28 Eylül 2009

Diyarbakırspor'un Maruz Kaldığı Muamele Ceza Gerektirir



Diyarbakırspor Başkanı Çetin Sümer şayet Bursaspor ceza almazsa takımı ligden çekebileceğini söyledi. Diyarbakır’ın gittiği her maçta aynı olaylar oluyor. Bu işin tabi bir kısmı Diyarbakır’a has değil. Hemen her stadda aynı şeyleri yaşıyoruz. Önce Türkiye’deki stadların olmazsa olmazı olan İstiklal Marşı hep bir ağızdan aşk ediliyor, ki bir an için dahi olsa toplu halde İstiklal Marşı okuma fırsatını kaçırmayalım, hemen ardından konjuktüre göre “Ne Mutlu Türküm Diyene” veya “Türkiye Laiktir Laik Kalacak” sloganlarından bir tanesi bağırılarak gereken yerlere mesaj veriliyor, tabi bu repertuarın en güzide eseri olan “Şehitler ölmez vatan bölünmez” bütün bunların sonunda taraftarın bölünme problemi hakkındaki kısa ve net cevabı oluyor. Diyarbakır’ı özel yapan şey ise taraftarların Diyarbakır için özel bir repertuar geliştirmesi. Bu repertuarın ayırd edici sloganı “PKK Dışarı”. Maazallah PKK içeri girmiş bulunmuş ise ne yapması gerektiği konusunda kafasında bir karışıklık olmasını kimse istemez.

Giriş bölümünde “PKK”, “Diyarbakır” gibi kelimeler geçen bir yazının anlaşılmasının çok güç olduğunu artık hepimiz biliyoruz. Ortalama 5.6 sene eğitim görmüş insanlardan oluşan, 11 – 15 sene arası eğitim görenlerinin ise geri kalan hayatlarında gerçek yaşama adapte olabilmek için öğrendiklerini unutması gereken bir ülkede yaşıyoruz. Ortalama bilgi edinme kaynağı TV, tartışma platformu kahvehane, fikirlerini en edebi sunduğu yerin ise internet haber sitelerine yaptığı yorum olan bir kitle var karşımızda. Dolayısıyla “PKK bir terör örgütüdür. Türkiye bölünemez. Terörle bir yere varılmaz” diyerek konuya başlayıp sıramızı savalım, herhangi bir yanlış anlaşılma olmasın.


Diyarbakırspor’a Yapılan Sıradan Faşizmdir ve İnsanlık Suçudur
Türkiye’nin herhangi bir stadında Diyarbakırspor’a atılan sloganlar Diyarbakırspor’un Diyarbakır’ı temsil etmesi, Diyarbakır’ın da PKK’lı olduğu önermesine dayanıyor. Şüphesiz “PKK dışarı” veya “Şehitler ölmez vatan bölünmez” sloganlarıyla gösterilen “duruş” bir mesaj verme isteğine sahip. Bu mesajın özellikle Diyarbakır’a karşı seçilmesi ise Diyarbakır’ın bu kafalarda PKK ile özdeş olduğunu gösterir. Bu görüş de özetle, “Diyarbakırspor Diyarbakır’ındır, tüm Diyarbakır bilaistisna PKK’lıdır. PKK terör örgütürüdür, demek ki Diyarbakırlılar Teröristtir”den ibaret. Bir şehirde yaşayanların hepsinin veya hiç değilse çok büyük çoğunluğunun belirli bir etnik gruba veya şehirdaşlığa mensubiyetleri sebebiyle “Terörist” olduğunu düşünmek ise klasik bir sıradan faşizm örneği. Zira gündelik hayatta insanları siyasal mensubiyetleri, inançları ve tabiiyetleri sebebiyle “aynı” kabul etmek, herhangi bir kötü örnekle “özdeşleştirmek”, onları tek potada eritmek faşizan bir zihin alışkanlığına tekabül eder. Bu ister Türklerin barbar olduğunu düşünen bir Avrupalıda bulunsun, ister zencilerin aşağılık ırktan geldiğini düşünen bir Ku Klux Klan üyesinde görülsün adı faşizm veya biçimine göre ırkçılıktır. Bu durumun meşru kabul edilmesi, sürekli halde tekrarlanması ve buna karşı çıkanların marjinal kalması ise içinde yaşadığımız gündelik hayatın ne kadar faşizan bir atmosfer olduğunu göstermekten başka bir şeye yaramaz. Böyle bir atmosferin ise neler yapabileceğini hepimiz biliyoruz, şehirler ve mensubiyetler üzerinden birbirini düşman kabul eden insanlardan oluşan bir toplumun toplumsal dokusu hastalıklıdır, böyle bir toplumsal doku sürekli bir halde husumet üretmektedir ve bu husumetlerin çözümü için baskın olarak önerilen militarist bir total yok ediş veya savaş çağırısıdır. Bu durum da bir toplumu çok basit olarak kimlikler üzerinden böler. Halbuki Diyarbakırspor’u Türkiye’nin farklı etnik grubuna mensup bir coğrafyasının meşru temsilcisi olarak kabul etmek, bu farklılığı öğrenmeye veya en azından saygı duymaya çalışmak, kültürel iletişimi, toplum içindeki bağları güçlendirecek bir yol olarak düşünülebilir.


Etnik Ayrımcılıkla Mücadele Federasyonun Görevidir
Diyarbakır şiddete maruz kaldıkça ve bu şiddet meşrulaşıp, taraftar grupları arasında kimin Diyarbakır’a daha çok şiddet uygulayacağına yönelik bir yarış başladıkça kabul edilmesi gereken net gerçek bunun toplumsal ayrışmaya yol açacağı ve öncelikle durdurulması gerektiği olacaktır. Ancak böyle bir sonuç ortaya çıkmasaydı dahi herhangi birine veya gruba kitle halinde mensubiyetleri sebebiyle küfrederek sözlü şiddet uygulamak haksızdır ve yasalarca suç olarak kabul edilmiştir. Türk Ceza Kanunu’nun 216/2 maddesi şöyle diyor: “Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” Diyarbakırspor’a “PKK Dışarı” diye bağırmak bu maddedeki hükmün birebir gerçekleşmesini sağlamaktadır. Diğer yandan Diyarbakırlılara stadlarda saldırmak, kafalarına koltuk atmak, taş fırlatmak da herhalde suçtur ve cezasız kalmaması gerekir.

Bu fiillere karşı ceza vermekle yükümlü olan organ özel mevzuat gereği Türk Futbol Federasyonu. “Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun”un 17. Maddesi diyor ki “Spor ahlakına aykırı, tahrik edici, aşağılayıcı, dil, din, mezhep, ırk, cinsiyet, etnik ve siyasi ayrımcılığa yönelik söz sarf edilmesi veya bu mahiyette afiş veya pankartların müsabaka alanına veya yakın çevresine asılması yasaktır.” Kanun bu fiil için bir ceza da öngörmekte. Dolayısıyla kanunen bu olaylar karşısında TFF’nin yapması gereken şey, fiilin hak ettiği cezayı vererek saha kapatma ve idari para cezası cezalarını uygulamaktan ibarettir. TFF’nin bu halde yanlı tutum alarak, suçun bu şekilde işlemesine göz yumma hakkı bulunmamaktadır.

Tabi Türkiye’de kurumların neyi yapması gerektiğini söylerken evrensel bazı kıstasları esas alıyoruz. Yani insan hakları, açık toplum, demokratik hayatın ilkeleri gibi evrensel bazı kaidelere referans yapıyoruz. Türkiye’deki hiçbir kurum ise kendine bu tip kaideleri referans alıp hareket etmediği, herkesin kaidesi bu kuralların Türkiye hali olduğu için de uygulamada yaşanan adaletsizliklere alıştık. Örneğin “Hepimiz Ogünüz Hepimiz Mehmet” pankartı sebebiyle Trabzonspor suçu ve suçluyu övmek fiillerinden ceza almalıydı, böyle bir olay hatırlamıyoruz, hemen hemen her maç Türkiye’nin stadlarında büyük olaylar oluyor, işte Fenerbahçe Gaziantep maçından önce olan olaylar malumunuz, gereken ceza gelmiyor. Bütün bunlar birikince de TFF veya herhangi bir idari kurum saygınlık kazanamıyor, güven telkin edemiyor, hepsi haklı olarak çifte standartçı olmakla itham ediliyor. Bundan rahatsızlık oldukları da söylenemez, herhalde sürekli çifte standart uygulamanın kendilerine yarattığı keyfi alanın kendilerine verdiği bir hoşnutluk vardır.


Kuralsızlığa Karşı Kural
Bu saatten sonra insanlığa veya insani bir takım hasletlere referans vererek konuşmak çözüm için yeterli değil. Açık ki faşizan zihniyet herhangi bir insani ahlakla bağdaşmaz ve kendisine referans olarak da böyle bir sistemi almaz. Yani biz vicdandan, insan eşitliğinden, hiçbir insanın ayrımcılığa uğrayamayacağından filan bahsedelim, karşıdaki insanı sırf bir şehirden geldiği için terörist kabul eden bir akıl herhalde böyle bir haslete erişebilecek düzeyde değildir. Üstelik bu kendisine kuralla da dikte edilse bu kuraldan daha üstün daha geçerli bir kural olduğunu, kendisinin terörizmle filan mücadele ettiğini düşünecektir. Her ne kadar bir stadda, konuyla alakası meşkuk bir takımın taraftarının kafasına koltuk atmanın nasıl terörle mücadele olacağı veya “milli” kabul edilebileceği tartışmalı ise de, insanların sürekli böyle davranması böyle bir kabullerinin olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla bu kural tanımayan, kuralsızlıkla beslenen veya kendisinin tüm kuralların üstünde olduğunu düşünen zihniyetle mücadele de laf anlatmakla, beyanat vermekle filan olacak iş değil. Mevcut varolan kuralların sert bir şekilde uygulanması gerekir. Bu olaydan sonra Bursaspor’un sahası 5 maç kapatılsa ve ardından bu tip olayları tekrarlayan her takıma bu ceza kati bir suretle uygulansa bir sene sonra yöneticilerin maç çıkışında adet yerini bulsun diye özür dilediği bir atmosferden bu tip olaylar yaşanmasın diye canla başla çalıştıkları, sonuç alınan bir ortama geçiş olabilir. Bu da tabi bunu yapabilecek bir Federasyonla mümkün ki, onu da bu arada bulmak gerekiyor herhalde. Olayların üstünü kapatarak varlığını sürdüren bir Federasyonun üstüne bu kadar görev yüklemek de mümkün değil.

(NOT: Şu saha kapatma ve idari para cezası cezalarının işlevselliği üzerine İbrahim Altınsay çok güzel bir yazı yazdı, bu tartışmaya girmeden bu tip durumlarda idari para cezası ile 9 puan silme gibi bir ceza birlikte uygulansa çok daha işlevsel olur, onu da belirtelim.)


Devamı ...

20 Mayıs 2009

Barcelona vs. Diyarbakırspor


barcelona 2008-2009

Barcelona Türkiye’de son yıllarda futbola entelektüel ilginin de artmasıyla çok daha tanınan bilinen ve sevilen bir kulüp haline geldi. Bir futbol kulübünün ötesinde bir şey olması, Katalan kimliğinin bordo mavili formada tecessüm etmiş hali pek çok insanın Barcelona ilgisi ve sevgisinin nedeni.

Üstelik kalbi solda olanların siyasal temayüllerine indirgenecek bir ilgi de değil Türkiye’deki Barcelona ilgisi. Gayet milliyetçi ve muhafazakar insanların da Barcelona’nın bu kulüpten öte kimliğini benimseyip biraz da bu nedenle Barcelona’ya sempatiyle baktıklarını görebiliyoruz.

Aynı saiklerle ve kimlik politikasının taşıyıcısı olarak Türkiye’de bir takım çıksa peki bu takıma sempatiyle yaklaşılır mı? Kalbi solda olanlar dahil bu takıma Barcelona’ya gösterilen anlayış gösterilir mi bundan pek emin değilim. Sadece kent ismiyle bir “öteki”yi temsil eden ama Süper Ligdeki son sezon kadrosunda Diyarbakır doğumlu sadece bir oyuncu barındıran Diyarbakırspor’a kendisini bütün tribün gruplarının ötesinde gören Çarşı dahil Türkiye’nin neredeyse bütün stadlarında “Pkk dışarı” diye bağırıldığını hatırlarsak aslında bir kulüpten daha fazla olan şeylere Misak-ı Milli sınırları içerisinde pek tahammülümüz olmadığını kabul etmemiz gerekiyor.

Oleguer İspanya milli takımında oynamayacağını açıklayıp Katalan kimliğiyle bunu gerekçelendirince “saf Katalan”, “entelektüel adam”,”helal olsun” nidalarıyla karşılanıyor ama aynı gerekçeyle Kürt bir futbolcu Türk milli takımında oynamayacağını açıklasa herhalde Türkiye’de en çok küfredilen futbolcu ünvanını ele geçirir ve kimse Oleguer’e gösterdiği diğerkamlığı bu futbolcuya göstermezdi.

Kendilerini öteki hissedenler uzak diyarlarda, okyanus aşırı yerlerde olunca onları anlayışla karşılamak hatta onların kimlik ya da dil taleplerine daha ılımlı yaklaşmak mümkün olabiliyor ama burnumuzun dibindeki insanların;Kürtlerin türbanlıların eşcinsellerin herhangi bir talebi, hakkı, çığlığı yok hükmünde algılanıyor çoğu zaman. Öteki belli bir mesafede olduğunda demokratlığını solculuğunu hatırlayan futbol mütefekkirleri de Barcelona’ya sempatiyle bakarken, Bilbao’nun aşırı milliyetçi tutumunu hoşgören bir dil kullanırken bu topraklardan çıkabilecek basit bir futbol ötesi anlam taşıyan kulübe ise hiç çekinmeden “bu kadarı da fazla” diyebiliyor. Diyarbakırspor bu sene tekrar Süper Ligde onların zaten bulundukları bölgenin kimlik taşıyıcısı olma gibi bir iddiaları yok aksine devlet takımı olarak görülüyorlardı pek çok insan tarafından özellikle ligdeki ilk yıllarında. Şimdi Diyarbakırspor’dan devlet biraz elini çekti. Bu devlet görünümlü takıma bile “Pkk dışarı” diye bağırılan bir futbol aleminde gerçekten bölgenin sosyo-politik taşıyıcısı olma iddiasını gütseler başlarına ne gelirdi acaba çok merak ediyorum. “Ötekiye saygılıyım ama benden uzak oldukça” anlayışının çok açık bir yansıması bizim Barcelona ve Diyarbakırspor’a bakışımız.

P.S. Diyarbakırspor Barceleno’nun kullandığı “bir kulüpten daha fazlası’sloganını kullansa hakkında kim ilk önce kapatılma davası açar diye bir soruyla bitirelim.

a)Yargıtay
b)Genelkurmay
c)Futbol federasyonu
d)Medya
e)Hepsi.

Devamı ...