28 Nisan 2010

Türkiye'nin En Büyük "Öteki"si



Daha önce İlhan Cavcav Fenerbahçe’ye PKK benzetmesi yapmıştı, bu sefer başkentin diğer takımından Konstantinopol olma suçlamasını duyuyoruz. Galiba Ankara’da derin devlet müfredatının teşbihle ilgili seminerlerinden fazla etkilenmiş bu kulüp yetkilileri. Aziz Yıldırım’a da “Bizans tekfuru” ya da “bölücübaşı” gibi sıfatlarla seslenilmesini bekliyoruz yakında. Fenerbahçe Kulübü, Ankaragücü Asbaşkanı’nın açıklamasına güzel bir cevap verdi, malum resmi sitede doğru düzgün açıklama görmeye alışık olmayan bir kitle olarak sevindiren bir şaşkınlıkla karşıladık kontra açıklamayı.

Fenerbahçe’yi hakemlere müdahale edip Bizans oyunları oynamakla itham eden adam gözümüzün içine baka baka “kardeş kulübümüz Bursaspor’u şampiyon yapacağız” diyebiliyor. Bir kulübün kendi galibiyetini başkaları için arzulaması spor ahlakı dersi vermek için ayağa kalkmış bu şahsın ne derece spor ahlakına sahip olduğunun en büyük nişanesi. Fenerbahçe’yi yenmeyi kendi kulübünün bir başarısı, şanı, şöhreti gururu için değil kardeş kulüplerinin şampiyonluğu için isteyen bir adama bir hafta önce kafayı fair-play la bozmuş necip Türk medyasından henüz bir ses seda gelmemesi de ne ilginç değil mi.

PVH de belirtmiş bir önceki yazıda, kimsenin Bursa’nın kalan maçlarından bahsettiği yok. Sanırım Bursa sadece Ankara maçını hükmen kazanıyor, diğer maçlarla ilgili bir hükmen galibiyet kararı bu sabah itibarıyla ortada yok. Ama ortada öyle bir durum var ki Bursa zaten bu iki maçı kazanacak havası yaratıldı çoktan. Fenerbahçe’nin oynayacağı rakiplerin ligde hiçbir iddiası olmamasına rağmen zorluğundan dem vurulurken Kayseri ve Beşiktaş maçlarının Bursa için zor maç olabileceğini bir Allah’ın kulu düşünmüyor mu yahu?

Bu oyunu daha önce görmüştük aslında. Şampiyonluğun son hafta kaybedildiği 2006’da yine herkes Fener’in maçlarına odaklanmış Galatasaray’ın oynadığı maçların esamesi bile okunmuyor, sonucu belli maçlar oynanıyormuş gibi bir hava yaratılıyordu. Fenerbahçe ligde son hafta maçını Denizli ile oynarken o sene ligin iyi takımlarından Kayseri’nin Ali Sami Yen’de hiçbir şey yapmaması kimseyi ilgilendirmiyor, hedefsiz takımların böyle oynaması hoşgörülüyordu. Oysa şimdi bakıyoruz Fenerbahçe ile oynayacak hedefsiz takımların maçlara hedefsiz takım gibi çıkmayacağı konusunda yaygın bir görüş hakim. Bursa’nın hedefsiz rakiplerine yine büyük tolerans söz konusu ama Fener’in rakipleri kanının son damlasına kadar oynamalı.

Artık şu ikiyüzlü ahlak bekçilerinin özneye göre konum belirlemeleri çok can sıkıcı bir hal aldı. Tabii ki Fenerbahçe ile oynayacak takım kanının son damlasına kadar mücadele etsin ama aynı mücadele başkalarına gösterilmeyince “hedefsiz takım konsantre olmamaları normal” gibi saçma sapan bir bahaneye sığınılmasın. Türk futbol kamuoyu da Fenerbahçe maçlarının sonucuna göre ahlaki duruş belirleme hastalığından kurtulsun artık.

Galatasaray’ın son iki şampiyonluğunda medyanın haline bir bakalım. 2005-2006’da oyuncularına ödemelerini düzgün yapan bir kulüple oyuncularına para ödemeyen kulüp farkını zengin küstahlığı-fakir mağduriyeti üzerinden kuran ve ikincisini sempatik bulan, 2007-2008 de ise kadrosundaki yabancıları verimli kullanan ile hiç kullanmayan arasındaki ayrımı zengin ruhsuz yabancılarla- aslan gibi Türk çocukları şeklinde ayrıştırıp yine tercihini ikinciden yana kullanan bir duruş. Bu yıl da kahpe Bizans’a karşı tek başına ayakta kalan Anadolu beyliğinin yanında saf tutma telaşesi.

Fenerbahçe’yi kötü adamlıkla özdeşleştirmek seviliyor buralarda. Kulüp yetkilileri de bu çarkı içselleştirdikleri için her zaman en kolayını seçip Fener’e en fazla küfredenin en iyi olacağını düşünüyorlar. Fenerbahçe biraz da bu yüzden en popüler bu ülkede. Türkiye’nin en büyük “ötekisi” olduğu için.
Devamı ...

20 Mayıs 2009

Barcelona vs. Diyarbakırspor


barcelona 2008-2009

Barcelona Türkiye’de son yıllarda futbola entelektüel ilginin de artmasıyla çok daha tanınan bilinen ve sevilen bir kulüp haline geldi. Bir futbol kulübünün ötesinde bir şey olması, Katalan kimliğinin bordo mavili formada tecessüm etmiş hali pek çok insanın Barcelona ilgisi ve sevgisinin nedeni.

Üstelik kalbi solda olanların siyasal temayüllerine indirgenecek bir ilgi de değil Türkiye’deki Barcelona ilgisi. Gayet milliyetçi ve muhafazakar insanların da Barcelona’nın bu kulüpten öte kimliğini benimseyip biraz da bu nedenle Barcelona’ya sempatiyle baktıklarını görebiliyoruz.

Aynı saiklerle ve kimlik politikasının taşıyıcısı olarak Türkiye’de bir takım çıksa peki bu takıma sempatiyle yaklaşılır mı? Kalbi solda olanlar dahil bu takıma Barcelona’ya gösterilen anlayış gösterilir mi bundan pek emin değilim. Sadece kent ismiyle bir “öteki”yi temsil eden ama Süper Ligdeki son sezon kadrosunda Diyarbakır doğumlu sadece bir oyuncu barındıran Diyarbakırspor’a kendisini bütün tribün gruplarının ötesinde gören Çarşı dahil Türkiye’nin neredeyse bütün stadlarında “Pkk dışarı” diye bağırıldığını hatırlarsak aslında bir kulüpten daha fazla olan şeylere Misak-ı Milli sınırları içerisinde pek tahammülümüz olmadığını kabul etmemiz gerekiyor.

Oleguer İspanya milli takımında oynamayacağını açıklayıp Katalan kimliğiyle bunu gerekçelendirince “saf Katalan”, “entelektüel adam”,”helal olsun” nidalarıyla karşılanıyor ama aynı gerekçeyle Kürt bir futbolcu Türk milli takımında oynamayacağını açıklasa herhalde Türkiye’de en çok küfredilen futbolcu ünvanını ele geçirir ve kimse Oleguer’e gösterdiği diğerkamlığı bu futbolcuya göstermezdi.

Kendilerini öteki hissedenler uzak diyarlarda, okyanus aşırı yerlerde olunca onları anlayışla karşılamak hatta onların kimlik ya da dil taleplerine daha ılımlı yaklaşmak mümkün olabiliyor ama burnumuzun dibindeki insanların;Kürtlerin türbanlıların eşcinsellerin herhangi bir talebi, hakkı, çığlığı yok hükmünde algılanıyor çoğu zaman. Öteki belli bir mesafede olduğunda demokratlığını solculuğunu hatırlayan futbol mütefekkirleri de Barcelona’ya sempatiyle bakarken, Bilbao’nun aşırı milliyetçi tutumunu hoşgören bir dil kullanırken bu topraklardan çıkabilecek basit bir futbol ötesi anlam taşıyan kulübe ise hiç çekinmeden “bu kadarı da fazla” diyebiliyor. Diyarbakırspor bu sene tekrar Süper Ligde onların zaten bulundukları bölgenin kimlik taşıyıcısı olma gibi bir iddiaları yok aksine devlet takımı olarak görülüyorlardı pek çok insan tarafından özellikle ligdeki ilk yıllarında. Şimdi Diyarbakırspor’dan devlet biraz elini çekti. Bu devlet görünümlü takıma bile “Pkk dışarı” diye bağırılan bir futbol aleminde gerçekten bölgenin sosyo-politik taşıyıcısı olma iddiasını gütseler başlarına ne gelirdi acaba çok merak ediyorum. “Ötekiye saygılıyım ama benden uzak oldukça” anlayışının çok açık bir yansıması bizim Barcelona ve Diyarbakırspor’a bakışımız.

P.S. Diyarbakırspor Barceleno’nun kullandığı “bir kulüpten daha fazlası’sloganını kullansa hakkında kim ilk önce kapatılma davası açar diye bir soruyla bitirelim.

a)Yargıtay
b)Genelkurmay
c)Futbol federasyonu
d)Medya
e)Hepsi.

Devamı ...