21 Ocak 2012

Şimdi Kalpten Gidicem



Voleybol takımının "Hapçı, ilaççı, .... Eczacı"yı evire çevire yendiği voleybol maçından eve doğru dönerken "Futbol maçı ne oldu acaba?" merakıyla Twitter'a bir göz atıyordum ki...

Şu sıralarda Turan illerinden Bakü'de bulunmasına rağmen, aklını, fikrini ve kalbinin büyük bölümünü "Bağdat Caddesi - Fenerbahçe Stadyumu" güzergahında bırakmış olan bir kardeşimin televizyonda şahit olup, aktardığı sahneyi okudum.

O andan itibaren, Kayseri maçı, goller, puan ya da puanlar, iddianame, 58. madde falan çıktı, gitti aklımdan. "Fenerbahçe budur, gerisi hikayedir" dedim.

Van'dan stada gelen çocukcağızla röportaj yapıyorlar, şunu söyledi:
"Hayatımda gördüğüm en güzel yer, şimdi kalpten gidicem..."


Fenerbahçe taraftarları Topuk Yaylası'na doğru giderken, defterinin sayfasını sarı laciverde boyamış bir kız çocuğu çıkmıştı karşılarına. Şimdi de bu yukarıdaki görüntü... Ve daha milyonlarca var bunlardan.

"Fenerbahçe Halktır" derken söylemek istediğimiz buydu işte. Bu çocuğun yüreğindeki Fenerbahçe sevgisi dışarı atılamaz artık. Geçtim onu, zayıflatılamaz bile. Yeter ki Fenerbahçesinden mahrum bırakılmasın.

"Fenerbahçe nedir?" diye sorana, bu sahneyi izlet, başka bir şey söyleme.

"Fenerbahçe bu süreçte nasıl yıkılmadı?" diye tavuk gibi düşünene, bu enstantaneyi göster, dön arkanı, yürü.

"Fenerbahçe Türkiye'dir" cümlesiyle dalga geçenin kafasına bu görüntünün kaydını geçir, olsun, bitsin.

Şüphesiz "Ne var bunda? O yaşta hangi çocuğu, hangi stadyuma götürsen aynı şeyi hisseder, aynı şeyi söyler" diyen tipler olacaktır.

Bir tanesi "iki direk arası" bir avuçlardan bugüne gelen aristokrasi meftunu, diğeri bir zamanlar Türkiye'nin ikinci kalabalık kitlesi iken şimdilerde semtinden dışarı çıkamayan, sonuncusu ise kendini hamsi gibi nimetten sanan takım mensuplarının böyle şeyler söylemesi normal olur. Zaten "Fenerbahçe bu süreçte nasıl yıkılmadı?" sorusuna kafası basmayanlar da bunlar. Ve bunlar var ya bunlar, Yeşilçam filmlerinin de neden hep Fenerbahçe üzerinden çekildiğini bilmezler. Aslında eşşek gibi bilirler de "Yönetmen Fenerliydi" deyip, geçerler.

Neyse, konumuz onlar değil. Maruzatım şudur asıl.

Muhterem yönetim kurulumuza sesleniyorum.

Bu çocukları stadyuma daha fazla getirin lütfen.

Tamam, bilet fiyatlarını düşürmeyeceksiniz, onu anladık. Ama bir güzellik yapın da şu stadyumun küçük bir bölümünü "bedelsiz" olacak şekilde çocuklara ayırın bari, istirham ediyoruz.

Sonra... Bir departman kurun mesela. Dernekler aracılığıyla, illerdeki okullardan getirilecek çocukların o bölümde maç izlemesi sağlansın. Çocuk Esirgeme Yurtları'ndan çocukların gelmesi organize edilsin.

Fenerbahçe sadece para kazanmasın, insan da kazansın.

Nazım Hikmet'in "Sporda da olsa, halka dayanalım vatandaşlar!. Halka, kapılarımızı geniş açalım iki gözüm!" cümlelerini orada burada paylaşırken güzel ama bunun hakkını vermek ve "halk" denen şeyin de ağaçta yetişmediğini anlamak gerek artık. Çocuklar olmazsa, Fenerbahçe olmaz.
Devamı ...

21 Eylül 2011

İncileriniz Dökülmedi Değil mi?



PVH'ın deyimiyle "milyon yıldır" kaç milyon kere yazıp çizdik acaba? Kaç defa "Çocukların Fenerbahçeliliğini para ile zorlamayın. İnsanları bu 'yokluğun çoklukta olduğu' memlekette Fenerbahçe'den para yüzünden uzaklaştırmayın" diye yalvardık. Sayısız...

Ne oldu şimdi? Adeta federasyon zorlamasıyla yapılan bu muhteşem gövde gösterisi, "bilet fiyatlarını belirleyen" yerlerinizi mi ağrıttı, incilerinizi mi döktü, saygıdeğer Fenerbahçe yönetimi? Ne oldu? Hiçbir kötü şey olmadı. Bilakis her şey "çok güzel" oldu.

Peki bundan sonrası ne olacak? Sizin bildiğiniz eski hamamdaki eski tas gibi mi gidecek? Aman diyelim. Amanı bilir misiniz?


Beş sene önce yazılan şu aşağıdaki yazıyı, bundan beş sene sonra tekrar ettirmeyin bizlere. Fırsat bu fırsat. Şu tribünleri halka açın. Bilet fiyatlarına, en azından çocuklar için, bir çeki düzen verin. Bırakın fakir çocuklar da Fenerbahçelerini izlesinler. Asla pişman olmazsınız.


Bir çocuğu Fenerbahçeli yapmanın en kolay ve en bağlayıcı yoludur‚ o çocuğu maça götürmek. Forma almışsın (ki bizim gibi nispeten gençlerin çocukluk zamanında bile bu derece sebil değildi forma alma işleri)‚ kaşkol takmışsın‚ anlamaz çocuk. Atmosferi görünce bağlanır. Aklına kazınır‚ Fenerbahçe sevgisi.

Stadyumu boşken gezen çocukların sevinçle koşturup durmasını "Anneee‚ Fenerbahçe Stadındayız" diye gözleri pırıl pırıl bağırmalarını ve babalarını arayıp kıskandırmak istercesine "İşte misin babacım? Ben de stattayım" diye ağzı kulaklarında konuşmalarını görüp dinlerken bile insan hissediyor etkiyi.

Şimdi "Suyla dönmüyor kardeşim bu çarklar" gibi bir kabalıkla dile getirilen endüstriyel gerçeği (?) bir yana koyarsak; “bir sürü çocuğu kısa yoldan Fenerbahçeli yapmanın kolaylığını insanlara sağlamaktan imtina etmek ne kadar doğru?” diye soruyorum kendime.

Küçüktük. Maça gitmek için cebimizde harçlığımız kalmadığı zaman‚ ebeveynlerimize‚ "Siz bana şu kadar para verseniz şimdi. Ben maça gitsem. Sonra kesersiniz harçlığımdan" derdik. Onlar da ya doğrudan "Al bakalım kerata" derlerdi ya da önce "Sen hiç ders çalışma olur mu? Hep maçta olsun aklın" diye kinayeleyip, üzerine "Al bakalım kerata" diye eklerlerdi. Yani gidebilirdik.

Yaşadığımız ülke Türkiye’ydi. Öğrenci adamların ve küçük çocukların masrafları da harçlıkları da ekseriyetle belliydi. Fenerbahçe maçına gitmek için gereken şu kadar para‚ bu yukarıda adı geçen kümenin elemanları için o kadar uçuk bir para değildi.

Bir üstteki paragrafın ilk iki cümlesi hala geçerli ama üçüncü cümlede değişen bir şeyler var. Kaç küçük çocuk ya da öğrenci ailesine gidip de "Bana 50-100 YTL arası bir miktar versenize. Maça gideceğim" diyebilir. Kaç aile‚ çoluk çocuk gönül rahatlığıyla maça gelebilir?

Endüstriyellikte denge unsuru yok mudur? İnsanın içini acıtıyor bu göz göre göre halkın elinden kayıp uzaklara giden Fenerbahçe tribünleri. Oysa geçmişten bize mirastı o sıralar... Bakalım, bu son kuşaklardan sonra kaç kişi kalacak oralarda...

Devamı ...