21 Eylül 2011
İncileriniz Dökülmedi Değil mi?
PVH'ın deyimiyle "milyon yıldır" kaç milyon kere yazıp çizdik acaba? Kaç defa "Çocukların Fenerbahçeliliğini para ile zorlamayın. İnsanları bu 'yokluğun çoklukta olduğu' memlekette Fenerbahçe'den para yüzünden uzaklaştırmayın" diye yalvardık. Sayısız...
Ne oldu şimdi? Adeta federasyon zorlamasıyla yapılan bu muhteşem gövde gösterisi, "bilet fiyatlarını belirleyen" yerlerinizi mi ağrıttı, incilerinizi mi döktü, saygıdeğer Fenerbahçe yönetimi? Ne oldu? Hiçbir kötü şey olmadı. Bilakis her şey "çok güzel" oldu.
Peki bundan sonrası ne olacak? Sizin bildiğiniz eski hamamdaki eski tas gibi mi gidecek? Aman diyelim. Amanı bilir misiniz?
Beş sene önce yazılan şu aşağıdaki yazıyı, bundan beş sene sonra tekrar ettirmeyin bizlere. Fırsat bu fırsat. Şu tribünleri halka açın. Bilet fiyatlarına, en azından çocuklar için, bir çeki düzen verin. Bırakın fakir çocuklar da Fenerbahçelerini izlesinler. Asla pişman olmazsınız.
Bir çocuğu Fenerbahçeli yapmanın en kolay ve en bağlayıcı yoludur‚ o çocuğu maça götürmek. Forma almışsın (ki bizim gibi nispeten gençlerin çocukluk zamanında bile bu derece sebil değildi forma alma işleri)‚ kaşkol takmışsın‚ anlamaz çocuk. Atmosferi görünce bağlanır. Aklına kazınır‚ Fenerbahçe sevgisi.
Stadyumu boşken gezen çocukların sevinçle koşturup durmasını "Anneee‚ Fenerbahçe Stadındayız" diye gözleri pırıl pırıl bağırmalarını ve babalarını arayıp kıskandırmak istercesine "İşte misin babacım? Ben de stattayım" diye ağzı kulaklarında konuşmalarını görüp dinlerken bile insan hissediyor etkiyi.
Şimdi "Suyla dönmüyor kardeşim bu çarklar" gibi bir kabalıkla dile getirilen endüstriyel gerçeği (?) bir yana koyarsak; “bir sürü çocuğu kısa yoldan Fenerbahçeli yapmanın kolaylığını insanlara sağlamaktan imtina etmek ne kadar doğru?” diye soruyorum kendime.
Küçüktük. Maça gitmek için cebimizde harçlığımız kalmadığı zaman‚ ebeveynlerimize‚ "Siz bana şu kadar para verseniz şimdi. Ben maça gitsem. Sonra kesersiniz harçlığımdan" derdik. Onlar da ya doğrudan "Al bakalım kerata" derlerdi ya da önce "Sen hiç ders çalışma olur mu? Hep maçta olsun aklın" diye kinayeleyip, üzerine "Al bakalım kerata" diye eklerlerdi. Yani gidebilirdik.
Yaşadığımız ülke Türkiye’ydi. Öğrenci adamların ve küçük çocukların masrafları da harçlıkları da ekseriyetle belliydi. Fenerbahçe maçına gitmek için gereken şu kadar para‚ bu yukarıda adı geçen kümenin elemanları için o kadar uçuk bir para değildi.
Bir üstteki paragrafın ilk iki cümlesi hala geçerli ama üçüncü cümlede değişen bir şeyler var. Kaç küçük çocuk ya da öğrenci ailesine gidip de "Bana 50-100 YTL arası bir miktar versenize. Maça gideceğim" diyebilir. Kaç aile‚ çoluk çocuk gönül rahatlığıyla maça gelebilir?
Endüstriyellikte denge unsuru yok mudur? İnsanın içini acıtıyor bu göz göre göre halkın elinden kayıp uzaklara giden Fenerbahçe tribünleri. Oysa geçmişten bize mirastı o sıralar... Bakalım, bu son kuşaklardan sonra kaç kişi kalacak oralarda...
Devamı ...
27 Ağustos 2011
Fenerbahçe Üyeliği Halka Açılsın.
Evet, yine bu fotoğraf. Çünkü bendeniz için Fenerbahçe'nin halk olmasını bundan daha özel ve güzel anlatan bir resim yok. Bugünlerde, bazı sözlerin hakkını verme zamanı geldi. Bu yolda Fenerbahçe taraftarı için, Star Wars'da Darth Maul'un yaptığı gibi "At last we will reveal ourselves to the Jedi. At last we will have revenge" diye giderlenip, sonunda amaca ulaşmadan ikiye kesilmek yok. Ne olursa olsun, başarmak var. "Fenerbahçe büyüklüğü şampiyonluk ve kupa büyüklüğü değildir" cümlesini düşmanlara; "Fenerbahçe halktır" tabirini ise kendimize kanıtlamak zorundayız.
Limon'a, Hıbır'a, Pişmiş Kelle'ye ve sair mizah dergilerine, kağıt masrafları yüzünden gelen ve ufak özürler eşliğinde biz okurlara duyurulan ince zamlara burulduğumuz öğrencilik zamanları geride kaldı. "Gitti yine harçlıktan insanlık için küçük ama benim için büyük bir meblağ" bayrağını şimdi yeni nesiller taşıyor. Bizim kuşakların artık mesai kovalar hale gelmiş "mizah dergisi müdavimlerinin bir çoğu" ise her hafta bayiiden "Leman-Penguen-Uykusuz" troikasını indirirken, kafasının bir kenarına koyduğu 6 lirayı, bakkal amcaya toka etmekle meşgul.
Büyümenin, bir kariyer inşa etmenin veya bir sosyal yaşantıyı ince ince dokumanın raconu, "Bas bas paraları Leyla'ya"dan geçer. Yani nakit akar gider ama...
Kütüphaneyi açıp baktığında, kaba bir hesapla bayağı bir tutmuş kitapları yan yana görmenin keyfi paha biçilmezdir. "Alfabetik mi dizsem, tarihe göre mi ayırsam? Kemal Tahir'leri, Stephen King'lerle yan yana koysam da tefsir ciltlerini içeriden buraya mı taşısam?" derken iki saat geçiverir de "Ulan vakti boşa harcadık" demezsin.
Evdeki meskun mahallerden birine özenle yerleştirilmiş dergilerden, defalarca okuduğun için neredeyse ezbere bildiğin bir yazıyı tekrar gözden geçirmeye karar verirsin ama o dergiyi çekip alana kadar bir sürü başka sayıdan, bir sürü başka şeye dalarsın. Vakit gene, son 400 metreye giren Bold Pilot gibi geçer. Anlamazsın.
DVD'ler, figürler, koleksiyoncuların efemera dediği ıncık cıncık bir sürü şey, gezmek, tozmak, yemek, içmek... Varlığı bir dert, yokluğu yara olan sayesinde...
Birisi gelse ve dese ki " Hoşuna giden meşgalelerden bir meşgale, hobilerden bir hobi seçeceksin, ve bunun karşılığında sadece ayda 4 Lira 20 Kuruş vereceksin. Var mısın?"
Ne cevap vereceğimiz mâlum.
Ayda 4 Lira 20 Kuruş. Enteresandır, Fenerbahçe üyeliğinin bedeli de bu kadar.
"Ama bir de girerken 10.000 Lira veriyorlar" diyenleri duymamak mümkün değil.
Allah razı olsun onlardan. Para veren, altın bulsun.
Ama başka bir şeyden bahsediyoruz. Neden olduğunu açalım.
Yaşadığımız dramatik süreci anlatmaya gerek yok. Fenerbahçe taraftarları olarak, neler çektiğimiz ortada. Kulübün önündeki belirsizlik, ayakta kalmak için gereken maddi dayanakları da temelden sallanır hale getirdi. Bundan daha da önemlisi, kulübün tüzel kişiliğini temsil eden yönetim kurulunun, hareketsiz kalmakla hata yaptığını itiraf etmesiydi.
Bu atalet, önünde sonunda bir kitlesellik sorunudur.
Fenerbahçe camiasında, "yaşanan haksızlıklara" bihakkın isyan edenler yalnızca taraftarlar oldu. Yönetim kurulunun ve diğer tüm erklerin "başıbozuk" olarak değerlendirdiği taraftar kitlelerinin en son hareketi "Taraftar Kart" projesi. Bunun hareket noktalarından bir tanesi de Aziz Yıldırım'ın "1.000.000 Üye" düşüncesiydi. Türkiye şartlarında bunun çok da mümkün olmadığı bir gerçek ama her şeyin olduğu gibi bırakılması da gerekmez. Bu projeyle müthiş bir bağış / yarar sağlanacağı muhakkak ama yetmez. Yetmemeli. Daha büyük, daha net, daha "amaca müteallik" bir katılım sağlanmalı. Bunun adı da "Kulüp Üyeliği". Zira Fenerbahçe, azami fayda eşliğinde, sonuna kadar içselleştirdiği bir kitleye ancak üyelik yoluyla ulaşabilir.
"Hemen yarın üyelik giriş bedeli 3.000 Lira yapılsın. Aidatlar da 250 Liraya çıkartılsın" demek mümkün olmayabilir ama kısa zamanda buna benzer bir düzenleme yapılmalı. Fenerbahçe halka "dış kapının mandalı" olarak bakmamalı. Galatasaray'ın o her zamanki elitist - aristokrat, burnu büyük havalarının yanından geçmemeli. Bu rezil günler, en azından o gidişin durması ve Fenerbahçe'nin halkıyla bütünleşmesi için fırsat haline getirilmeli.
Yöneticilerin bile bunu duyduklarında "İsyan çıkar" demesi, halihazırdaki düzenin değişmesi gerektiğinin bir numaralı kanıtıdır.
Belli başlı kongre üyelerinin aidatlarının "muhalif ya da muktedir" olan "başkaları" tarafından ödendiği, "Selamünaleyküm kör kadı" kabilinden, herkesin bildiği ama pek kimsenin konuşmadığı bir gerçek.
Yani uzun lafın kısası;
Sıradan taraftarlar ve kendi aidatlarını kendisi yatıran kongre üyeleri, her türlü kaynağı yaratıp, sayısız fedakarlık ile bütün eylemlerin içerisinde oradan oraya koşturuyor ama bazı "muhalefete ya da iktidara yakın güdümlü ağaların, beylerin, hanım ablaların" aidatı toptan ödensin diye Fenerbahçe'ye üyelik daha kolay hale getirilmiyor ve üye aidatları komik denecek kadar ucuz tutuluyor.
Bu düzen sona ersin. Fenerbahçe halkla bir olsun. Haksızlığa isyan Fenerbahçelinin karakteriyse, halksızlığa isyan Fenerbahçe ruhunun alamet-i farikasıdır.
Devamı ...