunmayla bir dakikada 7-0'lık seri yaparak bitirdi çeyreği. 12-15. Baskı karşısında başı kesilmiş tavuk gibi dolanan Greer de bir kez daha ne ruhen ne bedenen bu takımda olduğunu ispatladı bize.
Ermal'in iki faul alıp kenara gelmesiyle hücumda içerideki en önemli kozunu kaybeden Galatasaray 4 kısalı düzende iki yıldır başımızın belası olan Schumpert'i 4 numaralı pozisyona çekip kısa beşte devam edince Schumpert yine yaptı yapacağını. Mirsad'ın onu savunamadığını Spahija'nın görmesi için 9 sayı atması gerekti. Tutku'nun hücumdaki organizasyon becerisiyle bir ara 4 sayı öne geçmeyi başardı Galatasaray. Periyot sonunda Oğuz'u içeriden beslemeyi hatırlayıp oyunu biraz daha içeriye yıkarak oynayınca skor olarak olmasa da oyun olarak bir adam öne geçtik. Emir'in dört numara oynadığı dönemde de ilk kez hücumda bol paslı bir düzen sonucu Oğuz'la kolay sayı bulup devreyi iki sayı önde kapattık. 27-29.
İkinci yarı bizim kontrolümüzde başladı. Bu bölümde bizi rahatlatabilecek bir farkı çok kolay yakalayabilirdik. Arka arkaya en iyi faul atan oyuncuların kaçırdığı fauller ve hücum süresi dolarken yediğimiz iki üçlük sonrası bu fırsat kaçtı. Periyot ortasında iki takımda abuk subuk hücum tercihleri yapıp kolay sayı fırsatlarını değerlendiremezken de sakin kalmak yerine koş koşa ayak uydurmamız çok kötü oldu. Periyot sonunda 5-6 sayılık bir fark yakalasak da Ukiç'i dinlendirmek için oyunda olan Greer, Tutku'ya faul yapmak yerine eskortluk yapmayı tercih edince son saniye üçlüğüyle üçüncü periyoda nokta koyuldu. 42-44.
Dördüncü periyoda kenardan gelen hakemlerin desteğiyle başlayan Galatasaray önce Haluk'a çalınmayan faul ve Spahija'ya çalınan teknik faul sonrası bir anda 4 sayı öne fırladı. Spahija'nın erken molaları hücumda sakinleşmemiz ve düzen içinde kalmamıza yetmedi. Önce Ukiç kontrolü kaybetti, sonra Ömer birebir içeriyi çok zorlamayı seçti. Bu sırada Oğuz'a bir hücumda yapılan 5 faulden birini çalabilen hakemler yüzünden topu içeriye de indirmekte epey zorlandık. İçeriyi top indirdiğimizde de o topu tekrar dışarıya veremedik dolayısıyla iyi seçilmiş dış şut da bulamadık. Savunmamızın en zayıf karnı delici guardı savunamama zaafını Tutku müthiş kullandı. Mesafe bırakıp şutunu riske ederek savunmak yerine yakın alınca her perdeleme üstünden içeriye drive etti ve çok iyi paslar verdi. 7 sayı bu maç için ciddi bir farktı ve buradan geri gelmeyi de bu kadar felaket hücüum ederek ve faul atarak başaramazdık. Schumpert ve Shipp'in üçlükleriyle Galatasaray ikili averaj için hiç de azımsanamayacak bir fark olan 11 sayıyla maçı kazanmayı başardı. 67-56.
Hiç bir periyotta 15'in üstünde sayı yemeyip son periyot 25 sayı yememiz maçın sonunda oyundan mental ve fiziksel olarak düştüğümüzün en büyük kanıtı. Tutku'nun 12 sayı 6 ribaunt 7 asisti çok etkileyici, iki üç haftadır çok iyi oynuyordu bu maçta zirve yaptı. Schumpert yine beklenen katkıyı yaptı 16 sayıyla. Galatasaray Rochestie dışındaki yabancılardan çok iyi verim alırken bizim yabancılarımız yokları oynadı. Lavrinoviç sadece 10 dakika oynayıp 2 sayıda kalırken, Tomas 3 Kinsey, 2 sayıda kaldı. Ukiç çok oyunda kalması ve 34 dakika oynaması yüzünden faullerde bile felaketti. Son çeyrek tercih hatalarının birdenbire artması da yorgunluk göstergesi. Ömer'in 16, Oğuz'un 14 sayısı var bizim tarafta. Zaten çift haneli sayıya ulaşan sadece iki oyuncumuz var. 15/27 ile faul atmışız, 5/21'le üçlük, üstelik ilk periyot dışındaki üçlük seçimlerimizin çoğu yanlış ve el üstü şutlar. Hakemlerin izin verdiği ölçüde yer yer rugby düzeyinde sertlik yaparak bir şekilde oyundan bizi kopartmayı başardı Galatasaray. Hakemin Spahija'ya teknik faul çalması doğru da, rezillik zaten aynı düdüğü maçın başından itibaren sürekli itiraz eden Oktay Mahmudi'ye bir türlü çalamaması.
Hakemlerin saçmalamaları olsa da bu maçı hakemler yüzünden kaybettik dersek hata yaparız. Delici guarda sahip olan her takım bizim boyalı alana elini kolunu sallayarak giriyor. Greer'in rezil hali yüzünden neredeyse 40 dakika oynamak zorunda kalan Ukiç'den yüzde yüz savunma performansı beklemek de hayal. Hücumda saf skorer bir oyuncu olmaması da böyle tıkanan, düzenin işlemediği maçlarda başımızı ağrıtıyor.
Sonuçta kaybedilen bir şey yok, bir normal sezon mağlubiyeti, önümüzdeki Efes maçını kazanıp telafi edebiliriz, Galatasaray çok iyi takım maçı da bizden fazla istediler, tebrik etmek lazım. Bu sene ciddi bir sakatlık yaşamazlarsa ilk kez final oynayacak seviyedeler. Bir tebrik de Engin Kennerman'a. Küfürleştiği Galatasaray seyircisine kendini affettirdi bugün, onun da gözü aydın. Devamı ...
21 Kasım 2010
Üç Yıl Sonra Akatlar Zaferi
Maçın başında Beşiktaş, seyircinin verdiği bir gazla 6-0'lık seriyle başladı. Daha sonra Ukiç ve Ömer'le hücumda sayılar bulup işi dengelesek de Lavrinoviç ve Kaya savunmada Likholitov ve Cevher ikilisini pek savunamaması nedeniyle ilk çeyreğin son dakikasına kadar Beşiktaş skorda önde kalmayı başardı. Çeyrek sonunda Marko Tomas'ın iki üçlüğü ve Ömer'in sayısıyla oyunda üstünlüğü skorda da üstünlüğe çevirip ilk çeyreği 27-21 önde bitirdik. İkinci çeyrek hücumda daha çok Oğuz üzerinden oynadık, Iverson'in hiç süre almadığı bu çeyreğin büyük bölümünde bizde de Iverson'un savunmacısı Ömer kenardaydı. Farkı 10'lara çıkarsak da Likholitov'ın sayılarıyla fark 3-5 sayı civarlarında dolaştı ikinci çeyrek boyunca, ve Chatman'ın kaçan faulleri sonucu 40-35 önde bitirdik ilk yarıyı.
İkinci yarı Ukiç'in üçlemesi sonucu Spahija Greer yerine Emir'i bir numaraya çekerek oynamayı tercih etti.Bu bölümde hücumda saçma sapan tercihler yapıp momentumu Beşiktaş'a kaptırdık. Serhat ve Cevher'in sayıları ve Oglivy'le Beşiktaş 7 sayı farkı yakaladı üçüncü çeyreğin bitimine 3 dakika kala. Greer'in oyuna girmesi ve Mirsad'ın arka arkaya 5 sayısıyla momentumu geri alıp 7 sayılık farkı kısa sürede erittik ve üçüncü çeyrek 53-53 berabere sona erdi.
Dördüncü çeyrek Ömer Onan'ın ve Tomas'ın sol dipten bulduğu üçlüklerle skorda 5-6 sayılık avantajı yakaladık. Dar rotasyon sonucu fazla yıpranan Beşiktaş'ta şutlar girmemeye başlayıp Mirsad da ribauntları toplamaya başlayınca Lavrinoviç'in felaket hücum tercihlerine rağmen önde kalmayı başardık. Ukiç'in geri dönüşüyle hücumda daha dengeli davranınca maçın sonuna 7 sayı üstün girdik. Cevher'in üçlüğüyla Beşiktaş umutlansa da, fark 4-5 sayıyken, iki hücumdan boş dönerek kazanma şanslarını yok ettiler. Ömer Onan'ın boş turnikesiyle üç yıl aradan sonra Akatlar'dan galibiyetle döndük.74-67
Rakamlara baktığımızda Mirsad'ın 8 sayı 12 ribauntu, Oğuz ve Tomas'ın 12 sayısı ve Ömer'in 20 sayısı var. Beşiktaş'ta Likholitov'un 22, Cevher'in 19 sayısını görüyoruz. Vidmar'ın sakatlığı sonrası boyalı alandaki sertlik düzeyimiz düştü. Bugün Lavrinoviç'in hücumdaki berbat şut performansının daha ötesinde savunmadaki hali korkutucuydu. Uzun rotasyonunun kalitesi ve derinliği tartışılır bir takımdan bile (Oglivy-Cevher-Likholitov) 47 sayı yedik. Kaya-Lavrinoviç ikilisiyle oynadığımız dönemde Lavrinoviç daha çok dış şutu tercih edip Kaya da potaya bakmak günahmış gibi bomboş durumlarda bile dışarıya pası düşününce tamamen dış oyunculara dayalı bir hücum düzenimiz oluyor. Vidmar savunmada caydırıcılığının yanında hücumda da Kaya'dan çok daha ciddi bir tehdit olduğu için hücumda da yokluğu takımı etkiliyor. Pas kanallarını bulma ve pick and roll sonrası içeriye devrilme konusunda Kaya, Vidmar'dan daha iyi ama birebir hücum tehdidi ve post up yapıp potaya gitme tehdidi yok. Dolayısıyla Kaya oynadığı dönemde mecburen üçlük denemelerimiz artıyor, ne yapıp edip Kaya'nın potaya bakmasını ve gitmesini sağlamak gerekiyor.
Lavrinoviç 4-5 maçtır felaket şut atıyor, bu gibi durumlarda acaba dublörü mü geldi aslı yerine diye bir benzetme yapılır ama bu adamın dublörü olabilecek ikizi de çok iyi şutör olduğu için o şüphemizi çöpe atalım. Elinde Litvanya pasaportu olan bir sıradan vatandaşın bile atmayacağı ölçüde kötü şut atıyor, savunmada da Vidmar'ın yardımından mahrum kalınca yavaş ayakları çok daha büyük bir problem yaratıyor.
Herkes Ömer Onan'ın Iverson'u kilitlediğinden falan bahsetmiş de bence Ömer kendi standartlarında bir savunma yaptı, bundan çok daha iyi savunma performansları olmuştu, Iverson'ın zaten yürüyecek hali yoktu bu da gayet doğal. Iverson'ı eleştirmekten ziyade 2 yıldır basketbol oynamayan bir adamı aldık diye şampiyon olacaklarını sanan zihniyeti eleştirmek lazım. Iverson'ı seyretmekten çok Fenerbahçe'ye küfür etmek için maçtan beş gün önce biletleri tüketmiş seyirciyle falan olmuyor bu işler.
Üç senedir bu salonda abuk sabuk mağlubiyetler aldık, iki yıl önce 110 sayı yiyerek kaybettik. Bu sezon için karakter sınavlarından bir tanesiydi bu maç, bu sınavı iyi verdik. Çok iyi atmosferde ama bundan farklı olarak basketbolu bilen bir seyirci önünde bu senenin en kritik maçına çıkacağız Rytas'a karşı. Aynı mental kararlılığı orda da görürüz umarım.
Devamı ...
2 Haziran 2010
Şampiyonuz
Felaketlerle başlayan, sakatlarla, hastalarla, seyircisizlikle devam eden; koçun hastalığıyla doruğa ulaşan, herkesin umudunu kestiği bir sezonu iki kupayla kapatıyoruz. 90'larda büyümüş ve basketbolu Efes'le değil Fenerbahçe'yle, kendi takımıyla sevmiş bir kuşak için bu şampiyonluklar çok değerli. 80'lerde kılpayı kaçan, 1991'deki ilk şampiyonluktan sonra play-offlarda üstüste iki sene İbo'nun burnunun kırılmasıyla hayal olan, 1995'te Ülker'e ve hakemlere, 1999'da Gilmore'un serbest atışlarına takılan şampiyonluğu hayal etmiş, peşinde koşmuş insanlar için basketboldaki her şampiyonluk en az futbol kadar değerli. Son 4 yılda 3. şampiyonluğumuz... Geçen senenin hüznü hala hafızalarımızda ama bu sene özellikle son maç Efes'i finale çıktığına pişman ederek eze eze yenmek geçen senenin rövanşını aldığımız anlamına geliyor. 5'te 5 için en zayıf halka olan erkek basketbolda da şampiyonluk geldikten sonra insan futboldaki kaçan şampiyonluğa daha çok hayıflanıyor. Bizim için ve Fenerbahçe'nin rakipleriyle saf tutan bukalemun taraftar kitlesi için zor bir sezon oldu. Şimdi şampiyonluğu kutlama zamanı. Ergin Ataman'ın tweetlerini heyecanla bekliyoruz. Bakalım Fenerbahçe nefreti mağlubiyetle birleşince ne gibi yaratıcı mesajlar verecek kendisi.
Devamı ...
27 Mayıs 2010
Genç Slovenler Play-off'a El Koydu
İkinci yarının başında savunma sertliğini arttırma hamlesinin tutmaması, seyircinin zaten maçın başından beri maça hiç etkisi olmayan hali, tavrı; Sinan tarafından tamamen pasifize edilmiş bir Ukiç ve bir türlü girmeyen şutlarla 17 sayı geride bir takım... Maçın 25. dakikasında elimizde bunlar vardı.
Banvit maçında 20 sayı geriye düştüğümüzde çektiğimiz silahı hatırladı Ertuğrul Erdoğan. Tam saha baskı ve alan savunması... Zaten özünde bir panik adamı olan Ender'in oyunda olması bu hamlenin tutmasının en önemli nedendi. 2 sene önceki rakibi bezdiren ön alan savunmasını hatırlayan Ömer, Kinsey ve Ukiç ve içeriyi kapayan Mirsad ve Vidmar'la ilk hamleyi yapıp farkı 17'den önce 10'a sonra Emir'in dördüncü periyot devreye girmesiyle 6'ya çektik. Maçın dönüm noktaları bunlardı aslında. Önce büyük bir gayretle tek hanelere indirebildiğimiz farkı tekrar çift hanelere çıkaran Nachbar'ın üçlüğü, diğeri de fark üçe inmişken Smith'in can yakan üçlüğü. Bu tür durumlarda momentumu ele geçirmiş bir takım için can acıtabilen, direnç kırabilen bu iki pozisyona anında tepki verip ayakta kalmayı başardık ve Greer'in üçlüğüyle 4.30 kala uzun bir aradan sonra öne geçtik. Dördüncü periyot ilk 6-7 dakika neredeyse bütün hücumlarımız ya üçlükle ya basket-faulle bitti.
Emir buna benzer destansı bir performansı geçen sene 6. maçta göstermiş ama o performans galibiyetle taçlanmamıştı. Bugün nihayet onda zaman zaman parıltılarını gördüğümüz Bodiroga performansını ortaya koydu, eli titremeden şutları gönderdi, arkadaşlarını besledi, ve en kritik dönemde liderliği ele aldı. Maç başa baş geldiğinde Efes'in direnci tamamen düştü. 17 sayı geriden gelip 8 sayı öne geçmiştik bitime 1.30 dakika kala. 13 dakikalık bir bölümde 25 sayılık bir fark...
Kısa süreli bir kazandık artık havasıyla Efes'in farkı üçe indirmesine izin versek de süre zaten yetersizdi ve Greer'in turnikesi maça noktayı koydu. Maçın kahramanları konusunda bir sıralama yapmak gerekirse Emir'i öne koymak gerek ama Vidmar'ın maç boyunca gösterdiği olağanüstü dirençe haksızlık etmiş oluruz gibime geliyor. Vidmar geçen maçki performansının da üstüne çıktı bugün. İçeride en sert uzunumuz olarak ve hücumda da kendinden beklenilenden daha fazla katkı yaparak maça damgasını vurdu. Bir diğer kahraman da Greer. Savunma konusunda bugün takımın havasına ayak uydurdu, kolay geçilmedi, ilk yarı iki tane çok iyi asisti vardı, ve maçın son anlarında büyük oyuncu gibi oynadı.
Efes yine inanılmaz bir dış şut yüzdesiyle (11/23) oynamasına rağmen serbest atışlardaki düşük yüzdesi (16/27), baskı karşısında paniğe girmeleri ve en önemlisi kazanma konusunda Fenerbahçeli oyuncuları kadar kararlı olmamaları yüzünden kaybettiler. 3-1'e getirdik. Şampiyonluk için bir maça ihtiyacımız var. Efes'i böyle 17 sayı geriden gelip yenmek psikolojik olarak muhtemelen daha da düşürecektir Efes'i. Pazar günü yine hiç rehavete girmeden yedinci maçı oynuyormuşuz gibi oynayıp kazanmamız lazım.
Maç boyunca takımın oyunundan ziyade beni delirten esas meseleye geleyim. Normalde seyirci takımı uyandırır, bugün tam aksine takım seyirciyi uyandırdı. Tiyatro izler gibi maç izleyen, hakem kararlarına karşı en ufak bir refleks göstermeyen taraftarı takımın tam saha baskısı kendine getirdi. Bin kere yazmışızdır herhalde ama basketbol maçında marş söylemek kadar aptalca bir şeyi anlamıyorum. Tek yapılacak şey ıslık be kardeşim. 90'ların ortalarındaki basketbol seyircisini bir kez daha özlemle andım bugün şu taraftar performansını görünce.
Devamı ...
25 Mayıs 2010
Bir Kez Daha Öndeyiz
Yine gündüzle gece gibi iki yarı oynadık. İlk yarı mükemmel bir savunma ve her topta içeride doğru uzunu bulan bir hücum düzeni, ikinci yarıda pas kanallarını unutup, çaresizce zorlanan penetrelerle potaya gitme üzerine bir kaos. Şunu artık görmemiz lazım, sahada daha uzun olmamız bizi Efes'in her zaman bir adım önüne geçiriyor, Efes'in 4 kısasına karşılık 2 uzundan taviz vermememiz lazım. Maçtan kopmak üzere olduğumuz bölümde Semih-Vidmar ikilisinin bir arada sahada olduğu bölümde tekrar ayağa kalkmayı başardık. Efes bugün doğru basketbol oynamadan maçı başa baş götürmeyi başardı. Bunun en önemli nedeni üç sayı atışlarındaki 12/26 isabet oranları ve faullerdeki 24/30 isabet oranları. Normal bir yüzdeyle oynasalar ilk yarı 25 sayıyla biterdi zaten. Charles Smith maçı kazandırmak için her şeyi yaptı, dağlardan taşlardan şutlar soktu ama Efes son topu Ender'le oynamayı tercih edince Mirsad'ın bloğuyla maç bize geldi.
Maçta ilginç anlar var; tam top bize geldiği anda bir kaç kez topu kaptırıp ikinci bir şans verdik Efes'e. İlk çeyreğin sonunda Emir topu alsa fast-break'ten sayı bulacağız, elindeki topu Ender alıp son saniye üçlüğü gönderdi. Bir kaç kez Kinsey ve Ukiç'de tam aldıkları topu ilk müdahalede kaybettiler. Ve maçın son topunda da o bloktan sonra Kinsey topu yine tutamadı, eğer Rakoçeviç topu tutabilse şutu atacak ya da Charles Smith'e verecekti. Böyle serseri bir topla kaybedebilirdik maçı.
İç- dış dengesini bugün iyi tuttuk. 3.periyodun ilk 6-7 dakikası dışında içeriye her hücumda top indirmeyi denedik. Bireysel performans olarak Ukiç ve Emir biraz kendi standartlarında oynasa Efes bu kadar zalim bir 3 sayı yüzdesiyle oynasa bile maç çok daha erken kopabilirdi. Ukiç maça çok iyi başlayıp takımı ilk periyot çok iyi yönetse de üçüncü çeyrekte Sinan'ın onu sürekli soluna doğru gitmeye zorlayan savunması karşısında epey bir bocaladı. 5 top kaybının da büyük bir bölümünü bu sola doğru penetrelerin sonunda içeride Efesliler arasında kaybolarak yaptı. Thornton'un olmadığı Kaya'nın bu kadar kötü, Kasun ve Ermal'in bu kadar silik bir performans sergilediği bir maçı çok daha rahat almalıydık. Sonuçta öyle ya da böyle kazanarak bir adım öne geçtik. Bu seri bence bizim elimizde kazanırsak biz kazanacağız kaybedersek Efes'in doğrularından çok bizim yanlışlarımız yüzünden kaybedeceğiz.
Bu geceyle gündüz gibi bölüm bölüm iyi performansı maç bölümüne yayamamamız savunmanın tamamen alışkanlıkla ilgili olduğunun kanıtı. Konsantrasyonla, üst düzey istekle bellli bir süre savunma yapabiliyorsunuz ama savunma üzerine kurulu bir takımsanız belli bir savunma standartınız oluyor her zaman. Böyle maç içinde inip çıkışlar yaşamanız daha zor oluyor bu takdirde. Hakemler hakkında da bir kaç kelam edelim. Seyirciden etkilenmeden çok cesur düdük çaldılar, özellikle Rakoçeviç'in sürekli faul göstermeye çalışan bir oyun stili var, ona prim verdiklerini düşünüyorum biraz, bir de Kinsey'in top çalması sonrasında hakemin engellediği pozisyon komik ötesiydi,.Hakemlerin kararlarından bağımsız olarak bizim uzunların çok tuhaf faulleri var, paldır küldür top kaybı yamak üzere gelen Efes kısalarına karşı kollarını indirmeseler iki üç tane hücum faul olabilecek pozisyon savunma faulü oldu.
Sonuçta bir maç kazandık ve henüz 2 galibiyetteyiz. Perşembe akşamı muhtemelen daha dolu bir salonda yine çekişmeli bir maç izleyeceğiz. Serinin karar maçı bizim açımızdan 4. maç. Kazanırsak Efes'in geri gelebileceğini düşünmüyorum, 4. maç Charles Smith'i iyi savunup pick and roll'ü bugünkü gibi savunursak ve kısalarımız Ukiç ve Preldzic hücumda biraz sakin kalıp içeriyi yine iyi kullanırsa kazanacağız. Bir de Greer'in mümkün olduğunca az süre alması lazım. Takımın ritminin tamamen dışında kendi kafasına göre başka bir şey oynuyor.
Devamı ...
27 Mayıs 2009
Erkekler Basketbol; Telekom - Fenerbahçe Yarı Final 1. Maçı
Solomon'la başladık, Green'le bitirdik.
Gergin ve sert başlayan, düşük tempoda sayı atmanın deveye hendek atlatmaktan zor olduğu, skorda fark yaratmanın güç olduğu bir maç sergilenirken sahada, rakibi sindiren, kızdıran, hataya zorlayan; hücumda tempoyu arttırıp, dağılan rakibini abondene eden şutlarla, asistlerle maçı kopartıp almaya dair ilk adımı atan Solomon oldu.
Telekom beklenmedik ölçüde dengeli hücum ederek, savunmada sert ve dirençli durarak başladı oyuna. Hiç alışık olmadıkları şekilde oyunu iki yönlü oynama isteğiyle nihayet bu düzeyde sadece hücum ederek maç kazanamayacaklarını anlamış olduklarını gösteriyordu. El-Amin'i benche çekip Tutku liderliğinde oyuna başlamış olmak hücumda El-Amin transferi sonrası başgösteren huzursuzlukla doğan dağınıklığı da gidermiş görünüyordu. Telekom istediğini oynuyor Fenerbahçe bunalıyor görünüyordu ilk dakikalarda. Zaten ilk 5 dakikada sadece 5 sayı bulabilmek, Telekom gibi savunma zaafları üst düzeyde bir takıma karşı sergilenmesi beklenilen bir hücum performansı değildi. Griçek'i zaten hesaba hiç katmıyorduk ama Ömer Onan'ın sakatlığı özellikle savunmada ciddi zaaflar yaratabilirdi.
Bajramoviç gibi hem dışarıdan şut atabilen hem de içeriye penetre edebilen hareketli ve fundamentali düzgün 4 numaraları savunma zaafını 2 yıldır çözemeyen Tanjeviç'in Rasim'le maça başlama tercihi Bajramoviç üzerinden oynanacak setlere karşı bir tedbirdi belki ama onun da kafası maçta olmayınca aksaklıklar iyice diz boyuna çıkıvardi.
Telekom'da Tutku'nun maçtaki ilk sakatlığını yaşayıp kenara gelişi, Fenerbahçe'de Solomon'un oyuna girişiyle işler değişti. Zaten Telekom'un hiç alışık olmadığı sertliği ve dirençli oyunu tüm maça yayabilmesi pek mümkün değil. Hamur yoğrula yoğrula sertleşiyor öyle 1 günde takımın final takımı kıvamına girebilmesini bekleyemezsiniz.
Özellikle İlk yarıya damga vuran bir başka performans Oğuz'un ne derece hücum çeşitliliğine sahip çok önmli bir pivot olduğunu bir kez daha kanıtlaması oldu. Yaşından beklenmedik ölçüde sakin bir oyuncu, topu eline aldığında potaya gidebilmek adına çok fazla seçeneği var. Hem yakın hem uzak mesafeli şutlar atabiliyor. Arkası dönükken oynamayı iyi biliyor, rakibi geri iten, rakip sendelediği anda dönüp düzgün şut atabilen klasik pivot hücumunu iyi yapabilen bir oyuncu ama yüksek postta yüzü dönükken de hem yumuşak bir bileğe sahip olması sebebiyle düzgün şut atabiliyor hem de oyunu, seti sakin ve iyi biçimde okuyarak top dağıtabiliyor bir de 2.10'luk boyuna olduğu kadar enine de gelişmiş dev bir cüsseden beklenmedik ölçüde seri penetreleri var. Böylesine çok çeşitlilikte hücum alternatifi varken topu eline aldığında en doğrusunu yapabilecek basketbol aklına ve oyun tecrübesine henüz 22 yaşında sahip olabilen bir pivotu durdurabilmek güç elbette. Telekom'da durduramadı zaten.
8 sayı farkla önde kapattığımız ilk yarının ardından ikinci yarıya damga vuran ise El-Amin'in otomatiğe bağlayıp, akıl dışı işler yaparak farkı eritmesi oldu. Telekom maçın başındaki savunma direncini tüm maça yayamamışken, Fenerbahçe'de bir türlü oyun disiplininden kopmamışken farkı başka türlü eritmeleri belki mümkün değildi ama her topu tek bir oyuncunun kullandığı onun da her topu el üstünden 3'lükler atarak sokmaya çalıştığı bir düzenin yarı final maçı kazandırmayacağı aşikardır. Bu maç sonunda çift haneli farklarla gerideyseniz yapılabilecek bir iş ama 3. periyotta farkı bu şekilde eritseniz dahi maçın sonunu hücum düzenini bu kadar bozarak getiremezsiniz. Nitekim El-Amin'i iyi savunmacı Solomon değil ama El-Amin'den bile kısa adam Green ona yapışarak durdurdu. Hiç tutukluk yapmayacak gibi duran bir otomatiğin işleyişini bozdu. Maçı kopartan 3'lükleri de maçın kader adamı olmaya aday El-Amin'e karşı savunmada Solomon'un bile sağlayamadığı üstünlüğü sağlayabilmenin verdiği özgüvenle attı ve soktu.
Solomon'un dönüşü sonrası ondaki performans artışına dikkat çekmek ve iş ahlakı ve her koşulda elinden gelenin en iyisini verme konusunda dört dörtlük bir adam olan Green'i tebrik etmek gerek. Euroleague'le ilgili ifade edilen hedeflerimiz ciddiyse eğer bu takımın guardı Green olamaz iddiamı saklı tutmak kaydıyla Green'in yarı final, final serilerinde kilit önemde bir oyuncu olabileceğini söyleyebilirim.
Devamı ...
14 Mart 2009
Euroleague'in Ardından
TAU'lu Rakoceviç'in 24 sayıyla potamızı eleğe çevirdiği maçla açtığımız bu sezonki Euroleague serüvenini Siena'lı Kaukenas'ın 26 sayılık performansıyla tamamladık.
İkisi de çok özel yeteneklere sahip oyuncular, şapkadan tavşan çıkartacak savunma hamleleriniz olsa bile Euroleague sertliğinde maçları 20'li sayılarda bitirmek onlar için işten değil. Sadece onlar değil sezon boyunca Roma'lı Beciroviç, Olimpija'lı İlievski, Alba'lı Jenkins ve Cibona'lı Davor Kus'un bize karşı pek rahat maçlar çıkartmaları tesadüf değil. Bu sezon Euroleague'de gösterdiğimiz performansın geçen yılkinden temel farkı dış oyuncuları geçen yılki kadar sert ve baskılı savunmayla yıpratamamızdı. Takımın tüm performansını derinden etkileyen bir karakter değişikliğiyle başlanan yeni sezonun geçen yıla göre gerileme olarak ifade edilebilecek kilit noktası da burası bence.
Kabul, yukarıda saydığım oyunculardan Jenkins dışındakiler çok özel yeteneklere sahip dış oyuncular kaldı ki Ömer Onan gibi dış oyuncu kelepçesi bir adamın sakatlığı, sezona çok geç başlaması ve halen kendisini tam olarak bulamaması falan etkilidir bu durumda ama bir yandan doğru stratejilerle çok planlı ve altı sağlam bir gelişim yolu izlenirken bir yandan da geçen yılki takıma göre daha yumuşak ve daha kırılgan bir takımı göz göre göre yaratmış olmak da paspasın altına süpürülecek türden bir hata değil. Hele de artık liginiz Euroleague gibi yeryüzündeki en sert basketbol ligiyse.
Sezon başında yaratılan takım son 2 sezona damgasını vuran sert ve baskılı ön alan savunmasıyla rakibin kısalarını oyundan düşürüp kötü oynadığı maçları bile kazanma direncini üst düzeyde tutarak iyi işler çıkaran takımın tasfiyesi niteliğindeydi. Misal Telekom gibi oyunu tek yönünü oynayan asla üst düzey organizasyonlarda başarılı olamayacak denli yumuşak, kırılgan bir takım kurulmadı elbette, zaten Tanjeviç'in basketbol anlayışına böylesine kolay kaybedebilen bir takım tersdir. Ama artık bir Euroleague takımı olmuşsanız ve geçen yıl son 8'e kalarak çıtayı önemli derecede yükseltmişseniz o düzeyin sertliğini kaldıracak bir takım yaratmak zorundaydınız. Bence bu sezon yaşadığımız temel sorun geçen yılın sert ve tempolu oynayabilen dış oyuncularını daha yumuşak karakterli ama oyun disiplinine daha sadık kalabilecek oyuncularla ikame etmekti.
Peşinen olumlu noktaları sıralamak lazım, son 2 sezonda Partizan, Zagrep, Olimpija, Badalona gibi Avrupa basketbolunun ruhunun yaşatıldığı deplasmanlardan galibiyetle çıkabilmiş olmak Euroleague geleneğimiz ve takımın kendine özgüvenini sağlaması açısından muazzam bir ilerleme. Henüz 20'li yaşlardaki uzunlarımızın benchten gelip enerjileriyle oyuna katkı veren değil ancak yılların tecrübesiyle kazanılabilecek basketbol zekalarının ürünü olabilecek işler yapmaları bu takımın geleceği açısından çok ümit verici.
Transfer borsasında Yunan ve Rus takımlarının dudak uçutlatan seviyelere çektiği fiyatlarla başa çıkıp tüm yabancı haklarınızı üst düzey yabancı oyunculardan yana kullanamayacağınız açık. Böyle bir hamle beklemek bence çok temelsiz ve yabancı haklarımızn bir kısmını takımın diğer genç oyuncularıyla uyumlu bir gelişim süreci içerisinde kendisini varedebilecek ve geliştirebilecek genç oyunculardan yana kullanmak akıllıca ama takımın genel karakterini sertleştirebilecek, zor anlarda insiyatif almayı becerebilecek, kazanmayı bilen lider oyuncu eksikliği sezona damgasını vurunca yabancı oyuncu tercihleri toptan sorgulanmaya başlanıyor.
Bu ligde dominant, oyuna karakterini yansıtacak, takım kötü oynarken bile vites yükseltmeyi becerebilecek bir guard olmadan sınıf atlanamıyor. Bu gerçeği yadsıyarak başladığımız sezonu malesef geçen yıla göre geriliyerek bitirdik.
Aslında TAU, Badalona ve Zagrep deplasmanlarında oynanan oyun umut vericiydi bu takım yardımlaşmalı alan savunmasını çok iyi yapıyor, maç boyunca tempoyu düşürüp rakibin hücum planlarını bozabilmek ciddi disiplin ister bu maçlarda soğukkanlılığını hiç kaybetmeden oyun planına müthiş bir disiplinle sadık kalabildiğinde kendisinden daha üst düzeyde olan ve çok tempolu oynayabilen takımları bile deplasmanlarda durdurabilecek özellikleri olduğunu gösterdi. Ama bu temposuz oyun disiplini yukarılara hamle yapabilmeniz için asla yeterli değil, kaldı ki 1-2 sezon sonra Euroleague'de final four oynayacağız iddiasının temelindeki plan buysa eğer söylenenler masaldan öte gitmez. Bu kadar şuursuz hücum eden, top uzunların eline gelmedikçe nasıl hücum edebileceğini bilmeyen bir takım bu düzeyde zirveyi zorlayamaz bile.
Bu koşullarda kendilerini bir türlü yeterince geliştiremeyen genç oyunculara da pek kızamıyorsunuz. Misal Preldziç'in şaşırtıcı derecede skorer ve asistçi yetenekleri varken iyi oynadığı maçların genelde takımın kötü oynadığı ve çok fazla gereksiz zorlamalarla takımın sayı yükünü omuzladığı maçlar olması tesadüf değil. Zira onun yeteneklerini gösterebileceği ve geliştirebileceği pozisyonları onunla oynayabilecek bir lider guard yok. Uzunların geçen yıldan farklı olarak hücum yeteneklerini sergiledikleri pozisyonların genelde dış oyuncularla oynadıkları ikili oyunlar sonucu yaratılan değil birbirleriyle yaptıkları pas alışverişleriyle yarattıkları pozisyonlar olmasının sebebinide aynı yerde aramak lazım.
Sonuç olarak Euroleague'de sezonu geçen yıla göre gerileyerek kapattık. Gerilemeden kastım sıralamada edinilen yer değil. Geçen yıla oranla daha az heyecan verici bir ekip olduk, Euroleague'de çok güçlü kadroların elini kolunu sallayarak maç kazanmasının önündeki en büyük engel bu ligde sertliğe ve dirençli basketbola tanınan prim olmasına rağmen geçen yıla oranla daha yumuşak ve dirençsiz bir takım haline geldik, güya Solomon-Green değişikliğiyle topu hücumda daha fazla paylaşabilecek takım olacakken savunmaların direncini arttıran takımlara karşı hep çok şuursuzca hücumlar edip saçma sapan şutlar sallayan bir takıma dönüştük. Devamı ...
9 Mart 2009
Efes Maçı ve Ergin Ataman
Dün hakikaten inanılmaz bir maç izledik, artık şunu kabul edelim ki bu ülkedeki en büyük basketbol rekabeti Fenerbahçe-Efes Pilsen arasında. Belki seyirci ilgisi olarak derbi maçlar daha çok ilgi çekiyor ama Efes maçlarının atmosferi bir başka oluyor. Önce maçın teknik tarafına bir bakalım diğer olaylar üzerine de yazılacak çok şey var. Efes’ iki kez, maçın başında ve üçüncü periyodun sonunda darbeyi vurduk ve her ikisinde de ayağa kalkmayı başardılar ve maç kafa kafaya geldi, Tanjeviç’in akıl almaz hatalarıyla az daha maçı da kazanıyorlardı.
46 saniye kala 4 sayı öndeyiz ve ve o hücumda topu en vermememiz gereken Preldziç top kaybı yapıyor ,top kaybı sonunda Kerem tüm sahayı geçip turnikeyi atıyor ve bir de faul atacak. Faul sırasında Efes olası ribaund için Kaya’yı alıyor Tanjeviç uyuyor ve dört kısa devam ediyor, Sahada tek uzun olarak o anda Mirsad var, Semih Oğuz ve Vidmar yanında oturuyor, ribaundu veriyoruz ve yine Preldziç 5 saniye kala top çalmak için saçma sapan bir hamle yapıp Thornton’a faul yapıyor. Thornton iki faulü de atıp skor eşitlenince Tanjeviç molayı alıyor. Son hücum için birşeyler çizeceğini düşünüyoruz, kariyerinde son anlarda topu eline almaya en alışmış adam Gricek kenarda top Green e teslim ediliyor ve Green tek dripling yapmadan üçlük sallıyor. Ve maç uzuyor. Uzatmaya o ana kadar takımın en iyi iki oyuncusu Semih ve Ömer’le başlamıyor Tanjeviç. Efes arka arkaya sayı bulup 5 sayı öne geçince Ömer ve Semih giriyor mecburen ve giden maç tekrar geliyor. 20 saniye kala Gricek’in top kaybı yüzünden son topu yine Efes’e teslim ediyoruz Kerem’ e çalınan steps maçı bize getiriyor. Kritik anlarda takımda topun kime teslim edileceği hala belirsiz, Gricek takımın hem savunmada hem hücumda ritmini bozuyor, Preldziç’ten Bodiroga yaratma isteği hem Preldziç’e hem takıma zarar veriyor.
Dün Ergin Ataman Ender’le başladığı için ve Ender atmosferi yüksek maçlarda saçmalayan bir oyuncu olduğu için uzun zamandır görmediğimiz ön alan savunmasını oturtabildik. Cenk Ender ve Thornton sertliğe karşı yıldılar ve öne fırladık Devin Smith çok iyi oynadı bu bölümde. İkinci periyodun sonlarına doğru Kerem Tunçeri’nin oyuna ağırlığını koyması ve Kaya’nın biraz da şansın yardımıyla attığı şutlarla Efes farkı kapattı. Üçüncü periyod da Devin Smith’in hücumda Semih’e yarattığı pozisyonlar, ve savunmada Rasim-Semih ikilisinin çok iyi performansı yine farkı açmamızı sağladı ancak Rasim’in diskalifiye olması, son periyod Gricek ve Emir’in saçma sapan hücum tercihleri Kakiosis ve Thornton’un şutlarıyla Efes’ e bir kez daha yakalandık. Son periyot 7 sayı atabildik, hücumda bazen öyle bir tıkanıyoruz ki topu eline alıyor bir oyuncu ve diğer dördü bir santim bile hareket etmeden öylece bekliyorlar bu hareketsizlik son periyotta üst üste çok kritik pas aralarına ve top kayıplarına yol açtı. Sonunda takımın uzatmada gitti denilen bir maça tepki gösterip tekrar kazanmayı başarması çok önemli ve ligin bizim adımıza en önemli galibiyetini zor da olsa kazanmak çok güzel. Şimdi kesinlikle gevşemeden normal sezonu ikinci bitirmek için bütün maçları kazanmamız lazım. Telekom’un bir, Galatsaray’ın iki galibyet gerisindeyiz ikisyle de maçımız var. Galatasaray’ın Telekom’la da maçı olduğunu düşünürsek ikincilik için üçlü averaj bile söz konusu olabilir. Play off a 4. girmek yarı finalde Efes i karşımıza çıkaracak üçüncü girersek ve Galatasaray ikinci olursa saha avantajının Galatasaray’da olduğu bir yarı finalde Galatasaray’ı elemek çok zor. İkinci olursak üçüncünün Telekom ya da Galatasaray olması çok farketmez ama ben Telekom olmasını tercih ederim.
Hakemler
Maç için bugün pek çok yerde hakemlerle ilgili olumsuz şeyler okudum. Kaan Kural Rasim’in 5 kez atılması gerektiğini söylemiş de bir zahmet hangi gerekçeyle atılması gerektiğini anlatmamış, Rasim’in 5 kez atılması gerekiyorsa Kaya’nın kaç kez atılması gerekiyor?.Rasim diskalifiye edildiği pozisyonda hiçbir şey yapmadı, arkası dönükken dirseği Ender’e geldi tıpkı ilk yarıda Kaya’nın dirseğinin Mirsad’ın kaşını açması gibi. Efesli oyuncular o sırada olayı provoke edip Rasim’in üzerine yürüdüler ve hakemler de yerde yatan Ender’i görüp gaza gelerek Rasim’i diskalifiye ettiler. Eğer Rasim diskalifiye edilmese Efes’in oralardan geri gelmesi çok zordu o ana kadar hücumda da savunmada da Rasim müthiş katkı yapıyordu takıma. Fener yanlısı olduğu iddia edilen hakemlerin Devin Smith’e verdiği teknik faul ise akıllara zarar. Bir önceki pozisyon basket sonrası Kerem Gönlüm topa yumruk attığı için teknik faul veriliyor doğal olarak ve kural gereği. Bir sonraki pozisyon Devin Smith basket sonrası topu hakeme verdiği için teknik faul alıyor. Topu kime verecekti acaba , ne yapması gerekiyordu eline gelen topu. Onlara çaldık bari bunlara da çalalımın en bariz örneği Kaan Kural’ın kendi sözünü hatırlatalım. “Telafi düdüğü hakemlerin en kötü anlarıdır.”
Son iki düdüğe gelelim maçın tekrarını sırf hakem mevzusu çok konuşulacak diye iki kez seyrettim. Kaya’ya çalınan hücum faul yüzde yüz doğru, hareketli perdeleme var ve dirseklerini çıkarıyor Ömer Onan’ a karşı. Hakem de zaten tam önündeki pozisyonu çok net çaldı. İkinci düdük yani Kerem’e çalınan steps hatalı bir düdük, pozisyonda steps yok Kerem drive sırasında kendi arkadaşı Kaya’ya çarpmak üzereyken topu elinden çıkarıyor ve muhtemelen top kaybıyla sonuçlanacak hücum steps düdüğüyle kesiliyor. Hakemler maçın sert oynanmasına müsaade ettiler ki iki Euroleague takımının maçı için gayet normal, Maçın kaderini etkilediler mi yani maçı Efes’ten alıp Fener’e verdiler mi? Kesinlikle hayır ama Efes cephesinin ve bir sonraki paragrafın konusu Ergin Ataman’ın bilindik Fenerbahçe nefreti bu gerekçeyi kullanmakta bahis görmüyor.
Ergin Ataman
Ergin Ataman’ın maç sonrası demeci arşivlenmesi gereken bir röpörtaj. Beyimiz eskiden “Selanik deplasmanlarında bizi döve döve yenerlerdi bugün de böyle oldu zaten bizi ancak böyle yenebilirler” buyuruyor. Bu takım Efes’e karşı son 13 maçın 11 ini kazandı. Efes’i 10 kez üstüste yendi Ergin Bey. Hepsinde Selanik’de mi hissettiniz kendinizi. Ataman devam ediyor “play off’ta bize yapılanları biz de yapacağız ve aynı oyunları biz de oynayacağız.” 8.000 seyirciyle bir taraftar baskısı mı yaratacaksınız Abdi İpekçi’de evsahibi olduğunuz maçta hayrola, size oynadığımız oyunlar neler ki play off ta siz oynayacaksınız. Ligin ilk yarısında ve kupadaki maçta da bahsettiğiniz oyunları oynadığınız için mi kazandınız Fenerbahçe maçlarını. Türkiye Kupasındaki maçta Efes’e iki sayı fazladan yazılması mesela bahsettiğiniz oyunlar sayesinde mi olmuştu.
Ergin Bey hakemlerin Fenerbahçe’yi kolladığını hissetmiş ve onun için müdahalede bulunmuş, ne zaman hissetti acaba, daha beşinci saniye de Ender’in drive ında niye faul çalmıyorsun diye hakeme bağırıp çağırdığı zaman mı hissetti ? Ergin Bey maçların beşinci saniyesinde hakemlerin niyetlerini okuyabilecek kadar müthiş bir basketbol zekasına mı sahip. Hakeme beşinci saniyede şiddetli bir şekilde itiraz edip bir daha yaparsan teknik faul alırsın denen ve daha ilk periyot teknik faulü alan bir koçun hakemin niyetini sorgulamadan önce kendi niyetine bakması lazım. Türkiye Kupasındaki Fener maçından sonra ukala ukala konuşup “biz Fenerbahçe’yi yenmeyi gelmedik kupayı almaya geldik” deyip aklı sıra Fenerbahçe bizim rakibimiz değil mesajı veren Ergin Bey’e İslam Çupi’nin sözünü hatırlatalım. “Bu formayla dalga geçilmez”
SPORMAX
Yayıncı kuruluşa da bir çift sözüm var. Maçları yöneten arkadaşlar oturup br NBA maçı ya da İspanya’da bir Euroleague maçı nasıl yayınlanıyor diye bir izleyin. Maç oynanırken hiçbir pozisyonun tekrarı verilmez, o anda biri 20 metre yükselip smaç yapsa da, 300 metre çıkıp blok yapsa da o pozisyon oyunun durduğu ilk anda tekrar gösterilir. Basketbol maçı futbol maçı değil yayıncı arkadaşlar bir dikkat edin şu tekrar meselesine Allah rızası için.Phoenix maçlarını bizim Türk yönetmenler verse pozisyon tekrarından Phoenix’in hiçbir basketini göremeyiz herhalde adamlar 5 saniye de hücum ediyorlar. Bir de rica edelim de Melih Gümüşbıçak’a basketbol maçı anlattırma sevdasından da vazgeçin bir zahmet. Devamı ...
2 Mart 2009
Basketbol Takımına Neler Oluyor
Aslında nerden başlamak lazım bilmiyorum herhalde 20 senedir basketbol maçları takip eden biri olarak bu Çarşamba-Pazar maçları kadar bu takımdan utandığım bir dönem olmadı. Cibona gibi deplasman performansı çok kötü olan bir takıma hücumların 3. saniyesinde üçlük sallayarak 20 sayı fark yeme,savunmada tuttukları oyuncuya el bile göstermemek ve bomboş atışları sadece izlemek, dün yine Beşiktaş maçında boş turnikeleri, smaçları, bomboş üçlükleri kendi potanda görürken oyuncuların bunlara hiçbir tepki vermemesi kabul edilebilir, anlaşılabilir bir şey değil. Dünkü maçta takım olarak sadece 12 ribaund almışız. Beşiktaşın sadece hücum ribaundu 12. Bunca yıldır basketbol maçı izlerim bir takımın sadece 12 ribaund alabildiği bir maç hatırlamıyorum. Mirsad’ın çoğu maçta tek başına aldığı ribaund sayısından bahsediyoruz.
Normal sezonda ligi ilk ikide bitirme hesapları yaparken şimdi neredeyse 4. olmaya şükredeceğiz.
Bu takım Beşiktaş gibi son derece sınırlı bir takımdan nasıl olur da 110 sayı yer. Her fırsatta en iyi yerli oyuncuların bizde olduğunu söylüyoruz, ama ardından eklemeyi unutuyoruz, Darüşşsafaka ve Kepez de dahil en kötü yabancılarda bizde maalesef. Vidmar ve Preldziç’ten saman alevi performanslar dışında kritik anlarda katkı alamıyoruz, Devin Smith geçen sene Kinsey’in verdiği katkının onda birini veremiyor ve sakatlıktan dönüşünü dört gözle beklediğimiz Gricek takımın zaten olmayan ritmini daha da kötü etkiliyor. Green için zaten söylenecek her şey söylendi. Tam bir fiyasko. Rakip guarda eskortluk ve içeriye gireni seyretme gibi görevleri eksiksiz yerine getiriyor. Yabancılar bu kadar kötüyken takım dibe vurmuşken hala herhangi bir transfer düşünülmemesi yönetimin takımın bu halini görüp “işler play-off da düzelir” havasında olması inanılır gibi değil.
En büyük eksiğin guard; Kerem Tunçeri Rusya’dan ayrılmış sen almıyorsun Efes alıyor, Mirsad dışında 4 numara oynayabilen adam yok takımda ,Hosley Real Madrid’den ayrılıyor sen almıyorsun Galatasaray alıyor. Piyango gibi iki tane adam alma şansın varken bu adamlara senden daha az ihtiyacı olan rakiplerin bu adamları alabiliyor sen hala sessiz sakin bekliyorsun. İki sene önce ara dönemde alınan Basden, geçen sene Kinsey iki play- off final serisinde de şampiyonluğu çok kolay almamıza müthiş katkı sağlamışlardı. Bu sene transfer yapılmazsa bu takımın final görmesi bile imkansız.Takımın saha içi lideri yok, takımın en iyi savunma yapan oyuncusu Ömer Onan bile savunmada artık kötü, geçen seneyi düşünelim Ömer, Solomon ve Kinsey sahadayken boyalı alana kaç tane rakip kısa penetre edebiliyordu. Bu üçlü cehenneme çeviriyordu rakip kısalar için oyunu. Bu sene bu üçlünün yerindeki iki oyuncu, savunma yapmak istese bile zaten yapamayacak Green ve hayatı boyunca savunma yapmamış Gricek. Ömer in savunması da bir yere kadar oluyor yanında bu ikili varken.
Bir takım ilk beşte Green ve Gricek’le oynayıp, Mrsic’e de süre vermeyi düşünüyorsa bu takım savunma odaklı bir takım olamaz.Tanjeviç’in buna karar vermesi lazım eğer oyun kurucu transferi yapılmayacaksa Serhat’ı bir numara Preldziç’i üç numara oynatıp kısa rotasyonunda ağırlıklı olarak Ömer-Serhat,Preldziç i oynatsın, bu sayede şampiyon olamayız evet ama hiç değilse 120 sayı yemeyiz. Geçen sene parkede görmenin bile heyecan verdiği Solomon-Ömer-Kinsey-Mirsad-Ömer Aşık beşi rakipte nasıl büyük bir korku ve panik yaratıyorsa karşısında Green-Gricek gören rakipler artık aynı ölçüde rahat hissediyor kendini.
Bir basketbol takımı yüzde 0 üçlük atabilir, Cibona maçındaki rezalet gibi 9/21 serbest atış atabilir ama bir basketbol takımı şuta el gösterir, ribaund için pozisyon almaya çalışır, hücumda iki tane pas yapar, son maçlarda kaybedilen şey maçlardan ziyade oyuncuların ve takımın oyunun kendisine göstermeleri gereken saygıyı kaybetmeleri. Sen bu saygıyı göstermezsen Loftan’dan 12 tane üçlük de yersin, Cevher hayatının maçını sana karşı oynar ve önüne gelen de seni tefe koyar. Fenerbahçe basketbol takımının her üyesi teknik staff ve yöneticler de dahil başta bu oyunun bir parçası olduklarını bu oyun sayesinde hayatta bir yerde olduklarını hatırlayıp bu oyuna saygılarını göstersinler, üzerlerindeki sarı-lacivert forma için kendini yerden yere atmaya hazır milyonlarca insanın temsilciliğini yapıyorsunuz o formayı ıslatmayacaksınız bu taraftar sizi silmeyi de bilecektir. Yönetimin kurumsallaşıyoruz adı altında yaptığı saçmalıklara artık bir son verip önlem alması gerek. Green’den bile daha kötü bir guarda yani Erdal Koşan’a sahip olmasına rağmen kendinden kat be kat güçlü Efes’e Ülker’ Tofaş’a kafa tutan takımı özlüyoruz şu maçları gördükten sonra. Forma için çırpınan İbo’yu, kurşun yedikten sonra bile performansı azalmayan Dallas’ı, kırık ayakla Galatasaray maçı oynayacak kadar bu formayı özümsemiş Henry Turner’i. Ahmet Çakar edası ve ses tonuyla söyleyelim son bir kez daha. “Beyler kendinize gelin” Devamı ...
4 Haziran 2008
TBL 2007- 2008
Şampiyon Fenerbahçe
TBL Final Serisi 5. Maç
Fenerbahçe Ülker 90 - Türk Telekom 79
NTVSPOR
Kendi sahasında oynadığı ilk iki maçı kazandıktan sonra deplasmanda da bir maç kazanarak final serisinde 3-1 öne geçen Fenerbahçe Ülker, Ömer Onan ve Semih Erden'in ön plana çıktığı serinin 5. maçında Türk Telekom'u 90-79'luk skorla geçeti ve 2007-2008 sezonunun şampiyonu oldu. Fenerbahçe Ülker, bu şampiyonlukla üst üste 2. kez mutlu sona ulaştı.
eyircisi önünde karşılaşmaya hızlı başlayan Fenerbahçe Ülker, ilk iki dakika içinde 7-2 öne geçti. İlk çeyreğin ikinci bölümüne girilirken skoru 16-6'ya getirerek farkı çift hanelere taşıyan ev sahibi takım, ilk çeyreği 27-16 üstün kapattı.
İkinci çeyreğin ilk bölümünde de rakibine kolay sayı şansı tanımayan Fenerbahçe Ülker, farkı 14 sayıya kadar çıkardı ve Ömer Onan, James White ve Mirsad Türkcan'ın ürettiği 10'ar sayıyla soyunma odasına 50-40 önde gitti.
İkinci yarıda skor üstünlüğünü koruyan ve oyunu kontrol eden sarı-lacivertli takım, fazla zorlanmadan sahadan 90-79'luk sonuçla galip ayrıldı. Fenerbahçe Ülker'de ömer Onan 20 sayı – 2 ribauntla, Semih Erden 14 sayı – 6 ribauntla, James White 12 sayı – 1 asistle oynadı.
Güçlü rakibi karşısında beklenen performansı sergileyemeyen Türk Telekom'da ise, Kristoffer Lang 19 sayı – 9 ribaunt – 3 asistle, Khalid El-Amin 16 sayı – 4 asist – 2 ribauntla, Erwin Dudley de 12 sayı – 6 ribaunt – 1 asistle salondan ayrıldı.
Devamı ...
25 Mayıs 2008
Fenerbahçe - Türk Telekom
TBL Final Serisi
TBL FİNAL SERİSİ 1. MAÇ 25/05/2008
Fenerbahçe Ülker 100 - Türk Telekom 72
NTVSPOR ve Ajanslar
Beko Basketbol Ligi'nde şampiyonun belli olacağı final serisi başladı. Fenerbahçe Ülker, serinin ilk maçında konuk ettiği Türk Telekom'u çok üstün bir oyunun ardından 100-72'lik skorla mağlup etti.
Karşılaşmaya iyi başlayan sarı-lacivertli ekip özellikle James White'ın sayılarıyla ilk çeyreği 25-18 önde kapadı. İkinci çeyrekte Tutku, Haluk ve Dudley ile basketler üreten Telekom, 15. dakikada skoru 36-36'ya getirdi. Bu bölümden sonra savunmasını sertleştiren Fenerbahçe Ülker, Kinsey, Ömer Onan ve Solomon ile kaydettiği basketlerle 17-2'lik bir seri yakaladı ve devreye 53-38 üstün geçti.
İkinci yarıda oyundan kopan Telekom karşısında, Kinsey, Solomon ve Semih'in skorer oyunuyla farkı iyice açan Fenerbahçe son periyoda 75-50'lik üstünlükle gitti. İki takımın da oyun disiplininden koptuğu ve yedek oyuncularına şans verdiği son bölümü de rahat bir tempoda götüren sarı-lacivertliler salondan 100-72 galip ayrıldı.
Bu galibiyetle seride 1-0 öne geçen Fenerbahçe Ülker'de 5 oyuncu çift haneli sayılara ulaşırken, Willie Solomon 15 sayı-7 asist, Tarence Kinsey 15 sayı-5 ribaunt, Oğuz Savaş da 12 sayı-5 ribaunt ile oynadı.
Konuk ekipte ise Erwin Dudley'nin 15 sayı-7 ribaunt ve Barış Özcan'ın 12 sayılık performansları farklı yenilgiye engel olamadı.
Devamı ...