25 Mart 2010

Sağlı sollu ataklar - 4



PVH kardeşimiz (ki kendisi Berlin'in göbeğinde Prusya döneminden bir sarayın replikasının 500 milyon avro para harcanarak yeniden inşa edileceğini duyduğunda, 'ulan o kadar parayı harcayana kadar, başkentin takımı küme düşüyor ona baksanıza' diyerek yüzeysel futbolseverlik konusunda çığır açmıştır) memleketteki adalet dağıtımı hakkında kafasına takılanları yazmıştı geçen hafta. Ben de bunun üzerine üşenmedim, bu konunun uzmanı ve aynı zamanda benim dayım olan Banaz Postası gazetesinin köşe yazarlarından Salim Sarp'a meseleyi danıştım. Gazetecilik kariyerine başlamadan önce uzun yıllar arzuhalcilik yapan Salim Ağabey sağolsun, yazıyı okuduktan sonra engin tecrübelerinin imbiğinden süzülüp gelmiş olan şu mesajı gönderdi bana:

(Bu arada hukuk çok sıkıcı bir konu olduğu için terazi resmi yerine soyadı hukuk anlamına gelen Jude Law'un resmini koymayı uygun gördüm. Hem bizim Lugano'ya da benziyor. Yalnız çok nobran, çok somurtkan bir çocuk bu Jude, eşi dostu temel fıkrası anlatsın, yılmaz özdil yazısı falan okusun buna ara sıra, canımı sıkıyor benim.)

"Sevgili Rehavet,

PVH adlı arkadaşınız yazısında güzel konulara değinmiş. Ancak belli ki hukuk formasyonu olmayan bir arkadaş. Eğer olsaydı memleketimizin hukukî süreçlerinde yazılı olanlar kadar yazısız kuralların da hükmü olduğunu bilirdi. Örneğin:

- Futbol sahalarında ırkçılığa ceza verilmez, zira bizde ırkçılık olmaz.
- Derbi maçlar ve şampiyonluk maçları seyircisiz oynanmaz.
- Aynı sezonda iki takım birden küme düşürülmez.
- Diyarbakırspor'a karşı yapılanlar, milli ve manevî hassasiyetlerden ötürü, Diyarbakırspor'un buna mukabil yaptıkları bölgesel dengeler ve hassasiyetlerden ötürü, Yılmaz Vural'ın yaptıkları ise kendisi çok sempatik bir insan olduğu için görmezden gelinir.
- Üç büyük takımın maçlarında gerçekleşen saha olayları ne kadar şiddetli olursa olsun, bu yüzden maç tatil edilmez.

Futbol sahaları dışında da geçerli olan, fenafillah bir maddemiz de var:

- Nüvesinde milli ve manevi hassasiyetlerin izi bulunan şiddet eylemleri meşrudur, kitabına uydurabildiğiniz sürece vurun yiğitler!

Velhasıl yeğenim, vaziyet bu minvaldedir. Gözlerinden öper, zihin açıklığı dilerim.

Salim Dayın

NOT: Simav'dan çok güzel kuru fasulye geldi, şeker gibi. Manfred'le iki tas gönderiyorum, afiyetle yiyin."

Elçiye zeval olmaz Pvh, durum böyle imiş.

Kurumsallaşıyorum kurumsallaşıyorum popom yine kuru kalıyor

Şimdi bizim Fenerbahçe kurumsallaştı ya (kurumsallaşma, empati ve sinerji kelimelerini aynı cümle içinde kullananlara Ömer Üründül plaket veriyormuş), her şeyimiz yerli yerinde, oramız buramıza denk, öbür tarafımız da trompet çalıyor. Nasıl bir kurumsallaşmaksa bu gözünü sevdiğim, son günlerde kulübümüzün en haşarı ve uçarı kurumlarından biri olan resmî internet sitesinden öyle enfes kurumsallaşma numunelerine tanık oldum ki, Yiğit Yılmaz ve Canarino sağolsun. Size de anlatayım.

Birincisinde tribüne Kocaeli'den iştirak eden Yiğit Yılmaz ve arkadaşları üşenmiyor, son derece soylu bir davranış örneği sergileyerek Galatasaray'ın gerçek centilmen başkanı Özhan Canaydın'la ilgili bir pankart hazırlıyor. Hikâyenin ayrıntılarına girmeyeyim, bizim kurumsal internet sitesinin editörleri de Manisaspor maçında açılan bu pankartın fotoğrafını resmî siteye koymaya karar veriyor. Ama sonundaki GFB yazısını fotoşop marifetiyle silerek. Ciddiyete gel bey abi, kurumsallaşmaya gel...

İkinci olayımız ise Canarino'nun tesadüfen fark ettiği bir başka şahane kurumsallaşma örneği. Temel işlevi günlük gazeteleri tarayıp haber yalanlamak olan resmî sitemizin kurumsal editörleri, 9 Şubat 2007 tarihinde de yalanlayacak bir haber buluyorlar neyse ki. Efendim Vatan ve Takvim'de çıkan haberlere göre Aziz Yıldırım, Zico'yu kulüp binasına çağırmışmış da, kulağını çekip uyarmışmış da falan filan. Oysa Aziz Başkan hiç öyle şey yapar mı, mümkün mü? Neyse, resmî site bu haberi yalanlayacak ama kullanılan başlık şu: "Başkanımız görüşmedi ki." Fazla şımartılmış toraman bir veledin lüfer gibi açtığı ağzıyla, "acımadı ki acımadı ki" deyişini gözünüzün önüne getirin. Bir fark var mı arada?

Kısacası, kurumsal kulübümüzün kurum bağlamış resmî internet sitesinin vaziyeti bir Umut Sarıkaya karikatüründen hallice. Hadi şimdi hep beraber kurumsallaşalım, tesisleşelim. Kaleci Hayrettin'in çok kötü oynadığı bir Barcelona maçının ardından kendisine tutulan mikrofonlara söylediği gibi: "Tesisler süper..."

O zaman yükselerek arşa değer belki başım

Bir önceki yazıda Andriy Arşavin'in web sitesindeki şahane soru-cevap teşekkülünden söz etmiştim. Rus Rıdvanı aynı hız, adanmışlık, kibarlık ve mizah duygusuyla devam ediyor hayranlarından gelen soruları cevaplamaya. (Bu arada bir rivayete göre, web sitesinin yapım ve bakımını Rusya'da maddi durumu iyi olmayan bir arkadaşına bırakmış Arşavin ve bu yüzden hiç üşenmeyip, tek tek gelen soruları cevaplıyormuş, arkadaşına kıyak olsun diye. Eğer öyleyse iki kat sevdim seni Arşavin, hakkaten yükselerek arşa değecektir belki başın.) Birkaç Arşavin numunesi aktaralım, gelecek kuşaklara kalsın:

SORU: Andriy, "Lost"u seyrettin mi?
CEVAP: Hayır.

SORU: Piercing hakkında ne düşünüyorsun?
CEVAP: Onaylamıyorum.

SORU: İdeolojik anarşizm hakkındaki düşüncelerin neler?
CEVAP: Size kapsamlı bir cevap verebilmem için, bu konuyu etraflıca incelemem gerekiyor. Şu an için bir şey söyleyemem.

SORU: Adım Olga, 13 yaşımdayım. Futbol oynuyorum ve senin en büyük hayranınım. Ama babam futbol oynamama izin vermiyor. Andriy, söyle bana ne yapayım?
CEVAP: Babanı dinle.

Hertha takibi

Bu blogun yazarlarından Medgallis'le Hertha Berlin'e ne kadar uğursuz geldiğimize dair bir pehlivan tefrikası hazırlıyorum, onu başka yazıya bırakayım ama şunu da söylemeden geçmeyeyim. Papazın Çayırı'nda Hertha takibine iki hafta önce başladım, bizim yavrukurtlar o hafta içeride Nürnberg'e son dakika golüyle yenildi, Curva'daki apaçiler sahaya daldı, moraller dibe vurdu, Zeman dönemi Fenerbahçesi'ni bile aratır hale geldi camia. Sonra geçen hafta değinmedim Hertha'ya, bizimkiler gidip deplasmanda Wolsburg'a beş çekti. Uğursuzluğum bununla bitse iyi. Geçen hafta Sivas'ın janti hocası Muhsin Ertuğrul'dan söz edecek oldum sitayişle, adamcağız 3-4 gün sonra gözyaşları içinde istifa etti. Tüm bunlar şunu getiriyor aklıma. Yıllar önce bir başka Fenerli arkadaşla farklı ülkelerdeyiz, düzenli yazışıyoruz ve Fenerbahçe'nin vaziyeti de temel konularımızdan biri. O arkadaş bir emayilinde aynen şunları yazmıştı:

"Bende bir evliyalik bas gosterdi, bu satirlarda Tuncay in elma yanaklarindan bahsettim o hafta elmacik kemigini kirdi, besiktas taraftarindan bahsettim, maca 15 bin kisi anca geldi, bu hafta luceskunun gotunden bahsediyim de siksinler ipneyi… ekiekikikiki…"

Derbi

Şiddet aleyhtarı bir insanım, bütün samimiyetimle kardeşçe bir maç olmasını, Mehmet Demirkol'un değindiği üzere Özhan Canaydın anısına yapılacak olan saygı duruşuna iki takım oyuncularının kol kola çıkmasını istiyorum. Hakemi farklı bir gözle seyretmek istemiyor, sahada iyi top oynayan takımın kazanacağına inanmak istiyorum. Müjdat Yetkiner ruhuna bürünsün istiyorum çubuklu formalılar, farklı bir galibiyet arzu ediyorum. Uğursuzluk buraya da sirayet etmesin, artık susuyorum ve mikrofonu Ömer Üründül'e bırakıyorum.

Fenerbahçe-Manisa maçında durum 2-0'ken spiker Manisaspor'un ne yapması gerektiğini soruyor. Ömer Üründül cevap veriyor:

"Gol atmaları lazım."
Devamı ...

18 Mart 2010

Sağlı sollu ataklar - 3



Yahu bırakın da, Aziz Yıldırım yalakalığıyla en son suçlanacağım yerlerden birinde, Papazın Çayırı'nda doya doya bir sınırsız yabancı hakkı savunusu yapayım. Diyeceksiniz nereden çıktı bu? Türk futbolunun geleceği hakkında kaygılandığım, ligimizin ve futbolumuzun nurlu ufuklara koşması için ne gibi önlemler alınması gerektiğine kafa yorduğum için falan değil elbette; sırf kemiksiz 30 milyon TL'ye patlayan Mehmet Topuz'u seyrederken çektiğim eziyetten, 19 Mayıs'ta kabir azabı gibi geçen o 90 dakikadan ötürü.

Yabancı oyuncu sınırlamasının kaldırılması gerektiğini düşünüyorum. Hem de öyle İngiltere'deki gibi şu kadar maç milli olma şartı falan da getirilmeden. Türkiye kalitesiz yabancı cenneti olacakmış, umurumda değil. Zira bu piyasanın bir dengeye erişmesi için, yurt dışındaki muadilleri senede 100 bin avroya 'Allah bereket versin' derken, bizim Türk futbolcular deve yüküyle para kazanarak yattığı için, sırf Türk diye Topuzlara, Kâzımlara, Gökhan Ünallara, Vedersonlara verdiğimiz paraya acıdığım için. Diyeceksiniz ki, parası senin cebinden mi çıkıyor kardeşim? Valla diğer takımları bilmiyorum da, Fenerbahçeliysen eğer aynen öyle oluyor kardeşim. Yönetim kombinesiydi, formasıydı, kanarya kanatlı yağmurluğuydu, dergisiydi, gazetesiydi, 55 liralık kale arkası biletiydi derken; fitil fitil getiriyor burnumuzdan dermansız Mehmet Topuz'a ödenen paraları.

Yabancı sınırlaması kalkınca bir iki üç daha fazla Josico gelecek diye düşünüp nifak sokmayın şu gül gibi ortamımıza. Ben, 'takımı yabancı oyuncuyla dolduralım, kupaları birer birer nah alalım' demiyorum, 'hele şu piyasa dengeye gelsin, sırf lacivert pasaportunun yüzü suyu hürmetine, futbolun temel kurallarından bihaber olan adamlara çil çil avroları yedirmeyelim' diyorum.

Thomas Doll Doll Doll

Laf Gençlerbirliği maçından açılmışken kıymetli Erfurtlular, Gençler'in hocası Thomas Doll'un atkıları, ceketleri, bir bütün olarak stili sizin de dikkatiniz celb ediyor mu? Üstad sanki maç biter bitmez Tunalı Hilmi'de sergi açılışına katılacak, elinde şampanyasıyla sarı lülelerini sallayarak günümüz modern sanatı hakkında ahkâm kesecekmiş gibi durmuyor mu? Tamam iki dirhem bir çekirdeksin de Thomasım, sen de bizim gibi 80'leri yaşamadın, Antalya sahillerini şenlendiren zevksizlik abidesi Alman turistlerin tavukgötü saç modelini sen de gururla taşımadın mı bir zamanlar? (Aha da belgesi. Bir de şu var ki, buna bismillah çekmeden bakmayın derim.) Eee o zaman afran tafran kime? Sen de çıksana Herr Daum gibi, Bay Karaman ya da Bay Kurtar gibi şöyle tiril tiril eşofman takımınla, karıştırmasana kafamızı.

Muhsin Bey

Tabii iki dirhem bir çekirdek hocalar bahsine gireceksek, Sivas'ın janti hocası, Afrika kıtasının en meşhur Türk'ü Muhsin Ertuğral'ı da unutmamak lazım. Takım küme düşecek ama Muhsin Hocam, Yavuz Turgul'un filmindeki adaşı gibi briyantinli saçları, dar kesim takımları, şık atkılarıyla, tane tane verdiği güzelim demeçlerini soğukkanlılıkla sürdürüyor. "Pazartesi hocaları hiç kaybetmezler!" özdeyişi de Muhsin Ertuğral hocamızındır, unutmayalım. Yeri geldi, evimizden bir diyalog aktararak kapatayım bahsi. Pazar akşamı maç özetleri izleniyor:

SPİKER: Maçtan önce Mehmet Özdilek, Muhsin Ertuğral'a başarılar diliyor.
EVİN KADINI: Tiyatro yaşamında mı?

Rus Rıdvan'ı Arşavin

Sağlı sollu ataklar dizimizde kör topal, Adapazarı işi bir bilinç akışı yöntemiyle ilerliyoruz, Allah sonumuzu hayır eyleye. Arşavin meselesi de diyalog aktarmaktan çıktı. Faal futbolcular içinde Rıdvan Dilmen'e en çok benzettiğim topçu olan güzel kardeşimiz Andrey Arşavin, web sitesinde okurlardan gelen sapır saçma sorulara oturup cevap veriyormuş. Okumak isteyenler için sorular ve cevapları şurada ama ben en sevdiğim cevabı aktarmak isterim buraya:

SORU: Merhaba Andrey, ben de senin gibi futbol oynamak istiyorum.
CEVAP: Oyna o zaman.

Fildişi Sahili ile Türkiye kardeş ülke olsun

Gerçi sonradan yalanlandı ama ben istiyorum Guus Hiddink'in Dünya Kupası'nda Fildişi Sahili'ni çalıştırmasını. Dünya Kupası'na hazırlık niyetine Türkiye'yle de bir maç ayarlarsa Fildişi Sahili federasyonu, bir taşla iki kuş meseline yeni bir boyut kazandırır Guus hocamız. Düşünsenize, tek maçla iki takımı da görmüş, tartmış, oyuncuların form durumu hakkında bilgilenmiş olacak. Mesela ilk devre Türkiye'yi, ikinci devre Fildişi Sahili'ni yönetebilir. Sonra mesela kardeşlik vurgusunu arttırmak adına Kader Keita, bir devreliğine Türkiye forması giyebilir. Hiddink maç sonunda Fildişi Sahili televizyonuna onların durumunu, bizim muhabirlere de Türkiye'nin durumunu anlatabilir. İktisat tahsilimiz bir boka yaramadı bari dandik ekonomi yazarlarının kullanmaya doyamadığı o aptal klişeyle bağlayayım lafı: Tam bir kazan-kazan durumu değil mi sevgili Erfurtlular? (Gerçi kazan deyince benim aklıma keşkek, löp et, helva falan geliyor ama.)

Hiddink demişken, adam Ağustos'ta gelecek diye federasyonu tefe koyanları da anlamıyorum. Öyle ya da böyle adamlar gitmiş, piyasanın en iyi milli takım hocalarından birini, daha dokuz ay önce Chelsea'nin başında Şampiyonlar Ligi maçına çıkan bir hocayı getirmiş. Bizimkiler hâlâ 'vay efendim Ağustos'ta mı gelinirmiş' diye şarlıyorlar. Sanki Fatih Terim Mart ayında iş başı yaptı da dağları deldik, turnuvaları fethettik a.q.

A.Q. ne lan?

Az önceki paragrafın son kelimesini yazarken ben utandım, siz okurken bana sövdüyseniz üzülmem. Son zamanlarda sık sık gözüme çarpmaya başladı bu a.q., özellikle internet gençliğinin jargonuna yerleşmiş. O nasıl şey lan öyle? Ya hiç küfretmeyin, ya da adam gibi amına koyiim deyip geçin. A.Q. neymiş? Batmak üzere olan uyanık bir Rizeli müteahhitin İstanbul'un en siktiriboktan yerinde yeni orta sınıfları kandırıp üç beş daire satayım diye uydurduğu o sikindirik site isimlerine benziyor.

"AQ Evleri, gelin size de koyalım!"

Tamam tamam bitiriyorum

Müjdat Yetkiner'den hâlâ bahsetmedin, ne oluyoruz diyen münafıklar olacaktır elbet. Ben o zaman size Barcelona'nın Müjdat Yetkiner'i olan Messi'den bahsedeyim. Haftasonu Valencia maçını, Çarşamba akşamı da Stuttgart maçını izledim Barça'nın. Uyuyanları uyarmak, uyandırmak istiyorum. Lan oğlum dünyanın muhtemelen gelmiş geçmiş en iyi futbolcusuyla aynı zaman diliminde yaşadığımızın, onun maçlarını izleyerek yaşlandığımızın farkında mısınız?
Devamı ...

9 Mart 2010

Sağlı sollu ataklar - 2



Yahu bu Andre Santos iyi çocuk hoş çocuk da, Fenerliyiz diye, safız diye, yiyor bizi arkadaşlar. Eleman Sivas maçında Alp disiplinine çıkmış kayakçı gibi aktı, golünü yazdı; o golün hatrına sonraki on maç boyunca 'ulan bu adam sahada ne yapıyor' diye sormadık hiç birimiz. Şimdi geldi, ligin belki en kritik maçında yine yaptı slalomunu, yine yazdı enfes golünü, on maç daha gider artık eli belinde. Ayrıca, takımın en iyi oynayan adamının Emre olması sizin de siniriniz bozmuyor mu? Bir tek ben mi kaldım lan yoksa?



Bu hakemlerle bu lig...

Yönetim kurulu ve başkan kendi özeleştirisini yapana kadar hakem muhabetti yapmayacağım, hakem muhabetti yapan Fenerliler'e de kulak asmayacağım. Takımı, gözden düşmüş Avrupalı forvetler için rehabilitasyon merkezine çevirenler, sırf altından dere geçiyor diye 55 liraya kale arkası bileti sattıkları stadyumun zeminini düzeltemeyenler, üç sene şampiyonluk sözü verip milletin ağzına bir kovan Anzer balını çaldıktan sonra, İslam Çupi'nin o uhrevi anlamlar kazanmış sözünü kendi başarısızlıklarının bahanesi niyetine kirletenler yapsın önce özeleştirisini, ondan sonra hakem konuşmaya başlarız. Ne yazık artık Erman da yok karşılarında...

Müdürü yuhlayın

Deniz'i ve Selçuk'u yuhaladınız ne oldu? İBB maçında onların yerine girenler maçı kurtardı değil mi? Daum'un mecburiyetten üç maçta üç değişik yerde oynatıp dolap beygirine çevirdiği Deniz Barış da, Selçuk Şahin de, Daniel Güiza da ve hatta Ali Bilgin ya da Maldonado bile, yeteneksiz oldukları ya da kötü oynadıkları için yuhalanmayı hak etmez. Müdürün işe aldığı adamın kapasitesi sınırlıysa, o adama değil müdüre şarlarsınız. İBB maçında Deniz Barış'ın ofsayt olduğu için sayılmayan golü, hayatımda en çok sevindiğim Fenerbahçe gollerinden biriydi. Sırf o, nerede oynarsa oynasın elinden geleni yapmaya çalışan adamın onuru kurtulsun, akşam evine gidip rahat uyku uyusun diye. 'Bizim uykumuz ne olacak?' diye soruyorsunuzdur muhtemelen. Onu bana, Deniz Barış'a ya da Güiza'ya değil; müdüre soracaksınız... Takımın bu sezonki en önemli maçında sahaya onbir futbolcuyu zar zor topluyorsak, bu Deniz Barış'ın suçu değildir.

Rıdvan meselesi

Oğlum bir de her Rıdvan muhabbeti açıldığında ortaya çıkıp, "İki sene top oynadı, şu kadar sene yattı" adamları var ya, onlarla nasıl geçineceğiz, kurulmakta olan şu medeniyetin hangi tuğlasını birlikte koyup, hangi sıvasını birlikte vuracağız. Ah benim güzel kardeşim, zavallı Rıdvan hasta yatağından kalkıp, koltuk değnekleriyle mi çıkacaktı o çok sevdiği yeşil sahalara? Rıdvan'ın sakatlıklarından bazılarının yeterince iyileşmeden oynadığı için tekrar nüksettiğini bu kadar mı çabuk unuttuk? Kendine bakmıyormuş. Valla kendine bakan adamlar Pele gibi, Platini gibi sonradan lacileri çekip, kodamanlarla poz veren düzen adamları oluyor. Bakmayanlar da Maradona oluyor, George Best oluyor. Tercih sizin...

Es-Es Bando

Sağlı sollu yükleniyoruz madem, Eskişehir'in bandosu dikkatiniz çekiyor mu ey Erfurtlu Fenerliler. Hele de o İspanyol havalarını çaldıkları anda tribünler de eşlik etmiyor mu o ezgilere, kendinden geçiyor insan, Eskişehirli olası geliyor. Neymiş efendim Premier Lig seyircisi türkü söylemezmiş, ıslıkla rakibi boğarmış, alkışla da destek verirmiş. Ulan güzel kardeşim, bırak isteyen ıslık-alkış takılsın, isteyen de türküsünü söylesin. Nasıl bir şeymiş bu marazi Evropa aşkınız, ne bitmek bilmez ızdırapmış bu Evropa-Türkiya karşılaştırmalarınız. Takıma en iyi desteği ıslık-alkışla verirmişsiniz. Yahu ben belki takıma destek vermekten çok şarkı-türkü söylemeye, eğlenmeye, omuz omuza durmaya, o dayanışma hissinin tadını çıkarmaya, kendi sikik, bungun, beyaz ya da mavi yakalı ama her durumda iki yakası bir araya gelmeyen hayatımın acısını çıkarmaya geliyorum tribüne. Sana ne! Bak ne güzel bandosuyla, atkısıyla, kaşkoluyla, marşıyla, şarkısıyla coştukça coştu Es-Es tribünü. Spikerin sesini kıs, tribünü dinle. Helal olsun Selamsız Bandosu kılıklı o amcalara ve onlara eşlik eden onbinlere. İllâ ki 'işte Pürömiyerlik bu' diyene mi meftun olacağız, işte Süperlik de bu, kendi kusuruyla güzel...

Diyar-Bursa

Süperlik övgüsünün üstüne Diyarbakır-Bursa maçına dalarak, kendi kendimi sabote edeyim müsadenizle. Başka yere görüş verdim, kısaca aktarıvereyim buraya da: İlk yarıda Bursa'da oynanan maçtan sonra bir avuç sağduyulu insanın ısrarla, neredeyse kendilerini yırtarcasına bu olaylara, Diyarbakır taraftarına yapılan haksızlığa dikkat çekmesi boşuna değildi. Zira Türkiye ikili karşıtlıkların hüküm sürdüğü, cepheleşmenin geçer akçe olduğu, taraf olmayanın bertaraf olduğu bir ülke. Hal böyle olunca, ilk maçta mağdur olan Diyarbakırspor'un taraftarı da şah iken şahbaz oluyor ve yıllar önce Altay maçında ortaya konan "o" senaryodan medet umar hale geliyor. Her tarafımız öyle kokuyor ki, tüm bunların üstüne bir Diyarbakırlı da kalkıp, "benzer senaryoların ortaya konduğu birçok maç izledik bu ülkede ve hiç biri tatil edilmedi" dese, en şiddet aleyhtarı olanımızın bile buna verecek cevabı yok. Hiçbir şeye değilse, bir milat olmasına yarasın bari...

Hertha takibi

Sağlı sollu ataklar uzun ömürlü olursa, yaşadığım kentin takımına, yani Hertha Berlin'e de iki satır yer vereyim diyorum her yazıda. Bu sezon tabii, not bareminde iç güveysinden hallice mertebesine bile erişemedik, Medgallis'le birinci hafta kazandığımız Hannover maçına giderek kuruttuk takımı. Daha da iflah olmadı, kendine gelemedi bizim mavili yavrukurtlar. Bu hafta da Hamburg deplasmanından elimiz boş, götümüz yaş döndük afedersiniz... Kaybedilen her maçtan sonra "Artık bu işin şakası yok, bir an önce kendimize gelmemiz lazım," diyen Sivassporlu futbolcular gibi bizimkiler de.. Düşünsenize, Sivas küme düşmüş, bizim Çakmak Yasin, Bank Asya maçlarından sonra hâlâ, "Artık bu işin şakası yok," diye açıklamalar yapıyor.

Müjdat nerede?

Yazının sonuna geldik, hâlâ Müjdat Yetkiner'in adı geçmedi diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Buyrun o zaman Canarino kardeşimizin bloğuna bağlayalım sizi, bakınız 81-82 kadrosunun çift banka reklamlı kadrosuna, Müjdat Yetkiner'in bıyıksız dönemleri de olmuş.

Laf dağılacak ama bizim yan tarafta Dünya Kupası tarihinin 20 bıyıklı futbolcusuyla ilgili bir link verildi. Medgallis'in isteği üzerine o konuya da eğileyim diyorum yakında. O zamana kadar, siz şunu düşünün:

Eskişehirsporlu futbolcu Koray Aslan formasının arkasına neden K.A. yazdırmış? Kafka göndermesi mi var, Orhan Pamuk'un 'Kar' romanına atıf mı, ne oluyoruz lan? "İşte Süperlik bu" dediysek, bunu da demedik...

Devamı ...

15 Ocak 2010

Sağlı sollu ataklar - 1



Gökhan Ünal gelecek diyorlar, 'poor man's Güiza' derlerdi İngiliz basınında, hakkında saç ektirdiği için altı ay topa kafa vurmadığına dair fantastik söylentiler çıkarılan Gökhan'ı tanısalar. Canımıza mı kast ettin başkan (ettiğini biliyoruz da)? Camiaca içinden geçmekte olduğumuz şu hassas periyodda, yeni Zafer Biryollar, yeni Murat Hacıoğlular, yeni Aygün Taşkıranlar yaratmaktan mı ibarettir "büyük" başkan Aziz Yıldırım'ın "büyük" Fenerbahçe vizyonu?

Ayrıca, ulan en güzel gollerini bize mi saklıyor ikinci-üçüncü liglerin güzide "Fener'i-yen-yeni-Pendik-ol" kompakt organizmaları. Uşak ve Şanlıurfa'dan sonra Tokatspor'dan da jeneriklik gol yedik, aldık kabul ettik. Fenerbahçe'nin Türkiye'nin psikolojik topografyasında işgâl ettiği hatırı sayılır kabartıyı özümsemek isteyenlere tartışma konusu: Babam dahil cümle Fenerli olmayan yurttaşa, Fener'in herhangi bir Anadolu takımından gol yediğini ya da mağlup olduğunu görmekten daha büyük zevk veren bir şey var mı iki senedir Dink'in katilinin hükmünü bile veremeyen şu düttürü memlekette?

Milli takımı Güvenç-Yılmaz-Hikmet-Erdoğan-Giray hocalarımız el birliğiyle, dönüşümlü idare etse, her maç da başka hoca görsek kulübede, ara sıra genç kuşaklara da fırsat verilse, önemsiz bir Litvanya maçında Rıza Hoca, formalite icabı oynanan bir Kazakistan maçında Bülent Hoca mesela şans bulsa. Olma mı federasyon? Olma mı dünyanın en renksiz, en sade suya tirit federasyon başkanı pek Sayın Öngören? Turk Telekom'un ortaokulda silgi getirmeyip bir sene boyunca sağdan soldan silgi dilenen sinir bozucu toramanları andıran yöneticilerinin çok fena katakulliye getirdiği Digiturk'ten gelen üçyüzyirmbir milyon doları da ihtiyaç sahiplerine, sözgelimi futbol medyasının paryaları olan bloglara dağıtsanız mesela... Blog başına düşen yüz bin dolarla Aethewulf hepimizi Lille deplasmanına gönderse? Olma mı Başkan? Bak bizim başkandan umudu kestik, elâlemin başkanlarına sardırıyoruz bizim başkan. Gökhan Ünal'a da can-ı gönülden selam eder, kellerinden öperiz. (Kel demişken, memleketlim Suat Kaya saç ektirince nasıl bambaşka bir adam oldu, Frank Lampard gibi Evropa stadyumlarının tozunu atmaya, erkek güzeli Redondo gibi Evropalı orta sahaların belinden su almaya başladı değil mi? Ahmet Keloğlu'nun gerçekten kel olması ise kaderin tuhaf ironilerinden biriydi, karıştırmayalım. Hasan Şaş'ın futbolculuğu bırakır bırakmaz sıfır numerodan vazgeçmiş olmasının çözümlemesini de rufailere, merhum Lacan'a ve polemikçi/blogcu Borges'e bırakıyorum.)

Fener'in eski topçuları ekseriyetle Fener'in arkasından konuşuyorlar. Başkan bir yandan kendi döneminde oynamamış eski topçulara enavi çeşit kıyak yapıyor, adlarını sağa sola veriyor, kulübün gediklerine yerleştiriveriyor onları, hoşumuza gidiyor bu tavırlar (Müjdat Yetkiner'i mesela onursal başkan yapsalar kulübe bir dakika düşünmem, sadece alkışlarım). Bir yandan da kendi döneminde, kendi elleriyle getirdiği topçuları kovmaktan beter ediyor, naklen yayın ihalesinde mola isteyen Türk Telekom yöneticisi gibi boncuk boncuk terletiyor, aklını alıyor sabi sübyanların. Hele de hukuk âleminin Harry Potter'ı Şekip Mosturoğlu'nu (ama gerçek benzemiyor mu?) da arkasına aldıktan sonra, bambaşka bir güce kavuştu yönetimimiz ve başkanımız. Allem ediyoruz kullem ediyoruz, takımımızın en eski, en sembol, en düzgün, en "bizim oğlan" çocuğunu bile küstürüyoruz. Burada ulusalcı-polemikçi-leş köşeyazarı kimliğine bürünüyoruz: Semih Şentürk'ün adını dolar işaretiyle yazan "güldürükçü" forumcular, Başkanbahçeciler, size soruyorum; Semih Şentürk'ü de küstürdükten sonra kime sarılacağız biz, yok ya olursa, çoluğumuza çocuğumuza hangi doğuştan Fenerbahçeli'yi göstereceğiz işaret parmağımızla? Elli yıl sonra yeni bir stadyum yapıldığında Ümraniye sırtlarına, Alex de Souza'nın adını mı vereceğiz? Soru beyhude aslında değil mi, siz ona da "Aziz Yıldırım Stadyumu" dersiniz.

Kötümser miyim? Buyrun o zaman bir doz "alaşağı Özkök" vereyim size. Türkiye'de güzel şeyler de oluyor. Fenerbahçe, adının içinde çok sayıda Kazım barındıran laubali adamdan kurtuluyor. Hazır Özkök gazını almışken başkanım, Gökhan Ünal'a kancayı taktık madem, yanıbaşına da Okan Koç'u iliştirsek olma mı? Siz seversiniz ezeli rakiplerinizde oynamış topçu almayı. Altay'dan Denizli'ye transfer olduğuna bakmayın, çocuk hem Beşiktaş'ta, hem Galatasaray'da oynadı. Üstüne de bir Emre Aşık çaktık mı, bizden kralı olmaz. Rüya gibi geçen 90'lara geri döneriz, Tokatspor golleri attıkça babam zevkten dört köşe olur, "acıların takımı" klişesini hiç sakınmadan dolaşıma sokuverir. Klişeler zaten ihtiyarların can yoldaşı değil midir? Bir de tabii Fenerbahçeliler'in...

Devamı ...