2 Nisan 2012

"Trabzon'da Irkçılık Tehlikesiz ve Serbest mi ?


Türkiye epey uzun bir zamandır yedi gün 24 saat polis gözetiminde bir ülke, Mobese kameralarından yetkisiz telefon dinlemelere, fişlemelerden, medya manipülasyonuna Big Brother'in 2012 deki bölge sorumluluğunu uzun zamandır Emniyet Genel Müdürlüğü üstlenmekte. Tahakküm altında bir medya buldukları ve servis ettikleri her şeyi ayet niyetine yazan köşe yazarları ve gazetecileri de emir eri olarak kullandıkları için artık polis gündelik hayatın efendisi rolünü iyice pekiştirdi.

Tabii stadlar ve salonlar da bu mütehakkim zihniyetten fazlasıyla payını alıyor. İki ay önce Konya'da Efes -Fenerbahçe maçına girerken çantamı arayan polis fotograf makinesinin içindeki pili çıkarmamı istedi, nedenini sordum, sahaya atabileceğimi söyledi, epey bir tartışmadan sonra fotograf makinesi pillerini salona atacak kadar manyak biri olmadığıma ikna oldular, yine iki hafta önce Dünya Salon Atletizm Şampiyonası girişinde polis bu sefer bozuk paraları salona alamayacağını söyledi, herhalde yüksek atlama sırasında Anna Çicerova'ya niye geçemedin şu 2,29 u diye sinirlenip kafasına bozuk para atabileceğimi falan düşündüler, ordaki polise de yarışlar için kalkıp Çanakkale'den gelen birinin bir atletizm müsabakasında niye bozuk para atabileceğini anlatmaya çalışsam da başarılı olamadım, biraz dışarı çıkıp bozuk paralarımı kamufle edip öteki kapıdan girerek Türk Emniyetini atlatmış oldum.

Atletizm yarışlarında bile izleyiciyi otomatik olarak holigan gören bir zihniyetin yıllardır futbol maçlarını nasıl cehenneme çevirdiğini biliyoruz. Bırakın protesto içermeyi en yalın anlamlı pankartları bile topluyor polis, en ufak bir gerekçe falan göstermeden Bekçi Murtaza zihniyetiyle talimat böyle diye pankartı alıyorlar. Geçenlerde Galatasaraylı bir arkadaş Türk Telekom Arena'da küçücük çocuğun kartona yazdığı G ve S harflerine bile polisin örgütsel döküman gibi muamele yaptığını içeriye almamak için binbir bahane ürettiğini yazdı.

Şimdi yurdun bir kesiminde her halta karşı hassas olan, pankartlarda mesaj verilmesine sinirlenen yüce Türk polisinin Trabzon şubesi ne hikmetse bu güzide kentimizde devlet-millet kaynaşmasına örnek teşkil ediyor. Daha önce deplasman tribünlerinde Trabzonluların taş ve kaya parçalarına maruz kalmış ve polisin taş ve tuğla atanlara eşlik ettiğini, gözetim yetkisinden onları seyretmeyi anladığı örnekleri defalarca yaşamış arkadaşlarımız var. Dolayısıyla dün sahaya atılan bıçağın nasıl olup da stada sokulduğuna falan şaşırmamak lazım zira Trabzon polisinin gürbüz delikanlıları arkasından sıvazlayıp, ihtiyaçlarını karşılaması ülkemiz için yeni bir olay değil.

Meselenin asıl özü olan şu yukarıdaki resimdeki pankarta gelelim. "Papazın Çayırından Kanuni'nin Memleketine Hangi Yüzle Geldiniz" Şimdi bu pankartı polisin görmeme şansı yok, izin verdiklerine göre bu pankarttaki ırkçılığın ya farkında değiller ya da bu sıradan faşizmin Trabzonspor tribününün ayrılmaz bir parçası olduğuna kanaat getirmişler demek ki. Trabzon taraftarının da hakkını yemeyelim daha önce bize defalarca "hardcore ırkçılık" örnekleri verdikleri için bu damıtılmış ırkçı tondaki pankart biraz hafif kalmış olabilir. "Ayağa kalkmayan Ermeni olsun diye tezahürat yapılan, beyaz berelerle arz-ı endam edilen, Oğuz Sarvan'ı protesto yürüyüşünde "Ermeni Oğuz'a Trabzon'da soykırım" sloganı atılan "Yasinlerle çıktık yola, Ogünler çok yakında" diye hakem protesto eden bir güruhtan böyle bir pankartı beklemek de son derece normal. Hatta diğer örneklerdeki kadar açık ırkçılık yapılmadığını belirtip ırkçı tonda mevsimsel bir düşüş olarak bile bu gelişmeyi kutsayacak "objektif manyaklar" çıkacaktır, Ne de olsa hedef Fenerbahçe her şey mübah objektiflere göre.

Daha 5 sene önce bu güya Papazın Çayırı vurgusuyla gayrimüslümleri aşağılayan, bu pankartı asan şehirde bir rahip öldürüldü, yine bu kentte arkasında bütün dünyanın bir örgütü gördüğü ama yüce Türk yargısının "valla biz örgüt bulamadık" dediği bir cinayetin temelleri atıldı. Yapılan linç girişimlerinin, ikide bir ayaklanan milli manevi kalkışmaların haddi hesabı yok. Irkçılığın yabancı düşmanlığının artık milli bir spor haline geldiği bir yerde bu pankarta nasıl izin verilir. Küçücük çocuğun G ve S harfinden hassasiyet üreten bir zihniyet böyle ırkçı bir ton taşıyan pankarta niye izin verir ?

Bu ne dokunulmazlıktır, bu kentin milli manevi hassasiyetleri nasıl bir hassasiyettir ki İstanbul'daki salonda, Ankara'daki tribünde kuralcı kesilen, anında herşeye müdahale eden, üç tane slogan duysa biber gazına sarılan polislerin bu statta basiretleri bağlanır. Gözü önünde rakip tribüne taş atan adamları keyifle izleyip, ırkçılığın ağababasını yapanlara en ufak bir girişimde bulunmazlar.

Bu kentte öteki olarak görülen her şeye karşı nasıl büyük bir öfke ve hoyratlık olduğunu sosyolojik genellemelerle ya da stad folklorundaki ırkçı söylemle falan açıklamak yersiz. Sümela Manastırı'nı bir kez ziyaret ederseniz o güzelim fresklerin kazınılıp üstüne Trabzonspor'un 1983-1984 kadrosunun yazanlardan ötekine saygı falan değil dünkü gibi bir pankart bekleneceğini zaten anlarsınız.

Son söz de solcu-objektif geçinip yaban ellerde St. Pauli, Livorno kovalayıp bu topraklarda hedef Fenerbahçe olunca solculuğunu da objektifliğini de askıya alanlara, biliyoruz ki şu pankart karşısında da daha önceki rezilliklerde olduğu gibi tek laf etmeyecekler, "ırkçılık kötü şey ama adamlar Fenerbahçe maçında yaptılar ya boşver" diye Livorno güzellemelerine, St Pauli aşklarına devam edecekler. En az Trabzon'daki sistematik rezil ırkçılık kadar, öznesi Fenerbahçe diye ilkelerini bir kenara bırakıp sus pus olan bu adamlar da bu rezil ülkenin daha da rezilleşeceğinin yürüyen göstergesidir.
Devamı ...

29 Temmuz 2011

Fransız Emniyetine Şike Mektubu!



Ben ki Beyoğlu'nun ve Cihangir'in ve Kadıköy'ün ve Emirgan'ın ve Kartal'ın ve Eyüp'ün, ve arka sokakların, ve köprü altı alt geçitlerin ve bakımsız üst geçitlerin ve yedi tepeli Konstantinopol'un Emniyet Müdürü, sen ki Paris 2. Bölge Ekipler Amiri Fransuva;

Duydum ki dün gece oynanan Lille ve Marsilya namıyla maruf iki takımın 5-4 biten maçından sonra herhangi bir soruşturma yapmamış, bu hile ve desise yolu ile belirlendiği sonucundan belli müsabakayla ilgili hiç bir Fransız keferesini bırakın tutuklamayı gözaltına bile almamışsınız. Fransuva kardeşim. Biz ki 3 kıtada 19 maçta şike tespit etmiş, deliller yaratıp deliller çürütmüş, sanat eseri operasyonlar yapmış yedi düvele korku salmış bir Emniyet şubesi olarak Lille kefereleri 3-1 öne geçtiğinde bu maçın 5-4 Marsilya lehine sonuçlanacağını Dersaadetten görürken siz o ışıklar şehri güzelim Paris'in ortasında ne yaparsınız. Hile ve desise yoluyla tecelli etmiş bu futbol müsabakasından önce Lille soyunma odasını neden dinlemez, Marsilya'nın yabancı oyuncularının menajerlerini niye takip etmezsiniz? Bu ne densizlik bu ne vurdumduymazlıktır?

Şimdi Fransuva kardeşim sözümü iyi dinle: Bildiğin gibi biz bir cihan imparatorluğunun mirasçısı olduğumuz için dünyanın hiç bir yerindeki olaylara kayıtsız kalamayız. Bu cihetle maç öncesi dinlemeye takılan ve açıkça şer güçlerce tertip edilen bu müsabakanın tez vakitte iptali için telefon kayıtlarının olduğu 34 klasörü sizlere yolluyorum.

Ayrıca içimiz kan ağlayarak üç hafta boyunca izlediğimiz Cadel Evans adlı 34 yaşından gün almış yaşlı bir keferenin dantel gibi örerek kazandığı ve 5. turdan itibaren kimin kazanacağını Organize Şubede çaylarımızı yudumlayarak bildiğimiz Tour de France hakkındaki 24 klasörü de göndermekten evlad-Fatihan'ın torunları olarak gurur duyuyoruz.

Tırmanma etaplarındaki ses kayıtlarına ait tapeler yüzlerine okuduğunda ne Avustralyalının Evans'ı ne Lüksemburg'un Schleck'i, ne İtalyan'ın Cancellera'sı ne İngiliz'in Cavendish'i bir şey diyebildiler. Dudakları mühürlenmiş gibi "yüce devletlum biz ettik siz etmeyin"den başka ağızlarından lakırdı almak ne mümkün.

Yine bir ay önce İngiliz'in Londra'sına yakın Wimbledon denilen hal-i arazideki tenis maçında Fransız devletinin kulu olan Jo-Wilfred Tsonga namıyla maruf insan azmanı tenisci Federer namıyla kabil, şu arş-ı ala'nın görüp görebileceği en iyi tenisci karşısında 2-0 geriye düştüğünde de ben ve organize şubedeki cefakar arkadaşlarım maçın sonucunu yine bilerek müstehzi gülüşlerle izledik. 2-0 Federer öndeyken medical-time out sırasında Tsonga'nın şu aşağıda ses kaydı şike değildir, hile ve desise değildir de nedir sevgili kardeşim? Şüphesiz ki anlayanlar için bu kayıtta ibretler gizlidir.

Tsonga: Abi durum çok kötü ama inşallah çevireceğim, dua et abi alırsam üçüncü seti alırız bu maçı.
Bu tenis maçına ait 22 klasörü de gönderiyorum sana göndereceğimiz özel elçiyle birlikte.

İşte böyle kardeşim Fransuva. Elimizdeki belgeleri cihanşumul atalarımızın bize yüklediği sorumlulukla sizlere gönderiyoruz. Bu şike soruşturmasında sadece İstanbul değil Beyrut da kazanmıştır, Diyarbakır değil Saraybosna da kazanmıştır, Antep değil Kahire de kazanmıştır. Konya değil Paris de kazanmıştır. (Bunu balkonda yazdım daha etkili oluyor).

En kısa zamanda Fransız sporunu kirleten, lekeleyen bu olayların sorumluları hakkında gerekli işlemlerin yapılıp, Fransız sanatına yakışan bir soruşturma yapılmasını ve Fransız sporunun bağırsaklarının temizlenmesini temenni ediyorum. Mahsus selam eder gözlerinden öperim.

Hamiş: Soruşturmanın psikolojik ayağı için Baransu'yu da gönderin diye araya ricacılar koyduğunu da duydum bu ne densizlik bre kafir kardeşim Fransuva.
Devamı ...

7 Temmuz 2011

Emniyetin Amacı Ne?



Türkiye’de masumiyet karinesi kavramı tersine işliyor. Polis sizi gözaltına aldıysa kesin suçlu oluyorsunuz, masumiyetinizi ispat edebilecek kadar uzun ömürlü ve şanslıysanız yargılama sonunda masum olabiliyorsunuz. Evrensel hukuka göre masumiyet ilkenizin devam ettiği gözaltı ve tutukluluk süresi boyunca emniyet sizin itibarınızı zedeleyebilecek her türlü görüntüyü medya yoluyla sızdırma, servis etme hakkına da sahip.

Hakkında herhangi bir hukuki karar olmayan Aziz Yıldırım’ın hastanede atletle resmini yayınlamak, gözaltına alınış anını göstermek, emniyetteki resmini medyaya sızdırmak tipik itibarsızlaştırma hamleleri. Emniyetin başından beri hüküm verdiği bir soruşturmayla karşı karşıyayız. Kamuoyu algısını sağlam tutup Fenerbahçe’nin düşürülmesi için federasyona baskı yapmak konusunda ilk günden müthiş bir çaba gösteriyorlar. Bahsettikleri sağlam deliller, güçlü deliller, valla öyle böyle değil çok sağlam deliller onca şey sızdırmalarına rağmen hala ortada yok. 19 maçta şike tespit ettik diyen adamların elinde bir tane futbolcu var. Ona da isnat edilen suç hakkında avukatlarından duyduğumuz kadarıyla somut hiçbir delil yok.

Emniyetin hüküm verme sonuç açıklama gibi bir yetkisi yok, “19 maçta şike tepit ettik” diye açıklama yapması yargıyı da kendisinin verdiğinin en net göstergesi. Şike tespiti gerekçesiyle dosyayı savcılığa gönderdik, ya da şike şüphesiyle savcılığa gönderdik, değil "şike tespit ettik" diyorlar. Amaçları belli kamuoyu algısıyla bir an önce Federasyon tarafından verileceğini umdukları kararı etkileyebilmek. Emniyetin dünkü açıklaması aşağıda:


İstanbul Emniyet Müdürlüğü olarak organize suç örgütlerine karşı geçmiş dönemde yürüttüğümüz ve birçok organize suç örgütünün çökertildiği başarılı operasyonlara, hassasiyetle ve titizlikle devam edilmektedir. Bu mücadelemizde vatandaşlarımızdan aldığımız büyük destek bizi son derece memnun etmekte ve motivasyon kaynağımız olmaktadır."
Açıklama bu, halktan aldıkları destekle motive olup tüm kulübün kapısına kilit vurabilirler demek ki. Emniyet Müdürlüğü halk desteği falan sağlamayı bırakıp böyle saçma sapan demeçler vermek yerine, hukukun temel ilkelerini yerine getirsin, kolluk kuvvetlerine verilen yetkinin dışına çıkıp bilgi belge kanıt toplama görevinin ötesinde hüküm veren saçma sapan açıklamalar yapmasın. İnsanların ev arama görüntülerini, şubede savunmasız halde çekilen fotoğrafları medyaya servis etmesin. Fenerbahçe hakkında bize kanıt diye sunulan şeylerle alınabilecek bir karar temiz futbolun falan önünü açmaz. Bursa taraftarının 7 senedir ortada herhangi bir idari karar falan da yokken soğumayan haksızlığa uğramışlık psikolojisini, bu kanıtlara dayanılarak verilecek bir ceza sonrası Fenerbahçe taraftarında belki yüz kat daha şiddetli bir şekilde göreceğiz.

Besmele gibi sürekli her yazıda bunu söylemekten bıktık ama vicdanı kararmış kör fanatik olmadığımızı dolayısıyla ortada şike suçu varsa ve bu net bir şekilde kanıtlarla ortaya konularak ispat edilebiliyorsa derhal küme düşürülmeye hiçbir itirazımızın olamayacağını belirtelim. Şunu da ilave edelim şike konusunda suçlu bulunduğu halde yok marka değeri, yok ligin toplam kalitesi, medya ilgisi falan gibi gerekçelerle -30 puanla lige başlama pazarlığı yapan Fenerbahçe yöneticisi ya da taraftarı çıkarsa şike yapmış kadar aşağılıktır benim gözümde.

Aklı selim sahibi taraftarı tatmin edecek deliller varsa koyun önümüze, yoksa uyduruk delillere inanıp centilmen olmamızı uysal koyun gibi başımıza önümüze eğip kaderimize razı olmamızı beklemeyin. İnsanların en büyük tutkularından biriyle bu kadar pervasızca oynayabilmenin böylesine manipüle edebilmenin bir bedeli olmalı.
Devamı ...

6 Temmuz 2011

Emniyet'in Açıklaması ve Medyaya Bilgi, Belge Sızdırması Suçtur



İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ile Yönetim Kurulu bu koşullarda bir araya geleceklerini sanıyorum hiç tahmin etmemişlerdi


Dakika geçmiyor ki ilginç bir şeyle karşılaşmayalım. Haber şöyle:
"İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, futbolda şike iddialarına yönelik soruşturma kapsamında, Süper Lig ve Bank Asya 1. Ligi’nde toplam 19 maçta şike ya da teşvik faaliyetlerinin gerçekleştirildiğinin tespit edildiği ve delillendirildiği bildirildi." [1]

Bir başka haber, "Futbolda şike ve teşvik soruşturması çerçevesinde dava devam ederken emniyetten polis kamerası ile kaydedilen görüntüler medyaya servis edildi.."[2]

5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu
"SORUŞTURMANIN GİZLİLİĞİ


Madde 157 - (1) Kanunun başka hüküm koyduğu hâller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir.


5/01/2006 Tarihli
ADLİ KOLLUĞUN GÖREV, YETKİ VE SORUMLULUKLARI İLE SORUŞTURMANIN GİZLİLİĞİ HAKKINDA GENELGE

"Bilindiği üzere;

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının; "Suç ve cezalara ilişkin esaslar" kenar başlıklı 38'inci maddesinin dördüncü fıkrasında; "Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz."

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin, "Adil yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6'ncı maddesinin ikinci bendinde; "Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır."

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 285'inci maddesinin birinci fıkrasında; "(1) Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlâl eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, soruşturma aşamasında alınan ve kanun hükmü gereğince gizli tutulması gereken kararların ve bunların gereği olarak yapılan işlemlerin gizliliğinin ihlâli açısından aleniyetin gerçekleşmesi aranmaz."

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun; "Soruşturmanın gizliliği" kenar başlıklı 157'nci maddesinin birinci fıkrasında; "(1) Kanunun başka hüküm koyduğu hâller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir."

"Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi;

Allenet de Ribemont - Fransa davasında (10.02.1995), başvurucunun poliste gözaltındayken üst düzey bir polis memuru tarafından basın toplantısında bir cinayetin azmettiricisi olarak gösterilmesi üzerine, bunun masumiyet karinesinin ihlali olduğuna,

3/6

Sekanina - Avusturya davasında (25.08.1993), suçsuzluk karinesinin yargılama öncesinde olduğu kadar beraattan sonra da gözetilmesi gerektiğine, sanığın beraatı kesinleştikten sonra yerel mahkemenin başvurucunun suçuna ilişkin şüphelere dayanmasının artık kabul edilemez olduğuna,

Hükmederek, anılan ülkeler aleyhinde kararlar vermiştir."
" Bu itibarla;

1 - Soruşturmanın gizliliği ilkesi nazara alınarak;

Kişilik hakları ve suçsuzluk karinesi ile delillerin güvence altına alınması da göz önünde bulundurulmak suretiyle, gözaltındaki kişilerin suçlu olarak kamuoyuna duyurulmasına, basın önüne çıkarılmasına, kişilerin basınla sorulu cevaplı görüştürülmelerine, görüntülerinin alınmasına, teşhir edilmelerine sebebiyet verilmemesi, soruşturma evrakının basın organlarında yayınlanmasının önlenmesi,

Soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyerek istediği belgelerin bir örneğini alabilen şüpheli, mağdur ve vekillerinin de gizli kalması gereken hususları açıklamamaları yönünde uyarılması,

Kamuoyunda ciddi rahatsızlıklar yaratan bu nevi uygulamalara son verilmesi, bu bentlerin aksine tutum ve davranış sergileyenler hakkında derhâl yasal gereğine tevessül olunması,"

Konularında gereken dikkat ve özenin gösterilmesini rica ederim.


Hukuk kuralları açık. Sırayla.

1- Emniyet güçlerinin 19 maçta şike yapıldı yönünde açıklama yapması, adil yargılanma ilkesine aykırıdır. Emniyet, adli kolluk hizmetini kanun hükümlerine göre sunmaktan başka bir yetkiye sahip değildir. Henüz iddianamesi kabul edilmemiş, dava aşamasına gelmemiş, birinci derece mahkemesinde görülerek hüküm tesis edilmemiş bir davada nihai hükmü peşinen vermek, kamuoyu ile paylaşmak açıkça mevzuata, yerleşik içtihatlara ve bağlayıcı AİHM kararlarına aykırıdır.

2- Emniyet 157. madde kapsamında delilleri, bilgi ve belgeleri medyaya servis edemez, sunamaz, paylaşamaz. Bu suçtur ve cezai işlem gerektirir.

3- Bir takım suçlar isnad edilen ve gözaltında olan şahıslar şu an kendilerini savunabilecek imkanlara sahip değildir. Zira dava açılmamıştır. Şu noktada, kamuoyu önünde suçlu olduğu yönünde tek taraflı bilgi, belge, delil sızdırılması masumiyet karinesine, adil yargılanma ilkesine, savunma hakkına, CMK'nin 157. maddesine açıkça aykırıdır.

4- İstanbul Emniyet'inin hangi gerekçe ile hem yasaya, hem yerleşik içtihatlara hem de genelgelere aykırı şekilde bu tip eylemlere giriştiği de herhalde ayrıca izahata muhtaçtır.



[1] http://www.trt.net.tr/...c-4429-bdb1-f8504cf52b47
[2] http://www.internetspor.com/..ilk-goruntuler--83392.html?v=1309964231
Devamı ...